Arşivler

ÖNEMLİ OLAN: YERE DÜŞMEK DEĞİL, YERDEN KALKMASINI BİLMEKTİR.

15621844_1133085553471092_4225115856106872613_n1

Önemli olan; Yere düşmemek değil, yerden kalkmasını bilmektir…
Önemli olan; Hata yapmamak değil, hatalarından ders almaktır…
Önemli olan; Yaşamak değil, yaşamını anlamlı kılabilmektir…
Önemli olan; Nefsine göre değil, nefsini kontrol ederek yaşamaktır…
Önemli olan, Kavga etmek değil, kavgadan sonra barışabilmeyi bilmektir…
Önemli olan, Geçmişine kızmak değil, geçmişinle barışabilmeyi öğrenmektir
Ve Önemli Olan; Kendini Suçlamak Değil, Kendini SEVMEYİ VE AFFETMEYİ ÖĞRENMEKTİR…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Önemli olan; Yere düşmemek değil, yerden kalkmasını bilmektir…

586

 

 

Önemli olan; Yere düşmemek değil, yerden kalkmasını bilmektir…
Önemli olan; Hata yapmamak değil, hatalarından ders almaktır…
Önemli olan; Yaşamak değil, yaşamını anlamlı kılabilmektir…
Önemli olan; Nefsine göre değil, nefsini kontrol ederek yaşamaktır…
Önemli olan, Kavga etmemek değil, kavgadan sonra barışabilmeyi bilmektir…
Önemli olan, Geçmişine kızmak değil, geçmişinle barışabilmeyi öğrenmektir
Ve Önemli Olan; Kendini Suçlamak Değil, Kendini SEVMEYİ VE AFFETMEYİ ÖĞRENMEKTİR…
Anette İnselberg

Huzur Bulmak İçin Yaptığım Bir Meditasyon….

cropped-0041.jpg

 

Merhabalar,

Güne sevgi dolu, huzurlu başlamak için bu meditasyonu yapıyorum. Size de tavsiye ederim…

Oturarak ya da yatarak yapabilirsiniz… Mum yakın tütsü yakın rahatlatıcı bir müzik koyun ve uzanın.

Burnunuzdan nefes alın, nefes verin… Nefes alın, nefes verin. Nefes alın, nefes verin…

Her nefes alışınızda içinize sevgiyi, neşeyi, sağlığı ve huzuru çektiğinizi düşünün.

Ve her nefes verişinizde içinizdeki öfkeyi, kırgınlığı, üzüntüyü verin.

Her nefes alışınızda sevgiyi, neşeyi, sağlığı ve huzuru çektiğinizi düşünün.

Ve bu aldığınız duyguları -sevgiyi neşeyi sağlığı ve huzuru -içinizde çoğaltın tüm organlarınızda gezdirin ve dışarı verin.

Şimdi burnunuzdan nefes alırken sevgiyi, neşeyi, sağlığı ve huzuru içinize alın ve nefesinizi verirken kendinizi bu duygularla çevrelendiğini ve sizin bu sevgi balonunda kaldığınzı hayal edin.

Burnunuzdan nefes alın, nefes verin… Nefes alın, nefes verin… Nefes alın ve nefes verin…Ve hazır olduğunuzda yavaş yavaş gözlerinizi açın…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

 

Yaşadığınız her anın tadını çıkarın. Kıymetini bilin. Geriye yaşadığımız güzel anlardan başka bir şey kalmıyor…

01shutterstock_1144325321

 

Üniversitede çıktığım bir çocuk vardı. Bir gün okul çıkışı Fenerbahçe parkına gittik. Karşıdan elinde bir dolu uçan balonu olan bir satıcı bize doğru yürümeye başladı. Erkek arkadaşım baloncuya yanaştı ve belki 15 tane balon aldı bana. Ve tüm harçlığı bitmiş oldu…
Ben de bütün bir hafta koca bir gülümsemeyle gezdim. Eve o balonları götürürken yolda herkesin bana şaşkınlıkla bakması ve benim gururla o balonları tutuşum hala aklımda…
Hala o mutluluk ve şaşkınlık içimde… Yaşadığınız her anın tadını çıkarın. Kıymetini bilin.

