Solcusu-sağcısı herkes cenaze törenindeydi

anette inselberg sağcı solcu herkes birlik

 

Solcusu-sağcısı herkes cenaze törenindeydi Çok az insana nasip olur bu! Çünkü babam şu kesimin, bu kesimin adamı değildi. Herkes eşit olsun ve ilerlesin isterdi. O yüzden de cenazesinde her kesimden insan vardı. İnanılmaz bir kalabalıktı! Yetkililer bile bu kadar büyük bir kalabalık beklemiyordu! Hatta biz bir ara endişe ettik, yeteri kadar polis yok diye. Ama tek bir taşkınlık olmadı. Babam görse çok şaşırırdı!
Neye? Bu kadar sevildiğini, kalabalığı görse, ‘Vay, bu kadar seviliyor muyum?’ derdi. Babam çok enteresandır, meşhur olduğunu, sevildiğini unuturdu.
Hakikaten mi? Gerçekten! Mesela derdim ki; ‘Baba bak arkadaşın seninle fotoğrafını Facebook’a koymuş, 3 bin kişi beğenmiş’. ‘Vay be 3 bin kişi beni beğenmiş mi? der, hakikaten çocuk gibi şaşırırdı. Yemekte biri yanına gelip fotoğraf çektirsin, ‘Bak beni hala tanıyorlar’ derdi. ‘Baba ne diyorsun ya?’ der, gülerdik.
Onun gibi birinin egosu nasıl bu kadar az olabilir?
Kendini her zaman Kayserinin bir köyünden çıkmış, işportacılık, cankurtaranlık yapmış, sıradan biri olarak görürdü.
İçindeki çocuğu, gerçek kişiliğini bozmadığı için şımarmadı.
Şöhretin, baskıların, hapislerin kendini değiştirmesine izin vermedi.
O yüzden Tarık Akan oldu!
Barış Üregül Akan(Tarık Akan’ın oğlu)

Aşure günü neler yapılır

anette inselberg aşure günü

 

AŞURE NE DEMEKTİR? AŞURENİN ANLAMI: Aşure, (Aşura) Arapça’da 10 manasına gelen “aşara” kelimesinden türemiştir. Sözcüğün Sâmî diller arasında ortak bir sözcük olduğu düşünülmektedir. Ayrıca, sözcük (ve gün) Musevilik inancında Büyük Kefaret Günü için kullanılmıştır.

AŞURE GÜNÜ YAPILMASI GEREKENLERE BİR KAÇ ÖRNEK

Aşure günü eve alışveriş yapmak, bakliyat almak çok iyidir. Sene boyu evde bolluk bereket olur

Yetim sevindirmek.

Aşure yapıp komşulara dağıtmak .

Sadaka vermek.

Oruç tutmak

Dua okumak.”Sübhanallahi mil’el mizan. Ve müntehel-ılmi ve meblegar-rıza ve zinetelarş”

Akrabayı ziyaret etmek. Onlara hediye götürmek.

Yıkanmak

 

 

AŞURE NASIL YAPILIR: Aşure nasıl yapılır? İşte Aşure tarifi…
Malzemeler
500g aşurelik buğday (3 su bardağı)
Yarım çay bardağı pirinç
1 su bardağı nohut
1 su bardağı kuru fasulye
200 g kuru kayısı
200 g kuru üzüm
1 su bardağı fındık
3 lt su
2 su bardağı süt
4 su bardağı toz şeker
çeyrek çay kaşığı tuz
çeyrek çay kaşığı karabiber
yarım çay bardağı karanfil suyu (1 tatlı kaşığı karanfili kaynatıp, suyunu alın)

