10 Soruda Gustav Mahler

images[4]
.’Trajediyle uçarılığın bir arada olduğu’ besteleri, ancak 1950’lerden sonra anlaşılmış ve Mahler hak ettiği ilgiyi görmeye başlamıştı

1. Nasıl bİr aİlede büyüdü?
Gustav Mahler 1860 yılının 7 Temmuz günü, Bohemya’nın Kalischt köyünde doğar. Aile, Gustav’ın doğumundan hemen sonra, Almanca konuşulan İglau’ya taşınır. Baba Bernhard başarılı bir müteşebbis, anne Marie ise tam 14 çocuk doğuracak, çilekeş bir kadındır. Baba Bernhard, karısına karşı kaba tavırları ve otoritesiyle, küçük Gustav’ın üzerinde olumsuz etkiler bırakır.

2. Eserlerİne damga vuran bando müzİğİyle ne zaman tanıştı?
Çocukluğunun geçtiği İglau’daki askeri alayın bandosunun çaldığı marşların etkisi, Mahler’in sonraki yıllarda besteleyeceği senfonik eserlerde bariz biçimde görülecektir. İglau sokaklarından geçen bandoyu her duyuşunda, elindeki küçük akordiyonla evlerinden fırlayıp askerlerin arkasına takılan Gustav tüm askeri marşları daha o yıllarda ezberine alır.

3. Karİyer basamaklarını nasıl tırmandı?
Viyana Konservatuvarı’nda piyano ve şeflik eğitimi aldıktan sonra, o dönemde adet olduğu üzere, küçük opera orkestralarını yöneterek deneyim kazanma yoluna gider. 1880’den itibaren sırasıyla Hall, Laibach, Olmütz, Kassel operalarında çalışır. 1885-97 yılları arasında Prag, Leipzig Budapeşte, Hamburg gibi daha önemli operaları yönettikten sonra 37 yaşında, Brahms’ın desteğiyle Viyana Saray Operası’nın başına geçer.

4. Karİyerİnİn zİrvesİne hangİ şehİrde çıktı?
Viyana Operası’na önce orkestra şefi olarak giren Mahler kısa sürede tüm dizginleri eline alıp kurumda bir numaralı adam olur. Repertuvarı ve şancıları seçen, pek çok temsilde orkestrayı bizzat yöneten, rejisörlük yapan bu ‘inatçı Yahudi’ görevde kaldığı 10 yıl boyunca elde ettiği tüm başarılara rağmen, Viyana’nın had safhadaki antisemitik basını ve entelijansiyasına kendini kabul ettiremez. Mahler’in bu göreve gelebilmek için 10 yıl önce dininden vazgeçip Katolikliğe geçmiş olması bile kendisine duyulan tepkiyi dindirmez. Ama ırkçı yaklaşımlar bir yana, Mahler’in dâhi bir müzisyen olduğu ve Viyana Operası’nı rakipsiz konuma taşıdığı üzerinde herkes hemfikirdir.

5. Son yıllarını nasıl geçİrdİ?
1907 yılı, Mahler’in yaşamında dönüm noktasıdır. O yıl Viyana Operası’nın başından ayrılır, kızı Maria 5 yaşında difteriye kurban gider, kendisinin de ciddi bir kalp rahatsızlığı taşıdığı ortaya çıkar. Huzuru yeni dünyada bulma ümidiyle 1907 yılında New York’a taşınan Mahler burada önce Metropolitan Operası, ardından New York Filarmoni Orkestrası’nı yönetir. Viyana Operası’nda kendi elleriyle yarattığı kusursuz işleyen makineyi Met’e taşımasının -biraz da Toscanini faktörü yüzünden- olanaksız olduğunu görünce burayla ilişkisini kesip Filarmoni’ye yönelir. Ne var ki dört yıllık New York macerası, hastalığının ilerlemesiyle yarım kalır. Viyana’ya dönen Mahler 18 Mayıs 1911 tarihinde Löw Sanatoryumu’nda yaşama veda eder ve Grinzing Mezarlığı’na gömülür.

