En kolayı… ama en zoru:

 

En kolayı… ama en zoru:
“Size öğretecek bir öğretmen, sizi kurtaracak bir kurtarıcı, ne yapılması gerektiğini söyleyecek bir guru olmadığını gerçekten anladığınız zaman, her şeyi kendiniz yapmak zorunda olacaksınız…
“Yaşamın kendisi bir öğretmendir.
“Bilgelik kitaplarda değildir; bilgeliğin başlangıcı kişinin kendi kendisini eğitmesidir.
“Artık öğretmen yok, öğrenci yok, lider yok, yol gösterici yok, efendi yok, kurtarıcı yok… Kendiniz hem öğrenci hem öğretmensiniz; yani efendi, yol gösterici, lider siz kendinizsiniz. Siz herşeysiniz! Ve bunu anlamak, değişimdir!..
.” J. Krishnamurti “

BAĞIŞLAMA TEKNİKLERİ

anette inselberg bağışlama
Zihninizi rahatlatın, iyice dinginleşin ve gevşeyin. Kozmik ışığı ve onun sizi koruduğunu düşünün ve şu olumlamalarda bulunun: “Şu an kendi isteğimle (sizi üzen kişinin adı)…’yı tamamen bağışlıyorum; onu hem zihinsel hem de spiritüel olarak özgür bırakıyorum. Söz konusu olayla ilgili her şeyi affediyorum. Ben özgürüm. O da özgür. Bu harika bir duygu. Bugün genel af çıkarıyorum. Şimdiye kadar beni kıran herkesi bağışlıyor ve onlara sağlık, mutluluk ve huzur diliyorum. Bunu neşeyle ve sevgiyle yapıyorum beni üzen herkese şöyle söylüyorum: Seni bıraktım, yaşamın bütün nimetleri seninle olsun. Sen de ben de özgürüz.” Gerçekten bağışlamanın büyük sırrı, o kişiyi bağışladığınız an bir daha o dileği tekrarlamamanızdır. Bu kişi bir kez daha aklınıza geldiğinde, ya da üzücü bir olayı hatırladığınızda ona iyi dilekler dileyin ve şöyle deyin: “içiniz huzurla dolsun.” O düşünceler aklınıza geldiğinde bunu yapın. Birkaç gün içinde o kişi ya da olayı daha az düşündüğünüzü, hatta kısa bir süre sonra hiç aklınıza bile gelmediğini göreceksiniz.
Bağışlamak için asit testi
Altının saf olup olmadığını anlamak için ona asit testi uygulanır. Bağışlayıp bağışlamadığınızı anlamak için de asit testi uygulayabilirsiniz. Diyelim ki bir yıl önce sizin canınızı çok yakan bir diş ameliyatı geçirdiniz. Birisi size öylesine “Hala ağrıyor mu?” diye sorsa otomatik olarak şöyle dersiniz: “Tabii ki, hiç ağrımıyor. O günleri hatırlıyorum ama şu anda hiçbir acı yok.” İşte bütün mesele bu. Olayı hala hatırlayabilirsiniz ama artık size hiçbir acı vermemektedir. Bu yaptığınız asit testidir, psikolojik ve ruhsal olarak bununla yüzyüze gelmelisiniz, aksi halde yalnızca kendinizi aldatıyor ve gerçek bağışlama sanatını uygulamıyorsunuz demektir.
Anlamak bağışlamaktır
Kişi kendi zihninin yaratıcı yasasını anladığı zaman, yaşamını değiştirdi diye insanları ya da koşulları suçlamaktan vazgeçer. Kendi kaderini belirleyen şeyin düşünceleri ve duyguları olduğunu da bilir. Dahası, kendi dışında gelişen olayların, yaşamını ya da yaşadığı olayları belirleyen neden ve koşullar olmadığını bilir. Başkalarının sizin mutluluğunuzu bozabileceğini düşünürseniz, sizi kötü bir kader bekliyor demektir; yaşamınız boyunca insanlarla mücadele etmek, onlara karşı çıkmak zorunda kalırsınız.
Oysa, düşüncelerin somut nesnelere dönüştüğünü anlayabilirseniz, bu korkuların hiçbir geçerliliği kalmayacaktır.
Bağışlamanıza yardımcı olacak noktaların özeti
Yaşam kimseyi kayırmaz. Onun için kimse özel değildir. Ama uyum, sağlık, neşe ve huzur ilkelerini benimseyen bir insan iseniz yaşamın sizi kayırdığını hissedebilirsiniz.
Yaşam asla hastalık, rahatsızlık, kaza ya da acı getirmez. Bunları kendi olumsuz ve yıkıcı düşüncelerimizle kendi başımıza biz getiririz. Ne ekerseniz onu biçersiniz.
Kozmik bilinç ya da özdoğa kavramı yaşamınızdaki en önemli şeydir. Gerçekten bu bilince ve sevgiye inanırsanız, bilinçaltınız size sayısız armağanlar gönderecektir.
Yaşam size kin tutmaz. Yaşam asla sizi kınamaz. Yaşam elinizdeki yarayı iyileştirir. Yanan parmağınızı bağışlar. Sizi yeniden kusursuz bir bütün haline getirmek için harekete geçer. Suçluluk kompleksi yaşam kavramını bilmemekten doğar. Yaşam sizi ne yargılar ne de ceza verir. Yanlış inançlarınız, olumsuz düşünceleriniz ve kendinizi kınamanızla bunu siz yapıyorsunuz. Yaşam sizi kınamaz, sizi cezalandırmaz. Doğanın güçleri kötü değildir. Bunların kötü sonuçlar vermesi, içinizdeki gücü nasıl kullandığınıza bağlıdır. Elektriği bir insanı öldürmek için veya evinizi aydınlatmak için kullanabilirsiniz. Suyu ister bir çocuğu boğmak için, ister susuzluğunuzu gidermek için kullanabilirsiniz. İyi ve kötü, bütünüyle insanın kendi zihnindeki düşünce ve amaçlardan kaynaklanmaktadır. Yaşam asla cezalandırmaz. Kişi, yaşam ve evren hakkında kendi yanlış düşünceleriyle kendi kendini cezalandırır. Düşünceleri yaratıcıdır. Kendi felaketini kendi hazırlar. Birisi sizi eleştirirse ve sizde de hata varsa, yapılan yorumları sevgi, anlayış ve minnettarlıkla karşılayın. Bu, yanlışlarınızı düzeltmeniz için sezi verilmiş bir fırsattır. Kendi düşünceleriniz, duygularınız ve tepkilerinizin kontrolü sizde olduğu zaman eleştirilerin sizi yaralamasına imkan yoktur. Bu size yeni bir fırsat verir; o kişilere iyi dileklerde bulunun, böylece kendiniz için de aynı şeyi dilemiş olursunuz.
Doğru olanı yapmak için size yol gösterilmesini istediğinizde, cevap olarak ne gelmişse kabul edin. Bunun iyi, hem de çok iyi olduğunu bilin. Bundan böyle artık kendinize acıma, eleştiri ve nefret olmayacaktır. İyi ya da kötü diye bir şey yoktur, bunları o hale getiren şey, düşüncelerdir. Yemek yemekte, para kazanmakta, kendini rahatça ifade etmekte ve cinsellikte kötülük yoktur. Her şey bu dürtüleri ve arzuları nasıl kullandığınıza bağlıdır. Canınız yemek yemek istiyorsa, bir lokma ekmek için insan öldürmek zorunda değilsiniz. Öfke, nefret, kötü niyet ve düşmanlık bütün hastalıkların ve felaketlerin arkasında yatan sebeptir. Sizi üzenlere sevgi, yaşam, neşe dolu ve iyi niyetli olduğunuzu göstererek kendinizi ve bütün insanları bağışlayın. Bu acılar aklına her geldiğinde onlara huzur dileyin. Bağışlamak demek bir şeyleri azat etmek demektir. Karşınızdakiler için sevgi, huzur, neşe, bilgelik ve yaşamın tüm nimetlerini azat edin. Kafanızda hiç izi kalmayana dek buna devam edin. İşte bu bağışlama konusunda yapılacak en gerçek asit testidir. (alıntıdır)

Filiz Kılıçarslanla Yaşam Öğretiler Sayfasından Alınmıştır

Kendimi yalnızlığa mahkûm ettiğim için, korkuların beni yönetmesine izin verdiğim için, başkalarının kendisini kötü hissetmesine neden olduğum için özür dilerim.

anette inselberg

 

 

