Arşivler

Azra Kohen’in “Fi” Adlı Kitabından Hayatı Özetleyen 8 Etkileyici Alıntı

fi-filoji-one-cikan[1]

 

1. “Dışarıdan delilik olarak görülebilen şeyler, içine girildiğinde hak verilen durumlar haline gelebiliyordu bu hayatta. Sadece bakış açınızı değiştirmeniz yeterliydi.”

2. “Bırak ben derslerimi kendim alayım. Bana dost ol, öğretmen değil.”

3. Hayat ne tuhaftı. Hep en korktuğumuz şeyleri karşımıza çıkarır, sonra suratımıza yapıştırırdı.

4. Gittiğiniz yol istediğiniz yere varmıyorsa çok yorulursunuz !

5. Her insan, sadakatle sahip çıkılmak ister.
6. Bazı insanları beynimizden asla ayıramayacağımız yerlere kazıyoruz.

7. “Bir şeye nasıl başladığınız değil ama nasıl bitirdiğiniz…. itibarınızı oluşturur.”

8. “O kadar çok kafayı takmışız ki bir şey gibi olmaya, bir şey gibi yapmaya…içimizdekini keşfetmek masal olmuş.”

http://filoji.com/arzu-kohenin-fi-adli-kitabindan-hayati-ozetleyen-8-etkileyici-alinti/

Geçmiş, gerçekte var olmayan ancak her saniye sırtımızda taşıdığımız, gittiğimiz her yere yanımızda götürdüğümüz bir yükten başka bir şey değildir.

cem-sen[1]

 

Geçmiş, gerçekte var olmayan ancak her saniye sırtımızda taşıdığımız, gittiğimiz her yere yanımızda götürdüğümüz bir yükten başka bir şey değildir. Zaman zaman geçmiş denilen çöp torbasını açar ve içindeki kokuşmuş şeylere bakıp bunların görüntüsü ile midemizi bulandırırız. Oysa buna mecbur değiliz. Çöplerimizi her gittiğimiz yere yanımızda taşımamız gerekmez. Onları ait oldukları yere, doğaya karışıp yok olmaları için bir kenara bırakabiliriz. Çöplerinizi bırakmak size bir zarar vermeyecektir. Onları bıraktığınız için gidip yanlış bir şeyler yapmayacaksınız. Hatta onları yanınızda taşıyıp durduğunuzda yanlış bir şey yapma ihtimaliniz daha bile fazladır. Ne de olsa kendinizi çöp torbanızdaki çöplerle tanımlayan bir çöpçüsünüzdür ve gittiğiniz yeri kokutmanız son derece doğaldır. Geçmiş yalnızca siz onu zihinsel ve bedensel bir tür çöp torbasının içinde gittiğiniz her yerde yanınızda taşırsanız bir yüktür ve kötü kokusuyla hem sizi hem de sevdiklerinizi rahatsız eder. Niçin kötü kokar? Çünkü geçmişte onları besleyen şeyler artık var olmadığı için çürümüş ve kokuşmaya başlamışlardır da ondan. Bu sebeple artık çöp torbanızı bırakın.
Kendiniz için çöp torbasına tıkıştırıp durduğunuz tüm taraflı anılarınızı, tüm taraflı sıfatlarınızı, iyi de kötü de olsalar bırakın. Kendi kendinizi taşlamayın.
Kazancakis, “Günaha Son Çağrı” adlı romanında, bir düğüne yanında Meryem ile giden İsa’ya, yanında böyle bir kadınla düğüne gelemeyeceğini, bunun Yasa’ya aykırı olduğunu söyleyenlerin yüzüne karşı şu sözleri söyletir: “Yasa benim kalbime aykırı!”
Siz de aynı şeyi haykırın: “Geçmiş benim kalbime aykırı! Geçmiş eylemlerim benim kalbime aykırı! Geçmişten gelen bu tanımlar, bu anılar, bu zorunluluklar, olmak zorunda olduğumu sandığım bu karakter, oynamak zorunda olduğumu sandığım bu davranışlar, bu huylar, bu alışkanlıklar, bu günahlar, bu pişmanlıklar, değişmez bir gelecek yarattığına inandığım geçmişim, endişelenmeme sebep olduğunu sandığım geleceğim…. Hepiniz, hepiniz benim yüreğime aykırısınız! Artık size ihtiyaç duymuyorum. Artık sizi yanımda taşımak istemiyorum. Artık bulunduğum zamanı ve mekanı kokuşturmanızı istemiyorum. Bu sebeple sizi bırakıyorum!”
Eğer siz kendinize ilk taşı atmazsanız, kimse sizi taşlamayacaktır.

Cem Şen

Ve sevgi peşine düşülmeden, düşünülmeden, kendi kendine basit bir şekilde daha büyük bir ahengin parçası olarak gerçekleştiğinde tamamen farklı bir niteliği olur. O artıķ ilâhi dir….

20664963_10211388454600305_7245633965269281028_n[1]

Bir ilişki bittiğinde artık sevgi birine yönelmeyecektir çünkü yönelebileceği hiç kimse yoktur ve sevgi yönelmeden var olduğunda muhteşem bir saadet vardır.
Sahte benliğin sana bu saadeti fazla yasatmadan en kısa sürede yeniden birisine aşık edecek çünkü sahte benlik başka gerçekliği olmayan şeylerden desteğe ihtiyaç duyar.
Belki bu kadın ya da adam hep aramakta olduğun cenneti sana getirecek diye diğerini değiştirip durursun. Birisine uzaktan baktığında cazip görünür . Yakına geldikçe cazibe azalır. Ve ansızın diğer kişinin boş olduğunu görürsün ve kandırıldığını hissedersin çünkü diğer kişi vaat etmiş olduğu hiçbir şeye sahip değildir.
Yine ayrılırsın , kısa sürede yine başka bir kadının peşine düşeceksin ve aynı tuzağa düşeceksin.
Şayet gerçekten ıstıraptan ve acıdan kurtulmak istiyorsan o zaman şunu anlamak zorundasın. Bir benliğin yok…
Ve dikkatlice dinle: Diğerine ihtiyacın olmadığında sevebilirsin ve bu sevgi ıstırap getirmeyecektir.
Evet, yalnızlığınla o kadar çok kalmalısın ki o tek başınalığa dönüşebilsin. Ancak o zaman derin, seni zenginleştiren bir ilişkiye girmeye muktedir olacaksın.
Şayet birisiyle yalnızlık çektiğin için bir ilişkiye giriyorsan, o halde diğerini sömüreceksin demektir. Diğeri seni tatmin edecek bir araç haline gelecektir.
O yüzden ne zaman bir ilişkiye yalnızlık nedeniyle girersen, ilişki sallantıdadır. O ölü doğmuş bir çocuktur. Senin için daha çok ıstırap yaratacaktır. Unutma yalnızlığına göre davranacak olursan seninle aynı yolun yolcusu bir kimseyle bir ilişkinin içine düşeceksin çünkü gerçekten kendi yalnızlığının içinde yaşayan kimseye çekici gelmeyeceksin. İki dilenci buluşacak , iki perişan kişi buluşacak…
Ve unutma iki mutsuz insan buluştuğunda bu basit bir toplama işlemi değildir, bir çarpım işlemidir. Çok daha fazla ıstırap yaratacaklardır.
Önce uzun süre tek başına ol. Önce kendinden hoşlanmaya başla, önce kendini sev. Önce öylesine hakiki bir şekilde mutlu ol ki kimse gelmese bile önemi olmasın. Sen dolusun, taşıyorsun. Şayet kimse kapını çalmazsa bu mükemmel iyidir; hiçbirşey kaçırmıyorsun. Kimsenin gelip kapını çalmasını beklemiyorsun. Tek basinaliginla mutlu olana dek bekle. O zaman ilişkiye gir. Artık bir efendi gibi giriyorsun, bir dilenci gibi değil…
İşte o zaman kendi benzerini çekeceksin. İki efendi buluştuğunda mutluluk sadece birbirine eklenmez, birbiriyle çarpılır. Ve onlar sömürmez, onlar paylaşır. Onlar birbirini kullanmaz . Aksine onlar bir hale gelir ve onları çevreleyen varoluşun tadını çıkarır…
Ve sevgi peşine düşülmeden, düşünülmeden, kendi kendine basit bir şekilde daha büyük bir ahengin parçası olarak gerçekleştiğinde tamamen farklı bir niteliği olur. O artıķ ilâhi dir….
OSHO

