Arşivler

Deepak Chopra’nın 7 Ruhsal Çekim Yasası Nedir?


Deepak Chopra’nın “Başarının 7 Spiritüel Yasası” kitabından altını çizdiklerimi sizlere kolay uygulanabilir haliyle hatırlatmak istedim.
Bu yasalar gerçekten sizi bilgeliğe ulaştırabilecek çok güçlü yasalardır. Gereken özeni gösterirseniz hayatınızda arzu ettiğiniz aşk, para, mutluluk, bereket gibi tüm zenginlikleri yaratabilirsiniz.
‘Sen bu yasaları uyguladın mı’ diye soruyorsunuz belki de, evet hayatımda hali hazırda uyguladıklarım var ancak henüz uygulayamadıklarım da var. Onları da hayatıma dahil etmeye çalışıyorum. Tüm kitabı kolaylıkla uygulayabileceğiniz şekilde kısaca beraber açalım:
İçsel güç yasası
Dinginlik, meditasyon, yargılamama ve doğada zaman geçirmeye başlayarak ilk yasaya giriş yapabilirsin.
Her gün belli bir süre sadece kendin ile kal, meditasyon yap ne kadar süre yapmak istiyorsan o kadar, tavsiye edilen süre en az yarım saat.
Her gün mutlaka doğa ile belli bir süre vakit geçir. Ormana git, denize bak, gün batımını seyret ya da sadece bir çiçeği koklayarak ona dokunup hissederek bile yapabilirsin.
‘Bugün hiçbir şeyi yargılamayacağım’ diyerek güne başla ve gün içinde kendine hatırlat, çünkü unutursun. Yargılamadan yaşa. Kolay değil belki ama bir kez başardığında mükemmel hissedeceksin…
Alma-verme yasası
En kolay uygulanabilir yasalardan kendisi. Evren dinamik bir değiş tokuş içinde denge ile hareket ediyor. Ya sen?
Gittiğin her yere hediye götür. Hediye derken sadece bir iltifat, çiçek veya bir dua bile olabilir. Temas kurduğun herkese bir şey ver. Mutluluğun ve zenginliğin dolaşmasına katkıda bulun.
Bugün hayatın sana sunduğu tüm hediyeleri sevgiyle kabul et. Doğanın hediyelerini kabul et; gün ışığı, kuş sesleri, bahar yağmurları gibi… Almaya açık ol. Maddi değeri olan hediye, para, iltifat veya dua…
Sebep-sonuç yasası
Nam-ı diğer “Karma Yasa”. Kendisi bize hiç yabancı değil aslında hepimiz “ne ekersen onu biçersin” sözünü duymuştur. Evet işte tam olarak yasa bize bunu anlatıyor.
Bugün yaptığın tüm seçimleri bilinçli ve farkında olarak yap.
Bir seçim yaptığında kendine sor: “Bu seçimin sonuçları neler, bu seçim bana ve etrafımdakilere mutluluk ve doygunluk getirecek mi”? Sadece kendimiz için yaptığımız seçimler acaba başkalarına zarar verebilir mi? Bu çok hassas bir nokta. O yüzden kendi hayrına ve bütünün hayrına olanı düşünerek seçim yap.
Kalbine sor, eğer seçimin hakkında rahat hissediyorsan devam et. Eğer bu seçim seni huzursuz ediyorsa dur ve sor kendine yukarıdaki soruları.

“En az çaba” yasası
Doğanın işleyişine baktığınızda görürsünüz; çimen büyümek için çabalamaz, sadece büyür. Çiçekler açmak için çabalamaz, sadece açar. Kuşlar uçmak için çabalamaz, sadece uçar… Bu onların gerçek doğasıdır. Hayallerini çaba harcamadan, kolaylıkla gerçekleştirmek de insanın doğasıdır.
Şu an her şey olması gerektiği gibi. Şu anla mücadele etmemeyi seç. Her şeyi şu an olduğu haliyle kabul et, olmalarını istediğin gibi değil.
‘Her şeyi olduğu gibi kabul ediyorum. İçinde bulunduğum durum ve problem olarak gördüğün olaylar için sorumluluk alıyorum. İçinde bulunduğun durum için hiç kimseyi ve hiçbir şeyi suçlamıyorum, kendimi bile’ olumlamalarını hayatına adapte et. Problem gibi gördüğün durumun içindeki fırsatı görmeye ve faydaya dönüştürebilmeye çalış.
Fikirlerini savunmayı bir kenara bırak. Başkalarını fikirlerine inandırmak ve ikna etmek için herhangi bir ihtiyaç duyma. Bütün fikirlere açık ol ve inatla bir fikre bağlı kalma.
Niyet ve arzu yasası
Hedef odaklı niyetin sabit ve net bir amacı vardır, hiçbir koşulda onu bükemez, kıramazsın. Niyetinin sahip olduğu gücü kullanmayı öğren, çünkü bu sayede arzu ettiğin her şeye ulaşabilirsin.
Tüm arzularının bir listesi yap ve bu listeyi hep yanında taşı. Meditasyon yapmadan önce, geceleri uyumadan önce ve sabah uyandığında bu listeye bak.
Listendeki tüm arzuları özgür bırak, işler yolunda gitmediğinde bunu bir sebebi olduğunu, kozmik planın senin için daha büyük bir şey hazırlamakta olduğuna güven.
Şu anı olduğu gibi kabul et ve geleceği en derin ve en coşkulu niyet ve arzularınla yarat.
Zihinsel bağımsızlık yasası
Bir şey elde etmek için o şeye olan bağımlılıklarınızdan vazgeçin. Bu demek değil ki arzularınızı gerçekleştirmek için niyetlerinizden vazgeçin. Sadece sonuçlarına bağımlı kalmayı bırakın. Mesela “milyon dolarım olsa güvende olurum, böylece para sorunum kalmaz ve emekli olabilirim sonra da istediğim her şeyi yapabilirim”. Bu hiçbir zaman gerçekleşmiyor çünkü sonuca bağımlı kalıyorsunuz. Halbuki sonuca bağımlı kalmadan varlığınıza ve yaşamın akışına güvenerek elinizden geleni yapma gayreti içinde olduğunuzda zaten olması gereken oluyor.
Bugün bir şeylerin nasıl olması gerektiğiyle ilgili fikirlerini dayatma. Problemlere sonuçlar bulmaya çalışırken yeni problemler yaratma.
Belirsizliği kabul etme isteği sayesinde kaos, karışıklık ve düzensizlik içinde problem kendiliğinden çözülecektir. Bir durum ne kadar belirsiz ise sen kendini o kadar güvende hisset, çünkü belirsizlik senin özgürlüğe giden yolun. Belirsizlik, varoluşumuzun her anında bilinmeyene adım atmak demektir. Bilinmeyen, tüm olanaklar alanıdır; daima taze, yeni ve yaratıcılığa açıktır. Belirsizlik ve bilinmezlik olmadığında hayatınız yalnızca eskimiş hatıraların küflü tekrarı haline gelir.
Sonsuz fırsatlar denizine gir ve sınırsız seçimlere açık ol, ortaya çıkacak olanları heyecanla bekle. Daha heyecan verici bir şey bulduğunda yönün her an değişebilir. Problemler çözüm bulmak için kendini zorlamazsan, bu da fırsatlara karşı açık ve dikkatli olmanı sağlar. Bu yasayı anladığında çözüm dayatmak için kendini zorlamazsın…
“Hayatın amacı” yasası
Hayatın amacı anlamına gelen son yasa Darma Yasası. Tüm dünyada herkesten daha iyi yapabildiğiniz bir şey vardır. İhtiyaçlarınızı karşılamak için yeteneğinizi ortaya koyduğunuzda bu sınırsız bir zenginlik yaratacaktır. Çünkü bizler kendimizi yeteneklerimiz ile ifade edebiliyoruz.
Bedenin ile hayat bulan içindeki “öz”e ilgi göster.
Eşsiz yeteneklerinin birer listesini yap. Bu yeteneklerini ortaya koyarken yapmayı istediğin şeylerin de bir listesini yap. Eşsiz yeteneklerini gösterirken ve onları insanlığın hizmeti için kullandığında zaman kavramının ortadan kalktığını görebileceksin. Böylece kendi hayatında olduğu kadar diğer insanlarınkinde de bolluk ve bereket yaratabileceksin.
Her gün “nasıl hizmet edebilirim” ve “nasıl yardım edebilirim” diye kendine sor. Bu soruların cevapları diğer insanlara sevgiyle yardım ve hizmet etmeni sağlayacak.
Size bu yasaları, kendimce uygulanabilir kolaylıkta aktarmaya çalıştım…
Sevgiyle…
Kaynak:
Deepak Chopra – başarının 7 spiritürel yasası (7 spiritual Laws of success)