Kendime hastalığı, parasızlığı, işsizliği yaşattığım için, yeniye geçmekten, değişimlerden korktuğum için sonuçta yine yaşama güvenmediğim için kendimden özür dilerim. Sınırlama ve kurallar içinde yaşadığım için, hayatı kontrol etmeye çalışarak inatçı olduğum için, yaratıcılığımı kullanmayı ret ederek yaşadığım için, kendim olmayı reddettiğim için, şükürsüzlüğüm için, şefkat sevgi anlayış hoşgörü paylaşma duygularını unuttuğum için, beklentiler içinde yaşayıp hiçbir beklentim yok diyerek kendime söylediğim tüm yalanlar için kendimden özür dilerim.
Kararsızlıklarım için, öfkem, kızgınlığım için tüm parçalarımdan özür dilerim. Bedenimin kıymetini bilmediğim, ruhumun istekleri doğrultusunda hareket etmediğim, içimden gelen sesi dinlemediğim, zihnimi olumsuz enerjiler içinde doldurup sonrada devamlı yaşamdan şikâyet ettiğim için, ruhumun isteği doğrultusunda adım atmaktan korktuğum için, cesaretsizliğim için, zamanımın değerini bilemediğim, kendime yapmış olduğum tüm saygısızlıklar için, başkalarının beni üzmesine izin verdiğim, yaşam amacıma hizmet etmeyen oyunlar kurduğum vs. vs. vs için kendimden, buna neden olan bugüne kadar yok saydığım kabul etmediğim tüm bu parçalarımdan çok özür dilerim.Gücümü kötüye kullandığım kendimi üstün gördüğüm başkalarını küçümsediğim, haksızlık yaptığım kendimi değersizleştirdiğim için kendimden ve tüm parçalarımdan özür dilerim. Kendime vermiş olduğum sözleri tutmadığım için kendimden özür dilerim.
Hırslarıma yenik düşüp kibir ve gurur içinde davrandığım her an için, kendime olan güvensizliğim inançsızlığım için kendimden özür dilerim. Gücümü başkalarına devrederek beni yönetmelerine izin verdiğim için, kendime yaşatmış olduğum tüm baskılar için, enerjimi düşürüp kendimi yaşamdan kopardığım için, kendime yalnızlığa mahkûm ettiğim için, korkuların beni yönetmesine izin verdiğim için, başkalarının kendisini kötü hissetmesine neden olduğum için, suçlayıcı konuşmalarım için kendimden özür dilerim. Olumsuz yaşanan her olayın güzel şeyleri arzulayabilmen için yaşadığını, arzu duygusunun yaşanması için deneyimlendiğini bunlara şükrettiğinde, minnettarlık içinde yaşadığında sahip olduğun tüm güzelliklerin büyüdüğünü öğrendim. Farkında olursan eğer, sınırlarını kaldırırsan, yaşanan olaydaki hizmeti ve sevgiyi görmeye niyet edersen her deneyimin insanı ne kadar büyüttüğünü, ilerlettiğini öğrendim…
Alıntı

Soğanın 16 Tedavi Edici Kullanımı

sogan12-kullanimi-980x400[1]
Soğan hemen hemen her mutfağın temel taşıdır. Birçok farklı yemeğin tadına lezzet katıyor ve kesinlikle salatada mükemmel oluyor.
Ancak soğanların sağlık alanında birçok şaşırtıcı yararına sahip olduğunu biliyor muydunuz?

1.Öksürük tedavisi

sogan2[1]
Alerjilerden soğuk algınlığına kadar her çeşit öksürük, can sıkıcı, rahatsız edici olabilir. Ancak, soğan kullanmak öksürüğünüzü hafifletmeye yardımcı olabilir.
Ne yapmalı
Bir soğanı soyup dilimler halinde kesin.
Her dilimin üzerine bir yemek kaşığı esmer şeker koyun ve bir saat boyunca üzerini kapatın. Öksürükten kurtulmak için günde bir veya iki kez bir dilim tüketin. Soğandaki kükürt öksürüğe neden olan mikropları öldüren anti-bakteriyel özelliklere sahiptir.
Kükürtün ayrıca toksinlerin vücuttan atılması için detok etkisi vardır. Soğanın Anti-enflamatuar özellikleri, bir öksürük ile ilişkili ağrı ve iltihabı azaltmada yararlıdır.

2.Saç dökülmesi azaltmak
Saç dökülmesi birçok yetişkin için bir problemdir, ancak soğan bu soruna yardımcı olabilir.
Saçınızda soğan kullanımı basittir:
Bir soğanı suyla kaynatın ve o suyu şampuan öncesi durulama suyu olarak kullanın. Sonrasında yıkama ve bakım yapılması kokuları giderir.
Soğanın antimikrobiyal özellikleri, kepeklenmeyi durduracak ve saç uzamasını teşvik edecek, antioksidanlar ise saç dökülmesini durduracak ve daha güçlü ve daha dolgun hale gelmesine yardımcı olacaktır.
3.Göğüs tıkanıklığı
Soğan göğüs tıkanıklığına doğal bir çözüm sunuyor.
Ne yapmalı
Bir soğanı ezin ve bir macun yapmak için hindistancevizi yağı ekleyin. Göğsünüzü macunla kaplayın ve bir bez ile örtün. Soğanın verdiği buhar, göğsünüzdeki öksürüğe neden olan mukusun gevşetilmesi için balgam söktürücü olarak işe yarayacaktır.
Ayrıca, soğan doğal bir antibiyotiktir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.
4.Kulak enfeksiyonu ağrılarını azaltın
Bir soğanı doğrayın ve ince bir çorabın içine koyun. Çorabı kapalı tutun. Çorapları kulağınıza takın ve bir şapka, bandana veya fular ile yerine oturtun. Acı geçene kadar bırakın.
5.Huysuz bir bebeği sakinleştirmek
İlk olarak, suya doğranmış sarı bir soğanı kaynatıp soğan çayı yapın. Çayın soğumasını bekleyin, ardından suyu süzün.
Bebek kendini iyi hissedene kadar her saatte bir çay kaşığı soğan çayını verin. Soğanlar, kasları gevşeten ve sindirimi düzenleyen özelliklere sahiptir.
6.Böcek ısırığını iyileştirme
Bir böcek ısırığına bir parça soğan veya bir miktar taze soğan suyu koyun. Bir soğanın anti-enflamatuar özellikleri, ısırmanın neden olduğu iltihabı ve acıyı azaltır.
7.Kesikler ve sıyrıklar

sogan3[1]
Kesiklerin iyileşmesine yardımcı olmak için soğanın ince zarını kullanın.
Cilt pıhtılaştırıcıdır ve hızlı bir şekilde kanamayı durdurmaya yardımcı olur. Anti-enflamatuar özellikler yaranın iyileşmesine yardımcı olurken, antimikrobiyal özellikler enfekte olmasını önler.

8.Boğaz ağrısı
Soğanla karıştırılan bal, boğaz ağrısından kurtulmayı sağlar. Birkaç soğanı kesin ve üzerine bal ekleyin. Kapalı bir kapta birkaç saat bekletin. Boğaz ağrısını azaltmak için iki-üç saatte bir bir kaşık yiyin.
9.Mide Bulantısını Kesme
Bir soğanı rendeleyin ve soğan suyunu çıkarmak için tülbentten geçirerek sıkın. Nane çayı demleyin ve soğumaya bırakın.
Soğan suyundan iki çay kaşığı alın ve beş dakika bekleyin.

Sonra iki çay kaşığı nane çayı için. Kusmayı bırakana kadar bunu tekrarlayın.
10.Havayı temizleme

sogan5[1]
Soğanların güçlü bir kokusu vardır ancak şaşırtıcı bir şekilde havayı gerçekten temizleyebilirler. Bir soğanı ikiye bölün ve bir odaya bırakarak bırakın. Soğan bakteri ve virüsleri emerek havayı temizler.

11.Yanıklar tedavi etme
Yanıklara biraz taze soğan sürün aynı zamanda soğan güneş yanıkları enfeksiyonunu önler. Sülfürik bileşikler cilt yenilenmesini hızlandıracak ve ağrı ile kızarıklığı azaltacaktır.
12.Ateşi düşürmek

sogan4[1]
Soğanların ateşi düşürmeye nasıl yardımcı olabileceği ise:
Bir soğanı ince dilimler halinde kesin.
Ardından, ayağınızın altına biraz hindistancevizi yağı sürün ve ince dilimleri iki ayağınızın kemerine uygulayın.

Ayağınızı plastik sargıya sarın ve bir çorapla örtün. Soğan, gece boyunca vücuttan toksinleri, bakterileri ve hastalıkları atacaktır.