“AGORA MEYHANESİ

21731038_10213281535460181_2138243312569410085_n[1]
Bilmeyenimiz yoktur bu eseri ;
Ama benim gibi çok ilginç ve hazin hikayesini bilmeyenleriniz de çoktur diye tahmin ediyorum.
1890’da bir Rum olan kaptan Asteri , Balat çarşısında bir Meyhane açar.
Meyhanesine de Rumca “meydan” anlamına gelen “Agora” adını koyar.
Meyhane masa yerine kullanılan dev fıçıları ve ucuz şaraplarıyla kısa zamanda ün yapar.
Ama meyhanenin ününü artıran olay ilgisiz bir biçimde İzmir kaynaklıdır.
Aradan zamanlar geçer…
Tarih 1959’dur.
Onur Şenli adında bir tıp fakültesi öğrencisi
Komşu kızına aşık olur ama aşkına karşılık bulamaz.
Aşk acısı ona soluğu birçok zaman,
İzmir’in Agora semtinde aldırmaya başlar.
Çünkü Agora salaş meyhanelerin mekanıdır.
Bir gün bu salaş meyhanelerden birinde içtikten sonra eve gelir Ve bir mektup yazmaya başlar aşkına.
Mektup şöyle başlar:
“Sana bu satırları bir sonbahar gecesinin felç olmuş köşesinden yazıyorum.”
Onur Şenli
, Mektubun ileriki bölümlerinde fakına varır ki aslında bir mektup değil bir şiir yazmaktadır
. Şiirine de şu adı koyar:
Gece, Şarap ve Aşk
Onur, şiiri yayımlatmak için fakültenin dergisine gönderir
,Şiiri kabul edilir.
Şiir dergide tam basılmak üzereyken,
Ege Expresi gazetesinin kültür-sanat editörü tarafından görülür. Editör şiiri yayınlar ama adını değiştirerek.
Şiirin adı olur Agora Meyhanesi.
Şiir o kadar sevilir ki, dillere pelesenk olur.
Hatıra defterlerinde yer alır,
Sevgililerin kulaklarına fısıldanır.
Şarkısı yapılır,
Şarkıyı neredeyse ünlü olup da söylemeyen sanatçı kalmaz. Müzeyyen Senar, Zeki Müren, Gönül Yazar, Behiye Aksoy sadece bunlardan birkaçıdır.
Şarkıyı dinleyenler İzmir’deki
Agora’dan habersiz Balat’ta ki Agora Meyhanesi’ne akın ederler.
Çünkü şarkıdaki Agora Meyhanesi’nin burası olduğunu düşünmektedirler.
Haliyle geceleri burası hınca hınç dolmaya başlar.
Öyle popüler bir mekan olur ki tam 286 Türk Filmi’nin
Meyhane bölümleri burada çekilir.
Yani ucuz şarapların satıldığı meyhane
Türkan Şoray’ları, Fikret Hakan’ları, Ayhan Işık’ları, Cüneyt Arkın’ları ağırlamaya başlar.
2000’li yıllardan sonrada kaderine terkedilir,
Çöplük olarak kullanılmaya başlar.
AGORA MEYHANESİ
(Şiir,tam metin)
Sana bu satırları
Bir sonbahar gecesinin
Felç olmuş köşesinden yazıyorum
Beşyüz mumluk ampullerin karanlığında
Saatlerdir boşalan kadehlere
şarkılarını dolduruyorum
Tabağımdaki her zeytin tanesine
Simsiyah bakışlarını koyuyorum
Ve kaldırıp kadehimi
Bu rezilcesine yaşamaların şerefine içiyorum.
Burası agora meyhanesi
Burada yaşar aşkların en madarası
Ve en şahanesi
Burada saçların her teline bir galon içilir
Gözlerin her rengine bir şarkı seçilir
Sen bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin
Bu sekiz köşeli meyhane seni bilir
Burası agora meyhanesi
Burası arzularını yitirmiş insanların dünyası?
Şimdi içimde sokak fenerlerinin yalnızlığı
Boşalan ellerimde kahreden bir hafiflik
Bu akşam umutlarımı meze yapıp içiyorsam
Elimde değil
Bu da bir nevi namuslu serserilik
Dışarda hafiften bir yağmur var
Bu gece benim gecem
Kadehlerde alaim-i semaların raksettiği
Gönlümde bütün dertlerin hora teptiği gece bu
Camlara vuran her damlada seni hatırlıyorum
Ve sana susuzluğumu
Birazdan şarkılar susar, kadehler boşalır
Umutlar tükenir, mezeler biter
Biraz sonra bir mavi ay doğar tepelerden
Bu sarhoş şehrin üstüne
Birazdan bu yağmur da diner
Sen bakma benim böyle
Delice efkarlandığıma
Mendilimdeki o kızıl lekeye de boş ver
Yarın gelir çamaşırcı kadın
Her şeyden habersiz onu da yıkar
Sen mesut ol yeter ki ben olmasam ne çıkar?
Dedim ya burası agora meyhanesi
Bir tek iyiliğin tüm kötülüklere meydan okuduğu yer
Burası agora meyhanesi
burası kan tüküren mesut insanların dünyası.”
Maalesef kanserle savaşan Dr. Onur Şenli
bugün tedavi gördüğü hastanede vefat etti.
(08.09.2017).
Mekanı cennet olsun.
Onur Şenli (İzmir-1940-2017)

Sesi rüzgarda konuşan, Soluğu tüm dünyaya hayat veren Yüce Ruh… Duy beni !

