Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca

images95VTI2OG
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum…
Kağıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!
Allah’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
Havı dökülmüş yerlerine yüzümün
Büyük bir aşk yamadım
Hayır
Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
Tesbih tanelerim bitse göz yaşlarım…
Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
Aşk diyorsunuz ya
Ben istemenin allahını bilirim bayım
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Balkona yorgun çamaşırlar asmayı
Ki uçlarından çile damlardı.
Güneşte nane kurutmayı
Ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
İnsan kaybolmayı ister mi?
Ben işte istedim bayım.
Uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım
Süt içtim acım hafiflesin diye
Çikolata yedim bir köşeye çekilip
Zehrimi alsın diye
Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
İlahiler öğrendim.
Siz zehir nedir bilmezsiniz
Zehir aşkı bilir oysa bayım!
Ben işte miraç gecelerinde
Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
Bir şiir aradım.
Geçen üç yıl boyunca
Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
Ülkem olmayan ülkemi
Kayboluşumu aradım.
Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
Bir ters bir yüz kazaklar ördüm
Haroşa bir hayat bırakmak için.
Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
Kimi gün öylesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
Annem
Ki beyaz bir kadındır
Ölüsünü şiirle yıkadım.
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Acının ortasında acısız olmayı,
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
Aşk diyorsunuz ya,
İşte orda durun bayım
Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
Kendimin ucunda
Öyle ıslak,
Öyle kötü kokan,
Yırtık ve perişan.
Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
Aşkı aşk bilir yalnız!
Didem Madak
Kayıt Tarihi : 19.9.2002 22:13:00

Didem Madak

Hayatınızda Kaçırdığınız Fırsatları Artık Geride Bırakın…

images[2]

 

 

Kulpu kırık fincanları,
Zayıflayınca giyerim’ kotunu,
Son 5 aydır giymediğiniz kıyafetleri,
Arka balkona tıkıştırdığınız, bir gün yüzünü yenilerim pırıl pırıl olur dediğiniz o sandalyeyi,
Dibi kararmış tencereyi,
Taşındığınız hangi evden kaldığı, hangi kapıyı açtığı artık meçhul olan o anahtarları,
Sırf genç ve güzel çıkmışsınız diye yanınızda o hiç sevmediğiniz tiple poz verdiğiniz fotoğrafı,
Çekmecenin dibindeki müzik kasetlerini
ATIN
Ohh bir ferahlayın bakalım. Tamam mı?
Şimdi ihtimalleri atın.
‘Olacaktı, son anda olmadı’ları atın, olmamış işte.
Takılıp kaldığınız o günü,
Düşünüp durduğunuz o lafı.
ATIN
Küstüğünüz için uzun zamandır görmediklerinizin aklınızda kalan son görüntüsünü,
Alındıklarınızın, gücendiklerinizin hiç umurunda olmayan o ‘olayı’
ATIN
O hiç beceremediğiniz yemeğin tarifini,
Kestiğiniz eski gazete küpürünü,
İçinizi kemiren o ukteyi
ATIN
Zamanı gelince yiyeceğiniz soğuk intikam yemeğini de dökün.
Soğuk yemeğin hiç tadı olmaz.
Cevabı olmayan soruları
Kaçırdığınız fırsatları
Atıldığınız işleri
Beceremediğiniz ilişkileri
Kişisel gelişim kitaplarını
ATIN
Arkanızdan konuşanları,
Önünüzü kapayanları,
Alamadığınız terfiyi,
Oturamadığınız evi,
‘Şimdiki aklım olsa’ları
Aldığınız en kötü karneyi,
Hatta en iyi karneyi,
Çalışmayan saatleri,
İşe yaramayan fikirleri,
Kaçan trenleri,
Zamansız yaşlandıran dertleri,
‘O gün’ olanları,
Halının altına süpürdüklerinizi,
Dolabın dibine iteklediklerinizi
ATIN
Bakın, ne güzel güneş çıktı.

