Annem ve Mahalledeki Komşu Anneler…

“Hindistan’ın Kerala kentinden bir öğrencinin babası eşini tanıştırırken “Karım hiçbir şey yapmıyor; o sadece evde,” dermiş. Çocuk da annesini ev işleri ile ne kadar meşgul olduğunu bilirmiş. O nedenle annesinin meşgul halini resimlemiş. Resmin adını ‘ Annem ve Mahalledeki Komşu Anneler’ koymuş. Okul öğretmeni bu tabloyu görünce hükümet ofisine göndermiş. Resimde evde bedavaya çalışan kadınlar resmedilmiş.

Tablo, Kerala hükümetinin 2020-2021 yılı Cinsiyet Bütçesi belgesinin kapağı olarak seçilmiş.”

E. Baloğlu( BGA Kadınlarımız:Toplum Mimarları Grubu paylaşımıdır.)

Posted in Genel. 1 Comment »

Posted in Genel. 1 Comment »

Senden istediğim şey dünyaya çıkıp hayatın tadını çıkarman.

Photo by Anni Roenkae on Pexels.com

Tanrı şöyle derdi:
Dua etmeyi bırak ve yüreğinle iletişim kur!
Senden istediğim şey dünyaya çıkıp hayatın tadını çıkarman. Senin için yaptığım her şeyin tadını çıkarmanı, şarkı söylemeni, eğlenmeni ve hayatın tadını çıkarmanı istiyorum.
Kendin inşa ettiğin karanlık, soğuk tapınaklara gitmeyi bırak ve benim evimin yüreğin olduğunu söyle! Evim, dağlarda, ormanlarda, nehirlerde, göllerde sahillerde İşte yaşadığım yer ve orada sana olan sevgimi ifade ediyorum. Sefil hayatın için beni suçlamayı bırak, sana hiçbir sorun olmadığını, günahkar olduğunu veya cinselliğinin kötü bir şey olduğunu söylemedim! Seks sana verdiğim bir hediyedir ve sevgini, ecstasyini, neşeni ifade edebileceğin yerdir.. Bu yüzden seni inandırdıkları her şey için beni suçlama. Benimle alakası olmayan sözde kutsal kitapları okumayı bırak. Beni, bir gün doğumunda, bir manzarada, arkadaşlarının bakışında, oğlunun gözlerinde okuyamazsan, beni hiçbir kitapta bulamazsın! Güven bana ve sormayı bırak. Bana işimi nasıl yapacağımı söyleyebilir misin? Benden bu kadar korkmayı bırak. Seni yargılamıyorum, eleştirmiyorum, öfkelenmiyorum, cezalandırmıyor um.
Ben saf sevgiyim. Af dilemeyi bırak, affedilecek bir şey yok. Eğer seni ben yarattıysam… Seni tutkular, kısıtlamalar, zevkler, duygular, ihtiyaçlar, tutarsızlıkların la, yine de özgür iradeyle doldurdum. İçine koyduğum bir şeye cevap verirsen seni nasıl suçlayabilirim? Seni yapan bensem, olduğun gibi olduğun için seni nasıl cezalandırabilir im? Sonsuza kadar kötü davranan tüm çocuklarımı yakmak için bir yer yaratabilir miyim? Nasıl bir Tanrı bunu yapar? Her türlü emri, her türlü yasayı unutun; bunlar sizi manipüle etmek için, kontrol etmek için, sadece sizde suçluluk yaratmak için bulunmuş yöntemlerdir..Akranlarınıza saygı duyun ve kendiniz için istemediğiniz şeyi yapmayın. Tek isteğim hayatınızda dikkat etmeniz, bilinçaltınızın rehberiniz olması. Sevdiğim bu hayat ne bir sınav, ne bir adım, ne bir provokasyon ne de bir cennetin prelüdü değil. Bu hayat burada ve şu anda var olan tek şey ve ihtiyacınız olan şey. Seni kesinlikle özgür bıraktım, ödül yok, ceza yok, günah yok, erdem yok… Kimse işaret taşımıyor, kimse kayıt tutmuyor. Hayatınızda, cennet veya cehennem yaratmakta kesinlikle özgürsünüz.Bu hayattan sonra bir şey varsa söyleyebilirim ama söylemeyeceğim… ama sana bir ipucu verebilirim. Sonrası hiçbir şey yokmuş gibi yaşa… Eğlenmek için, sevmek için, var olmak için tek şansın bu. Yani, hiçbir şey yoksa, sana verdiğim fırsattan zevk almış olacaksın. Ve varsa emin ol ki doğru mu yanlış mı davrandın sormayacağım, Soracağım şey , beğendiniz mi? Eğlendiniz mi? En çok hangisini beğendiniz? Ne öğrendin?…
Bana inanmayı bırak; inanmak varsayımdır, tahmin etmektir, hayal etmektir. Bana inanmanı istemiyorum… Sevgilini öptüğünde, küçük kızına sarıldığında, köpeğini okşadığında, denizde banyo yaptığında beni hissetmeni istiyorum.
Beni övmeyi bırak, sen nasıl bir ego manyak olduğumu sanıyorsun? Övülmekten sıkıldım, teşekkür edilmekten yoruldum. Minnettar mısın? Kendinize, sağlığınıza, ilişkilerinize, dünyaya dikkat ederek bunu kanıtlayın. Keyfini ifade et!… Beni övmenin yolu bu. İşleri karmaşıklaştırmayı bırak ve benim hakkımda öğretilen şeyleri bir muhabbet kuşu olarak tekrarlamaktan vazgeç. Kesin olan tek şey burada olduğun, yaşadığın ve bu dünyanın mucizelerle dolu olduğu. Ne için daha fazla mucizeye ihtiyacın var? Neden bu kadar çok açıklamaya ihtiyacın var?
Beni dışarıda ararsan, beni bulamazsın. Beni içinde bul… Orada senin içinde, kalbin deyim ben.
Spinoza.