Aşureyi süslemek için gereken malzemeler
25 g fındık
25 g kuş üzümü
100 g ceviz
1 adet nar
Tarçın
Yapımı:
Nohut ve fasulye ayrı ayrı pişirilir. Buğday yıkanarak ayrı tencereye alındıktan sonra 10 dakika kadar sıcak suda kaynatılır. Buğday kaynarken çıkan sarı su süzülür. Aynı süzme işlemi 2 kere daha tekrarlanır. Süzme işleminden sonra buğdayın üzerine biraz daha su ilave edilerek 50 dakika kadar daha pişmeye bırakılır. İyice pişen buğday, nohut, fasulye, doğranmış kayısı, kuru üzüm ve yıkanmış pirinç ile 15 dakika daha kaynatılır.
Ardından sıcak süt, şeker, tuz, karabiber, fındık, karanfil suya eklenerek yine 15 dakika kadar kaynatılır. Aşure pişirirken dikkat edilmesi gereken 3 litre kadar su kullanımıdır. Pişirme işlemi esnasında yanınızda sürekli kaynar su bulundurmaya özen gösterin. Kaynama işlemi bitince aşurenizi kaselere alarak, üstünü nar ve tarçınla süsleyebilirsiniz.

Not: bir kaç kaynaktan derlenmiştir

23 Eylül Sonbahar Ekinoksunda Yapılacak Ritüel

anette inselberg 23 eylül ekinoks
Ekinokslar çok önemli enerji değişikliği olan günler olduğundan ritüelle bu enerjilerden faydalanmak iyidir.
Ekinoksların özelliği hem eskide kalmış kalıpları, inançları, öfkeleri, kırgınlıkları bırakmamıza hem de yeni dileklerimizi ortaya koymamıza yardımcı olan enerjiler barındırırlar.
Ekinoks Ritüeli Malzemeleri
Bir adet beyaz karton
4 adet kuş tüyü ya da kuş tüyü fotoğrafı
Bir bardak su
Kağıt yakmak için küçük bir kap
Yok olmasını istediğimiz şeyleri yazacak bir kağıt
Siyah tükenmez kalem
Sevdiğimiz herhangi bir kolye
Ben bu ritüelle de beyaz kuartz kolyemi kullanıyorum

Ritüelin Yapımı
Öncelikle kuş tüylerini beyaz kartonun üzerine fotoğraftaki gibi yerleştiriyorsunuz.
Üçgenin üst bölümüne bir bardak su koyuyorsunuz. Kolyeyi de bardağın yanına koyuyorsunuz.
Üçgenin alt bölümüne kağıt yakmak için küçük kabı yerleştiriyorsunuz.
Böylelikle ritüel alanını hazırlamış oluyoruz. Akşam 21.00 dan sonra bizden gitmesini istediğimiz tüm kızgınlık, kırgınlık ve kalıpları yazmaya başlıyoruz. Ve bu yazdığımız kağıdı ritüel alanındaki kabın içinde ‘’Oh be benden gittiler yandılar bittiler kül oldular’’ diyerek yakıyoruz.
Yakma işlemi bittikten sonra sevdiğimiz kolyemizi iki elimizin eline alıyoruz ‘’ bu yeni dönemde hayatıma iyi haberler, teklifler, şans, bolluk, bereket, aşk, sağlık, güzellik girdi yaşasın, yaşasın, yaşasın’ ’diyoruz ve kolyeyi suya bırakıyoruz.
Ertesi gün 09.00 dan sonra gün içinde istediğimiz bir zaman tüyleri ve kaptaki külleri toprağa gömüyoruz kolyeyi de en az yedi gün takıyoruz. Yedi gün boyunca kolyeyi üstümüzde her gördüğümüzde (taktığımızı her hatırladığımızda) Hayat çok güzel yaşasın’’ diyoruz.
Herkese şifa olsun…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Bir hikayenin mutlu sonu nedir sizce?

