Archive | Kasım 2018

Rock severlerin görmesi gereken bir film ”Bohemian Rapsody” .

anette inselberg queen bohemian rapsody

 

 

Rock severlerin görmesi gereken bir film ”Bohemian Rapsody” . Tüm film grubun müzikleriyle donanmış ama ”1985 Live Aid” konser görüntüleri muazzam. Film; farklı olmak, yaratıcı olmak, bu dünyada iz bırakmak duygularını tetikliyor. Ayrıca ”doğru niyet, doğru eylem, doğru söz” tavsiyesi tam da bu günlerde kendimle yaptığım çalışmalarla örtüştüğü için filmle daha da bütünleştim. İçimden bir yardım kampanyası başlatmak geçti ama ne olur, nasıl olur, ne zaman olur bilemem, eyleme geçirebilirsem duyururum. Hepinizi kocaman öpüyorum…A.I.
Not: Filmin son parçası ”Show must go on” du yani bizim deyişimizle hayat her şeye rağmen devam etmeli… Kalk ayağa ve yola devam et can can…

Her Gün Elma Sirkeli Suda Ayaklarınızı Bekleterek Negatif Enerjilerden Arınabilirsiniz…

rahatlama elma sirkesi anette inselberg ritüel lavanta

 

Gün içerisinde bir çok olumsuzluklar oluyor, canınız sıkılıyor. Eve geldiğinizde bunları üzerinizden atmak aslında çok kolay . Nasıl mı?

15 dakika yalnız kalacağınız bir odaya çekilip hafif bir müzik koyuyor, dilerseniz mum ve tütsü yakıyorsunuz. Bu odaya ”arınma odası” da diyebilirsiniz.

Bu odaya götürmek üzere su ısıtıp bir leğene dolduruyorsunuz  ve içine üç çorba kaşığı elma sirkesi (dilerseniz bir çorba kaşığı deniz tuzu da ekleyebilirsiniz) ilave diyorsunuz

Arınma odasında rahatça bir koltuğa oturup ayaklarınızı leğene sokuyorsunuz. Üç kez burnunuzdan nefes alıp ağzınızdan nefes veriyorsunuz.

Ardından ayaklarınız leğendeyken şu sözleri üç kere tekrarlıyorsunuz ” Bugün canımı sıkan, beni üzen tüm olay ve kişilerle olan enerjimi bağımı kesiyorum, kesiyorum, kesiyorum. Almamız gereken dersleri aldık artık ben de özgürüm onlar da özgür. Yoluma kolaylıkla devam ediyorum. Ve öyle de oldu”

Biraz gözlerinizi kapatıp sessizce bu kendinize ayırdığınız vaktin tadını çıkarıyorsunuz. 15 dakika sonra ya da kendinizi hazır hissettiğinizde ayaklarınızı kurulayıp lavanta yağıyla güzelce masaj yapıp  ”arınma odasından” çıkıyorsunuz.

İçinizin ferahladığını ve enerjiyle dolduğunuzu fark edeceksiniz.

Şifa olsun,

Anette İnselberg

 

 

Bernardo Bertolucci’nin unutulmaz 5 filmi

son imparator bernardo bertelucci anette binselberg

 

20. yüzyılın maestrosu olarak gösterilen İtalyan yönetmen Bernardo Bertolucci 77 yaşında Roma’da yaşamını yitirdi.
Bernardo Bertolucci, sadece İtalyan değil dünya sinemasının da dev yönetmenleri arasında görülüyor, “20. yüzyılın son büyük maestrosu” olarak anılıyordu.
1960’ların başında ilk filmlerini çekmeye başlayan Bertolucci birçok filme imza attı. İşte unutulmaz filmlerinden bazıları…
1) Konformist (1970)
İtalya-Fransa-Batı Almanya ortak yapımı bu politik dramatik filmde Bertolucci hem yönetmen hem de senarist. Faşist ideolojiyi eleştiren filmde, milliyetçilik, ortak hafıza gibi konulara değiniliyor.
Filmin kahramanı Marcello (Jean-Louis Trintignant) İtalyan diktator Mussolini’ye çalışan, sorgulamadan itaat eden bir konformisttir. Balayı için Paris’e gittiğinde ona yeni bir görev verilir. İtalya’da faşizme karşı bir tehlike olarak görülen yaşlı bir profesörü bulup öldürmesi istenir.
Türkiye’de sansüre takılan film, ancak Nisan 1989’da 8. Uluslararası İstanbul Film Festivali kapsamında gösterildi.
2) Paris’te Son Tango (1972)
İtalya-Fransa ortak yapımı filmde, Jeanne (Maria Schneider) evlenmeye hazırlanan Parisli sıradan bir kadındır. Ev ararken Paul (Marlon Brando) adında tuhaf bir Amerikalı adamla karşılaşır.
Yaşça kendisinden büyük olmasına rağmen ondan çok etkilenir. İkili arasında garip bir ilişki başlar. Sürekli beraber olsalar da birbirlerine hayatlarına dair hiçbir şey sormazlar. Aralarındaki kişilik farklılıkları ikisini de dar bir çıkmaza sürükleyecektir.
Paris’te Son Tango, kendi döneminin en erotik eserlerinden biri olarak görülür. Ancak film çekimi sırasında 19 yaşında olan Maria Schneider’in rızası dışında cinsel ilişkiye mecbur bırakıldığı iddiası yönetmene tepki gösterilmesine neden olmuştu.
[Robert De Niro ile Dominique Sanda] Telif hakkıGETTY IMAGES
Image captionRobert De Niro ile Dominique Sanda, 1900 filminin bir sahnesinde

3) 1900 (1976)
İtalya yapımı bu dönemsel tarih filmi Bertolucci’nin memleketi Emilia bölgesinde çekilen film, 20. yüzyılın ilk yarısında İtalya’da yaşanan siyasî kargaşalar içinde iki erkeğin hayat kronolojisini kaydetmektedir.
Filmde bir arkadaşlığın, siyasi olaylar ve ekonomik düzen paralelinde nasıl düşmanlığa dönüşebildiği anlatılır.
İtalya’da ünlü toprak sahiplerinden Berlinghieri ailesinin oğlu Alfredo (Robert De Niro) ve babası çiftçi olan Olmo (Gerard Depardieu) 1900 yılında aynı gün doğarlar.
Alfredo ve Olmo’nun arasındaki ilişki, yaşları büyüdükçe keskinleşen sınıf farklılıkları ve ülke içi ve dışında yaşanan siyasi sorunlar nedeniyle arkadaşlıktan düşmanlığa dönüşür. Savaşa gidip gelen Alfredo, artık solcu Olmo’nun gözünde, yok edilmesi gereken faşist bir lider haline gelmiştir.
Film 1976 Cannes Film Festival’inde gösterilmiş, ama yarışmaya katılmamıştı.
4) Son İmparator (1987)
ABD yapımı film, Çin’deki Qing hanedanlığının son imparatoru Puyi’nin yaşam öyküsünü konu edinir. Bertolucci filmin senaryosunu Mark Peploe ile yazmıştır. Bu filmle Çin hükümeti ilk kez Yasak Şehir’de film çekimine izin vermiştir.
Sinema tarihinin en çok ödül alan, en geniş kadrolu filmlerinin başında gelen Son İmparator destansı bir öyküdür. 2 yaşında tahta çıkan Çin’in son imparatoru Puyi’nin (John Lone) gözünden 60 yılın öyküsü anlatılır.
Filmin çekimi 2,5 yıl sürmüş, 19 binden fazla kişi rol almıştır. Son İmparator, Bertolucci’nin ‘Oryantal Üçlemesi’nin ilk filmidir. Bu seri daha sonraki yıllarda çekeceği Çölde Çay ve Küçük Buda ile tamamlanır.
Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Film dalları da dahil olmak üzere toplam 9 dalda Oscar aldı.
5) Çölde Çay
İngiliz yapımı film, Amerikalı yazar ve besteci Paul Bowles’ın 1949’da yazdığı aynı adlı romanından beyaz perdeye uyarlanmıştır.
New Yorklu Port (John Malkovich) ve karısı Kit (Debra Winger) evliliklerini kurtarmak ve tekdüze ilişkilerine farklı bir heyecan katmak üzere Afrika’ya doğru bir yolculuğa çıkarlar. Arkadaşları George (Campbell Scott) da onlara eşlik etmektedir. Y
olculuk Sahra Çölü’nde son bulduğunda bu üç Amerikalı, kendi hayatlarını kökten değiştirecek olayların içine sürüklenirler.