KIZ[1]

 

Sesi rüzgarda konuşan, Soluğu tüm dünyaya hayat veren Yüce Ruh… Duy beni !
Küçük ve zayıfım, gücüne ve bilgeliğine ihtiyacım var. Güzellikler içinde yürümemi sağla, kızıl ve altın şafağı gören gözlerimi neşeli kıl. Sevgiyle yarattığın her şeye Ellerimin dokunmasını sağla. Öğrettiğin kutsal öğretileri anlayacak kadar bilge kıl beni.
Her yapraktaki ve taştaki gizli dersleri öğrenmeme yardım et. Güç arıyorum, ama kardeşimden daha büyük olmak için değil; İçimdeki düşmanı ele geçirmek için. Saf bir yürek ve açık gözlerle sana gelmeye her zaman hazır kıl beni…
Hayatım söndüğünde, batan bir güneş gibi, Ruhum sana gelebilecek böylece onurla ve utanmadan…
Dakota Kabilesi Duası

KARMİK BAĞ KESME VE ŞİFALANDIRMA ÇALIŞMASI

karmic_relationship_twin_flames[1]

Karmik Bağ Şifası, imgeleme ile yapılan meditatif bir ritüeldir. Aşağıda da bahsedeceğim şekli ile basittir ve kısa sürede  tamamlanabilir. Bu egzersizi pek çok elektronik veya basılı ortamda da rahatça bulabilirsiniz. Peki neden üzerinde duruyorum?

Toplumdaki ilişkilerin, birbiri üzerine yığılmış ve çözülmesi çok güçmüş gibi görünen sorunlarına başka bir açıdan yaklaşarak ruhsal farkındalığınızı arttırmak ve yöntem hakkında kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum. Yakın çevremin –ve diğer ilgilenenlerin- buna ihtiyacı olduğunu görüyorum.

Diğer taraftan egzersizin muhteviyatı hakkında gelen soruları bir seferde cevaplamak istedim. Bana gelen soruların çoğu bu uygulamanın sonuçlarının, anlatıldığı ölçüde basit olmadığına inanan bir kesimden gelmektedir. Uygulayıcı, ilişkisinin olumsuz bir nitelik kazanabileceğinden korku  duyabilmektedir. Şüpheci bu zihnin sorularını yanıtlamak için kısaca bir açıklama da getireceğim.

Bizler Karmik Bağlarımızı, ebedi ilişkilerimizi yönetmek ve onlardan gerekli dersleri almak için oluştururuz. Karmik bağı oluşturan dinamikleri anlarsak bu gereksiz korkulardan da kurtuluruz.

“Karma çoğu kez başka bir insana zarar veya acı verdiğimiz ve de kendi irade özgürlüğümüzü dayatmak için onun irade özgürlüğünü ihlal ettiğimizde meydana gelmektedir. Aslında irade özgürlüğünün doğru kullanılışı (sadece) kendimiz için değil, olaya dahil olan herkes için en iyi olanı arayıp bulmakla ilgilidir. Başkalarına çektirdiğimiz acıyı biz çekmek zorunda kaldığımızda ise, ruh düzeyinde, bu eylemimizin ne kadar yanlış olduğunu ve böyle bir şeyi bir daha asla yapmayacağımızı anlamaya başlarız. Bu, ruh varlığının gelişme yollarından biridir.”  (*) Uzlaşmanın İyileştirici Gücü– *Jan Erik Sigdell

Örneğin çocukken sizin dış görünümünüz ile alay eden arkadaşınız bugün muhtemelen hakkınızda bir karmaya sahiptir. Burada asıl bahsi geçmesi gereken karmanın işlerliğini görmeye yanaşmayan bir zihne sahip oluşumuzdur. Bizler “suçlu” konumda bulunmayı kabullenemeyiz. Bunun farkına varmak istemeyen zihin iyi ve kötü arasında çelişkisini daima yaşar. Kendi fikirlerini haklı gördüğü platformlarda sürdürme çabasındadır. İlişkiler  çıkmaza girdiğinde ya da çektiğiniz acıların tedavisini ararken, tüm bunların sizin de bir zamanlar birilerine benzer acılar yaşatmış olmanız ile bağlantılı olduğunu keşfederseniz “bağışlanma” beklersiniz. Karma, ruh tekamülünüzün sizle sıkı sıkıya ilintili ve tüm ıstıraplarınızın odağında yine sizin olduğunuzu farketmenizi sağlayan bir aynadır.

Meditasyona geçmeden önce, bağların nasıl oluşabileceği konusunu açıklamayı gerekli görmediğimi belirtmek istiyorum. Onlar bu konudaki terapistlerin uzmanlık alanıdır. Nihayetinde ilişkide olduğunuz durum ya da kişi ile aranızdaki enerji bağları olduğunu bilmeniz yeter. Enerji akışını çalışmalarınız sırasında göremeyebilirsiniz de. Ancak varlıkları, karma temizliği yapıldıktan ve ilişkiler yeni bir boyut kazandıktan sonra yaşanan tecrübelerle  kesinlik kazanır. Düşünce ve hayallerimizi de göremeyiz ve vardırlar.

Yöntem; Karmik Bağın Şifalandırılması ya da Kesilmesi olarak anılır. Ve Başmelek Mikail’in de adlandırdığı gibi ona “Yatay Bağlantı Egzersizi” de diyebilirsiniz. Onun akıcı ve sade yöntemini aşağıda veriyorum. Her yerde bir iki dakika içerisinde yapabilirsiniz. Ama rahatsız edilmeyeceğiniz bir ortamda geniş bir zaman dilimi içerisinde yapmanızı tavsiye ederim. Gözlerinizi kapayınız. İster ayakta, isterseniz oturur vaziyette olunuz. Önce topraklanmanız gerekir. Topraklanmak sizin kendinizi bir ağaç gibi hissetmenizi gerektirir. Kökleriniz ile Anne Dünyanın merkezine, dallarınız (başınız) ile gökyüzünün sonsuz mavi derinliklerine bağlandığınızı hayal edin…

 

 

“Vucudunu bir ağaç olarak hayal et, köklerin omurganın bitiminden toprağa doğru uzanıyor ve dünyanın merkezine ulaşıyor. Dünyanın merkezine bağlandığında kendini iyi, düşüncelerinin sakin ve berrak olduğunu hissediyorsun. Böylece ruhunun yoğun varlığı insani yanınla yanyana varolabiliyor. Bu zihinsel bir çalışma değildir. Oyun gibi bu yeni ilişkiyi derinden hissetmek için kendine izin ver. Şimdi ilişkini değistirmek istediğin herhangi bir kişiyi hayal et, örneğin bir aile bireyi, annen, baban, çocuklar, eş, çalışma arkadaşı, arkadaş, eski veya yeni sevgililer. Fiziksel olarak orada bulunmaları gerekmez, sadece önünde durduğunu hayal et ve ona yeni bir ilişki önermek istediğine dair iletişim kur…”

Son satırdan itibaren hatırlatma: Görmek istediğiniz kişiyi ruh olarak hayal etmek isterseniz onu bir ışık olarak tasavvur edin. Ruhların böyle görülmesi sizin içinde etkileyici olacaktır. Ona yeni bir ilişki öner ya da varolan ilişkini sonlandırmayı rica et. Çoğunlukla varolan ilişkiyi kesmeyi seçebilirsiniz. Bunu kalbinizden gelen sözlerle, sesli olarak ifade edebilirsiniz. Ben genellikle; “Bana yaşattığın tüm deneyimler için teşekkür ederim. Bundan böyle özgür iradem ile seçimlerimi yapmak istiyorum. İkimizinde yeni deneyimlere açılabilmesi için aramızdaki karmik bağın sonlandırılmasını talep ve rica ediyorum.” şeklinde ifade ediyorum.