Öykümüz ünlü Çin düşünürü Lao Tzu’ nun zamanında geçer. Lao Tzu bu öyküyü çok sever, hatta sık sık anlatırmış.

18620889_10155324239269717_4198835225984763836_o[1]

 

 

At Hikayesi
Öykümüz ünlü Çin düşünürü Lao Tzu’ nun zamanında geçer. Lao Tzu bu öyküyü çok sever, hatta sık sık anlatırmış.
Efendim köyde bir yaşlı adam varmış. Çok fakir. Ama kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. ” Bu at , bir at değil benim için. Bir dost. İnsan dostunu satar mı?” dermiş hep…
Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış. ” Seni ihtiyar bunak. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler. İhtiyar ” Karar vermek için acele etmeyin” demiş. Sadece ” At kayıp” deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilmez.
Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan 15 gün gecçmeden, at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler. ” Babalık” demişler. ” Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir at sürün var.” ” Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?
Köylüler bu defa ihtiyarlar dalga geçmemişler açıktan ama içlerinden ” Bu herif sahiden akılsız” diye geçirmişler. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara. ” Bir kez daha haklı çıktın” demişler. ” Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar ” Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş. ” O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.”
Bir kaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmışlar. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler. ” Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. ” Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye donemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer. ” Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah bilir.
Lao Tzu öyküsünü şu nasihatle tamamlamış, etrafına anlattığında: ” Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Akıl insanı daima karara zorlar ve gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”
Lao Tzu…!!!

Çocukluk yıllarında çocuk felcine yakalanmış olan dünyaca ünlü kemancı Itzhak Perlman’ın her iki bacağında da destekleyiciler vardır ve ancak kol değneği ile yürüyebilmektedir.

<> on January 19, 2009 in Washington, DC.

 

Çocukluk yıllarında çocuk felcine yakalanmış olan dünyaca ünlü kemancı Itzhak Perlman’ın her iki bacağında da destekleyiciler vardır ve ancak kol değneği ile yürüyebilmektedir. Onu sahnede konser öncesinde sandalyesine erişinceye kadar acı içinde ve yavaş yavaş yürürken görmüşseniz unutmanız mümkün değildir. Oturduktan sonra bir süre dinlenir, bacaklarını yerleştirir ve kemanını çalmaya başlar.
18 Kasım 1995 günü Lincoln Center’da bir konser vermek üzere sahneye çıktı. Seyirci her zaman olduğu gibi sanatçının kan ter içerisinde yerine yürüyüşünü bekledi. Perlman oturdu terini sildi ve azıcık dinlendikten sonra orkestraya işaret edip çalmaya başladı. Daha konser başlayalı bir kaç dakika olmuştu ki kemanın tellerinden biri kopuverdi. Telin kopuşunun sesi bütün salonda duyulmuştu. Perlman çalmayı durdurdu, orkestra da durdu ve sessizlik içerisinde herkes sanatçıyı izlemeye başladı. Bir senfoniyi sadece 3 telle çalabilmek nerede ise imkansızdır. Herkes Perlman’ın ayağa kalkıp kulisten yeni bir keman almaya gitmesinin çok güç olacağını da biliyordu.
Büyük sanatçı izleyicilere saatler gibi gelen bir süre bekledi, derin bir nefes aldı ve orkestraya işaret vererek tekrar 3 teli kalmış kemanı ile çalmaya tekrar başladı. Perlman o gün gereken sesleri çıkarabilmek için olağanüstü bir çaba gösterdi. Sürekli bir sonraki ezgiyi nasıl çalacağını düşünmekte olduğu belli idi. Bu işi anlayan herkes hayretler içerisinde eksik telle yarattığı sesleri dinliyorlardı. Bu nerede ise olanaksız çabayı büyük bir başarı ile sürdürebildiğini gören orkestra üyeleri coşkulu eşlik etmeye başladılar. Seyirci inanılmaz bir performansa şahit olmakta olduğunu anlamıştı. Olağanüstü güzel konser sona erdirdiğinde seyirci ve orkestra üyeleri ayağa kalkıp alkışlamaya başladılar.
Perlman nefes nefese idi, gülümseyerek seyircinin sakinleşmesini izledi, yüzünden akan terleri izledi ve sonra da yayını kaldırarak seyirciyi susturdu ve şu sözleri söyledi;
-Bazen elinizde ne kalmışsa onunla bile müzik yapabilmelisiniz .
——
Sanatçının işine olan saygısı ve kendisine/bilgisine/yeteneğine olan güveni sanki orkestranın ve izleyicinin de aynı yöndeki hisleri ile büyük bir katılım enerjisini oluşturuyor. Ama odaklanmamız gereken sadece bu güven değil.
Burada bence en önemli olmazsa olmaz unsur, tekrar yaratılmış gibi görünse de, hep var olan, zaman-mekan-kişilerden bağımsız olan müziğin kendisine olan inançtır. Eğer sanatçı iyi bir performans çıkaramasa idi bile müziğin mükemmelliği değişmezdi.
Hepimiz birer sanatçıyız aslında. Müzik tartışmasız muhteşemdir. En başta ona güvenmeli ve inanmalıyız ama onu elimizdekilerle çalacak olan bizleriz.
(Bear)