anette inselberg mutlu son

Bir hikayenin mutlu sonu nedir sizce?
İnsan ölmeden hikayesi bitmez ki.
Ve mutlu son dediğimiz kavuşmak mıdır?
Zengin olmak mıdır ? Aşkla doymak mıdır?
Nispet edercesine bir şeyler kanıtlamak mıdır?
Tek bildiğim iç huzur diye bir yer var, her şey orada başlayıp orada bitiyor. Kendi içinizde barışmadığınız sürece, hiçlik makamına ermediğiniz sürece, ne taht ne baht insanı memnun etmiyor.
Yediğiniz bir lokma, giydiğiniz bir hırka,
varlığına dua ettiğiniz sevdikleriniz
olsun yanında; yeter mesut olana.
Gülten Alp

Anadolu’da “ağaç korkutma” diye bir gelenek var.

anadoluda ağaç korkutma geleneği

 

Anadolu’da “ağaç korkutma” diye bir gelenek var. Ağaçların ruhları olduğuna inanıyorlar. Meyve vermeyen ağacın yanına, tam da cuma saati, bir elinde balta ile gidiyor insanoğlu. Diyor ki “keseyim mi seni haaa, keseyim mi?” Oyuna dahil başka biri gelip diyor ki “aman beyim kesme, bu sene vermediyse seneye kesin verir meyvesini.” Üç kere tekrarlıyorlar bu oyunu. İnsan ağacı bağışlıyor. Sonunda yine de göz dağı olsun diye bir çizik atıyor gövdesine, canını azıcık yakıyor ki kesilince neler olacak hissetsin. Gerisi ağaca kalmış… Sormadan edemiyorum; hani ya ruhu vardı bu ağacın?
Pazartesi okullar açıldı. Yürüyen ağaçlarımızın kimisi sınıflardan içeriye koşarak girdi, kimisi sürünerek… Çalış, başar, yap, öğren, kazan, koş diye parmak sallayarak korkutuyoruz ağaçlarımızı. Sürecin sonunda kimisi meyve verecek, kimisi vermeyecek. Meyve bizim beklentimiz; büyük mesele ise ağacın kendisi, ağacın ruhu… Meyve veriyorsa ne ala, vermiyorsa da gölgesi yeter, varlığı yeter, nefes alıp verişi yeter diyebilsek keşke.
Şermin Yaşar, Oyuncu anne

Babam der ki ‘evlat bizim sana vereceğim en iyi hediye terbiyedir.’

ANETTE İNSELBERG TERBİYE EĞİTİM

 