Can Yücel

Kaynak: Filiz Kılıçarslan Yaşam Öğretileri

ŞİŞEDEN ÇIKAN MEKTUP

67126213_10157326199423433_2935222474477928448_n[1]

 

Bir Mimar Sinan eseri olan Şehzadebaşı Cami´nin 1990´li yıllarda devam eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir inşaat mühendisi, caminin restorasyonu sırasında yaşadıklarını anlatıyor.
“Cami bahçesini çevreleyen havale duvarında bulunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer çürümeler vardı. Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer alıyordu. Biz inşaat fakültesinde teorik olarak kemerlerin nasıl inşaat edildiğini öğrenmiştik fakat taş kemer inşaası ile ilgili pratiğimiz yoktu. Kemerleri nasıl restore edeceğimiz konusunda ustalarla toplantı yaptık. Sonuç olarak kemeri alttan yalayan bir tahta kalıp çakacaktık. Daha sonra kemeri yavaş yavaş söküp yapım teknikleri ile ilgili notlar alacaktık ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktık. Kalıbı yaptık. Sökmeye kemerin kilit taşından başladık. Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik bir boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık.
ŞİŞEDEN ÇIKAN MEKTUP
Şişenin içinde dürülmüş beyaz bir kâğıt vardı. Şişeyi açıp kâğıda baktık. Osmanlıca bir şeyler yazıyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk. Bu bir mektup idi ve Mimar Sinan tarafından yazılmıştı. Şunları söylüyordu:
“Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taşlar çürümüş olacağından siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşaa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu ben size, bu kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum.”
Koca Sinan mektubunda böyle başladıktan sonra o kemeri inşa ettikleri taşları Anadolu´nun neresinden getirttiklerini söyleyerek izahlarına devam ediyor ve ayrıntılı bir biçimde kemerin inşasını anlatıyordu.
Bu mektup bir insanın , yaptığı işin kalıcı olması için gösterebileceği çabanın insanüstü bir örneğidir. Bu mektubun ihtişamı, modern çağın insanlarının bile zorlanacağı taşın ömrünü bilmesi, yapı tekniğinin değişeceğini bilmesi, 400 sene dayanacak kâğıt ve mürekkep kullanması gibi yüksek bilgi seviyesinden gelmektedir. Şüphesiz bu yüksek bilgiler de o koca mimarin erişilmez özelliklerindendir. Ancak erişilmesi gerçekten zor olan bu bilgilerden çok daha muhteşem olan 400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk duygusudur.

Tuna Kamhinin facebook sayfasından alıntıdır

Ancora Impa ­ro” yani “Hala Öğreniyorum”

1280px-Creation_of_Adam_Michelangelo[1]

Michelangelo’nun 87 yaşında söylediği çok değerli iki kelime var; “Ancora Impa ­ro” yani “Hala Öğreniyorum

Enerji mucizesi; dili damağa değdirin!

dili damağa koy

Enerji mucizesi; dili damağa değdirin!

Sadece dilin ucunu damağa getirerek (dili damağa dokundurarak) enerji seviyesi geçici olarak ve kolaylıkla artırılabilir. Bunun arka enerji kanalları ve ön enerji kanalları arasındaki bağlantıyı geliştirme ve böylece enerji dolaşımını geliştirme ve artırma etkisi…

Sadece dilin ucunu damağa getirerek (dili damağa dokundurarak) enerji seviyesi geçici olarak ve kolaylıkla artırılabilir.
Bunun arka enerji kanalları ve ön enerji kanalları arasındaki bağlantıyı geliştirme ve böylece enerji dolaşımını geliştirme ve artırma etkisi vardır.
Dilin temas etmesi iç auranın genişlemesine neden olur. Örneğin, ışık düğmesi açık iken, ışık yanmaktadır. Bir bağlantı vardır. Eğer düğme kapalı ise, ışık yoktur. Aynı şekilde, dil damağa dokundurulduğunda enerji akışında artış olur. Dil damağa temas etmediğinde, enerji dolaşımı azalır.
Dili damağa dokundurmak şifacının daha fazla enerjiye sahip olmasını ve daha etkili şifa yapmasını sağlar. Bu nedenle, hassaslaştırma yaparken, tarama yaparken, temizlik yaparken ve enerji verirken, dil damağa dokundurulmalıdır. Bu teknik ayrıca önemli miktarda enerji gerektiren okuma, çalışma, meditasyon ve diğer aktiviteler için de kullanılabilir.