Murathan Mungan’ın “Yaş İlerledikçe Aşkı Algılamak” Konusundaki Muazzam Yorumu

aDje4P2g4R2VXWHH-636306301055905467[1]

 

 

Ünlü şair ve romancı Murathan Mungan’ın tertemiz yorumu ilişkilerimizi gözden geçirmeye davet ediyor bizi adeta.

bir röportajında “yaş ilerledikçe aşkı algılamakta da bir fark oluyor mu?” sorusuna şu şekilde cevap verip yalnızlığımı bir nebze aydınlatmış şair ve yazardır murathan mungan.
“e haliyle. şimdi karşıma çıkacak biriyle mesela yaşayacağım aşk, farklı olacaktır. ben kıymet bilecek yaşa geldim. sadece hayatıma alacağım sevgilinin değil, dostlarımın, her şeyin fazlasıyla kıymetini bilen bir adamım artık. gençlikte hoyratça harcıyoruz bazı şeyleri, “yaaa madem öyle, bitti o zaman bu iş!” diyoruz, şimdi o lafı o kadar kolay etmiyorsun. “kapı açık, arkanı dön ve çık!” şarkısını, o kadar kolay söylemiyorsun. o kadar kolay ajda pekkan olamıyorsun! “bunu yarın konuşalım” demeyi öğreniyorsun.

çünkü aslında sadece aşk değil, hayata ait dünyada çok az şey olduğunu anlıyorsun. bütün dünya, bir avuca sığacak kadar şeye indirgeniyor. gençken daha fani ve tali şeylerin peşinde oluyorsun. mesela laf oturtmaya bayılıyorsun, birinin ağzının payını vermek senin için bir güç göstergesi haline geliyor. bir yaştan sonra böyle şeylere tenezzül etmemeyi öğreniyorsun. yaşamı bir kendini oldurma, kamil olma süreci olarak görüyorsun. ben öyle görüyorum…”

Kaynak: ekşi sözlük

Eski Mısır Medeniyetinde bir kadının gebe olup olmadığı bir uygulama ile anlaşılabiliyordu.

egypt.2.large[1]

Günümüzde hamilelik testleriyle gebelik durumu belirlenirken, bebeğin cinsiyeti ise ultrason cihazıyla saptanabilmektedir. Eski Mısırda ise bu teknoloji olmadan bunlar zaten belirlenebilmekteydi. Ve bu bilgilere papirüsler sonucunda ulaşılmıştır.
Hamilelik Testi
Eski Mısır Medeniyetinde bir kadının gebe olup olmadığı bir uygulama ile anlaşılabiliyordu. Uygulamada bir adet arpa, bir adet de buğday dolu iki torba bulunuyordu. Hamilelik şüphesi bulunan kadın, her sabah idrarıyla bu iki torbayı ayrı ayrı sularmış. Hamilelik şüphesi olmayan bir kadın bulunur ve o da diğer arpa ve buğday dolu torbaları idrarıyla sularmış. Bu uygulamada hamilelik şüphesi taşıyan kadının idrarla sulamış olduğu torbalar, diğer kadının sulamış olduğu torbalardan daha önce çimlenirse, kadının hamile olduğu anlaşılıyormuş. Eğer her iki kadının idrarla sulamış olduğu torbalar aynı anda çimlenirse, ortada hamilelik gibi bir durumun olmadığı anlaşılırmış. Bu uygulamada hamile kadının arpa ve buğday torbalarının daha önce çimlenmesinin nedeni ise, hamile kadınların sabahki idrarlarında aşırı miktarda hormon bulunmasıdır. Bu fazla hormon, daha önce çimlenmeyi sağlamaktadır.
Bebeğin Cinsiyeti
Bu medeniyette gebelik durumu anlaşıldığı gibi bebeğin cinsiyeti de anlaşılabiliyordu. Hamilelik testini belirlemede bir arpa ve bir de buğday dolu torbalar kullanılmaktaydı. İdrarla sulanan torbalardan buğday taneleri arpa tanelerinden daha önce çimlenirse bebeğin cinsiyetinin erkek, eğer arpa taneleri daha önce çimlenirse bebeğin cinsiyetinin kız olduğu anlaşılmaktaydı.
Bu uygulama 1933 yılında bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Prof. Julias Manger laboratuarda kutuların içine kurutma kağıtları yerleştirmiş ve bunların üzerine de buğday ve arpa taneleri koymuştur. Ardından bu taneleri hamile bir kadının idrarıyla sulayıp, Eski Mısırda uygulanan bu yöntemin doğruluğunu bilimsel olarak kanıtlamıştır.

Ne demiş şair “Kendi peşimi bile bıraktım.”

LMP3CA06INJACA3SORANCAO8JXWKCATNGQ01CA2LRY6RCAE0UETFCARZMMYUCAMTPCZSCAKMG68LCA8G92X3CALJ0RUQCADO7PNKCAZLINJNCA5CBJRUCA51ONAACA73QM4VCA9PD[1]

 

Ne demiş şair “Kendi peşimi bile bıraktım.”
İyiyim desem yalan, kötüyüm desem daha da yalan. Mutluyum desem değil, mutsuzum desem hiç değil.. Kah şeker kız candy modunda gülücükler saçıyorum etrafıma, kah Tatar Ramazan gibi masaya vurup ” ben bu oyunu bozarım ülen !” diye terör estiriyorum.. Ya da bi şarkı çalıyor derinlerden dalıp gidiyorum uzaklara. Artık neyim, nasılım hiç bilmiyorum. İdare ediyorum diyelim.
Kimim, kim olamadım, kim olabilirdim.. Belkiler, keşkeler..
Hayat zaten belkilerden ibaret değil mi? Ölümün olduğu bi dünyada hiç bişey ciddi veya kesin değil aslında. İnsan düşünmeden edemiyor yine de “belki yıllar önce şurda olsaydım, şunu yapsaydım, şu fırsatı değerlendirseydim…… Ne olurdu? Ne değişirdi hayatımda, daha mı iyi, daha mı kötü olurdu herşey?” vs vs..
Şimdi şu adımı atsam, neleri getirir neleri götürür hayatımda diyorsun. Soruların ardı arkası kesilmiyor. Mühim olan “acaba neler bekliyor beni hayatta?” sorusunu keyif alarak sorabilmek.. Kendine rağmen, kendin için bişeyler yapabiliyorsan değişim yapıyorsundur. Cesaret gerek diyorum, halbuki ne var olmazsa baştan başlarsın dimi. Bu kadar karmaşık olmamalı..
“En iyisi düşünmemekti. Kaçmaktı. Kendi içime kaçmak. Fakat bir içim var mıydı? Hatta ben var mıydım?”
Ahmet Hamdi Tanpınar