“Eczacılığı kazandım, heyecanla memlekete gittim. Babam çok mutluydu, annem babam telefonda haberi duyunca gözleri dolduğunu anlattı. Baba eczacılık masraflı bir bölüm lab malzemelerini kendimiz almak zorundaymışız ayrıca derslere devam zorunluluğu var sabahtan akşama okulda olacakmışız, bana para verebilir misin dedim. Tabi ki dedi ve 200 dolar verdi, baba bu nedir dedim, yol parası dedi, ama baba ben bununla anca Ankara’ya giderim dedim, o da zaten bu da onun için, sen yetenekli bir çocuksun yolunu bulursun dedi. Ben kırıldım, gittim tüm kaset arşivimi ve kitaplarımı sattım etti 600 dolar. Ankara ya geldim 2-3 ay sonra para bitti, dersler verdim diğer öğrencilerin ödevlerin hazırladım ve kitaplar yazdım. New York ta kitaplarım basılınca Bilkent’te hoca oldum. Ankara da neyim varsa sıfırdan kendim kurdum ne dayı vardı ne de torpil. Annem bir keresinde altınlarını bozdurup bana göndermek istemiş ama baba şöyle demiş ‘Oğlumuzu ne kadar sevdiğimi biliyorsun, bir daire satıp ona göndeririz, ama yolu bu değil, eğer gerçekten onu seviyorsan bırak kendi ayağı üzerinde duymayı öğrensin.’ 20 senedir Ankarada yım bir kere tatile gitmedim, tatili bilmediğimden değil, bacağımı bacağım üzerine atıp tropikal kokteyli yudumlamaktan daha zorunlu ödevlerim olduğu içindir. Ben tatil yapacak yaşta değilim, çalışacak yaştayım. Zaten toplumda çoğu kişi doğuştan tatilde.
ABD de her 100 öğrenciden 25 i okul masrafını kendisi kazanırken bu rakam bizde sadece 5 öğrencidir ( ki ben bu rakamın daha düşük olduğunu düşünüyorum, 1-2 en fazla). Şimdi niye o çocuk okulunu bitirince çantasını alıp Singapur da uluslararası bir firmada iş bulabiliyor da biz yapamıyoruz diye sormayın.
Çocuk yetiştirme bir sanattır ve ancak sanatçı bir anne baba bunu yapabilir. Ülkenin yöneticileri bilinçli kişiler olsa çocuk yetiştirecek ebeveynleri sıkı ve zor sınavlara tabi tutara geçmeyenlere çocuk yapma hakkı tanımaz. Çok özel biyolojik sebepler dışında hiçbir çocuk embesil doğmaz, hatalı yetiştirilerek aptallaştırılır.
Çocuk ailesini örnek alır ve orada programlanır. Anne cahil olunca zanneder çocuğa iyi köfte yaparsan iyi anne olursun, bana cahil olunca zanneder çocuğun cebine para koyarsan iyi baba olursun. Bu zihniyetin yetiştirdiği çocuklar tam bir facia olur. Hiçbir sorun çözemeyen, çözmek istemeyen sorumsuz ukala dikkat eksiği ve boş konuşan boş düşünen bir zayiat biz karşılar, biraz sıkıştırdığınızda da beni büyütmeseydiniz okutmasaydınız gibi saçma sapan cevaplar verir. Bu kadar para harcayarak bu kadar aptal çocuk yetiştirmek için aptallık doktorası yapmak gerekir. Sonradan görmüşlerin yada kolay görmüşlerin, tüketici toplumun ahmak sürü davranışlarını sorgulamadan taklit eder, ve zanneder ki eğer çocuğuna kaliteli gömlek ayakkabı giydirirse eğer kaliteli okula gönderirse çocuk kaliteli olur. [en aptal çocuk nasıl yetiştirilir? İstediği her şeyi verirseniz.] bu gafil ailelerin havalan buldukları paralar yine de havadan uçar gider ( haydan gelir huya gider). Bunları dolandırmak ve sormak için bin bir renge geçen sözde eğitimciler ve kurumlar hortumlarını hazırlar, çarık eşsiz bir şekilde döner ve daha saf ahmaklar üretilir. %89 değil %92 olur, %94 değil %96 olur, ne kadar ahmak o kadar makbul.
Siz hiç freni olmayan bir araba gördünüz mü, varsa bindiniz mi? İlk harekette kaza yaparsınız. Hangi şuursuz demiş özgürlük çok güzeldir sorumluluk olmadan. Var mı öyle bir dünya, her işini başkalarına yaptıracaksın, sonra bir den bire gökten sana bilinç inecek, öyle-bir-dünya-yok.
Peki bu çocuklar ne olacak? Bu çocuklara uyuşuk oldukları için, uyanmak ihtiyacı duyacaklar. Bunu için uyarıcı alacaklar, en masumu çay kahveden tutun, enerji içecekleri, haplar vitaminler takı sigara, alkol ve uyuşturuculara kadar. Sanal uyarıcıları dan tutun sanal kumarlara kadar ( sanal oyunların kumar oynamaya benzer etkiler yarattığını amygdala yı küçüklüğünü ve ciddi bağımlılıklar yaptığını dünyada bilmeyen kalmadı).
Her uyarıcı aldığında daha fazlasını isteyecek ve büyük bir sektör için eşsiz bir müşteri olarak hizmet edecek. Sektör önü yaşatacak ama süründürerek. Bu çocuklar çok sert kırılmalar yaşayacaklar ve kafalarındaki sanal dünya ile gerçek dünya örtüşmediğinde çok üzücü sorunlar yaşayacaklar; dayanamayanlar ölüp gidecek, dayananlar da öfkeli ve gergin, aileleri ve diğer herkesi sövecekler.
“sürüngenler dünyasına hoş geldiniz” demek geliyor içimden ama bakın demiyorum.
Çocuklarınıza kısa cevaplar vermeden, uzun ve mantık içeren cevaplar verin ki o da düşünmeyi öğrensin. Unutmayın nesneler para pul çamaşır okullarla çocuk adam olmaz, olursa dünya tarihinde ilk olacak. Çocuğu adam yapan onu adam yerine koymaktır, ona sorumluluk vermektir, kendi aklını kullanmasını öğretmektir, ödevlerini kendi yapması için ona inanmaktır.
Fırtınaya karşı kolay ağacın gövdesi değil köküdür, insanı insan yapan mal değil taşıdığın terbiyedir.
Babam derdi ki ‘evlat bizim sana vereceğim en iyi hediye terbiyedir.’
Harika çocuklar yetiştirmek için hala hakkımız ve halimiz var, yeter ki akla ihanet etmeyelim.
Başkalarına değer verecek ve o değer içinde kendi değerlendirecek bireyler yetiştirme dileğiyle.
Esen kalın…”
Anooshirvan Miandji

