Arşivler

Böylece yeni bir dünya yarattım

27973561_10155521317612675_6599735861900131971_n[1]

 

Yıllarca yaşamın benden başka bir şey olduğunu düşündüm. Dünyada benden bağımsız bir şeyler olduğuna ve bu olan bitenin bana bazı şeyler hissettirdiğine inandım. Her şey bana bir şeyler hissettiriyordu. Sevdiğim insanlar, nefret ettiğim insanlar, haz verici olaylar, acı verici olaylar. Bana bir şeyler hissettiren insanların ve olayların merhametinde yaşamaya çabalarken, onların bana hissettirdiklerini kontrol etmeye çalışıyordum. Bunun için sevdiklerim ve sevmediklerim diye bir şey yarattım. Sevdiklerimden ayrılmamaya, sevmediklerimden kurtulmaya çalıştım. Sonra baktım ki bu her zaman mümkün olamıyor. O zaman da sevmediğim ve kurtulamadığım, bana kötü şeyler hissettiren kişiler ve olaylar için suçlamaları ve yargıları, sevdiğim ve bana iyi şeyler hissettiren kişiler ve olaylar için de övgüleri geliştirdim. İyi hissetmek için övdüm, kötü hissetmemek içinse yerdim. Derken dost ve düşman yarattım. Dost ve düşman yaratınca kendimi bir savaşın içinde buldum. Bu savaş bana iyi niteliklerimi kaybettirirken kendime aslında iyi bir insan olduğum palavrasını attım. İyi bir insan olmayı sürdürmek için bana kötü hissettiren her durumu ve kişiyi lanetlemeyi, suçlamayı sürdürdüm. Yıllar boyunca bir mantra gibi “kalbim kırık” dedim, “hayal kırıklığına uğradım” dedim. Yakınmalarımın tek amacı birilerinin beni kurtarması için dilenmekten ibaretti. Elbette beni kimse kurtarmadı. Böyle olunca inancımı yitirdim. Sevdiklerime, dostlarıma, öğretmenlerime… Yine de yalnız kalma korkusuyla onlarla akıl oyunları oynamayı ve kendimi türlü şekillerde kandırmayı sürdürdüm ve böylece sahtekarlaştım. Bir sahtekar olarak yaşayamayacağım için de kendime olan biteni unutturdum.
Yeterince acı çektikten sonra bir gün uyandım ve anladım ki, yaşam benden başka bir şey değilmiş. Dışarısı dediğim şey benim zihnimden başka bir şey değilmiş. Acı ve haz yalnızca benim zihnimde oluyormuş. Hissettiğim duygulara odaklanıp bunların bana dış dünya tarafından hissettirildiğini sanıyormuşum. Dış dünyadaki olayları ve kişileri oraya kendimin yerleştirdiğimi anlayamamışım. Zihnim berraklaştıkça dış dünyayı nasıl yarattığımı daha da net bir şekilde gördüm. Gördüm ve anladım ki, dış ve iç ikiliği bir illüzyondan başka bir şey değil. Hissettiğim hiçbir şey dünyanın ya da diğerlerinin suçu değil. Dünyamı ben yaratıyorum. Acıya da hazza da ben karar veriyorum. Her şey dünyaya hangi gözle baktığıma göre belirleniyor. Bakış açım ise anlayışımdan kaynaklanıyor. Her şey ama her şey basit bir anlayış meselesi. Dünya benim eserim. Ben bu dünyanın mimarıyım.
Böylece yeni bir dünya yarattım

Cem Şen Hocamdan…

Üçüncü Göz Öpücüğü : Alındaki Öpücüğün İnanılmaz Gücü

thirdeye-404x227[1]

 

