Baştan Çıkmaya Hazır Mısınız? Testi Yapın…Anlayın…

cilek[1]

 

Herkes iyi insanları sever ve çoğumuz hayatlarımızı iyi birer insan olarak yaşamaya çalışırız. O zaman neden dünya yüzünde her zaman iyi olan insan sayısı bu kadar azdır? Ne kadar gayret ederseniz edin öyle günler, öyle zayıflık anları vardır ki kötü olmak insana iyi olmaktan kolay gelir. İster otoyolda hızlı araba sürmek, ister sınavda kopya çekmek ya da ofisten bir kutu kalem araklamak… Hepimizin gurur duyamacağımız hareketleri vardır.

Gerçekten iyi bir insan olmanın yolu kişiliğimizdeki kötü yanları kabullenmek ve omzumuzdaki şeytan kulağımıza fısıldarken azize gibi davranmamak ve mükemmel olmadığımızı bilmektir. Hepimiz zaman zaman baştan çıkarız. Ama şimdiki senaryoda yakalanabilirsiniz.

1. Şehir dışında bir yürüyüşte nefis çileklerle dolu bir tarlaya geldiniz. Mideniz guruldamaya başladı ve etrafta kimsecikler yok. Siz ve bedava öğle yemeği arasında sadece bir çit var. Çitin yüksekliği ne kadar?

2. Bahçeye girdiniz çilekleri yemeye başladınız. Kaç tane yediniz?

3. Birden çileklerini çalmakta olduğunuz çiftçi ortaya çıktı ve size bağırmaya başladı. Kendinizi savunmak için neler söylediniz?

4. Tüm olan biteni bir kenara bırakıp söyleyin, çileklerin tadı nasıldı? Ve çilek çalma maceranız sona erdikten sonra kendinizi nasıl hissettiniz?

Yanıt:

Çilekler (baştan çıkarıcı kırmızılıkta ve sulu) cinsel arzu ve çekiciliğin sembolüdür. Bu senaryo için verdiğiniz cevaplar sizin yasak ilişkiye vereceğiniz tepkileri gösterecektir,

1. Çilek bahçesinin etrafındaki çitin yüksekliği sizin kendinizi kontrol yeteneğinizin ve cinsel dürtülerinize göstereceğiniz direncin derecesini gösterir. Çit ne kadar yüksekse sizinde savunmanız o kadar güçlüdür. Tamamen kapalı bir çit düşünenlerin takdire şayan bir sınırları var. Çileklerin sadece çıtalar arası diz yüksekliğinde iple çevrili olduğunu söyleyenleriniz aşk alevleri arasında cayır cayır yanma riski taşırlar.

2. Çaldığınız çilek sayısı aşık olduğunuz (ya da arzuladığınız) inandığınız kişi sayısını gösterir. Eğer bir tane yedikten sonra durduğunuzu söylediyseniz aşk hayatında sadık birisiniz. İki haneli sayılarla cevap verenlerinizin ciddi olarak libidolarını frenlemeyi düşünmelidirler. Kimse o tempoda uzun süre yaşayamaz.

3. Çiftçiye söylediğiniz sözler yasak bir ilişki sırasında yakalanırsanız söyleyeceklerinize eştir. Sizin özürünüz neydi?

“Özür dilerim. Söz veriyorum bir daha yapmayacağım.” Kimi zaman itiraf etmek ve iyi davranmaya söz vermek paçanızı kurtarmak için en iyi yoldur.

“Çok güzellerdi. Elimden bir şey gelmedi.” Aslında elinizden bir şeyler geldi; başkasının çileklerini yediniz! Ama dürüstlük en iyi davranış şeklidir.

“Çilekler harikaydı! Birkaç tane daha yiyebilir miyim?” Çiftçilerin av tüfekleri vardır. Eşlerin boşanma avukatları. Neyse ki sözlerinizi değiştirmek için hala şansınız var.

4. Maceranız ve çileklerin tadını açıklayıcı sözleriniz geçmiş ilişkiniz hakkında düşündüklerinize eştir.

“Aslında göründükleri kadar lezzetli değillerdi. Bütün bunlara değmezmiş.” Çoğu yasak ilişki için doğru sözler. Bu da bir tecrübe oldu diye düşünün ve geçmişte bırakın.

“Çok tatlıydı! Sulu ve Lezzetli! Daha önce hiç böyle bir şey tatmamıştım.” Sizin aşka aşık olduğunuzu söyleyip konuyu kapatalım.

“Çilekler fazla güzel değildi ama tüm olay eğlenceliydi.” İstatiksel bir bakış açısıyla siz suç tekrarlamada yüksek risk grubuna dahilsiniz.

kaynak-leblebi tozu

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Doğan Cüceloğlu Kitaplarından Daha Anlamlı Bir Hayat İçin 12 Alıntı

1445002707384[1]

 

On bir çocuklu bir ailenin on birinci çocuğu olarak Mersin Silifke’de dünyaya gelen Doğan Cüceloğlu, çok sayıda kişisel gelişim kitabı ile günlük hayatımızdaki davranışlara ışık tutan bir iletişim psikolojisi uzmanıdır. Doğan Cüceloğlu’nun kitaplarını ve bu kitaplardan bize ışık tutacak alıntıları derledik.

1. İnsan İnsana

“İnsan İnsana benim ilk kitabım. İnsan ilişkilerinin trenin rayında gittiği gibi düz bir yolda gitmediğini kendi evliliğimde yaşadım. İnsan ilişkileriyle ilgili çocukluğumda gördüğüm ve öğrendiğimin ötesinde yeni bilgilere ve tutumlara gereksinmem olduğunu anladım. Araştırdım, okudum, düşündüm ve uyguladım. Öğrendiklerimi bu kitapta paylaştım. İletişim alanına ilk adım atanlara önerilecek bir kitap. Bu kitapta çizgi ustası Erdoğan Bozok’un çizimlerinden ve mizah ustası Aziz Nesin’in öykülerinden yararlandım.”

doğan cüceloğlu

“Günlük yaşamı dolduran birçok ilişki vardır, kimiyle ticari ilişkiler kurulur, kimiyle yüzeysel konularda laflanır, bazı kimselerle de dertler, sevinç, kaygı ve özlemler paylaşılır. İç dünyamızı açabileceğimiz dost kimseler azdır. Görüşülen, konuşulan bir çok insana olduğu gibi değil, onların bizi görmek istediği biçimde görünmek isteriz. Başka bir deyişle sosyal maskeler takarız. Çünkü onlar tarafından kabul edilmek, beğenilmek isteriz. Kendi benliğini değerli gören, kendine güveni yüksek olan kimselerin, başkaları tarafından beğenilmeye gereksinimi daha az, kendi benliğini değersiz gören, kendine güveni olmayan kişilerin ise daha çoktur. Bizi değerlendirme durumunda olan öğretmen, patron, müfettiş gibi kimselerle konuşurken onların beğenisini kazanmaya daha bir özen gösterir, maskelerimizi daha sık kullanırız. Kişi yalnız başkalarınca mı beğenilmek ister? Hayır, kişi kendi tarafından da beğenilmek, onaylanmak ister. Bu nedenle de hoş olmayan, can sıkıcı, akılsızca bazı davranışlarını, kendine ve başkalarına akla yatkın gösterebilmek için giderim, tepki oluşturma, yansıtma ve özdeşim gibi birçok psikolojik savunma mekanizmaları kullanır. Bu tür psikolojik savunma mekanizmaları sayesinde öyle bir algılama çerçevesi oluşturur ki, bu çerçeve içinde davranışları aptalca olmaktan çıkar; akla yatkın, anlamlı davranışlar görünümüne bürünür.”

2. İçimizdeki Çocuk

İnsan İnsana ile İçimizdeki Çocuk birbirlerini tamamlayıcı niteliktedir. İnsan İnsana kapsamlı olarak kişiler arası ilişkilerden ve bu ilişkilerin ortaya çıkardığı sorunlardan söz etmekte, çocuğun içinde büyümüş olduğu ailedeki ilişkilerin türlerinin çocuğun gelişimini nasıl etkilediğini konu etmektedir. Kitap, kişinin içindeki iç çocukla iç ana-baba arasındaki ilişkileri ayrıntılı olarak inceler. Doğan Cüceloğlu şöyle diyor: “Bu kitabı okuyan kişi, iç dünyasının dinamiğini, içinde konuşan seslerin sahibinin kimler olduğunu, bu seslerin niçin birbiriyle uyuşmayan mesajlar verdiğini, niçin karamsar, pısırık, saldırgan, savunucu, mükemmeliyetçi, ya da aşırı eleştirici olduğunu öğrenerek kendinin ve çevresindekilerin davranışlarını anlayabilecek bir aşamaya gelecektir. Kişinin öğretmen, idareci, iş adamı, subay ve sosyal mevkisi ve aldı­ğı sorumluluğa göre, bu aşamaya gelmenin hem birey için hem de o bireyden etkilenen kişiler için önemli sonuç­ları vardır. Benim gözümde bu kitabın en önemli yararı, kişinin kendini anlayarak daha doyurucu bir kişisel yaşama yönelmesine olanak sağlamasıdır.”

“Hepimizin içinde bir çocuk ve bir (ya da birkaç) ana-baba vardır. İçimizdeki çocuk ve içimizdeki ana-babanın ilişkileri değişik yapılar gösterir. En sık gözlenen ilişki, içimizdeki ana-babanın iç çocuğu ezmesi, utandırması, yargılaması ve sürekli denetlemesidir. Üniversitede çalışan arkadaşım B.E’nin ilişkisi bu türdür. Bu tür ilişki sağlıksızdır. Bu tür sağlıksız aile içi ilişkiler, çevremizde sık sık gördüğümüz sağlıksız insan tiplerinin büyüdükleri ortamları oluştururlar. Bu insanlardan bazıları küskündür, neşesi yoktur. Hiçbir şeyden zevk alamaz. Yaşamın coşkulu bir yanını göremez, yaşamak onun için bir yüktür. Bazıları gergindir, her an kaygılı ve tedirgindir. Çevremizde sık sık pısırık insanlar görürüz, kendisi haklı olsa dahi ne sözleriyle, ne de davranışlarıyla haklarını savunamaz. Yobaz ya da bağnaz olarak tanınan insanlar da sağlıksız aile ortamının ürünleridir. Bağnaz belirli bir düşünce ya da inanç sistemine körü körüne bağlanır, cahil yobaz olduğu gibi, aydın yobaz da vardır.”

3. Mış Gibi Yetişkinler, Yetişkin Çocuklar

Çocuk yetiştirirken yapılan yanlışları, uygulanması gereken doğruları, hemen herkesin karşılaşabileceği yapıda bir aile olan Hatice Hanım’ın ailesi üzerinden, Yakup Bey’le söyleşi yaparak anlatıyor yazar. Yaşı büyümüş ama aklı ve kalbi çocuk kalmışların, kendi çocuklarına nasıl zarar verdiklerinin farklı örneklerini, Türk toplumunun içinden seçtiği olay ve durumlar çerçevesinde anlatıyor hoca. Anlaşamayan, sürekli didişen, birbirini yargılayan yetişkinler arasında büyümek zorunda kalan çocukların, hüzün, kızgınlık hatta suçluluk duyguları içinde yaşamaya mahkum olmalarının sonuçlarını anlatıyor.

doğan cüceloğlu

“Sizce benim iç dünyam dengeli mi Yakup Bey?” diye sordum. Böyle bir soruyu hiç beklemiyor olmalıydı ki önce hayret etti, daha sonra gülmeye başladı. “Bilgisayar satın alma örneğinde dengeli gözüküyor. İç çocuk bireycidir; yani sadece kendini düşünür. Sadece kendinizi düşünseniz bilgisayarı alır mıydınız?” “Sanırım alırdım. Ama başka gereksinmelerim var ve bunlar başka sorumluluklar yüklüyor. Tüm paramı bilgisayara ayıramayacağımın farkındayım.”
Yakup Bey gözlerini açarak, “Şimdi iç ana-babanız konuşuyor,” dedi. “Sorumlulukların bilincinde olan odur. İçinizdeki çocuk hayalcidir.” Bir süre sustu ve “Timur Bey hayaller,” dedi, yeniden bir süre sustu, düşündü ve konuşmasına devam etti; “Hayal kurmanın yaşamımızda bizim sandığımızdan çok daha önemli bir yeri vardır. İnsanlığın tüm yenilikleri iç çocuğun hayalleriyle başlar. İç ana-baba bu hayalleri gerçekçi bir zemin üzerinde değerlendirir. Hayalcilik iç çocuğun, gerçekçilik iç ana-babanın özelliğidir. Beraberce sağlıklı bir davranış ortaya çıkar.” Hayallerin önemi üstünde durmak istiyordu; ona bu konuda fırsat vermek için, “Yani insanlık tüm gelişimini iç çocuğuna mı borçlu?” diye gülümseyerek sordum. Önce ne dediğimi pek anlayamadı; daha sonra şaka yapıyorum sanarak gülümsedi. Bir süre sonra gözlerini kısarak beni süzdü ve,
“Bravo,” dedi. “İnsanlığın iç çocuğuna ne kadar borçlu olduğunu ben pek düşünmemiştim. Evet, bütün gelişmeler bir hayalle başlar. Ve hayal kuran, iç çocuğumuzdan başkası değil!”