Anthony Hopkins’in güçlü sözleri:

′′Seni sevmeye hazır olmayan insanları serbest bırak
Bu hayatında yapacağın en zor şey.
Seni sevmeye hazır olmayanlara sevgini vermeyi bırak.
Değişmek istemeyen insanlarla zor sohbetler yapmayı bırak.
Varlığına önem vermeyen insanlar için görünmeyi bırak.
İçgüdülerinin etrafındaki herkesin iyi dileklerini kazanmak olduğunu biliyorum, ancak aynı zamanda zamanını, enerjini ve akıl sağlığını çalacak dürtüdür…
Hayatında memnuniyet, ilgi bağlılık ortaya çıktığında, herkes senin kadar dürüst olmayacak…
Bu, kim olduğunu değiştirmen gerektiği anlamına gelmez.
Bu seni sevmeye hazır olmayan insanları sevmeyi bırakman anlamına geliyor.
Zamanını harcadığın kişiler tarafından ince bir şekilde dışlanır, ince bir şekilde aşağılanır, unutulur veya kolaylıkla görmezden gelirsen onlara ilgini ve enerjini sunmaya devam ederek kendine iyilik yapmazsın
Gerçek şu ki sen herkes değilsin…
Ve herkes senin için değil.
Bu dünyayı bu kadar özel yapan şey, arkadaşlığına, sevgine, dostluğuna önem veren birkaç kişiyi bulduğun zaman ve gerçek aşkı… bunun ne kadar değerli olduğunu bileceksin…
Çünkü olmayan şeyleri tecrübe ettin…
Ama bunu yapamayan birisinin seni sevmesini sağlamak için ne kadar çok zaman harcarsın?

Bu gezegende milyarlarca insan var ve çoğu seninle kendi seviyelerinde sevgi titreşimleri içindeler…

Ama…
Seni yastık, ikinci plân seçeneği, terapist ve duygusal iyileşme stratejisi olarak kullanan insanların mahremiyetinde ne kadar kısa kalırsan senin için doğru olan bu…

Denemeyi bırakırsan ilişki biter…
Belki mesaj göndermeyi bırakırsan telefonun günlerce ve haftalarca sessiz kalır…
Birini sevmeyi bırakırsan gerçek olmayan aşk eriyebilir…
Bu bir ilişkiyi mahvettiğin anlamına gelmez!
Bu ilişkiyi tutan tek şey sadece sendin ve sadece senin onu tutmak için tuttuğun enerjiydi.

Bu aşk değil.
Bu bağlılıktır.
İstemeyenlere bir şans vermek istemektir!

Hayatındaki en değerli ve en önemli şey enerjindir.
Bu sadece senin zamanın ve sınırlı…
Bu senin enerjin!