KAYNAK: DOKTOR

İNSAN ZİHNİ DÜŞÜNEBİLDİĞİ HER ŞEYE ULAŞIR

anette inselberg düşünce sihin odak

Kendimi mıknatıs bir gibi düşünürsem, mıknatısın bir çekim gücü vardır. Çekim yasasına görede en çok neyi düşünürseniz onu kendinize çekersiniz. Düşünceler nesnelere dönüşür. Bir düşünceyi tekrar tekrar düşünürseniz düşüncenin etrafa yaydığı frekanslar istediğiniz şeyi size çekecektir. Önemli olan frekansı uygun temele oturtmaktır.
Sorun şu çoğu insan başlarına gelmesini istemediği şeyleri düşünür.
İstediğiniz bir şeye bakıp evet dediğinizde çekim yasası bu düşünceyi harekete geçirir ve önünüze getirir. Tabiî ki bu istemediğiniz şeyi de düşündüğünüzde aynı yasa gereği onu da önünüze getirir.
Olmasını istemediğiniz , korktuğunuz, endişelendiğiniz şeylere asla odaklanmayın. İstediğiniz şeylere odaklanın. Siz bir mıknatıssınız ve çekim yasasıyla kendinize çekersiniz. Pozitif olursak pozitif olay ve kişileri kendinize çekersiniz, negatif olursak negatif olay ve kişileri çekeriz.
En çok hasta olan hastalıklardan en çok bahsedenlerdir. En çok bolluk içinde olanda en çok bolluktan bahsedenlerdir.
Kuantum fiziği bu keşfi işaret ediyor. Akıl olmadan bir evren düşünemezsiniz. Aslında algılanan her şeyi akıl şekillendirir.
2 şeyden uzak durun.
Yapıcı düşünce olumsuz düşünceden bin kat üstündür.
Düşüncelerinizi fark etmeli ve bundan hoşlanmalısınız. Siz hayatınızın yaratıcısınız. Yasaları olan bir evrende yaşıyorsunuz. Mesela Yer çekimi yasası .
Hayatınıza her şeyi evet hepsini siz çektiniz. Bunu kavrarsanız, sırrı kavrarsınız ve hayatınız değişir.
Düşüncelerimi değiştirmek çok zor olacak diyorsanız, duygularımız ne düşündüğümüzü anlamımızı sağlar. Çünkü düşüncelerimiz duygularımızı oluşturur. Duygularımız neyi kendimize çektiğimizi anlamamıza yardımcı olur.
Bize göre 2 duygu vardır . İyi ve kötü.
Mesela; suçluluk, öfke, gerilim gibi olumsuz hisler bize kendimizi kötü hissettirir. Bunlara kötü frekans ve kötü dalga denir ve bu hislerle istediğiniz şeyleri kendinize çekemezsiniz.
Sevgi, mutluluk, umut gibi iyi hisler bize düşündüğümüz, istediğimiz şeyleri kendimize çekeceğimizi söyler
Aslında düşündüğünüzden daha çok hissettiğinizi alırsınız. Güne iyi başlar mutlu bir ruh halinde olursanız bu ruh halini sürdürecek kişi ve olaylarla karşılaşırsınız.
Kendinizi mutlu, sevgi dolu, ve iyi hissetmeye başlayın.
Duygu ve düşünceleriniz her zaman oluşanlara denktir. Yaşam boyu kendi filmimizi kendimiz yaratırız.
Hüzünlü olduğumuzda güzel şeyler yapıp his ve duygularımızı değiştirebiliriz. Kendinizi sağlıklı mutlu ve sevgi dolu hissetmeye başlayabilirsiniz. Evren her dileğinizi gerçekleştirecek devasal bir sır gibidir.
Adım İSTEMEK Yaratımın 1. aşamasıdır. ,
Kendini iyi hissetmek bu çok önemli. Gerçekten ne istiyorsanız oturun ve yazın ama şimdiki zamanı kullanın. Evrene sipariş verirsiniz.
2. Adım CEVAPTIR
Cevap vermek için tüm güçler devrededir. Çoğumuz ne istediğimizi söyleyemeyiz. Çünkü nasıl olacağını, gerçekleşeceğini, bilemeyiz. Ama bunu bilmeye de gerek yok.
İstiyorum ama olmuyor diye sorarsanız o zaman anlamanız gereken
3. Adım KABUL ETME
Kendimizi istediğimizle aynı hatta getirmemiz gerekir. Aynı hatta iseniz kendinizi harika hissedersiniz. Bu duyguların gücüdür.
Ama korku, öfke, umutsuzluk hissederseniz bunlar istediğinizle aynı hatta olmadığınızın güçlü göstergesidir.
Hissettiklerinizin önemini fark ettiğinizde ve düşüncelerinizi hislerinize dayayarak yönlendirdiğinizde yavaş yavaş görürsünüz ki düşünceniz gerçeklerini oluşturacaktır.
Almak istediğiniz araba ile deneme sürüşüne gidin,
İstediğiniz evi gidin ve gezin.
Evren hızı sever, ertelemeyin.
Fırsat olduğunda harekete geçin. Para, insanlar, neyi isterseniz kendinize çekersiniz.
Başlangıçta hiçbir şey olmayabilir. Görmesek bile yola devam edersiniz, Hayat bizi olmamız gereken yere götürecektir. 3 dk, 3 gün 30 gün ama bu evrenle ne kadar aynı hatta olduğunuza bağlıdır.
Evrende sihirli bir lambadan çıkan bir cin gibidir. Dileğin benim için emirdir der, Evren her dilediğinizi gerçekleştirecek devasal bir cin gibidir.
Hayat karanlık yolda giden bir araba gibidir. 10 metre öteyi göremezsiniz. Ama arabayla dünyanın bir ucuna gidebilirsiniz.
Evren için kurallar yoktur. Ufak bir şeyle başla uzun zamandır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünün.
Şu an istediğiniz koşullara sahip değilseniz bunu seçiminizle oluşturmuşsunuzdur.
1.Minnettar olduğunuz şeylerin listesini yapın.
Hoşlandığınız her şey için minnettar olun. Küçük şeyler için olsada. Her sabah kalkıp şükretmek . sabahtan kalktığınızda bu minnet duygusunu yaşarsanız gün boyu minnet duyacağınız şeyleri çekersiniz.

Sahip olmadığınız hiçbir şeye odaklanmayın. Sahip olduğunuz için şükrettiğiniz şeylere odaklanın.
2. Tasavvur etmek
Tasavvur ettiğinizde gerçekleştirirsiniz. Gerçekten koşmakla, koştuğunuzu düşünmek zihinde aynı etkiyi doğuruyor. Bir şey zihninizde oluşuyorsa maddende olacaktır. Tasavvur edip hissetmek. Şu an ile ilgili bir his içinde olduğunuzu hissedin , eğlenceli olun bağırın.
Nasıl olacağını bilmek bizim değil evrenin işidir. Burada mucizeler olur. Sır ile ilgili en önemli nokta gerçekten mümkün olduğu kadar kendimizi iyi hissetmektir.
Evren isteğin benim için emirdir der. Yüzeysel bakarsanız erişemezsiniz. Kendinize istediğiniz şeylerin panosunu yapın. Hak ettiğinize ve mümkün olduğuna inanın ve günde birkaç kere gözlerinizi kapatın hayal edin.Hayallerinizi hissedin. Bundan zevk alın. Evrene bunu yayın. Evren bunu nasıl oluşturacağını bilir. Kendinize bir hayal panosu yapın ve her gün bu panoya bakıp hissedin.
İnsan zihni düşünebildiği her şeye ulaşır.
Hayatınıza daha fazla bolluğu çekmek için niyet edin. Niyetiniz nakit para ise sınırını belirleyin. Evrenin katalogundan bunu seçip belirleyin. Birçok kişi borçlarını ödemeyi hep bunu hayal eder, asla borçlarınızı düşünmeyin bunu hedeflemeyin. Yoksa borçlara enerji verirsiniz. Bolluğu hedefleyin. Borcumdan kurtulmak istiyorum diye düşünmeyin yoksa daha fazla borcu çekersiniz. Yapacağınız tek şey daha fazla paraya odaklanmaktır.
Para kazanmak zordur inancına sahipseniz bu inancınızı para kazanmak kolaydır ve sık kazanılır şeklinde beyninizde onaylayın zamanla zihninizde oturacaktır.
Herkesin parayla ilişkisini düzenleyecek kapasitesi vardır. Paraya odaklanarak kendinize çekebilirsiniz. Ancak her şey para demek değil, ev araba demek değil, iç huzuru ve mutluluğu sağlarsanız sağlıklı olursunuz ve bunları çekersiniz.
Hepimiz bu evrende yaratıcıyız ve meydana getirmek istediğimiz her dilek gerçekleşir.
Kendinizi sevin Sağlıklı bir ruh kendini ve etrafındakileri sever. Etrafınızdaki insanların iyi yönlerini görün. Birlikte çok zaman geçirdiğiniz insanların en iyi yönlerini yazın ve listesini yapın.
Kişinin düşünce şekli ve psikolojisi çok önemli.
Kötü ilişkiler ve kötü olaylar yaşayabiliriz. Ama biraz çabayla zihninizde onun olumlu yönlerini düşünebilirsiniz. Onun en sevdiğiniz yönlerine odaklanırsanız size öyle davranır. Size bu davranışları göstermeyecekse çekim yasası bu kişiyi sizin etrafınızda tutmayacaktır.
Kendi gerçekliğinizi yaratan sizsiniz. Ve bunu sadece siz yapabilirsiniz.
Vücudumuzda düşüncemizin bir ürünüdür. Güçlü bir inançla sürekli şükrederek hastalığınız neyse bunu hiç düşünmeyerek sürekli komedi filmleri seyredip, gülerek, hayatınıza hiç stres sokmayarak kendinizi iyileştirebilirsiniz.
Kendimizi iyileştirmeye dair temel bir yapımız var. Vücut her saniye milyarlarca hücre yeniliyor. Bazı hücreler bir günde bazıları ise bir yılda yenileniyor. Kendinizi çok sağlıklı farzedin ve asla hastalığınıza odaklanmayın. Düşüncelerimiz vücudumuzu tekrar tekrar yaratır. Kendimizi iyileştirip, hayatınızı iyileştirebilirsiniz.
İstenmeyeni ittikçe ona güç verirsiniz. Hayır diye bağırdığınızda çekim yasası onu oluşturur. Bunu istemiyorum dediğinizde onu oluşturursunuz. İstemediğinize değil istediğinize odaklanacaksınız. Sakin olmayı ve dikkatinizi istemediğiniz durumdan uzak tutmaya bakın. Tüm enerjinizi yaşamak istediğiniz deneyime yönlendirin. Dışarıdan gelen sesleri dinlemeyin. İç görünüzü ve iç sesinizi dinleyip hayatınızı siz yaratırsınız.
Peki herkes istediğini alırsa yada başka deyişle bu sırrı öğrenirse ne olur . Evrende her şey boldur. Güç, sevgi, neşe, iyilik, bolluk, evrende sonsuz ve çok bol.
Kendimizi çaresiz hissettiğimizde etrafımızdakileri görmüyoruzdur.
İstediklerinizi seçin. Onunla ilgili o duyguyu bulun ondan bahsedin, yazın ; yaşamak istemediklerinize asla dikkatinizi vermeyin.
SİZİN SIRRINIZ
Elinize mikroskopla bakarsanız sadece enerjileri görürsünüz. Her şey enerjidir. Organlarınız, hücreler, molekülleri, atomları enerjidir, evrendeki her şey enerjidir. Vücudunuzda yaşadığınız şehri bir hafta aydınlatacak kadar enerji vardır.
Bir kuantum fizikçisine dünyayı yaratan nedir diye sorarsanız. Enerji der. Ve şöyle tarif eder.Enerji yaratılamaz, yok edilemez, her zaman var oldu, var olan hiçbir şey yok olamaz , form değiştiremez, bir formda bağımsız var olabilir.
Bir din adamına aynı soruyu dünyayı yaratan nedir diye sorsanız aynı tarifi verir.
Her zaman var oldu, var olacak, yaratılamaz, yok edilemez, vs.
Siz ruhsal bir varlıksınız. Hepimiz birbirimize bağlıyız. Sadece bunu göremiyoruz. Tek bir enerji alanı var. Enerji kaynağının uzantısısınız. Siz enerjinin kaynağı sonsuz varlıklarsınız. Siz tanrının gücüsünüz, tanrıya ne diyorsanız osunuz. Tanrının hayali ve suretisiniz. Evrenin kendisi bir bilinçtir. Siz kendi dünyanızı yaratacak potansiyel güce sahipsiniz.
Şimdi sizde bir düşünün! Geçmişteki hangi düşüncelerinizle nerelerin gerçekliğini yarattığınız acaba ?