İşte Tolstoy’un Hayatı Sorgulatacak Ders Niteliğinde 17 Sözü:

anette inselberg tolstoy
1. Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar.
2. Hayat ne gideni geri getirir, ne de kaybettiğin zamanı geri çevirir. Ya yaşaman gerekenleri zamanında yaşayacaksın, ya da yaşamadım diye ağlamayacaksın.
3. Bozuk para insanın cebini deler, bozuk insan da kalbini. Bu yüzden harcayın ikisini de gitsin.
4. İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için ise uyandırmak gerekir.
5. Herkes insanlığın kötüye gittiğini kabul eder ama hiç kimse kendisinin kötüye gittiğini kabul etmez. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.
6. Varlığı bir şey kazandırmayan insanların, yokluğu hiçbir şey kaybettirmez.
7. Ne diye şeytana kızarsın? Bir iyilik yap da, o sana kızsın.
8. Bil ki, yaşadıklarınla değil yaşattıklarınla anılırsın. Ve Unutma; ne yaşattıysan elbet bir gün onu yaşarsın.
9. Bir insanı bulunduğu mevkiyle değil, göz koyduğu mevkiyle ölçmek gerekir.
10. En güçlü iki savaşçı sabır ve zamandır.
11. Bir insan acı duyuyorsa canlıdır. Başkasının acısını duyuyorsa insandır.
12. İnsanın gerçek gücü sıçrayışta değil, sarsılmaz duruştadır.
13. Kendi mutluluğundan başka hedefi olmayan insan kötüdür.
14. İnsanların çoğu onu yapıyor diye yanlış, yanlış olmaktan çıkmaz.
15. Kimse, kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir, bilmelisin. Küçümsediğin her şey için gün gelir, önemsediğin bir bedel ödersin.
16. Birine çamur atmadan önce iyi düşün ve sakın unutma: önce senin ellerin kirlenecek.
17. Başkalarının hayatından ders alın. İnsan, bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşamıyor.
İyi günler arkadaşlar.

Sabah Neşesi

anette inselberg mutluluk motivasyon yaşam

 

Bahçelerde patlıcan
Söylemezsem çatlıycam
Derdi kafaya takmıycan
Dünya böyle napıcan.
***
Baktın hayat zorluyor
Moralini bozmıycan
Bolca nefes alıcan
Sonra göbek atıcan
***
Sevgilin bıraktıysa
Yastığa sarılıcan
Hüngür hüngür ağlıycan
Oluruna bırakıcan
***
Enerjin düşmüş ise
Hemen spora başlıycan
Hop hop hoplıycan
Zıp zıp zıplıycan
***
Üzülsen de çaktırmıycan
Bolca kahkaha atıcan
Hep neşeli olucan
Genç ve çıtır kalıcan
***
İşe güce takılıp
Dostları unutmıycan
Sıkı sıkı sarılcan
Dopamin salgılıycan
***
Saçın beyazlasa da
Yaşlılıktan korkmıycan
Sağlığına bakıcan
Hayattan zevk alıcan
***
Ne yaşarsan yaşa
Kalbini iyiliğe açıcan
Aklını hep kullanıcan
Sevmekten yorulmuycan…