Kaynak: t24 haber

10 Etkileyici Tablosuyla İstanbul Ressamı Fausto Zonaro

1854’te Podova’da doğar. Fausto Zonaro, mesleki yaşamına inşaatlarda çıraklık yaparak başlamış. Resme ilgisini de işte böyle keşfetmiş.
“Köyüme dönünce hemen bildiklerimi uygulamak istedim. Evimin henüz beyaz kalmış tüm duvarlarını boyamaya giriştim. İşlerim fark edilince de duvar süsleme işleri aldım. Böylece fırçamla ilk paramı kazanmış oldum.”

fausto-zonaro-anne[1]

Fausto Zonaro – Anne
O yılların önde gelen güzel sanatlar akademilerinden biri olan Accademia Cignaroli’ye girdi. Askerlik görevi nedeniyle yarım bıraktığı eğitimini daha sonra Roma Güzel Sanatlar Akademisi’nde tamamladı.

Fausto Zonaro, İtalya’nın değişik şehirlerine geziler yapar. Bu gidiş gelişleri sırasında hep sanatını icra edebileceği, mutlu olacağı bir sanat çevresini ve yaşam şeklini bulmaya çalışır. Bu yıllarda hep huzursuzdur. Bu sıralarda kendisinden resim dersleri almak isteyen, Elisa Pante ile tanışır. Elisa’ya resim dersleri vermekle başlayan ilişkileri, birlikte daha güzel bir yaşam ve sanat ortamı arayışına kadar ilerler.

fausto-zonaro-dolmabahçede-gezinti[1]
Fausto Zonaro – Dolmabahçe’de Gezinti
İstanbul, Fausto Zonaro ve sevgilisi Elisa için tutku haline gelmiştir. Avrupa’da sanatçı olarak kendini ispatlamaktan umutlarının kırıldığı bir sırada son derece girişken bir genç kız olan Elisa, kısa bir süre sonra eşi olacak Fausto Zonaro’dan önce davranır ve İstanbul’a hareket eder. Zonaro da Elisa’dan 2 ay sonra, son derece güç koşullarda, İstanbul’a ulaşır. Pera’ya yerleşirler. Zonaro ilk günlerini hatıratında şöyle anlatır.
“Elisa, sevgili eşim, İstanbul’da yaşama gücümü senin sayende kazandım… Başlangıç yıllarını düşünüyorum da, suluboya tablolar yaparak geçimimizi sağladık. Çerçeve tamirleri yaptık, fotoğraf tab ettik… Fakat bize en yakın ilgiyi gösteren Yüksek Kaldırım’daki Zellich Kitabevi’nin sahibi Bay Zellich’i ve oğullarını asla unutmayacağım. Tablolarımı geniş vitrinine yerleştirmiş ve tanesine 1 lira değer biçmiştik. Tablolarım iyi satıldığından dolayı Bay Zellich benim adıma siparişler almaya başlamış ve ilk satılan dört tablonun parasını hemen vermişti. İstanbul’da ilk kazandığım para bu olmuştu.”

fausto-zonaro-falcı[1]

Fausto Zonaro – Falcı
Zonaro para kazanmak için, Galata Köprüsü’nde turistlere küçük İstanbul tabloları yapar, Elisa da çektiği sokak fotoğraflarını suluboyayla renklendirerek ipek üzerine bastırıp satar.
1892 yılında St. Esprit Kilisesi’nde evlenirler. Bu arada yeni çevre edinirler. Bunlardan biri de Osman Hamdi Bey’dir, dost olurlar.

fausto-zonaro-göksu-sefası[1]
Fausto Zonaro – Göksu Sefası
Zonaro 1896 yılında bir cuma günü Galata Köprüsü’nden geçerken, Ertuğrul Süvari Alayı ile karşılaşır ve alayın heybetinden son derece etkilenir. Köprü üzerindeki bu manzaraya ve beyaz atlara hayran kalır. Her hafta cuma günleri Galata Köprüsü’ne giderek Ertuğrul Süvari Alayı’nın geçişini doyumsuz bir heyecanla seyretmeye başlar. Süvarilerin geçişini bekler, onlar yaklaştıkça portre etüdleri, üniforma ayrıntıları çizer, düğme sayısına varıncaya dek her ayrıntıyı eskizlerine aktarır.
Bir süre sonra öylesine tanıdık bir sima haline gelir ki, çalışırken alay kumandanı ve subaylar onu görünce selamverirler ve tebessümle dostluklarını ifade ederler. Zonaro meşhur Ertuğrul Süvarisi Köprüde tablosunu yapar. Bu tabloyu saraya sunar. Sultan Abdülhamit çok beğenir tabloyu ve 20 altınla beraber Ressam-ı Hazret-i Şehriyari yani Saray Ressamlığı ünvanı verir.

Fausto-Zonaro-Ertuğrul-Süvari-Alayı-Köprüde[1]
Fausto Zonaro – Ertuğrul Süvari Alayı Köprü’de
Yakın dostu Münir Paşa, Ertuğrul Süvari Alayı Köprüde tablosunu çok beğenir. Ama bir sorun vardır. Resimdeki çıplak ayaklı çocuk ile çingene hoşuna gitmez. Zonaro şöyle anlatmıştır:
“Sarayın en nazik ve en cana yakın insanı, aziz dost Münir Paşa’nın huzurundayım… Bakın dedi, Padişah hazretleri yoksulluğu hiç sevmez ve yalınayak dolaşan insanların var olduğunu düşünemez. Bu oğlanı güzelce giydirmenin bir yolu yok mudur?”
Zonaro, resminde böyle değişikliği kabul etmez ve resim padişaha verilir. Aradan epey bir zaman geçer. Fransız Meclis Başkanı M. Paul Deschanel, Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yıldönümünde kendisini ziyarete gelir. Tabloyu beğenince Abdülhamit tabloyu ona hediye eder.
Sarayda duvarda boş kalan yeri doldurmak üzere Sultan Abdülhamid aynı tablonun yeniden yapılmasını talep eder. Zonaro bir süre sonra Ertuğrul Süvari Alayı Köprüde adlı eseri tekrar yapar. Ancak bir takım değişikliklerle… Resmin ilk halinde alayın geçişini izleyen yalın ayaklı bir çocuk ve çingeneler bu kez bu tabloda yoktur. Yerini ise gayet iyi giyinimli İstanbullar ile Zonaro ve eşi yer alır. Belli ki Münir Paşa’nın önceden yaptığı uyarı etkili olmuştur.

fausto-zonaro-sandala-binen-cariyeler[1]

Fausto Zonaro – Sandala Binen Cariyeler
Tulumbacı takımı, Bayram tablosunu hazırlayabilmesi için Zonaro’ya poz veriyor. Sanatçı anılarında şöyle der:
“Davul geliyor, ardından şu ünlü zurnayı çok iyi çalan Ermeni. Oyun başlıyor ve benim yiğitler (tulumbacılar) birer birer kol kola bağlanarak diziliyor, davulun tokmağının vurmasını bekliyorlar. Ve işte yavaş, iyice çoşana kadar devinimi, hızı artan, küçük küçük adımlar, küçük küçük eğilmeler başlıyor… Resim sehpama bir buçuk metrelik güzel, beyaz bir tuval yerleştirdim. Birkaç kez gidip gelip baktım ve hızla kompozisyonuma başladım.”
Sanatçı diğer önemli çalışmalarında olduğu gibi, kendisini fonda, tuvalin sağ köşesine yerleştiriyor.

fausto-zonaro-bayram[1]