“Bu kişiyle çakraların her biri arasında bir enerji bağı olduğunu hayal et. Her çakra icin, seçimine göre bir aletle, bu bağı kestiğini düşün. Bazıları bu ‘bağlı’ ilişkiden kopmak için makası tercih eder, başkaları kılıç hatta zincirli testere. Bittiğinde, biraz dur ve bazı çakralar arasındaki bağı koparırken daha fazla zorlanıp zorlanmadığına bak. Niyetini güçlendirmek için bir kaç kez geri gitmen gerekebilir. Aynı zamanda içten bir rahatlama ve huzur hissettin mi? Her seansın sonunda, bu yatay bağlantının düzgün olduğundan emin ol ve bağı kopardığın kişi için de bu bağlantıyı kurduğunu hayal et. Pratik yaparak, kendini bu dikey ilişkilerden, önünde bir ayna olduğunu ve vucuduna yansıtılmaya çalışılan şeyleri geri yansıttığını hayal ederek kolaylıkla koparabilirsin. Bağını kopardığın insanların seni arayıp çözülememiş meseleleri konuşmak isteyecek kadar açık olmaları ender rastlanan bir durum değil. Aynı zamanda bu yeni özgürlük duygundan dolayı fazlasıyla ihanete uğramış gibi hissedebilirler kendilerini. Onlara kendini sevmenin tüm ilişkilerini nasıl değiştirdiğini açıkla.” (*) Traddling Your Freedom – *Arcangel Michael

Karmaİsteğinizi ilettikten sonra ve bağınızı koparmadan hemen önce karşınızdaki kişinin bunu başı ya da hareketleri ile onayladığını hayal edin. Ruhsal varlıklar bizlerin deneyimlerine saygılıdırlar. Ruhlar (ya da kişiler), karmanın kesilebileceğini sizin anlayabileceğiniz (veya hissedebileceğiniz) şekilde onaylarlar. Korkulanın aksine bu yeni ilişki size özgürlük verecektir. Bir takım tavır ve duygulara saplanıp kalmayacak, özgür seçim evreninde yeni deneyimlere yönelebileceksiniz. Karmik bağlarınızı yüksek titreşimli bir enerji olan “Sevgi” ile salmanızı öğütlüyorum. Yeri boşalan enerjiyi sevginiz ve anlayışınız ile doldurun. Elbette yaşadığınız acı dolu anlar hatıralar sizlere eşlik edecektir. Ancak bu dünyada yaptıklarımızın bizleri yansıtan bir ayna olduğunu unutmadan,  ruh kardeşlerinizden taleplerinizi nazik ve rica ile yapınız. Onlar deneyimlerinizde size şefkatle eşlik etmektedirler. Kopan bağlar spiral (telefon kordonuna benzer) olarak hayal edilebilirler. Onları mor bir alevin içine atınız. Orada yandıklarını ve yükselen dumanın evrene karıştığını görün.

Son olarak belirtmek isterim ki, Karmik bağlar sonlandırıldığı andan itibaren yeni farkındalık katmanları harekete geçer. Bir çözüm hemen altından, başka bir karmik temizliğe olanak verecek ilhamı ortaya çıkartır. Ufkunuz genişler. İşte cesaret sizin için bu noktada anlam kazanır. Maceranız, yargılarınızdan kurtulmayı özlediğiniz ve özgürlük denilen uçurumun kenarından aşağı gözü kapalı atlamaya cesaret ettiğinizde başlar.

Sevgiler.

Kaynak: spritüeller

Hata yapmaya hazır olmayan, asla hiçbir şey öğrenmeyecektir.

508357-late-osho-rajneesh[1]

 

Yakın zamanlarda bir dükkân açmış olan bir adam, dükkânının tepesine “Burada Taze Balık Satılır” yazan büyük bir tabela astı.
Yanına bir arkadaşı geldi ve dedi ki “ Tabelada neden “Burada” yazıyor?” Adam “Burada” kelimesini tabeladan kaldırdı.
Sonra başka bir arkadaşı geldi ve dedi ki “ “Satılır”? Tabii ki satılır. Bağış yapmıyorsun, öyle değil mi?” “Satılır” kelimesi tabeladan kalktı.
Üçüncüsü geldi ve dedi ki “ “Taze Balık”? Taze olmak zorunda. Bayat balığı senden kim alacak? “Taze” kelimesi çıkartıldı.
Dükkân sahibi boynunu eğdi. Tabelada şimdi sadece “Balık” kelimesi vardı ve dördüncü gelerek“ “Balık”? Bunu çıkartmak ne iyi olur! Zaten bir kilometre öteden kokusunu alabilirsin” dedi. Dükkân sahibi tabeladaki son kelimeyi de sildi.
Beşinci bir adam geldi ve dedi ki “Dükkânın tepesine boş bir tabela asmanın ne anlamı var?” Dükkân sahibi tabelayı çıkarttı.
Sahneye altıncı bir adam geldi ve dedi ki “ Bu kadar büyük bir dükkân açtın. “Burada Taze Balık Satılır” yazan bir tabela asamıyor musun?”
İnsanları dinlemeye devam edersen daha çok ve daha çok aklın karışacak; bu şekilde aklın karışmış duruma geldin. Senin karışıklığın bu: bir sürü insanı dinlemek ve hepsi farklı tavsiyelerde bulunuyorlar. Ve ben onların iyi niyetli olmadıklarını söylemiyorum; iyi niyetliler, ancak bilinçli değiller; öyle olsalar sana tavsiyede bulunmazlardı. Sana bir iç görü verirlerdi, tavsiye değil. Sana ne yapman, ne yapmaman gerektiğini söylemezlerdi. Senin daha uyanık hale gelmen için sana yardım ederlerdi ki, sen ne yapılması ve ne yapılmaması gerektiğini kendin görebilesin.
Gerçek arkadaş, sana tavsiyede bulunmayan, ancak daha tetikte olman, daha uyanık olman, hayatın içinde daha bilinçli olman için yardım edendir- hayatının problemlerinin, fırsatlarının, gizemlerinin içinde- sana kendi yolculuğuna çıkman için yardım edendir, deneyimlemen için, araştırman ve araman için, birçok hata yapman için seni cesaretlendirendir.
Çünkü hata yapmaya hazır olmayan, asla hiçbir şey öğrenmeyecektir.
Gerçek arkadaş, zekânı keskinleştirmen için yardım eder. Sabit tavsiyelerde bulunmaz, çünkü sabit tavsiye işe yaramaz. Bugün doğru olan, yarın doğru olmayabilir ve bir durumda doğru olan başka bir durumda yanlış olabilir. Durumlar her zaman değişiyor, o halde ihtiyacın olan sabit bir hayat modeli değil, bakış açısıdır, böylece nerede olursan ol, kendini hangi durumda bulursan bul, kendiliğinden nasıl davranacağını ve kendi varlığına nasıl dayanacağını bilirsin – OSHO

Defne Yaprağını Yakıp 10 Dakika Bekleyin – Gerçekleşenlere Siz Bile İnanamayacaksınız

lager9[1]
Bazı evlerde sıradışı türden bir koku duyarsınız.