4. Savaşçı

Kafasına hayata dair birçok soru takılan sınıf öğretmeni Arif Bey, Doğan Cüceloğlu’nu buluyor ve hayat üzerine, hayatın içindeki savaşa dair sohbet etmeye başlıyorlar. Hayatın anlamını anlamak üzerine, daha coşkulu bir yaşam için nasıl bir savaş gerektiğine dair bu sohbet okuru bir hayat bilgisi dersine sokuyor.

“Savaşçı ortama getirdiği bilincin derecesinden yüzde yüz sorumluluk almasını bilir. Niyetinin saflığı içinde kendini yüzde yüz ilgilendiği konuya verir. İlgilenmiyorsa, mış gibi ilgilenmez. Dürüsttür. Arif Bey söylediklerimi hafif hafif başını sallayarak dinliyordu. Cümlemi bitirince anladığını belli eden bir yüz ifadesiyle bana baktı. Bir süre sonra, sormak istediği bir soru olduğunu yine yüzünden anlamıştım.
-Savaşçı bir ortama girdiği zaman kendi niyetinden, niyetinin saflığından emindir. Tamam, bunu kabul ediyorum. Ama, anladığım kadarıyla savaşçı da bizim gibi bir toplum içinde yaşıyor ve onun da tanıdıkları, bildikleri, ailesi, dostları var. Kendi istediğini bilmesi yeter mi? Çevresindekilerin istediklerini de hesaba katmak zorunda değil mi?
-Aslında bu bizi daha önce konuştuğumuz hapishane konusuna, ait olma birey olma dengesi ve yaşam dansı farkındalıklarına geri götürüyor. Savaşçı evet’ini ve hayır’ını keşfetmiş biridir. Bu evet ve hayır dengesi içine kişinin yakınları, dostları, ailesi, çevresi girer. Yani savaşçı ortama getirdiği bilinçte bütün dinamikler üzerinde düşünüp karar vermiştir. Savaşçı şunun farkındadır: Hayır demesini bilemeyen kişi güçsüz kişidir. Hayır demesini bilmeyen kişinin evet’inin de anlamı yoktur. Kendi yaşamlarının liderliğine soyunmuş kişiler, hayır ve evet kelimelerinin tam eksiksiz tüm birer cümle olduğunu bilirler. Hayır ve evet’leriyle savaşçı hem kendinin hem de ilişki içinde olduğu insanların sınırlarına saygılıdır. Hayır demesini bilemeyen kişi güçsüz kişidir. Hayır demesini bilmeyen kişinin evet’inin de anlamı yoktur.”

5. İletişim Donanımları

Doğan Cüceloğlu bu kitabıyla ilgili şöyle diyor: “Keşkesiz bir yaşam için kim olduğunu ve ne istediğini bilmek yetmez; varoluşunu yaşamayı ve paylaşmayı da bilmek gerekir. Bir düşünün: Pişmanlıklarınızın çoğunun insan ilişkilerinden kaynaklandığını görürsünüz. Bu kitapta, ailede, işyerinde ve toplumda sağlıklı insan ilişkilerine önem veren, keşkesiz bir yaşam isteyen insanlar için yazdım; yaşamınızın sonunda, “Keşke kendi hayatımı yaşayabilseydim!” dememeniz için!”

doğan cüceloğlu

“Yüz ifadesinin, beden duruşunun, sesin, bakışın anlamı vardır. Konuşmayan, birbirinin yüzüne bakmayan insanlar birbirlerine ne gibi mesajlar göndermiş olabilirler? Bu iki insan birbirinin yüzüne bakmamak ve birbirlerine bir şey söylememekle birçok anlam ifade etmiş olabilir. Örneğin, aşağıdaki şu mesajlar ve benzerleri, deniz kıyısında birbirini gören ve selamlaşmayan insanlar için geçerli olabilir: “Sen benim için selam verilecek değerde bir insan değilsin.” “Ben tanımadığım kadınla/erkekle konuşacak tip değilim; benden uzak dur.” “Sabah güneşini görmek üzere sahile çıkmışsınız; selam vererek sizin iç dünyanızdaki sükuneti bozmamaya özen gösteriyorum.” “Konuşmak için canım gidiyor, ama birileri görür de laf eder diye korktuğum için yüzünüze dahi bakmaya cesaret edemiyorum.” Demek ki, iki kimse birbirine hiçbir şey söylemediği ve birbirinin yüzüne bakmadığı halde, ikisi arasında anlam alışverişi vardır. Başka bir örnek daha alalım. Farz edelim bir otobüs garında tek boş olan sandalyeye oturdunuz. Sandalyeye otururken diğer sandalyede oturan kişilere selam verebilirsiniz veya vermeyebilirsiniz. Etraftakilere selam verseniz de iletişim içindesiniz, vermeseniz de! Selam verirseniz, ‘Sizi insan yerine koyuyorum’ , ‘Selam verilmeye değer insanlar olarak görüyorum’ anlamını ifade etmiş olursunuz. Selam vermemeniz de zıt anlamlar ifade eder. Yaşamın dokusunu insan ilişkileri oluşturur. İnsanlar, çoğunlukla birbirlerini adam yerine koyuyor, değer veriyorlarsa o toplumda insanlar daha az stresli, daha güler yüzlü olurlar. Birbirlerini adam yerine koymayan, değer vermeyen insanların çoğunlukta olduğu toplumlarda ise stres yüksektir. Asansöre bindiğinizde birbirinize sözünüzle veya gözünüzle selam veriyor musunuz? “Günaydın, merhaba, iyi günler,” gibi sözlerin sık sık söylendiği ortamlar uygar ortamlardır. Asansöre binip birbirlerinin yüzüne bakıp hiçbir şey söylemeyen insanların bulunduğu ortamlarda da iletişim vardır; bunlar, ‘Adam yerine koymaya değmezsin’, ‘Umurumda değilsin,’ türünden mesajlardır. Ne var ki, bu tür mesajlar, uygar toplumlardaki insanların birbirlerine verecekleri mesajlar değildir. Geleneksel kültür içinde selamlaşma, selam vermek ve selam almak, toplumsal yaşamın önemli bir parçasıydı. Kahveye giren biri, “Selamünaleyküm,” dediği zaman kahvedeki herkes ona, “Aleykümselam!” diye karşılık verirdi. Selam vermek sünnet, verilen selamı almak farz olarak düşünülürdü. Selamlaşmak, cemaat yaşamının önemli bir parçasıydı.”

6. İçimizdeki Biz

“İçimizdeki Biz, yaşamımızdaki dayanışma gerçeğinin temelidir. Bu gerçeği yaşayan insanlar birbirlerine güven duyarlar. Aile yaşamı, komşuluk ilişkileri, ekonomik ve politik yaşam bu güven üstüne kurulur. Böyle bir toplumda trafik ışığında motoru stop eden arabanın sürücüsüne yardım eli uzanır; çocukların ve toprağın geleceğine sahip çıkılır. Evlerin içi kadar sokakların ve kentlerin temizliğine de önem verilir. Dayanışma bilincinin olmadığı yerde, sen-ben anlayışı hakimdir. Evrendeki dayanışma gerçeğinin fark edilmesi biz bilincinin temelini oluşturur. Bu kitapta, sen-ben anlayışı üzerine kurulmuş aile ve iş yaşamının sorunlarını irdeliyor ve çözümün biz bilincinde yattığının kanıtlarını veriyorum.”

“İnsanoğlu ilk doğduğunda tümüyle bağımlıdır, bir başkası yardım etmezse yaşamını sürdüremez. Yedirilmesi, giydirilmesi, bakılması ve gözetilmesi gerekir. Çocuk büyümeye başlarken yavaş yavaş bağımlı olmaktan kurtulmaya başlar ve bağımsız olmanın derecelerini yavaş yavaş ilerletmeye başlar. Yemek yerken kaşığı kendi tutmak ister, emekleme devresinde merdiven basamaklarını kendisi çıkmak ister. Yürümeye başlar başlamaz elinin tutulmasını istemez kendi yürümek ister.
Büyüdükçe çocuğun bağımsızlık gereksinimi kuvvetlenir, kendi sınırlarını ve gücünü keşfetme çabası içine girer. Anne babasının yapma dediklerini yapma isteği kuvvetlenmeye başlar. Kendi yaşamının kaptanı olmak ister. Bu istek 13, 14, 15, 16 yaşlarında doruğa ulaşır. Birçok ana-baba çocuklarının kendi yaşamının kaptanı olma isteğini anlamaz. Ya da anlamak istemez ve bu yaşlarda çocuklarıyla büyük çatışmalar içine girerler. “Ne kadar uysal çocuktu, şimdi ne oldu bilmem? Kötü arkadaşları var onların etkisi altında kalıyor. Hiç söz dinlemez oldu” türünden şikayetleri bu yaşlardaki çocukların ana babalardan sık sık duymak mümkündür. Çocuk bir olgunlaşma süreci içindedir. Bu süreç onu sen anlayışından, ben nlayışına” ve oradan da biz bilincine doğru götürecektir. Ana-baba bu sürecin bilincinde olursa çocuğun davranışlarını anlayış içinde karşılar ve sürecin tamamlanması için ona yardımcı olurlar.”

7. Mış Gibi Yaşamlar

Doğan Cüceloğlu, Mış Gibi Yaşamlar’ı bir sohbet biçiminde yazmış. Doğan Bey’le Arif Bey’in sohbeti… Köşe yazarlarından da alıntılara da yer vermiş. Mış gibi yaşamı, düşüncelerinin arkasındaki niyetin farkında olmayan, sözü, gözü, davranışı birbirine uymayan insanların yaşamı olarak açıklıyor Doğan Cüceloğlu.

doğan cüceloğlu

“Öyle insanlar var ki, düşüncelerinin arkasındaki niyetin farkında değiller; sözü, gözü, eli başka telden çalar. Bu insanların yaşamına ‘mış gibi yaşam’ diyorum. Çevrenize bir bakın, aklı, düşüncesi çocuğuna yardım etmekle dolu olduğu halde asık yüzlü, kırıcı sözlü, ilgisiz gözlü anne ve babalar; öğretmen olduğunu söyleyen ama hiç kitap okumayan insanlar göreceksiniz.
Mış gibi yaşam, insanların bu anlayışla oluşturduğu ya da işlettiği kurumlar yoluyla tüm topluma yayılıyor: Vatandaşa yardım etmek için oluşan bürokrasi, köstek olmak konusunda uzmanlaşıyor; güven duymamız için oluşturulan kurumlar güvensizliğin kaynağı haline geliyor; adaleti sağlamak için yapılan yasalar adaletsizliğin düzenini sürdürüyor. Kimimizin körleşip fark etmediği, kimimizin kanıksayıp artık yadırgamadığı mış gibi bir yaşam yaşıyoruz. Sanki kaderimiz olmuş, kuşaktan kuşağa sürüp gidiyor. Yaşıyormuş gibi görünüp de aslında yaşamamak… Ve yaşamadığının farkında bile olmamak…”

8. Bir Kadın Bir Ses

Kitapta Toroslar’ın bir köyünde doğan Saniye’nin zorluklar, engeller, imkansızlıklar ve acılarla dolu öyküsü anlatılıyor. Saniye, erkek gibi bir kız olup babasının gözüne girerek okula gitmeyi başarmıştı; ama tüm mücadelesine rağmen kocasının iç dünyasına girmeyi, onun can yoldaşı olmayı başaramamış. Otuz yılı aşkın evliliğinde kendi adını kocasının ağzından bir kez bile duymayan Saniye, “Acaba ben gerçekten de yok muyum?” kuşkusuna kapılır. Tüm duygularını ve özlemlerini şiire döker. Doğan Cüceloğlu şöyle diyor: “Saniye Çelik’le konuşmamı sanki rahmetli annem benden istedi. Dinlediğimde, Saniye’nin acıları, yalnızlığı, içinin burukluğu annem Zehra’nın yaşamını anımsattı.”