Fausto Zonaro – Bayram
Hareket Ordusu’nun komutanlarından Enver Paşa’nın babası Hacı Ahmet her yerde aranmaktadır. Zonaro, dostu Hacı Ahmet’i evinde saklar. 26 Nisan 1909’da Hareket Ordusu şehre girer. Ressam ve Hacı Ahmet, ertesi gün Enver Bey’e gider.
Enver Bey, ressama hem poz verir hem de Sultan’ın üç gün sonra tahttan indirileceğini söyler. Zonaro, bu sırrı padişaha söylememiştir.
Zonaro, II. Meşrutiyetin ilanıyla, Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra saray ressamlığı görevinden azledildi. Ev ve atölye olarak kullandığı Akaretler 50 numaralı binada da ancak kirasını ödemek kaydıyla oturabileceği söylendi. İttihatçıların bu tutumundan rahatsız olan Zonaro İtalya’ya dönmeye karar verdi.

fausto-zonaro-enver-paşa-portresi[1]

Fausto Zonaro – Enver Paşa Portresi
1910 yılında önce resimlerini 46 sandığa koyup anlaştığı bir gemi şirketi ile Napoli Limanı’na, oradan da aktarmayla Roma’ya gönderdi. Zonaro’nun Napoli Limanı’nda 12 gün bekleyen resimlerinin pek çoğu kötü hava koşulları yüzünden zarar gördü. Zonaro eşiyle birlikte Orient Ekspres ile İtalya’ya döndü. 1929 yılında San Remo’da ölen Fausto Zonaro, bütün dünyada İstanbul’la ilgili tablolarıyla tanınır.

fausto-zonaro-kayıkta-sefa[1]

Fausto Zonaro – Kayıkta Sefa
Bugüne kadar Zonaro ile ilgili en kapsamlı eser Osmanlı Saray Ressamı Fausto Zonaro – Erol Makzume ve Osman Öndeş tarafından yayımlandı. Yaşamöyküsü ile birlikte 400’ü aşkın resmi ve eşi Elisa Zonaro’nun o yıllarda çektiği 200 kadar fotoğraf yer alıyor. Zonaro ailesi arşivlerini ilk kez bu kitap için tam anlamıyla açtı. Önemli bir kısmı ilk kez yayımlanan onlarca belge ve fotoğrafın da yer aldığı kitaptaki en çarpıcı belge, eşi Elisa Zonaro’nun 1894-1920 arasında bütün resim satışlarını kaydettiği hesap defteri. Bu defterle Zonarolar’ın İstanbul’da kimlere resim sattıkları, saraydan maaşlarını nasıl aldıkları gibi pek çok önemli ayrıntı belgelenmiş oluyor.

fausto-zonaro-boğaz-manzarasında-türk-kadın[1]

Fausto Zonaro – Boğaz Manzarası’nda Türk Kadın

Kaynak: leblebitozu

Yaşlandıkça Gençleşebilmek…

46508801_2220269234684297_1539679259457486848_n[1]

Gençlik, bir hayat evresi değil, bir akıl halidir. Yıllar cildi buruşturabilir ancak heyecanların bitişiyle ruh buruşur. İnsan, kendine olan, güveni kadar genç, kuşkusu kadar yaşlı, umudu kadar genç, bezginliği kadar yaşlıdır.

Hiç kimse, fazla yaşamış olmakla yaşlanmaz, insanları yaşlandıran, ideallerinin bitmesidir. Kalbi sevdikçe, neşe duydukça, güzellikleri fark ettikçe, beyni yeni şeyler keşfettikçe, herkes gençtir.

İnsanlar yaşadıkça, yaşlandıklarını sanırlar, oysa yaşamadıkça yaşlanırlar.

İnsan, yaşlı olmaya karar verdiği gün yaşlanır…

Gökyüzünün Şanslı Günlerinde Hayatımıza Bolluk Bereket Getirme Ritüeli…

anette inselberg bolluk bereket yay burcu sirius karışımı
Her yıl güneş ve Jüpiter kavuşumu yaşanır. Ama 25-26-27 Kasım günlerinde yaşanacak olan kavuşum çok özel olacak. Şans, bereket, bolluk ve şifa getiren Jüpiter’in çok güçlü olduğu Yay burcundaki geçişi 25-26- 27 kasım tarihlerinde oluyor.

Bu güzel açıyı değerlendirmek için tabi ki ritüel şart.

Ritüelin Malzemeleri

Nar

3 Adet çikolata

Arpa Şehriye

Sevdiğiniz bir yüzük (ya da takı)

Kırmızı Karton

Ritüelin Yapılışı

27 kasım günü (yarın) akşam dokuzdan sonra kırmızı kartonun üzerine arpa şehriyeyi, yüzüğü ve üç adet çikolatayı şekildeki gibi yerleştiriyorsunuz.

Gece size uyan bir vakitte kartonun yanında ayakta duruyorsunuz ve yüzüğü sol avucunuzun içine alıp şu sözleri üç kez tekrar ediyorsunuz ” Allahın izniyle evime, işime, hayatıma, sevdiklerime, bolluk, bereket, aşk, başarı, sağlık ve neşe aktı. Gönlümdeki dilekler hayatıma aktı ve ben çok mutlu ve şanslıyım. Çok şükür”

Yüzüğü kartondaki yerine geri koyuyorsunuz ve ertesi gün size uyan bir zamanda çikolataları üç ayrı çocuğa veriyorsunuz, arpa şehriyeli pilav yapıp komşulara dağıtıyorsunuz, narı yiyorsunuz  ve yüzüğü 7 gün parmağınıza takıyorsunuz.

Yüzüğü parmağınıza takarken ” Gönlümdeki dilekler, şans, bolluk, bereket, aşk,başarı hayatıma aktı, hayatıma aktı, hayatıma aktı” diyorsunuz.

Şifa olsun,

Anette İnselberg

Not 1: 7 gün sonra yüzüğü yıkayıp istediğiniz tekrar kullanabilirsiniz.

Not 2: Kartonu başka bir ritüel için saklayabilirsiniz.

Not 3: Evet karton kırmızı olmalı

 

 

 