Geriye yaşadığımız güzel anlardan başka bir şey kalmıyor…
Sağlıcakla,
Anette

Vah Gidene Mi Vah Kalana Mı?

cropped-0041.jpg

Sanırım ölüm kelimesiyle ilk tanışmam 8-9 yaşlarında Büyükada’da mahallede arkadaşlarla oynarken olmuştu. Marifetmiş gibi oğlanlardan biri yanıma gelmiş ve aynı Cem Yılmaz’ın yaptığı gibi “ölüceksin çocuk” deyip koşarak yanımdan uzaklaşmıştı. Kelimenin manasını bilmememe rağmen, iyi bir şey olmadığını sezdiğimden mi ne koşarak ve ağlayarak annemin yanına gidip “ölmek ne demek?” diye sormuştum…
Annem ne diyeceğini bilmez şaşkın bir tavırla “aman böyle şeyler de nerden aklına geliyor” diye beni geçiştirmeye çalışsa da “ama anne herkes mi ölür” diye üstelemem karşısında, “evet ama 100 yaşına kadar yaşadıktan sonra” diye cevap vermişti. O yarım yamalak sayı bilir halimle 100 yaşın hayli ilerde olduğuna karar verip, içim rahatlamış bir halde oyun sahamıza geri dönmüştüm…
Maalesef 15’imde anneannemi, 18’imde de önce kardeşim dediğim erkek kuzenimi, arkasından da iki çok yakın kız arkadaşımı trafik kazasında kaybedince, insanların her an ölebileceği gerçeğini de kavramış oldum. Yıllar içinde sıralı sırasız bir çok sevdiğim insanı kaybederek de bu gerçeği defalarca tekrar yaşadım…
Arkasından acı, isyan, öfke, bunalım, özlem, keşkelerle dolu (keşke bunları söylemeseydim, keşke daha fazla vakit geçirseydim) uzun bir süreç geçirdikten sonra insanın yüreğinde hiç bitmeyecek bir özlem ve sevgiyle yaşamaya devam ettiğini öğrendim…
Arkada kalanlar olarak günlük hayatın rutinine dönmenin ve birlikte vakit geçirmenin yarattığı alışkanlıklardan kurtulmanın ne kadar zor olduğunu öğrendim…
Her ortak arkadaşı gördüğümde içimin nasıl sızladığını öğrendim…
Onlara danışmak istediğimde burada olmadıkları için kime danışacağımı bilememenin yarattığı şaşkınlıkla yaşamayı öğrendim…
Onlarsız yaşamanın insanın ağzında kekremsi bir tat bıraktığını öğrendim…
Kaç sene geçerse geçsin onlardan bahsederken gözümden bir damla yaş geldiğini öğrendim…
Kimseye fazla bağlanmamak gerektiğini öğrendim…
Kimseyi hayatımın merkezi haline getirmemeyi öğrendim…
Kimseye muhtaç olmamak gerektiğini, insanın kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini öğrendim…
Herkese bir gün ya giderse diye aramda mesafe bırakarak yaşamayı öğrendim…
Her konuşmamızı son konuşmamız gibi yapmamız gerektiğini öğrendim…
Küslükleri bitirmek gerektiğini sonra buna vaktimizin olmayabileceğini öğrendim…
Hayatta keşkelerin hiçbir işe yaramadığını öğrendim.
Ne hissediyorsak, ne düşünüyorsak, ne istiyorsak karşı taraftan ”dur uyarısı” gelene kadar onun peşinden gitmemiz gerektiğini öğrendim…
Ve hayatın çok kısa olduğunu öğrendim…
Gidenlere ise ne olduğunu bilmiyoruz…
Avuntumuz cennete gitmiş oldukları yönünde…
Ben onların iletişim kuramadığımız bir başka boyuta geçtiklerini ve her neredelerse bizi kollayıp, gözettikleri inancını taşıyorum.
Buradan da cümlemizin tüm kayıplarının ruhlarına Allah’tan rahmet diliyorum…
“Hani insanlar 100 yaşına kadar yaşıyordu anne?” Beni kandırdın galiba…
Sağlıcakla,
Anette Inselberg