Zamanını senin için uygun olmayan insanlarla geçirdiğin zaman neden bu kadar sabırsız olduğunu anlamaya başlarsın.

Hayatın için, kendin için ve tanıdığın herkes için yapabileceğin en önemli şeyin enerjini her şeyden daha vahşi bir şekilde korumak olduğunu fark etmeye başlayacaksın.

Hayatını güvenli bir sığınak yap,
Sadece seninle uyumlu kişilere izin ver…

İnsanları kurtarmak senin sorumluluğun değil.
Onları kurtarılması gerektiğine ikna etmekten sorumlu değilsin.

Her an insanlar için var olmak ve onlara hayatını vermek senin işin değil..

Çünkü eğer kötü hissediyorsan, görevde hissediyorsan, mecbur hissediyorsan onlara verdiğin iyiliği geri vermeyeceklerinden korkuyorsun…

Kaderin sevildiğini fark etmek ve hak ettiğini düşündüğün sevgiyi kabûl etmek.

Gerçek bir dostluğu hak ettiğine karar ver… gerçek bir bağlılık, sağlıklı ve başarılı insanlarla tam sevgi.

Sonra bekle…
Sadece bir süreliğine…
Ve her şeyin ne kadar değiştiğini izle…”

Anthony Hopkins

Ayçiçekleri…

Ayçiçekleri 🌻 güneşin konumuna göre döner, başka bir deyişle “ışığı kovalarlar”. Bunu zaten biliyor olabilirsiniz, ancak muhtemelen bilmediğiniz bir başka gerçek var!

Güneşin tamamen bulutlarla kaplı olduğu bulutlu ve yağmurlu günlerde neler olduğunu hiç merak ettiniz mi?

Bu ilginç bir soru, değil mi?

Belki de ayçiçeklerinin ısındığını veya başını yere doğru çevirdiğini düşünüyorsunuz. Aklından geçen bu mu?

Bu yanlış!

Bu ne oluyor?

* Enerjilerini paylaşmak için birbirlerine doğru dönüyorlar.

Doğanın mükemmelliği şaşırtıcı; Şimdi bu yansıması yaşamlarımıza uygulayalım. Hepimiz bu ışığı isteriz ve farklı şekillerde ararız: ailemizde, arkadaşlarımızda, çalışmamızda vb. Ama her zaman bulutlu günler, kasvetli günler olacak, çünkü onlardan kaçmak yok!

Bu olduğunda, çoğu insan bunalmış, az ruhlu ve en savunmasız olanlar, bazen depresyona giriyor.
Güzel ayçiçeği örneğini izlemeye ne dersiniz 🌻 * Birbirinize destek ve güç vermek. Doğanın bize öğretecek çok şeyi var. *

Herkese bir dileğiyle * “Güneş
çiçek “🌻 * bulutlu ve kasvetli günlerinde birbirlerine dönme özelliği.

* Yayılmış iyilik * .. sana geri dönecek 🍀🌻🌻🌻
Alıntı

Ne içindeyim zamanın,

ahmet-hamdi-tanpinarkimdir-nereli_56188[1]

 

Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmaz akışında,
Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.
Başım sükûtu öğüten
Uçsuz, bucaksız değirmen;
Içim muradıma ermiş
Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.
Ahmet Hamdi Tanpınar

Piet Mondrian…


Hollandalı ressam Piet Mondrian, geliştirdiği yeni-plastizm (neo-plasticism) kuramı ile Avrupa’da soyut sanatın öncülerinden olmuştur.
Piet Mondrian, 7 Mart 1872’de Amersfoort’ta doğmuştur. Asıl adı Pieter Cornelis Mondriaan’dır. Sanat eğitimini 1892-1894 arasında Amsterdam Akademisi’nde yapmıştır. 1903 dolaylarında teosofi (bireyle Tanrı ve melekler arasında doğrudan ilişki kurmayı öngören felsefi anlayış) ile ilgilenmeye başladı. 1911 ’de Paris’e gitti. Burada önce simgeci (sembolist), sonra da kübist sanata ilgi duydu. 1914’te ülkesine geri döndü. 1916-1917 yıllarında yeni-plastizm kuramını geliştirdi. van Doesburg ve Anthony van der Leck (1876-1958) ile birlikte De Stijl grubunu kurdu. 1919’da yeniden Paris’e gitti, ancak De Stijl dergisine yolladığı yazılarla gruba katkıları devam etti.