Bundan böyle yapmayacağımız 13 şey

ANETTE İNSELBERG NİL KARAİBRAHİMGİL

Evet biliyorum listelerden ve bizi kolumuzdan tutup kaldırmaya çalışan ‘kişisel gelişim kitapları’ndan bıktık usandık ama yine de bu liste kaçmaz dedim.
İnsan başına gelmedikçe pek kıpırdamıyor.
Buna ikna olduğum için, evinde tembel tembel oturanın içindeki devi uyandıracağına filan inancım kalmadı.
Okumak iyi hoş insanın sularını kabartıyor ama okuyup, ‘hadi o zaman’ deyip, yapmadığım o kadar çok şey olmuş ki.
Koşa koşa alışkanlık değiştirme bileziği almıştım mesela.
21 gün bir alışkanlık değiştirip koluna her gün birer ip takıyorsun.
21 ip olduğunda A-aaaa!
Alışkanlığın gitmiş bile!
İşte bunların pek de olmadığını ve uygulanmadığını görünce, yine dolup dolaşıp insanın içten çatırdaması gerektiğine inandım.
Değişim kitaptan, bilezikten, günlüklerden gelmiyor. İçeriden fay kıracaksın.
Ha, sen fayını kırabilir misin ya da fayını neler kırar, o kısmına hiçbir guru bulaşamaz.
Ulaşamaz daha doğrusu.
Bugün paylaşacağım liste, ruhu güçlü insanların yapmadıkları şeyler. Sevdim ben.
1 Kendilerine acıyarak zaman kaybetmezler.
2 Güçlerini başkalarına bırakmazlar. Güçlerini bırakmazlar.
3 Değişimden ve değişmekten korkmazlar.
4 Kontrol edemedikleri şeylere odaklanmazlar.
5 Herkesi mutlu etmeye uğraşmazlar.
6 Hesaplanmış risk almaktan korkmazlar. (Hesapsız risk başka şey)
7 Geçmişte kaybolmazlar.
8 Sürekli aynı hatayı yapmazlar.
9 Başkalarının başarılarından mutsuz olmazlar.
10 İlk başarısızlıktan sonra pes etmezler.
11 Tek başına zaman geçirmekten korkmazlar.
12 Hayatın onlara bir şey borçlu olduğunu düşünmezler.
13 Anında sonuç beklemezler.
Gençlikte duvarlar önemlidir. İnsan duvarına hayallerini, kahramanlarını ve ona yol gösteren lafları asar.
Benim duvarlarla ilgili çok anım var.
Başucu lambama bile kartpostal tutuştururdum.
Uzun süre Walt Whitman’ı duydum uyandığımda: ‘Kendimle mi çelişiyorum? Ne güzel, demek içimde büyük bir zenginlik var.’
Şimdi bu listedeki her şeyin el yaktığını biliyorum.
İnsan kendine de acıyor.
Gücünü kararlarını başkalarına da bırakıyor. Değişimden de korkuyor.
Kontrol edemediği şeylerle yıllarını geçiren var.
Etrafım herkesi hoş tutmaktan bitap düşmüş insan dolu.
Risk almak köşe bucak kaçılan şey. Hesaplamaya bile kalkışılmıyor.
Geçmiş çoğu insanın tek ülkesi. Sürekli aynı hatayı yapanlar sürekli aynı ‘hayat’ı yapıyor aynı zamanda.
Farkında olmadan. Başkalarının başarılarından mutsuz olma demirbaş bir duygu.
Kolaysa kaldır, pencereden at! Kas gerekir. Geniş yürek hacmi gerekir.
İlk başarısızlığı, sonsuz başarısızlık addedip vaz geçen tanımadınız mı hiç?
Yalnız zamanının kıymetini bilmeyip hiç kendine uğramayan, uğrasa da sosyal medyasız üşüyen insan kalabalığı içindeyiz.
Bir yalnızlığımız vardı o da gitti.
Hayata öfkelilerin en büyük öfkesi, hayatın onlara borçlu olduğunu düşünmeleri…
Bana bunu verecekti, vermedi. Ne ağır duygu, kaldırsan altı solucan dolu.
Anında sonuç beklememeyi ben de yeni öğreniyorum.
Oğluma öğretmek için en başta. Mecbur kaldım.
Geçenlerde bir cümle okudum çok hoşuma gitti, “Bir kadını eğitirsen, bir aileyi eğitirsin” diyor.
Biliyorum böyle alt alta yazınca olmuyor ama duvar işe yarabilir bak.
Bu listeyi asıp, her gün göz göze gelmeye değmez mi?
Biri değişse, bir sürü taş oynar yerinden bak görürsünüz.
Müjdeli haftalar hepimize.
Kaynak: Nil Karaibrahimgil

Bundan böyle yapmayacağımız 13 şey

anette inselberg nil karaibrahimgil

 

Evet biliyorum listelerden ve bizi kolumuzdan tutup kaldırmaya çalışan ‘kişisel gelişim kitapları’ndan bıktık usandık ama yine de bu liste kaçmaz dedim.

İnsan başına gelmedikçe pek kıpırdamıyor.
Buna ikna olduğum için, evinde tembel tembel oturanın içindeki devi uyandıracağına filan inancım kalmadı.
Okumak iyi hoş insanın sularını kabartıyor ama okuyup, ‘hadi o zaman’ deyip, yapmadığım o kadar çok şey olmuş ki.
Koşa koşa alışkanlık değiştirme bileziği almıştım mesela.
21 gün bir alışkanlık değiştirip koluna her gün birer ip takıyorsun.
21 ip olduğunda A-aaaa!
Alışkanlığın gitmiş bile!
İşte bunların pek de olmadığını ve uygulanmadığını görünce, yine dolup dolaşıp insanın içten çatırdaması gerektiğine inandım.
Değişim kitaptan, bilezikten, günlüklerden gelmiyor. İçeriden fay kıracaksın.
Ha, sen fayını kırabilir misin ya da fayını neler kırar, o kısmına hiçbir guru bulaşamaz.
Ulaşamaz daha doğrusu.
Bugün paylaşacağım liste, ruhu güçlü insanların yapmadıkları şeyler. Sevdim ben.

1 Kendilerine acıyarak zaman kaybetmezler.
2 Güçlerini başkalarına bırakmazlar. Güçlerini bırakmazlar.
3 Değişimden ve değişmekten korkmazlar.
4 Kontrol edemedikleri şeylere odaklanmazlar.
5 Herkesi mutlu etmeye uğraşmazlar.
6 Hesaplanmış risk almaktan korkmazlar. (Hesapsız risk başka şey)
7 Geçmişte kaybolmazlar.
8 Sürekli aynı hatayı yapmazlar.
9 Başkalarının başarılarından mutsuz olmazlar.
10 İlk başarısızlıktan sonra pes etmezler.
11 Tek başına zaman geçirmekten korkmazlar.
12 Hayatın onlara bir şey borçlu olduğunu düşünmezler.
13 Anında sonuç beklemezler.
Gençlikte duvarlar önemlidir. İnsan duvarına hayallerini, kahramanlarını ve ona yol gösteren lafları asar.
Benim duvarlarla ilgili çok anım var.
Başucu lambama bile kartpostal tutuştururdum.
Uzun süre Walt Whitman’ı duydum uyandığımda: ‘Kendimle mi çelişiyorum? Ne güzel, demek içimde büyük bir zenginlik var.’
Şimdi bu listedeki her şeyin el yaktığını biliyorum.
İnsan kendine de acıyor.
Gücünü kararlarını başkalarına da bırakıyor. Değişimden de korkuyor.
Kontrol edemediği şeylerle yıllarını geçiren var.
Etrafım herkesi hoş tutmaktan bitap düşmüş insan dolu.
Risk almak köşe bucak kaçılan şey. Hesaplamaya bile kalkışılmıyor.
Geçmiş çoğu insanın tek ülkesi. Sürekli aynı hatayı yapanlar sürekli aynı ‘hayat’ı yapıyor aynı zamanda.
Farkında olmadan. Başkalarının başarılarından mutsuz olma demirbaş bir duygu.
Kolaysa kaldır, pencereden at! Kas gerekir. Geniş yürek hacmi gerekir.
İlk başarısızlığı, sonsuz başarısızlık addedip vaz geçen tanımadınız mı hiç?
Yalnız zamanının kıymetini bilmeyip hiç kendine uğramayan, uğrasa da sosyal medyasız üşüyen insan kalabalığı içindeyiz.
Bir yalnızlığımız vardı o da gitti.
Hayata öfkelilerin en büyük öfkesi, hayatın onlara borçlu olduğunu düşünmeleri…
Bana bunu verecekti, vermedi. Ne ağır duygu, kaldırsan altı solucan dolu.
Anında sonuç beklememeyi ben de yeni öğreniyorum.
Oğluma öğretmek için en başta. Mecbur kaldım.
Geçenlerde bir cümle okudum çok hoşuma gitti, “Bir kadını eğitirsen, bir aileyi eğitirsin” diyor.
Biliyorum böyle alt alta yazınca olmuyor ama duvar işe yarabilir bak.
Bu listeyi asıp, her gün göz göze gelmeye değmez mi?
Biri değişse, bir sürü taş oynar yerinden bak görürsünüz.
Müjdeli haftalar hepimize.