Duyduğunuz bu koku size rahatlık ve huzur verir. Oraya her gittiğinizde iyi hissedersiniz.
Peki bu kokunun ne olduğunu merak ettiniz mi?
Meğerse o koku defne yaprağından geliyormuş.
Defne yapraklarının insanların ruh halini iyi yönde değiştirdiği biliniyor.
Genelde yemek yapılırken çeşitli yöntemlerle kullanılan defne yaprakları ayrıca çorbalara tat da veriyor.

Antik Roma ve Yunanistan’da da defne yaprağı tıbbi amaçlarla kullanılıyordu.
Defne yaprakları sadece yemeklerle tat vermiyor aynı zamanda insanları iyileştiriyordu. Kurumaya bırakılan defne yaprakları daha sonra parçalanarak su ile karıştırılıp içilerek çeşitli hastalıklara derman oluyordu.
Defne yaprakları defne ağaçlarından toplanır. Defne ağacı ise günümüzde umut, başarı ve kahramanlığın simgesi haline gelmiştir.

Defne yaprakları sakinleştirici etkilerinin yanında ağrı kesici, iltihap sökücü ve böbrek taşlarını önleyici olarak da kullanılıyor.
Antibakteriyel özelliği olan defne yaprağı içerdiği ökaliptol maddesi ile nezle ve gribin belirtilerini azaltıyor.

Defne yaprakları ile evinizde de mucizeler yaratmak mümkün.
Tek ihtiyacınız olan şey çakmak, kurutulmuş defne yaprağı ve çelik bir kap. Defne yapraklarının çabuk yandığını göz önünde bulundurmanız gerekiyor.

Defne yaprağını tutuşturduktan hemen sonra odanın içine sinen rahatlatıcı bir koku hissedeceksiniz.
10 dakikanın ardından tamamen gevşediğinizi hissedeceksiniz.

Defne yapraklarının verdiği gevşeme ve huzurun metil öjenol ile alakalı olduğunu tahmin ediliyor.
Sağlığınızda gözle görülebilecek faydalar görmeseniz de evinizin harika koktuğunu hissedeceksiniz.
Evinizin biraz güzel kokması fena olmazdı değil mi?

Defne yaprağını tütsü olarak kullanacak birilerini tanıyor musunuz?
Yazıyı onlarla paylaşmayı unutmayın ve yöntemi denemelerini sağlayın.

Psikolojideki Bu 5 Kuralı Anladığınızda, Hayatınız Çok Daha Kolay Hale Gelecek

girl-865304_640[1]

 

Kendimizin ve çevremizdeki diğer insanların psikolojisini anlamak, mutluluğumuzda büyük bir rol oynayabilir. Hepimiz geçmiş tecrübelerden kazanılan sınırlayıcı inançlardan ve başkalarıyla olan etkileşimlerden dolayı hayatımızın yaşayışımızın engellenmesinden muzdaribiz.
Algılarımızı düzeltecek ve kendimiz hakkında gördüğümüz ve düşündüğümüz olumsuzlukların miktarını sınırlayacak daha iyi bir zihniyet içerisine girmemiz gerekiyor.

Bu 5 psikolojik kuralı kullanma alışkanlığı kazanmak daha kolay bir hayat yaşamak için çok önemlidir ve dünyayı yepyeni bir ışıkla görmenize yardımcı olacaktır:
1. İnsanlar Düşündüğünüz Kadarıyla İlgilenmiyor
Sert gibi gelebilir, ama aslında doğrudur. Başkalarının bizim hakkımızda düşündükleri şeylere o kadar yakalanmış olmak ya da başkalarının beklentilerini karşılayacak bir biçimde davranmak bizim için zararlıdır; çünkü herkes kendi sorunlarına ve güvensizliklerine sarılır. İnsanların düşündüğüne inandığımız şeylerin çoğunun, yalnızca zihnimizin geçmiş deneyimlerine veya yanlış algılamalara ve yorumlara dayalı olarak yarattığı varsayımlar olduğunu akılda tutmaya çalışmak daha iyidir.  Kişisel mutlulukları elde etmek için diğerlerinin ne düşüneceğini düşünmeden kendinize güvenmek; size uzun bir yol kat ettirecektir.

 

2. Sürekli Olarak Kim Olduğumuz Değişir
On yıl önce olduğumuz ile aynı kişi olduğumuzu düşünmek kolay ve başka bir on yılda da aynı düşünüp, aynı hissedeceğimizi sanıyoruz ancak öyle değil. Geçmiş, şimdiki ve gelecekteki benliklerimiz aslında tamamen bağımsızdır çünkü zihniyetler hayatımızın koşulları ve deneyimleri ile değişir. Bu nedenle, karar verirken her zaman mevcut benliklerimize karşı gerçek olmalıyız. Gelecekteki benliğimizin ne düşüneceğini ve ne hissedeceğini önceden asla tahmin edemeyiz ve geçmişte olan her şey geçmiş olaylardan kaynaklanıyordur. Güç şu anda! Bulunduğumuz anda!

3. Kendinizi Başkalarıyla Kıyaslamayı Durdurun
Birçoğumuza en iyi anları yüklemek için baskı yapan sosyal medya ile, başkalarının görünüşte ‘mükemmel’ yaşamlarıyla karşılaştırmaya başlamak kolay olabilir. Gerçek hayatta hâlâ, elimizden gelen en iyi tarafı, yargılanma veya reddedilme korkusu duyarlılığı göstermek yerine, insanlara gösterme eğilimindeyiz. Gerçek şu ki hepimiz savunmasız durumdayız. Hepimiz başkaları tarafından kabul edilmek istiyoruz.
Bizler gerçekten kim olduğumuzu görürken, insanların bizden daha iyi olduğuna inanmak büyük bir zaman kaybı. Diğer insanlara kıyaslama, karşılaştırma yaparak; kendinizi kötü hissetmek faydasızdır. Çünkü en güçlü insanlar bile içlerinde endişe, güvensizlik ve belirsizliklere sahiptir.