Yeni alışkanlığın da zihinde kalıcı sinir ağı “otoyolu” yaratması 21 gün tekrar edilerek oluşu

anette inselberg bilniçaltı

 

 

Alışkanlıklar beyinde 20 günde oluşmaktadır. 20 gün boyunca aynı şeyi yapan insan 21. günde alışkanlık kazanmış olur. Tıpkı sigara alışkanlığı gibi.
Araba kullanmaya başladığımızda vitesi, debriyajın yerini, sinyali verirken düşünürüz ama belli bir süre sonra beyin bunu otomatiğe bağlar hani kişisel gelişim kitaplarında hep yazar ya 20 gün aptalım diyen, 21. gün aptal olur.
Alışkanlık, bir halata benzer. Her gün bir lifi örer ve sonunda onu koparamayacak kadar güçlü yaparız.
Horace Mann
Alışkanlıklar bırakılmazlarsa, zamanla ihtiyaç haline gelirler.
St. Augustine
Alışkanlıkların zincirleri, önce duyulmayacak kadar hafif, sonra kırılmayacak kadar güçlü olur.
Benjamin Disraeli
Alışkanlıktan daha büyük bir şey yoktur.
Ovidius
Hiç kimse bir alışkanlığa veda etmek cesaretini gösteremez.
Balzac
İlk gördüğümüz zaman korktuğumuz nice şeyler vardır ki, zamanla alışır, hiç aldırmaz oluruz.
Aisopos
İnsan alışkanlıklarının çocuğudur.
İbn-i Haldun
Mademki alışkanlıklar hayatımızın en ileri gelen hakimleridir, öyle ise ne yapıp yapıp iyi birini edinmeye çalışmalıyız.
Francis Bacon
Tilki, derisinden vazgeçer de, alışkanlıklarından vazgeçmez.
Suetonius
21 GÜN KURALI
Sadece irade kullanarak alışkanlık değiştirme çabaları ancak kısa bir süre işe yarar. Sonra eski alışkanlıklara geri dönülür. Çünkü bilinç ile bilinçaltı çatıştığında kazanan daima bilinçaltıdır. Örneğin, siz bilinçli olarak sigarayı bırakmak isteyebilirsiniz ama bilinçaltınızda sigarayla ilgili olumlu bir kayıt olduğu sürece iradenizi kullanarak sigarayı bir süre bıraksanız bile bir müddet sonra yine başlarsınız. Bilinçli zihin dakikada dokuz düşünceyi bilinçli olarak algılayabilir; ama bilinçaltı bir dakikada 2.3 milyon bilgi parçacığını prosesten geçirir.
Olumlu ve olumsuz alışkanlıkların, yaşam deneyimlerinin, inançların belleği bilinçaltındadır.
Bir alışkanlığı ondan kurtulmaya çalışarak değiştiremezsiniz ama yeni bir alışkanlık yaratabilirsiniz. Kötü alışkanlıkları yok etmek, yeni bir şeyi öğrenmekten daha zordur. Yeni bir alışkanlığı yerleştirmek için 21 gün boyunca hiç ara vermeden tekrar gerekir. Çünkü yeni alışkanlığın zihinde ve hücresel bellekte kalıcı olarak yerleşmesi 21 gün sürer. Alışkanlıklar tekrarlana tekrarlana kazanılır. Yeni alışkanlığın da zihinde kalıcı sinir ağı “otoyolu” yaratması 21 gün tekrar edilerek oluşur. Zihniniz ve kaslarınız tekrar edilen bir şeyi otomatiğe bağlar. Dişinizi fırçalamak, yürümek ya da ayakkabınızı bağlamak için düşünmüyorsunuz değil mi?
Bireysel gelişim yolculuğunuzda bilinçaltınıza belirli bir olgunlaşma süresi tanımanız gerekir; bunu kuluçka dönemi olarak düşünün. Unutmamanız gereken, bu 21 günlük kuluçka dönemini hiç sekteye uğratmadan tamamlamanız gerektiğidir.
http://www.instagram.com/dusunenakil/

Yapmış olmam gereken ve yapmadığım ve yapmamış olmam gereken ve yaptığım her şey için pişmanlıkla af diliyorum …

ANETTE İNSELBERG AF

 

Zerdüşlük öğretisinde Zend-Avista’da bir tövbe duası vardır ;
Düşünmüş olmam gereken ve düşünmediğim
ve düşünmemiş olmam gereken ve düşündüğüm her şey için;
Söylemiş olmam gereken ve söylemediğim
ve söylememiş olmam gereken ve söylediğim her şey için;
Yapmış olmam gereken ve yapmadığım
ve yapmamış olmam gereken ve yaptığım her şey için
pişmanlıkla af diliyorum …
Af dilemek yeterli değil. Birilerine kusur işleyince yapacak şey kusur işlediğimizi sevindirmektir. Sevindirmek fedakarlık gibi görünüyor ama, üzdüğünü sevindirince yarı mükemmel insanın benliğinde hissettiği duyguyu anlatmaya benim kelimelerim yetmez.
Yine bir Zerdüşt sözü ile bitirelim “Mutluluğu ve sevinci ancak başkalarının mutluluğunda ve sevincinde arar isen bulabilirsin”
——————
(Vayikra)

Yapmış olmam gereken ve yapmadığım ve yapmamış olmam gereken ve yaptığım her şey için pişmanlıkla af diliyorum …