Kaynak: Nil Karaibrahimgil

Soğuk bir kış sabahı sahildeki küçük bir köyden bir balıkçı filosu denize açıldı.

anette inselberg gün doğar

 

Soğuk bir kış sabahı sahildeki küçük bir köyden bir balıkçı filosu denize açıldı.
Öğleden sonra büyük bir fırtına koptu.
Gece olduğunda balıkçı teknelerinden hiçbirisi limana dönememişti.
Bütün gece boyunca eşler, anneler, çocuklar ve sevgililer ellerini açıp, kaybolan sevdiklerini kurtarması için Tanrı’ya yakararak kıyıda dolaştılar.
Bu berbat durumda, bir de kulübelerden birinde yangın çıktı.. Hiçbir şeyi kurtarmak mümkün olmadı.
Gün ışırken, herkes sevinçle balıkçı teknelerinin tümünün sapasağlam limana döndüğünü gördü..
Kıyıda ağlayan tek kişi vardı. Yangında evi kül olan kadın.. Kocası karaya çıkarken “Mahvolduk! Evimiz, içindeki her şeyle birlikte
yangında kül oldu” diye haykırdı. Adam karısına sarıldı.. “O yangına şükürler olsun! Gecenin zifiri karanlığında, o müthiş fırtınada, dağ gibi dalgalar arasında, yanan kulübemizin ışığı sayesinde bütün tekneler, yolumuzu bulduk ve salimen dönebildik.”
HAYAT BU!
Üzülüyorsun, takma diyorlar,
Kızıyorsun, değmez diyorlar,
Boşveriyorsun gamsız diyorlar.
Konuşuyorsun, muhatap olma diyorlar,
Çekip gidiyorsun, mücadele et diyorlar,
Alttan alıyorsun, tepene çıkardın diyorlar.
Bağırıyorsun, sakin ol diyorlar,
Aklı başında davranıyorsun, bu kadar uslu olunmaz diyorlar..
Ölünce ne diyecekler?
Muhtemelen :
Ölüm sana yakışmadı.
Normal tabii, dirimizi beğenmediler ki ölümüzü beğensinler !
Neyzen Tevfik demiş ki:
Hayat, çatlak bardaktaki suya benzer…
İçsen de tükenir içmesen de;
Bu yüzden hayattan tat almaya bak…
Çünkü yaşasan da bitecek,
Yaşamasan da!..Alıntıdır

İstanbul’un 10 Tarihi Apartmanı ve Etkileyici Hikayeleri

İstanbul sokaklarında dolaşmak, sadece farklı medeniyetlerden günümüze ulaşmış tarihi eserler sayesinde değil; bir yüzyıl öncesine ait onlarca tarihi apartman, han, pasaj ve yapı sayesinde daha bir güzel…
Sokaklarda yürürken bize nostalji yaşatan, mimarileriyle gözlerimizi kamaştıran, kimi zaman “keşke burada yaşasaydım” dedirten 10 tarihi apartman sizler için bu yazıda bir araya geldi, her birinin hikayesi fazlasıyla ilgi çekici!
Ragıp Paşa Apartmanı | Taksim

istanbul-eski-apartmanlar-ragip-pasa[1]

Fotoğraf: @beyogluguzeli, instagom.com
II. Abdülhamit döneminin en zengin devlet adamlarından biri, mabeyin başkâtibi olarak görev yapan Eğribozlu Sarıca Ragıp Paşa’ymış. Bu paşa, Beyoğlu’nda üç büyük pasajı yani Afrika Pasajı, Rumeli Pasajı ve Anadolu Pasajı’nın yanı sıra bir de İstiklal Caddesi üzerindeki bu apartmanı yaptırmış. 1900 yılında inşa edilen beş katlı tarihi apartman, caddenin köşelerinden birini tutuyor ve art-nouveau tarzında. Binanın mimarı Mimar Aram Karakaş, Ragıp Paşa Apartmanı’na hareketlilik katan şöyle bir şey düşünmüş: dikkatli bakın, binanın her katındaki pencereler farklı ve hepsi de büyüleyici geometrik süslemelere sahip.
Mısır Apartmanı | Galatasaray

istanbul-eski-apartmanlar-misir-apartmani-768x514[1]

Fotoğraf: gezitta.com
İstanbul’un birçok noktasında rastlayabileceğiniz Mısır esintileri, Galatasaray’daki bu ünlü apartmanı sadece sanatsal ve mimari açıdan etkilemekle kalmıyor, ona adını da veriyor. 1905-1910 yılları arasında inşa edilen ve mimar Hovsep Aznavuryan’ın tasarladığı Mısır Aparmanı, Osmanlı döneminde Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın yeğeni ve sadrazam Sait Halim Paşa’nın kardeşi olan Abbas Halim Paşa tarafından yaptırılmış. II. Abdülhamit ve Atatürk’ün diş hekimi Sami Günzberg’in muayenehanesinin yer aldığı, Mehmet Akif Ersoy’un kısa bir süre yaşadığı ve vefat ettiği yer olarak da bilinen tarihi apartman, bugün hala Beyoğlu’nun en görkemli binalarından biri. Muhteşem İstanbul manzarasıyla binanın terasındaki 360’da İstanbul’da bir akşam yemeği ya da içki içmek için veya halen Mısır Apartmanı’nda kalmayı sürdüren galerileri ziyaret etmek için buraya bir hafta sonu yeniden uğramak şart.
İlginizi çekebilir: Melisina’dan “Mısır Apartmanı: İstiklal’de Saygı Duruşu”
Doğan Apartmanı | Galata

istanbul-eski-apartmanlar-dogan-apartmani[1]

Fotoğraf: Melike Alpay, theMagger
İstanbul’da en sevdiğimiz sokaklardan olan Serdar-ı Ekrem Sokak’ta yer alan, sapsarı ve görkemli bu apartman yani Doğan Apartmanı, belki de eski İstanbul apartmanları arasında en ünlüsü. 1892-1894 yılları arasında Belçika kökenli tüccar ve banker Albert Helbig tarafından mimar Raymondo d’Aranco’ya yaptırılan apartman, bugün de ünlü isimlerin ikamet ettiği bir bina. 52 dairesi, 330 metrekarelik avlusu ve İstanbul’un ayaklar altında olduğu çatı katıyla etkileyici bir adres olan Doğan Apartmanı, adını 1942 yılından itibaren binanın sahibi olan Kazım Taşkent’in küçük yaşta bir çığ kazasında ölen (ve adını Doğan Kardeş dergisine de veren) oğlundan alıyor. Serdar-ı Ekrem Sokak’tan geçerken ağzınız açık kalırsa yalnız olmadığınızı bilin; apartman “Eşkiya” ve “Muhsin Bey” başta olmak üzere bir sürü filmde de arz-ı endam ediyor.
İlginizi çekebilir: Melike Alptay’dan “Doğan Apartmanı: Serdar-ı Ekrem’in Tarihi Sarı Binası”
Kamondo Apartmanı | Galata

istanbul-eski-apartmanlar-kamondo-768x508[1]

Fotoğraf: tas-istanbul.com
Yalnızca Kamondo Apartmanı değil; İstanbul’daki birçok önemli tarihi yapıyı, görkemli binayı ve hatta Kamondo Merdivenleri gibi şehrin sakinlerine bugün hâlâ hizmet eden eserleri yaptırmış bir Sefarad aile olan Kamondo Ailesi’nin hikâyesi de ne yazık ki biraz trajik. Çok sevdikleri ve çok şey kattıkları İstanbul’u, Osmanlı’nın çöküş yıllarında terk ederek Paris’e yerleşen ailenin tüm fertleri II. Dünya Savaşı sırasında Auschwitz’e yollanarak can vermiş. Ailenin Serdar-ı Ekrem Sokak’taki ikametgahı olan Kamondo Apartmanı’nın tam olarak hangi tarihte ve hangi mimar tarafından yapıldığı bilinmese de hakkında bilinen iki önemli bilgi var. Biri, burada mimar Gabriel Tedeschi, padişahın diş hekimi Hantz Von Der Heyde ve sanatçı Abidin Dino’nun da yaşadığı; ikincisi ise ünlü Kamondo Merdivenleri’nin, Avram Kamondo’nun bu apartmandan çıkıp Voyvoda Caddesi’ndeki banka binasına kolayca gidebilmesi için yapıldığı.
Hidivyal Palas | Tünel

istanbul-eski-apartmanlar-hidivyal[1]

Fotoğraf: diken.com.tr
Beyoğlu’ndaki birçok eski apartman otellere dönüşürken, Hıdivyal Palas’ın değişimi biraz tersine işlemiş. 1841 yılında İstanbul’un en lüks otellerinden biri olarak, Hotel d’Angleterre adıyla kapılarını açan Hıdivyal Palas, 1895 yılında el değiştirerek Mısır Oteli, Hıdiv Oteli gibi isimler almış. İlk açıldığı dönemde iki-üç dil bilen personeli, şarapları ve yemekleriyle tarih kitaplarına geçen Boğaz manzaralı Fransız restoranı ve başta Pierre Loti olmak üzere ünlü konuklarıyla ünlenen bu bina, bugün Lebon Pastanesi’ne ve (Beyoğlu’nda sayısı gittikçe azalan esnaf lokantalarından) Armada Restoran’a ev sahipliği yapıyor. Binanın manzarası hakkında bir fikir sahibi olmak için ziyaret edebileceğiniz ilginç bir adres ise üst katlardaki Işık Ozalit!
Botter Apartmanı | Tünel

istanbul-eski-apartmanlar-botter-768x576[1]