4. Tavsiyenizin Dinleneceğini Beklemeyin
Bir arkadaşınızın göz kamaştıran problemini gördünüz ve onu çözmek için nelere ihtiyaç duyduklarını biliyor muydunuz? Tavsiye veriyorsunuz, ancak sadece sağır kulaklara düşmüş gibi görünüyor. Sinirli hissediyorsunuz bu sebeble, sonuçta sadece onlara yardım etmek istiyorsunuz. Mesele şu ki, doğru zamanda doğru zihniyette olmadıkça, hiç kimse gerçekten de tavsiye dinlemiyor. Günün sonunda insanlar, yalnızca kendi deneyimlerini kullanarak zihniyet ayarlarını veya bakış açılarını değiştireceklerdir. Kendinizi göz ardı edilmiş veya kayıtsız hissetmeyin – Siz biraz uğraştınız, şimdi onların halletmelerine izin verin.

5. Yalnızca Kendi Cevabınızı Kontrol Edebilirsiniz
Bir soruna, olaya veya duruma nasıl tepki verdiğiniz, durumun kendisinden çok daha önemlidir. Hayattaki tutumunuz, genel olarak ne kadar mutlu olduğunuz konusunda her şeydir. Herhangi bir olumsuz durumda, bu zor olabilir, ancak tepki vermeden önce kendinizi birkaç saniye çekmeyi ve aklınızı sıfırlamayı unutmamak; başkaları ve kendiniz için olabilecek yansımaları anlamanız için kendinizi eğitmenize yardımcı olabilir.

Kaynak: Filoji.com

Sormuşlar bir âlime: HAYAT ne diye…

1915[1]

 

Sormuşlar bir âlime: HAYAT ne diye…

Demiş âlim; iki yönlü bir yol devam eder bilinmeze. Sen görmemezlikten gelsen de vardır bir yoldaş her köşesinde Bazen çıkarsın zorlukla dar bir yokuştan bazen de aşarsın dertleri sanki uçuyormuş gibi inerek buradan.
Peki SEVGİ nedir? Demiş biri

Kalbine sığmayacak kadar geniş Dedikodusunu yapamayacağın kadar temiz kokusunu alamayacağın kadar uzak hayal edemeyeceğin kadar yakın…
Ya KORKU nedir? Diye atılmış diğeri Bir yağmur damlasındaki barut kokusu. Belki de saklanılan bir hayal yontusuya bir miniğin haykırışıyla da yüreği yaralı bir kuşun feryadı….
Peki ya UMUT nerededir? Diye atılmış bir umut avcısı. Bilinmez de değildir bilirim demiş yerini kaygılı ve tasalı. Aradın boşuna her yeri ama unuttun en kolay yeri besbelli bunu derken işaret etti insanın en derinden yaralanan yerini…
Peki DOST kimdir? Diye sormuş biri. Demiş; paylaştın mı sevgini korkunu ümidini ve yenilgini verdin mi desteğini sordun mu halini yolladın mı yüreğini ağladın mı onun gibi.
Hissettin mi DOSTLUĞU? Demiş diğeri. Âlim demiş: Karşılığı olmadan verilir mi hiç yürekteki sevgi? Dostluk dediğin; tek bir ruhun iki ayrı bedende dirilmesi…
Mevlana Celaleddin Rumi’nin notlarından…

Pablo Neruda’dan İnsan İlişkilerine Derinden Etki Edecek 11 Söz

pablo_neruda_[1]

Pablo Neruda’dan İnsan İlişkilerine Derinden Etki Edecek 11 Söz

 

1.Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi  gerçek mutluluğun kapısına.
2.Hayat yaşandığı kadardır. Ötesi ya hatıralarda bir iz ya da hayallerde bir umuttur.3.Şu iflas etmiş dünyada, en geçerli para birimi; kendin gibi bir insanla paylaştığın duygulardır.
4.Seni sevdiğimi anlayacaksın, sevmediğim zaman…Ağır ağır ölürler; okumayanlar, müzik dinlemeyenler, vicdanlarında hoşgörü barındırmayanlar.
6.Biten bir aşkın hemen ardından bir başkasıyla başlayan şeyin adı, ilişki değil çelişkidir.7.Sende bir şey var.. Bana derin derin nefes aldıran bir şey.
8.Bir kadın, söyleyecek çok şeyi olduğu halde susuyorsa, erkek artık tüm şansını kaybetmiştir..9.Bazen dudakların bitiremediği sözleri, gözler tamamlar.
10.Yolun karanlığı olmaz, iyi bir arkadaşla yürüyene.

11.Ne yaşarsanız yaşayın, birine en son davranış şekliniz. Onda bıraktığınız tek fotoğraftır

Kaynak: Filoji.com

Zor Zamanlar İçin Meditasyon…

cemşen[1]

Eğer sürünüzü kontrol etmek istiyorsanız onlara geniş bir otlak verin.”
—Tibet sözü

Zor zamanlarda zihin kendini cehennemi bir var oluş halinde bulur. Bu var oluş hali yaşanan olayın kendisinden çok daha acı verici ve çok daha tehlikelidir. Budha bu durumu, “ikinci ok” diye tanımlar. Birinci ok, kişiye yaşanan olay sebebiyle isabet etmiştir. Bu ok acı verici olsa da

ender olarak ölümcül ve ıstırap vericidir. Ölümcül olan ve ıstıraba sebep olan ise “ikinci ok”tur. İkinci okun kurbanı olmamızın sebebi zihnimizde oluşan yargılar, içsel konuşmalar ve kontrolden çıkmış yıkıcı duygulardır. İkinci ok hemen her zaman hayati bir organa isabet eder ve kişinin kendisi tarafından kendisine saplanır.
Yine ok örneği verecek olursak, Budha bu durumda çoğu insanın şu soruları sorduğunu söyler: “Bu oku kim attı? Nereden attı? Ok bana niçin atıldı? Oku atan nasıl bir ceza almalı? Okçuya kimler yardım etti?” Oysa kan kaybından ölmek üzereyken bu sorular son derece anlamsızdır. Öncelikli olarak okun hayati organdan çıkarılması ve yaranın tedavi edilmesi gerekir. Kişinin hayatı kurtulduktan sonra dilerse bu soruları sorabilir.
Bu sebeple zor zamanlar yaşarken ilk olarak zihnimizin sakin, gözlemci ve soğukkanlı bir var oluş haline ulaşması gerekir. Bu var oluş hali sorunu ortadan kaldırmayacaktır ancak sorunun çözümü için gerekli olan zihin haline ulaşmamızı ve duygularımızın sakin ve huzurlu olmasını sağlayacaktır.
Şimdi gelin hep birlikte zor zamanlarda zihnimizi huzurlu haline, yuvasına geri döndürecek bir meditasyon deneyelim:
* Meditasyon uygulaması ile ilgili yeterli deneyime sahip değilseniz öncelikli olarak kendinize sakin bir yer seçin.
* Eğer açık, ferah bir alana bakıyorsanız, bu pencereden dışarıyı görmek bile olsa, çalışmanızı kolaylaştıracaktır. Eğer böyle bir olanağınız yoksa önemli değil yalnız kalabileceğiniz bir alan da yeterli olacaktır.