Bir zamanlar Çin’de yoksul bir adam o denli aç ve bitkin düşmüştü ki kendini tutamayıp bir armut çaldı. Adamı yakaladılar ve imparatorun karşısına cezalandırılmak üzere çıkardılar.
Hırsız, imparatoru görünce ona şöyle dedi; “Değerli efendim, çok açtım dayanamadım çaldım. Beni af etmeniz için yalvarıyorum. Af ederseniz, size paha biçilmez bir armağanım olacak.”
İmparator dudak büktü:”Senin gibi birinde paha biçilmez ne olabilir ki?”
Hırsız, o anda avucunun içindeki armut çekirdeğini uzattı ve; ” Bu çekirdeği ekerseniz, bir gün içerisinde altın meyveler veren bir ağacın yeşereceğini göreceksiniz.”
İmparator bir kahkaha atarak; “Ek o zaman,” demiş, “altın meyveleri görünce affederim seni.”
Yoksul adam: “Haşmetlim bu tohumu ben ekemem, çünkü ben bir hırsızım. Bu sihirli tohumu ancak ömründe hiç çalmamış, başkalarına haksızlık yapmamış, yalan söylememiş biri ekebilir. Tohum o zaman gücünü gösterir, aksi takdirde onu ekeni zehirler tarif edilmez acılarla öldürür. Sultanım, bu tohumu ancak siz ekebilirsiniz.”
İmparator irkildi, suratını astı bir süre düşündü sonra da hırçın bir sesle: ” Ben imparatorum, bahçıvan değil, o tohumu başbakana ver eksin de altın meyveleri görelim,” dedi.
Yoksul adam tohumu başbakan’a uzatınca başbakan telaş içerisinde İmparatora dönüp itiraz etti: “Ben ekim biçim işlerinde çok beceriksizim efendim. Sihirli tohumu yanlış eker ziyan ederim bence bu tohumu hazinedar başı eksin. ”
Hazinedar başı hemen bahane buldu ve bu görevi bir başkasına devretti.
Bir bir orada bulunan herkes sudan sebeplerle tohumu ekme görevinden kaçındılar.
Sonra İmparator doğan sessizliğin içerisinde bir süre düşündü, başı önünde duran başbakana, hazinedara ve bütün görevlilere dik dik baktı ve; “Hadi bakalım bu hırsız bahçıvana tohumunun nasıl altın meyve verdiğini hep birlikte gösterip sevindirelim” dedi, cebinden bir altın çıkardı yoksul adama tutması için attı herkesin ceplerinden sessiz sedasız birer altın çıkarıp adama vermesini izledi sonra da gülerek “Bas git buradan be adam, bugünlük hepimize bu ders yeter” dedi.
—————-
İnsanlar, imparatorlar, ve hatta toplumlar bile kusur işlerler. Hata yapmayacak kadar mükemmel insan yoktur. Adını bulamadığım bir bilge şöyle demiş;
’’Bir şehre iki mükemmel insan çoktur. Bir mükemmel insan ise azdır. En iyisi bir buçuk mükemmel insan.
Nasıl mı olacak? Herkes kendisini yarı, karşısındakini ise tam mükemmel olarak kabul etsin. Böylece herkes diğerine değer verecek ona karşı kusur işlememeye dikkat edecektir…”
Af etmeyi ve başkalarına karşı olan hatta kendi kendimize olan kusurlarımızla yüzleşmeyi ve özür dilemeyi bilmek gerek.
Zerdüşlük öğretisinde Zend-Avista’da bir tövbe duası vardır ;
Düşünmüş olmam gereken ve düşünmediğim
ve düşünmemiş olmam gereken ve düşündüğüm her şey için;
söylemiş olmam gereken ve söylemediğim
ve söylememiş olmam gereken ve söylediğim her şey için;
yapmış olmam gereken ve yapmadığım
ve yapmamış olmam gereken ve yaptığım her şey için
pişmanlıkla af diliyorum …
Af dilemek yeterli değil. Birilerine kusur işleyince yapacak şey kusur işlediğimizi sevindirmektir. Sevindirmek fedakarlık gibi görünüyor ama, üzdüğünü sevindirince yarı mükemmel insanın benliğinde hissettiği duyguyu anlatmaya benim kelimelerim yetmez.
Yine bir Zerdüşt sözü ile bitirelim “Mutluluğu ve sevinci ancak başkalarının mutluluğunda ve sevincinde arar isen bulabilirsin”

21 Mart Perşembe İlkbahar Ekinoksunda Yapılacak Ritüel

anett inselbbe 21 mart ekinksu

Ekinokslar çok önemli enerji değişikliği olan günler olduğundan ritüelle bu enerjilerden faydalanmak iyidir. Ekinoksların özelliği hem eskide kalmış kalıpları, inançları, öfkeleri, kırgınlıkları bırakmamıza hem de yeni dileklerimizi ortaya koymamıza yardımcı olan enerjiler barındırmalarıdır.

Ekinoks Ritüeli Malzemeleri:

Bir adet sarı karton
4 adet kuş tüyü ya da kuş tüyü fotoğrafı
Bir bardak su
Kağıt yakmak için küçük bir kap
Yok olmasını istediğimiz şeyleri yazacak bir kağıt
Siyah tükenmez kalem
Sevdiğimiz herhangi bir kolye
Ben bu ritüelle de beyaz kuvars kolyemi kullanıyorum

Ritüelin Yapılışı:

Öncelikle kuş tüylerini sarı kartonun üzerine fotoğraftaki gibi yerleştiriyorsunuz. Üçgenin üst bölümüne bir bardak su koyuyorsunuz. Kolyeyi de bardağın yanına koyuyorsunuz. Üçgenin alt bölümüne kağıt yakmak için küçük kabı yerleştiriyorsunuz. Böylelikle ritüel alanını hazırlamış oluyoruz.

Akşam dokuzdan sonra bizden gitmesini istediğimiz tüm kızgınlık, kırgınlık ve kalıpları yazmaya başlıyoruz. Ve bu yazdığımız kağıdı ritüel alanındaki kabın içinde “oh be benden gittiler yandılar bittiler kül oldular” diyerek yakıyoruz.

Yakma işlemi bittikten sonra sevdiğimiz kolyemizi iki elimizin içine alıyoruz “bu yeni dönemde hayatıma iyi haberler, teklifler, şans, bolluk, bereket, aşk, sağlık, güzellik girdi yaşasın, yaşasın, yaşasın” diyoruz ve kolyeyi suya bırakıyoruz.

Ertesi gün sabah dokuzdan sonra gün içinde istediğimiz bir zaman tüyleri ve kaptaki külleri toprağa gömüyoruz. Kolyeyi de en az yedi gün takıyoruz. Yedi gün boyunca kolyeyi üstümüzde her gördüğümüzde (taktığımızı her hatırladığımızda) “hayat çok güzel yaşasın” diyoruz.

Herkese şifa olsun…

Anette İnselberg

Not: Ritüelin 21 mart perşembe akşamı dokuzdan sonra yapılması gerekmektedir.

Not 2: Kartonu başka ritüel için saklayabilirsiniz

Not 3 Sevdiğimiz kolyeyi daha sonra kullanabiliriz

Not 4: Evet karton sarı olmalı

4 Yaşından Beri Beslediği Kargalardan Hediyeler Alan 8 Yaşındaki Kız


Seattle’da yaşayan 8 yaşındaki bir kız olan Gabi Mann’in, evine zaman zaman ufak hediyeler geliyor. Her birini özenle saklıyor çünkü hediyeler çok değer verdiği bir arkadaş grubundan- 4 yaşından beri beslediği, kendisine ışıltılı incik boncuk hediyeler getiren kargalardan.
Bu ‘hediyeler’ düğmeler, LEGO parçaları, metal hurdaları ve kalp şekilli boncuklardan oluşuyor. Bir kere Gabi üzerinde ‘en iyi’ yazan bir metal bile almış, Öyle görünmeyebilir ama bunlar Gabi’nin en değerli koleksiyonu.
Bir keresinde üzerinde ‘en iyi’ yazan bir metal aldığını söylüyor Gabi, “Üzerinde ‘arkadaşım’ yazan kısmını hala saklıyorlar mı bilmiyorum.” diyor.

Henri Matisse’nin En Önemli 20 Eseri ve Hayatı

Henri-Émile-Benoît Matisse 31 Aralık 1869’da Kuzey Fransa’nın Le Cateau-Cambrésis bölgesinde orta sınıftan mütevazı bir tohum tüccarının ilk oğlu olarak dünyaya geldi.

Belçika sınırındaki Bohain-en-Vermandois bölgesinde büyüyen sanatçı, 1887 yılında Paris’e giderek hukuk tahsil etmeye başladı ve 1888’de mezun olarak baro sınavını verdi. Ancak 1889 yılında aniden apandisitinin patlaması üzerine ameliyat edilmesinin ardından uzun nekahat sürecinde bir vakit geçirme aracı olarak annesinin hediye ettiği resim malzemeleri vasıtasıyla resim sanatıyla tanıştı.

anette inselberg matisse
Woman Reading, 1894
Sanatçı bu tanışmayı bir çeşit cennet olarak tanımlar. “Elime boya kutusunu aldığım ilk andan itibaren, bunun benim yaşamımın amacı olduğunu anladım.” der. Matisse’nin annesinin, resim malzemelerini hediye ederken oğluna sanatın kurallarını değil, kendi hislerini dinleyerek resim yapması konusundaki tavsiyesi ise ressamın tüm sanat yaşamını ve üslubunu belirleyecektir. Çoğu erken dönem çalışmalarına koyu tonlar hakim ve bu eserlerde kasvetli bir hava dikkat çekmektedir.
Babasının tüm itirazlarına rağmen 1895’te Güzel Sanatlar Okulu’nun (École des Beaux-Art) sınavını kazanarak Gustave Moreau’nun atölyesinde çalışmaya başlar. Bu dönemde ilk başlarda geleneksel Flaman üslubunda ölüdoğa, manzara ve klasik ustalardan kopyalar yapan Matisse teknik bir yetkinliğe ulaşmaya başlasa da özgün bir üsluptan uzaktı.

Henri-Matisse-The-Dinner-Table-1897[1]
The Dinner Table, 1897
1897’de ressam John Peter Russell’ı ziyaret etmek üzere Belle Île adasına seyahat eden Matisse, böylelikle ard izlenimcilikle tanışır. Matisse bu dönemden “Russell benim öğretmenim oldu ve bana renk teorisini açıkladı” sözleriyle bahsedecektir.