Fotoğraf: gezerbocek.blogspot.com
Uzun süredir bakımsız halde kaldıktan sonra birkaç yıldır restorasyon altında olan Botter Apartmanı, art-nouveau tarzında bir tarihi apartman ve aynı zamanda bu tarzda yapılmış İstanbul’un en önemli binalarından da biri. II. Abdülhamit’in terzisi Mösyö Jan Botter tarafından Raymondo d’Aranco’ya yaptırılan Botter Apartmanı; geometrik motifleri, Medusa başları ve bitkisel süslemeleriyle göz kamaştıran bir cepheye sahip. Hollanda kralının terzisi, stilist olarak ün ve para kazanmış Jan Botter; İstanbul’a padişahın terziliğini yapmak üzere ailesiyle birlikte gelmiş ve zenginliğine zenginlik katarak bu beş katlı apartmanı yaptırmış. Alt katı mağaza, birinci kat terzihane, ikinci kat kendi daireleri, üçüncü kat çocuklarının daireleri ve en üst kat da hizmetlilerin daireleri olarak tasarlanmış. Bugünlerde Botter Apartmanı’nın önünden geçerken ahşap paneller yerine ipek abiyeler ve yüz yıl öncesinin “haute couture” örneklerini giyen mankenleri mutlaka görün.
Frej Apartmanı | Şişhane

istanbul-eski-apartmanlar-frej-768x576[1]

Fotoğraf: kamilpark.blogspot.com
İstanbul’da, özellikle de Galata civarındaki apartman furyasının hızlı yükseldiği yıllarda, 1905-1906’da Selim Hanna Frej tarafından yaptırılan binanın mimarı Khyrikiadis. Art-nouveau’nun Alman versiyonu da denilen Jugendstil özellikleri taşıyan binayı yaptıran Frej ailesi; Lübnan asıllı, zengin ve sosyetenin vazgeçilmezi bir aileymiş. Devlete borç verecek, hatta Doğu Akdeniz’deki tüm Osmanlı limanlarını kiralayabilecek güçteki servetlerini, Galata’nın yarısına sahip olan Glavani ailesi ile çocuklarını evlendirerek katbekat arttırmışlar. Yıllarca burada yaşayıp sonunda Nişantaşı modasına uyarak taşınan Frej ailesinden sonra, bina yeni sahibi Sarkuysan’ın genel müdürlük binası olarak hizmet vermiş, şimdi ise otel olmayı bekliyor.
Deniz Palas | Şişhane

istanbul-eski-apartmanlar-deniz-palas-768x508[1]

Fotoğraf: tas-istanbul.com
Şişhane metrosunun Sadi Konuralp Caddesi çıkışının hemen yanında yer alan Deniz Palas, bugün Nejat Eczacıbaşı Binası adıyla İstanbul’un kültür sanat yaşamındaki en önemli kurum olan İKSV’ye ve vakfın konser mekanı Salon’a ev sahipliği yapıyor. 1920’de Mimar Georges Couloutros tarafından, Kirzade Apartmanı adında bir apartman olarak inşa edilen Deniz Palas; art-nouveau stilinin İstanbul’daki örneklerinden biri. Binanın bir başka önemli özelliği, dünyaca ünlü soprano Leyla Gencer’in vasiyetini gerçekleştiren müze-eve mekan sağlaması. Gencer’in tek vasiyeti İstanbul’da bir Leyla Gencer Evi açılmasıymış ve bu 6 Mayıs 2010’da İKSV tarafından gerçekleştirilmiş: Leyla Gencer’in Milano’daki evinin eşyalarıyla döşenen Leyla Gencer Evi, Deniz Palas’ın birinci katında yer alıyor.
Arif Paşa Apartmanı | Elmadağ

istanbul-eski-apartmanlar-arif-pasa-768x576[1]

Fotoğraf: twitter.com/seda_ozen
Cumhuriyet Caddesi’nden Elmadağ Caddesi’ne inildiğinde görebileceğiniz Arif Paşa Apartmanı – ya da bugünkü adıyla Sarıcazade Abdullah, Osmanbey Apartmanı – adını İstanbul’da dört büyük apartman ve büyük köşk yaptırmış olan, Osmanlı’nın son saray doktoru Sarıcazade Arif Paşa tarafından yaptırılmış. 800 metrekarelik, Cenova mimari tarzındaki binada 36 daire ve dükkan, büyük bir avlu ve ayrıca ahırlar bulunuyor. Yapılma amacı ise oldukça ilginç: saraydan ayrılmak zorunda kalan kişilerin, aynı hayatı devam etmelerine imkan sağlamak. Bu nedenle, oldukça yüksek tavanlı dairelere açılan kapılardan, çatı katında bulunan hizmetlilerin odaları birbirlerine bağlı.
Sarıca Arif Paşa Köşkü | Moda

istanbul-eski-apartmanlar-sarica-arif-pasa-768x510[1]

Fotoğraf: gozecicek.wordpress.com
İstanbul’un farklı semtlerine tıpkı Elmadağ’daki bina gibi üç bina daha yaptırmış Arif Paşa. Bunlardan biri Karaköy, biri Florya, biri de Moda’da. Elmadağ’daki apartmanla aynı Rum mimarın imzasını taşıyan Moda’daki Sarıca Arif Paşa Köşkü, bir aile apartmanı olarak tasarlanmış. Bina Roma işlemeleri ile süslü ve bugün halen dünyaca ünlü piyanistimiz, Arif Paşa’nın torunu, Ayşegül Sarıca’nın da yaşadığı yer.
Tarihi apartman denince ilk akla gelen 10 binayı sizler için listeledik, keşif başlasın!
İlginizi çekebilir: “İstanbul Müzeleri: Keşfetmeniz Gereken 20 Müze”
İlginizi çekebilir: “İstanbul’da Sizi Turist Gibi Hissettirecek 10 Yer”
Bu yazı hazırlanırken Turgay Tuna’nın “Taksim’den Tünel’e Adım Adım Beyoğlu” kitabından faydalanılmıştır.

EMEL SAYIN’dan KEMAL SUNAL Anısı.

anette inselberg kemal sunal
O zamanlar tığ gibi delikanlı, cepte para çok.
Oyuncu bir de, Mavi Boncuk filmini çekiyoruz. Bir gün setten çıktık, eve gidiyoruz.
Ben Laleli’de oturuyorum, Kemal benden önce çıktı.
Herkes yevmiyesini almış.
Taksiyle kendi arabasıyla giden gitti. Baktım Kemal yürüyerek gidiyor, üç kilometre var gideceği yere.
Her gün yürüyerek gidip geliyor, merak ettim nereye gidiyor bu adam böyle diye.
Uzun süre yürüdü, sonra bir bankta yatan adamı kaldırdı…
Bir şeyler konuştular, sonra cebinden para çıkarıp verdi.
Şaşırmıştım, ardından biraz daha ilerde bir lokantaya girdi, bir şey yemeden çıktı, oraya da para verdiğini görmüştüm…
Bıraktım takibi, banktaki adama yaklaştım, ‘Tanıyor musunuz o az önce size para veren adamı?’ dedim.
‘Adını bilmem, sormam da, her gün para verir bana…’ dedi.
Teşekkür ettim, az ilerideki lokantaya gittim, ‘Az önce gelen beyin borcu mu var size?’ dedim, tanımadılar beni…
‘Kemal abi’nin mi, yok hayır bize her gün evsizler uğrar, yemek yediririz.
O da sağ olsun, onların yemek masrafını öder’ dedi.
Ertesi gün Kemal’in yanına gittim, ‘Sen ne güzel bir adamsın ya…’ dedim, ne olduğunu anlayamadı, sarıldım ağladım.
‘Ölme sen benden önce’ dedim, dinletemedim…
Alıntı.