Kırmızı Ağaç (1910)
Denemeleri, Le neo-plasticisme adı ile ilk kez 1920’de Paris’te basıldı. Aynı yapıtın Almanca çevirisi 1924’te Nene Gestaltung adı ile Bauhaus yayınları arasında çıktı. Mondrian o yıllarda, van Doesburg’un öğecilik (elemantarizm) kuramını geliştirmesine tepki göstererek De Stijl’den ayrıldı. 1938’de Londra’ya gitti. II. Dünya Savaşı sırasında atölyesi bombalanınca ABD’ye giderek 1940’ta New York’a yerleşti.
Önceleri manzara resimleri yapan Mondrian, Paris’e gittikten sonra, oradaki Hollandalı ressam Jan Toorop’un etkisiyle çizgiye önem vermeye başlamış ve simgeci nitelikli eserler üretmiştir. Daha sonra, Cezanne’la tanışmasının ve o günlerde Paris’te egemen olan Kübizm’in etkisiyle soyutlamaya yönelmiştir. Şematik bir figüratiften düz çizgilere ve ufak yay biçimlerine geçişi, 1909-1911 arasında yaptığı ağaç resimlerinde izlenir. Bu dönemde kesik çizgileri ve oval biçimleri kullandığı resimler de yapmıştır. Bu gelişim içinde, salt geometrik soyuta varabilmek için, Kübizm’in doğalcı çağrışımlarından uzaklaşarak dörtgenler üstünde yoğunlaşmaya başlamıştır. Beyaz bir zemin üstüne yalnızca temel renkleri kullanarak yaptığı bu düzenlemelerle De Stijl’in temel ilkesi olan yeni-plastizm kuramını geliştirmeye başlamıştır. Ancak beyaz zeminin, bir mekânı çağrıştırdığı düşüncesiyle, resimden üçüncü boyutu tümüyle yok edebilmek için, 1920’lerden başlayarak tuvali yatay ve dikey siyah çizgilerle bölmüş ve bunların arasında kalan dörtgenleri sarı, kırmızı ve mavi ile boyamıştır.

Kaynak: artkolıik

Kırmızı, Sarı ve Mavili Kompozisyon (1929)
Mondrian yeni-plastizm kuramını mistik ve teo-sofist düşünceye dayanarak geliştirmişti. Amacı, yaşamın temelinde yatan, ancak doğada anlatımını bulamayan, denge ve uyumun evrensel ilkelerini dile getirmekti. Doğal biçimleri yatay ve dikey ilişkilerinin değişmeyen öğelerine, doğal renkleri ise temel renklere indirgemekti. Böylece kişisel öğeler, evrensel öğelere dönüştürülebilecekti. 1930’larda kullandığı yatay ve dikey çizgilerin sayısını artırmış, bunları bir kafes örgüsüne dönüştürerek resimlerine birtakım kent adları vermeye başlamıştır. 1940’larda ise siyah rengi kullanmaktan vazgeçerek bu kafes örgüsünü, ufak boyutlu, renkli dörtgenleri birbiri ardına dizerek elde etmiş, böylece çizginin görevini renge yüklemiştir.
Mondrian’ın yapıtları ve kuramsal çalışmaları resimde olduğu kadar mimarlık alanında da etki yapmıştır.
Sanatçı, 1 Şubat 1944’te New York’ta ölmüştür.

Öfkeyi Dönüştür Ritüeli…

101630578_255205929078903_1769194396131000320_n[1]

Venüs 28 Nisan’da en parlak hale gelecek!

5ea6805fadcdeb12c007f30e[1]

 

Venüs 28 Nisan’da en parlak hale gelecek!

Son zamanlarda birbiri ardına yaşanan gök olayları arasında Süper Ay’dan sonra yeni bir olay daha yakın bir zamanda yaşanacak. 28 Nisan Salı günü gökyüzünde Ay’dan sonra en parlak cisim olan Venüs, ışıldayacak ve kendi çapında en parlak haline bürünecek.
Dünya’ya benzerliği ile bilinen ve ikiz gezegen olarak da isimlendirilen Venüs, aynı ay gibi kendine ulaşan Güneş ışınlarını yansıtıyor. Bu sayede Ay’dan sonra en parlak gökcismi konumunda.
Venüs, geçtiğimiz pazar günü 26 Nisan tarihinde Ay’ın yanında görülmeye başladı. Bir süre boyunca Ay ile çok yakın olan ve rahat bir şekilde görülen Venüs yarın yani 28 Nisan tarihinde bugüne kadarki en parlak görüntüsüne kavuşacak.