Amacım, sevdiklerim ve vicdanımla barış içinde ve huzurla dolu olmaktır.

anette inselberg amacım

 

Olgunluk dönemimde, kalan yıllarımı saydım ve yaşadığımdan çok daha az zamanım kaldığını keşfettim.
Bir şekerleme paketi kazanmış küçük bir çocuk gibi yılları büyük bir zevkle ve iştahla yedim, ama azalmaya başladıklarını hissedince artık teker teker, tadını çıkararak yiyorum.
Artık yasaların ve yönetmeliklerin tartışılıp durduğu ve hiçbir işe yaramayacağını bildiğim sonsuz toplantılara ayıracak zamanım yok.
Takvim yaşlarına rağmen hâlâ büyümeyen aptal insanlara destek olmak için de zamanım yok.
Vasatlıkla uğraşmak için de zaman ayıramam.
Şişmiş egoların bulunduğu toplantılara katılmayı hiç istemiyorum.
Artık dalaverecilere ve çıkarcılara tahammül etmiyorum.
Başarılı olmuş insanların yerine geçmeye can atan şu kıskanç insanlara hiç tahammülüm kalmadı.
Üst düzey bir makam için yapılan kavgaların çirkin sonuçlarına tanık olmaktan nefret ediyorum.
İnsanlar içeriğe değil, sadece başlıklara bakar oldular.

Benim zamanım ise, başlıklarla uğraşmayacak kadar değerli artık.
Öz’ü istiyorum, ruhumun acelesi var. Pakette şimdi daha da az şeker kaldı..
İnsan onurunu ve gerçekleri savunan, sorumluluktan kaçmayan, başarılarından dolayı şişinmeyen, kendi yanlışlarına gülebilen, vaktinden önce ‘oldum’ demeyen, insan olmayı anlamış insanlarla yaşamak istiyorum.
Asıl olan, yaşamı değerli kılmış eylemlerinizdir.
Yaşamın sert darbelerinden yumuşak bir ruh ile çıkmayı başarabilmiş ve başkalarının yüreğine dokunabilen insanlarla olmak istiyorum.
Evet, olgunluğun bana getireceği o doluluğu hissetmek için acelem var.
Elimde kalan tek bir şekerlemeyi bile yitirmek istemem.
Amacım, sevdiklerim ve vicdanımla barış içinde ve huzurla dolu olmaktır.
Umarım sizin için de aynısı olur, çünkü her halükarda yaşlanacaksınız…’

Brezilyalı yazar Mário Raul de Morais Andrade’

 

Beş Ders

anette inselberg sorgulanmayan hayat

 