“Kendimden aldığım her yanıt beni acıya boğuyordu. Bu ülkede kadın olmak, dört duvarlı damda mahkum olmaktı, baskı altında olmaktı. Ve namus uğrunaydı bu mahkumiyet. Maalesef bazı kadınlarda paraya, pula, servete, lüks bir yaşama, kendiliğinden teslimiyet vardır. Bence bunun adı kendinden vazgeçmekti. Ben kendimden vazgeçmedim! Mutsuzluğumun, haksızlığa uğradığımın bilincindeydim. Her zaman baş kaldırdım, çoğu zaman acımasızca ezildi başım. Bir savaşın içindeydim, bunu biliyordum. Var gücümle savaştım ama olmadı, hiçbir şey düzelmedi! Yenik düşen yine ben oldum ama hiç değilse savaştım da yenildim. Daha önce de söylediğim gibi, işim bittikten sonra, bir odaya çekildim ve ortaya Türkiyeli Kadın şiiri çıktı.”

9. Başarıya Götüren Aile

“Bu kitap, çocuğunun başarılı olması için, “Çok çalış oğlum/kızım,” demenin ya da tüm maddi olanaklarını seferber etmenin ötesinde bir şeyler yapmak isteyen ana-babalara yol göstermek amacıyla yazıldı. Her ana-baba, okul başarısı için çocuğuna yardımcı olmak ister. Ama öğrenme sürecinin bilimsel temellerini kavramadan atılacak her adım, iyi niyetli de olsa, çocuğu engelleyebilir. Başarıya Götüren Aile, sınav döneminde çocuklarına destek olmak için doğru ve etkili yöntemler arayan tüm ana-babalara kılavuzluk edecek.”

doğan cüceloğlu

“İçinizdeki kaygı ve öfke bir süre sonra bir yön bularak kendini ifade etmek ister. Nihat Bey komşu toplantılarında, arkadaşlarıyla yaptığı sohbetlerde, bozuk düzenden, eğitimin yetersizliğinde, iyi yönetilemediğimizden söz eder, ama bunlar onu tatmin etmez, bu sözlerle içindekileri tam olarak boşaltmış olmaz. Bu durumda birçok ana-baba gibi Nihat Bey de güç hiyerarşisi içinde güçlüden güçsüze doğru farkına varmadan bir eziyet etme ve bunaltma mekanizması başlatır ve tüm aile bundan nasibini alır. İş stresinin üstüne bu kaygı ve öfke, evde hiç de hoş olmayan bir ortam yaratır. Nihat Bey oğlu Timuçin’in, arkadaşlarıyla birlikte olmasına burnundan soluyarak tepki gösterir. Eğer ailede gerçekleri algılamada sorunlar varsa, “Çalışırsa yapar” kanaati gittikçe baskınlaşır ve sınavdaki başarısızlığın nedeninin çocuğun yeterince çalışmaması olduğu düşünülür.”

10. Korku Kültürü – Niçin Mış Gibi Yaşıyoruz

Doğan Cüceloğlu, Korku Kültürü’nde oğlu Timur ve öğretmen Arif’le bir Türkiye yolculuğuna çıkar. Bu yolculukta, “Niçin mış gibi yaşıyor ve bunu sürdürüyoruz?” sorusuna yanıt arar ve mış gibiliğe neden olan durumları irdeler. “Savaşçı adlı kitabımı, gönlünü öğretmenliğe vermiş biriyle söyleşerek oluşturdum. Bu kişi erdem yolcusu olduğundan da, ona Arif adını verdim. Gerçek olmayan ve yaşamımda özel bir yeri olan Arif Bey’e Okurer soyadını uygun gördüm. Bunun nedeni de, yaşamıma yön veren sevgili öğretmenim Cahit Bey’in soyadı olmasıdır. Timur, oğlumdur, gerçek biri. İki yaşından beri Amerika’da yaşıyor ve ben Amerikalı eşimden ayrılıp Türkiye’ye dönünce, dört yıl benden, babasından ayrı kaldı.”

“Korku kültürü için davranışı denetlemek, sevgi ve güven kültürü için ise insanı geliştirmek hedeftir. Gelişmiş insan kendi davranışını içine sindirmiş olduğu doğrularla yönetir. Vicdan dediğimiz pusulası kendi içinde zamanla gelişir. Korku kültürü içinde yetişmiş olan etrafta korktuğu bir güç yoksa her türlü yalanı söyleyebilir, adiliği yapabilir. Vicdan dediğimiz insanı insan yapan en önemli kaynak, pusula, onlar küçücükken ana-babaları tarafından tahrip edilip yok edilmiş, gelişmesine fırsat verilmemiştir. Hiçbir ana-baba bilerek çocuğunu korku kültürü içinde büyütmek ve ömür boyu onu pusulasından mahrum etmek istemez. Çocukluğunuza baktığınız zaman kendinizi hangi ortamda büyümüş olarak görüyorsunuz? Bunu farkında olmak çok önemli ilk adımdır. Birçok ana-baba bilmeden, farkında olmadan, kendileri nasıl büyütülmüşse, çocuklarını da öyle korku kültürü içinde büyütürler. Bence bu konu bizim toplumun en önemli konusudur.”

11. İnsanı Ararken Damdan Düşen Psikolog

Gazeteci Canan Dila’nın Doğan Cüceloğlu’nun çocukluğundan bugüne yaşam yolculuğunu bir söyleşi şeklinde yazarak ortaya çıkmış bir kitap.

doğan cüceloğlu

“En güçlü anılarımdan bir tanesidir… İlkokul birde… Öğretmenim, daha önce de ablamı okutmuş olan, rahmetli Muazzez Aktolga’ydı. İlkokul birinci sınıfın dördüncü ya da beşinci ayıydı; öğretmenim yanıma gelip, “Yavrum ayakkabıların çok yırtık, sana baban yeni bir ayakkabı alsın,” dedi. İyi de babama nasıl söyleyeceğim? Evdeki bütün konuşmalar, “Dükkan battı batacak”… Hatta yemekte kaşığımı çok doldurmaya bile korkardım babam azarlayacak diye… Okul çıkışı dükkana gittim. Ağabeyim orada ama babam da dükkanda. Dükkana yakın bir duvarın arkasına gizlenip ara ara başımı çıkarıp bakıyorum babam hala orada mı diye. Ağabeyimi tek yakalamaya çalışıyorum ki söyleyeyim. Kunduracı (Kunduracı İbrahim) görmüş beni, gitmiş söylemiş, “Sizin oğlan yarım saattir bakıp duruyor,” diye. Ağabeyim geldi, beni saklandığım yerden alıp dükkana götürdü. Babam, “Niye orada saklanıp bizi gözlüyorsun?” der demez ağlayarak ayakkabıyı söyledim. Babamın gözleri doldu (…), “Tamam” dedi. (Sessizlik …) (…) Ne zaman bir ayakkabı alınacak olsa ayakkabıcıya gidip de daha ilk ayakkabıyı ayağıma giydirip “İyi oldu mu?” dediklerinde (…), “Olmadı” dersem alınmaz diye korkumdan… sesimi çıkaramazdım. Her giydiğim ayakkabı mutlaka olurdu (!). Ve tabii sürekli vururdu giydiğim ayakkabılar. Hala sıkıntı basar yeni bir ayakkabı giydiğimde. Sürekli yokluk, sürekli sıkıntı… Ağabeylerimin eskilerini giyerdim.”

12. Öğretmen Olmak, Bir Cana Dokunmak

“Bu kitabı değerli dostum Prof. İrfan Erdoğan ile birlikte yazdık. Kendisiyle son beş yılda Final Okulları’nın eğitim danışmanlığını yaparken sık sık sohbet etmek ve birlikte konferans ve seminerler verme imkanımız oldu. Kitap onun ve benim eğitim konusuna bakışımızı bir sohbetler zinciri çerçevesinde ele alıyor. Bu sohbetler İstanbul’un ve Türkiye’nin değişik yörelerinde yer aldı. Bu kitabın oluşumu süresince ben eğitimle ilgili düşünme, araştırma ve paylaşma fırsatları buldum ve zenginleştim. Kitap öğretmenlere yönelik, ama ele alınıp tartışılan kavramlar kendini eğitici durumda bulan ana-babalar ve yöneticiler için de yararlı olabilir.”

“Eğitim genellikle davranış değiştirme süreci olarak tanımlanır. Bunun dışında eğitimle ilgili farklı tanımlamalar da vardır. Örneğin Durkheim, eğitimi yetişmiş kuşağın birikimlerini yetişmekte olan kuşağa yöntemli bir şekilde aktarması olarak tanımlar. Eğitimi yetişmekte olan neslin uyum kabiliyeti kazanması olarak tanımlayanlar da vardır. Bazı otoritelerce ise eğitim yaşama hazırlık değil, yaşamın ta kendisidir. Bunlar eğitimle ilgili yapılmış belli başlı tanımlardır. Ancak müsaadeniz olursa ben kendi tanımımı yapmak istiyorum. Bence eğitim bir cümledir. Ne demek istediğimi daha açık bir şekilde ifade edebilmem için cümlenin ne olduğunu söylemeliyim önce. Bir cümle özne, nesne, zarf yüklem ve tümleçten oluşur. Eğitimde tıpkı cümle gibi, öznesi, nesnesi, tümleci yüklemi olan bir yapı veya sistemdir. Yani eğitim belli unsurlardan oluşan ve bütünlüğü olan kompozisyondur. Ve bu bütünlüğün idareciler, öğretmenler,ebeveynler, öğrenciler, geçmiş, bugün, gelecek, okul, aile, toplum, ders kitapları, programlar ve teknolojik araç gereçler gibi unsurları vardır. Bence eğitim işte budur. Yani bir cümle gibi birbirleriyle ilişkili öğelerden oluşan bir sistemdir.”

Kaynak
Cumhuriyet Kitap, Sayı 143, Doğan Cüceloğlu Röportaj,-leblebitozu

Gezegenler Ve Çakralar

en-basit-cakra-acma-yontemleri[1]

Çakralar bedenimizde bulunan enerji merkezleridir. Çakra kelimesi tekerlek, çark anlamına gelir. 7 ana çakramız vardır ve her bir çakra v…ücudumuzda pleksus adı verilen sinir ağları merkezlerinin üzerinde yer alır. Bu enerji merkezleri ruhsal, fiziksel ve mental yönlerimizi dengede tutmaktan sorumludurlar.