❣ Dokuz Kehanet ❣

select[1]

💙1. TESADÜF DİYE BİR ŞEY YOKTUR.
Yaşadığımız her deneyimin ve hayatta karşımıza çıkan her insanın bize bir mesajı vardır. Özellikle sorunumuz olduğunda, yanıtları bize verecek insanlarla karşılaşırız. Rastlantı yoktur. Ama bu rastlantılara nasıl yanıt vereceğimizi, bize iletilen mesajları algılayabilme kapasitemiz belirler. Yolumuza çıkan biriyle yaptığımız sohbet, o anki sorularımıza yanıt vermiyor görünebilir ama bu, yaptığımız sohbetin bir mesaj taşımadığı anlamına gelmez. Sadece, biz o mesajı alamamışızdır.
💙2. NEDEN YAŞADIĞINI CEVAPLA
İkinci bilgi, gerçeklerin ve kendinin farkındalığı üzerine kurulmuştur. Neden yaşıyorsun? Bunu sorgulamalısın.
💙3. EVRENDE TEK VE SAF BİR ENERJİ VARDIR.
Bu bilgi, yaşama yepyeni bir bakış açısı getirmektedir. Modern fizik, evreni, tek ve nötr bir enerji olarak tanımlamakta ve bu enerjinin her nasılsa düşüncelerimize yanıt verdiğini söylemektedir. Yani, insanoğlunun yalvarmasına gerek olmaksızın, eğer gerekli istenci gösterirse ona yanıt veren bir enerji…
💙4. TÜM EVREN ENERJİDEN İBARETTİR VE ENERJİ GÖRÜLEBİLİR.
Ne var ki, hepsinin türü değişiktir. İşte bu yüzden bazı yerler enerjiyi diğer yerlerden daha fazla artırır. Bu, senin uyumuna bağlıdır. Önce enerji alanlarını görmeye başla. Bunun için dikkatini çevreye yönelt. Nesnelerin ve insanların güzelliklerini, eşsizliklerini takdir edince, enerji alıyorsun; hislerin sevgi düzeyine yükselince, gönüllü olarak enerjini geri veriyorsun. Bu mistik bir deneyimdir.
Bu durum ne yazık ki uzun süre korunamaz. Bilinci normal düzeyde olan bir insanla konuşmaya çabalayınca ya da hala çatışmaların sürdüğü bir dünyada yaşamaya çalışınca, bu durumdan sıyrılır ve tekrar eski düzeyimize döneriz. Bundan kurtulabilmek için, hissettiklerimizi yeniden, yeniden tekrar etmeliyiz. Çünkü rastlantıları sağlayan bu enerjidir ve rastlantılar sürekli bir temele dayanan, yeni bir düzeyi gerçekleştirmemize yardımcı olurlar.
💙5. İNSANLARIN, DİĞERLERİNİN DÜŞÜNCELERİNE HÜKMEDEREK ENERJİLERİNİ ÇALMA EĞİLİMLERİ VARDIR.
Enerjimizin kesildiğini hissettiğimiz zaman, hepimiz aynı şeyi yaparız. İnsanları ve durumları kontrol ederek enerjinin bize doğru akışını sağlamak için dramalar yaratırız. Şayet kendimize dikkatle bakıp, enerjiyi yönlendirmek için neler yaptığımızı keşfetmezsek, hiçbir ilerleme olmaz.
💚MESAFELİ DRAMA: Esrarengiz ve gizemli bir görünüm kazanır, kendi kendine ihtiyatlı davrandığını söyler ama aslında bu dramanın içine başkasını çekip, kendisine ilgi göstermesini ümit eder. Birisini bu dramanın içine çekince de, açık davranmaz ve gerçek duygularını anlamaları için karşındakileri zorlar. Onlar bu kişinin gerçek duygularını anlamaya çabalarken, fazlasiyla ilgi gösterip, tüm enerjilerini ona yollarlar. NE DENLİ ESRARENGİZ DAVRANIP, NE DENLİ İLGİLERİNİ ÇEKERSE, O KADAR ENERJİ ÇALAR.
💚SORGULAYICI DRAMA: Sorularıyla insanları eşeleyip, diğerlerinin yaşantılarındaki yanlışları ortaya çıkarıp eleştirir. Eğer istedikleri kişiyi bu dramanın içine çekebilirse, diğerleri, sorgucunun karşısında kendilerini suçlu hisseder ve sorgucunun dikkatini çekecek hatalar yapmamak için, onun düşündükleri ile ilgilenmeye başlarlar. Sorgucu, bu saygı sayesinde gereksinim duyduğu enerjiyi sağlar.
💚KORKUTUCU DRAMA: Şayet biri sözle, fizik gücüyle ya da statüsüyle başkaları üzerinde tehdit yaratıyorsa, diğerleri başlarına kötü bir iş geleceği korkusuna kapılır, ona ilgi gösterip enerjilerini verirler.
💚ACINDIRICI DRAMA: Birisi, başına gelenlerden diğerlerinin sorumlu olduğunu açıkça olmasa da vurgular ve ona yardım edilmediği takdirde kötülüklerin başına gelmeye devam edecegini söylerse, sağladığı ilgiyle enerji çeker.
Burada dikkat edilmesi gereken konu, dramaların, karşı dramaları yarattığıdır. Örneğin mesafeli drama uygulayan bir kişi, karşısında sorgucu drama oynayan kişiyi yaratır.
💙6. GEÇMİŞİ BERRAKLAŞTIR, ÇOCUKLUĞUNUN DRAMALARINI TEKRAR ETME!
Geçmişi berraklaştırmak, çocukluğumuzda öğrendiğimiz bu dramaları kontrol etmekle başlar. Dramaların farkıda ol. Bunlardan bir kez kurtulduğnda, kendini daha yüksek seviyedeki evrimsel kimliğinde bulursun. Doğru enerji ile her doluşta hayatı daha ileriye götürecek bir rastlantı eydana gelir ve bu düzeydeki enerji içselleştirilir.
💙7. AKLINA ANİDEN GELEN DÜŞÜNCELERE DİKKAT ET!
Ani düşünceler, bize rehberlik etme maksadıyla aklımıza gelirler. O zaman, NEDEN? diye sormalıyız. Yaşam sorunumla bunun ne ilgisi var? Gözlemci durumuna geçince, her şeyi kontrol etme gereksiniminden de kurtuluruz ve bu bizi evrimin akışının içine sokar. Bu noktada olumsuz düşünceler aklımıza gelirse, 7. bilgi, “korku imajları belirir belirmez engellenmelidir, ardından da aklımıza iyi düşünceler getirmeliyiz” der. Eğer olumlu imajlardan sonra olumsuz imajlar belirirse, yine de bunları ciddiye almak gereklidir. Örneğin, aklına aniden araba kazası geçireceğin gelmişse ve biri seni arabayla bir yere götürmeyi teklif ederse, reddetmelisin.
💙8. DİĞERLERİYLE KURDUĞUN İLİŞKİLERDE ENERJİNİ DOĞRU KULLAN!
Sekizinci bilgi diğerleriyle kurulacak ilişkilerde enerjiyi kullanmanın yolunu gösteriyor. Özellikle çocukların hatalarını sürekli düzeltmenin, onların enerjilerini tüketmek olduğunu ve bu durumun onlarda kontrol dramaları yarattığını söylüyor.
💗AŞK İLİŞKİLERİ ENERJİ EMİCİLERE DÖNÜŞMESİN!
Aşık olduğunda, iki kişi bilinçsiz olarak enerjilerini birbirlerine verirler ve mutluluk ve neşe inanılmaz derecede artar, titreşimler yükselir. Ne yazık ki, insanlar kısa sürede birbirlerinden gelen bu enerjiye bağlanırlar ve evrenden sağladıkları enerjiyi keserler.
Oysa, iki kişinin birbirine verecek yeterli enerjisi yoktur. Bir süre sonra birbirlerine enerji vermeye son verip, diğerinin enerjisini elde etmeye çalışır ve çocukluk dramalarının içine düşerler. Ve sonuçta ilişki giderek yozlaşır ve güç mücadelesine dönüsür. Aslında bu durumdan tam olarak kurtulmayı öğreninceye kadar alfabedeki C harfi gibiyizdir. Karşı cinsten kolay etkileniriz, onun yarım kalmış dairesi gelip bizimkiyle birleşir. Birbirimize enerji akıtmaya başlarız, gerçekte ise kendi dışında diğer yarısını arayan bir başka insanla birleşmiş oluruz. KARŞIT CİNSTEN BİRİNE BAĞIMLI OLMAMIZIN NEDENİ, KARŞIT CİNSİN ENERJİSİNİ ELDE ETMEK İSTEMEMİZDİR.
💗ÖNCE TEK BAŞINA OLMAYI ÖĞREN! İçimizdeki kaynaktan aldığımız mistik enerjinin, hem erkek hem de dişi yönü vardır. Ama bu bütünleşme zaman alır. Eğer olgunlaşmadan eril ya da dişil enerjimizin artması için, bir başka insan ile bağlantı kurarsak, evrensel kaynağın akışını durdururuz. Önce daireyi kendimiz bütünlemeliyiz. Bu zaman alır ve ancak bunu sağladıktan sonra yüksek ilişkiler kurabiliriz. Böylece, bütünleşmiş bir insanla romantik ilişki kurduğumuzda, bu tür bir ilişki bizim bireysel gelişimimizi engellemez. Bu tür ilişkilerde bağımlı olma eğilimi yoktur. Çünkü bu insanların ikisi de gelecek mesajları beklemektedirler. Bir aşk deneyime ilk başlarken, ilişkinin ilk günlerinde duyulan iyilik ve keyfin tadını, tek başına olduğun zaman çıkarmalı, onu içine almalısın. Bundan sonra gelişmeye başlarsın ve kendine uygun romantik ilişkiler sana kendiliğinden bir şekilde ulaşır.
💙9. ENERJİ DÜZEYİNİ ARTTIR!
Dokuzuncu bilgi der ki; enerji düzeyimiz arttıkça vücudumuzdaki atomların titreşimlerinin düzeyi de artar. Kısacası, ruhumuzu arındırıp hafifleriz. Her zaman enerji dolu ol ve sevgi konumunda kal. Bir kez sevgi konumunu elde ettin mi, hiç bir şey ve hiç kimse sendeki enerjiyi çekip alamaz. Aslında, senden taşan enerjinin yarattığı akıntı, aynı oranda enerjiyi senin içine çeker.
(Kitap kaynağı: Dokuz Kehanet, James Redfield)