Dilin durması gereken yer, dişin damakla birleşme noktası değil, tam üst noktası yani dil içeri doğru biraz kıvrılıyor. Diğer türlü hemen hemen herkesin dili, diş ve damak birleşme noktasındadır.
Ayrıca dili bu şekilde damağa değdirmek çakraları birleştiren meridyeni tamamlıyor. Enerji akışı bu şekilde sağlanıyor.
Dili arkaya doğru kıvrırarak üst dişlerin arkasında damağa ve ağzın tavanına değdirmek ayrıca Hipofiz bezini (Glandula Pituitaria) uyarmanın yollarından biridir.
Dilin bu pozisyona getirilmesi ile sol ve sağ beyin küresi arasında denge oluşmasını sağlanıyor. Bu da insanin daha iyi düşünmesi ve kendini daha iyi hissetmesine yardımcı oluyor.
Sizde Enerji alırken dilinizi damağınıza yapıştırın ve enerjinizin bedeninizde özgürce akmasına izin verin…
Kaynak: (SonsuzŞifa)

Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.

halil-cibran[1]

” Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat arkana bakma…
Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de…
Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.
Yolcuya bakıp, yolunu tanıma.
Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.

Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil;
asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır;
yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal…

“En doğru yol: En dikensiz yoldur” diyenler seni aldatıyorlar.
Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.
aldırma…
Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir.
Dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır.
Gerçek aşık olanlarsa, dikenini de sever.

Dostum, yollar yürümek içindir.
Fakat, şu gerçeği de hiç unutma:
Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.
Yol boyunca; yola çıkıp da yürümeyenleri,
yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları,
yoldan metafizik uyuşturucularla keyif çatanları,
tel örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları,
maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50. metrede yola yatanları,
yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zor atanları,
yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları,
ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları,
beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları,
yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin.

aldırma, yürü.
Göğsüne yüreğinden başka muska takma.
Vahiy haritan,
nebi kılavuzun,
akıl pusulan,
iman sermayen,
amel azığın,
sevgi yakıtın,
ahlak karakterin,
edep davranışın,
merhamet sıfatın,
şeref ve izzet adın olsun.
Doğru yol: İnsanların çoğunun gittiği yol değil, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.
Yolda vereceğin her molayı öz eleştiri durağında vermelisin.
Unutma, tövbe öz eleştiridir.
Kendisini hesaba çeken, başkalarınca hesaba çekilmekten kurtulur.
Her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir.
Yön tayini sık sık gerekli olabilir.
Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir.
Bir şey daha: Pusulayı sahte manyetik alanlardan, paraziter nesnelerden uzak tut.
İbreyi saptırırlar da haberin olmayabilir.
Yol emniyetin için gerekli olan şartların başında bilinç gelir.
Bilincini tahrif edecek her türlü uyuşturucudan uzak durmalısın.
Hobilerinin, fobilerinin, korkularının bilincin üzerindeki saptırıcı etkisini iyi hesap etmelisin.
O’ndan başkasından korkarsan, korktuğunun başına musallat edileceğini kesinlikle bilmelisin.
Yolda düşeceğin en büyük tuzak, yersiz korkularının tuzağıdır.
Yani, kendi benliğinin sana kazdığı tuzak.
İyi yolculuklar dostum.”
HALİL CİBRAN

Herkesten farklı…

53377762_338073163478011_232395285907636224_n[1]

Tanıdığım en güzel insanlar…

anette inselberg güzel insanlar

 

“-Tanıdığım en güzel insanlar, yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi ve kaybı yaşamış olan ve diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş romantik ve anarşist olan insanlardır.