BOLLUK VE BEREKET ENERJISINI ÇEKME YOLLARI

ANETTE inselberg bolluk bereket

Bolluk ve bereket bir zihin durumudur. Yaşamınıza daha çok bolluk enerjisi çekmek zihinsel durumunuzu bereket içinde yasayanların zihinsel durumlarına uygun hale getirmekle mümkündür. Bolluk bilincini kazandığınız anda yasamanızda sadece para’nın değil, arkadaşların, bilgilerin, paylaşımların ve sevginin de bol olduğuna şahit olacaksınız.Bolluk ve Bereket hem maddi hem manevi zenginlik demektir. Yaşamınıza bu enerjiyi daha çok çekmeniz için iste size 10 tane ipucu;

1- Almayı ÖğreninBazı insanlar sadece vermek isterler almak onlar için kotu ve yanlış bir şeydir. Ben vermeyi çok severim ama almak beni rahatsız eder diyen insanlardansanız öncelikle sunu bilin ki bolluk enerjisi sizi ziyaret etmeyecektir. Kim istenmediği yere gider ki. Verdiğiniz gibi almayı da bilmeli ve aldıklarınızı hak ettiğinizi bilmelisiniz. Almak da vermek kadar doğaldır ve unutmayın almayı bilmeyenin, verecek bir şeyi kalmaz.

2- Para Kirli Değildir.Bazı insanlar için para pis bir şeydir. Zenginlik günahkârlıktır. Her gördükleri zengin için kim bilir bu parayı kimin canini yakarak kazandı diye düşünürler. Oysa evrendeki her şey enerjidir ve para da bir enerjidir. Para nötr bir enerjidir onun iyi mi kotu mu algılanacağı size bağlıdır. Bir insan parasıyla iyi güzel şeylerde yapabilir. Ya da para temiz bir şekilde de kazanılabilir. Tüm zenginler kotudur düşüncesiniz aklınızdan çıkartın ve parayı pis bir şey gibi görmeyin. Kendinizle ilgili olumlu kanılarınız varsa para içinse olumsuz kanılara sahipseniz paranın size gelme olasılığı hemen hemen yok olur. Nasıl mı? Ben iyiyim, para kotu ikilemi su noktaya gider. Para bana gelmeyecektir. Bu düşünceyi değiştirin.

3- Sözlerinize dikkat edinBolluk ve bereketi size çeken önce zihinsel durumunuz, sonra sözlerinizdir. Ben paraya hiç değer vermem, zaten hep kaybederim, para ile aram yoktur gibi sözleriniz parayı sizden uzaklaştıracaktır. Bilinçaltınızı bu sözlerle programlarsanız, bilinçaltı bu komutları gerçekleştirmek için sadik bir hizmetkâr gibi çalışacaktır ve kendi kendini gerçekleyen kehanetiniz ortaya çıkacaktır. Zenginlik, bolluk ve bereket ile ilgili olumlamalar yapmanızı öneririm. Örneğin; Her gecen an para bana artarak geliyor, Bolluk ve bereket içindeyim, yaşamımda her şey yeterli, yasamım bolluk ve bereket içinde, bana gelen parayı severek alıyorum ve o da daha çok geliyor gibi olumlamaları yapabilirsiniz.

4- Koşulsuz isteyinİnsanlar genelde bir istekleri olduğu zaman bunu bazı koşullara bağlarlar. Su arabayı satsam da ameliyat olsam, falanca gelse de su isimi halletse, şuraya gitsem de sunu elde etsem gibi. Oysa istekleriniz size birçok farklı yoldan gelebilir, siz bir yola dikkatinizi ve enerjinizi vererek diğer yolları tıkamış olursunuz. Örneğin ameliyat için arabayı satmak isteyen kişinin gerçekte istemesi gereken şey şifadır. Şifa bir insana birçok yoldan gelebilir, araba satılmasa da, ameliyat olacak para başka bir şekilde gelebilir. Hatta o ameliyatı olmadan bile şifa bulabilir. Oysa kişi dikkat ve enerjisini arabayı satarak şifaya verdiği için diğer yolları kapamış oldu. Koşulsuz istemek yasamda amaçlara kavuşmanın temel şartlarından biridir. Şartları, durumu, mantığı bir kenara bırakın sadece isteyin. Ne istiyorsanız onu isteyin. Para mı,ask mı, is mi her ne istiyorsanız onu….

5- Yaşamınızda boşluk oluşturunEvren boşluk sevmez ve mutlaka doldurur. Eğer eviniz tıka basa eşya dolu ise ve eşyaları yenilemek istiyorsanız paranızın olmasını beklemeyin. Eşyaları daha en basından atin (tabi yasamak için gerekenleri değil) Bir sure sonra yeni eşyalar bir şekilde gelecek. Yeni elbiseler istiyorsanız eskileri fakirlere verin. Eğer yaşamınızda yeterince bolluk ve bereket yoksa bunun için yer açıp açmadığınıza bakin. Yaşamınızda yeniliklere ve bolluğa yer acın ki gelsin. Bunun için önce evde kullanmadığınız eşyalarla, eskimiş elbiselerle, uzun suredir birikmiş ıvır zıvırla başlayın. Siz eskiyi bıraktıkça yeni gelecek. Unutmayın evren boşluk sevmez.

6- Borçları değil, Kazançları DüşününBir zamanlar bir öğrencim bir ayin kirasını ödeyince diğerini düşünüyorum demişti ve para sorunundan yakınmıştı. Bende borcunu değil, kazanacaklarını duşun demiştim. Dikkatinizi neye verirseniz onu büyütürsünüz. Borçlara verirseniz borçları, kazançlara verirseniz kazançları. Bu en basit formüllerden biridir. Dikkatinizi kazançlarınıza verin ki onlar buyusun. Bu öğrencim bu formülü basarî ile uyguladı. İsten ayrıldı, serbest çalışmaya başladı, simdi meslektaşlarına Gore 4–5 kat daha fazla para kazanıyor. Unutmayın ancak fakir insanlar parayı kafalarına takarlar.

7- İmgeleme yapınİmgeleme bolluk ve bereketi kendinize çekmeniz için en etkili yöntemlerden biridir. Bol bol imgeleme yapın. Dikkat edin hayal kurun demiyorum. Hayal kurmak daha basından isteklerinizin hayal olduğunu kabul etmektir! İmgeleme bundan başka bir şeydir. İsteklerinizi imgeleyin, imgenize duygu yükleyin ve evrene gönderin. İmgelemede istediğinizin olduğunu hissedin, aynı heyecanı duyun, mutluluğu yasayın ve bunun olacağına yürekten inanın.

8- Düzenli olun.Zengin insanların ortak yanları, son derece düzenli olmalarıdır. Evleri, ofisleri, arabaları çok temiz ve düzenlidir. Gerçekten de benzer enerjilerin bir birini çektiği suptil dünyada bolluk enerjisini çekmek için temiz enerji alanına sahip ortamlarda yaşamalısınız. Düzensiz ve pis ortamlarda biriken negatif enerji ancak kitlik enerjisini kendisine çeker. Bolluk ve bereket için temiz ve düzenli ortamlarda yasamanız, is yapmanız gereklidir. Simdi çekmecelerinizi ve dolaplarınızı düzenleyin. Pis şeyleri temizleyin ve düzenleyin. Zengin olmak istiyorsanız zenginler gibi davranmayı öğrenmelisiniz.

9- Büyük DüşününEvrende her şey enerjidir. Bir tabak yemek de, son model arabada. Eğer yemek bulmak kolay ama araba zor derseniz isleyişi algılamadınız demektir. İstediğiniz arabada olsa yemek de ikisini de elde etmeniz ayni mekanizma ile çalışır. Oysa yemeği her gün buluyorsunuz, çünkü bulacağınızı biliyorsunuz, buna inancınız tam. Oysa son model arabayı bulacağınıza inancınız yok. Eğer doğru şekilde istemeyi bilirseniz, yemek de araba da ayni şekilde size gelecektir. Ancak arabayı da bulacağınıza, yemeği bulacağınız kadar emin olmanız ya da arabayı da açken yemek ister gibi istemeniz gerekir. İkisine sahip olmanın en önemli farkı budur. Bu yüzden büyük düşünün ve hayallerinize sinir koymayın. Sonuç da ne isterseniz elde etmenizin koşulları ayni.