Bazen Tutunmak Bırakmaktan Daha Fazla Acıtır…

1451320_863090020470648_5294228064600200694_n1

 

Bazen sevgilinle, eşinle ilişkin kötüye gider. Kötüye gitmek ne demek uçuruma gider. Evde sadece kavga ve gürültü olur. O kadar yılın emeğini bir türlü sineye çekemezsin. Bir inat, bir umut devam ettirmeye çalışırsın ve cehennem de yaşamaya devam edersin…

Bazen sevmediğin bir işte çalışıyorsundur. Çok mutsuzsundur. Sağlığın kötüye gider, sosyal ilişkilerin kötüye gider, hayatın kötüye gider, yine de çekip gidemezsin…Bir inat, bir umut devam edersin  çalışmaya başkaları ne der diye…

Bazen kendi işin açmaza girer. Piyasa kötüdür, artık kar yoktur, rekabet kızışmıştır. Ya kurtarırsam diye debelenir durursun işlerin bin beter hale geldiğini göre göre… Yine de bir inat bir umut devam edersin işe  gururun izin vermez başaramadım demeye…

Bazen ekonomik olarak zor duruma düşersin. Maliyetlerle başa çıkamaz hale gelirsin. Yine de tutunursun evine arabana. Sanki onlar sana emanet edilmemişler gibi senin zannedersin. Satmakta zorlanırsın. Bir inat bir umut başka çareler aramaya devam edersin, sanki onlarsız yaşayamazsın gibi…

Bazen bir arkadaşa sıkıca tutunursun. Kendi hayatının sorunlarını sen çözemeyeceksin gibi onun çözmesini beklersin. Arkadaşınla zaman içinde aran bozulur, yine de araya gerekli mesafeye koyamazsın. Bir inat, bir umut devam edersin arkadaşlığa sanki en yakın dostun kendin değilmişsin gibi…

Bu dünya da; eş de geçici sevgili de,

İşte geçici para da,

Mal da geçici mülk te,

Unutmayın, bunlara tutunmanın bedeli, bırakmaktan daha fazladır…

Son söz: Ustaya sormuşlar – Her şeyimi kaybettim şimdi ne yapıcam…

-Çay koy her şeye yeniden başlayacaksın…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

 

İSMİNİZİN BAŞ HARFİNE GÖRE HANGİ HAYVANSINIZ

elephant-babies-278524_640[1]

A’yla Başlayanlar: At’sınız: Özgürsünüz. Sadıksınız. Doğada yürüyüşler, hayvan haklarını koruma sizin işiniz.

B: Balıksınız: Biraz içinize atan bir tipsiniz ne olur artık kendinizi ifade etmeye başlayın.

C-Ç: Çalı Kuşusunuz: Çok duygusal ve kırılgansınız. Sevdiğiniz kişi çok şanslı

D: Deve: Çok dayanıklısınız, zor durumda problemleri çözme yeteneğiniz var. Helal.

E: Eşek: Ne güzel ne içli bakarsınız siz. Konuşmayın bakın yeter herkes duygularınızı anlar.

F: Fil: Şans, bereket, bolluk sizinle. Hem kendinize hem çevrenize uğur getiriyorsunuz.

G: Güvercin: Evim olsun, eşim olsun, çocuklarım olsun, mutlu huzurlu sakin yaşayayım istiyorsunuz. Hadi inşallah.

H: Horoz: Aslında sakin bir yapınız vara ta ki birisi bam telinize basana kadar. Sakın basmasınlar benden söylemesi…

I-İ: İstakoz: Siz bu dünyaya hizmet için gelmiş bir meleksiniz. Hepimiz size müteşekkiriz.

J: Jaguar: Hızlısınız, atiksiniz, pratiksiniz. Siz her eve lazımsınız.

K: Kaplumbağa: Elinizde ne varsa başkalarıyla paylaşmaya hazırsınız. Ne kadar vericisiniz. Bravo

L: Lama: Sizden gerçekten çok sıkı dost olur. Size söylenen sırrı asla başkasına söylemezsiniz. Helal…

M-N: Maymun: Çok yönlüsünüz, her şeyden biraz öğrenmesini seviyorsunuz. Hayata bayılıyorsunuz.