6. Freud Mahler’e neden terapİ uyguladı?
Yaşamının son 10 yılına damga vuran Alma Schindler’le 1901’de tanışıp bir yıl sonra evlenen Mahler karısına ‘evinin kadını’ olmasını şart koşar. Mahler’e boyun eğen Alma müzik eğitimini ve çok yetenekli olduğu şarkı besteciliğini bırakır. 1910 yılında genç mimar Walter Gropius’un Alma’ya âşık olmasıyla bunalıma giren Mahler çareyi Sigmund Freud’dan ‘ayaküstü terapi’ almakta bulur. Freud, Hollanda’nın Leiden kentinde (‘Leiden’in Türkçe karşılığının, Mahler’in müziğini anlatırken sıklıkla başvurulan ‘acı çekmek’ olması, kaderin cilvesi olarak da tanımlanır) buluştuğu Mahler’in ‘ödipus kompleksi’ne sahip olduğunu ortaya çıkarır. Mahler bunu, küçüklüğünde babasının kötü davrandığı annesine yönelik duyduğu düşkünlük olarak açıklar. Freud’a aktardığı bir çocukluk anısında, evdeki kavgalardan kurtulmak için kendini attığı sokakta rastladığı çalgıcının söylediği halk şarkılarının üzerinde derin izler bıraktığını söyler. Müzikbilimciler, Mahler’in müziğinin her anına sinmiş ‘trajediyle uçarılığın bir arada oluşu’nu bestecinin bu deneyimine bağlarlar.

7. Mahler eserlerİnİ ne zaman bestelerdİ?
Ailesini geçindirebilmek için, para getirmeyen bestecilik yerine orkestra şefliğine ağırlık veren Mahler’in, anıtsal senfonilerini hep yaz aylarında bestelediği için adı ‘yaz bestecisi’ne çıkar. Steinbach, Maiernigg ve Toblach’da bulunan sayfiye evlerinde daima küçük bir kulübe bulunur ve kendine ayırabildiği yaz mevsimleri boyunca bu kulübelere kapanıp devasa eserlerini yaratır.

8. Hangİ eserlerİ ne tür özellİkler taşır?
Sonuncusunu tamamlayamadığı 10 senfonisi birbirinden çok farklı dünyalara sahiptir. Herkesin favorisi olan ‘Titan’ başlıklı 1. Senfoni, kıyamet günündeki ‘diriliş’i tasvir eden 2. Senfoni, 100 dakikayı bulan süresiyle en uzun eseri olan 3. Senfoni, cenneti tasvir eden soprano solistiyle 4. Senfoni, Visconti’nin ‘Venedik’te Ölüm filminin baş aktörü sayılan meşhur ‘Adagietto’ bölümünü içeren 5. Senfoni, kaderin darbelerini simgeleyen çekiç vuruşlarına yer verdiği ‘Trajik’ lakaplı 6. Senfoni, tuhaf yapısından dolayı en anlaşılmaz bulunan 7. Senfoni, ilk icrası 1000 kişi tarafından yapıldığı için ‘Binler Senfonisi’ diye bilinen 8. Senfoni, yer yer kromatik diliyle İkinci Viyana Okulu’nu müjdeleyen 9. Senfoni… ‘Yeryüzü Şarkısı’ adlı şarkılı senfonisi, ‘Çocuğun Sihirli Av Borusu’, ‘Çocuk Ölümü Şarkıları’, ‘Bir Gezginin Şarkıları’ adlı vokal dizileri de bugün tutkuyla dinlenen eserleri arasında yer alır.

9. Hangİ bestecİden ne öğrendİ?
Deryck Cooke’a göre Mahler, Beethoven’in 9. Senfoni’sinden senfoniye koro ve vokal solistler yerleştirmeyi, Beethoven’in Pastoral Senfoni’si ve Berlioz’un ‘Fantastik Senfoni’sinden alışıldık dört bölümlü yerine gerekirse beş bölümlü senfoni yazmayı, Wagner’den ifade gücünü artırmak için orkestrayı genişletme özgürlüğünü, Wagner ve Bruckner’den güçlü tonlar elde edebilmek için bakır nefesli çalgılara ayrıcalıklı yer vermeyi öğrendi.

10. Eserlerİ neden uzun yıllar İlgİ görmedİ?
Mahler’in ciddi sanat müziğiyle sokağın müziğini, trajediyle askeri marşları, Bohemya halk danslarını, Çigan ve klezmer müziklerini birbirine son derece özgün biçimde doladığı devasa senfonileri, ne yaşadığı yıllarda ne de ölümünün ardından geçen 30 yıl içinde anlaşılabildi. Kitlelerin Mahler’in müziğini özellikle 1950’lerden itibaren keşfedip ona tutkuyla bağlanmasının en bariz nedenleri olarak, bu eserlerin, 20’nci yüzyılın türlü bunalım ve nevrozlarla malul insanının küçüklü büyüklü trajediler karşısında içine düştüğü çaresizlik ve acı çekişin, endüstri toplumlarının bireyleri ittiği yalnızlık, tekinsizlik, şüphecilik gibi duyguların kusursuz sanatsal dışavurumları olduğu gerçeği üzerinde durulur.