ON GÜZEL SÖZ:

1[1]
1. Dünyanın en #korkunç yeri, sizin zihninizdir.
2. “#Etki” ol, “#tepki” değil!
“#Ses” ol, “#yankı” değil!
3. Bedenine iyi bak! Zira ömrünün sonuna değin yaşamını sürdüreceğin #yegane yer orası…
4. Diğer kişilerin davranışlarının #içsel huzurunu bozmasına izin verme!
5. “Başkalarının yerinde olmayı arzulamak”, kendini görmezlikten gelmek demektir…
6. Senin değerini diğer kişilerin sana davranışları belirlemez.
7. Bir kişi bir #hata yaptı diye onun bütün iyiliklerini unutma!
8. “#Kahraman olmak” kendine inanmaktır… diğerleri sana inanmadığı halde.
9. Geçmişte yaşayan kişiler, kendi geleceklerini sınırlandırırlar.
10. Hiç birimiz bu dünyaya #kazanan ya da #kaybeden olarak gelmedik, “#seçen” olarak geldik…
Sripad Ramaray

Hayat size surat asıyorsa siz ona dil çıkarın…

cemşen[1]

 

Doğum ızdıraptır, yaşlanmak ızdıraptır, ölüm ızdıraptır; üzüntü, keder, acı, huzursuzluk ve umutsuzluk ızdıraptır; sevmediğinden kurtulamamak, sevdiğinden ayrılmak ızdıraptır; istediğine ulaşamamak ızdıraptır. Kısacası bedene, hislere, algılara, zihine ve bilince tutunmak ızdıraptır.
– Buda
Öte yandan ızdırap her zaman aranılan kurtuluşun anahtarıdır. Izdırap eğer umutsuzluğa dönerse kişiyi karanlık bir varoluşa sürükler; eğer ağırbaşlı yaşanırsa bilgeliğe ulaştırır.
O halde her şerde bir hayır vardır 🙂 Neşenizi asla yitirmeyin. Kendinizle ve durumla dalga geçin. Kişiyi yaşadığı olaylar değil hissettiği keder ve kasvet yener. Hayat size surat asıyorsa siz ona dil çıkarın ve ardından kahkahalarla gülüp yolunuza devam edin 🙂
Ben inzivama döneyim.
İyi uykular!