Bu enerjisel sistem her insanda aynıdır. Farklı olan bu sistemi nasıl ve hangi kalitede kullandığımızdır.
Her bir çakra bir gezegen tarafından yönetilir. Çakralar kendi yönetici gezegeninin doğasını ve özelliklerini taşır. Doğum anımıza göre çıkarılan astroloji haritamız doğduğumuz anda gezegenlerin konumlarını ve birbirleriyle etkileşimlerini gösterir. Astroloji haritamız bize ruhsal,fiziksel ve mental yönlerimizi tarif ederken, 10 gezegenin bizi nasıl şekillendirdiğini, çakralarımızı ve tüm enerjisel bedenimizi de nasıl etkilediğini görmemizi sağlar. Bu dünyada ilk nefesimizi aldığımız an varlığımızın hücresel düzeyine damgalanmış ve bizim bir parçamız olmuştur. Tüm insanlıkta bizimle birlikte o anı yaşamış ve bir sonraki an gelmiş, hayat akmaya devam etmiştir. Ancak doğum anımızda ki o bağlantıyla biz o anı yavaşlatır tüm hayatımıza yayar ve tüm insanlık için ‘o an’ı arındırma dengeleme sorumluluğunu üstleniriz. Hayatımız süresince kendi doğum anımızı kusursuzlaştırma gücüne sadece kendimiz sahibiz. Kendimizi tanıdıkça ve dengeledikçe yaşamımızın evrensel bir bütünlük kazandığını hissetmeye başlarız.

İçimizdeki 7 çakra tüm gezegen sisteminin bir yansıması gibidir. Bir anlamda insan kozmosu yansıtan bir mikrokozmostur. Dolayısıyla güneş sistemindeki enerjilerle simgelenen evrensel enerjiler bizim içimizde de mevcuttur. Şimdi gezegenler ve çakralar arasındaki bağlantıyı inceleyelim.

1. çakramız omurganın bitiminde yer alan Muladhara’dır. Kök çakra olarak da bilinen bu merkezin yönetici gezegeni Koç burcunu yöneten Mars’tır.

Muladhara çakranın içimizde barındırdığı ruhsal nitelikler saflık, masumiyet, çocuksu saf neşe, bilgelik, doğru yön hissi, yeryüzü ve yaşamla güçlü bağlantıdır. Eğer bu çakramız güçlü ise bu bize hareketlerimizde bilgelik ve kararlılık, yaşamımızda doğru yönü bulma, doğru seçimleri yapma gücü verir. Mars gezegeni burçlar kuşağında cana yakın ve dostça tutumlu fiziksel gücü ve hareketi simgeler. Marsın enerjisi yoğun, doğal ve bazen içgüdüseldir. Olumlu Mars enerjisiyle eylemlerimiz spontan olduğu kadar, fiziksel bir dinamizm ve cesaret taşır. Bu enerjiyle her günü bir çocuğun coşkusuyla hayatı keşfetmek istercesine yaşarız.

Astrolojide Mars gezegeni kişinin cinsel gücünü yönetir. Kötü etkilenmiş Mars kişiyi aşırılıklara götürür. Aynı şekilde Muladhara çakrada cinsel organları yönetir ve bu çakranın tüm aşırılıklardan, masumiyete aykırı her şeyden dolayı hassasiyeti zedelenir.1. çakramız güçlendikçe içimizdeki saflığı hisseder, ona uygun yaşamak isteriz.
2. çakramız Svadistan çakra ise kasık bölgemizde yer alır.Bu merkez Merkür tarafından yönetilir. Merkür’ün burçları ise İkizler ve Başak’tır. Svadistan çakranın en önemli işlevi , karındaki yağ hücrelerini parçalayarak, beyindeki beyaz ve gri hücreleri yenilenmesi için gerekli olan enerjiyi sağlamak ve düşünce kapasitemizi beslemektir. Bu çakra içimizde estetik, sanatsal, bilimsel ve her alanda yaratıcılığımızı destekler. Kolay kavrama, hayatımızdaki problemlere yaratıcı çözümler geliştirme ve zeka bu çakradan yönetilir. Merkür de astrolojide zekayı, aklı ve yaratıcılığı simgeler.

Saf bilgi, Yüce Bilinç’ten içimize bu çakrayla akar.Merkür de ruh, madde ve akıl arasında bir köprü görevi görür; güzel sanatları ve bilimi yönetir. Astroloji haritanızda güçlü bir Merkür enerjisi en karmaşık düşünceleri, en anlaşılmaz kavramları birleştirebilir.
Merkür etkisi altındaki kişiler sürekli bir zihinsel hareket halindedir. Bu da sinirli çabuk parlayan ve sabırsız bir mizaç yaratabilir. 2. çakramızın enerjisini çok kullandığımızda da sonuç aynıdır. Denge de çalışan bir Svadistan çakra kişinin saf bir dikkatle sağlıklı kararlar alabilmesini sağlar.
3. çakra Nabhi, karın bölgemizde yer alır. Bu çakra içimizde tatminkarlığı, dengeyi, ahlaklığı olmayı, cömertliği ve evrimleşme gücünü temsil eder. Yöneten gezegen Yay burcunun gezegeni olan Jüpiter’dir. Burçlar kuşağında Jüpiter soylu, cömert, yardımsever ve erdemli bir yapıya sahiptir. Jüpiter bereketi verir, iyi kötü ne varsa çoğaltır. İyi şans gezegenidir. Maddi refahımız bu gezegen tarafından yönetilir. Aynı şekilde 3. çakramız dengedeyse manevi olduğu kadar maddi hayatımızda bereketli olur. Sahip olduklarımızla tatminkarızdır ve yeri gelince son derece cömert olabiliriz. 3. çakra iki kapılı bir ev gibidir. Bir kapıdan ne kadar bolluk girerse, diğer kapıdan o kadar yayılır ve bu çevrim sürer. Evrensel güç ihtiyacımız olan her şeyi sağlar ve biz daha fazlasını istemeyiz.
Kötü çalışan bir Jüpiter enerjisi dengesiz, kararsız bir kişiliği belirler. Kişi tüm düşüncelerinde yobazlığa varan bir fanatizme ve aşırılığa kaçabilir. Borca girebilir, gelişigüzel her şeyi ödünç alabilir. Lükse düşkündür.

Jüpiter hak, adalet ve dürüstlüğü, din ve felsefeyi yönetir. Kişiyi doğuştan ahlaklı, erdemli ve dürüst yapabilir. Nabhi çakramız da bu kalitelerin barınağıdır. Bu çakra geliştikçe adalet duygumuzu ve yüksek insani erdemlerimizi hayatımıza geçiririz. Ruhani olarak evrimleşme daha iyi bir insan olma arayışında oluruz.
4. çakra Kalp çakramızdır. Saf sevgiyi, şefkati, ebeveynlik kalitelerini, özgüveni ve bağımsızlığı verir. En önemlisi ruhumuz kalbimizdedir ve ruh sevgiden ibarettir. Yönetici gezegeni sevgiyi, güzelliği ve sanatı simgeleyen Boğa ve Terazi burçlarını yöneten Venüs gezegenidir.
İyi çalışan Venüs enerjisi bulunduğu her ortamda uyum ve güzellik yaratır. İnsanlara memnuniyet verir. Astroloji haritasında güçlü bir Venüs kişiye kayda değer bir güzellik verir. Bu kişinin iç dünyasından yansıyan bir güzelliktir, tavırlara, davranışlara yansır. İncelik, sevimlilik , insanlarda iyi duygular uyandırabilme ve insanları dönüştürebilmemizi sağlar. Kalp çakra açıldıkça saf ruh olduğumuzu daha çok hissederiz. Kalbimizde uyanan saf sevginin enerjisi kendiliğinden çevremize yayılır, çevremizdeki insanlarında içinde bu iyi duyguları uyandırır.
5. çakra Vişhuddi‘dir. Boğazımızda bulunan bu merkez bütünün bir parçası olduğumuzu hissetmemizi sağlar. Evrenle , tabiatla, diğer insanlarla birlik duygusunu bu çakramız açık olunca yaşarız. Yönetici gezegeni Satürn’dür. Oğlak ve Kova burçları Satürn tarafından yönetilir. Haritamızdaki gerilimli Satürn açıları hayatta kendimizi yalnız hissetmemize sebep olur. Satürn sert bir öğretmen gibidir. Astroloji haritamızda Satürn hangi konumdaysa bize hayatımızın o alanıyla ilgili sınavlar verir ve zayıf noktalarımızı geliştirmemizi sağlar. İnsanın karakterinde henüz tamamlanmamış eksiklikleri ortaya çıkarır. Kimi zaman kısıtlar, atılımları boşa çıkarır, engeller yaratır. Bunu verdiği dersi öğrenmemiz için yapar. Biz dersi öğrenip sınırlarımızı bilince bu kez Satürn bize hayatımızda istikrar, sağlamlık ve bağımsızlık verir.

5. çakra içimizde ayırt ediciliği yönetir. Satürn bizi sınarken doğruyu ve yanlışı ayırt ediciliğimizi kullanarak anlamamız bu çakrayla mümkündür. Ayrıca bu merkez bize şahit konumu verir. Hayatı, tüm trajedilerine ve zorluklarına rağmen bir oyun olarak görme ve bu öğrenme oyununda, rolümüzü yaşarken bundan neşe duymamızı sağlar. Tüm dünya, tüm evren ve gezegenler bu oyunda rol alıyor ve oyunu sahneliyor.
Kötü çalışan bir Satürn ve 5. çakra hayatın iyi taraflarını göremeyen karamsar ve kendine acıyan bir kişilik yaratır.

6. çakra alın bölgesinde yer alan Agnya çakradır. Yöneten gezegen Aslan burcunun gezegeni olan Güneş’tir. Agnya çakra içinde ego ve şartlanmalarımızı barındırır. Güneş ise astrolojik haritamızda bulunduğu burcun enerjisine göre kişiliğimizi ve benlik duygumuzu oluşturur. Anahtar kelime ‘Ben’dir. Güneşimizin bulunduğu burç ana burcumuzdur ve ruhun dünyaya gelişinde bulunduğu gelişme basamağını ve bu yaşam süresince öğrenmesi gereken dersleri belirler. Kimlik duygumuzu oluşturur. Her birimiz kendimizi başkalarından ayıran değişik kimliklere sahibizdir. Ailemiz, eğitimimiz, seçtiğimiz arkadaşlar, dünya görüşümüz , tuttuğumuz takım…vb. Ancak hepsi egomuzun yarattığı kimliklerdir.
Agnya çakra açıldıkça ego ve şartlanmalarımız varlığımıza hükmedememeye başlar. Kendi içimizde daha derin bir kimlik olan ruhumuzu algılarız. Saf ruh olduğumuz gerçeğini ve alçak gönüllülüğü içimize oturtmaya başlarız. Haritada baskın bir güneş enerjisi kişiyi kendini beğenmiş; egoist ve kibirli yapabilir. 6. çakrayı tıkayan da kişiyi diğer insanlardan özel olduğunu düşündürten bu kibirdir.

Bunun yanı sıra herkesin içindeki saf ruhu algıladıkça, affedicilik içimizde bir güneş gibi doğar
7. çakra Sahasrara başımızın üzerinde bebekken yumuşak olan bıngıldak bölgededir. Yönetici gezegeni, Yengeç burcunu da yöneten Ay’dır. Sahasrara çakra tüm çakraların üzerindedir ve tüm çakraların başın üzerindeki birleşiminden oluşur. Ay duyguları, içgüdüleri ve zihnimizi yönetir. 7. çakranın açılması hem kendi içimizdeki enerji merkezlerinin bütünleşmesini, hem de kozmik enerjiyle güçlü bir şekilde bütünleşmemizi sağlar. Bu bütünleşme kişiyi bilinç ötesine taşır. Ay astrolojide kişiliğimizin bilinçsiz yönünü, bir anlamda bilincimizin ötesini anlatır. Bu bilinç ötesi hep var olmuş ve var olacak olan, evreni saran Ezeli Güç’tür.
Sahasrara çakra bizim kişisel bilincimizden ezeli gücün bilincine doğru açılan bir kapıdır.