Hangi Sayıyı Görüyorsun?

87936131_3053669051344307_6707152587361091584_o[1]

Üzerine düşeni yap gerisini de Allah’a bırak…Haydi rastgele”

tarama0008

Bugün tüm Anette’leri topladım… Ve bir doğum günü konuşması yaptım;
”Hey” beni dinleyin dedim. ”Beraber ne günlerden geçip buralara geldik. Bazılarınıza kırgınım, bazılarınıza öfkeli, bazılarınızla da gurur duyuyorum. Ama her ne olduysa oldu hayatta kalmayı başardık. Bugün hepinizi affediyorum. O anki bilgi birikimi ve duygunuzla elinizden gelenin en iyisini yaptınız.Hayat yolculuğumda bundan sonra neler olacak hiç bilmiyorum. Umarım kolaylıkla, neşeyle, sağlıkla,sevgiyle bolluk ve bereketle devam etmek nasip olur.
Bugünden sonraki Anette’ler sözüm size. Artık bayrak sizde. Aldığın derslerle yola devam et. Cesur ol. Hayat bazen yaz bazen kış. Bunu hep hatırla. Üzerine düşeni yap gerisini de Allah’a bırak…Haydi rastgele”
Anette İnselberg/2020 versiyonu

“20.02.2020 At Nalı Ritüel”

87019015_935444356911134_5071729496034377728_n[1]
Evet, havaya cemrenin düştüğü baharın müjdecisi bu günlerin enerjisi çok yüksek olup dilek dilemek için bize iyi bir fırsat verir. Ayrıca 20.02.2020 sayısal değer olarak da çok önemlidir.
Gökyüzünün bizi kucaklayan bu durumundan faydalanıp 19 – 20 – 21 şubat tarihleri arasında at nalı ritüelini yapabilirsiniz.

Ritüel Malzemeleri:
Yeşil Karton
Sarı mum ve altlık
Yeşil yazan kalem
Bir bardak su
Bir avuç toprak
İçinde yeşil yapraklı yonca olan bir büyük sarı at nalı (çizim ya da baskı olabilir)
İki adet daha küçük sarı at nalı (çizim ya da baskı olabilir)
İki adet sarı lira (çizim ya da baskı olabilir)
Bir adet sevdiğin takı
Ritüelin Yapılışı:
Gündüzden ritüel malzemelerini hazırlıyoruz (küçük at nallarından biri aşağı biri yukarı bakıyor ona dikkat edin lütfen). Ve akşam dokuzda sarı mumu yakarak ritüeli başlatıyoruz.
Aşağı doğru bakan at nalının yanında kalan boşluğa kurtulmak istediğimiz olumsuzlukları, düşüncüleri, olayları yazıyoruz. Ve bir altlık alıp sarı mumun alevinden yararlanıp olumsuzlukları yazdığımız kağıdı yakıyoruz. Yakarken de “tüm olumsuzluklar yandı bitti kül oldu, oh be” diyoruz.
Yeşil kalemi elimize alıp büyük at nalı ve yoncanın olduğu kağıda “iki sıfır, sıfır iki, iki sıfır iki sıfır kapısını açıyorum” diyerek tarihi yazıyoruz.
Şimdi sıra dileklerimizi yazmaya geldi. Yukarı doğru bakan at nalının kenarında kalan boşluklara da dileklerimizi yazıyoruz ve kağıdı suya bırakıyoruz. Altın liraları da suya bırakıyoruz.
Sevdiğimiz takıyı sol elimize alıp şu sözleri söylüyoruz “iki sıfır, sıfır iki, iki sıfır iki sıfır enerji kapısını açıyorum, yayıyorum, güçlendiriyorum. At nalı şans ve bereketin sembolüdür. Bu sembol ve sayı enerji frekansıyla hayatıma şansı, bolluğu, bereketi ve dileklerimin olmasını davet ediyorum. Şimdi ve burada oldu oldu oldu”. Sonra da takıyı suya bırakıyoruz.
Ritüeli bitirince sarı mumu söndürüyoruz ve bir sonraki ritüelde kullanmak üzere saklıyoruz.
Ertesi gün istediğimiz bir zaman sudaki takıyı sudan çıkarıp takıyoruz ve üç gün boyunca çıkarmıyoruz. Takıya başkası dokunur ya da takı düşerse, koparsa ritüeli tekrarlıyoruz.
Suyun içindeki dilek kağıdını ve altın liraları toprağa gömüyoruz. Üstüne suyu döküyor ve bir avuç toprağı da serpiyoruz.
Yeşil kartonu, büyük at nalını ve dört yapraklı yoncayı daha sonra kullanmak üzere saklıyoruz.
Takıyı da istediğimiz zaman tekrar kullanıyoruz.
Şifa olsun,
Anette İnselberg