Cem Şen

SUS GÖNLÜM…

images[6]

 

Sus gönlüm. Çok dile getirme. Sen dile getirdikçe gönlün daha da coşuyor, daha meraklanıyor ve beklemek daha da zorlaşıyor.
Sus gönlüm. Çok laf etme. Az söyle ki işimiz olgunlaşsın. Az söyle ki Hakka karşı yanlış kelam çıkmasın.
Sus gönlüm. Bir elif miktarı sus. Az kaldı bahara. Dayan gönlüm. Denizin içinde meydana gelen… Görünmeyen dalgalar gibi yüreğin biliyorum. Beklemekten başka çare olsaydı, seni durdurmazdım… İnan bana… Ama yok. Başka çare yok. Unutma ki ilaç bile beklemeden tesir etmez, çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz…
Sus gönlüm. Bu kışın bahara dönünceye kadar. Bu gece gündüz oluncaya kadar. Uzak yollar yakınlaşıncaya kadar. Bu sıkıntının ardından ferahlık gelinceye kadar. Ve yüzümüz vuslat gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar sus…
Sus gönlüm. Seni senden daha iyi bilen Rabbinin hükmü vuk’u buluncaya kadar. Senin nasibin sana ulaşıncaya kadar, ulaşmayanlarınsa senin nasibin olmadığını anlayana kadar sus…
Sus gönlüm. Onun geleceğini görünceye kadar. Acının bala dönüştüğünü farkedinceye kadar. Onun gönlünün senin gönlüne muhabbet düğümüyle bağlandığını görünceye kadar.
Sus gönlüm. Sebepler var edilinceye kadar. Bahaneler oluşuncaya, birbirimizin nasibi oluncaya kadar sus.
Sus gönlüm. Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus.
Sus gönlüm. Her susuşun bir cevap olsun. Her susuşun, sabrın olsun. Her susuşun, duan olsun. İçten yakarışının adı olsun, susuşun. Bekleyişinin, umut edişinin, inancının, sevdiğinin vurgusu olsun, susuşun…
TEBRİZLİ ŞEMS

4000 yıllık hitit duvar yazısı

hitit-duası[1]

 

Tanrım,
Beni yavaşlat.
Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir…
Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele..
Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver .
Sinirlerim ve kaşlarımdaki gerginliği,
belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.
Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol…
Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret;
bir çiceğe bakmak için yavaşlamayı,
güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı,
güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı,
balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi ögret…
Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.
Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini ,
yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler oldugunu bileyim…
Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.
Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır…
Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et.
Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı olarak yükseleyim.
Ve hepsinden önemlisi…
Tanrım,
Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET,
Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için SABIR,
İkisi arasındaki farkı bilmek için AKIL ve
Beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak DOSTLAR ver…
(HiTiTLERiN M.Ö.2000 YILINDAKİ DUVAR YAZISINDAN ALINMIŞTIR.)

MUTLAKA OKUMALISIN !

0fe3004b1043e734923167e6c1036c89[1]

 

MUTLAKA OKUMALISIN !
Adamın biri bir gün bahçesinde otururken Hayvan dışkısından top yapan bir böceği görmüş, böcek pisliği ayakları ile yuvarlayarak giderken içinden şöyle geçirmiş:
– Ey Allahım! Her şeyi çok güzel çok hoş yaratmışsın da, şu böceği sırf pislikle uğraşsın diye mi yarattın?
Aradan bir kaç ay geçmiş adam umarsız bir hastalığa yakalanmış.
Derdine kimseler çare bulamamış.
En sonunda bilge bir doktor ”Bak demiş bazen bahçelerde gezen bir böcek olur ayakları ile pislik yuvarlar işte o yuvarladığı pisliklerden 40 gün boyunca aralıksız yiyeceksin” demiş.
Adam 40 gün boyunca o pislikleri yemiş ve iyileşmiş. Aradan yıllar geçmiş aynı adam gemiye binmiş ve denizin ortasında çok büyük fırtınaya yakalanmışlar. Herkes bağırıp, çağırıp, ağlaşırken bu adam bacak bacak üstüne atıp sakince çayını yudumluyomuş.
Birileri dayanamamış sormuş. “Biz yana yakıla dua edip bağırıp çağırıyoruz sendeki bu rahatlık ne be adam ?!.”
Adam şöyle cevap vermiş
– KURBAN OLDUĞUMUN BİR KERE İŞİNE KARIŞTIM BANA KIRK GÜN BOK YEDİRDİ, İSTER YÜZDÜRÜR, İSTER BATIRIR BEN KARIŞMAM KARDEŞİM.

1- Bu dünyada hiçbir şey kalıcı değildir, endişelendiğimiz şeyler bile

s-5adf8c9945512d67cae0f958098c16cad92c3cd11[1]

 

Charlie Chaplin seyircilere bir şaka yapar ve herkes gülmeye başlar. Charlie aynı şakayı tekrar yapar ve bu sefer birkaç kişi güler. Aynı şakayı bir kez daha yapar ve bu sefer kimse gülmez. Sonra bu harika sözleri söyler: ”aynı şakaya defalarca gülemiyorsunuz. O zaman neden aynı şey için tekrar tekrar ağlıyorsunuz?”.

Yani hayatın her anının tadını çıkarın. Charlie Chaplin’in kalbe dokunan en önemli 3 sözünü paylaşmak için güzel bir gün.