Doğum anında kuvvetli bir ay kişiyi duyarlı, empatik, sezgisel, yaratıcı, fedakar ve ruhani yaradılışlı yapar. Ay içimizde verimliliği, dişiliği, gelişmiş annelik duygularını simgeler. Ay’ın baskın olduğu bir haritamız varsa kişilik değişkendir. Çünkü Ay burçlar kuşağını en hızlı dolaşan gök cismidir.Yansıttığı enerji sürekli bir değişim ve akış içindedir. Ay aynı zamanda yüksek uyum yeteneği de bahşeder. Aynı şekilde evrende de sürekli bir değişim ve akış mevcuttur. 7.çakramız açık olduğunda ve evrensel enerjiyle bağlantı sağlandığında, kendi varlığımızı bu büyük Akış ’la uyum içerisinde, okyanusa karışmış bir damla gibi

Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Şükrümüz artsın!

manolya-nedir-resmi[1]
Sevgili Allah’ım, bana yaşattığın tüm güzellikler için sana şükürler olsun!! Her şeyin iyisi senden gelir!
Beni hayatım boyunca iyilerle, iyiliklerle karşılaştır. İyiliklerine vesile olmayı ve bu iyilikleri yaşamayı nasip et! Ve zaten öyle olduğu için şükürler olsun! Ben artık koşulsuz akıştayım!
Karşıma çıkan herkes, hayatımdan çıkan herkes, gönlüme giren herkes için sana minnettarım!
Doğru zamanlardaki buluşmalar, ayrılıklar için şükürler olsun! Ben bedenimi seviyorum, enerjim tam olarak ışığa odaklı! Kendim için “çok şükür” diyebilmenin mutluluğunu, şimdiki gibi, her daim nasip et! Evrendeki güzellikleri anlayabilme, hayatımda tutabilme, koruyabilme ve arttırma gücünü ver! Bu gücüm için şükürler olsun!
Zamanımı, hayatımı ışığınla doldur! Bu mükemmel enerjin için şükürler olsun! Beni ve sevdiklerimi koru! Sevdiklerimin varlığı, sağlığı için şükürler olsun! Onların mutluluklarını yaşamayı, paylaşmayı nasip et! Tüm mutluluklar için şükürler olsun!
Dengeli, içten ilişkiler nasip et, mutluluğumla mutlu olabilecek yüce gönüllü insanlar hayatımda var olsun! Var olanlar için şükürler olsun!
Hayatımdaki değerlerimi sen arttır, sen koru. Bana eşlik eden her şey için şükürler olsun!
Bilirim ki, en doğru zamanda her dileğim kolayca ve hayırlısıyla yaşanır! Duası kabul kullarından olduğum için şükürler olsun!
Sen çok şükür diyebilmeyi herkese nasip et! Ve öyle de oldu!
Işık Sarsın Sizi🙏Sevgiler…Zişan:))

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Rio De Janeiro’nun Kumsalı…

 

Iguassu şelalerinden sonra akşam yemekli Rafa-İnn şova gitmek için hazırlanmaya başladık. Pınar yorgun olduğundan gelmedi ama ben aman bir şey kaçmasın içgüdüsüyle sürünerek otobüse binmeyi başardım.
Yemekte yanımda Demet, karşımda Bahire Hanım çok keyifli sohbetler yaptık. Hele Demet’le bir zamanlar aynı iş yerinde çalıştığımızı keşfedince sohbet hayli derinleşti ve kafalar inanılmaz uydu. Günün açlığıyla yavaş yavaş açık büfeye doğru yollandık. Ben hemen rehberimizin önerdiği “kupin” etine doğru yöneldim. Aman Allah’ım o ne lezzet, Demet’in oğlu Arda’da etçi olduğundan karşılıklı bir ziyafet yaptık diyebiliriz. İçecek olarak bu yöreye özgü “guarana”yı denedim ve bayıldım, İstanbul’a dönene kadar da elimden hiç bırakmadım. Dondurmayla da güzel bir kapanış yaptıktan sonra gösteriyi tabi ki Kıvanç farkıyla ön masadan izledik.
Bütün Latin Amerika ülkelerinin yerel kıyafetleriyle dansçılar sırayla sahneye çıkıp performanslarını sergilediler ve ben bu şova ve bu renkli kıyafetlere bayıldım. Çıkışta yerli bir çiftin sattığı nefis el emeği bilekliklerden alıp otobüse bindik (sonradan daha çok almadığıma çok pişman oldum).
Ve ertesi gün kısa bir Paraguay turu yapıp (bir sonraki yazının konusu) yağmur altındaki Iguassu’dan (valla kıl payı kurtulduk yoksa macuco safari olacaktı mococo safari) Rio De Janeiro’ya uçtuk. Ve gece otelimize yerleşip bir güzel uyuduk.
Not: Burasıyla ilgili kısa bir anımı anlatıp yazıma devam edeceğim: Vakti zamanında babam annemle evlenmek için yapmadığını bırakmamış, hatta evlenirsek seni Rio De Janeiro’ya gezmeye götüreceğim diye bir vaatte bile bulunmuş. Tabii ki annemle evlenince hiçbir yere götürmemiş ve bu bizim ailede bir efsane olarak kalmış. Ne zaman babamı kızdırmak istesem “hani annemi Rio De Janeiro’ya götürecektin” diye ortaya bir çapan atarım ve arkadan gümbürtü başlar. Lafı uzatmayayım annemin görmediği bu ailemizdeki ‘’efsane’’ şehri görmeyi çok uzun zamandır bekliyordum.
Sabah erkenden çok dakik olan turumuz saatinde başladı ve şehri tanımaya başladık. İlk önce tepelerden oluşan bu şehrin ‘’Sugar Loaf ‘’ tepesine iki teleferik aktarmasıyla ulaştık ve şehrin tepeden görünümünün tadını çıkardık. Stadyumu, katedrali (mimarisi çok etkileyici), kütüphaneyi gezdik ve sıra Corcovado tepesine çıkarak şehrin imzası olan 33 metre boyundaki Hz. İsa heykelini görmeye geldi.
Tepeye çıkınca Hz. İsa heykelinin önünde, arkasında, tek olarak, grup olarak bir dolu fotoğraf çektirdik. Arkasından da şehre başka bir açıdan bakmanın tadını çıkardık. Ve o manzarada yöreye özgü enpanada börek (dana etlisinden yedik, var ya enfesti) ve meyve kokteylimizi içip keyif yaptık.
Turumuz bitince otelimizin de bulunduğu Copacabana plajının önündeki pazar yerinde Pınar’la gezinmeye başladık. Plaj elbisesi, magnet aldık, mayolara baktık, karnaval öncesi haftada olduğumuz için yoldan geçen kostümlü insanları seyrettik ve akşam “samba şov” için hazırlanmak üzere otelimize döndük.
Akşam önce bir et lokantasına gittik ama etler nasıl geliyor anlatamam, arka arkaya, arka arkaya. Biz garsonların hızına yetişemiyoruz. Bir de etleri döner gibi getiriyorlar önünüzde dilim dilim kesiyorlar. Normalde masada bir yeşil bir de kırmızı kart olurmuş ve kırmızı kartı koyduğunda servis bitiyormuş. Ama bizim masada o kartlardan yoktu, biz de elimizle artık yeter yeter diye işaret ettik.
Sonra “samba şov”da en ön masada yerimizi aldık. Sahneye çok şeker bir zenci çıktı ve hepimize sambanın temel hareketlerini öğretti. Şov bitince o kostümlü ve güzel popolu Rio’lu kadınlarla sahneye çıkıp performansımızı sergiledik ve inanılmaz eğlendik.
Ertesi günü yörenin en ünlü mücevher mağazını gezmeye gittik, gözlerimiz bayram etti. Arkasından Sinan abi, Özden, Bahire hanım, Pınar, Kıvanç ve ben yemeğe gittik, inanılmaz eğlendik, güldük ve arkasından plaja geçtik. Rehberimiz artık buralı gibi olduğundan o sıcakta koşuya çıktı (Rio De Janeiro halkı o sıcak iklimde sürekli yarı çıplak gezdiğinden görüntüsüne dikkat etmek zorunda ve gün içinde mütemadiyen koşup, yürüyorlar) Pınar’la ben ise beyaz tenli olduğumuzdan şezlongun altında gölgelenmeye başladık. Özden’in neşeli sohbetiyle güldük eğlendik bol foto çektirdik.
Plajda bu arada durum şu: Önümüzden karides ızgaracı, dondurmacı, kangacı (bizim peştamal), bikinici – evet yanlış okumadınız bikinici – geçip duruyor. Bikinici tam bir görsel şölen, hatta bikiniyi denemek isterseniz havlularla sizi örtüp kabin bile oluşturuyor (inanılmaz teknik çalışıyorlar). Size buranın yerli kokteylini durmadan satmaya çalışıyorlar, bir eğlencedir gidiyor.
Tabi buranın deniziyle şaka olmaz. Dalgalar çok büyük, o yüzden denizin içinde duruyorsun dalgalar seni dövüyor ve denize girmiş oluyorsun. Bir de plaja çanta, pasaport, fazla para falan getirmiyorsunuz yoksa anında gider. Sadece kullanacağınız dondurmalık para o kadar. Bu konuda inanılmaz usta oldukları konusunda rehberimizi bizleri defalarca uyardı. Koşusu bitip güneşlenmeye başlayınca baktım lastik ayakkabılarının üstüne bacaklarını falan koyuyor. “Hım Anette” dedim “dikkatli olmalı”. Biz de (Özden, Pınar ve ben) plajda yürüyüş yaparken tüm eşyalarımızı Bahire Hanıma teslim etmeyi görev bildik. Sinan abi bitmez enerjisi ve esprileriyle bizi kıkır kıkır güldürüp tonlarca fotomuzu ve videomuzu çekti. İnanılmaz eğlendik.
Akşam sıra deniz ürünlerini yemeğe geldi ve “ölmeden önce görmeniz gereken bin yer” listesine girmiş Mario lokantasında rehberimiz bize yer ayırdı. Cümbür cemaat oraya gittik. “Allahım allahım” ne kadar bol ve çeşitli deniz ürünleri yediğimizi anlatamam. Deniz kestanesinden jumbo karidese, çeşit çeşit balıktan ıstakoza inanılmaz bir lezzet deneyimiydi. Ayrıca lokantanın dekorasyonu sizlere şenlik. Çok ama çok acayip, burada yazmıyorum ki gidenlere sürpriz olsun. Sahibi derseniz bu dekorasyona uygun bir şekilde çatlak ama çok sevimli bir çatlak. Neyse güle oynaya, tıka basa yiye içe yemeği bitirip sahil boyu otele doğru yürüyüşe geçtik. Ve otele varınca lobide kısa bir internet sörfünden sonra herkes odalarına dağıldı.
Ertesi gün ben odada balkondan sahil manzarasını izleyip pineklerken, Pınar kafasına koyduğu gibi bisiklet kiralayıp çok güzel bir gezi yaptı. Sonra fotolarını benimle paylaştı, gerçekten enerjisini çok takdir ettim. Arkasından Pınar’la son gün alışverişini biraz abartıp, tropikal meyve sularımızı içtikten sonra otelimize dönüp grupla buluştuk ve Rio De Janeiro’dan ayrılma zamanı geldi.
Ben bu şehri çok sevdim sizlere de tavsiye ederim.
Sağlıcakla,
Anette İnselberg
Brezilya-Arjantin Şubat 2016 Gezisi Bölüm 2

Çalakalem Gezilerim... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

KIRMIZI AĞAÇ TESTİ… TAMAMAEN DOĞRU…

256084_o70a1[1]

 

resme bir bakın. Gözünüze resmin en çok hangi kısmı takıldı veya bu resimde dikkatinizi en çok çeken şey ne? Aklınızda tutun. Yorumlar aşağıda!

YORUMLAR:

(Yukarıdan aşağıya doğru yorumlanmıştır)

Altı ayrı parçaya bölünmüş lale: Bu aralar duygularınızla değil, mantığınızla hareket ediyorsunuz. Yeni kararlar alma aşamasındasınız bu iş ya da aşk hayatınızla ilgi olabilir. Eğer lalenin içinde var olan karışık çizgilere gözünüz takıldıysa ve onların ne olduğunu anlamaya çalıştıysanız; kafanız karışık ve yoğunlaştığınız bir konuyu sürekli düşünüyorsunuz.

Lalenin altı ayrı parçadan oluştuğunu fark ettiyseniz; sizinde kafanız tıpkı lale gibi bölünmüş ve her biri ayrı bir şey düşünüyor. Üstünüze yıkılan sorumluluk çok ve bazen altından kalka bilir miyim diye düşünüyorsunuz.