Venüs 28 Nisan’da Jüpiter’den dokuz kat ve en parlak yıldız olan Sirius’tan ise 20 kat daha parlak olacak. Venüs mayıs ayına kadar en parlak görüntüsünde kalacak.

Kaynak: milliyet

Fil şeklinde çikolata arıyorum! Sizde de mi yok?”

1200px-Chocolate_Elephant_(8307189953)[1]

Bu yazı için Moris Leviye teşekkür ederim…

İstanbul’da bu günlerde (Hristiyanların Paskalya bayramı zamanları) bazı semtlerdeki pastanelerin vitrinlerine çiçek sepeti, hayvan, meyve hatta çocuk şekillerinde çikolatalar konulur.
İşte böyle bir pastaneye garip, hımbıl bir adam hızlı adımlarla girmiş, çikolataların sergilendiği vitrine hızlı bir göz attıktan sonra kasada oturan pastane sahibine dönerek azarlar gibi sert bir sesle; “Fil şeklinde çikolata arıyorum! Sizde de mi yok?” diye sormuş.
Pastane sahibi öfkenin nedenini anlamamış derin bir nefes almış, içinden “Müşteri her zaman haklıdır” diye kendi kendine söylenmiş ve yumuşak neşeli bir sesle; “Efendim hoş geldiniz. Sincap ve tavşan şeklinde çikolatamız var, ya da isterseniz çiçek sepeti şeklinde hem de üç değişik boyda çikolata çeşidimiz var” demiş.
Adam elleri paltosunun ceplerinde, hayal kırıklığı ile başını öne eğip iki yana sallamış ve dudaklarını bükerek “Yok…Ben fil şeklinde çikolata arıyorum” demiş. Pastane sahibi “Fil şeklinde kalıbımız yok, başka pastanelerde de bulabileceğinizi hiç sanmıyorum, size tavşan şeklinde çikolata verelim” deyince de kapıya doğru dönerek üzgün bir sesle “Hayır olamaz… Ben ne yapıp edip fil şeklinde çikolata bulmalıyım!” diye söylenmiş.
Pastane sahibi artık kendini tutamayıp alaycı bir bakış atıp, gülerek “İsterseniz ve bedelini öderseniz fil kalıbı yaptırırız” diye kapıya yönelen adamın arkasından bağırmış. İşte o zaman adam heyecanla dönmüş ve coşku ile “Gerçekten yapar mısınız bunu? Ben fil şeklinde çikolata istiyorum!” demiş. Dükkan sahibi karşısındakinin ciddi olduğunu görünce hemen kağıt kalem çıkarmış ve “Bilesiniz ki ucuza çıkmaz.” deyip hesap yapmaya koyulmuş. Müşteri ise hesabı beklerken kendi kendine sürekli “Ben fil şeklinde çikolata istiyorum!” diyormuş. Tabi her deyişinde pastaneci de hesap yapar gibi yaparken kafasındaki fiyatı yükseltiyormuş. Sonunda pastaneci heyecanını gizleyerek “Fil şeklindeki çikolatanız size …. liraya mal olur” demiş ve karşısındakinin vaz geçeceğinden de korkarak “Çikolatanızı çok güzel ambalajlarız götüreceğiniz yerde sükse yaparsınız” diye ballandırmış. Ama zaten adamda vaz geçecek göz yokmuş ki; “Tamam yapın. Ben fil şeklinde çikolata istiyorum!” demiş, pastane sahibi şaşkın “Peki yaparız ancak bunun bedelini önceden ödemeniz gerekir.” deyince de cebinden bir tomar para çıkarmış ve hemen çikolatanın bedelini ödeyip; “Ne zaman geleyim? Ben fil şeklinde çikolata istiyorum!” diye sormuş. Pastane sahibi “haftaya bugün gelin” demiş. Bir yandan da daha fazla para istemediği için kendi kendine kızıyormuş.
Öbür hafta adam pastane açılır açılmaz heyecanlı adımlarla yine eli ceplerinde pastaneye girmiş ve “Fil şeklinde çikolata geldi mi? Ben fil şeklinde çikolata istiyorum!” diye sormuş. Pastaneci hemen tezgahın arkasına dönmüş ve bir gün önce özene bezene yaldızlı kağıtlarla renkli kordelelerle bir sanat eseri niteliğinde hazırlanmış çikolata paketini adama uzatmış. “Buyruuun! İşte fil şeklinde çikolatanız.” diye de kıkırdamış. Adam paketi kaparcasına pastane sahibinin elinden almış, elleri ayaklarına dolaşarak paketi hoyratça yırtmış, fil şeklindeki çikolataya hızla bir bakmış ve sonra filin hortumunu kırıp ağzına tıkıştırıp şapur şupur çiğnemeye başlamış. Bir yandan da şaşkınlıkla gözlerini fal taşı gibi açmış olan pastane sahibine dönerek ağzı dolu dolu; “Azizim ben hep fil şeklinde çikolata istiyorum! Fil şeklindeki çikolataya bayılırım!” demiş.