O-Ö: Orkinos: Yemek yapmak, eve misafir çağırmak, onları eğlendirmek, ağırlamak sizin işiniz. Bir gün beni de çağırın:)

P-R: Porsuk: Araştırmacı bir kişiliğiniz var. Çok meraklısınız ve her şeyin nedenini öğrenmek istiyorsunuz. Sizden çok iyi bilim adamı olur.

S: Sincap: Siz bu dünyaya şefkat göstermeye, insanların yaralarını sarmak için gönderilmişsiniz. Göreviniz çok kutsal.

T: Tavus kuşusunuz: Siz giyinip süslenip dışarı çıkmasını, gece hayatını seviyorsunuz. Oh sefanız olsun…

U-Ü: Üveyik Kuşu: Biraz güvensiz bir yapınız var. Şöyle düşünün evrenin sistemi mükemmeldir karşınıza daima sizin yararınıza olan insanları çıkaracaktır. Sevgimdesiniz.

V: Vaşak: Aileniz için her şeyi yaparsınız, gerekirse karşınızdakini çiğ çiğ yersiniz. Karşınızdaki neye uğradığını şaşırır. Korumacılığınıza şapka çıkarıyorum

Y: Yarasa: Yaratıcılık sizde, yazarlık sizde, şairlik sizde, ünlü olmak istiyorsanız yıldızlar sizi destekliyor.

Z: Zürafa: Zerafetiniz, güzelliğiniz göz kamaştırıyor. Ama siz dışınızı olduğunuz kadar içinizi de geliştirmişsiniz. Sizle sohbete doyum olmuyor.Bir gün kahve

Eğlence için tarafımca yaratılmıştır.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Sessizliğin sesini dinliyorum… İç huzuruma kavuşuyorum…

foto

 

Bazen loş ve boş bir odada yere bağdaş kurup oturuyorum… Televizyon yok, telefon yok, whats up yok… Sadece ben varım… Gözlerimi kapatıyorum ve sessizliği dinliyorum… Orada öyle ne kadar duruyorum bilmem… Ama her seferinde rahatlayıp, gevşemiş olarak çıkıyorum odadan…

Bazen kabul etmek istemediğim bir yönümle barışıyorum, bazen kızgın olduğum bir insanın da elinden gelenin en iyisini yaptığını kendime hatırlatıyorum…

Bazen çiçeklerin üstünde , bazen dere kenarında olduğumu hayal ediyorum… Size de böyle sessiz bir mekanda , ya da daha iyisi doğada vakit geçirmenizi öneririm… Hem kendinizi yeniliyorsunuz, hem de içinizdeki yaşama gücününün kuvvetini farkediyorsunuz…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Not: Parka gidip saatlerce çimenlerde yatıp ağaçları seretmek, geçen bulutları seyredip hayallere dalamak da çok keyifli…

İnsan Kendini En İyi Gezerken Tanır…

foto

 

Gezmeyi çok seviyorum tamam. Yeni yerler görmeyi, yeni insanların hikayelerinde kaybolmayı seviyorum tamam. Yeni lezzetler tatmayı seviyorum tamam…

Ama gezmeyi bu kadar çok sevmenin alt metinlerinden biri de  kendimi en çok gezerken tanımamdan geçiyor…

İstanbul’da bildiğim tanıdığım çevrede hayat -arkadaşlarla, aileyle,  planlarla,seminerlerle – akıp gidiyor. Bir şekilde insan kendini güvende hissediyor… (Güvende hissetmek ne demekse)

Ama gezmek öyle mi… Hiç bir şey bilmiyorsun, etrafına yene doğmuş bir bebek gibi şaşkınlıkla ve merakla bakıyorsun. Ve gün içinde bin tane karar vermek zorunda kalıyorsun.

Nerde yiyeyim…

Nereyi gezeyim…

Burada kaç gün kalayım…

Yanıma ne alayım…

Buradan sonra nereye gidilecek gibi bin bir karar seni bekliyor. Bazen otobüsü kaçırıyorsun, bazen yanlış yerde kalıyorsun. Bazen kalbinden parça bıraktığın insanlarla yolun kesişiyor.

