Zaman ve koşullar her an değişebilir..

Kuş yaşarken karıncaları yer ama kuş ölünce onu yiyen karıncalardır.

Zaman ve koşullar her an değişebilir..

Bu nedenle, etrafınızdaki hiçbir şeyi değersizleştirmeyin.

Bugün gücünüz olabilir ama unutmayın: Zaman hepimizden çok daha güçlü!

Bilin ki bir ağaç bir milyon kibrit yapar ama bir kibrit milyonlarca ağacı yakmaya yeter.

Öyleyse iyi ol! İyi yap! “Zaman bir nehir gibidir.aynı suya asla iki kez dokunamazsınız, çünkü geçen su bir daha asla geçmeyecektir.

Hayatınızın her dakikasının tadını çıkarın ve şunu unutmayın: Asla güzel görünüm aramayın çünkü zamanla değişirler. mükemmel insanları aramayın çünkü onlar yok.

Ama her şeyden önce gerçek değerinizi bilen birini arayın.

” 4 aşkım olsun: Allah; hayat; Aile; Ve arkadaşlar.

Allah, hayatın sahibi olduğu için;

Hayat kısa olduğu için;

Aile benzersiz olduğu için;

Ve arkadaşlar nadir oldukları için !!

A Ailenize ve harika arkadaşlarınıza gönderin !! 🐜🐜🐜🐜

Dünyaya sahip olduğunun en iyisini ver, en iyi sana geri gelecektir…

Bir gezgin, dağ bayır gezerken bir akarsuyun içinde değerli bir taş bulur. Ertesi gün yolda bir adamla karşılaşır. Adam çok açtır. Gezgin torbasındaki yiyeceği karşılaştığı bu kişiyle paylaştırır. Ama erzak çantasını açarken adamın gözü çantadaki değerli taşa ilişir. Gezginden bu değerli taşı kendisine vermesini ister. Gezgin hiç duraksamadan değerli taşı adama uzatır. Adam başına konan talih kuşundan memnun, aceleyle oradan uzaklaşır. Artık kendisine ömür boyu maddi güvence sağlayacak değerli taşın sahibidir.

Bir kaç gün sonra gezgin, arkasından koşarak kendisine yaklaşan adamı görür. Adam nefes nefese değerli taşı gezgine uzatır.”Senden ayrıldıktan sonra uzun uzun düşündüm. Bu taşın ne kadar değerli olduğunu biliyorum. Ama onu sana geri vermek senden daha değerli bir şey almak istiyorum.

Bu taşı bana rahatlıkla vermeni sağlayan o içindeki şey her ne ise ondan istiyorum” Sahip olduğun maddi şeyleri vermek, vermenin en kolay yoludur. Ama burada bile takılı kalan ne çok insan var. Gerçek vermek, kişinin kendinden, özünden vermesidir.

Emerson’un dediği gibi: “Yüzükler ve mücevherler armağan değildir. Gerçek armağanı veremediğin için dilenen özürdür. Gerçek armağan kendinden bir parçayı verebilmektir.” Dünyaya sahip olduğunun en iyisini ver, en iyi sana geri gelecektir.

Kendinin en iyisini vermeye bugün başla. Sevdiklerine zamanını ver, dikkatini ver, ilgini ver, bilgini ver, pozitif bakış açını ver, onlara değer ver. Yüreğindeki armağanları ver, sevgini, anlayışını, neşeni, şefkatini ver, affediciliğini ver. Zihnindeki armağanları ver, rüyalarını, fikirlerini, yaratıcılığını, yeteneklerini sun dünyaya. Yüreğini sunduğunda kendini iyi hissedersin, kendine olan güvenin artar, en önemlisi kendine verdiğin sevgi ve değer artar. Ne verirsen kendine veriyorsun. Şunu daima hatırla: Kendine sakladığın, kaybetmekten korktuğun her ne ise onu kaybedersin. Verdiklerin ise senindir.