——————-
Takıntı!
Kimilerini rezil ve bedbaht eder, kimilerine de eninde sonunda fil şeklinde çikolatayı yedirtir çünkü George Bernard Shaw demiş ki “The reasonable man adapts himself to the world; the unreasonable one persists in trying to adapt the world to himself. Therefore all progress depends on the unreasonable man.” (Makul / mantıklı insan kendini dünyanın gidişine uydurur; mantıksız olan ise dünyayı kendine göre değiştirmeye çalışır. Bu yüzden bütün gelişme / ilerlemeler, mantıksız insanlar tarafından yapılır)
Tarih boyunca pek çok insan kafasına koyduğunu yaptı ve bunun için epey bedel ödedi. Kimi sağlığından oldu, kimi çok azap çekti ama sonunda da istediği gibi -fil şeklinde çikolata -yaptırdı. İyi ki de böyle insanlar arasında faydalı olanlar oldu ve varlar.
İsveç Karolinska Enstitüsü’nün 2014 de yayınlanan bir raporuna göre, dans, edebiyat, fotoğrafçılık vsr gibi yaratıcı dallarda çalışmış olan (ve çalışan) çok başarılı, özgün düşünceli insanların arasında kendisinde ve/veya aile geçmişinde şizofreni gibi zihin hastalıkları bipolar bozukluk ve otizm olanların oranı küçümsenmeyecek boyuttadır.
Bugün olduğu gibi geçmişte de böyleydi ve bugünkü dünyamızın genellikle estetik ve düşünsel büyüsünü kısmen bu tip insanlara borçluyuz.
Size hemen yaşadıkları dönemlerde bir miktar deli olarak nitelendirilen, üretken ama yapıtları ve fikirleri olağanüstü başarılı, evrensel, zaman dışı bir kaç ismi sayayım; Vincent Van Gogh, Ludwig Van Beethoven, Michelangelo, Michael Jackson, Nietzsche, Newton, Leo Tolstoy, Charlie Chaplin, Tesla, Freddie Mercury,…. (Yerli isimleri tartışma açmamak için yazmadım)
Yalnız sanatçılar, mucitler ve düşünürler değil tabi devlet adamları arasında da böyleleri vardır. N.Carolina’da Duke Üniversitesi Psikiatri Merkezi’nin 2006 yılında yaptığı bir araştırmanın sonuçlarını açıklayan Profesör Marvin Swartz’a göre, 1776-1974 yılları arasındaki 37 ABD başkanından (Washington-Jefferson-Lincoln-Roosevelt gibi en önemlileri dahil) 18 i en az bir akıl hastalığından muzdaripti.
Psikolojik psikiatrik problemler, hatta çılgınlık, büyük düşünür Desiderius Erasmus’a göre hiç de kötü bir şey değil. “Çılgınlığa övgü” isminde bir başyapıtı var.
Kitabın başında Bernard Shaw gibi o da şunları yazmış; “Bazı insanlar hayaller dünyasında yaşarlar, bazıları da sadece gerçeklerle ilgilenir. Birileri de vardır hayalleri gerçek kılarlar….Onlar söyleyemediklerimizi söyler, gösteremediğimizi gösterirler.” İşte bu üçüncü olağanüstü insanları “çılgınlar” diye adlandırdığı belli. Kitabın özeti sayılabilecek harika bir cümleyi paylaşayım; “İnsanlar var güçleriyle sizi ıslıklarken, siz kendinizi alkışlarsanız, zararı nedir? İşte kendinizi alkışlamanızı sağlayan bilgeliğinizin ismi “çılgınlık”tır . İnsanlar çılgınlık yapmanın utanç verici olduğuna inanıyor; ama deli olarak nitelendirilmek korkusu ile aklınıza geleni yapmamak çok daha büyük bir sıkıntıdır. Başınıza taş düşerse bu sahiden kötüdür; ama utanç, şerefsizlik, ayıp ya da hakaret, ancak siz aldırırsanız kötüdürler.”
Asimov demiş ki; “Man’s greatest asset is the unsettled mind.” (İnsanın en büyük varlığı huzursuz zihnidir) Aslında hepimiz azıcık takıntılıyız. Hatta bir kısmımız da bir miktar deliyiz. * En azından gel-gitlerimiz var.
Siz bu yazıyı okuyunca isyan edip “Ben öyle değilim!” diyebilirsiniz. Bunun için şükür edin ama etrafınızda böyle birileri var ise -çok zor biliyorum ama- değerlerini bilin.
————–
(Tazria-Metsora)