Ama en önemlisi kendinlesin. Tüm kararları sen kendi keyfine göre veriyorsun. Kim ne der düşüncesi giderek daha arkalara gidiyor. Ve gerçek senle tanışıyorsun.

Gerçek senin ne istediğini soruyorsun sürekli olarak…

Şimdi ne istiyorum?

Şu an burada kalmak istiyor muyum?

Şimdi ne yemek istiyorum?

Ve keyfine göre kararlar alıyorsun; sessizlik istiyorum buradan gitmeliyim gibi… Deniz değil dağ ve orman seviyormuşum oralara yönelmeliyim gibi. (Mesela bu gerçek bir keşif olmuştur benİm için. Kendimi deniz sever sanıyordum meğerse yeşillik ve tepe seviyormuşum :)))

Burası çok güzel keşke şu kişi de yanımda olsaydı diye bir sürü sana özgü dilekte kalbinden geçiveriyor.

Gerçek duygularınla yüzleşiyorsun, geçmişinle yüzleşiyorsun, bazen ağlıyorsun, bazen gülüyorsun…

Şunu net söyleyebilirim ki, bir insan kendini en iyi gezerken tanır…Bunun içindir gidişlerim, dönüşlerim ve tekrar gidişlerim…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

 

Seminerler vermeye nasıl başladım? Kısacık anlatıyorum…

329998_105638399549151_1893487578_o[1]

 

Dr. Anette İnselberg/ Reiki Master

Bana sunulan klasik yolda eğitimimi doktoraya kadar ilerlettim, finans sektöründe uzun yıllar çalışıp yetkili olmayı başardım. Ailem, çevrem herkes benden ve ilerlediğim bu yoldan çok memnundu. Fakat bir sorun vardı ben memnun değildim…
İşi bırakmak istiyordum cesaret edemiyordum bocalamayla geçen bir kaç seneden sonra kurumsal kariyeri bırakıp, kendimi bulmak için gezip dolaşmaya başladım, (ne kadar uzağa gidersem-küba, ya kadar uzandım :- sanki o kadar ruhumun içine iniyordum) Datça’da bir çiftlikte yaşadım.

Tüm gezilerimi ve çiftlikte yaşadıklarımı anlatmak istedim  ve bloğum zamazingo’yu açtım (anetteinselberg.com). Ayrıca blogta kendimi ve ruhumu tedavi etmek için yazılar yazmaya ve beğendiğim kişilerden alıntılar yapmaya da başladım.

Tabi blog güzeldi ama yetmiyordu çalışmak üretmek lazım dedim uluslararası kalite yönetimi masterım olduğu için  değişik sektörlerdeki firmalara İSO9001 sistemi kurmaya başladım. Fakat  bir süre sonra o da beni sıktı ve kendimi karadenize attım. Yeşilin bin tonunda dinlendim, istanbula döndüm  Türk sanat müziği korosuna katıldım, yelken öğrendim yelken yarışlarına katıldım. Yani anlayacağınız yine anılar biriktirmeye ve son hız bunları bloğa aktarmaya devam ettim.

Bu arada bir yığın kişisel gelişim kursuna da gidiyordum. Ama anladım ki çok kursa gitmek kafa karışıklığına yol açıyordu. Ben de kendi içimde bir sadeleşme dönemi geçirdikten sonra işime yarayan ve uyguladığım çalışmaların eğitmeni olmaya karar verdim.
Bir çok insanın ruhuna dokundum, bir çok insan da bana dokundu. Hep beraber birbirimizi iyileştirmeye devam ediyoruz. Hayat ne yaşarsan yaşa çok güzel. Unutulmaması gereken tek şey de bu bence…
Sağlıcakla,
Anette İnselberg.
Verdiğim seminerler:
Access Bar
Reiki 1-2-3
Heal Your Life- Louse L.Hay
Nefesle ve Meditasyonla Mandala
Geçmişin Yüklerini Bırakma (İçerğini kendim oluşturdum)
YENİ SEZONDA HEPİNİZİ BEKLİYORUM EFEM))

Sonra senin yüzünden oldu diye kimseyi suçlama. Hayatının sorumlusu sensin…

foto

Millet seni çekiştirecek diye yapmadığın her şeyin sorumlusu sensin.