Alnınıza kondurulan öpücük inanılmaz derecede güçlü olabilir. Yapması çok kolay ve sevimli bir şey, size sıcak duygular hissettirmekle kalmayıp çok daha yoğun etkileri bulunmakta. Bunun nedeni alnın üçüncü gözün bulunduğu yer olmasıdır.
Birini alnından öpünce, aslında üçüncü gözlerini öpüyorsunuz.
Dudakların veya yanağın öpücüğünden farklı olarak, bu daha samimi, çünkü o kişinin özüne uzanıyoruz. Genellikle birbirimizin alnına temas etmiyoruz. El sıkışması ya da sarılma kadar yaygın bir şey değildir.
Üçüncü göz, varlıklarınızın derinliklerine açılan portaldır ve sizi ruhun en yüksek alemlerine götürebilir. Bu uyanmayı temsil eder, ancak aynı zamanda sizin de bir parçanızdır. Doğduğumuz andan itibaren var olan ve hayatın bedeni bıraktıktan sonra da var olmaya devam eden görünmez bir varlığıdır.
Üçüncü göze bir öpücük yerleştirildiğinde yani biri sizi alnınızdan öptüğünde, içinizde derin bir aydınlanma hissi uyanır. Vücudumuzun bu özel kısmı hakkında bilmediğimiz çok şey var, ancak aynı zamanda derin bir bilgi sahibiyiz.
Üçüncü gözü öpmek, epifiz bezi ve ayrıca hipofiz bezini de etkileyecektir. Bu, geceleri iyi dinlenmenize yardımcı olan hormona melatoninin salınmasını uyarır. İyi geceler öpücüğünüz, bildiğinizden çok daha fazla size yardım ediyor. Kolay dinlenmenize yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda sizi güvende, güvenli ve mutlu hissettirir. Atalarımıza bu bilgiyi böyle yaygın bir alışkanlık haline getirmek için hangi bilginin verildiğini merak edebiliriz.
Bunun ne yapılacağı konusunda emin olmamanız iyi bir şeydir, ancak en iyi bölüm kendi başınıza deneyebilmenizdir. Birini alnından öpün. Onlardan size olan ilahiyatı hissedin, bütün endişelerinizi ortadan kaldırıp onlara bakın ve etkili bir şekilde şifa uygulayın. Bunu sık sık yaptığınızda, hayatınızdaki ve çevrenizdeki insanların hayatlarının belirsiz fakat emin adımlarla değiştiğini fark etmeye başlayacaksınız.
Üçüncü gözü öpmek veya üçüncü gözünüzün öpülmesi,sizi yeniler.
Bu yazıyı okuduktan sonra biri sizi alnınızdan öptüğünde nasıl hissettiğinizi düşünün.Bu şekilde deneyimlemek, içinizde farklı bir his uyandıracaktır.

Kaynak: Galaksi Arşivi

Yüzünüzde Meydana Gelen Bu 11 Cilt Problemi Size Diğer Organlarınızla İlgili Sinyaller Veriyor

cilt-sorunlar-ve-organlar[1]

 

1. Göz altındaki halkalar veya torbalar

Göz altında oluşan torba veya halkalar çoğu zaman genetiktir ve kozmetik müdaheleler dışında yapılabilecek pek fazla bir şey yoktur. Ancak bu halka veya torbaların sizde sonradan oluştuğunu düşünüyorsanız, bunun kaynağını bulmanız sağlığınız açısından faydalı olacaktır. Sigara ve alkol tüketimi baş şüpheli olsa da, masum gibi gözüken çay ve kahve tüketimi de, eğer abartılıyorsa, bu tip bir soruna sebep oluyor olabilir. Eğer yorgunluk gibi belirtilerde gözlemliyorsanız, hormonal değişikler yaşıyor olabilirsiniz. Bu gibi durumlarda doktora danışmakta fayda vardır.

2. Kırmızı burun

Burnumuzda birçoğu kılcal olmak sayıca bir hayli fazla miktarda ince damar bulunmaktadır. Burun ucundaki kılcal damarların fazla genişlemesi, damarlı ve kırmızı bir buruna sebep olur. Bunun sebebi hava değişimi ya da stress gibi gündelik kaynaklar olabilir. Ancak son zamanlarda gelişen ve uzun süredir geçmeyen bir kırmızı burna sahipseniz bu durum damar sağlığınız ile ilgili endişeleride beraberinde getirmektedir. Değerleriniz ölçümü için bir hastaneye başvurmanız en kötü ihtimalle önlem almanız açısından faydalı olabilir.
3. Sarımsı yüz veya gözler