Bu kişiler yaşama karşı geliştirdikleri kendine has takdir, direniş, duyarlılık ve anlayışla; şefkat, nezaket, bilgelik ve derin sevgiden kaynaklanan bir ilgi ve sorumlulukla doludurlar. Güzel insanlar öylece ortaya çıkmazlar; onlar oluşurlar…”

Elisabeth Kubler Ross

Epiktetos’tan Bazı Şeyleri Anlamlandırabilmek İçin Mutlaka Göz Atmanız Gereken 5 Alıntı

anette inselberg epiktotes

 

Epiktetos bir Yunan filozofudur, ama hayatının büyük bir bölümünü Roma’da bir köle olarak geçirmiştir. Tam olarak ne zaman özgür olduğunu bilmiyoruz, ama ünlü olduğunu biliyoruz. Bir köle olmasına rağmen, mutluluk ve refaha odaklanmış, insanın gerçek mutluluğu bulmasının ancak kendine dönerek mümkün olduğunu dile getirmiştir.
1. “Sana ne olduğu değil, ona nasıl tepki verdiğin önemlidir.”
Acı çekme üzerine ilk alıntımız, çoğumuzun bilinçsizce yaptığı iki şeyden bahseder. Bunlardan biri kendimizle olumsuz konuşma eğiliminde olmamız ve diğeri de, herhangi bir deneyimden oluşturduğumuz hikayedir. Örneğin, bir yabancıyla konuştunuz. Sonra, kendinize şöyle söylediniz: “Aptal gibi davrandım ve aptal şeyler söyledim. Diğer insanların etrafında nasıl davranacağım konusunda hiçbir fikrim yok.” Bu konuşma aslında acı çekmenize neden olmadı. Bunun yerine, kendinizle bunun hakkında konuşma biçiminiz acı çekmenize neden oldu.
2. “Mutluluğun tek bir yolu var ve bu da, irade gücümüzün ötesinde olan şeyler hakkında endişelenmeye son vermektir.”
Çoğu zaman, her şeyi kontrol edemediğimiz için acı çekeriz ve kendimizi kötü hissederiz. Örneğin, arkadaşınız kötü niyetli bir ilişki içinde, ama bunu görmüyor. Bu size kendinizi güçsüz hissettirebilir ve bu kişiyi sevdiğiniz için acı çekersiniz. Ancak, ne kadar denerseniz deneyin, onların kendi kararlarını vermesini önlemeniz mümkün olmayacaktır. Önemli olan bazı şeylerin kontrolünüzün dışında olduğunu hatırlamak. Kendi eylem yolunuzu seçebilirsiniz, ama diğerlerininkini seçemezsiniz. Bunu fark etmek ve kabul etmek, acı çekmenizi önleyecektir.
3. “Hakkında kötü şeyler söyleniyorsa ve bu doğruysa, kendini düzelt; yalansa onlara gül.”
Bu alıntı, diğer insanların hakkımızda söyledikleri şeylere ne kadar önem verdiğimizi anlatıyor. Bu tür şeyler hakkında makul olmalısınız. Birisi sizin hakkınızda kötü konuşuyorsa ve haklı ise, o zaman davranışınızı düzeltmeniz gerekir. Bazen, diğer insanların sözleri, fark etmediğiniz sorunlarınızı görmenize yardımcı olabilir. Öte yandan, yanlışsalar, namınızı temizlemeyi deneyebilirsiniz, ama aynı zamanda ne zaman durmanız gerektiğini bilmelisiniz. Doğru olmadığını bildiğiniz hiç bir şeyin sizi derinden etkilemesine izin vermeyin. Bu tür şeylerden incindiğinizi gören insanlar “Seni rahatsız ediyorsa, doğru olmalı” gibi şeyler söyleyebilir. Bu durumda, mizah duygusuna sahip olmak anahtar değerindedir.