10- Vermeyi de unutmayınKüçük bahşişler, küçük hediyeler ve arkadaşlarınıza yemek ısmarlamalar. Bunların hepsi aldıklarınızı paylaşmanız için önemlidir. Unutmayın evrene ne gönderirseniz size 10 kati geri gelir. Evrene bolluk içinde olduğunuzun mesajını gönderin. Vermeyi bilin ki alasınız. Şükretmeyi ve diğer insanları da düşünmeyi unutmayın.

Kaynak: spritüeller

Bilinçaltınızın Sizi Engellediği Kök Düşünceler

ANETTE İNSELBERG BİLİNÇALTI ÇÖZÜM

Bilinçaltınız ilk doğduğunuz andan itibaren sizin yararınız için çalışmaya başlar. Bilinciniz tam olarak devrede değilken o sizi korumaya ve kollamaya başlamıştır bile. Ama bilinçli yönünüz arttıkça bir şey fark edersiniz. O da bilinçaltı sizi korurken aslında sizi engellemektedir.

Bilinçaltınızı değiştirecek kök düşünceler ve çözümler nelerdir?
1- “Bu benim başıma hep geliyor.” Cümlesi hayatımız boyunca kullandığımız bir cümle olabilir. Burada ki yılgınlığı hissedebilirsiniz. Bu cümleyi kullanmaya belli bir yaşta başlamış olabilirsiniz. Bu şekilde düşünce sizin bilinçaltınıza ittiğiniz kurban rolünüzdür. Sorunlarla başa çıkmayı bu şekilde görüyorsunuz belki de. Ama yenilgi duygusu bir kere bilinçaltınıza yüklendiği zaman siz bu mantıkla düşünmekten vazgeçmedikten sonra değişemez.

Çözüm: Yaşadığımız müddetçe zorluklar bizi bulacaktır. Bazen olaylara bakış açımızı değiştirmediğimiz için bu şekilde düşünmeye yöneliriz. Bakış açınızı değiştirin. Pozitif yönleri keşfedin ve hayata daha olumlu bakın.

2- “Yeterince iyi değilim.” cümlesini kuruyor olabilirsiniz ya da bilinçaltınız işini sessizce sürdürüyor olabilir. Ama yeterince iyi değilim demeseniz bile bunu yaşamınızda geri adım durarak kendinize yapıyor olabilirsiniz. Bu düşüncede belli etkenlerden belli problemlerden dolayı bilinçaltınıza yerleşmiş olabilir.

Çözüm: Başarılı olacağınız alanları iyi analiz etmeli ve kendinize tam anlamıyla güvenmelisiniz. Siz başarılı olmadığınızı düşündüğünüzde yaptığınız şeylere bakın yapmadıklarınıza değil.

3- “Kimseye güvenmiyorum.” Sizi engelleyen bir bilinçaltı kalıbı daha. Şöyle düşünün hepimiz belli konularda kandırılmış olabiliriz. Ama herkesi kötü niyetli olarak etiketlemek büyük bir hatadır. Güven karşılıklı oluşan bir duygudur.

Çözüm: Güveneceğiniz insanlar hep hayatımızdadır. Dürüst ve güvenilir insanlar her zaman bu hayatta mevcuttur. Fakat bu o insanların hata yapmayacağı anlamına gelmemelidir. Onun için güveni sizin oluşturacağınız bir kavram olduğunu unutmayın.
4- “Onlar başaramadıysa bende yapamam” Bilinçaltının oluşturduğu güçlü bir engelleme daha. Hayatımız boyunca yapılamayacak şeyleri söyleyip durdular. Babanızdan dinlediniz. Anneniz söyledi. Ablanız, abiniz, komşularınız, okul ve iş arkadaşlarınız.

Çözüm: Şunu bilmeniz çok önemli siz diğer herkesten farklısınız. Evet başarmak isteyen ve inanan bir insanın yapamayacağı şey yoktur.

5- “Asla daha iyi olmayacak” Yıkım için bir cümle daha. Bu negatif bilinçaltı cümlesi de kalıplarımız arasında yer alıyor. Hayata ve güzel olacak şeylere olan inancımızı yitirirsek kaybederiz.

Çözüm: Umut hayatımızın en güçlü motivasyon aracıdır. Umudunu yitirme ve güzel şeyleri kendine çağır.

6- “Beni sevmiyorlar.” Kendinize gol attığınız başka bir kalıp cümle. Çevrenizdeki insanlar bu şekilde düşünmüyor siz böyle bir kurgulamada bulunuyorsunuz. kendinizi sevilmeyen ilan ederseniz bu şekilde bir gerçeklik oluşturursunuz.

Çözüm: Siz sevilmeye layık güzel bir insansınız. Bunu kendiniz için bolca söyleyin. Negatif bilinçaltı düşüncenizi olumlu cümleler kurarak oluşturun.

7- “Ben iyiyi hak etmiyorum” Bilinçaltınıza yerleşmiş negatif bir düşünce öbeği daha, yaşadığınız olaylar ne olursa olsun. Bu şekilde düşünerek hayatınızı engellersiniz.

Çözüm: Siz en iyiyi hak ediyorsunuz. En güzel şeyleri hak ediyorsunuz. Kendinizi engelleyen bu cümleyi ne kadar değerli bir insan olduğunuzu hissederek kaldırabilirsiniz.

Bunun gibi pek çok kendinizi engelleyen cümleler vardır. Bu cümleleri yaşıyor olabilirsiniz. Farklı engelleyici cümleleri kuruyor olabilirsiniz. Bunun için en uygun çözüm olumlama yapmaktır.

kAYNAK: BİLGİ ERDEMDİR

Dolunay Zamanı El Vedud Takmanın Faydaları…

Reklam (22.11.2018)

El -Fettah’ı takmayı ne kadar çok sevdiğimi çevrem bilir. Bir süredir El Fettah’ın yanına bir arkadaş arıyordum ve El- Vedüd gönlüme düştü.  El -Vedüd takıp ferahlamak, huzur duymak, sevilip , sayılmak isteyenler için gökyüzü şu an çok uygun. Söylemesi benden kalbine sorup seçim yapmak sizden.

Şifa olsun,

Anette İnselberg

EL-VEDUD; İtaatkar kullarını çok seven,onlardan razı olan ve çok sevilen.Allah’a itaat etmek ve Onun sevgisini,ilgisini kazanmak,bir sınav için yaratılan insanın en büyük gayesi,en önemli meselesi olmalıdır.Allah kullarını sever ama itaatkar kullarını daha çok sever.İman eden ve imanının gereği olarak,ibadet eden,emir ve yasaklarına uyan kulların daha çok sever.

Özellikleri ve bazı faydaları:

EL-VEDUD ismininin tesiri çok fazladır.Bu ismi,usulüne uygun olarak zikreden kimsenin gönlu nurla dolar,kalbi genişler ve ferahlar.
Bir yiyecek üzerine (1000) defa okuyup eşiyle birlikte yiyenlerin eşlerine olan sevgileri artar.
Günde(20) kere okuyan kimse,halk arasında fazlasıyla teveccüh ve ilgi görür. Sevilip sayılır,sözüne önem verilir.

Not: Murat ve Aslı çiftinden almak isteyenler için iletişim adresini paylaşıyorum…
http://www.agdsign.com
http://www.instagram.com/agdsign.tr
http://www.facebook.com/agdsign2009
wattsapp sipariş hattımız: 05412422324
Kolyeler sırasıyla:

Küçük kolyelerin hammaddesi 925Ayar gümüş üzerine rodyum ve altın kaplama olarak hazırlandı bu ürünler.
925Ayar Rodyum Kaplama Gümüş Ya Vedud Kolye Gümüş Zincirde 110₺ KDV Kargo Dahil
925Ayar Altın Kaplama Gümüş Ya Vedud Kolye Altın Kaplama Gümüş Zincirde 110₺ KDV Kargo Dahil

Büyük Ya Vedud Kolye pirinç üzerine altın kaplamadır. Fiyatı 80₺ KDV kargo Dahil