Sonradan gelişen sarı yüz veya sarı gözler vücutta gereğinden fazla toksin birikmesinin en belirgin dışa vurumlarından biridir. Yeni doğmuş bebeklerde karaciğerin fonksiyonunu tamamlayamamış olmasından sebeble gözükmesi normal kabul edilebilir ancak yetişkin bireyler için oldukça sağlıksız bir durumdur. Alkol ve aşırı şeker tüketimi bu durumun başlıca sebeplerindendir. Eğer yüzünüzde veya gözünüzün beyaz kısımlarında sararma olduğunu düşünüyorsanız, karaciğer, safra kesesi ve pankreasınızı kontrol ettirmelisiniz.
4. Sonradan gelişen leke veya benler

Bu durum aslında en çok korkulan hallerin başında gelir ancak bilinenin aksine çoğu durumda sanıldığı kadar ciddi bir problem değildir. Güneş altında çok vakit geçiren kişilerde yaygındır.
Ancak yüzünde yeni gelişen bir ben veya leke tespit eden kişi kendini kontrol altında tutarak gelişen ben veya lekenin düzenli olarak büyüyüp büyümediğini gözetim altında tutmalıdır. Eğer ben veya leke düzenli olarak büyüyorsa, bu durumda tedbirli olma amacıyla doktora danışmak faydalı olacaktır. Ayrıca duruma göre yüz için güneşten koruyucu kremler kullanılmasında fayda vardır.
5. Kelebek döküntüsü

Bu tarz döküntüler eğer genetik faktörlere bağlı değilse, çok büyük oranlarda kozmetik ürünler, ani hava değişimleri ve fazla şeker tüketiminde görülmektedir. Elinizde olan bu değişikliklere dikkat ettiğinizde bu döküntünün büyük oranda azaldığını görebilirsiniz. Ancak bu döküntü elmacık kemikleri ve yanakları kaplayacak şekilde çoğalıyorsa doktora danışılması şarttır. Lupus adı verilen deri hastalığının belirtilerindendir. Ayrıca eklem ağrısı ve ateşte bu kızarıklığa eşlik ediyorsa, bir an önce doktora başvurunuz.
6. Burun kenarı ve ağız etrafında soyulan deri

Bunun birçok sebebi olabilir ve yaygın bir durumdur. Ancak çoğunlukla vitamin eksikliği kaynaklı olduğu düşünülmektedir. A, C, E ve B vitaminlerinin eksikliğinde görülebilir. Zaten bu tarz deri soyulması yaşayan kimselerin çoğu yorgunluk, konsantre eksikliği veya saç dökülmesi gibi şikayetlere de sahip olurlar. Sağlığınız için bir an önce kan ve vitamin değerlerinizi ölçtürmelisiniz.
7. Dudak, burun veya ağız içinde çıkan uçuklar

 

Bu tarz ağızda, dudakta ve burun etrafında çıkan uçuk ve kızarıklıklar çoğunlukla herpes adı verilen bir virüs sebebiyle meydana gelmektedir. Virüs sisteminizden çıktıktan sonra bu tip uçuklarda geçer. Bu gibi durumlar bağışıklık sisteminizin görevini tam olarak yerine getiremediğinin işaretleridir. Probiyotik içeren yoğurt ve kefir benzeri gıdalar tüketmeye özen göstermeli, gerekli vitamin ve minarelleri düzenli olarak alıp sağlığınıza dikkat etmelisiniz.
8. Çatlamış dudaklar

Bu durum sıklıkla karşılaşılan ve çoğunlukla ciddi bir sebebi olmayan doğal bir cilt problemidir. Özellikle kış mevsimlerinde sıklıkla görülür. Dudak koruyucu kremler ile kolayca önüne geçilebilir ancak bir diğer etkili ve az bilinen korunma yöntemi su tüketimidir. Kışın su tüketimini azaltmamaya özen göstermeli, günde en az 2.5 litre su tüketmelisiniz.
9. Yüzde kıllanma