1- Bu dünyada hiçbir şey kalıcı değildir, endişelendiğimiz şeyler bile

2-Yağmurda yürümeyi severim çünkü gözyaşlarımı kimse göremez

3-Hayatta en boş geçirdiğimiz günümüz gülmediğimiz gündür. Gülümsemeye devam edin…

ENERJİ BAĞLARIMIZ

18034153_1176860949103178_5717524924112542717_n[2]
Kordonlar, kesinlikle fiziksel olmayan ,iki veya daha fazla insan arasında enerji seviyesinde gerçekleşen bir iletişim türüdür.
Astral ve eterik enerjiden oluşur ve duygusal anlamda ilişkili olduğumuz insan ile süptil bedenlerimizi birbirine bağlar.
Genelde yakınlarımız ;baba, anne, eş, eski eş, eski sevgililer, şimdiki sevgili, arkadaş, çocuklar gibi iki farklı insan arasında göbek kordonuna benzer şekilde uzanarak duygusal enerji ve chi aktarırlar.Bu kordonlar esenlik duygusu veren pozitif bağlar olduğu gibi,enerjimizi aşağı çeken, tüketen negatif bağlarda olabilirler..
Paylaşılan bağlar
çevremizdeki dünyamızla enerjik iletişimin doğal bir sürecidir.
Bağlar, ilişkinin doğasına bağlı olarak
farklı enerji merkezleri ( çakralar )
ve farklı zamanlarda paylaşılabilir.
Kordonlar genelde çakra merkezlerimiz aracılığıyla bağlanır
ve diğer kişiyle takılı olduğumuz baskın çakra merkezine karşılık gelir.
Kordonlarla kodlamanın en temel biçimi,
yeni doğmuş bir çocuk ile annesi arasındadır.
Omurganın tabanındaki çocuğun ilk çakrası ile annenin ilk çakrası arasında göbek kordonu gibi bir enerji kablosu vardır.
Bazen ikizler arasında ilk çakra enerji kablosu kalır,
ki ikizler binlerce mil ayrılmış olmalarına rağmen
birbirleriyle samimi bir iletişim içinde kalabilirler.
Geçici kodlama, yaşam boyu insanlar arasında gerçekleşir. Kodlamada ilke yedi çakradan herhangi birisi arasında gerçekleşir
ve her iki taraftan biri tarafından başlatılabilir
veya karşılıklı olarak ikisi tarafından da başlatılabilir.
Bu kablo, başka biriyle psişik bir bağlantıdır.
Çoğu insan bu yolla ne kadar psişik olduklarından habersizdir.
Psişik bir bağ, bilgi gönderen ve alan iki insan arasındaki
göbek bağı gibidir.
Düşünce ve duyguların değiş tokuş edildiği bir telefona benzer.
Sağlıklı ilişkilerde bu harika bir şeydir;
Sevgi, koruma, şifa, bakım ve niyet gönderilebilir ve alınabilir
Aşıklar cinsel ilişki içine girdiklerinde enerji alışverişi daha da artar ve birçok durumda bağ bir bağımlılık haline gelir.
Bir aile üyeleriyle ya da yakın dostlukla paylaşılan bir bağ,
bir ya da daha fazla üst spiritüel çakranın ve bazı alt çakraların bir bağlantısı olabilir.
Biriyle çok güçlü bir entelektüel ilişki,
diğerinin boğaz çakrası ile bağlanan
fikirlerin ve zihinsel enerjinin değişimini temsil eden bir kablo olarak görülebilir
(bu, öğrencilere öğretmenler veya eğitimciler için tipiktir).
Öğretmenler ve öğrenciler beşinci çakradan daha üst seviyede
altıncı veya yedinci çakralara kablolanabilir
( yüksek öğrenim merkezleri)
Aşıklar sıklıkla dördüncü çakralar arasına bağlanır
Rakipler, üçüncü şakra aracılığıyla itaatkar tipleri kontrol etmeye veya birbirlerine hakim olmaya çalışabilirler.
Aksine, başkasına güçlü bir cinsel ilişki (veya cinsel ilişki arzusu), cinselliği ve arzuyu temsil eden temel çakra veya 2. çakradan kaynak olarak algılanabilir.
Kordonlar fiziksel bir ilişki olmadan da oluşabilir.
Enerji, basitçe birisini düşünmenin sizi enerjik alanına bağlayabileceği düşüncesini takip eder.
Medyumlar ve gözlemcilerin, başkaları hakkında bilinçli olarak herhangi bir şey bilmeden bilgi toplamaları olayı budur.
Düşünce niyeti kişinin adını duyunca gönderilir
ve sonra diğer kişinin aura ve çakra merkezlerine bağlanır
ve böylece sezgisel bilgiler gelir.
Hiç birini düşündüğümüz
ve birkaç saniye sonra bizi aradığı bir durum yaşamadık mı?…
Paylaşılan bağ tüm çakraların farklı zamanlarda bir bağlantısı olabilir.
Paylaşılan bağın gücü, bağ yoluyla değiştirilen enerjiye bağlıdır ve dünya çapında veya bu boyutun ötesinde bir kaç metreden uzanabilir.
Mistikler, çakra merkezleri aracılığıyla insanları birbirine bağlayan altın kordonlar olarak görülür.
İnsanlar, onlara her zaman pozitif ve negatif enerji sağlayan binlerce (ya da milyonlarca) kodlamaya sahipler.
Bir kordon temel olarak iki veya daha fazla varlığın
astral ve eterik bedenleri arasındaki bir bağlantıdır ki
bu da duygusal ve / veya eterik enerji alışverişine izin verir.
Kordon fiziksel bir madde olmadığı ve mesafenin alakasız olduğu bu yüzden gezegenin öteki tarafında da etkili olduğu için, diğer kişinin ne kadar uzakta olduğu önemli değildir.
Bazen paylaşılan bağ,
eterik bir kordona dönüşebilir
ve bu eterik kordonlar sağlıksız olabilir.
Eterik kordonun gücü, kordondan çekilen enerjiye bağlıdır
Tüm bebekler, fiziksel göbek kordonu kesildikten sonra göbeklerinden annelerine giden bir kordonla yine bağlıdırlar.
Bazılarının, kalpten, güneş sinir ağından veya hatta başından annenin enerji bedeninin çeşitli yerlerine giden fazladan kordonları olabileceği belirtilir.
Bebeklik döneminde var olan kordonlar veya kablolar
birkaç yıl sürer ve çocuğun anneden daha bağımsız hale gelmesiyle giderek azalır ve zamanla bağlantıya artık ihtiyaç duyulmaz.
İdeal olarak böyle olur,
ama burada Dünya’da birçok insan duygusal sorunlara sahiptir ve bu da kordonların yetişkinliğe kadar süreceğini gösterir.
Gerçekte birçok anne duygusal açıdan muhtaç durumda
ve aslında kendisini bebeğin taze ve bol enerjisinden beslemek için bu kordonu kullanır (Tabii ki bu bilinçaltı ) 😦
Oysa bebek genellikle neler olup bittiğinin farkındadır
ve hatta anneye istediği gibi kabloyla enerji ve duygusal destek vermektedir…
Bebekler, bu aşamada, çok az miktarda astral enkarnasyon ve çok az ego yapısı ile çok saf ve sevecen varlıklardır
bu nedenle,
anne için ellerinden gelen her şeyi yapmak isterler.
Ne yazık ki bebek büyüdükçe,
bu tür metafiziksel algıları yavaş yavaş kaybettiği
ve bu yüzden ipi unuttuğu belirtilir.
Anneniz tarafından, negatif duygular ve duygusal isteksizlik ile kalınlaşmış ve brüt hale gelen bir kordon yoluyla, 30 yıl boyunca enerjiden kurtulduğunuzu hayal edin.
Neler olup bittiğini tam olarak bilmiyorsun ama bir şekilde onun tarafından boşaltıldığını hissediyorsun.
Gitmek için başka bir ülkeye taşınıyorsunuz ama nereye giderseniz gidin neredeyse sanki sizinle birlikte olduğu gibi hissediyor – sizi uzaktan boşaltıyor.
Yakınlarımıza bağımlı olmak da negatif yönde bir eterik kordondur
Bu durum sadece bir örnektir;
Bir diğer ortak ip
iki sevgili arasındadır.
Her biri kendi enerjisini diğeriyle paylaşmak ister
ve birliktelik esnasında bu güçlendirilir.
Aşk ve paylaşım duyguları
genellikle bir kablo kurmak için yeterlidir.
Bu kordonlar genellikle karınlar arasında bulunur,
ancak kalp ya da diğer bölgeler de olabilir.
Kordonlar, herhangi iki kişi veya hatta duygusal ilişkileri olan insanların grupları arasında oluşturulabilir;
Dostlar, iş arkadaşları, düşmanların hepsinin ipleri olabilir.
Ya da diğer boyutsal varlıklar tarafından
bizimle iletişime geçilip enerjimizi boşaltmak için kullanılabilirler.
Bu enerji hatları fiziksel ve duygusal ilişkilerimizi yansıtan
enerjik bir goblen yaratırlar
Örneğin, hayatta kalma temelli (birinci çakra),
cinsiyete dayalı (ikinci çakra),
iletişim tabanlı (boğaz çakrası),
görme esaslı (boğaz çakrası) gibi
veya diğer çakraların neredeyse herhangi biriyle bağlantılı olan alışverişlere de dayanabilirler.
(Üçüncü göz ya da manevi bazda taç çakra.)
Genellikle bunlar, ilişkilerimizin kendilerinin karmaşık doğasını yansıtır ve çoğunun birleşimidir.
Çok sıklıkla, eşeysel birliktelik yaşadığımız insanlar
bizin sakral (2 nci) çakramıza bağlanmıştır.
Tartışmamızın olduğu insanlar ise solar pleksusumuza bağlanır.
Üzüntü duyduğunuz/bizi mutsuz eden insanlar da
kalp çakramıza bağlanır.
Acı verici ilişkiler yaşadığımız insanlar
veya tüm yükü omuzlarınızda taşıdığımız bir ilişki yaşadığımız insanlar omuzlarımıza bağlanır.
Kodlamanın kabul edilmesi gerekmez.
Bununla birlikte, çok ince olduğu için,
alıcı genellikle bunu fark etmeden gerçekleşir.
Çakra sisteminizi aşırı yüklenmiş bir santral gibi sıkışan birçok insandan gelen kablolarla sonuçlanabilirsiniz.
Aşırı derecede yorgun veya bunaltılmış hissedebilirsiniz
Duygusal açıdan muhtaç kişiler,
bağımlı olduklarını düşündüklerine kordonlar gönderirler.
Bu, alıcıda yorgunluk veya boşalma hissi ile sonuçlanabilir.
Öğretmenler, danışmanlar, ebeveynler ve sağlık çalışanlarının her türü bu biçimdeki strese yatkındır.
Bazen de birini aklınızdan çıkaramazsınız.
Uykunuzu, tanıdığınız birinin ya da bir gün önce yeni tanıştığınız birinin görüntüsüyle rahatsız bulabilirsin.
Bu, genellikle, ilgili kişinin sizinle bir kablo aracılığıyla iletişim kurmaya çalıştığının bir işaretidir.
Tanımak istediğimiz yabancı birine
bir kablo gönderilmesinin mümkün olduğu ,
bilinçli bir şekilde başka birine bir kordon oluşturmanın da mümkün olduğu belirtilir,
ancak bu kara büyü alanı olarak nitelenir.
Bir başkasının enerjisini kendi izniyle bilerek kontrol etmek
veya etkilemek için psişik araçlar kullanmamalıdır.
Bu kuraldan muafiyet yoktur ve karmik etkilerinin çok fazla olduğu belirtilir.
Kordon zihinsel / duygusal enerjiden başka bir şey olmadığından ve enerji düşüncesinden yola çıkarak bazen kordonu koparmak için yeterli olabilir.
Bununla birlikte, bazı kordonlar kötü bilinen bir şekilde yapışkantır ve yinelenebilir.
Bazı kordonlar da ilgili kişi / mekan / şeyle olan karmik sözleşmeniz nedeniyle parçalanamaz.
Buna ek olarak bir kabloyu kesmeye karar verebilirsiniz,
ancak diğer kişi enerjik olarak kabloyu kesmek istemiyorsa tekrar tekrar dönebilir.
Hatırlanması gereken önemli bir nokta,
bu hatları dengelemek
ve enerjik sınırları zorlamamaktır.