Lalenin etrafına açılan iki dal: Düşüncelerin yoğunlaştığı ve kendinizi yalnız hissettiğiniz bir dönemdesiniz. Hangi anlamda olursa olsun çok sevdiğiniz biri ile konuşmak size iyi gelecektir. Zaten güvendiğiniz birinden akıl almaya ihtiyacınız olduğunun farkındasınız. Eğer dallara dolanmış sarmaşığı fark ettiyseniz; hayata olan kırılganlığınız azalmış ve bir yerler yeniden hayata tutunmaya çalışıyorsunuzdur.
Resmin ortasında bulunan çiçek ve etrafındakiler: Bu sizin duygusal anlamda yüreğinizin dolu olduğunu (doludizgin aşkı yaşadığınızı) gösterir. Yani aşk kapıyı ya çaldı ya da çalacak.

Etraftaki diğer çizgilere ve salyangoza benzeyen şekle takıldıysanız; karşıdaki insana kendinizi rahat ifade edemediğiniz için canınız yanıyor ve bu kendi iç dünyanıza kapanmanıza neden oluyor.

Ben büyük çiçeğin üzerindeki, iki ince dalı gördüm diyorsanız; iki insan arasında karar veremiyorsunuz, ama birine duyduğunuz aşkın diğerine duyduğunuz aşktan çok daha fazla olduğunun farkındasınız.
Bir dalla uzatılan elma: Hayatta çok çalışıp az kazandığınızı artık ektiklerinizin biçme zamanının geldiğini düşünüyorsunuz. Bu elma sizin hayatınızda verimi ifade ediyor çok çalışıp birçok şeyi ihmal ettiğinizi de.

İki işle aynı anda uğraşıyorsunuz ve çalışmaktan zevk alıyorsunuz, emeğinizin karşılığını almak sizi mutlu ediyor.
Resmin sonunda var olan hayat kökleri: Siz de eğer burayı görenlerdenseniz; hayatta kopamayacağınız tek yer aileniz. Çünkü onlarla iyi diyalog kurabildiğiniz bir çocukluk geçirdiniz.

Onlar sizin için çok değerli ve ailenin bütün sorunu sizin sorununuz. O kadar ki kendinize dahi vakit ayıramıyorsunuz.
Yazar: Zühre Meryem Kaya

Kaynak: kahve molası

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HER İNSANIN KADER KATSAYISI VARDIR (ve gerçektir)

kaosunefendisi_132871892524[1]
Şaşıracaksınız okuyun hesaplayın kişiliğinizle uyuşacaktır.
Kader Katsayısı Nedir?
Bu sayı var oluşunuzun …gerisindeki amaç ve özellikleri belirliyor. İçinizde saklı olan özellikler, düşünce biciminiz, kişiliğiniz ve yaşamdaki amacınız gizli bu sayı da doğumdan ölüme kadar bu sayının ışığında yolunuzu çizeceksiniz.

Kader Sayınızı Nasıl Bulacaksınız?
Yaşam çarkınızın kader sayısını bulmak için doğduğunuz ayın değeriyle günü ve yılının sayılarını yan yana toplamanız gerekiyor. Ayların sayı değerleri:
Ocak: 1
Şubat: 2
Mart: 3
Nisan: 4
Mayıs: 5
Haziran: 6
Temmuz: 7
Ağustos: 8
Eylül: 9
Ekim: 1
Kasım: 2
Aralık: 3

Sıra kader sayınızı bulmaya geldi.
Tablodan doğduğunuz ayın değerini bulup gün ve yıl ile birlikte toplayın.
Örneğin:
20 Temmuz 1957 ‘de doğmuşsanız;
20+ 07+ 1957=1984
1+9+8+4=22 > 2+2=4
Kader sayınız: 4 eder

Kader Sayısı: 1
“ÖNCÜ” Öncü, lider, yol gösterici ve planlayıcısınız.
Gerçekten güçlü bir kişiliğiniz var. Yeriniz kaptan köşkü. Başkalarına boyun eğmek sizin için yabancı bir kavram. Son derece yaratıcı ve yeteneklisiniz. Düşüncelerinizi bir an evvel yaşama geçirmek, gerçekleştirmek için gerekli olan mücadeleci ruhu sizde mevcut. Yükselme hırsı ise yaşamınızın temelini oluşturuyor.
Arzu ettiğiniz başarıya ulaşmak için yılmadan çalışıyorsunuz. Yöneticilik yeteneğiniz olduğu için Olaylara hemen hâkim olabiliyorsunuz. Yaşamın her alanında bu yeteneğiniz geçerli.
Kararlılık, güç ve irade hırsınızın araçları. Ve siz bu araçları Büyük bir beceri ile kullanıyorsunuz. Zaman zaman bu Niteliklerin olumsuz yönlerini sergilediğiniz oluyor. Böyle durumlarda son derece saldırgan olabiliyorsunuz. Oysa istediğinizi elde etmenin yolu ilişkilerinizde inceliği elden bırakmadan halletmek. Bazen eleştiren ve emreden oluyorsunuz ama size eleştiri yapıldığında kahroluyorsunuz. Aslında son derece hassas bir kalbiniz var. Bu durumda kalbinizin sesini dinleyin. Kısa zamanda hem liderliğinizi hem de dostlarınızı yeniden kazanırsınız.

Kader Sayısı: 2
“YARDIMCI” Sizi başkalarından ayıran iki yönünüz var. Taktik ve insan ilişkilerinde gösterdiğiniz ustalık ve beceri ile üstesinden gelemeyeceğiniz hiç bir şey yok. Yaşamınızdaki anahtar kelime işbirliği. Uyumsuzluk ve tartışmalı konular sisteminizi hemen etkiliyor. Bu yüzden başınıza böyle bir şey geldiğinde bütün gücünüzle durumu düzeltmeye çalışıyorsunuz. Zarif bir insansınız bunun yanı sıra başkalarını da çok düşünüyorsunuz kırmamaya çalışıyorsunuz. Bu yüzden çevrenizden dostlarınız hiç eksik olmuyor. Kader Çarkının diğer sayılarından daha mücadeleci bir ruha sahipsiniz ( 9’dan sonra ). Ancak yaşamın güzel zevklerinden hiç mahrum kalmıyorsunuz. 2 rakamı toparlayıcılığın sayısıdır. Ruhunuzun birleştirici yönünü alevlendiriyor. Mutluluğunuzun temel koşulu ise uyum yaptığınız her şey de sanki bir sihir var. Çünkü bir kavramı ele alıp onun içini doldurmakta üstünüze yok. Başkalarının yardıma ihtiyacı olduğunda ortaya çıkıyorsunuz ama gerektiğinde hiç kimsenin yardımı olmadan işinizi kendi başınıza halledebiliyorsunuz.

Kader Sayısı: 3
“SEÇİCİ” Örgütlenme yeteneği ve yöneticilik sizde toplanıyor. Becerikli bir insansınız bu özeliğiniz sayesinde başarı ve mutluluk dolu bir yaşam sizi bekliyor İnsanın doğasını ve zaaflarını iyi bildiğiniz için insanlığı düzeltmek amacına yönelik meslekler seçiyorsunuz. Aslında çok bağışlayıcı ve halden anlayıcı bir insansınız. Otorite en önemli silahınız. Yönetici olarak girdiğiniz her yerde bu silahı kullanıyorsunuz. Ne kadar büyük bir toplulukla çalışırsanız başarınız ve kazancınızda o derece büyük olacaktır. Endüstri, şirket ve örgütlerde yönetici yeteneklerinizi en iyi şekilde kullanabilirsiniz. Çok cesur bir insansınız. Amaçlarınız ve yapmanız gerekenleri çok iyi biliyorsunuz. Amacınız herkesin hareket özgürlüğünden faydalanmasını sağlamak. Ama bu da size göre belli bir disiplin içinde olmalı. Kendi özgürlüğünüz için başkalarını incitmekten hoşlanmıyorsunuz. Doğal olarak başkalarının da bunu size yapmasına izin vermiyorsunuz.

Kader Sayısı: 4
“DUVARCI” Yaşam çarkınızın sayısı kareyi simgeliyor. Bu adalet ve eşitlik demektir. Siz ise bu karenin tam ortasında dört tarafınız çevrili olduğu için kıpırdayamıyorsunuz. Biraz da hareket ve renk lazım değil mi hayatınızda? Sadece yukarıya doğru gelişebiliyorsunuz. Kare yaşamın tüm pratik yönlerini temsil ediyor. Ama olaylara değişik açılardan bakmayı başaramıyorsunuz. Yaşam çarkına gelecekte olacak iyi şeylerin temeli diye de bakabilirsiniz. Sabırlı ve sebatlı birisiniz çalışmaya her an hazırsınız. Aynen bir duvar ustası gibi araçlarınız mantık ve yöntemdir. Sizin için belirli kalıplar var, onların dışına çıkmayı ise hiç aklınıza getirmiyorsunuz. Sadık ve güvenilir bir kişisiniz. Ancak muhafazakârlık sizi kısıtlıyor. Ayrıntılar ise sizin bazı çabalarınızın sonuçlanmasını engelliyor. Kendi fikirlerinizi başkalarına zorla kabul ettirmeye çalışmazsanız ilerlemeniz daha kolay olacaktır. Bir sanatçının ya da mimarin size kavram olarak sunduğu biçimi tüm ayrıntıları ile gözünüzde canlandırabilirsiniz. Bundan sonrada kendi pratik yaklaşımınızla projeyi kâğıda dökebilirsiniz. Kimse sizin için görev ve sorumluluklardan kaçıyor diyemez çünkü nerede güvene ihtiyaç varsa orada sizi buluyorlar.

Kader Sayısı: 5
“YAZICI” Doğuştan Merkür özellikleriniz var. Enerji canlısınız. İnce bir zekânızın yanı sıra iyimser bir kişiliğiniz var. Yaşam sizin için cesaret gerektiren bir macera. Eğlenmesini dahası yaşamasını çok iyi biliyorsunuz. Yaşamın değişkenliği sizin değişik ve çeşitliliğe olan düşkünlüğünüzle tam bir uyum içinde olduğundan yaşama rahatlıkla ayak uydurabilirsiniz. Dünya’nın merkezi olmaktan hoşlanıyorsunuz. Ama olmadığınızı bir türlü kabul etmek istemiyorsunuz.
Özgürlüğünüze çok düşkünsünüz. Ve hiç bir şeyin sizi özgürlüğünüzden alıkoymasına izin vermiyorsunuz. Sözcükleri kullanmada çok başarılısınız. Bundan dolayı konuşmaya dayalı mesleklerde çok başarılı olursunuz. Eğlence ve yazın dünyasında bir yıldız gibi parlayabilirsiniz. Ancak üstün konuşma yeteneğiniz bazen sorunlarda yol açabilir. Bilmediğiniz konulara dalarak mahcup olabilirsiniz. Değişken bir karakteriniz var. Bu kötü bir özellik değil. Kimileri için bir zevk de denilebilir. Size göre akıllı insan zamana ayak uydurmak zorundadır. İhtiyaçlarınızın neler olduğunu biliyor ve bu uğurda yapmanız gerekenlerden kaçmıyorsunuz. Sizin için mutluluğa giden yol buradan geçiyor. Her ne pahasına olursa olsun almak. Mutluluk kendinizi ifade etmek ve başarıya ulaşmaktır.