Telefon Numaranızın Son Üç Hanesine Göre…

92258837_2920081998045280_6952072410220724224_n[1]

Adminle Otogarda Uyuduk…:)

21 Mart Ekinoks Ritüeli

anett-inselbbe-21-mart-ekinksu[1]

Ekinokslar çok önemli enerji değişikliği olan günler olduğundan ritüelle bu enerjilerden faydalanmak iyidir. Ekinoksların özelliği hem eskide kalmış kalıpları, inançları, öfkeleri, kırgınlıkları bırakmamıza hem de yeni dileklerimizi ortaya koymamıza yardımcı olan enerjiler barındırmalarıdır.

Bu ritüeli 19-22 mart tarihleri arasında yapabilirsiniz…
Ekinoks Ritüeli Malzemeleri:
Bir adet sarı karton
4 adet kuş tüyü ya da kuş tüyü fotoğrafı
Bir bardak su
Kağıt yakmak için küçük bir kap
Yok olmasını istediğimiz şeyleri yazacak bir kağıt
Siyah tükenmez kalem
Sevdiğimiz herhangi bir kolye
Ben bu ritüelle de beyaz kuvars kolyemi kullanıyorum
Ritüelin Yapılışı:
Öncelikle kuş tüylerini sarı kartonun üzerine fotoğraftaki gibi yerleştiriyorsunuz. Üçgenin üst bölümüne bir bardak su koyuyorsunuz. Kolyeyi de bardağın yanına koyuyorsunuz. Üçgenin alt bölümüne kağıt yakmak için küçük kabı yerleştiriyorsunuz. Böylelikle ritüel alanını hazırlamış oluyoruz.
Akşam dokuzdan sonra bizden gitmesini istediğimiz tüm kızgınlık, kırgınlık ve kalıpları yazmaya başlıyoruz. Ve bu yazdığımız kağıdı ritüel alanındaki kabın içinde “oh be benden gittiler yandılar bittiler kül oldular” diyerek yakıyoruz.
Yakma işlemi bittikten sonra sevdiğimiz kolyemizi iki elimizin içine alıyoruz “bu yeni dönemde hayatıma iyi haberler, teklifler, şans, bolluk, bereket, aşk, sağlık, güzellik girdi yaşasın, yaşasın, yaşasın” diyoruz ve kolyeyi suya bırakıyoruz.
Ertesi gün sabah dokuzdan sonra gün içinde istediğimiz bir zaman tüyleri ve kaptaki külleri toprağa gömüyoruz. Kolyeyi de en az yedi gün takıyoruz. Yedi gün boyunca kolyeyi üstümüzde her gördüğümüzde (taktığımızı her hatırladığımızda) “hayat çok güzel yaşasın” diyoruz.
Herkese şifa olsun…
Anette İnselberg
Not: Ritüelin 21 mart perşembe akşamı dokuzdan sonra yapılması gerekmektedir.
Not 2: Kartonu ve kuş tüylerini başka ritüel için saklayabilirsiniz
Not 3 Sevdiğimiz kolyeyi daha sonra kullanabiliriz
Not 4: Evet karton sarı olmalı (sarı örtü havlu vs de kullanabilirsiniz)