Başkasının senin için uygun gördüğü kurallara göre yaşayıp mutsuz oluyorsan ;sorumlusu sensin…

Aman hakkımda iyi düşünsünler diye yapıp içine sıkıntı basan her şeyin sorumlusu sensin…

Başkasının verdiği öğüde göre yaşarsan, öğüdün sonucunu onun değil senin yaşayacağını unutma. Sonra senin yüzünden oldu diye kimseyi suçlama. Hayatının sorumlusu sensin…

Cafede iki dakka dedikodun yapılacak diye kendinden ve kendi hayatından vazgeçme. Yoksa çok pişman olursun…

Senin kararlarında da elbet hatalar olacak ama en azından kendi kararlaerının bedelini ödersin.

Anette İnselberg

Yol ayrımında sağa sönmem gerekiyorsa sola dönüyorum

340044_108637942582530_1413168746_o[1]

Yol ayrımında sağa sönmem gerekiyorsa sola dönüyorum

Susmam gereken yerde konuşuyorum

Konuşmam gereken yerde susuyorum

Hoşlandığım adamlardan bir şey çıkmıyor

Kime arkamı dönsem kapımdan ayrılmıyor

Güvendiklerim beni yalnız bırakıyor

Beklemediklerim bana iyilik yapmak için sırada

Olsun diye uğraşıp didindiğim yollar da sadece hayal kırıklığı varken

Aman olmasa da olur dediklerim çiçek bahçesi

Yapma senin için iyi olmaz denilen her şeye koşarak giderken

Bak bu senin hayrına denilen şeyleri istemiyorum

Her gün yüzümde güller açarken

Geceleri kendimi yargılıyorum

Ben niye bu kadar tersim anlayamıyorum

Olmayan her kapıyı çalmaktan yorulduğum zaman

Kendimi akışa bırakıyorum

Ve ruhum anca o zaman dinlenebiliyor

Anette İnselberg

 

Masaya Neler Koysam Acaba?

340044_108637942582530_1413168746_o[1]

Rüzgarı koydum, mavi rengi koydum, azıcık yağmur damlası koydum…

Dere kenarında oturmayı, çayırlara yatmayı, ağaçlara sarılmayı koydum…

Bütün kapıları açan bir anahtar koydum,

Açık çayımı koydum,

Neşeyi, paylaşımı, dostluğu koydum…

Empati ,hoşgörü, sevgi, İyi niyet,ve anlayışı koydum,

Izgara mısır , dondurma, çikolata koydum…

Kirazı, eriği, şeftaliyi koydum

Pamuk şekeri koydum, sayılardan sekizi, yemeklerden patlıcanı koydum…

Klasik müziği koydum,

Ressamları, yazarları, bestecileri koydum,

Doya doya tüm dünyayı gezmeyi koydum,

Yürüyüşü, basketbolu koydum,

Sabaha kadar süren sohbetleri, ateş başında oturmayı koydum

Samanyolunu seyretmeyi koydum,

Mavi tükenmez kalemimi koydum…

Heyecan , adrenalin ve yaşama sevinci koydum

Piyano çalmayı, yazı yazmayı, dans etmeyi koydum

Bağıra bağıra şarkı söylemeyi, konserlerde zıplamayı, müziği sonuna kadar açmayı koydum

Ayvozovskiyi ve dalgalarını koydum,

Masa da masaymış ha…

Bana mısın demedi:)))

Anette İnselberg

Not:Edip Cansever’e  ve”Masa Da Masaymış” Şiirine Saygılarımla…

Bir Kez Kırıldın Diye Niye Dünya Durdu Zannediyorsun A Çocuk?

IMG_0418

 

Aşk acısı çekmemiş olan var mı aramızda? Hiç zannetmiyorum. Hem de bu acı; insanın sokaklarda deliler gibi amaçsızca dolaşmasına, sebepli sebepsiz ağlamasına, ben öldüm bittim artık yaşayamam diye düşünmesine, hatta gözünün ferinin sönmesine bile yol açmıştır.

İnanın ki bu işin daha kolay kısmı (yandım-bittim diye dolaşma hali), esas zor kısım ne biliyor musunuz? Tüm bu şok, ve içinden geçmek istemediğiniz- ama geçmek zorunda bırakıldığınız- bu acı geçtikten sonra neler olacağı?