Kader Sayısı: 6
“ÖĞRETMEN” Sizin dünyanızın yöneticisi aşktır. Aslında kime âşık olduğunuzun çok da önemi yoktur. Ve evrendeki göreviniz bu Felsefiyi öğretmektir. Amacınız ise başkalarına yardım etmektir. Aşka ve ilgiye olan aşırı ihtiyacınızın arkasında kendinize olan güvensizliğiniz yatar. Ailede gerçekleştirdiğiniz huzuru, çevrenize sonrada tüm dünyaya yaymak amaçların en önemlisi. Kabalığa, baylığa asla tahammül edemiyorsunuz. İkili ilişkiler tercihiniz. Kalabalıkta kendinizi savunmasız hissediyorsunuz. Müzikten, güzel sanatlardan anlıyorsunuz. Yaşamın güzelliklerine olan sevginizi bu alanlarda uzmanlaşarak dile getiriyorsunuz. Kendinizden çok başkalarını düşünme özeliğiniz, sizi gençlerin danışmanı, yaşlıların sırdaşı ve dünyanın öğretmeni yapıyor. Çok ender eleştiriyorsunuz. Aslında sizi rahatsız eden çok az şey var. Yanınızda sevgiliniz olsun yeter. Görevlerinizin size yüklediği sorumluluk aslında göründüğünden de ağır. Ancak bu ağır görevlerin önemini gayet iyi biliyorsunuz. Yaşamdaki görevlerinizi yerine getirerek büyük mutluluğa ulaşabilirsiniz.

Kader Sayısı: 7
“MİSTİK” Gözlemci bir yapıya sahipsiniz her şeyin ardındaki nedeni aramanız en büyük özeliğiniz. Yüzeysel hiç bir şey sizi tatmin etmiyor. Tersine merakınızı körüklüyor. Mistik konuları, yeni ve eski ilim alanları ilginizi fazla çekiyor. Tipik bir doktor gibisiniz. Sorunlu insanlar aradıkları huzuru sizde buluyor. Sizin elinizde adeta sihirli bir güç var. Mesafeli tavrınız sizi diğer insanlardan ayırıyor. Ancak yaşamın derinliklerine inenler sizi anlayabilir, suskun dönemlerinize bir anlam verebilir. Nitekim zaman zaman böyle manasızca içinize kapandığınız oluyor. İnsanlar ilk tanıştıklarında sizden çekiniyor. Doğuştan itibarisiniz adeta. Yeriniz ne olursa olsun daima ilgi uyandırıyorsunuz. Felsefi ve kültürel konulara
ilginiz büyük. Ancak tam olarak çözebilmiş değilsiniz. Müzik yazmak, keşifler yapmak yaratıcılığınızı kullanabileceğiniz alanlardan. Sizin için sanatçıların eserlerinden yararlanmadan yaşamak, yaşamak değil. Bazen yaşam sizin için bir düş kırıklığı olsa da daha öğreneceğiniz çok şey var. Genelde karamsar ve suskun bir yapıya sahipsiniz. Yalnız da yaşamayı başarabilecek nadir kişilerdensiniz. Hayat konusunda bazen umutsuzluğa düştüğünüz de oluyor. Ancak felsefi bakış açınız yaşamın nereden kaynakladığını ortaya çıkaracak kudrette.

Kader Sayısı: 8
“SANATCI” Her şeyi net olarak ifade etme yeteneğine hatta her şeyi net olarak hissetme yeteneğine sahip olmanıza, zekânın yaşamınızda büyük bir önemi var. Çok çeşitli konulardan zevk alıyorsunuz. Zamanınızın büyük kısmını da hayallere ayırıyorsunuz. Fakat yaşamın salt eğlence olmadığının farkındasınız. Çok yönlü olmak en büyük özeliğiniz. Çok ve çeşitli yetenekleriniz var. Çabuk kavramak da bunlardan biri. Fakat insanlar hakkında kolay yanılgıya düşüyor, gerçek yüzlerini çok geç fark edebiliyorsunuz. Bilgiye anında ulaşmanın yollarını biliyorsunuz. Ancak bilime yeteneğiniz ve düşkünlüğünüz fazla değil. Çünkü zamanınızın çoğunu gerçek bir bilim adamı gibi bilime adamak yerine daha sanatsal ve sportif faaliyetlerden hoşlanıyorsunuz. Hoşsohbet ve eğlencelisiniz. Bu özellikleriniz de kolay arkadaş edinmenizi sağlıyor. Pek çok insan sizi seviyor ama sizi gerçekten anlayan çok az insan oluyor. Bunun sebebi karmakarışık ruhunuzun derinliklerine inebilmeyi çok az kişinin başarabilmesi. Uğraştığınız size zevk veren konulardan çabuk bıkıyorsunuz. Olayları genelde olduğu gibi kabulleniyorsunuz. Yani fazla dert edinmiyorsunuz. Zaten mücadele etmekten de hoşlanmıyor çabuk pes ediyorsunuz. Kıvrak zekâya sahip olduğunuzdan başkalarını acımasızca eleştirmek ten kaçınmıyorsunuz. Sözcükleri kullanmadaki yeteneğiniz iyi bir eleştirmen, yazar, konuşmacı, ya da sunucu olmanızı sağlayabilir. Sevgisiz yaşamayan bir insansınız. Bu yüzden sizi seven ve anlayan biriyle birlikte olmadıkça mutlu olmanız mümkün değil.

Kader Sayısı: 9
“METAFİZİKCİ” Yaşamınız, perdenin gerisindeki esrarı, ruhun ve gizli ilmin ardındaki anlamı çözmekle geçiyor. Yaşamınızın amacı gerçeği yalnızca gerçeği öğrenmek Bu konuda çok başarılı olduğunuz da bir gerçek. İnsanları tanımak için genellikle 5 dk. Gözlemlemeniz yeterli. Hayatı seviyor fakat çok az kişiyi sevmeye değer buluyorsunuz. Hayatınızın her alanında cömert ve kusursuz olmak istiyorsunuz. Karsınızdakilerin de en az sizin kadar kusursuz ve güvenilir olmasını bekliyor, bu yüzden zaman zaman çok acı çekiyorsunuz. Çok güçlüsünüz fakat çabuk incinen altın bir kalbe sahibisiniz. Çok az insana gerçek sizi tanıma fırsatı veriyor, onlara da fazlaca değer veriyorsunuz. Psikolojik olayları anlama yeteneğiniz muazzam. Ancak sizin dışınızda gelişen olaylar sizi ve ruh halinizi fazlasıyla etkiliyor. Bağımsızlığınıza ve özgürlüğünüze düşkünsünüz. Yine de sevgiyi her şeyin üstünde tutuyorsunuz. Hayatınız karışıklıkları çözmek üzerine kurulu olduğu için mücadele etmekten yorulmuyorsunuz. Hemen her seviyeden insanla anlaşma yeteneğine ve sonsuz sabra sahipsiniz. Ünsanların ihtiyaçlarını onlar söylemeden anlıyor ve yardımlarına koşuyorsunuz. Çok iyi bir dinleyici, gözlemci ve yol göstericisiniz bu yüzden iyi bir psikolog veya konuşmacı olabilirsiniz…

Douglas Forbes İnsanın Pin Kodu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Kılç vardır bir günde olur , kılıç vardır Bin günde olur

bilgekn6[1]

 

 

Bir Bilge , İki Kılıç
Bir savaş ustası ülkesinde savaşçılığı , cesareti, kılıç kullanma ustalığı , merhameti ve bilgeliği ile tanınır ve saygı görürmüş. Onun okulunda savaşçı yetişmesi için uzak ülkelerden bile krallar çocuklarını gönderirler ama pek azı usta tarafından ögrenciliğe kabul görür yada kabul görenler den çok azı bitirebilirmiş.
Yine bir eğitim gününde usta ögrencileri okul önüne çıkarmış .Elinde iki uzun kutu varmış. Öğrenciler merak etmiş kutularda ne var diye.
Usta öğrencilerine 500 adım geriye gitmelerini istemiş. Öğrenciler gittiğinde kutuları açıp içinden çıkardığı 2 kılıcı toprağa saplamış ve ögrencilere seslenmiş.

Ne görüyorsunuz?

Öğrenciler 2 kılıç diye cevap vermişler.
Usta kılıçları anlatın diye seslenmiş.

Mesafe cok uzak olduğu için öğrenciler sadece kılıç demekten başka bir sey söyleyememişler. Bunun üzerine usta ögrencilerine. 100 adım yaklaşmalarını söylemiş. Ve yine sormuş kılıçları anlatın ögrenciler 400 adımda 300 adım, 200 adım 100 adım yine kılıçları detaylandıramamış.

Bu böyle devam ederek ögrencilerin kılıcın etrafında toplanmalarına kadar sürmüş her yüz adım yaklaştırarak bilge her seferinde yine sormuş.

Öğrenciler kılıcın etrafına toplandıgında 2 kılıcın çok farklı olduğunu görmüşler aynı genişlik kalınlık uzunluk aynı ama biri çok ince işçilikle üretilmiş üzerinde çok emek olduğu dikkatle incelendiğinde farkediliyor bir çok yazı kazınmış üstüne , kılıcın üretilirken defalarca dövüldüğü su verildiği çok belirginmiş. Öğrenciler dokunmadan kılıca gördüklerini anlatmışlar.

Hoca sormuş anlattıklarınız yeterlimi kılıçları tanımak için . Öğrenciler evet yeterli ustamız demişler.
Usta yani ikiside kılıç !!! bu yeterlimi demiş,

Öğrenciler evet usta diye yanıtlamışlar. Usta güçlü bir ögrenciye daha az parlayan kılıcı alarak yanda duran kütüğe sertçe vurmasını istemiş . Öğrenci vurmuş kütük bir şey olmazken kılıç 2 ye kırılmış.
Usta sormuş çelikmi sert kütükmü ?? öğrenciler çelik demiş. O zaman neden kütük değilde kılıç kırıldı.
Diğer kılıcı almasını ve bu sefer yanda duran kayaya vurmasını istemiş. Öğrenci aman hocam bu kılıç da kırılmasın çok güzel, keskinliği bozulur kırılmasa bile demiş.

Hoca vurmasını isteyince öğrenci vurur ve kaya parçalanır, kılıçda zerre kadar bozulma olmamıştır.
Hoca sorar ne anladınız,
Öğrenciler cevap verirler.
Hiçbirşey uzaktan göründüğü gibi değildir.
Farklılık yaklaştıkça belirginleşir
Yakından bakmakta yetmez
Hissetmek gereklidir
Kılıcı denemek gereklidir
Yanıtlar birbiri ardına gelir,,,

Ve şimdi iyi dinleyin demiş usta toplamış öğrencilerini etrafına
Kılıcı kılıç yapan kılıç ustasıdır, bakmak yetmez, tutmak gereklidir, tutmak yetmez onunla savaşmak gereklidir, savaşmak yetmez kılıç olmak gereklidir, kılıç olacaksınki keserken ve kesilirken ne hissedildiğini bilesin.
Savaşta bilge olmak yetmez Bilgelik her daim olmalıdır. Savaşta bilgelik kılıcı ustaca kullandığınladır, barışta merhametle kullandığınladır, bunu anca kılıç olursan anlarsın keserken kesilenin ne hissettiğini.

Kılç vardır bir günde olur , kılıç vardır Bin günde olur
Bir günde olan kılıç bir vuruşta kırılır
Bin günde olan kılıç bin vuruşta bir zerre kırılmaz,
Bir günde olan kılıç acıtır,
Bin günde olan kılıç kesildiğini bile hissettirmez, varın şimdi bunu uzun uzun düşünün.
Der Bilge Usta öğrencilerine.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Herkes Günahlarını Anlatan…

1424371_10208599716607485_8719022370595710579_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dikkatli Olanlar Buraya…

11095079_1291623660864189_561103950340338989_n[1]

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 14 Comments »

İlaçsız Baş Ağrısı Nasıl Geçer?

12809571_560263817473568_3814243153181021247_n[1]

Baş ağrısından bu öneriler ile doğal yolla kurtulabilirsiniz.

Baş ağrılarının belli başlı sebeplerinden biri strestir. Stres sebebiyle kaslarımız sertleşir ve boyun ağrısıyla başlayıp baş ağrısına çevirebilir.

YÖNTEM 1 – Boynunuzu ve omzunuzu hareket ettirerek ufak egzersizleri deneyin. Oturduğunuz koltuğun rahat olmasına önem verin.

YÖNTEM 2 – Limon aromaterapi özellikleri sayesinde baş ağrısına iyi gelir. Bir parça limonu elinizde ovuşturup macun kıvamına getirin ve yüzünüze ve alnınıza sürün.