4. “Diğer insanların fikirleri ve sorunları bulaşıcı olabilir. Başkalarının olumsuz ve verimsiz tutumlarını farkında olmadan benimseyerek, kendinizi sabotaj etmeyin.”
Bu acı çekme konusunda en sevdiğimiz Epiktetos alıntılarından biridir. Çoğu zaman, iş arkadaşları veya sınıf arkadaşları gibi çevrenizdeki kişileri seçemezsiniz. Gözlerini açmanız ve onların tutum ya da düşüncelerinin size bulaşıp bulaşmayacağını belirlemeniz gerekir. Negatif insanlarla çevrili olmak bile, siz farkında olmadan dünyaya karşı kötümser bir bakış açısına sahip olmanıza yol açabilir. Bunun farkında olmak, onların sorunları ve tutumlarının size bulaşmasını önlemenize yardımcı olabilir.

5. “Kendi talihsizliğiniz ile karşı karşıya olduğunuzda, başkalarına onların iyiliğini vermeyi unutma.”
Bu son alıntı bizi çok akıllıca bir ders ile baş başa bırakıyor. Başkalarının problemlerini düşündüğümüz zaman, genelde açık ve net bir çözüm görürüz ve bunun dünyanın sonu olmadığına inanırız. Kötü bir ilişki içinde olan arkadaşınızın örneğine geri dönersek, muhtemelen hemen bir çözüm görürsünüz: “Neden ayrılmıyorlar ki?” Ama sorun yaşayan kişi siz olduğunuzda, neden harekete geçmediğinizi açıkça göremezsiniz. Bu yüzden Epiktetos geri adım atmayı ve olaylara sanki iyi bir arkadaşın ya da kardeşin başına geliyormuş gibi bakmayı önerir. Bunu yapmanın iyi bir yolu kendinize şunu sormanız: “Eğer bu sevdiğim birine oluyorsa, onlara ne yapmalarını söylerdim?” Bunu görselleştirerek ve akla gelen ilk şeyi söyleyerek, ihtiyacınız olan cevabı bulabilirsiniz.

Bağlantıdayız…

anette inselberg bağlantıdayız

 

Bağlantıdayız :
“1982’de Fransa’da yapılan “Veçhe Deneyi” iki birleşik kuantum parçacığının, birbirlerinden büyük mesafede ayrıldıklarında bile birbirlerine bağlı kaldıklarını göstermiştir.
Eğer bir parçacık değişirse diğeri de anında değişiyordu.
Bilim adamları bu “ışık hızından daha hızlı iletişimin” nasıl vuku bulabildiğini bilmemekte ancak bazı teorisyenler bu bağlantının yüksek boyutların giriş- kapıları yoluyla gerçekleştiğini ileri sürmektedir.
/ Şimdinin Gücü ”
Hiç hesap edemeyeceğimiz kadar bağlantıdayız.
Bu yazıyı yazan ve okuyan …
Ağlayan ve gülen ..
Doğan ve ölen …
Birimiz iyileşirse eş zamanlı olarak diğerimiz de farklı bir düzeyde iyileşiriz.
Anne iyileşirse kızı, baba iyileşirse oğlu iyileşir.
Biz tüm yaşamlardan ve atalarımızdan ayrı değiliz.
Atalarımızın ruhu, yeniden bağlantı kurulup huzur bulduğunda hayatımızdaki kaos iyileşebilir.
Kimse bir diğer parçasından kopuk ve bağlantısını yitirmiş değildir.
Şifaya bir adım, çoklu boyutta atılmış yüzlerce adımdır.
Sonuçlarını belki başlangıçta tahmin edemeyiz ancak sonuçlar katlanarak “kısa vadede anlaşılamayan” bir düzeyde çoğalır.
Merhamet çoğalırsa iyilik çoğalır.
İyilik artarsa güzellikler çoğalır.
Bağlantını farket ve çoğaltmak istediklerine odaklan.

Kaynak: demetyildirim.com

Orada duruyor…

orada duruyor

Güzel hayat isteyen…

güzel insan

Bir şey isterken sadece mantıkla değil kalpten istemeliyiz.