NİLGÜN Mutluluk Kitabı

Dünya dertlerine sabır”Derdi veren dermanı da verecektir”

Mevlana hazretleri bir gün eve gelir,oğlunu üzgün görür ona nedenini sorar:”Hiç…”der.
Bununüzerien Mevlâna hazretleri dışarı çıkar,kapıda aslı kurt postunu alır,üstüne giyer ve ellerini havaya açıp ulumaya başlar.oğlu gülmeye başlar.Mevlâna Hazretleri  içeri döner ve oğluna;

Gördünmü mü,işte dünya dertleri de böyledir.Oysa kurt korkutucu bir hayvandır ama sen arkasında baban olduğunu bildiğin için korkmadın.İşte bütün dertlerin arkasında da Rbb’nin olduğunu unutma ve O’na güven.” der.

“Dünya dertleri etrafını sarmışsa unutma ki;o derdi veren,dermanını da verecektir kudrettedir.Sen Allah’a sığın tüm korkularından,dertlerinden..o zaman hepsi vız gelir….”

ALLAH’IM BANA ÖYLE BİR SEVGİ VER Kİ:

BANA ÖYLE BİR SEVGİ VER Kİ:
Sonsuz bir hazine gibi bitmesin, çoğalsın daha da sevdikçe, doldursun sarsın çevremi. Hatta düşmanlarımı da sevebileyim

BANA ÖYLE BİR GÜÇ VER Kİ:
Herkesten daha çok çalışabileyim, tutsak düşmeyeyim doğanın koşullarına, eşim ve çocuklarımı da mutlu et ki, mutluluğu başkalarına da götürebileyim

BANA ÖYLE BİR SAĞLIK VER Kİ:
Düşünebileyim, konuşabileyim…

BANA ÖYLE BİR ERDEM VER Kİ:
İbadet edebileyim, iyilik etmeyi ve sevinçten buğulanmış gözlerle, teşekkür edenlere; bir şey yapmadım, anımsamıyorum diyebileyim

BANA ÖYLE BİR YETENEK VER Kİ:
İyi eş, baba, anne, iyi komşu, iyi arkadaş, iyi vatandaş olabileyim

BANA ÖYLE BİR UMUT VER Kİ:
Bugüne kadar yapmış olduğum hatalar için karamsarlığa düşmeyeyim, herşeyden aklanmış olarak yaşama yeniden başlamak üzere bağışlanabileceğimi bileyim

BANA ÖYLE BİR ANLAYIŞ VER Kİ:
düşünebildiğim, yargılayabildiğim, inandığım, varolduğum şu anda bu sözleri söyleyebildiğim için şükredebileyim

BANA ÖYLE BİR TALİH VER Kİ :
Yıllar sonra beni hatırlayanlar “herkese iyilik eden, tüm insanları seven, o düzeyde de sevilen bir kişiydi ” diye konuşsunlar ve ben de huzur içinde
olabileyim

BANA ÖYLE BİR İRADE VER Kİ:
Birgün yenilip, içimdeki şeytanın kurallarına doğru yönelirsem; bu bir düşünce ise düşüncemi, bu bir adım ise ayağımı, bu bir uzanma ise
elimi durdurabileyim

BANA ÖYLE BİR SABIR VER Kİ:
Sükûneti bulayım, durabileyim, düşünebileyim..

AMİN

alıntı

ENDİŞE BİTTİĞİNDE SAĞLIK BİR ANDA DÜZELİR…

Eğer sürekli hastalık yada nefret, kızgınlık ve olumsuzluk düşünceleri taşırsanız, bedeniniz bu düşünceleri fiziksel boyuta dönüştürecektir. Endişe, nefretten sonra insanın kendisine ölümcül zarar verdiği en kötü zihin aktivitesidir…
Endişe, nefret, korku, anksiyete, acı çekme, sabırsızlık, hırs, tamah, anlayışsızlık, yargılama ve suçlama gibi ürünleriyle birlikte bedene, hücresel boyutta saldırır. Bu koşullarda sağlıklı bedene sahi…p olmak imkansızdır.
Endişenin hiçbir anlamı, amacı yoktur. Ziyan edilmiş mental enerjidir. Endişe aynı zamanda bedene müthiş zarar veren biyokimyasal reaksiyon yaratır. Hazımsızlıktan, kalp krizine kadar her türlü hastalığa neden olur.
ENDİŞE BİTTİĞİNDE SAĞLIK BİR ANDA DÜZELİR…