Kaynak:: Hülya Reis

Mevlana, oğluna der ki: “Bahaeddin! Eğer daima cennette olmak istersen, herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma!

Sultan-Veled[1]

 

Mevlana, oğluna der ki:
“Bahaeddin! Eğer daima cennette olmak istersen, herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma!
Fazla bir şey isteme ve hiç kimseden de fazla olma!
Merhem ve mum gibi ol! İğne gibi olma!
Eğer hiç kimseden sana fenalık gelmesini istemezsen
Fena söyleyici!
Fena öğretici!
Fena düşünceli olma!
Çünkü bir adamı dostlukla anarsan, daima sevinç içinde olursun. İşte o sevinç Cennetin ta kendisidir.
Eğer bir kimseyi düşmanlıkla anarsan,
daima üzüntü içinde olursun.
İşte bu gam da cehennemin ta kendisidir.
Dostlarını andığın vakit içinin bahçesi, çiçeklenir,
gül ve fesleğenlerle dolar.
Düşmanları andığın vakit, için,
dikenler ve yılanlarla dolar, canın sıkılır,
içine pejmürdelik gelir.
Bütün peygamberler ve veliler, böyle yaptılar, içlerindeki karakteri dışarı vurdular.
Halk onların bu güzel huyuna mağlup olup tutuldu,
hepsi gönül hoşluğu ile onların
ümmeti ve müridi oldular.”