Henri-Matisse-Farms-In-Brittany[1]

Farms In Brittany, Belle Île, 1897
Ressamın sevgilisi ve modeli Caroline Joblau’dan olan ilk çocuğu Marguerite 1894’te dünyaya gelir, anlaşamayan çift bir süre sonra yollarını ayırır. Ekim 1897’de Amélie Noellie Parayre ile gittiği bir düğünde tanışır. Matisse’nin aksine Amélie’nin ailesi Paris’in elit kesimi içinde etkili olan zengin ve entelektüel bir burjuva ailesidir. Amélie halasına ve erkek kardeşlerine ait bir moda evinde şapka tasarımı yapar. Ocak 1898’de evlenirler. Matisse’in önceki ilişkisinden olan kızı Marguerite’i kendi çocuğu gibi benimseyen Amélie’nin 1899’da Jean ve 1900 yılında Pierre isimli oğulları dünyaya gelir. Matisse’nin Yeşil Çizgi dahil birçok eserine modellik eder, asistanlığını da yapar.
1899’da Vollard’ın galerisinden bir Rodin büstü, küçük bir Gauguin resmi, bir Van Gogh deseni ve ona göre çok önemli olan Cezanne’nin Yıkananlar resmini alır. Bu sanatçılar Matisse’nin o yıllarda üzerinde durduğu değişik sanat türlerini kaynaştırma konusundaki çalışmalarına kılavuzluk ederler. Geleneksel ustaların etkisinden çabuk çıkan ressam kısa süre sonra çağdaş sanatı ve özellikle de izlenimci sanatçıları etüd etmeye başlar. Bu dönemde sürekli yeni denemeler ve araştırmalar içinde olan ve özellikle Cezanne’nin resminde kurduğu kompozisyon yapısı, ölüdoğayı renk satıhlarının bir tasavvuruna dönüştürme anlayışı ve renk kullanımı Matisse’nin sanatında yankısını bulmuştur. Sanatçı “Modern sanat içinde en çok Cezanne’ye borçluyum” diyerek bu etkiyi dile getirmektedir. Bu yıllarda sanatçının resimleri arayış içinde olup belli bir yönelim göstermemektedir. Bu dönemde sanatçı heykel dersleri almaya başlar.
1901 yılında ilk sergisini açan Matisse, karısının ailesinin yaşadığı bir skandal ve ardından gelen iflas yüzünden maddi ve manevi sıkıntı içinde geçen iki yılın ardından karamsar bir döneme girer. 1903 yılına gelindiğinde neredeyse resmi bırakma noktasına gelmiştir. Bu yıllarda Henri-Edmond Cross ve Paul Signac’ın Noktacı (Pointilist) resim tekniği ile tanışır. Yan yana konulmuş saf renk tuşları ile yoğun bir renk titreşimi oluşturmak suretiyle güçlü bir görsel etki yaratmaya çalışan bu ressamların üslubunu daha kalın fırçalar kullanarak kendine uyarlayan Matisse 1904’e değin bu teknikle resimler yapar.

Henri-Matisse-Femme-Au-Chapeau-1905[1]

Femme Au Chapeau, 1905
Görülmemiş renklere boyanmış çehresiyle ilk sergilendiğinde Parislileri şaşırtır Henri Matisse’nin ünlü Şapkalı Kadın resmi. Resim oldukça zarif bir biçimde oturmuş bir kadını (Matisse’nin eşi Amélie) gösteriyordu. Kadının başında resmi bir toplantı için belki fazla gösterişli olmakla birlikte, yaşadıkları yere göre hiç de aykırı sayılmayacak bir şapka var. Yüzündeki mavi-yeşil çizgiler, gölgeler ya da konturlar ise sertti. Ayrıca fırça darbelerinde de aldırışsız bir savrukluk görülür.

 

La Raya Verde, 1905
Yeşil Çizgi tablosu Matisse’nin kişisel üslubunu anlatması nedeniyle ayrı bir yere sahiptir. Çağının en cesur ve yenilikçi portrelerinden Matisse’nin başyapıtlarından biri olarak kabul edilen tablonun asıl adı her ne kadar Madam Matisse Portresi ise de Yeşil Çizgi (La Raya Verde) olarak tanınmaktadır. Tablo sanatçının eşi Amélie Noellie Parayre’yi tasvir eder ve eserlerinin büyük bir kısmına eşi Amélie modellik edecektir.
Çok cesur bir renk kullanımı ile gerçekleştirilmiş olan portreye ismini veren Madam Matisse’nin alnı ve burnunu tanımlayan, yeşil renkle yapılmış geniş ve güçlü fırça darbesidir. Portrede ressam, biçimi tanımlamak için yalnız renge başvurmuştur. Amélie’nin oval yüzü yeşil hat ile ikiye ayrılır ve mor tonlardaki topuzlu saçı, birbiri ile mücadele eden üç renkli bir çerçeveye karşı öne çıkar. Yüzün sağ yanı yeşil tonların parlaklığını tekrarlarken sol yanında leylak ve turuncu tonlar Amélie’nin elbisesinin renklerini yansıtır. Amélie’nin yüzünün eksenini oluşturan yeşil çizgi, suni bir gölge hattı işlevi görerek, çehreyi geleneksel portrecilik tarzına uygun biçimde aydınlık ve karanlık iki alana ayırmaktadır. Ancak Matisse bunu soğuk ve sıcak renkler olarak renksel bir ayrıma dönüştürmüştür. Yüzün sol tarafındaki yeşiller resmin sağında arka plandaki yeşil renk ile bir simetri yaratırken resmin sağ yandaki pembe tonlar ise figürün solundaki leylak ve turuncu ile benzer bir ilişki kurmaktadır. Yeşil Çizgi portresi cesur renk kullanımından dramatik fırça tuşlarına, kompozisyon kuruluşundan duygusal ifadeciliğe değin Matisse’in üslubunun ve sanat anlayışının bir açıklaması gibidir.

Henri-Matisse-The-Reader-Marguerite-Matisse-1906[1]

The Reader, Marguerite Matisse (kızı), 1906
1905’te Paris Sonbahar Salonu’nda Yeşil Çizgi resminin de olduğu bir sergiye katılır. Resimler halkın ve eleştirmenlerin tepkisini çeker. Eleştirmen Louis Vauxcelles bir yazısında onları sınırsız renk kullanmaları nedeniyle les Fauves (vahşiler, barbarlar), yani Fovizm olarak adlandırır. Zamanla bu ifade akımın adı olarak kullanılmaya başlanır. Bu üsluptaki en önemli öğeler, renk, çizgi ve biçimdir. Bunların içindeki en önemli unsur ise renktir. Matisse’ye göre renk, ressam tarafından duyulmuş olan görünüşü seyredene nakletmekle zorunludur. Matisse, bütün Fovistler gibi yoğunlaştırılmış renkleri seviyor ve çeşitli renk değerlerini öylesine dengeliyordu ki, hiçbir renk değeri diğerine zarar vermiyordu. Ancak 1906’dan itibaren Fovist hareket çözülmeye başladı. Bu yıllarda Matisse, avangart sanatın önderlerinden biri haline gelir. Yine bu çevrenin önemli bir ismi olan, kendinden 12 yaş küçük Pablo Picasso ile dostlukları ve rekabetleri ise yaşamları boyunca sürer.

Henri-Matisse-The-Joy-of-Love-1906[1]

The Joy of Love, 1906
Genellikle yaptığı en güzel fovist resim kabul edilen bu eseri karşısında arkadaşı ressam Signac bile Matisse’nin yanlış yönde ilerlediğini düşünür. Rakibi olarak görülen Picasso bu resme yanıt olarak Avignonlu Kızlar tablosunu yapar. Hem Matisse’nin Yaşama Sevinci resmine hem de Picasso’nun Avignonlu Kızlar resmine esin veren resim ise Cezanne’nin Yıkananlar resmidir. Mekan tasarımında Doğu resim sanatının etkileri görülmektedir. Resmin merkezinde uzanmış iki figür, önlerindeki kaval çalan figürden daha büyük resmedilmiştir. Bu, Batı resminin perspektif kurallarına uymayan bir çizim tarzıdır. Merkezdeki figürlerin sağında kaval çalmakta olan bir küçük figürle karşılaşılmaktadır. Bu figür, Yunan mitolojisinin kır tanrısı Pan’dır. Bir Doğu hareminden çekip çıkardığı figürlerin yanına Batı resminin önemli bir figürünü yerleştirerek iki farklı sanat anlayışını, iki farklı dünyayı birleştirmiştir sanatçı. Aşkın, müziğin ve dansın neşesini tablonun renkleri ve ritmik şekillerine aktaran bu resim, yapıldığı zaman, döneminin en radikal resmi olarak kabul edilmiştir.

Henri-Matisse-The-Red-Room-1908[1]

The Red Room, 1908
Ressam buna dekoratif levha demiştir ve Moskovalı koleksiyoner Sergei Shchukin’in yemek salonu için yapmıştır. Matisse arka plan rengi olarak alışılmadık bir biçimde ana renklerden olan kırmızıyı kullanmıştır, bu rengi tuvalin yüzeyine yayarak mekanı oluşturmuştur. Böylece ortaya çıkan yeni mekanda derinlik ilizyonu yaratıp, gerçekte iki boyutlu olmaması gereken mekanın, iki boyutlu olarak algılanmasını sağlamaktadır. Ayrıca kırmızı renk üzerine uygulanmış kıvrımlı mavi motiflerin, hem duvar yüzeyinde hem de masada devam etmesi, bu iki boyutluluğu vurgulamaktadır. Resmin sol alt yanında görülen sandalye, tüm bu oryantalist/süslemeci tasarımın içinde, bir başka saf renk olan sarı ile kendini göstermektedir.