Zümrüdü Anka Kuşu Efsanesi

Masallarda duyduğumuz ve efsanelerini dinlediğimiz canlı türü diye başlasak ne denli doğru olur bilinmez.Ancak bu efsanenin farklı kültürlerde ve farklı milletlerde muhakkak yer aldığını belirtmek isterim. Nam-ı diğer Zümrüd-ü Anka… Arap kültüründe Anka adı ile anılan bu efsane Türkler tarafından Zümrüd-ü Anka olarak tanımlanmıştır. Farklı kültürlerde yer alan bu efsane araştırmacıların bile böyle bir türün varlığının gerçekte var olduğunu düşünmelerine yol açmıştır.

Örnek olarak eski Yunan mitolojisinde kalın tüylü ver kartaldan biraz büyük olarak yer almış ve onun varlığına inanılmıştır.Oldukça uzun ömürlü ve herkesin göremeyeceği onu görenlerin ise mutluluğa uzanacağı söylentileri alıp başını gitmiştir.Birçok sanatsal figüre ve hikayeye konu olan Anka Kuşunun hikayesi farklı kültürlerde aynı şekilde yorumlanmıştır.

Anka Kuşu,ölümünün yaklaştığını hissetmeye başladığı an kendisine kuru dallardan bir yuva inşa etmeye başlar ve bunu ne olduğu bilinmeyen bir zamkla sıvar.

Daha sonra yuvanın içinde ölümünü bekler ve şu şekilde bekler; güneş ışınlarının kuru dalları yakarak yuva içinde ölmeyi.Yanarak ölür ve efsaneye göre küllerinden doğar yavru bir Anka Kuşu olarak bu yüzden Hristiyanlık dahil birçok dinde yeniden varoluş,diriliş sembolü olarak benimsenmiştir. En çok bilinen efsaneyi sizlere anlatmak isterim,Anka Kuşu rivayete göre bilgi ağacının dallarında yaşar ve her şeyi o bilirmiş.Kuşlar dünyasında ters giden her şeye Anka’nın çözüm bulacağına inanılırmış.Bir an gelir Anka ortalıkta görünmez olur,diğer kuşlar onu aramak için yola koyulurlar. Ona ulaşmak zorludur hatta o Kaf Dağının tepesindedir oraya varmak için de zorlu vadiler ve tepeler aşmak gerekir.

Birbirinden farklı ve zorlu vadiler:
– İstek
– Aşk
– Marifet
– Hayret
– Tevhid
– Yokluk Vadileri.

Hep birlikte yola çıkan kuşlar zaman geçtikçe birer birer vazgeçmişler ve dökülmeye başlamışlar. Kaf Dağına vardıklarında 30 kuş kalmış geriye sonunda bu sırrı sözcükler dile getirmiş ve Farsça ”Si” 30 demek ”Murg” ise kuş yani Simurg(Anka Kuşu) 30 kuş demek o 30 kuş anlamış ki hepsi Simurg…

Masallara,şiirlere,şarkılara hatta beyaz perdeye konuk olan Anka Kuşu bir dönemin yeniden var oluş,diriliş sembolü rivayette anlatıyor ki kimse Anka’yı uzakta aramasın sabreden ve emek veren herkes aslında kendi Anka Kuşunu yaratıyor.

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;

papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş(oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış):

Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış;
baykuş yıkıntılarını özlemiş,
balıkçıl kuşu bataklığını.

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.
Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi ‘şaşkınlık’ ve sonuncusu Yedinci Vadi ‘yokoluş’ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş… Kaf Dağı na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.

Simurg un yuvasını bulunca ögrenmişler ki;

‘SİMURG ANKA – Otuz Kuş’ demekmiş.
Onların hepsi Simurg muş. Her biri de Simurg muş.
Simurg Anka yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.

ANKA SEMBOLÜ (Küllerinden yeniden Doğan Zümrüt- ü Anka Kuşu)

Yeniden dirilişin ve ölümsüzlüğün ya da ateşle ölerek ardından yeniden doğmanın evrensel sembolüdür. Anka, kendini feda ederek ölen efsanevi bir kuştur. Yaklaşık olarak kartal …boyutlarında mitsel bir kuştur ve sülün, balıkçıl kuşu, Bennu kuşu gibi kuşlarla ortak niteliklere sahip olduğu çeşitli kaynaklarca belirtilir.    Efsaneye göre Anka, öldükten sonra üç gün ölü kalır (bu ayın karanlık zamanıdır) ve üçüncü gün kendi küllerinden yeniden yükselir. Bu ay sembolizmidir ama Anka evrensel olarak güneş sembolüdür çünkü o bir Ateş Kuşudur ve İlahi Asaleti, eşi olmayanı temsil eder. Aynı zamanda nezaketi de temsil eder çünkü aydınlattığı hiçbirşeyi ezmez ve çiğ’den başka hiçbirşeyle beslenmez. Anka, tüm Cennet Bahçelerinde “Gül” ile ilişkilendirilir. Bazı kaynaklara göre Sufi Feridettin Attar bu kuştan “kendini aramanın” sembolü olarak bahseder.


Anka aynı zamanda efsanevi balıkçıl kuşudur. Ateş sembolüyle ilişkilendirilen kuşun ismi de köken olarak Yunancadaki kırmızı kelimesinden gelir. Anka Kuşu’nun kökeni ise Eski Mısır’daki kutsal Bennu’dur. Balıkçıl kuşunun ilksel çamurdan tezahür eden tepeyi aydınlatan ilk yaratık olduğu söylenir. Bennu Kuşu ise Heliopolis’te Güneş-Tanrı’nın tezahürü olarak kabul edilirdi. Kuşun sadece her 500 yılda bir ortaya çıktığı kabul edilirdi. Antik çağ mitologları kuşla ilgili ilave bazı detaylar eklemişlerdir; örneğin Anka kuşu diğer ülkelere uçar, güzel kokulu otlar toplar ve onları tekrar Heliopolis’e getirirdi. Onları sunağa doldurur ve tutuşturur ve kendini bu ateşte yakar, küle döner ve üç gün sonra da bu küllerden yeniden doğardı. Sonradan eklenen bazı bilgilerde ise kuşun altın ya da çok renkli tüylerinin olduğu yeralmıştır.


Efsaneye göre Anka Kuşu, ölümün kendisine yaklaştığını gördüğünde kendisine güzel kokulu odundan ve reçineden bir yuva yapar ve onun tamamen güneşin ışınlarına maruz kalmasını sağlayarak kendisiyle birlikte alev alıp yanmasına, kül olmasına neden olur. Bir diğer Anka kuşu ise kemiğinin iliklerinden doğar. Türk tradisyonlarında buna Kerkes Kuşu adı verilir ve Kerkes Kuşu 49 sayısı ile ilişkilendirilir. Pers Tradisyonunda ise ismi Simurg’dur. Bütün tradisyonlarda periyodik olarak yıkımı ve yeniden doğumu sembolize eder. Wirth’e göre efsanevi kuş, hepimizin kendi içinde sakladığı ve her an yaşamamızı ve değişim adını verdiğimiz kısmi ölümün üstesinden gelmemizi sağladığı bir Ankanın sembolüdür.
Simyada: Evrensel hayatın yeniden doğumunu ve bir işleyişin başarılı olarak tamamlanmasını ya da başka bir deyişle Büyük Eser’in tamamlanmasını ve yeniden yaratılmayı sembolize eder. Anka, Simyanın temel maddesi olan zincifre ile ilişkilendirilir. Bazı yazılı metinlerde Güney Kutbu’nda bir mağarada doğmuş olduğu sanılan zincifre kırmızısı bir Anka’dan sözedilir. Bu canlı “Zincifre Dağı’nın Ankası” olarak bilinir. Aztek, Maya ve Toltek Sembolizminde: Güneşle ilişkili bir semboldür, kutsamanın, mutluluğun sembolüdür. O, Quetzalcoatl’ın arkadaşı Quetzal’dır.


Çin Sembolizminde: Zincifre kuşudur, ateş unsuru ile ilişkilidir. Dört spiritüel feda sembolünden ya da dört Kutsal Yaratıktan biridir ve tıpkı ilişkilendirildiği ejderha veya ky-lin gibi, o da hem yin ve hem de yang’tır. Eril feng olduğu zaman o yang’dır, güneşle ilişkilidir ve ateş kuşudur. Kralın sembolü olarak ejderhayla birlikte tasvir edildiğinde ise Anka dişil hale gelir, kraliçe olur ve ikisi birlikte krallık gücünü temsil ederler. Dişil yanıyla luan adı verilen Anka güzelliği sembolize eder. Duyguların hassaslığını ve huzuru temsil eder. Aynı zamanda düğünün sembolüdür çünkü ayrılmaz arkadaşlığı temsil eder ve bu sadece evli çiftler için değil, düalite gerçekliğindeki evrenin tüm yin-yang dayanışması için böyledir.    Anka aynı zamanda, ejderha ve ky-lin gibi çeşitli elementlerden yapılmıştır, ve bu elementler tüm kozmosu simgelerler: Bir horozun başına (güneş), ayın hilal haline benzeyen kırlangıcın sırtına sahiptir. Kanatları rüzgardır, kuyruğu ağaçları ve çiçekleri temsil eder, ayakları ise dünyayı. Beş erdemi temsil eden beş rengi vardır. Rengi göze hoş gelir, ibiği dürüstlüğü, dili içtenliği anlatır, sesi melodileri seslendirir… Bir Anka kuşunun görülmesi her yerde çok uğurlu sayılırdı ve huzur, yardımseverlik prensibiydi ya da bir büyük Bilge’nin görüleceğinin işaretiydi. Bir çift Anka, Kral ile Bilge’nin birleşimini işaret eder.   

Bazı kaynaklara göre Meru Dağı’nın arkasındaki cennette ölümsüzleri şarkıları ve danslarıyla eğlendiren Feng ve dişi Anka olarak beyaz luan bulunur. Hıristiyanlıkta: Hıristiyanlığa göre, ölümsüz ruhun ve yeniden doğuşun sembolü olan Anka, İsa’nın acısının ateşinde yanıp küle döner ve üçüncü günde yeniden dirilir. Ölüme karşı zafer kazanmanın, imanın ve sadakatin sembolüdür. Hıristiyan ikonografisinde Anka kuşu genelde pelikanla birlikte gösterilir çünkü simyacılara göre o ilksel maddenin felsefe taşı olma yolundaki (materia prima) yıkımını ve yeniden oluşumunu sembolize eder.


Mısırda: Güneş kuşu olan Bennu kuşuyla aynı kabul edilir. Güneşle ilişkili olduğundan yeniden dirilişin, ölümsüzlüğün sembolüdür ve Ra ile ilişkilendirilir. Kadim zamanlarda Nil’in yükselmesinin ön işareti olan Sirius’un helyak yükselişinin de sembolü olarak ortaya konulmuştur. Japon Sembolizminde: Güneşin, doğruluğun, sadakatin, itaatin sembolüdür.
Yahudi Tradisyonunda: Anka kuşuna milcham denir ve onun ölümsüzlüğü şöyle açıklanır: Havva bilgi ağacının meyvesini yiyerek günah işlediğinde dünyanın diğer yaratıklarının günahsızlığını kıskanmıştır. Onları birer birer ayartarak sakıncalı meyvadan yemelerini sağlamıştır. Yalnızca Milcham kuşu onu reddetmiş ve Tanrı da ödül olarak ölüm meleğine bu itaatkar kuşun canını sonsuza dek bağışlamasını emretmiştir. Milcham’a etrafı duvarlarla çevrili bir kent verilmiş ve onun içinde rahatsız edilmeden bin yıl yaşaması sağlanmıştır. Bin yıl onun ömür süresidir ve bu süre geçtiğinde yuvasında bir yangın çıkar ve oradaki kuşları yakar. Sadece tek bir yumurta sağlam kalır ve bu yumurtadan bir yavru kuş çıkar, ve Milcham böyelikle yaşamaya devam eder. Bir diğer hikayeye göre ise Milcham bin yaşına geldiğinde bedeni kırış kırış olur ve kanatlarının tüyleri dökülür, dolayısıyla bu haliyle adeta bir yavru kuşa dönmüştür. Ne var ki tüyleri yeniden büyür ve bir kartal gibi gökyüzünde süzülür ve ölüm ona asla gelmez.


Yeni Ruhçuluk’ta: Simurg sembolü ruhsal aydınlanmayı, insanın kendini bilmesini, uyanışını, yani nefsaniyetini alt edip içindeki vicdan ve sezgi kanalına yönelmesini, şuurlanmasını, idraklenmesini ifade eder. iç simyada buna “büyük eser” denir

.Kaynakça · SALT, Alparslan; Semboller; RM Yayınları; İstanbul 2006. · BIEDERMANN, Hans; Dictionary of Symbols-Cultural Icons&The Meanings Behind Them; Meridian Printing;   New York 1994. · EBERHARD, Wolfram; Çin Simgeleri Sözlüğü; Kabalcı Yayınları; İstanbul 2000. · CIRLOT, J. E. ; A Dictionary of Symbols; Dover Publications; New York 2002. · COOPER, J.C.; An Illustrated Encyclopedia of Traditional Symbols; Thames&Hudson ; Slovenia, 2008. Yayına Hazırlayan: Astroset Semboller Araştırma Grubu Yayın Tarihi: 13.Eylül.2012

Aşağıdaki resme bakın ve size göre daha mutlu olan suratı seçin… Sol beyniniz mi baskın yoksa sağ beyniniz mi?

Eğer A’yı seçtiyseniz sol-beyinsiniz
Beynin sol tarafının daha çok mantık, dil ve analitik düşünme gibi görevleri üstlendiği düşünülmektedir. Sol beynin şu alanlarda daha başarılı olduğu söylenir:
Dil
Mantık
Eleştirel düşünme
Sayılar
Muhakeme
Eğer B’yi seçtiyseniz sağ beyinsiniz
Sol beyin- sağ beyin baskınlığı teorisine göre beynin sağ tarafı ifade etmekte ve yaratıcılıkta başarılıdır. Sağ beyinle ilişkisi olduğu düşünülen bazı popüler yetenekler ise şunlardır:
Yüz tanıma
Duyguları gösterme
Müzik
Duyguları anlama
Renk
Hayalgücü
Sezgi
Yaratıcılık

1- Bu dünyada hiçbir şey kalıcı değildir, endişelendiğimiz şeyler bile

Charlie Chaplin seyircilere bir şaka yapar ve herkes gülmeye başlar. Charlie aynı şakayı tekrar yapar ve bu sefer birkaç kişi güler. Aynı şakayı bir kez daha yapar ve bu sefer kimse gülmez. Sonra bu harika sözleri söyler: ”aynı şakaya defalarca gülemiyorsunuz. O zaman neden aynı şey için tekrar tekrar ağlıyorsunuz?”.

Yani hayatın her anının tadını çıkarın. Charlie Chaplin’in kalbe dokunan en önemli 3 sözünü paylaşmak için güzel bir gün.

1- Bu dünyada hiçbir şey kalıcı değildir, endişelendiğimiz şeyler bile

2-Yağmurda yürümeyi severim çünkü gözyaşlarımı kimse göremez

3-Hayatta en boş geçirdiğimiz günümüz gülmediğimiz gündür. Gülümsemeye devam edin…

INSAN PSIKOLOJISINI YONE





Yaşlı bir adam emekliye ayrilir ve kendine bir lisenin yaninda kucuk
Bir  ev alır. Emekliliğinin ilk bir kac haftasini huzur icinde gecirir ama sonra  ders yılı baslar. 
Okulların açıldığı ilk gun, dersten cikan ogrenciler yollarının  üzerindeki  
her çöp bidonunu bagirip, cagirarak tekmelerler.
  Bu çekilmez gurultu günler sürer ve yaşlı adam bir onlem almaya
Karar verir. Ertesi gün çocuklar gürültüyle evine doğru yaklasirken, 
kapısının  onune çıkar onları durdurur ve:
"Çok tatlI cocuklarsiniz, cok da egleniyorsunuz. Bu nesenizi
Sürdürmenizi  istiyorum sizden. Ben de sizlerin yasindayken ayni sekilde
 Gürültüler çıkarmaktan hoslanirdim, bana gençliğimi  hatırlatıyorsunuz.
Eğer her gün buradan geçer ve gurultu yaparsaniz size her gun 1
 Dolar vereceğim" der. Bu teklif çocukların çok hoşuna gider ve gurultuyu sürdürürler. 
Birkaç gün sonra yaşlı adam yine cocuklarin onune cikar ve onlara  şöyle der:
"Çocuklar enflasyon beni de etkilemeye basladi bundan boyle size
 sadece  50  sent verebilirim."
Çocuklar pek hoşlanmazlar ama yine devam ederler gurultuye.
Aradan birkaç gün daha geçer ve yaşlı adam yine karsilar onlari:
"Bakin" der, "Henuz maasimi alamadim, bu yuzden size gunde ancak 25
 Sent  verebilirim, tamam mı?"
"Olanaksız bayım" der içlerinden biri, "Gunde 25 sent icin bu isi
Yapacağımızı sanıyorsanız yaniliyorsunuz. Biz isi birakiyoruz."




ADAM SIGORTA SEKTÖRÜNDEN EMEKLI BIR YÖNETICI

Gerçek Bir Hikaye..

İskoçya’da adı Fleming olan yoksul bir çiftçi yaşıyordu.
Bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu.
Hemen sesin geldiği yere koştu.
Beline dek bataklığa batmış çocuk,
kurtulmak için çırpınıp duruyor, bir yandan da avazı çıktığı denli bağırıyordu.
Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ölümden kurtardı.
Ertesi gün Fleming’in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli biri indi.
Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini ve “Oğlumun kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum” dedi.
Yoksul ve onurlu Fleming “Kabul edemem!” diyerek ödülü geri çevirdi.
Tam bu sırada kapıda çiftçinin küçük oğlu göründü. “Bu senin oğlun mu?” sorusuna çiftçi gururla “Evet!” dedi.
Kurtarılan çocuğun babası, “Gel seninle bir anlaşma yapalım” dedi.
“oğlunu bana ver iyi eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ileride gurur duyacağın bir kişi olur.”
Bu konuşmalar sonunda Flenming’in oğlu iyi bir eğitim gördü Londra’daki St. Mary’s Hospital Tıp Fakültesi’nden mezun oldu ve tüm dünyaya adını Penisilin’i bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu.
Bir süre sonra aristokratın oğlu zatürreye yakalandı. Onu ne mi kurtardı?
Pensilin!
Aristokratın adı: Rondolph Churchill.
Oğlunun adı: Winston Churchill.
Kurtaran Doktor: Çiftçinin oğlu Sir Alexander Fleming
Herşeyi beklemeden verin, karşılığı nasıl olsa gelecektir…Alıntı

Share this:

Bu mübarek bayram gününde anne ve babamızla arayı düzeltmek & böylece bolluk ve bereketin kapılarını açmak için şahane bir ritüel yapıyoruz…

Her gününüz bayram olsun..!

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz
kalınca anlar insan…
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir;
sevmeninkini yalnızlık…
Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni
kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp “çok şükür bugünü de gördük” diyebilmek…
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir
ilişkiyi bitirmek de öyle…
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini
bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara
düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede
üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle
okşayan anne bayramdır.
“Ona güvenmiştim, yanılmamışım” sözü bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram…
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış
ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son
taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda
karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi,
nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta
ölebilmek bayram..
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun..!
Can Yücel

Ah Şu İlişkiler… Ne Onlarla Ne Onlarsız…

Ah Şu İlişkiler… Ne Onlarla Ne Onlarsız…

Bu hayatta hepimiz bir şeylerle sınanıyoruz. Kimimiz işle, kimimiz sağlıkla, kimimiz aşkla ve ilişkilerle…İşte ben ilişkilerle sınananlar kümesindeyim😊

Zaman geçtikçe, ilişkileri analiz ettikçe, ders almam ve dönüştürmem gereken şeyleri daha iyi anlamaya başladım ama geri dönüp geçmişi düzeltemeyeceğime göre tek çare önümde kalan maçlara bakmak ve ilerlemeye devam etmek…

İşte tüm bu tecrübeler de “ben yandım bari sen yanma şeklinde” yazıya dökülmeye başlasın o zaman.

İlişkilerde hem kendimde hem de başkalarında gördüğüm en yaygın davranış şekli şu: “Aman partnerimle ilişki devam etsin, aman kırılmasın, aman kaybetmeyeyim, aman gitmesin” derken partner zaten her şeye evet denmesinden sıkılan bir ruh haline giriyor.

Ama benim vurgulamak istediğim bu değil. Vurgulamak istediğim ve çarpıcı olan şey şu: İçimizde söyleyemediklerimiz, arka bahçelerimiz o kadar dolup taşıyor ki bir gün geliyor partnerimiz “hava güzel” diyor ve biz bağıra çağıra, ağlaya hünküre, ağzımıza geleni söyleyip ilişkiyi bir güzel sabote ediyoruz. Partnerimiz neye uğradığını şaşırıyor ve aman bu deli kadından kurtulayım deyip ilişkiyi bitiriveriyor.

Nasıl bu sahne size tanıdık geldi mi? Valla bana öyle tanıdık geldi ki anlatamam.

Sonra kendi kendime diyorum ki “o zaman biriktirmek yok, arka bahçeye toplamak yok, partnerimin beni rahatsız ettiği davranışlarını anında söyleyeyim ki patlama yaşanmasın” diyorum ve bu sefer yeni partnere her şeyi söylemeye başlıyorum. Neymiş? Birikmesinmiş… Neymiş? Aman patlama yaşanmasınmış…

Ve ne oluyor biliyor musunuz? “Aman bu karı da ne dırdırcı çıktı” deyip yine adam gidiveriyor…

“Ya sabır” deyip öylece yolda kalıveriyorum…

Birini çok serbest bırakıyorum. “İstediğimiz zaman görüşelim, araşalım, biz özgür ruhlarız” diyorum adam “beni ihmal ettin” diyor gidiyor.

Diğerini her dakika arıyorum, sürekli “görüşelim” diyorum. “Aman ne yapışkan çıktı” diyor ve “yol yakınken gideyim” diyor bu sefer…

AYYYY VALLA İÇİM ŞİŞTİ…

Yani birinin yanlışını diğerinde temize çekemiyoruz arkadaşlar…

Buradan da geçmiş partnerlerime şunu söylemek istiyorum. Hepinizden güzel şeyler öğrendim, büyüdüm, geliştim, kendimin değişik yüzleriyle tanıştım ama artık kanatlanıp uçma zamanım geldi. Sizlere “teşekkür ediyorum, aramızdaki tüm kırgınlık, kızgınlık, pişmanlık, acı bağlarını kesiyorum, kesiyorum, kesiyorum” diyerek huzurlarınızda bir bağ kesme çalışması yapıyorum ve yeni ilişki stratejimi açıklıyorum.

Her şeyin başı denge… Bir şeyleri söylemenin de, aramanın da, susmanın da, özgür bırakmanın da zamanı var.

Her ilişkiyi kendi içinde değerlendirmek ve dengeli davranmak gerekiyor.

Son söz: Sen kendi içinde çalışmaya devam et. Sen kilitlerini çözdükçe zaten her şey yoluna giriveriyor.

Anette İnselberg

Yaşam üzerine fazla geldigi zaman onu zorlama

Yaşam üzerine fazla geldigi zaman onu zorlama, biraz duraksa, neler olup bittigine anlam verme. Mutlaka yanlış bir şey oldu ve düşüncelerin ile dileklerin aynı orantıda degildi ve varlıgın ile buluşamadı. Sorun yok, sadece bekle.

Güneş doğacaktir, çimler yeşerecektir, çiçekler açacaktir, rüzgar esecektir ve yagmur yagacaktir,zorlamaya gerek yoktur,olmasi gereken kendiliğinden olur!

Izlemene devam et,sahitlik güzeldir,hem olayin dışındasındır hem de içinde, o bir dengedir, o anlamlidir,şahit ol,tanik ol ,olan ile bütünleş, güzellik olanlarin içinden filizlenecektir; zorlamaya gerek yoktur, olmasi gereken kendiliginden olur!..

Hayat üç buçukla dört arasindadir… Ya üç buçuk atarsin, ya da dört dörtlük yaşarsin…

NEYZEN TEVFIK