Eğer genetik olarak böyle bir yatkınlığınız yoksa, yüzde gelişen aşırı tüylenme kadınlarda, yumurtalıkların düzgün çalışmadığına işaret etmektedir. Bu durum polikistik over sendromu olarak bilinen ve kadınların hamile kalmasını zorlaştıran bir tıbbi durumun baş habercilerindendir. Ancak günümüzde gelişen modern tıp sayesinde bu gibi durumlar tedavi edilebilmektedir. Aşırı tüylenme sorunu yaşıyorsanız mutlaka doktora başvurmalısınız.
10. Ciltte pigmentleşmenin artması
Özellikle yanaklar üzerinde simetrik bir biçimde karartı benzeri lekelenmeler görülüyorsa bu durum melasma adı verilen bir cilt probleminin bariz habercisidir. Genellikle hamile kadınlarda görülür ve bir süre sonra kendiliğinden geçer. Şüphe edilecek bir rahatsızlık tipi değildir. Ancak kaynağı belli olmayan kozmetik ürünler bu rahatsızlığı tetikleyerek harekete geçirebileceğinden dikkatli olmak gerekir.
11. İncelen kaşlar veya kirpikler

 

Eğer kaşlarınız veya kirpiklerinizin kullandığınız kozmetik ürünlerden değilde, başka bir belirsiz bir sebeple inceldiğini düşünüyorsanız, bu durum tiroid beziyle alakalı problemleriniz olduğunun sinyalini veriyor olabilir. Az çalışan tiroid bezinin belirtilerinden biri incelen kaşlar ve kirpiklerdir. Belli bir süre sonra incelme hali kendiliğinden düzelmiyorsa, doktorunuza başvurmak faydalı olacaktır.

Japon Yazar Haruki Murakami Romanlarından Hayata Dair Düşündürücü 20 Alıntı

filoji-haruki-murakami[1]

 

1)Eğer koyu bir karanlığın içindeyseniz; tüm yapabileceğiniz; gözleriniz karanlığa alışana dek öylece oturmaktır.

2)İnsan bir şeyleri ne kadar isterse istesin, o şeyler asla kendiliğinden çıkıp gelmez. İnsan bir şeylerden özel olarak uzak durmaya çalıştığında ise, o şeyler kendiliğinden insanın üzerine üzerine gelir.

3)Çıkacaksan, en yüksek kuleyi bul ve tepesine tırman. İneceksen, en derin kuyuyu bul ve dibine in.
4)İnsan kendisinin eksik bir parçasını bulmak umuduyla aşık olur. O yüzden de, aşık olduğu insanı düşünürken, az ya da çok hüzünlenir.

5)Önemli olan başkalarının düşündüğü büyük şeylerden ziyade; küçük de olsa kendi düşündüklerindir…
6)Tekbaşınalık, yağmurlu bir akşam üzeri, suların denize dökülüşünü izleyip durmak gibi bir duygu.
7)Bazen bana öyle geliyor ki, kalbimde sert bir kabuk mevcut ve çok az insan bu kabuğu delip içeriye girebilir..

8)Acı kaçınılmazdır, vicdan ağrısı ise bir seçimdir.
9)Her konuda böyledir; en faydalı bilgi, deneyimleyerek ve bedelini ödeyerek edindiğindir.

10)İnsan bir şeyleri başarmak istediğinde çok doğal olarak üç noktayı kavramalıdır. Ben bu ana kadar, ne kadar işi tamamlayabildim? Şu an hangi konumdayım? Bundan sonra ne yapmalıyım? İşte bunlar, temel sorulardır. Bu üç nokta elinden alınırsa, geriye korku, kendine güvensizlik ve bezginlik hissinden başka bir şey kalmaz.