ANETTE İNSELBERG KALP

 

Son bilimsel araştırmalar kalbin kan pompalayan bir organdan çok öte olduğunu gösteriyor. İnsan vücudunda en güçlü ritmik elektromanyetik alanın kalbinki olduğu anlaşılmıştır. Kalbin manyetik alanı, beyninkinden 5 bin kat daha güçlü ve bazı cihazlarla bedenin 4 metre ötesine kadar tespit edebilmektedir. İnsan kalbinin etrafındaki manyetik alan sadece vücudun her hücresine çevrelemekle kalmaz vücudun dışındaki tüm alanları da kapsar.
Yaklaşık 20 yıldır kalp ve beyin arasındaki iletişimi inceleyen HeartMath Enstitüsü sevgi, takdir, merhamet gibi olumlu duyguların, kalbimizin çok farklı bir mesaj oluşturmasına sebep olduğunu keşfetti.
HeartMath Enstitüsü’nün yöneticilerinden Dr. Rollin McCraty şöyle söylüyor:
“Dikkatinizi takdir, şefkat gibi olumlu bir duyguya yönlendirirseniz ya da düşüncelerinizi çok değer verdiğiniz bir hatıranızda yoğunlaştırırsanız kalp ritminiz anında değişir.
Kalp ve diğer vücut yapılarının oluşturduğu enerji alanları dışarıya doğru yayılıyor. Bu enerji alanları, ortamdaki çok çeşitli enerji alanlarıyla sürekli etkileşime girdiği için, normalde algı sahamızın dışında olan olay ve süreçlerle ilgili bilgiler vücuda iletiliyor. Daha da ilginç olan, sezgisel bilgileri kalbin beyinden önce aldığını gösteren bilimsel kanıtın olması.”
Kısacası beynimiz bağımsız hareket etmiyor, gerekli sinyalleri kalbimizden alıyor. Bütün bilgiler sevginin en güçlü sembolü ve duygularımızın merkezi olan kalbimizden yayılıyor. Gerçekten inandığımız her şey gerçekleşir, çünkü bu inanç kalbimizden yayılan ve ölçülebilen en büyük enerjiye sahiptir.
Bu yüzden bir şey isterken sadece mantıkla değil kalpten istemeliyiz.
Kaynak: Birlikte varız

Ne yapalım, kısmet değilmiş…

61855452_2187296154716688_5308766898559647744_n[1]

Başparmak Ucuna 30 Saniye Üfleyin – Vücudunuzda Neler Olduğunu Görün

anette inselberg başparmağa 30 saniye üfle
Hiç, bebeklerin neden başparmak uçlarını emdiğini ve özellikle o şekilde uyuduğunu merak ettiniz mi? Bunun tek nedeni süt içme isteğini karşılaması değil tabi ki. Aslında olan şey başparmağımızın doğrudan vagus sinirine olan bağlantısı ile açıklanabilir. Vagus siniri neredeyse tüm vücuda dağılan ve organlarımız için büyük öneme sahip olan bir çift sinirden meydana gelmektedir. Yani başparmağınıza üflediğinizde vagus sinirinize ek bir uyarı göndermiş olursunuz. Başparmağa üflemenin bu sinir uyarımı sayesinde vücudunuzda birçok yararlı sürecin başlamasına neden olabilir.

Uzmanlar Başparmağınızı dudak mesafesinden biraz uzak tutarak 30 saniye boyunca üfleyerek bu uyarıyı vagus sinirine verebileceğinizi söylüyorlar.
Başparmağa 30 Saniye Boyunca Üflemenin Faydaları
Stresinizi azaltır. Başparmaklarınızın kendine ait bir nabzı vardır. Başparmaklarınıza üflediğinizde kalp atışı hızınız düzene girmesini sağlayarak tansiyonunuzu düşürür. Bu da sakinleşmenizi ve stresten kurtulmanıza neden olur.
Kalp ritminizi düzenler.
Vücut içi basınç dengenizi düzenler.
Migrene iyi gelir.
Kalp çarpıntısını azaltabilir.
Depresyonu hafifletir.

kaynak :bajecnylekar.sk/viet