YÖNTEM 3 – Strese bağlı baş ağrılarında yastığınıza birkaç damla lavanta yağı damlatıp uyuyabilirsiniz.

YÖNTEM 4 – Başınız ağrıdığında baskı uygulayarak ağrıyı geçirebileceğiniz noktalar bulunur. Bu nokta baş parmağınız ve işaret parmağınızın arasında kalan eklem noktalarıdır. Bu noktayı hafifçe bastırıp yuvarlak hareketler halinde baskı uygulayın.

YÖNTEM 5 – Sıcak duş gevşeme hissi yaratır. Duşa giremiyorsanız ayaklarınızı sıcak su dolu bir kapta bekleyebilirsiniz.

YÖNTEM 6 – BAŞ AĞRISINA KARŞI DUŞTAN SONRA AYAKLARINIZI SOĞUK SUYLA YIKAYIN..!

Özellikle sıcak suyla banyo yapıldığında veya uzun müddet banyoda kalındığında kanın ayaklarda, bacaklarda çoğalması ve beyne giden kanın azalması söz konusu olacaktır.

Böyle bir durumda ayaklara soğuk su dökmek, kanın beyne daha fazla gitmesine sebep olacaktır. Bu da kişinin rahatlamasına ve eğer baş ağrısı varsa onunda geçmesini sağlayacaktır.

YÖNTEM 7 – BAŞ AĞRISINA KESİN ÇÖZÜM..

Burnumuzun neden 2 deliği var ? Nefes alırken her iki deliği birden kullanırız. Sağ taraf sıcağı (güneşi), sol taraf soğuğu (ayı) temsil eder.

BAŞINIZ AĞRIYORSA sağ burun deliğinizi kapatın 5 dakika süreyle sol burun deliğinizden nefes alın..

KENDİNİZİ YORGUN HİSSEDİYORSANIZ sol burun deliğinizi kapatın, sağ burun deliğinizden nefes alın. (Zihninizi de açar).

kaynak: şifa evreni

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Diz Tendon Ve Bağlarını Güçlendirmek İçin Tarifler…

10270723_1272350096115000_8350061547181404749_n[1]

Tendon bağlarını güçlendiren doğal formüller

Özellikle dizin hareket etmesini sağlayan noktalarında bulunan tendon ve bağlar vücut yapısının kritik yapı taşlarındandır. Kas ve kemikleri birbirine bağlayarak eklem fonksiyonlarının düzgünce çalışmasını sağlarlar.

Tendon

Tendon için yulaf ezmesi, ananas ve tarçınlı tarifi

Malzemeler;
-1 bardak yulaf kepeği
-250 ml su
-1 bardak ananas suyu
-1 bardak portakal suyu
-2 yemek kaşığı bal (40 gram)
-1 çay kaşığı öğütülmüş tarçın (7 gram)
-2 yemek kaşığı badem kırığı (40 gram)

Hazırlanışı;
Bu smoothie magnezyum, silis, C vitamini ve bromelain yönünden oldukça zengindir. Son saydığımız şey olan bromelaini içeren meyve ananastır. Diz problemlerinin neden olduğu klasik iltihaplanmalara karşı çok etkilidir. Bu tariften en etkin şekilde yararlanmak için her sabah kahvaltıda bir bardak içmelisiniz. Hazırlaması çok basittir ve dizdeki tendon ve bağları beslerken aynı zamanda ağrı ve iltihaba karşı da mücadele eder.
Suyu kaynatarak işe başlayın ve ardından kaynayan suya yulaf kepeklerini ekleyin. Yavaşça karıştırarak pişirin. Piştikten sonra ananas suyu, portakal suyu, bal, tarçın, badem ve yulafı bir blendıra koyun.
İçindeki malzemeler iyice parçalanıp birbirine karışana kadar blendırı çalıştırın. Eğer bir iki tane buz eklerseniz tadı daha da güzel olur. Vakit kaybetmeden bugün deneyebilirsiniz.

Limon ve ısırgan otlu tarifi

Malzemeler;
80 gram ısırgan otu
1 limonun suyu
1 litre su

Hazırlanışı;
Hazırlaması oldukça kolay bir tariftir. Bu ısırgan otlu karışımı haftada üç kere içebilirsiniz. Tek yapmanız gereken gün boyunca içebileceğiniz çayınızı bir litre suyla hazırlamak. Isırgan otu, vücuttaki tendon ve bağları güçlendirmek için harika olan silis, magnezyum, potasyum ve klorofil yönünden çok zengindir.

Nasıl Hazırlanır?
Öncelikle bir litre suyu kaynatın. Ardından ısırgan otunu ekleyin. Taze veya kurutulmuş olmasının önemi yoktur. Ardından karışımı 15 dakika demlenmeye bırakın. Hazırladığınız karışımı cam bir şişeye süzün. Kapağını kapatın ve bir saat öylece bırakın. Bu süre geçtikten sonra oda sıcaklığındaki çayınızdan ilk bardağı içebilirsiniz. Fakat bundan sonra çayınızı tekrar ocağa koyun. Birkaç damla limon ve iki yemek kaşığı bal ekleyin. Çok güçlü bir aroma elde edeceksiniz; ancak eklediğiniz doğal tatlandırıcıyla tadı daha iyi olacak. Isırgan otu ve limonla hazırladığınız bu çayı haftada üç kez içmeyi unutmayın. Diz sağlığınızın nasıl arttığını fark edeceksiniz.

kaynak: sağlıklı beslenme sağlıklı yaşam

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Budist Öğretilerden Bazı Temel Kurallar…

budizm36c[1]

 

 

Tarihsel felsefesinde insanın iç güzelliklerini ve erdemini ortaya çıkarmaya çalışan budist öğretilerinde bazı temel kurallar;

1. Önce kendi gideceğin yolu öğren, sonra öğretmeye kalk.
2. Bırakmayı öğren. Mutluluğun anahtarı budur.
3. Nefret hiçbir zaman nefretle yok edilemez. Nefret sevgiyle yok edilir, bu ölümsüz kanundur.
4. Varlığın öteki kıyısına vardığında önce, sonra ve ortada olandan vazgeç.
5. Sizi kendinizden başka hiç kimse kurtaramaz. Kendi kendinize ışık olun.
6. Damı basit yapılmış bir eve yağmur dolması gibi, derin düşünmeyen beyine de tutku öyle dolar.
7. Gökten altın yağsa insanın arzuları doyurulamaz. İsteğin küçük bir zevk verdiğini ve aslında acıya neden olduğunu bilen kişi, bilge kişidir.
8. Öfkeniz yüzünden cezalandırılmayacaksınız, öfkeniz tarafından cezalandırılacaksınız.
9. Geçmişte kim olduğunu bilmek istiyorsan, şu an kim olduğuna bak. Kim olacağını bilmek istiyorsan, ne yaptığına bak.
10. Bir kişinin kendi kendini yenerek kazandığı zafer, bir başkasının savaşta bin kişiyi bin kez yenerek kazandığı zaferden daha iyidir.
11. İnsanIar arasında nehri geçip karşı kıyıya uIaşan azdır. Büyük bir çoğunIuk nehrin kıyısında bir aşağı bir yukarı doğru koşup durur.
12. NedenseIIik, etkiIeşim, koşuIIar ve ayırt edici aIgıIama..dört büyük eIement bunIardandır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Tanıştığınız, hayatınızı etkileyen insanlar, tecrübe ettiğiniz başarı ve çöküşler, kim olduğunuzu ve kim olacağınızı bulmanıza yardımcı olurlar

bahar alerjisi belirtileri

Bazen birileri hayatınıza girer ve onların orada olmalarının, sizin bazı amaçlarınıza hizmet etmeleri, size ders vermeleri veya kim olduğunuz ya da kim olmak istediğiniz konusunda size yardım etmeleri demek olduğunu kesinlikle bilirsiniz.

Bu kişilerin kim olabileceklerini asla bilemezsiniz bir oda arkadaşı, bir profesör, bir arkadaş, bir sevgili ya da tamamen yabancı biri ama gözleriniz onlarla kilitlendiğinde, işte o an hayatınızı çok derin bir şekilde etkileyeceklerini bilirsiniz.
Bazen, başınıza gelen şeyler ilk başta korkunç, acı verici ve adaletsizce görünebilir ama sonraları aksine o engelleri aşmadan potansiyelinizin, gücünüzün, iradenizin ve yüreğinizin asla farkına varamayacağınızı anlarsınız.

Hastalık, yaralanma, aşk, gerçek mükemmelliğin kayıp anları ve aptallıklar, hepsi sizin ruhunuzun sınırlarını test etmek için vardır. Bu küçük testler olmaksızın, her ne olursa olsunlar, hayat hiçbir yere varamayan, pürüzsüzce asfaltlanmış düz, yavan bir yol gibi olurdu. Güvenli ve rahat; ama aptalca ve tamamen anlamsız.

Tanıştığınız, hayatınızı etkileyen insanlar, tecrübe ettiğiniz başarı ve çöküşler, kim olduğunuzu ve kim olacağınızı bulmanıza yardımcı olurlar. Kötü tecrübelerden bile bir şeyler öğrenilebilir. Aslında, bazen onlar en önemlileridir.

Eğer birileri sizi severse, karşılığında onlara hangi şekilde yapabiliyorsanız sevgi verin, sadece sizi sevdikleri için değil aynı zamanda size sevmeyi ve kalbinizi ve gözünüzü nasıl açabileceğinizi öğrettikleri için. Eğer birileri sizi incitirse, aldatırsa ya da kalbinizi kırarsa, onları affedin, size, güveni ve kalbinizi kimlere açacağınıza dikkat etmenin önemini öğrettikleri için.

Her gününüzü önemseyin. Her anın değerini bilin ve onu bir daha asla yaşayamayacağınız için o anlardan alabileceğiniz her şeyi alın. Daha önce hiç konuşmadığınız insanlarla konuşun ve onların söylediklerini dinleyin!
Aşık olmanıza izin verin, kendinizi serbest bırakın ve görüşlerinizi yükseltin. Başınızı dik tutun; çünkü her türlü hakka sahipsiniz. Kendinize önemli bir kişi olduğunuzu söyleyin ve kendinize inanın; çünkü eğer siz kendinize inanmazsanız başkalarının size inanması güç olacaktır.

Hayatınızda istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz. Kendi hayatınızı yaratın ve daha sonra dışarı çıkıp hiç pişmanlık duymadan yaşayın! Ve eğer birilerini severseniz bunu onlara söyleyin; çünkü yarının neler sakladığını asla bilemezsiniz.

Yaşadığınız her günden hayata dair bir ders alın! Bugün; dün için endişelendiğiniz yarındır. Buna değer miydi?

-Sharon Zeff

Kendini değiştirmeli insan..Yaşananlara bakış açısını değiştirmeli..

imagesQ8AYUBC5

Bir gün adamın biri zamanının Sufi üstadlarından birini ziyarete gelmiş ve ona şu soruyu sormuş:
“Ön yargılarımdan ve bağımlılıklarımdan nasıl kurtulabilirim?”
Üstad ona cevap vermek yerine ayağa kalkmış ve yakında bulunan bir sütuna kollarını dolayarak bağırmaya başlamış:

“Beni bu sütundan kurtarın!!! …

Adam şaşkınlıkla bakarak, Üstadın deli olduğunu düşünmüş ve ona şöyle demiş:
Neden böyle yapıyorsun?

Ben senin akıllı birisi olduğunu düşünerek ruhsal bir soru sormaya geldim. Ama görüyorum ki sen delinin tekisin, sütunu sen tutuyorsun, sütun seni tutmuyor! Bırak gitsin!”

Üstad sütunu bırakmış ve şöyle demiş: “Bu söylediğini gerçekten derinlemesine anlayabilirsen, kendi cevabını vermiş olacaksın. Bağımlılıkların seni tutmuyor, sen onları tutuyorsun! Bırak gitsin!”

Kendini değiştirmeli insan..Yaşananlara bakış açısını değiştirmeli..Özeleştiri yapabilmeli kendine..

Önce kendini yargılayabilmeli..
Sonrasını BIRAK GİTSİN….

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »