Archive | Temmuz 2018

Allah muhabbetinizi artırsın dileğinde hem sohbetin, hem sevginin artması temennisi var.

anette inselberg muhabbet

 

Birkaç ay önce eski bir arkadaşım sormuştu, “Sen bu adamı çok sevdin, neden?” diye. “Konuşabiliyoruz, dedim ve bu o kadar müthiş bir şey ki, hiç susmasın, hiç susmayayım istiyorum.” Anlatacak çok şeyimiz varmış birbirimize. Çok çay soğuttuk, çok geç kaldık, uykusuz kaldık, asansörün düğmesine basmayı çok unuttuk konuşacağız diye. Anlat, doğduğun günden itibaren anlat, diye oturtmuştum bir gün karşıma.

Her şeyi dinledim. Çocukluğunu, gençliğini, okul anılarını, akrabalarını, aşklarını, kızgınlıklarını, kırgınlıklarını, hayallerini, pek çok şeyi. Kırklareli’ne gidince akrabaları kendilerini tanıttı ama zaten tanıyordum. Bana onu anlattılar, içimden hep “bunu dinlemiştim Nedim’den” dedim. Konuşabiliyor olmanın ne kadar kıymetli olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Yapılacak ve baş edilecek bir sürü işle bıraktı beni, şimdi sürekli “Nedim’e sorsam ne derdi, ne yapardı” diyorum ve hepsinin cevabı var.

Demek ki konuşmuşuz, demek ki dinlemişim. Bu ramazanda bir yere iftara gittik. Yan masaya genç bir çift oturdu ve iftar boyunca hiç konuşmadılar. Genç adam bir kez “su koy” dedi ve kız ona su doldurdu, o kadar. O masadaki negatif enerji aktı durdu bizim masaya. Göz ucumuzla izledik. Ben bi ara “Hadi gel konuşalım onlarla, biz onlardan büyüğüz, ömürlerini böyle zayi etmesinler” dedim. “Bırak zamanla anlarlar” dedi.

Keşke konuşsaydık, belki daha erken anlarlardı sohbetin kıymetini. Eğer gidip konuşsaydık derdim ki; “açın ağzınızı, gönlünüzü, kalbinizi birbirinize, susmayın. Eski dilde sevginin kelime karşılığı “muhabbet”; her iki anlamıyla da doğru. Allah muhabbetinizi artırsın dileğinde hem sohbetin, hem sevginin artması temennisi var.

O olacak ki, bu da olsun…” Şanslıyım ki bu muhabbeti tatmış, kıymetini bilmişim; bugün hala sesi, sohbeti kulağımda. Yıllar önce öğrenmiştim; Mevlevilikte ölünmez, susulur derler.

O yüzden mezarlıklarının girişine Hamuşân yazarlar; yani “susmuşlar…” Ben biliyorum sevgilim ölmedi, sustu; giderken de bana iç sesini bıraktı; yapmam gereken tek şey bundan sonra yüreğime konuşmak ve oradan gelecek sese kulak vermek…
Oyuncu anne- Şermin Yaşar
alıntı

Kırlangıçları hep çok sevdim.

anette inselberg kırlangıç

Kırlangıçları hep çok sevdim.
Ayvalık’ta bir açık hava otelindeyim, resepsiyon da açıkta. Resepsiyonun köşesinde bir kırlangıç yuvası var; üç yavru, kafalar dışarda, gagalar açık. Anne ve baba gidip gelip yiyecek getiriyorlar ve ayrı zamanlarda geldikleri için birbirlerini görmüyorlar. Anne birinci yavruya yem veriyor, birazdan baba gelip ikinciye, anne tekrar geldiğinde üçüncüye, baba gelip birinciye. İnanılır gibi değil, sırayı hiç şaşırmadılar: ADALET.
Akşama doğru sudan çıktım, baktım yuvaya siyah bir kedi yaklaşmış. O ufacık ana baba canhıraş bir şekilde dalıp, çıkıp kediyi uzağa kadar kovaladılar: CESARET.
Otel sahibi şunları anlattı: bahar başlarında göçten döndüklerinde yuvanın bulunduğu bölümün kapalı olduğunu görünce, resepsiyon görevlisinin kaldığı odaya girip çıkıp onu uyandırmışlar: AKIL.
Sabah su içmek için fiskiyenin üzerinde dolaşıp çığlıklar atıyorlardı, ta ki fiskiye açılana kadar: İLETİŞİM.
Yuvalarını öyle bir yaparlar ki yıllarca dayanır: KALİTE.
Yazları sıcak ülkelere göç ederler: YENİLİK.
Onların yaptığı yuva, diğer kuşların saman çöplerini üst üste koyarak yaptığı dingildik yuvalara hiç benzemez. Benzer bir yuva yapabilen başka bir kuş yoktur: FARKLILIK.
Hiç kırlangıçları bir yerde pineklerken hatırlıyor musunuz?
Devamlı uçarlar: ÇALIŞKANLIK.
İnanılmaz hızlıdırlar, su zerresini havada yakalarlar: HIZ.
Binlerce mil uzaktan hep aynı yuvaya dönerler. Ömürlerinin sonuna kadar yuvalarına bağlıdırlar: YURT SEVGİSİ
Kırlangıçları hep çok sevdim.
Ahmet Şerif İzgören

YÜZ HARİTASI BEDENİNİZİN HANGİ BÖLÜMÜNÜN HASTA OLDUĞUNU VE NASIL BAŞA ÇIKABİLECEĞİNİZİ SÖYLÜYOR.

anette inselberg yuz hastalık tedavi organ
Geleneksel Çin Tıbbı, yüzümüzün sağlığı hakkında çok şey söylüyor. Aslında yüzümü, iç organlarımızın durumunu belirten harika bir göstergedir. Yüzyıllarca birçok şifacı bu metodu kullanmıştır.
Yüzümüzün derisi oldukça hassastır ve içsel problemlerden ve değişen sağlık durumundan etkilenir.
Ayrıca yüzün her bölümü spesifik olarak bir organa bağlıdır.
Değişen yüz rengi, sivilceler veya döküntüler bir organda dengesizlik olduğunun işareti olabilir.
Bu yazıda, kadim bir bilgi olan Yüz Haritası ile yüzdeki belli bölgeler ve organ bağlantılarını ve bu bilgileri nasıl kullanabileceğimize dair açıklamaları bulabilirsiniz.
1. BURUN / KALP
Burundaki değişimlerin işaret ettiği problemler arasında hipertansiyon, zehirlenme, dolaşım bozukluğunu sayabiliriz.
Çözüm olarak beden detoksu, hareketli bir yaşam ve düzenli yeşil çay tüketimi önerilir.
2. ALIN / İNCE BAĞIRSAK ve MESANE
Yağlı ve şekerli yiyecekler, alkol, sigara kullanımı ve stres alında değişimler olarak kendini gösterir.
Yeterince uyku ve bol su önerilir. Fazla alkol tüketiminden kaçınmak, dengeli ve sağlıklı bir beslenme biçimi seçmek çözümü destekler.
3. ÇENE ve AĞIZ / HORMONLAR
Bedenin susuz kalması hormonların dengesizleşmesine sebep olur. Baharatlı, kurutulmuş, çok tuzlu veya kafeinli gıda tüketimi de aynı şeye sebep olur.
Çene ve ağızdaki sorunlar geçinceye kadar tüm bu gıdalardan uzak durulması önerilir.
Hormonal dengesizlik genetik de olabileceği için bu gıdalardan uzak durmak yeterli olmayabilir.
4. KAŞLARIN ARASI / KARACİĞER
Eğer mide kaynaması yaşıyorsanız, karaciğer tam kapasite çalışmıyor demektir. Sindirim sistemini kuvvetlendirmek ve sağlıklı beslenme şarttır. Daha fazla fiziksel aktivite sindirim sistemini kuvvetlendirmenin iyi bir yoludur.
5. KAŞ ÜSTÜ / BÖBREK
Zayıf kalp kasları, fazla alkol tüketimi, sigara kaş üstünde problemlere yol açar. Kafeinden, sigaradan ve alkolden uzak durarak çözüme ulaşılır.
Bol su içmek böbrek fonksiyonları için çok önemlidir.
6. BOYUN ve ELMACIK KEMİKLERİ / MİDE
Kafein, şeker, alkol ve yağ mide problemlerinin olası sebeplerindendir.
Ayrıca baharatlı yiyecekler tüketmek, gece geç saatlere kadar uyanık kalmak, stresli ortamlarda bulunmak da mide problemlerinin sebebi olabilir.
Sağlıklı alışkanlıklar kazanmak ve daha fazla meyve tüketimi önerilir. Aynı zamanda pozitif enerji veren insanlarla birlikte olmak ve stresli durumlardan uzaklaşmak sağlık sürecini destekler.
7. YANAKLAR / BÖBREK ve AKCİĞER
En genel sebep sağlıksız beslenme alışkanlıkları, çok şeker tüketimi, stres ve sigaradır.
Sağlıklı beslenme, bol su ile cilt kendi kalitesine ulaşır.
8. YANAK ÜSTÜ / AKCİĞER
Kirli hava, sigara tüketimi akciğer sorunlarının baş sebebidir. Çözüm için temiz havada bulunmak, sigara kullanılan yerlerde bulunmamak, kullanılıyorsa sigarayı bırakmak gerekir.

AYNA OLMAK… DERVİŞ VE USTASININ HİKAYESİ…

anette inselberg usta derviş ayna

Günün birinde bir derviş, ustasına “Efendim ‘ayna olmak’ diye bahsettiğiniz konuyu tam olarak idrak edebildiğimi düşünmüyorum. Bu konuda bana yardımcı olur musunuz?” der.
Usta dervişi dinler ve ertesi sabah onunla göl kenarında buluşmasını ister. Derviş gün ağarmadan yola çıkar. Bu kadar erken bir saatte üstadın ne anlatacağını merak etmektedir.
Gölün kenarında konuşurlar:
– Evlat, senin iki gözbebeğinden birinde bir leke var. Hangisi olduğunu biliyor musun?
-Efendim çok ufak yaştan beri yanınızdayım. Tekkemizde benim bildiğim hiçbir yerde ayna yok. Uzun zamandır kendi gözbebeklerime bakma şansım olmadı.
– Önce gözlerini kapat ve hangi gözbebeğinde leke olduğunu bana söyle. Ama sakın yanlış söyleme. Eğer bilemiyorsan bilmiyorum de.
GÖRMEK İSTEMEYENDEN DAHA KÖR KİMSE YOK
Usta cebinden çıkardığı bir ayna parçasını dervişin suratına tutar. Derviş gözleri kapalı halde hissetmeye çalışır ama nafile…
– Bilemiyorum.
– Birinci ders:
Bu dünyada görmek istemeyenden daha kör kimse yoktur. Eğer biri görmek istemiyorsa, gözlerini hakikate sıkıca kapatmışsa ona ayna tutman imkânsızdır.
Usta yavaşça dervişin başını eğer ve bir çamur birikintisine bakmasını ister. Derviş ne kadar dikkatli baksa da gözbebeklerini göremez.
-İkinci ders:
Kendini temizlememiş kimse sana berrak bir ayna olamayacaktır. Etrafında seçtiğin insanların samimi birer gönül yolcusu olduklarından emin ol.
Derviş, ustasının dediklerini dikkatle dinlemektedir. Üstad gölden bir kap temiz su alır ve dervişin önüne koyar. Derviş tam eğilip gözbebeklerine bakacakken üstad hırkasını çıkarıp dervişin başını örter. Derviş:
– Efendim bütün güneşi kapattınız. Karanlıkta hiçbir şey göremiyorum.
– Üçüncü ders:
Zihnin karanlığı kalbin aydınlığına gölge düşürdüğünde ayna işlevini yitirir. Birine ayna tutmak istiyorsan kalbini sevgiye açtığından emin olmalısın.
Usta hırkayı kaldırdığında derviş kendi gözlerini görebilmeye başlar. Bir süre baksa da gözbebeklerinden birindeki lekeyi göremez.
– Efendim, ben hâlâ lekeyi göremiyorum.
– Sevgili evlat, aslında gözbebeklerinden birinde leke yok. İnsan zihinle baktığında kusur, gönülle baktığında aşk görür. Kendimizle ilgili takıldığımız kusurların çoğu sahte aynaların bize gösterdiği yanılsamalardır. Bir ustanın çırağa karşı en büyük görevi çırağın kalbinde yatan bir usta olduğunu ona anımsatmaktır. Her insanın kalbinde hakikat gizlenmiştir. Bizim görevimiz o hakikate ayna olmaktan başka bir şey değildir.’

Bir ilişki Ne Zaman Biter

anette inselberg bir ilişki ne zaman biter

 

Bir insanla ilişkinin nerede başladığını bulmak çok kolay. Adını duyduğun, sesini duyduğun ya da ilk tanıştığın, ilk göz göze geldiğin an ilişki çoktan başlamış olur. Ve sen o insan hakkında çoktan karar vermiş bile olursun. İşin şaşılacak tarafı yüzde doksan da doğru karar vermişsindir.
Hadi bakalım bir ilişkinin ne zaman başladığını kolayca çözdük. Peki, bir ilişki ne zaman biter?
İlişki tarafları yollarını ayırdıkları zaman mı biter? Yoo, hiç sanmıyorum. O dönem ilişkinin en kuvvetli yaşandığı dönemlerden biridir bence. Tekrar barışılacak mı sorgulamaları, pişmanlıklar, o ne dedi, ben ne dedimler, özlemler, kızgınlıklar, arasam mılar, aramalar, tekrar kavga etmeler, barışmalar… Bana hiç ilişki bitmiş gibi gelmedi…
İlişkinin kesin bittiğini kabul edelim. Bu sefer acaba arkadaş kalabilecek miyiz endişesi bizi sarar… İçten içe de arkadaş kalalım belki tekrar barışırız arka planda çalışmaya devam eder. İlişki hala devam ediyor anladığım kadarıyla.
Bu aşamadan sonra kimisi arkadaşlığa dönme becerisini gösterir kimisi kesin olarak görüşmeme kararı alır. İki durumda da ilişki yine de bitmez. Kesin olarak görüşmeme kararı aldığın kişiyi, görmezsin fakat düşünürsün çünkü. Ansızın biri onu soruverir. Bir şarkı çalıverir. Birisi saçlarını onun gibi düzeltir. Onun gibi kahkaha atar. Ya da yolda karşına çıkıverir.
Hele şimdinin dünyasında face’te sayfasına bakıp bakmama mücadelesi sürer gider. Acaba şu an ne yapıyor diye merak edersin.
Ya da aradan birkaç yıl geçer, birden aklına düşer. Kalbinde bıraktığı izler tekrar bir canlanır.
Bilmiyorum ama birisiyle tanıştığınızda çok dikkat edin. Sonsuza kadar sürecek bir ilişki başlamaktadır.
Sağlıcakla,
Anette İnselberg

Bu Yaz Neyin Zamanı Gelmiş? Mutlaka Öğren ve Hayatına Geçir…

anette inselberg zamanın gelmiş

Yapacağın şey çok basit gözünü kapat ve 1-den 10 a kadar bir sayı tut ve aşağıdaki açıklamayı oku:

 

1’i Seçmişsen: Evi temizleme zamanın gelmiş. Elma sirkesiyle bütün evi baştan sona sil bakalım…

2’yi Seçmişsen: Detoks zamanın gelmiş… Her sabah limonlu su iç ve günde en az 7500 adım at…
3’ü Seçmişsen: Kendine vakit ayırma zamanın gelmiş… Hemen bir hobi kursuna yazıl ve günde 20 dakika tek başına kal
4’ü Seçmişsen: Kültür etkinliği zamanın gelmiş… Hemen gazeteyi karıştır ve seni çeken ilk filme yada müzeye, ya da sergiye git…
5’i Seçmişsen: Kitap okuma zamanın gelmiş… Hemen ”Mutluluk Sanatı” ya da ”Başlangıç” ya da ”Yalnızca Yavaşladığınızda Görebileceğiniz Şeyler” ya da ” Her Şey Değişir” kitabını al ve okumaya başla
6′ yı Seçmişsen: Tatil zamanın gelmiş… Hemen gazeteyi aç ve sana uyan seni çeken yere rezervasyonunu yaptır.
7’yi seçmişsen: Duygusal Detoks Zamanın Gelmiş… İçinde kalan, pişman olduğun, sana acı veren her şeyi yaz ve yak…
8’i Seçmişsen: Dilek dileme zamanın gelmiş… Dileklerini bir kağıda yaz sonra evdeki saksına ”çoktan oldu bile- çoktan oldu bile- çoktan oldu bile” diyerek kağıdı ek…
9’u seçmişsen: Arkadaşlarına zaman ayırma vaktin gelmiş… Hemen bir organizasyon ayarla, toplanın ve bol bol içinizi dökün, rahatlayın, gülün, eğlenin…
10’u seçmişsen: Sadaka Verme Zamanın Gelmiş: Yolda ihtiyacı olduğunu düşündüğün üç kişiye gönlünden ne koparsa ver…
Sağlıcakla,
Anette İnselberg

Beynimizi sağlıklı ve zinde tutabilmek için gerekli uygulamaları şöyle:

ANETTE İNSELBERG BEYİN SAĞLIK ZİHİN ZİNDE

 

Beyin Sinir ve Omurilik Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. İlhan Elmacı’nın, en önemli organımız olan beynimizi sağlıklı ve zinde tutabilmek için gerekli uygulamaları şöyle:
Tüm vücudu kumanda eden beynimizin sağlığının anne karnından itibaren yaşam boyu koruyup geliştirilmesi büyük önem taşıyor.
Tüketilen besinlerden, uyku düzenine; gün içindeki etkinliklerden, spora hatta içten bir gülümsemeye kadar birçok nokta beyin sağlığına etki ediyor. Beyin Sinir ve Omurilik Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. İlhan Elmacı, beyin dostu uygulamalar hakkında bilgi verdi.
1. Beyin gelişimi ve sağlığını destekleyen gıdaları tüketin :
Beyin gelişimi anne karnında başladığı için anne adaylarının özellikle folik asit içeriği yüksek olacak şekilde düzenli beslenmesi önem taşımaktadır. Alzheimer ve bunama riskine karşı yetişkinlerde de dikkat edilmesi gereken folik asit desteği için fasulye, bezelye, ıspanak, şalgam, limon ve portakal gibi gıdalar tüketilmelidir.
Muz ve kuru baklagiller : B vitamini içeren muz, kuru baklagiller, et, balık, yağsız süt, yoğurt ve yeşil yapraklı sebzelerin tüketilmesi önemlidir. Hafıza ve zeka gelişimi bakımından B vitamini önemli bir yer tutmaktadır. Aynı zamanda B vitamini yeni hücreler üretilmesine ve var olan hücrelerin yapısının korunmasına yardımcı olmaktadır.
Balık : Beyin fonksiyonlarının daha düzgün çalışması, hafızayı güçlendirerek daha hızlı düşünebilmek için omega 3 bakımından zengin balık belirli aralıklarla mutlaka tüketilmelidir.
Kaju ve yer fıstığı : Beyinde yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan gerilemeyi yavaşlatmak için; E vitamini bakımından zengin ceviz, fındık, kaju, yer fıstığı, ay çekirdeği, susam, keten tohumu tüketilmelidir.
Üzüm ve çilek : Dopamin salgılanmasını sağlayan üzüm problem çözme yeteneğini artırırken, yüksek oranda antioksidan içeren çilek, yaban mersini gibi meyveler ile domates, havuç gibi sebzeler belleği geliştirerek beyni korumaktadır.
2. Türk kahvesinden vazgeçmeyin :
Kültürümüzde önemli bir yeri olan Türk kahvesi, beynin çalışmasını motive eden uyarıcıların en önemlilerindendir. Kahvenin içinde bulunan ve beyinde uyarıcı görev yapan kafeinin yorgunluğu azaltıcı etkisinin yanında konsantrasyon ve uyanıklığı yükselten özelliği de bulunmaktadır.
Ara öğün gibi değerlendirilen Türk kahvesi yapılış, sunuş ve tüketimi bakımından fabrikasyon olarak nitelendirilen diğer kahvelerden farklılıklar içermektedir. Bir ritüel eşliğinde tüketilen Türk kahvesi, yarattığı fiziksel etkilerinin yanı sıra gün içinde hoş bir mola verilmesine olanak sağlayarak beynin dinlenmiş vaziyette tekrar motive olması konusunda da etki göstermektedir.
3. Hayatınızda özel anları artırın :
Türk kahvesinin tüketiminde olduğu gibi kişinin hayatında özel anlara zaman ayırması, vücudun birçok hormon salgılamasına zemin hazırlamaktadır. Dinlenen müzik, sevilen bir arkadaşla zaman geçirilmesi, spor hatta zevkle tüketilen bir yemek bile mutluluk sağlayan birçok hormonun salgılanmasını harekete geçiriyor.
Beyin sağlığı için oldukça önemli olan bu hormonlar insanın duygu sistemini kontrol eden ve hafıza için hayati öneme sahip olan limbik sistemi uyararak harekete geçirmektedir.
4. Beyninize 4 mevsimi yaşatın :
Gelişen teknoloji ile birlikte özellikle büyük şehirlerde büyük bir elektro manyetik çöplük oluşmaktadır. Algılamayı etkileyen elektromanyetik alan uyaran kirliliğine neden olarak beyinde aşırı yüklenmeye yol açmaktadır. Odaklanma problemi, dikkat dağınıklığı, unutkanlık gibi birçok soruna neden olan elektromanyetik alanlar beynin dinlenmesine ve kendini yenilemesine izin vermemektedir.
Beynin kendisini en fazla yenilediği zaman dilimi olan uyku anında elektro manyetik etki yapabilecek cep telefonu, televizyon gibi ürünlerin kişinin yakınında olmaması gerekmektedir. Kaliteli bir uyku ile bir ilkbahar havasında güne başlayan beynin mevsimlere benzetilirse gün içinde 4 mevsimi de yaşaması gerekmektedir.
5. Uyku düzeniniz tarlakuşu gibi olsun :
Beynin gün içinde 4 mevsimi yaşamasının yanında gece ve gündüzü de biyoritme uygun saatlerde gerçekleştirmesi önemlidir. Tarlakuşu örneğinde olduğu gibi kişi gibi erken yatıp güne erken başlandığı zaman vücudun salgıladığı steroit, melatonin gibi hormonlardan en üst seviyede faydalanmaktadır.
Erken kalkıp uygun besinlerle yapılan kahvaltının ardından salgılanan hormonlar sayesinde beyin, enerjik, algısı yüksek ne ekilirse verim alınacak bir toprak gibi güne başlamaktadır. Doldur boşalt ritmiyle hareket eden beynin en iyi temizlendiği ve kendini yenilediği uyku saatlerini kaliteli hale getirmek hayati önem taşımaktadır.
6. Beyninizin yükünü kahkaha ile hafifletin :
Dilimize yerleşen “Bir kahkaha bir kalem pirzola” deyimi aslında gerçeği yansıtmaktadır. İçten bir kahkaha beyne oksijen gitmesini kolaylaştırırken tansiyonu dengede tutulmasına ve hormonların düzenlenmesine zemin hazırlamaktadır.
Gülme esnasında, beyindeki alt kranial sinirler koordineline olarak çalışarak, endorfin salgısının yükselmesine ve pozitif uyarıcıların devreye girmesine olanak sağlamaktadır.
Omurga sağlığında olduğu gibi 45 dakika çalışıp 15 dakika dinlenme esasına beyin sağlığı için de uyulması gerekmektedir. Gün içinde gülmek, bir arkadaşla sohbet etmek veya kahve gibi ritüellerle beyindeki yükü azaltarak es verdirilmesi gerekmektedir.
7. Tek başınıza bulmaca çözdüğünüz kadar sosyal aktivitelere de ağırlık verin :
Bulmaca çözmenin beyin sağlığı ve hafıza için önemli olduğu bilinmektedir. Ancak gün içinde gerçekleştirilen sosyal aktiviteler hafızaya bulmaca çözmekten çok daha iyi gelmektedir.
Kişinin tek başına oturup saatlerce bulmaca çözmesi yerine bir bulmaca çözdükten sonra sokağa çıkarak sosyal ortama girmesi, arkadaşlarıyla zaman geçirmesi veya aile ziyaretlerine gitmesi beyin sağlığı bakımından önemlidir.
8. Beyninizi sporla güçlendirin :
Kalp damar, diyabet, tansiyon gibi hastalıkların kontrol altında tutulmasında önemli rol oynayan düzenli egzersiz ve spor, beyinde de olumlu etkiler yapmaktadır.
Mutluluk hormonu olarak bilinen endorfin hormonunun salgılanmasını artıran spor, insani ilişkilerde daha yapıcı hareket etmeyi sağlarken mutluluk eşiğinin yükselmesine zemin hazırlamaktadır.
Demans, Alzheimer, Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklardan kaçınmak için düzenli egzersizin hayatın bir parçası haline getirilmelidir. Uygun şekilde tamamlanan bir sportif aktivitenin zemininde becerikli şekilde tamamlanmış bir zihinsel aktivitenin bulunduğu unutulmamalıdır.

PİRİNÇ SUYU VE FAYDALARI…

anette inselberg pirinç suyu
Pirinç suyu saçlara iyi geliyor. Bunu dünyadaki en uzun saçlı kadınların Çin’de yaşamasından da fark edebiliyoruz.
Araştırmalara göre pirinç suyunda yıpranmış saçları iyileştiren İnositol isimli bir karbonhidrat türü bulunuyor. Bu karbonhidrat saçtaki pirinç suyu durulandıktan sonra bile saçta kalıyor ve koruma sağlıyor. Pirinç suyu ayrıca saç köklerini koruyan, saça hacim kazandıran ve saçı parlatan aminoasitler içeriyor.
Pirinç suyunun faydaları sadece saçla sınırlı değil. Pirinç suyu cildi serinletiyor ve rahatlatıyor. Bu özelliğiyle ayurveda uzmanları tarafından iltihabı gidermek için kullanılıyor.
Pirinç suyu ayrıca nemlendirici ve antioksidan özellikleriyle yaşlanma lekelerini gideriyor, iltihap kurutuyor ve cildi nemlendiriyor.
Pirinç suyu ile saçlara ve cilde sağlık kazandıran, yüzde yüz doğal ve yan etkisiz kürleri yapabilirsiniz.
Pirinç suyu nasıl yapılır?
Sudan geçirerek kirden arındırdığınız 1 ölçek pirince 3 ölçek su koyarak kaynatın. Daha sonra pirincin suyunu süzün. Kullanacağınız zaman üç yemek kaşığı pirinç suyunu bir bardak suyla seyreltip kullanabilirsiniz. Pirinç suyu beş gün boyunca buzdolabında saklanabilir.
NERELERDE KULLANABİLİRSİNİZ?
1. Saçlarınızı kuvvetlendirmek için
Pirinç suyu saçlarınızı kuvvetlendirirken yeni saçların çıkma hızını arttırır.
Saçınızı şampuanladıktan sonra suyla seyrelttiğiniz pirinç suyunu saça dökün. Kafa derinize nazikçe masaj yaparak yedirin ve 5 dakika kadar bekleyin. Ardından saçınızı normal su ile durulayın.
2. Yüz temizleyici ve tonik olarak kullanın
Yüzünüzü temizlemek için pirinç suyu kullanabileceğiniz gibi cildinizi gerginleştirmek, gözenekleri sıkılaştırmak için de kullanabilirsiniz.
3. Akneler üstünde kullanın
Pirinç suyu içerdiği vitamin, mineral ve amino asitlerle akneleri tedavi eder ve kızarıklığı giderir. Suyu pamuk topuna dökerek akneli bölgeye uygulayın. Durulamadan bırakın.
4. Güneş yanığını tedavi edin
Pirinç suyunu güneş yanıklarının üstüne sürerek acıyı dindirebilir ve kızarıklığı giderebilirsiniz. Pirinç suyunu yanık bölgeye uygulayın. Durulamadan bırakın. Cildiniz çabucak kendini toparlayacaktır.
(Derlenmiştir)

İYİLEŞMENİN EN EMİN YOLU FREKANSINI YÜKSELTMEK…

anette inselberg frekans

 

Ünlü bilinç araştırmacısı, Dr. David Hawkins, uygulamalı kinesiyoloji yardımıyla insan duygularını ölçtü ve her duygunun belli seviyedeki enerji frekansına ve gücüne sahip olduğunu ortaya koydu.
Dünyaca kabul edilen tablo yukardaki gibidir.

Bir dalganın belli bir zaman birimi (genellikle saniye) içerisinde tekrarlanma sıklığına, yani bir saniye içindeki döngü sayısına “frekans” denir. “Hertz” birimiyle ölçülür. Herşey titreşmektedir. Bu nedenle herşeyin frekansı vardır. İnsan bedenindeki her hücrenin kendine göre bir doğal frekansı vardır. Aynı şekilde, her hastalığın, her bakterinin , her virüsün de doğal frekansı vardır. Her hücreyi kendi doğal frekansına döndürmek, bedeni sağlığa kavuşturur. Bedenin frekansıyla çatışan, onu bloke eden dalga boyları ise hastalığa hatta ölüme neden olabilir. Yalnız maddî/fiziksel şeylerin değil, duyguların, düşüncelerin, isteklerin, ilişkilerin, filmlerin, kitapların, dokümanların, toplumsal konuların ve bireysel bilincimizin de frekansı vardır.
Amerikalı Bilim Adamı Dr. David Hawkins , ( 1927-2012) frekanslar , frekansların bilinç düzeylerinde etkisi , ilişkisi üzerine binlerce araştırma yapmış ve ortaya Hawkins bilinç haritası denen Tabloyu çıkarmıştır. Yaptığı deneylerde , yüksek frekanslı duygu ve düşüncelerin ; düşük frekanslı olanlardan daha güçlü ve etkili olduğunu . En yüksek frekansa ulaşmış bir bilincin düşük frekanslı 70 milyon bilinci dengelediğini klinik olarak kanıtlamış ve Power vs Force – An Anato my of Consciousness ( Güç Kuvvete Karşı – Bilincin Anatomisi ) Kitabında detaylı olarak anlatmış.
Yapılan araştırmalardan kritik seviyenin 200-cesaret olduğu, ölçümü 200 un altında çıkan duyguların düşüncelerin, durumların kişiyi ve çevresini zayıflattığı , yorduğunu, aşağıya çektiğini ortaya çıkartmış.
Bir başka ilginç bulguysa , yüksek bilinç frekanslarının şaşırtıcı sayıda düşük frekansı dengelediği yönünde . Bireylerden herhangi birinin bilinç frekansı yükseldiğinde , çok sayıda düşük frekanslı bilinci etkileyip dengeleme imkanı olması .
Tablo şöyle :
300 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 90.000 kişiyi,
400 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 400.000 kişiyi,
500 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 750.000kişiyi,
600 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 10 milyon kişiyi,
700 seviyesindeki bir kişi ise 200’ün altındaki 70 milyon kişiyi dengelediği görülmüş.
Pozitif ve herşeyi olduğu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydığı enerji, 90.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın yaydığı enerji,750.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji,10 milyon insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Mevlanalığı yaşayan bir insanın yaydığı enerji,70 milyon insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Peygamber,budha seviyesinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji ise tüm insanlıgın yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir…
Yapılan araştırmalar ve sonuç teyitleri yıllar sürmüş ve yüzbinlerce denek üzerinde çalışılmış.
Hawkins, insanlığın %85’inin 200’ün altında titreştiğini, son dönemde insanlığın ortalama farkındalık seviyesinin 204’e ulaştığını, yani negatif-pozitif sınırını aştığını, ancak insanın anlamlı bir şekilde tatmininin 250’nin altında gerçekleşemediğini yazmaktadır.
Bireyler gibi, toplumların ve kültürlerin, ülkelerin, coğrafyaların da titreşim seviyeleri vardır. Bu titreşimler , o alanda yaşayan insanlar, bitkiler , toprak, hava, eşyalar, binalar vs tarafından oluşturulmaktadır. 200’ün altındaki enerji alanları, açlık, kıtlık ve hastalıkların çok yaşandığı, cahillik ve işsizliğin çok olduğu, ilkel şartlara sahip ortamlardır. Tatmin edici bir yaşam 250 lerde başlamaktadır. 300’lerde teknolojik ve ekonomik olarak çok gelişmiş bir toplum mümkün olmakta, 400’lerde ise yüksek bir eğitim, bilgi, kültür ve sanat seviyesi yaşanacaktır. 500, başka bir büyük sıçramanın gerçekleştiği bir eşiktir. 500’lerin sonlarında toplum artık spiritüel bir toplum haline gelmektedir. 600, bütün topluma şefkat ve sevginin hâkim olduğu, bütün eylemleri sevginin yönlendirdiği bir seviyedir.
Şimdi tablonun 200 ün altında kalan ve 200 ün üstünde kalan kısımlarına tekrar göz atalım . Sonra dönüp içimize, düşüncelerimize, sözlerimize, dualarımıza bakalım . Biz acaba bu tablonun neresindeyiz. Yaşadığımız yeri, mahalleyi, kenti, ülkeyi, dünyayı iyileştirmek için bizim üzerimize düşen nedir ?
Kaynak : Power vs Force – An Anato my of Consciousness
Dr. David Hawkins

Hayatını bir armağan yap. Daima armağan olduğunu hatırla.

anette inselberg sohbet

 

Dünyaya ışık ol, kimseyi incitme. Yapıcı ol, yıkıcı olma. İnsanlarımı evime geri getir. Nasıl?
Sadece Tanrısallığı gör.
Sadece gerçeği konuş.
Sadece sevgiyle davran.
Sevgi yasasını yaşa; şimdi ve her an.
Her şeyi ver, hiçbir şey bekleme.
Sıradanlıktan kaçın.
Kabul edilmeyecek olanı kabul etme.
Beni bilmek isteyenlere bildiklerini öğret..
Hayatının her anında sevgi ver.
Her anı en yüksek düşünceyi düşünerek, söyleyerek ve buna göre davranarak kullan. Kendini yüceleştirdikçe, beni yüceleştirdiğini bil.
Hayatındaki insanların yaşamlarına barışı, huzuru getirerek, dünyaya barışı ve huzuru getir.
Barış ve huzur ol.
Her insanla, her yerle, her şeyle olan yüce bağlantını her an hisset ve ifade et.
Her koşula kucak aç, her hatana sahip çık, her hazzını paylaş, her gizem üzerinde düşün, her insanın yerine koy, her saldırıyı (kendininki de dahil) affet, her yüreği iyileştir, her insanın gerçeğine saygı göster, her insanın Tanrısını anla, her insanın hakkını koru, her insanın onuruna özen göster, her insanın ilgi alanlarını teşvik et, her insanın kutsal olduğunu bil, her insanın içindeki en iyiyi çıkar ve her insanın geleceğinin tanrı’nın sevgisiyle güvende olduğunu telaffuz et.
İçindeki en yüksek gerçeğin yaşayan, nefes alan örneği ol.
Alçakgönüllü ol; başkaları senin en yüksek gerçeğini övünmek olarak algılasa bile.
Yumuşak konuş; başkaları senin dikkat çekmek istediğini sansa bile.
Sevgiyle konuş. Herkes sevgiyi tanıyabilir.
Açıkça konuş; birileri senin gizlediğin şeyler olduğunu düşünse bile.
Netlikle konuş ki, hatalı algılanma.
Sıklıkla konuş ki, sözlerin gerçekten etki yapsın.
Saygıyla konuş ki, kimse kendisine saygısızlık edildiğini düşünmesin.
Sevgiyle konuş ki, her sözünün iyileştirici gücü olsun.
Her ağzını açışında beni konuş.
Hayatını bir armağan yap. Daima armağan olduğunu hatırla.
Hayatına giren herkese bir armağan ol; hayatına giren herkese de. (daima bir armağan olabilirsin çünkü öylesin. Ama bunu hatırlamıyorsun.)
Beklenmedik bir şekilde hayatına biri girdiğinde bu kişinin senden hangi armağanı almaya geldiğinin farkındalığını kazan.
Ne olağanüstü bir ifade.
Başka hangi nedenle bir insan hayatına girebilir ki? Size gelen her insan, sizden bir armağan almak için size geliyor. Ve size de bir armağan getiriyor; kim olduğunuzu deneyimlemenin ve ifade etmenin armağanını.
Bu basit gerçeği gördüğünüzde ve anladığınızda, en büyük gerçeği de görmüş oluyorsunuz.
Size meleklerden başka bir şey göndermedim.
NEALE DONALD WALSH
Tanrı ile sohbet 2 Kitabından

*NİYET VE TESLİMİYET HUZURUN ANAHTARIDIR *

anette inselberg niyet ve teslimiyet

*NİYET VE TESLİMİYET HUZURUN ANAHTARIDIR *
1.Her şeye açık olun. Her ne oluyorsa ona açık olun.
2. Bir şeylere tutunmaya çalışmayın.
Bırakın giden gitsin , gelen gelsin.
3. Kalbinizde kalın.
Her ne olursa olsun gerçek hislerinize sadık kalın.
4. Hayatımızdaki insanlar değişecek.
Bunun olmasına izin verin ve sürece güvenin. Amaçlarına hizmet etmiş ve artık derinleşip gelişmeyen ilişkilere tutunmak zorunda değiliz.
5. Evinizi , yaşadığınız yeri değiştirmekten korkmayın .
Eğer hislerimize karşı gerçekten açıksak ,
doğru yerlere yönlendirileceğiz.
6. Yapmakta olduğunuz ya da eğitimini aldığınız işlere saplanıp kalmayın.
Kendinize gerçekten ne yapmak istediğinizi sorun. Sizi hangi iş gerçekten mutlu ederdi ?
7. Hayatta sevinci arayın. Her ne pahasına olursa olsun. Sizi mutlu eden şeyi bulun ve onu yapın.
8. Hislerinizi dinleyin , sizi neyin mutlu ettiğine kulak verin , sezginizin size söylemeye çalıştığı şeyi dinleyin.
9. SEVMEYE cüret edin! Her nerede bulunuyorsanız bulunun , kiminle birlikte bulunuyorsanız bulunun , her ne yapıyor olursanız olun sevecen bir varlık olun.
Kalbinizi açın ve onu açık tutun.
Bu sahip olduğumuz en büyük korumadır.
10. Mümkün olduğunca çok yükümlülüğünüzü tamamlayıp bitirin. Buna dünyevi yükümlülükler , ailevi yükümlülükler , mali yükümlülükler , spiritüel yükümlülükler dahildir. Bitirdiğimiz her yükümlülük bizi özgürleştirir.
11. Kişisel olarak artık gereksinim duymadığınız her şeyi bırakın ya da başkasına verin. Dolaplarınızı , kitaplarınızı , malınızı – mülkünüzü , ilişkilerinizi , taahhütlerinizi , sorumluluklarınızı gözden geçirin ve Öz Benliğiniz ile uyum içinde olmayan her şeyden kurtulun. Bunu ölçüp tartmanın bir yolu da , bir şeyin size bir hafiflik ve sevinç mi , yoksa sıkıntılı bir ağırlık mı verdiğini hissetmektir. Bırakmak harika bir duygu verir ve Yeninin yaşamınıza girebilmesi için boşluk yaratır.
12. Dürüst olun. Kastettiğiniz şeyi söyleyin ve söylediğiniz şeyi kastedin.
13. Birbirinize saygı gösterin. Hepimiz muhteşem kozmik varlıklarız. Her birimiz. Sadece , bazılarımız muhteşem kozmik varlıklarımızı çok iyi tebdili – kıyafetlerle gizliyoruz. Kendimize ve birbirimize dürüstlük , saygı ve sevgi ile davranalım. Bu yapabileceğimiz en kökten dönüşüm geçiren şeylerden biridir.
14. Kendimizi tümüyle sevip kabullenmemizin zamanı gelmiştir. Gelin , tüm kendimizden kuşkularımızı , öz saygısından yoksunluğumuzu , kendimizi aşağılayıp yargılamalarımızı bir kerede ve tümüyle bırakalım. İyi , cesur , sevecen nazik ve akıllı varlıklar oluşumuza saygı gösterelim.
15. Güçlü olmaktan korkmayın : Hepimiz güçlüyüz. Hepimiz müthiş yeteneklere sahip son derece muktedir varlıklarız. Hepimizin içinde derin sevgi ve iyilik hazineleri var. Artık gücümüzden korkmamız gerekmiyor.Açık , berrak olmamız gerekiyor. Ve kendimize ve yeteneklerimize güvenmemiz gerekiyor.
16. Bağışlama özgürlüğün anahtarıdır.
Biraz zaman ayırıp , hayatınızdan geçmiş herkesi bağışlayın. Tüm geçmiş deneyimlerinizi bağışlayın. Kendinizi bağışlayın. Hepsini kendi benzersiz yolculuğunuzun , size tam da gelişmek , dönüşüm geçirmek ve özgürleşmek için ihtiyacınız olan şeyi veren bir parçası olarak görün.
17. Her şey için şükran duyun. Kimseniz o olduğunuz için şükran duyun. Tüm deneyimleriniz , ilişkileriniz , çevrenizdeki her türlü güzellik için şükran duyun. Karşılaştığınız her iyi davranış , yaşadığınız her sevgi anı , her türlü beslenişiniz için , doğanın verdiği ilham için şükran duyun. Her an , en karanlık anlarımızda bile şükran duyacak o kadar çok şeye sahibiz ki.
18. Her nerede yapabiliyorsanız , orada güzellik yaratın. Her Sevgi ifadesi gibi , güzel olan her şey tüm gezegenin rezonansını yükseltir.

LEONARDO DA VINCI VE SON AKŞAM YEMEĞİ …

anette inselberg insan
Leonardo da Vinci; ‘Son Aksam Yemeği’ isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı…
İyi’yi İsa’nın bedeninde, Kötü’yü de İsa’nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda’nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı…
Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında, korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi.
Aradan 3 yıl geçti. ‘Son Akşam Yemeği’ neredeyse tamamlanmıştı, ancak Leonardo da henüz Yahuda için kullanacağı modeli bulamamıştı…Leonardo’nun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başladı.
Günlerce aradıktan sonra Leonardo; vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı. Leonardo; yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi. Çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı. Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler. Zavallı, başına gelenleri anlamamıştı. Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçiriyordu…
Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş; gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü. Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi:
“Ben bu resmi daha önce gördüm…”
‘Ne zaman?’ diye sordu Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı.
‘Üç yıl önce’ dedi adam..’Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce… O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum. Pek çok hayalim vardı. Bir ressam beni İsa’nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti…’
-İyi ve Kötü’nün yüzü aynıdır…Her şey insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır…
Paulo Coelho

Hangi Yoldan Gitmeli? Aşkta Ne Yapmalı?Kararsız Kaldığımda Uyguladığım Çok Etkili Bir Çalışma…

anette inselberg kas testi

 

Hayatta bazen yol ayrımlarına geliriz ve ne yapmamız gerektiğini bilemeyiz?
Bu çalışmayla sorduğumuz tüm sorulara cevap bulabiliriz…
Başka şehre taşınmalı mı, o işe girmeli mi, bu seminere gitmeli mi gibi…
İlişkiye devam etmek hayırlı mı, bana geri dönecek mi, geri dönmeli miyim gibi…
Böyle durumlarda kullandığım ve çok işime yarayan basit bir çalışmayı sizinle paylaşmak istiyorum
1) Ayağa kalkın ayaklarınızı birleştirin ve burnunuzdan üç kez nefes alıp ağzınızdan verin
2)Gökyüzünden yeşil bir ışığın kalbinize aktığını hayal edin
3)Sorunuza iyice konsantre olun ve vücudunuzu gevşek bırakın
4)Sorunuzu sesli bir şekilde sorun (İlişkiye devam etmem benim için iyi mi gibi?)
5)Soruyu sorduktan sonra vücudunuzun öne doğru gitmeye çalışıyorsa cevap olumludur
6)Soruyu sorduktan sonra vücudunuz geriye doğru gitmeye çalışıyorsa sorunuzun cevabı olumsuzdur
7)Gökyüzünden gelen yeşil ışığın kesildiğini hayal edin
8) Burnunuzdan üç kez nefes alıp ağzınızdan verin ve çalışmayı bitirin…
9)Yeni soru sormak için en az bir saat bekleyin…
Benim çok faydasını gördüğüm bu çalışmanın size de fayda getirmesini ve güzel cevaplar almanızı dilerim…
Sağlıcakla,
Anette İnselberg

Not: Bu uygulamanın temeli kas testine (kinesiyoloji)  dayanmaktadır.Kinesiyoloji ilk olarak 1964 yılında Dr. Goodheart keşfetmiştir. Doğruyu söylediğimizde kaslarımızın güçlü, yalan-yanlış söylediğimizde zayıf tepki verdiğini, enerji bedenimizle bilinçaltımız arasında kuvvetli bir bağ olduğunu farketmiştir.

Farklı uygulama şekilleri olsa da, kendinize, telefonda başka bir kişiye, veya yanınızki birine kolayca uygulayabileceğiniz bir yöntemden bahsetmek istiyorum.
Bu teknikte kişi ayakta durmalıdır. Beden olumlu bir cevapta öne doğru eğilir.

Olumsuz bir cevapta arkaya doğru eğilir, eğilmelidir. Eğer beden hiç eğilmezse kişinin bedeni muhtemelen susuz kalmıştır. Kişi su içerek tekrar evet-hayırlara doğru cevap alıncaya kadar denemeli, ardından merak ettiği soruyu sormalıdır.

Önce bir deneme yapmak isterseniz adınız neyse onu söyleyin diyelim ki  ”adınız Alev”…

”Benim adım Alev mi” deyin ve bedeninizin ne tarafa eğildiğine bakın. Bu sizin evetinizdir.

”Sonra da benim adım Mehmet” mi deyin ve bedeninizin ne tarafa doğru gittiğine bakın bu da sizin hayır yönünüzdür…

 

27 Temmuz kanlı dolunayı kendimizi irdelemek, insanlarla olan ilişkilerimizi irdelemek ve kendimizi değiştirip dönüştürmek için harika fırsat veriyor…

18835600_1297347510378228_7755970204849951329_n[1]

27 Temmuz  kanlı dolunayı kendimizi irdelemek, insanlarla olan ilişkilerimizi irdelemek ve kendimizi değiştirip dönüştürmek için harika fırsat veriyor…
Aşağıdaki çalışmayla kendinizi tekrar bir ve bütün hissedecek insanlarla olan ilişkileriniz düzelecek…
Haydi buyrun çalışmaya:
Çevrenizde sizi sinir eden insanlar mı var?
Ben bu davranışa daha fazla dayanamayacağım gidiyorum mu demek istiyorsunuz?
O zaman size bir sürprizim var aslında sinir olduğunuz, tahammül edemediğiniz davranışın sahibi aslında sizsiniz…
Ve gözlerinizi kapatın ve kendinize üç kere şu soruyu sorun: Bu kişinin canımı sıkmasına sebep olan ve içimde görmem gereken şey ne ?
Bu kişinin canımı sıkmasına sebep olan içimde görmem gereken şey ne?
Bu kişinin canımı sıkmasına sebep olan içimde görmem gereken şey ne?
Ve pattt cevap gelir… Ve şöyle olursunuz” hımm anladım”’
Ve o zaman kendinize üç kere şunu söyleyin… Bu yönümü sevgiyle kabul ediyorum ve serbest bırakıyorum bu kişiye de bunu gösterdiği için teşekkür ediyorum…
Bu yönümü sevgiyle kabul ediyorum ve serbest bırakıyorum bu kişiye de bunu gösterdiği için teşekkür ediyorum..
Bu yönümü sevgiyle kabul ediyorum ve serbest bırakıyorum bu kişiye de bunu gösterdiği için teşekkür ediyorum..
İŞTE BU KADAR BASİT…ÖNEMLİ OLAN NİYET CANCANLAR… HEPİNİZİ KOCAMAN KOCAMAN ÖPÜYORM…
Sağlıcakla,
Anette İnselberg

Hayatınız seçtiğiniz kadındır..

anette inselberg hayat
Hayatınız seçtiğiniz kadındır..
Memleketin birinde 70 yaşlarında fakat çok dinç ve genç görünümlü bir adam yaşarmış?
Çevresinde bulunan herkes ona çok özenir ve sorarlarmış.
“bu gençliğin sırrı nedir” diye.
İhtiyar delikanlı güler geçermiş her soruldukça bu soruya.
Ama sorular sık ve soranlar çoğalınca cevap vermek vacip olmuş sanki.
Düşünmüş nasıl anlatırım bu sırrımı kolayca
herkese. Sonra karar vermiş tüm meraklıları yemeğe davet etmeye evine.
“Bu davette size sırrımı açıklayacağım” demiş.
Herkes merakla davete gelmiş.Yemekler yenilmiş, içilmiş, sohbetler edilmiş vakit iyice gecikmiş.
Ama gençlik sırrı ile ilgili tek kelam edilmemiş.
Herkes konu ne zaman açılacak diye merak ederken adamcağız huri gibi sevimli hanımına seslenmiş.
“Hatun , şu kilerden bir karpuz getirirmisin bize sana zahmet!..”
Hanım hemen doğrulmuş kilere giderek kaş ile göz arasında gidip bir karpuz getirmiş.
Adamcağız şöyle eliyle bir vurmuş tık tık diye sonra da :
” Bu olmamış hanım, güzel çıkmayacak, başka
getirir misin bir zahmet” demiş.
Hanım onu götürmüş bir tane daha getirmiş. Adam onu da bir yoklamış yine beğenmemiş.
“Hanım sana yine zahmet olacak ama bu da olmamış başka bir tane getirir misin” demiş.
Başka istemiş?. Bu böylece dört sefer daha tekrarlanmış .
Dedemiz beşincide karpuzu beğenmiş ve karpuz kesilmiş, misafirlere ikram edilmiş?. Herkes karpuzunu afiyetle yerken bizim dedecik sormuş.
“Eeeee?. Arkadaşlar işte benim gençliğimin sırrı burada anladınız mı??” Herkes birbirinin yüzüne bakmış.Kimse bişey anlamamış..
“Aman dede demişler nerde? Anlamadık biz bu sırrı!”
Dedecik gülmüş.
“Efendiler” demiş
“O gördüğünüz karpuz kilerde bir tanecikti, tekti. Ben hanıma git de başka getir dedikçe o kilere gidip geliyor aynı karpuzu getiriyordu. Bir kere bile (aman be adam, delimisin nesin şu tek karpuzu ne taşıtttırıyorsun bana defalarca.) demedi. Beni sizin önünüzde mahcup duruma düşürmedi. İşte bütün bu gençliğimi hanımıma borçluyum.”
“Biz birbirimizi hiç başkalarının önünde zor
duruma düşürmeyiz. Aile içindeki hiçbir şeyi dışarıya yansıtmayız. Hep birbirimize destek olur, dert ortağı olur, yardım ederiz. Birbirimizle ilgili olan problemleri yine birbirimize anlatırız. İyi kötü her olayı da birlikte paylaşırız.”
demiş.
Hayatınız seçtiğiniz kadındır..
Zevkli bir kadına rastlarsanız,ZEVKİNİZ,
bilgili bir kadına rastlarsanız BİLGİNİZ,
zeki bir kadına rastlarsanız ZEKANIZ gelişir.
Hayat kat kattır.
Babil’in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür.
Ve bugün durduğunuz teras , seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat yanınızdaki kadının terası, manzarası ve hayatıdır.
Hayatınız seçtiğiniz kadındır..
Alıntı