* Giysileriniz rahat olursa kendinizi daha iyi hissedersiniz. En azından kemerinizin belinizi ya da kravatınızın boğazınızı sıkmamasını sağlayın.
* Bağdaş kurmak, lotus pozisyonunda oturmak filan gibi şeylerle, tütsü yakmakla, bu tür dışsal şeylerle ilgilenmeyin. Meditasyon zihniniz ile ilgili burnunuz ya da bacaklarınızla değil.
* Bu sebeple ilk olarak rahat edeceğiniz bir şekilde oturun. Rahat oturun ama sırtınız dik olsun. Koltuğunuza, yere, yatağınızın üzerine ya da rahat edeceğiniz herhangi bir yere oturabilirsiniz. Bacaklarınızı ileriye uzatmak istiyorsanız uzatın, bağdaş kurmak istiyorsanız bağdaş kurun.
* Sırtınızı duvara ya da koltuğa dayayabilirsiniz ama bunu yapmayın. Sırtınızı dayarsanız kısa süre sonra beliniz ağrıyacaktır. Bunun yerine eğer sırtınızı dayama ihtiyacınız var ise beliniz ile duvar arasına bir yastık ya da katladığınız bir havluyu koyabilirsiniz. Başka şekilde söylemek gerekirse belinizi katlanmış bir havlu ya da yastık aracılığıyla duvara dayayabilirsiniz ama sırtınızı duvara dayamayıp dik tutun.
* Eğer bağdaş kurmak istiyorsanız ama bacaklarınız yeterince esnek değilse ya da yerde oturmaya çok alışkın değilseniz, dizlerinizin altına koyacağınız birer yastık biraz daha uzunca bir süre rahat etmenizi sağlayacaktır.
* Yine aynı şekilde, eğer ellerinizi kucağınıza yerleştirerek oturmak istiyorsanız, ellerinizi kucağınıza alacağınız yüksekçe bir yastığın üzerine yerleştirirseniz omuzlarınız rahat kalacaktır.
* Eğer telefonunuzu kapatmanız mümkünse kapatın ya da sessize alın.
* Şimdi meditasyon yapmaya hazırsınız.
* İlk olarak bir şey yapma fikrini bir kenara bırakın. Meditasyon filan yapmayacaksınız. Sakın meditasyon yapmayın! SAKIN! Sadece oturun. Yapmanız gereken şey bu kadar: sadece oturmak!
* Sadece oturun ve dışarıya bakın. Dışarıya bakın ama olup biteni izlemek için dışarıya bakmayın. Gözleriniz rahat bir şekilde açık olsun ve sakince ileriye doğru bakın. Görüş alanınızın içine giren görüntüleri oldukları gibi kabul edin. Onların peşinden gitmeyin ama tıpkı televizyon ekranı gibi gözünüzün önünden geçen görüntülere izin verin.
* İleriye doğru bakmakta olduğunuzun farkına varın. Kendinize “baktığınızı” ya da “izlediğinizi” anımsatın. Bakıyorsunuz. İzliyorsunuz. Şu anki göreviniz bu. Zihninize çeki düzen vermeye çalışmıyorsunuz, zihninizi sakinleştirmiyorsunuz, meditasyon yapmıyorsunuz sadece “izliyorsunuz”; o kadar.
* Bir süre izlemeyi sürdürün. Düşünceler saldırdıkça sizi alıp bir yerlere götürecek. Düşüncelere kapıldığınızda yeniden önünüzde olup biteni izleyin. Kendinize şu anda “izlemekte olduğunuzu” anımsatın.
* Eğer önünüzde izlenecek bir şey yoksa o zaman ikinci aşamadan da başlayabilirsiniz.
* İkinci aşamada dinlemeye başlayacağız. Şimdi dinleyin. Önce, size en uzaktaki sesleri dinlemeye çalışın. Diğer seslerin arasından size en uzaktaki sesleri seçip onları dinleyin. Uzaktaki trafik uğultusu, bir ambulansın sesi, belki yağmur, belki üst kat komşunuzun gürültücü çocuğu… Sesleri yargılamayın. İyi ya da kötü diye sınıflandırmayın. Sadece dinleyin. Kendinize “şu an dinliyorum,” deyin. Kendinize dinlediğinizi anımsatın.
* Görüyorsunuz ve dinliyorsunuz. Gördüğünüzü ve dinlediğinizi fark edin.
* Bir süre uzaktaki sesleri dinledikten sonra şimdi daha yakındaki sesleri dinlemeye başlayın. Apartmanınızdaki sesleri, evinizdeki sesleri, odanızdaki sesleri… Eğer hiç ses yoksa, o zaman da hiç ses olmadığının farkında olun. Kendinize dinlediğinizi anımsatın. Dinliyor ve görüyorsunuz. Eğer düşünceler sizi alıp bir yerlere götürürse ve siz dinlediğinizi ve gördüğünüzü unutursanız, düşüncelere kapıldığınızı fark ederseniz kendi kendinize gördüğünüzü ve duyduğunuzu anımsatın. Düşünceleri durdurmaya çalışmayın. Onlarla boğuşmayın. Sadece gördüğünüzü ve duyduğunuzu anımsayıp görme ve duyma eylemine odaklanın ama asla kendinizi zorlamadan. Kendinizi duymaya da görmeye de zorlamayın. Gördüğünüz kadar görün. Duyduğunuz kadar duyun. Fazlasını istemeyin. Sakinleşmenin bile fazlasını istemeyin. Ne kadar oluyorsa o kadar yeterlidir.
* Şimdi bedeninizi hissedin. Elbisenizin bedeninize değmesini hissedin. Altınızdaki zemini hissedin. Ellerinizin altındaki yastığı hissedin. Kademe kademe tişörtünüzü, pantolonunuzu, yastığınıza değen elinizi, belinize değen yastığı hissedin. Kendinize bedeninizi hissettiğinizi anımsatın. Şu an bedeninizi hissediyorsunuz.
* Şimdi bedeninizin farklı bölümlerini hissetmeye başlayın. Önce ayaklarınızı hissedin. Öyle güçlü hislere ihtiyaç yok. Biraz hissetmeniz yeterli. Hatta eğer ayaklarınızı hissetmiyorsanız o zaman ayaklarınızın orada bir yerde olduğunu bilmeniz de yeterli.
* Bacaklarınızı hissedin. Eğer hissedemiyorsanız bacak kaslarınızı bir süre kasın ve ardından serbest bırakın. Sonra yeniden bacaklarınızı hissetmeyi deneyin. Kalçanızı hissedin. Kalçanızı bir süre kasıp ardından serbest bırakın ve bu sayede daha rahat hissedin. Bedeninizi tararken bu kasma ve serbest bırakma tekniğini tüm beden bölümleriniz için kullanabilirsiniz.
* Belinizi ve karnızını hissedin. Sırtınızı hissedin. Göğsünüzü hissedin. Kollarınızı hissedin. Ellerinizi hissedin. Avuçlarınızı ve parmaklarınızı hissedin. Ensenizi ve boynunuzu hissedin. Çenenizi ve başınızın arka kısmını hissedin. Başınızın tepesini hissedin. Alnınıza ve şakaklarınızı hissedin. Kaşlarınızı ve kaşlarınızın arasını hissedin. Burnunuzu hissedin. Burnunuzun ucunu hissedin.
* Burnunu hissettiğinizde dikkatinizi göğsünüze yönlendirin ve göğüs kafesinizin hafifçe yükselip alçaldığını fark edin. Göğsünüz yükselip alçalıyor ve bedeniniz nefes alıp veriyor. Bedeninizin nefes alıp verdiğini fark edin.
* Kendi kendinize bedeninizin nefes alıp verdiğini hissettiğinizi anımsatın.
* Nefesiniz kısa mı? Uzun mu? Sığ mı? Derin mi? Eğer nefesiniz kısa ise nefesinizin kısa olduğunu fark edin. Bir süre bedeninizin kısa ya da uzun bir şekilde nefes alıp vermesini hissetmeyi sürdürün.
* Eğer gözleriniz kapanmak istiyorsa izlemek haricinde herhangi bir aşamada gözlerinizin kapanmasına izin verebilirsiniz.
* Şimdi dikkatinizi göğsünüzden aşağıya karnınıza yönlendirin. Bakın bakalım karnınız da hafifçe içeri dışarı hareket ediyor mu? Eğer içeri dışarı hareket ettiğini fark ederseniz o zaman karnınızın bu içeri dışırı hareketini izlemeyi sürdürün. Artık nefesi boş verin. Sadece karnın bu içeri dışarı hareketini izleyin.
* Bir süre karnın bu hareketini izledikten sonra zihninizdeki sakinliği fark edin. Eğer zihniniz halen sakin değilse o zaman zihninizin sakin olmadığını fark edin. Zihninizin mutlaka sakin olması ya da huzurlu olması gerekmiyor. Önemli olan tek şey sizin zihninizde ne olup bittiğini, olup bitenden kaygılanmadan gözlemleyebilecek bir hale gelmeniz. Eğer zihninizde olup bitenin farkındaysanız o zaman bir süre bu durumda sakince gözlem yapın. Zihninizde düşünceler ve kaygı varsa bırakın düşünceler ve kaygı olsun. Zihniniz sakinse ve düşünceler gökyüzündeki bulutlar gibi akıp gidiyor ama sizi peyinizden sürüklemiyorlarsa o zaman da bu durumun farkında olun. Huzursuz bir zihin ile huzurlu bir zihin arasında tercih yapmayın. Her iki zihin de sizin zihniniz. Her iki zihinde de bir sorun yok. Farkında olduğunuz sürece her şey yolunda ve siz harika bir meditasyon yapıyorsunuz demektir.
* Bu gözlemci halde bir süre kalın.
* Ardından dilerseniz meditasyonunuzu tamamlayıp dinlenin. Dilerseniz sakinleşmiş ve farkındalık kazanmış zipin halinizle sorununuzun üzerinde soğukkanlı ve sağduyu bir şekilde çalışmaya başlayın.
* Dilerim bu meditasyonun uygulanmasından doğacak olan iyi karma ıstırap çeken tüm varlıkların ıstıraplarından kurtulmalarına yardımcı olur.