5 DERS
*1. DERS:👉 Okuldaki 2.ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en İyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım. Son soru söyleydi:
‘Her gün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedır?’ 🤔 Bu her halde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını, yerleri sılerken, hemen her gün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50’lerin de falanolmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki ! Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu.
‘-Tabii, dahil’ dedi, Hocamız…
‘İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbi rinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak eden insanlar bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve ‘Merhaba’ demeniz gerekse bile…’ Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. Hademenin adını da…Dorothy idi.
*İKİNCİ DERS👉: Bir gece vakit gece-yarısına doğru Alabama Otoyolunun kenarında duran bir Zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen, bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. geçen her arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60’lı yıllarda bir beyazın bir zenciye, hem de Alabama’da, yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi. Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım. Ayrılırken ille de adresimi istedi, verdim. Bir hafta sonra, kapım çalındı. Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armağanda…
-‘Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç yağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti. Kendime güvenimi yitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan kocamın yatağının başucuna zama nında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son nefesini verdi. Tanrı bana yardım eden sizi ve başkalarına karşılık beklemeksizin yardım eden herkesi kutsasın… En İyi Dileklerimle,
Bayan Nat King Cole.’😮👍👈
3.DERS:👉 Size Hizmet Edenleri Hep Hatırlayın…
Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocuk pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu… Çocuk sordu:
‘Çikolatalı pasta kaç para ?’
’50 Cent.’
Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu:
‘Peki, Dondurma Ne Kadar ?’
’35 Cent.’ dedi garson kız, sabırsızlıkla. Dükkanda yığınla müşteri vardı ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne kadar vakit geçirebilirdi ki… Çocuk parasını bir daha saydı ve
‘Bir dondurma alabilir miyim, lütfen ?’ dedi.
Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya koştu. Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi. Garson kız masayı temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu, birden.. Masayı sanki akan gözyaşları temizleyecekti. Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı 15 Cent’lik bahşiş duruyordu..
4.DERS:👉 Yolumuzdaki Engeller…
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak diye gözlüyor… Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çogu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda bir köylü çıkagel di. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Kan ter içinde kaldı ama, sonunda, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı… Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde…
-‘Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.’ diyordu kral. Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı. ‘Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.’

Mide Sorunları İçin Olumlamalar

anette inselberg mide

 

‘Doğu tıbbına göre, hastalık Hayat Yolunun gerçekleşmesinde bir engeli belirtir. Böylece bilinç, hastalık oluşturan enerji tıkanıklıkları aracılığıyla engellerin artmasını ifade eder. Sağlığına kavuşmak amacıyla hastalığa yol açan ruhsal enerji mekanizmalarını anlamak mantıklıdır.
Hastalık bir rastlantı ya da kader olgusu değil, ama bilincin, iç varlığın bir mesajıdır. Bir acının arkasındaki “yaratıcı” bir hastalık, gelişim için bir ilerleme yoludur. ‘
Michel Odoul /Bana Nerenin Ağrıdığını Söyle Sana Nedenini Söyleyeyim
Burada açıklanan hastalıkların zihinsel karşılıkları, verilen renkler ve sayılar tamamen öneri niteliğindedir.
Teşhis ve tedavi amaçlı değildir. **Bilgiler Louise L. Hay, Michel Odoul ve İnna Segal’in konu ile ilgili kitaplarından sentezlenmiştir.

Baltasını Bileyen Ormancı

anette inselberg kendine zaman ayırr

 

Bir ormanda iki ormancı ağaç kesiyormuş. Birinci ormancı sabah erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyormuş, bir ağacı kesip hemen diğerine geçiyormuş. Gün boyunca, dinlenmek için ve öğle yemeği için kendine vakit ayırmıyormuş. Akşamları da ormancı arkadaşından birkaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıp evine daha geç gidiyormuş. ikinci ormancı ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında evine dönüyormuş. Bir hafta boyunca kim daha fazla ağaç kesecek bakalım demişler, bu yoğunlukta çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar.
Sonuç: ikinci ormancı çok daha fazla ağaç kesmiş. En çok ağacı kendinin kestiğini sanan birinci ormancı çok şaşırmış:
– Bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden daha erken ağaç kesmeye başladım, senden daha geç evime döndüm. Ama sen daha fazla ağaç kestin. Nasıl daha başarılı oldun, sırrın nedir?
İkinci ormancı tebessümle yanıt vermiş:
– Bir sırrım yok. Sen durup dinlenmeden çalışırken ben birkaç ağaç kestikten sonra hem dinleniyordum hem de baltamı biliyordum. Keskin baltamla, daha az çabayla, daha çok ağaç kestim.
Kendimizi geliştirmek, baltamızı bilemektir. Kendimize zaman ayırıp, yaşamımızı objektif birbakışla gözden geçirmektir. Zayıf bulduğumuz alanlarımızı geliştirmek için çaba harcamaktır. Bu zihnimizin, ruhumuzun, karakterimizin güçlenmesi için bir koşuldur.