11)Muhtemelen’lerle dolu bir dünya…
12)“Son zamanlarda sık sık böyle oluyor. Bir şey söylemek istiyorum ama ağzımdan tamamen farklı sözler çıkıyor… Ya da söylemek istediklerimin tam aksini söylüyorum.Sözlerimi düzene sokmak istediğimdeyse, daha çok dolaşıyorum, fikrim daha fazla yayınıyor, ne söylemek istediğim kendimin de aklından çıkıyor… Sanki ikiye bölünmüş gibiyim, ya kendimden kaçıyorum ya da kendi etrafımda dönüyorum… Merkezde sanki kalın bir direk var ve ben o direyin etrafında döne döne kendimle kovalamaca oynuyorum…”

13)“Paranızı, paranın alabileceği şeylere harcayın. Zamanınızı ise paranın satın alamayacağı şeylere harcayın.”
14)Ben aslında kendim olunca, her şeyden kaçıp kurtulunca karşılaşmak istiyordum seninle. Kendi benliğimle, kendi anılarımla ve kendi zayıflıklarımla.

15)Yalnızlık, asit haline gelerek insanı eritir.

16)Herkes dışlanan azınlık tarafında olmaktansa,dışlayan çoğunluk tarafında olunca rahat ediyor.Karşı tarafta olmadığı için seviniyor.Hangi çağda,hangi toplumda olursa olsun temelde aynı.Çoğunluğun içinde olunca,eziyet haline gelen şeyleri düşünmeye gerek de kalmıyor.
17)Gönlü geniş insanları seviyorum. Vefakar insanları, kusur kapatanları,
kendi gibi davrananları; başkası olmayanları seviyorum…

18)İnsanın yüreğinde gerçekten derin bir yara açıldığında söyleyecek tek söz bile gelmiyor aklına.

19)Eğer bir sorumlu arayacaksak, bu, insanların yüreğine hükmeden hoşgörüsüzlüktür.

20)Ölçülü bir hırs insanı geliştirir.

http://filoji.com/japon-yazar-haruki-murakami-romanlarindan-hayata-dair-dusundurucu-20-alinti/

Konfüçyüs’ten Hayat Değiştirecek 10 Ders

konfucyus_idare_th[1]

Konfüçyüs Doğu’nun en muhteşem filozofuydu. Onun inanç sistemi hem kişilerin hem devletin ahlakına dikkat çekiyordu. Konfüçyüs insanlara sosyal ilişkilerin, adaletin ve samimiyetin kurallarını öğretti. Aşağıda Çinli bilgenin felsefesinden derlenmiş 10 hayat dersini listeledik.
1. Durmadığınız sürece ne kadar yavaş gittiğinizin önemi yok.

2. Sizden daha iyi olmayan biriyle asla arkadaşlık etmeyin.

3. Öfkeniz arttığında sonuçlarını düşünün.

4. Hedeflerinize ulaşamayacağınız kesinleştiğinde hedeflerinizi küçültmeyin, adımlarınızı büyütün.

5. Eğer birinden nefret ediyorsanız, ona yenik düşmüşsünüz demektir.

6. Büyük insanların aradığı şey kendi içindedir, küçük insanların istediği şey ise diğerlerinde.

7. Nereye giderseniz gidin, kalbinizle gidin.

8. Talimatlarınızı sadece cehaletlerini keşfettikten sonra bilgi arayanlara verin.

9. Küçük avantajlara bakmak büyük işlerin başarılmasını engeller.

10. Eğer arkanızdan konuşuyorlarsa, önlerindesiniz demektir.

Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma….

27971808_10155853271842626_1388273700663218973_n[1]

 

Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma….
kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de…
unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.
yolcuya bakıp, yolunu tanıma.
yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.
vahim olan, yolun yolcusuz olması değil;
asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır;
yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal…..
“en doğru yol: en dikensiz yoldur” diyenler seni aldatıyorlar.
onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.
aldırma….
ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir.
dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır.
gerçek aşık olanlarsa, dikenini de sever.
dostum, yollar yürümek içindir.
fakat, şu gerçeği de hiç unutma:
yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.
yol boyunca; yola çıkıp da yürümeyenleri, yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları,
yolda metafizik uyuşturucularla keyif çatanları, tel örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları,
maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50. metrede yola yatanları,
yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zor atanları, yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları,
ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları, beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları,
yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin.
aldırma, yürü…
göğsüne yüreğinden başka muska takma.
vahiy haritan,
nebi kılavuzun,
akıl pusulan,
iman sermayen,
amel azığın,
sevgi yakıtın,
ahlak karakterin,
edep aksesuarın,
merhamet sıfatın,
şeref ve izzet adın olsun.
doğru yol:
insanların çoğunun gittiği yol değildir, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.
yolda vereceğin her molayı öz eleştiri durağında vermelisin.
unutma, tövbe özeleştiridir.
her molada yolda olup olmadığını,
yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen,
pişman olmaman için elzemdir.
yön tayini sık sık gerekli olabilir.
Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir.
Halil Cibran 💚