Henri-Matisse-Dans[1]

Dance, 1910
Resim Moskovalı koleksiyoner Sergei Shchukin tarafından sipariş edilmiştir. Resimde gerçek kişiler yok, semboller tasvir edilmiş. Bu resmin kaynakları kimi ritüellerde korunmuş olduğu varsayılan pagan zamanların halk danslarına uzanmaktadır. Pagan Baküs şenliklerinin coşkusu, kırmızı, mavi ve yeşilin son derece güçlü armonisiyle somutlaştırılmıştır. Burada kırmızı insanoğlunu, yeşil yeryüzünü ve mavi evreni simgelemektedir. Yine renklerle oluşturulmuş iki boyutlu bir mekandan söz etmek mümkündür. Derinlik ton farklılıklarıyla verilmektedir. Hareket halindeki kadınlar, oluşturdukları halkada sanki sonsuza dek dönecekmiş izlenimi vermektedirler. Kadın figürlerine dikkat edildiğinde öndeki figürün arkaik betimlenişi, kadınların çıplak oluşu, zaman dışılığı ve evrenselliği de vurgulamaktadır. Evrenin ve doğanın ritminin insanoğlunun bilinçaltında uyandırdığı duyguyu anlatmaktadır bu resim. Beş figürde yapılan deformasyonla tüm kullanılan ritimlerin gücü ve tutkulu canlılığı ifade edilmiştir. Bu hareketler vahşi yaşam enerjisi taşımakta ve kırmızı renk, içinde sakladığı heyecan, sıcaklık ve kızgınlıkla bu enerjinin sembolü olarak kullanılmaktadır. Özellikle ayak ve başların hareketleriyle, kıvrılan bacaklarla bu enerji izleyiciye aktarılmaktadır .

Henri-Matisse-The-Painters-Family-1911[1]

The Painter’s Family, 1911
Matisse bu resimde oğulları Jean ve Pierre, oyuna dalmış kızı Marguerite ve eşi Amélie’ye yer vermiştir. Eşi ve iki oğlu kanepelerin, duvar kağıdının ve en önemlisi yerdeki halının süslemeci-motifsel kalabalığı içinde neredeyse kaybolmaktadırlar. Figürler ve mekan arasındaki gerilim içinde, sanatçının oğulları, kızı ve eşi geniş İran halısıyla egemenlik yarışına girmişlerdir. İran halısı koltuklara, kanepelere ve duvara yayılarak egemen olmaktadır. Ressam figürlerin bedenlerini yok ederek, kişilerin elbiselerini vurgulamıştır. Yüzlerinde ise farklılıkları değil, benzerlikleri resmetmiş, aynı ten rengi, aynı yüz hatlarını kullanmıştır. Sanatçı figürleri yalnızca üzerlerinde kullandığı renklerle görünür kılmıştır. Oğullarının giysilerindeki kırmızı ve eşinin elbisesinin siyah gibi… Ressam bu resminde İran halı ve minyatürlerinden etkilenişini açıkça ortaya koymuştur.
1906’da sanat koleksiyoncusu Shchukin’in daveti ile Moskova’ya giden ve onun daha sonra müzeye dönüştürülen evini ziyaret eden Matisse, resimlerin yanı sıra kilimler ve diğer oryantal eşyalardan da çok etkilenmiştir. Bu etki onun kompozisyonlarında derin izler bırakmıştır. Moskova ziyaretinden sonra Fas’a gider. “Fas seyahati bana resimsel anlamda gerekli geçişi yapmam için yardımcı oldu. Fovizm’in canlı ama sınırlı teorisini uygulasaydım, doğayla bugün olduğundan daha hızlı kontak kuramazdım.” diyerek İslam Sanatı’nın kendi dekoratizmini oluşturmada ne denli rol oynadığını belirtmiştir. Matisse’nin 1908 ve sonrası yaptığı çoğu çalışmasında halı ve kilimlerde kullanılan katışıksız renk kullanımını ve dekoratif etkisini görmekteyiz.

Henri-Matisse-Zorah[1]

Zorah, 1912
Faslı modelin adı Zorah’tır. Resmi yaptıktan sonra ona Fatma, melez kız adını vermiştir. Resminde model mavi, krem ve yeşil renklerde bir elbise giymiş ve saçlarını örtüyle kapatmıştır. Mavi, mor renkte bir halıya diz çökmüştür. Türk terlik takımı tuvalin bir tarafında dikey bir çizgiyle vurgulanmıştır. Sade güçlü diegonal yapı resmin sol yukarısındadır. Bu form mavi yeşil alanla, beyaz küçük üçgen arasındadır. Bu yapı resmin plansız gibi görünen etkisini ortadan kaldırmaktadır. Türbanlı, uzun parlak yeşil elbiseli kız yeşil bir arka planda durmaktadır. Yüzündeki özellikler ve hatlar birkaç basit vuruşla sınırlandırılmıştır. Sağ el bir eşya üzerinde durmaktadır. Zaman ve yer detayı belirtisinden uzaktır. Bu modelle çalışırken modelin erkek kardeşi sorun çıkarmıştır. Daha sonra bu modelin bir hayat kadını olduğunu öğrenmiştir. Bu da onu oldukça sarsmıştır.

Henri-Matisse-Interior-At-Nice-1920[1]

Interior At Nice, 1920
Sık sık dünyanın çeşitli köşelerine seyahatlere çıkan sanatçı 1917’den itibaren Fransız Riviera’sına taşındı. Bu dönemde üslubunda bir rahatlama ve yumuşama görülmeye başlanır. Canlı renklerin ince akıcı biçimde uygulandığı yerel sahneler bu dönem eserlerinin konusudur.

Henri-Matisse-Odalisque-Au-Fauteuil-Noir-1942[1]

Odalisque Au Fauteuil Noir, 1942
Matisse’nin Sultan Abdülaziz’in soyundan gelen ve güzelliğiyle tanınan 1923 İstanbul doğumlu Nermin Sultan’ı resmettiği bir tablosu Nermin Sultan tabloya konuk olduğunda çocukluğunu ve genç kızlığını geçirdiği anneannesi Naime Sultan’la beraber Güney Fransa’da, Nice’te kalmaktaydı. Matisse’nin ilk kez 1940’ta sokakta görüp, esmer çehresinden etkilendiği Nermin Sultan, daha sonra ressam tarafından en sevdiği modellerinden biri olarak anılacaktı. Tam ismiyle Nezahat Nermin Hamide Şefkat nam-ı diğer Nermin Sultan, tabloya bu dönemde model olmayı kabul etti. Odalisque Au Fauteuil Noir (Siyah koltuktaki cariye olarak çevrilebilir) adını taşıyan tablo, 1942’nin Ocak ayında, Nermin Sultan’ın şimdilerde Matisse Müzesi olarak bilinen Matisse’nin Nice’teki evine komşu olduğu dönemde resmedildi. Nermin Sultan’ın verdiği pozun bir fotoğrafla da belgelendiği biliniyor.
Henri Matisse’in yaşamının bu dönemindeki en önemli olaylardan biri ise 1939 yılında, ressamın asistanı ile olan ilişkisi sonucu, 41 yıllık eşi Amélie Noellie Matisse-Parayre ile boşanmasıdır. Yıllarca en büyük yardımcısı, ilham kaynağı ve eserlerinin başlıca modeli olan eşinden ayrılmasının ardından Matisse kendini dış dünyadan tamamen izole etmiş ve ölümüne değin nadiren evinden dışarı çıkmıştır.
1941’de bir bağırsak ameliyatı geçiren ressam bu tarihten itibaren tekerlekli sandalye kullanmaya başladı. Ancak tüm bunlar resim yapmasını engelleyemeyecekti. 1947 yılında Cannes yakınındaki küçük bir şapel olan Saint-Marie du Rosaire de Vence Kilisesi’nin dekorasyonu işini üstlendi ve 1951’e değin bu işle meşgul oldu. 1952’de doğduğu şehre kendi adına bir müze açan sanatçı yaşamının son yıllarını tuval üzerine kolaj çalışmaları yaparak geçirdi.

 

Large Red Interior, 1948
Fransız ressam Henri Matisse, 1940’lardan itibaren, renkli kağıtlardan kestiği parçalardan oluşturduğu kompozisyonlarla yeni bir teknik geliştirir. Ömrünün son altı yılında ortaya çıkardığı eserlerde bu tekniği kullanır. Matisse, başlangıçta tasarım, maket ya da kitap ve dergi kapağı olarak geliştirdiği tekniği, yeni baskılarda renkler korunabildiği için boyaya tercih etti ve daha sonra bu eserler resimlerdeki kompozisyon özelliğini de kazanmaya başladı.

Henri-Matisse-Large-Composition-With-Masks-1952[1]

 
Large Composition With Masks, 1952

Henri-Matisse-Blue-Nude[1]

Blue Nude, 1951
Henri Matisse 3 Kasım 1954’te Nice’te geçirdiği bir kalp krizi sonucu 84 yaşında hayata gözlerini yumdu. Sanatçı Nice yakınındaki Monastère Notre Dame de Cimiez mezarlığında toprağa verildi.

İnsanların kalplerini kırdığında da bu çitlerdeki gibi delik açmış olursun. Ardından özürde dilesen bile, o yaranın izi orada kalır.