Hepinize dostluk duygularımla
Cem Şen

Not: Zamanla bu tekniğe alıştığınızda, dikkatinizi çevrenizde olup biteni gözlemlemeye yönlendirdiğiniz anda zihniniz sakinleşecektir. Bu sayede zihninizi gözlemci ve sakin bir hale ulaşmak bir iki dakikanızı alacaktır.

Baş Tacı Edilecek 12 Kızılderili Sözü…

449398[1]

 

1-Cevap vermemek de bir cevaptır ve ustaca bir cevaptır.
(Hopi Kabilesi)
2-Soru sorma, gözle, dinle, bekle! Cevap sana kendiliğinden gelecektir.
(Pueblo Kabilesi)
3-Dur, dinle! Hep konuşursan hiç bir şey duyamazsın…
4-Sadece gerçekleşmesini arzu ettiğin şeyleri istemek için dua etme, çünkü insan kendisi için en iyinin hangisi olduğunu bildiğini iddia edemez.
(Sioux Kabilesi)
5-Kaybetmeyi ahlaksız bir teklife tercih et !
İlkinin acısı bir an, diğerinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer.
6-Yanlışı gören ve önlemek için elini uzatmayan yanlışı yapan kadar suçludur.
7-Bizim halkımız ile beyaz halk arasındaki en büyük fark tevazudadır. Bizim insanımız ne kadar yükselirse yükselsin, ne kadar ileriye giderse gitsin, bilir ki Yaratıcı’nın ve kainatın önünde bir zerredir.
(Athabascan Kabilesi)
8-Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.
9-Her şey bir halka gibi hareket eder. Hareketlerimiz de döner dolaşır, bize geri gelir.
10-İçinde bir iyi, bir de kötü köpek kavga eder; hangisini daha çok beslersen o kazanır.
11-Doğru insan, zor ve tehlikeli hizmetler için seçilmeyi şeref, herhangi bir ödül istemeyi de utanç sebebi kabul eder.
(Sioux kabilesi)
12- Her sabah uyandığında; günün ışığı için,
yaşadığın ve gücün yerinde olduğu için,
karnını doyurduğun için şükret;
eğer şükretmek için ortada bir sebep göremiyorsan hata kendinde demektir…

Öğrendim ki… ‘Bittim’ dediğin andan itibaren pilinin bitmesine daha çok var.

20246305_10211297989179499_3486535447497603350_n[1]

 

Öğrendim ki…
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız. Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz, gerisini karşı tarafa bırakırsınız.
Öğrendim ki… Güveni geliştirmek yıllar alıyor, yıkmak bir dakika. Öğrendim ki… Hayatında nelere sahip olduğun değil kiminle olduğun önemli…
Öğrendim ki… İnsanların başına ne geldiği değil o durumda ne yaptıkları önemli…
Öğrendim ki… Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.
Öğrendim ki… ‘Bittim’ dediğin andan itibaren pilinin bitmesine daha çok var.
Öğrendim ki… Sen tepkilerini kontrol edemezsen tepkilerin hayatını kontrol eder.
Öğrendim ki… Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.
Öğrendim ki… Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz bazıları hiç karşılık vermiyor.
Öğrendim ki…Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları kaldırmak için elini uzatır.
Öğrendim ki… İki insan aynı şeye bakıp tamamen farklı şeyler görebilir…
Öğrendim ki… Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.
Öğrendim ki… Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. Gerçek aşkların da!
Öğrendim ki… Tecrübenin kaç yaş günü partisi yaşadığınızla ilgisi yok. Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.
Öğrendim ki… Aile hep insanın yanında olmuyor. Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz. Aile her zaman biyolojik değil.
Öğrendim ki… Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir.
Öğrendim ki… Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.
Öğrendim ki… Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.
Öğrendim ki… İki kişi münakaşa ediyorsa, bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.
Öğrendim ki… Her problem kendi içinde bir fırsat saklar. Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.
Öğrendim ki… Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor..
Ataol Behramoğlu