14 Şubat Sevgililer Günü Ritüeli

85042234_1012407429130570_3726162258477187072_n[1]
Bu enerjisi yüksek ve özel günde mevcut ilişkimizi daha iyi hale getirmek için veya karşılıklı aşkı hayatımıza çekmek için harika bir ritüelim var.
Tabi ki bu ritüeli istediğiniz ve içinizden gelen herhangi bir zamanda da yapabilirsiniz.

Ritüel Malzemeleri
Beyaz karton
Kırmızı mum ve altlığı
Kırmızı yazan kalem
Bir bardak su
Küçük bir kaba güllü su
938 yazan bir büyük ve beş küçük kalp baskısı (ya da çizimi)
Baskı çizim ya da gerçek bir tüy
Ritüelin Yapılışı
Gündüzden ritüel alanını hazırlıyorsunuz. Akşam dokuzdan sonra kırmızı mumu yakarak ritüele başlıyoruz.
Öncelikle tüyü elinize alıp ritüel alanını soldan sağa doğru yuvarlak yaparak temizliyorsunuz. Bu sözleri söylüyorsunuz ‘’ kalbimdeki tüm kırgınlıkları, acı ve pişmanlıkları dönüştürüyorum ve gönderiyorum. Hayatımdaki tüm negatif bakışları arındırıyorum ve etkisizleştiriyorum.’’
Ve yukardan aşağıya inen kırmızı ışıkla arındığımızı ve şifalandığımızı düşünerek şu sözleri söylüyoruz ‘’dokuz üç sekiz dokuz üç sekiz dokuz üç sekiz aşk frekansını hayatıma sokuyorum. Dokuz üç sekiz aşk frekansını kalbime ve hücrelerime yerleştiriyorum. Dokuz üç sekiz aşk frekansını çevreme yaymaya başlıyorum. Böylece hayatıma karşılıklı aşkı çekiyorum ya da ( mevcut ilişkimi şifalandırıyorum) .Dokuz üç sekiz aşk frekansını yayarak bolluk bereket neşe ve huzur içinde karşılıklı aşkı yaşamıma çekiyorum. Şimdi ve şu an. Oldu oldu oldu. Teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim.’’
Bardağa su ve güllü suyu ilave ettikten sonra sol bileğimize bir parça sürdükten sonra kırmızı kalemle ‘’938’’ yazıyoruz. (Bir gün boyunca bu yazının bileğimizde kalması gerekiyor)
Diğer küçük 938 yazılı kalpleri bardağa koyuyoruz ve ertesi gün bize uyan bir saate toprağa gömüp üstüne de suyu döküyoruz.
Büyük kalp 938 yazılı kağıdı yastığımızın altına koyup bir gece yattıktan sonra diğer kağıtlarla beraber toprağa gömüyoruz.
Mumun kendiliğinden sönmesini bekliyoruz (başka odada bekleyebilirsiniz) ertesi gün diğerleriyle beraber toprağa gömüyorsunuz.
Beyaz kartonu daha sonra kullanılmak üzere saklıyorsunuz.

Hayatlarımız mutlu edip mutlu olacağımız karşılıklı aşkla dolsun…
Anette İnselberg

Mart 2020 Dönüşüm Seminerleri…

Mart 2020

Dolunayda Kapalı Kapılarınızı Açın Ritüeli

Resim1

Bazen işlerimiz olacak gibi olur ama son anda olmaz. Sanki işlerimizin olmasını engelleyen negatif enerjiler vardır. İşte dolunaylar da olmazı olura çevirmek için çok etkilidir (tabii ki her şey Allah isterse olur bunlar sadece vesile ritüelleri).