 

 

Bir zamanlar çok sinirli ve hırçın bir çocuk vardı.Birgün hırçınlığının ardından öfkesi yatışıp üzüntü hissetmeye başladığında, babası bir torba çivi verdi çocuğa. Ve, ne zaman sinirlenip hırçınlık yapar ise, bu çivilerden birini arka bahçedeki çitlere çkmasını söyledi.
Çocuk, ilk gün 37 çivi çaktı. Daha sonraki günlerde çakılan çivi sayısı git gide azaldı. Çocuk, öfkesine hakim olmanın arka bahç…eye gidip çivi çakmaktan daha kolay olduğunu zamanla fark etmişti.
Sonunda çocuk öfkesine hakim olur hale geldi. Gidip durumu babasına sevinç içinde anlattı. Babası, bu defa , kendisini tutabildiği her ün için çivilerden bir tanesini çitlerden sökmesini istedi oğlundan.
Günler, haftalar geçti ve en sonunda çocuk babasına tüm çivilerin bittiğini haber verdi. Bunun üzerine, babası:
“Aferin oğlum! iyi iş becerdinm ve öfkene hakim olmayı başardın” dedi ve çocuğun elinden tutup onu çitlerin yanına götürdü. Eliyle çitlerdeki delikleri göstererek:
“Delikleri görüyor musun? İşte bu çitlerdeki bu delikler tamamen kaybolmayacaktır. İnsanların kalplerini kırdığında da bu çitlerdeki gibi delik açmış olursun. Ardından özürde dilesen bile, o yaranın izi orada kalır.

Hepimiz bazen korkunç, acı veren, çözümsüz sandığımız, anlamadığımız sınavları yaşarız.

anette inselberg kızılderili

 

Cherokee Kızılderililerinin 12-13 yaşına gelen erkek çocuklarına uyguladıkları bir sınav vardır. Babası bir akşam oğluna artık erkek olduğunu kanıtlamak için bir sınavdan geçmesi gerektiğini söyler ve onu ormanın içlerine götürür. Orada oturması için bir ağaç kütüğü gösterir, çocuğun gözlerini bağlar ve onu gece boyunca yalnız bırakacağını belirtir. Çocuk bağırmamalıdır, gözlerini de sabahın ilk ışıkları bağın arasından süzülene kadar açmamalıdır. Orada kütüğün üzerinde sessiz kıpırdamadan sabahı beklemek zorundadır. Bunu başardığı zaman çocuk erkek olarak kabul edilir. Yaşadığı bu sınavı da başkasına anlatması yasaktır. Her erkek çocuk geceyi/sınavı yalnız bir başına yaşamalıdır.
Sınav zordur. Doğal olarak çocuk korkar. Rüzgarın sesi, orman hayvanlarının bağırtıları korkunçtur. Her yönden çıtırtılar, yaklaşan ayak seslerine benzer gürültüler gelir. Çocuğun aklından binbir türlü korkunç olasılıklar geçer durur. Ama sınavı geçmek ve erkek olabilmek için sabırla beklemek ve gözünü açmamak zorundadır.
Korkunç gecenin sonunda güneşin ilk ışıkları ile birlikte çocuk gözünü açar ve karşısında sessizce kendisini izleyen babasını görür. Onu yalnız bırakıp gideceğini söylemiş olan babası aslında bütün gece orada sessiz oturmuş bir tehlike durumunda oğlunu korumak için beklemiş, oğlunu sınavını yaşarken izlemiştir. Bu sınavı birlikte yaşayan baba ile oğul birbirlerine çok farklı bağlanırlar, baba oğlunu anlar çünkü aynı sınavdan geçmiştir, aynı zamanda oğul da babası için ne kadar değerli olduğunu anlar.
Hepimiz bazen korkunç, acı veren, çözümsüz sandığımız, anlamadığımız sınavları yaşarız. Bu sınavlar kendimizi kanıtlamak için de olabilir.
Her sınavla birlikte yaşamı anlar ve olgunlaşırız. Zaman zaman yalnız kaldığımızı da sanırız ama eğer oyunu kuralına göre oynarsak daima birileri, hatta sınavı yapan, bizi gönüllülükle gözetir..
Hayatınıza dokunan ve el verenleriniz eksik olmasın…

SON BİR KİŞİ…16 mart ctesi 10.30-19.00 arası sizleri Access bar bilinçaltı temizliği seminerine bekliyorum… REZ.TEL.ANETTE 0536 798 68 68

39515443_258085721501271_541501604004626432_n[1]

 

SON BİR KİŞİ…

Tekrarlayan aşk, ilişki, para, iş, sağlık sorunlarının çözülmesine niyet edenler
Kendinizi engelleyen korku, endişe, önyargı gibi duyguların iyileşmesine niyet edenler,
Yaşam enerjisini yükseltmek isteyenler,
Geçmiş travmalarının etkisini dönüştürmek isteyenler
16 mart ctesi 10.30-19.00 arası sizleri Access bar bilinçaltı temizliği seminerine bekliyorum…
REZ.TEL.ANETTE 0536 798 68 68

Mantramız: Hayatın tümü bize Kolaylık, Neşe ve İhtişamla gelir!

Yaşamımızda anlam yüklediğimiz önem verdiğimiz duygularımız, düşüncelerimiz, hislerimiz, inançlarımız, kararlarımız beynimizde depolanarak bir elektrik yükü oluştururlar.
Bu elektrik yükü başımızda yer alan (zaman, umut, farkındalık, yaratıcılık, güç, kontrol, şifa, yaşlanma, cinsellik, para gibi) ve “Bars” adı verilen 32 adet enerji noktasında birikir.

“Bars” çalışması ile amaçlanan o noktalara enerji verilerek orada oluşmuş manyetik alanı serbest bırakmaktır. “Bars” seansında bu noktalara parmak uçları ile yumuşakça dokunularak, bu noktalar aktif hale getirilir. Bu noktalardaki enerji birikiminin serbest bırakılması ile vücudunuzdaki blokajların çözülmesi sağlanır.

Her bir “Bars” seansında hayatınızın (dokunulan belli “Bars” noktasının temsil ettiği alanda) 5 ila 10 bin yıllık kısıtlamaları serbest bırakılabilir. “Access Bars” binlerce kişinin uyku, sağlık, kilo, para, seks, ilişkiler, korku, stres gibi birçok konuda değişimine yardımcı olmuştur.
Eğitim sürecinde 2 seans almış ve 2 seans uygulamış olursunuz
Bir seans yaklaşık 60 ile 90 dakika arası sürmektedir
Seminer saatleri hafta içi ve hafta sonu 10:00 – 19:00 arasıdır

“Bars” ların çalışmasının faydaları:

Zihin ve bedendeki gerilimi yok eder
Günlük yaşamın getirdiği stresi azaltır
Yaşamın üzüntülerini en aza indirir
Aşırı kızgınlık ve öfke eğilimlerini azaltır
Öfke, yorgunluk, tükenmişlik gibi duygular tarafından vücudunuzda oluşturulmuş kısıtlamaları çözer
Duygusal iniş çıkışları yatıştırarak, daha dengeli bir ruh hali içinde olmanızı sağlar
Depresyonu ortadan kaldırarak, neşeyi yaşamınıza geri döndürür
Korkularınızın, fobilerinizin, endişelerinizin giderilmesini sağlar
Enerjiyi arttırırken, yıpranmayı azaltır
Bedenin yaşlanma hızını azaltır
Yıkıcı düşünceleri kökünden söküp atar
Kafanızın içinde sürekli konuşup duran gereksiz düşünce diyaloglarını susturur
Huzur, güven ve iyi hal duyguları yaratır
Hamilelikte kolay, rahat ve sakin doğum sağlar
Çocuklarda ve gençlerde sınav öncesi sıkıntı ve endişelerin giderilmesini temin eder
Kendiniz ve diğer kişiler için zihninizde daha geniş bir kabullenme ortamı yaratmanızı sağlar (bu sayede ilişkilerde düzelme sağlanır)
Kendinize koyduğunuz kısıtlamaları ortadan kaldırarak hayatınızın her alanında daha fazla olasılığa yer açmanıza olanak verir ve fırsatları kendinize çekmenizi sağlar
Kendiniz için şu an kullandığınız enerjiden daha fazlasını kullanmanızı sağlar
Artan odaklanma, problem çözme, hayattan daha fazla keyif alma, işlerin daha kolay yürütülmesi, ruhsal gelişme sağlar

Anette İnselberg
Cep: 0(536) 798 68 68 & http://www.anetteinselberg.com
( Access The Bars Eğitmeni / Uygulayıcısı, Kurucular: Gary Douglas ve Dr. Dain Heer)

Nea Yaşam Akademisi 0212 219 19 30
Valikonağı cad. Poyracık sok. İlgen apt. No:28/15 Kat:4 Teşvikiye/Nişantaşı İSTANBUL

Hayatta bazen öfkeyle hareket edip bizi inciteni biz de incitmek isteriz

anette inselberg öfke yerine sevgi

Bir yılan marangoz dükkanına girer ve köşeyi döner dönmez testereyi görür ve ona doğru ilerler. Testereyle temas edince biraz yara alır. O anda dönerek tepkiyle testereyi ısırır ve bu sefer de ağzını çok fena keser.

Sonra ne olduğunu anlamayan yılan testerenin kendisine saldırdığını düşünüp testereyi bütün gücü ile çepeçevre sararak onu öldürmek ister. Çok acıdır ki yılan kendini testere ile vahşi bir şekilde öldürür.

Hayatta bazen öfkeyle hareket edip bizi inciteni biz de incitmek isteriz. Ama aslında farkında olmadan kendi kendimizi harap ederiz. Bu yüzden nefret ve öfkeye zor olsa da sevgiyle karşılık vermeliyiz…