Not 5: Yaktığınız kağıttan kalanları toprağa gömüyorsunuz (evdeki saksıda olur)

22 Aralık Güneş Bayramı Ritüeli…

22-aralık-güneş-bayramı-ritüeli[1]

22 Aralık günü, gündüz uzamaya başlıyor, gece kısalıyor, bugün bizim de karanlığımızın azaldığı artık ışığımızın arttığı bir gün. Umutlarımızın, dileklerimizin yeşerdiği ve olmaya başladığı gün… O zaman bu güzel enerji tabi ki bir ritüelle taçlandırmanın zamanı gelmiş demektir…
Bu ritüeli 19 aralık-25 aralık tarihleri arasında yapabilirsiniz.
Ritüel Malzemeleri
Kırmızı karton
3 adet nar
3 adet kırmızı mum ve altlığı
Şeker
9 adet badem
Küçük bir hediye kutusu
Sevdiğiniz bir takı
Beyaz bir kağıt
Kırmızı kalem
Seloteyp
İki adet poşet
Ritüelin Yapılışı
Gün içinde istediğiniz vakitte ritüel alanını fotoğraftaki gibi hazırlıyorsunuz. Saat 22.22 de mumları yakıyorsunuz ve kutunun içindeki sevdiğiniz takıyı sol avucunuza alıyorsunuz ve kalp hizasında tutuyorsunuz ve şu sözleri söylüyorsunuz ‘’Bugünden itibaren hayatıma aydınlık girdi, başarı, bolluk, aşk, evlilik, dileklerimin kabulü girdi. Bugünden itibaren tüm hayatıma ışık girdi ve tüm kapılarımın açılması girdi. Bugünden itibaren hayatıma şans girdi.’’deyip sevdiğiniztakıyı kutunun içine geri bırakıyorsunuz.
Arkasından kağıdı kalemi elinize alıp
’’ Bugünden itibaren hayatıma……………………………girdi’’ kalıbıyla dilediğiniz kadar çok dilek yazıp kağıdı katlayıp kutunun içine koyuyor ve kutunun kapağını kapatıyorsunuz.
Ritüel alanına üç gün dokunmuyorsunuz.
Dördüncü gün yapılacaklar:
Kutunun içindeki sevdiğiniz takıyı ‘’bugünden itibaren hayatıma aydınlık girdi’’ diyerek 1 ocağa kadar takıyorsunuz.
Dileklerinizin olduğu kağıdı katlayıp sol pazınıza yapıştırıyorsunuz ve 1 ocağa kadar üstünüzde taşıyorsunuz. 1 ocakta toprağa gömüyorsunuz. Yıkanırken çıkarıp tekrar takıyorsunuz.
Şekeri kullanarak tatlı yapıyor ve sevdiklerinize dağıtıyorsunuz.
Bademleri ev halkı yiyorsunuz.
Narlardan birini iki poşetle sarıyorsunuz ve kapınızın önüne çıkıyorsunuz. ‘’ Hayatıma bugünden itibaren şans, bolluk, neşe ve istediğim her şey girdi’’ diyerek patlatıyorsunuz. Sonra çöpe atıyorsunuz.
Narlardan ikincisini soyup konu komşu eş dost yiyorsunuz.
Narlardan üçüncüsünü eve bolluk bereket gelmesi için yemek masasında bir tabağa koyup 31 aralığa kadar bekletiyorsunuz ve sonra tüm ev halkı yiyorsunuz.
Şifa olsun,
Anette İnselberg / Her Şey Değişir
Not 1: Evet karton ve mumlar ve kalem kırmızı olacak. Kartonu daha sonraki ritüeller için saklayabilirsiniz. Mumdan arta kalanları toprağa gömebilirsiniz.
Not 2: Evet kutu istediğiniz renk ve büyüklükte olabilir.
Not 3: İsteyen evinin isteyen işinin önünde narı kırabilir
Not 4: Evet badem olacak
Not 5: 25 aralığa kadar yapılabilir
Not 6: Üstünüze yapıştırdığınız kağıt gece uyurken de üstünüzde olacak çıkarsa sabah tekrar yapıştırın…
Not 7: Evet sevdiğiniz takıyı daha sonra kullanabilirsiniz.