Ritüel Malzemeleri:

Üç adet deniz kabuğu
Bir bardak su
Elma sirkesi
Bir adet anahtar kolye ucu (ya da sevdiğiniz bir kolye ucu)

Ritüelin Yapılışı:

Akşam dokuzdan sabah üçe kadar yapabileceğiniz bu ritüel için evin sakin bir köşesine üç adet deniz kabuğunu fotoğraftaki gibi yerleştirin. Ortasına da dolu bir bardak su koyun.

İçine birkaç damla elma sirkesi dökün ve suyun içine anahtar kolye ucunu (sevdiğiniz bir kolye ucu da olabilir) koyarken şunları üç kez söyleyin: “Şimdiye kadar kapalı kapılarım, çözümsüz işlerim ve tıkanıklarım vardı. Olumsuz sözler ve enerjiler beni çevrelemişti. Şimdi hepsiyle olan bağlarımı kesiyorum, kesiyorum, kesiyorum. Bu kolye ucunu boynuma takınca tüm hayırlı kapılar önümde açılacak. Tüm işlerim hayra dönecek. Her işim su gibi kolaylıkla akacak. Şansım açılacak. Ve çoktan öyle oldu bile. Çok şükür”.

Ritüel alanını sabaha kadar bozmayın. Sabah bardaktaki suyu lavaboya dökün. Deniz kabuklarını denize atın. Ve kolye ucunu da üç gün boyunca takın.

Not 1: Deniz kabuğu bulamıyorsanız deniz kabuğu fotoğrafı da kullanabilirsiniz
Not 2: Deniz olmayan yerde deniz kabukları toprağa gömebilirsiniz

Anette İnselberg/ Her Şey Değişir

VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT…

4e4efa90d91877efa49c4ae7c74c52d3[1]

Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.
Tıkandı Baba, çay getir!..
Tıkandı Baba, kahve getir!..
Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş.
– Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi?
– Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı baba.
– Anlat Baba anlat! Merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi.
Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;
Bir gece rüyamda birçok insan gördüm, her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. “Benimki de onlarınki kadar aksın” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı.
Bu sefer içimden “Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın” dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı.Ben yine açmak için uğraşırken bir zat göründü ve: “Tıkandı Baba, tıkandı. Uğraşma artık”, dedi. O gün bu gün adım “Tıkandı Baba”ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdi de burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.
Tıkandı Baba’nın anlattıkları Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına:
“Her gün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz” demiş.
Sultan Mahmut’un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı Baba’ya baklavaları vermişler. Tıkandı Baba baklavayı almış, bakmış baklava nefis.
– “Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim” diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken “Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim” demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya.
Taze baklava, güzel baklava!
Bu esnada oradan geçen bir adam baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı Baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış.
Müşteri baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, diğer dilim, diğer dilim derken bir bakmış ki her dilimin altında altın var. Ertesi akşam adam acaba yine gelir mi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı Baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş.
Müşteri hiçbir şey olmamış gibi: “Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım” demiş. Tıkandı Baba da “Peki” demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı Baba’ya her akşam baklavalar gelmiş ve adam da her akşam Tıkandı Baba’dan baklavaları satın almış. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut:
“Bizim Tıkandı Baba’ya bir bakalım” deyip Tıkandı Baba’nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. Sultan:
– “Tıkandı Baba sana baklavalar gelmedi mi?” demiş.
– Geldi sultanım!
– Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?
– Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağ olasınız, duacınızım.
Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.
“Anlaşıldı Tıkandı Baba anlaşıldı, hadi benimle gel” deyip almış ve devletin hazine odasına götürmüş.
“Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir” demiş. Tıkandı Baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda, düştü düşecek. Sultan demiş;
“Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar” demiş ve askerlerden birini çağırmış.
“Alın bu adamı Üsküdar’ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin” demiş.
Padişahın adamları ’peki’ deyip adamı alıp Üsküdar’a götürmüşler.
Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler.
Baba, “niçin?” demiş. Askerler:
“Hele sen bir beğen bakalım” demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline.
“Ne olacak şimdi” demiş.
“Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı” demiş.
Adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişah’a haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş

VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT…

“Performansın divası” olarak anılan Abramović’in “Akış/Flux” sergisi 26 Nisan’a kadar Sakıp Sabancı Müzesi’nde izleyicilerini ağırlayacak.

maxresdefault[2]

 