Yeni bir ilişki mi? Allah korusun deyişinizi duyar gibiyim ama insanoğlu işte bir noktadan sonra aşksız yaşayamayacağını anlıyor ve mutlaka bir başkası karşısına çıkıveriyor.

İşte esas mesele de burada başlıyor…

O kırılma-o acı- geçmesine geçiyor da ne geçmiyor biliyor musunuz? İzi… Ve kendini tekrar o acıdan koruma içgüdüsü doğuyor birden. Ben kendimi tekrar o kadar kaptıramam diyorsunuz ve abuk subuk davranmaya başlıyorsunuz. Kendinizi bırakmakla- bırakmamak arası bir yerde gidip geliyorsunuz.

Tam kendinizi bırakacak gibi olurken-Yemezler- deyip kendinizi şöyle bir silkeliyiveriyor ve uzaklaşıyorsunuz.

Bu sefer özlüyorsunuz ama ağzınızdaki eskiye ait buruk tadı unutmak ne mümkün. Yine de yandan yandan yaklaşıyorsunuz tekrar o heyecana. Böyle yaklaş-uzaklaş şeklinde son derece dengesiz hareketlerinize dayanamayan karşı taraf gittiğinde ise ‘’çok şükür gitti’’ diyen bir tarafınızla, ‘’aptal, niye kendini bırakmadın’’ diyen öbür tarafınız aranızdaki savaş tekrar başlıyor.

Birinin yaptığı hatayı, bir diğerine yüklemek niye? Evet mantık tüm cevapları vermeye hazır ama yalnızlık o kadar emin bir duygu hali ki, yalnız olmayı seçiyorsun son kertede ve iyi halt ediyorsun?

Aşkın kollarına kendini bırakmayarak yaşamından çalıyorsun sadece. Bunu bilmiyor musun? Anlamıyor musun? Anlıyorum da hazır değilim mi diyorsun. Valla yalan. Billa yalan. Külliyen de yalan. O cesareti bir daha toplayana kadar karşına kim çıkarsa çıksın kaybedeceğini biliyorsun değil mi? Yazıktır çocuğum yapma, yakma hayatını… Korkuyu yenmenin en iyi yolu, onun içinden geçmektir. Kimse söylemedi bunu sana… Derin derin nefesler al ve gir tekrar aşkın kanatlarına… Gerekirse tekrar acı çek. Bilmiyor musun aşk da geçecek, aşksızlık da geçecek, korku da geçecek(eğer izin verirsen), koca hayat geçiyor bu mu geçmeyecek?

Ama hayatının hakkını ver, duygularını yaşa, bastırma… Ne olursun bastırma… Emin kalende yaşamak çok güzel geliyor sana biliyorum… Çok güvenli geliyor sana biliyorum. Çok acısız geliyor sana biliyorum… Ama hayat nerede o zaman? Damarlarında hızlı hızlı akması gereken kan nerede o zaman? Kendini, canlıyken cansızlığa mahkum etme… Aç tekrar kendini duygularının gerçeğine…

Geçenlerde bir arkadaşımın kızı benle aşk hakkında dertleşti… Kendisi henüz 15 yaşında ne dedi biliyor musun? ‘’Bir önceki aşkında çok incinmiş o yüzden kendini bir süre ilişkilere kapamış’’ Ya cancanım sen bunu 15 yaşında dersen biz ne diyelim? Tabi ki biraz köşene çekilicen, yaralarını sarıcan, ne oldu, neden oldu muhasebesine giricen? Ama karşına yeni biri çıktığında, ne olur geçmişin günahını yenisine ödetme olur mu?

Ne çektin be aşktan çocuğum… Evde bacağını kırıp otursan olmuyor? Dışarda koşup yeni birisini arasan olmuyor? Ne çektin ve be aşktan çocuğum…Ne çektin?

Hepimize aşkı dolu dizgin yaşayacak taze ve cesur bir yürek diliyorum…

Not: Tabi bir de kalpte kıvılcım çaktıracak adam lazım :)))

Sağlıcakla,

Anette İnselberg