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM) ve Akbank Sanat, dünyaca ünlü performans sanatçısı Marina Abramović’in ve kendi kurduğu Marina Abramović Institute’ün (MAI) Türkiye’deki ilk sergisini açtı. “Performansın divası” olarak anılan Abramović’in “Akış/Flux” sergisi 26 Nisan’a kadar Sakıp Sabancı Müzesi’nde izleyicilerini ağırlayacak.
Serginin açılışında kısa bir konuşma yapan Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Nazan Ölçer şunları söyledi: “Bu sergide biz bildiğimiz her şeyi bir kenara bıraktık. Marina Abromovic’in sanatıyla, hayatıyla, performanslarıyla bildiğimiz her şeyi unuttuk. Bu sergide, bu kadar çağdaş sanattan söz edilen bu şehirde herkes için öğrenilecek şeyler var. Bu sergi için müzedeki her şeyi değiştirdik. Abromovich sergisi için müzemiz olağan düzenindeki gibi saat 10’da değil, 12’de açılacak. Her açılışta non-stop 8 saatlik performanslar sergilenecek. Ruhumuzla yüzleşmek, ruhumuzu dinlemek için Hindistan’a gitmeye gerek yok.”
‘Her seferinde farklı bir performans’
Marina Abramović de sanatçıların günde sekiz saat performans sergileyeceklerini belirterek, seyirci desteğinin önemine ve performansın farklılığına vurgu yaptı. Performansta 12 Türkiyeli sanatçının yer altığını ifade eden Abramović, “Her geldiğinizde performansta farklı bir şey görmelisiniz. Bu gösteri duvara asılan bir resim veya bir heykel gibi sabit değil. Sürekli değişken, dönüşken ve farklı bir gösteri” dedi.

Sergi; Abramović’in performanslarının dokümantasyonlarının yer aldığı kapsamlı bir retrospektifi, açık çağrıya cevap veren ve projeye davet edilen sanatçılarla MAI ortaklığında geliştirilen canlı performansları, sanatçının halka yönelik oluşturduğu egzersizlerin deneyimleneceği Marina Abramović Metodu bölümünü ve Akbank Sanat’ın bağlantılı olarak ev sahipliği yapacağı belgesel gösterimi ile video galeriyi kapsıyor.

02.02 Kapısı Ritüeli

Resim1

“02.02.2020 kapısının enerjisi çok yüksek olup dilek dilemek için çok uygundur. Tabi ki bir ritüelle bizlerde bunu değerlendireceğiz.

Bu ritüeli 01-07 şubat tarihleri arasında yapabilirsiniz.

Ritüel Malzemeleri:

Yeşil bir karton
Bir ayna
Kırmızı bir ruj
Bir bileklik (sevdiğiniz bir takı)
3 adet sandal ağacı tütsüsü ( sevdiğiniz bir tütsü ya da kullandığınız koku da olur)
3 adet tütsü altlığı
Mavi tükenmez kalem
Dilekleri yazmak için küçük bir kağıt

Ritüelin Yapılışı:

Yeşil kartonun üzerine şekildeki gibi tütsüleri altlıklarıyla beraber üçgen şeklinde yerleştiriyorsunuz. Ortaya aynayı koyuyorsunuz. Aynanın üzerine kırmızı rujla “çoktan oldu” bile yazıyorsunuz ve bilekliği üzerine koyuyorsunuz.

Akşam dokuzdan sonra istediğiniz bir zaman diliminde kağıdın üzerine dileklerinizi (olmuş gibi) yazmaya başlıyorsunuz ve her cümlenin sonunu “çoktan oldu bileyle” bitiriyorsunuz.

Dilek yazma örnekleri:

“Yeni işim çoktan oldu bile”
“Hayatıma bolluk bereket çoktan girdi bile”
“Eşimle ve çocuklarımızla mutlu, sağlıklı bereketli bir hayatım var. Çoktan oldu bile”

Dileklerinizi yazmanız bitince kağıdı bilekliğin üstüne koyuyorsunuz ve tütsüleri yakıyorsunuz. Tütsüleri yakarken “çoktan oldu bile” diyorsunuz.

Ve ritüel alanınıza bir gün boyunca dokunmuyorsunuz. Ertesi akşam dokuzdan sonra bilekliği sol kolunuza takarken “çoktan oldu bile” diyorsunuz ve yedi gün bileğinizde kalıyor. Bilekliği her gördüğünüzde “çoktan oldu bile” diyorsunuz.

Tütsüden kalan külleri  toprağa gömüyorsunuz.

Aynayı, tütsülükleri, kartonu ve bilekliği tekrar kullanabilirsiniz.

Şifa olsun,

Anette İnselberg