Murathan Mungan’ın Kaleminden Yürekten Sevenler için 20 Söz

küre[1]

1) Ardından mırıldandığım şiir. Şimdi başkalarının dudaklarında göçebe…

2) Çok sevmenin sevgisizliğine uğradım ben.

3) Azı karar olmadı hiç sevmelerim, hep çoğu zarar dedikleri kadar sevdim…

4) Yalnız biri olsun isterken, ‘yalnız biri’ oldum istemeden.
5)Sen bildiğim gibi kalmadın ama ben unuttuğun gibiyim hala.
6)Gökte ararken yerde bulduğum olmadı hiç. Ama yerde bulup da göklere çıkarmışlığım çoktur.

7)Birbirimizden kaçırdığımız gözlerimiz; şimdi birbirimizden kaçırdığımız gerçeklerle göz göze…
8)Gelirsen yolum genişler, gelmezsen hayalini severim. Yanmaktan korkmam ben bu aşka, sağ çıktığım yerlerden geldim.
9)Bazı hayaller, boşa çıksalar bile, gücünü yaşanmışlıktan alan hatıralar kadar canlı ve şiddetli hatırlanabilirler.
10)Sana söz hayat! Bundan sonra kimseyi göz çukurlarıma ekip, büyümesi için gözyaşı dökmeyeceğim…

11)Bilmem ki; karşılaşsak bile hatırlayabilir miyiz birbirimizi yeniden. İkimizde artık bir başkasıyken…
12)Bütün bir geceyi uykusuz geçirmene sebep olan şeyleri bir nefeste anlatamazsın. Önce içine atarsın, sonra da susarsın.
13)Herkes anlamlı anlamlı başını sallıyor. Duygulanmış gibiler, etkilenmiş gibiler, hüzünlenmiş gibiler. Hep gibiler. Hiç kendileri olamıyorlar. Olurlarsa kendilerinden korkuyorlar…

14)Biliyorum bütün sözler yavan, bütün sözcüklerin içi boşaltılmış, bütün anlamlar kullanılmış, bütün anlar uçucu; kelimeye dökülen her duygu, kendiliğinden soğuk bir klişe oluveriyor; hiç bir sözcük duygularıma da yüreğime de yetmiyor.
15)Bazen sarhoşken, karanlığın içinde yüksek sesle söylüyorum adını. Ya da birinin kollarındayken, bazen pencereyi açıp, sokaktan geçiyormuşsun gibi ardından sesleniyorum. Hep başkaları bakıyor yukarıya. Ben gülümseyerek “gitti” diyorum, yakalayamadım gitti.

16)Bir bahane bul uğra gönlüme..
Ne bileyim
‘Birine bakıp çıkacaktım’ de,
‘Kalbimin anahtarını unuttum, onu alabilir miyim?’ de..
Ya bahane değil mi, gel işte!

17)”Kimsenin konuşmadığı bir dil gibiyim…
Kimsenin inanmadığı bir deli…
Yazarının bile okumadığı bir kitap…
Hiç çalmayan bir şarkı…
Hiç vatandaşı olmayan bir ülke…
Hiç sorulmayan bir soru gibiyim…
Kalabalıklar içinde varım ama yok gibiyim…”

18)Dediler ki; yaşından çok daha olgunsun.
Evet, dedim.
Çünkü hep büyüklük bende kaldı.
Oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim. Ben sende bütün aşklarımı temize çektim!

19)Bende Kalanlar
Hep öyledir.
Sende kalandır aşk.
Gerisi hafızanın seçtikleri, reddettikleri.
Aşk izi yazı.
Yazdığın aşk izi.

20) Oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim. Ben sende bütün aşklarımı temize çektim!

http://filoji.com/murathan-munganin-kaleminden-yurekten-sevenler-icin-20-soz/

Huzurlu bir yaşam istiyorsanız mutlaka ve mutlaka geçmişi ve geçmişte hayatınızda olan kişileri ve en önemlisi kendinizi affedin.

luiza-xei[1]

 

Kendini sevme çalışmasının nasıl yapılacağı Pozitif Gücün Büyüsü Kitabında Louise L. Hay tarafından anlatılmış olup her sabah ayna karşısında birkaç dakika gözlerinizin içine bakarak kendinize “Kendimi olduğum gibi seviyor ve kabul ediyorum” cümlelerini söylemeyi içeren çok basit ama aynı zamanda çok etkili bir çalışmadır. Gözlerinizin içi parlayana kadar söylemek ve gün içerisinde fırsat buldukça yapmak çok etkilidir. İlk başlarda sanki boş duvara söylüyormuş gibi bir his olur devam ettiğinizde ayna karşısında kendinizi gördüğünüzde hemen sırıtmaya başlarsınız.
Güçlü ve sağlıklı zihin, güçlü ve sağlıklı vücudu yaratır. Yaşadığımız tüm sorunların ve sağlık problemlerinin temelinde geçmişimizi ve etrafımızdaki kişileri affedememek yatar. Yaşadığımız olayları zamanında çözmemiz nedeniyle içimize attığımızın duyguların fiziksel eşdeğere dönüşmek istemeleri sonucunda sahip olduğumuz öfke, kızgınlık, kırgınlık vücudumuzun birçok bölümünde kendini hastalık olarak gösterir. Aynı zamanda sahip olduğumuz öfke kızgınlık vs. duyguları nedeniyle etrafımıza aynı enerjiyi yayarız ve karşılığında da aynı enerjiyi kat ve kat hissedecek olayları yaşarız.
Huzurlu bir yaşam istiyorsanız mutlaka ve mutlaka geçmişi ve geçmişte hayatınızda olan kişileri ve en önemlisi kendinizi affedin. Affetmeyi kendiniz için yapın. Affetmeyi yaparken öfke ve kızgınlık duyduğunuz kişiye bir şey söylemek zorunda değilsiniz. Basit bir öfke ve kızgınlık için yıllarca sırtınızda taşıdığınız küfeyi yükleri boşaltın ki geleceğe daha dinç daha canlı yürüyebilesiniz.
Affetme çalışması için sakin ve rahatsız edilemeyeceğiniz bir yer bulun. İki tane sandalye alın ve karşılıklı koyun. Devamında birine kendiniz oturun diğerine ise öfkeli olduğunuz kişinin oturduğunu hayal edin. Veya kendinizi duvarları beyaz ortada iki sandalye olan bir odada hayal edebilirsiniz. Kucağınıza bir yastık alın. Karşınızda öfkeli kişi oturduğu yerde o kişiye karşı tüm öfke ve kızgınlığınızı yüksek sesle dile getirin. Avazınız çıktığı kadar bağırın çağırın ona olan öfke kızgınlığınızın nedeni olan konuları haykırın. Fiziksel olarak vurmak istiyor olabilirsiniz. Bunun için yastığı kullanın. Ve içinizdeki tüm kötü duyguları boşaltın.
Sana öfkeliyim……. yaptığın için.
Sana kızgınım ………. Şeklinde davrandığın için.
Sana kızgınım benim …….. davranışımın karşılığında ….. davranışında bulunmadığın için vs.
Neden ……………………….. yaptın?
Senden nefret ediyorum çünkü……..
Kibar olacağım diye kendinizi sınırlamayın. Ve bu olayı sadece zihinde yapmayın. Buradaki temel amaç zihnimizi boşaltmak. Zihinde yeniden sarmala girebilirsiniz. Konuşarak, bağırarak ve vurarak yaptığınızda olaya tüm duyularınız katılacak ve kendiniz için o kadar inandırıcı olacaksınız. Öcünüzü aldığınızı hissedin ki affetmeyi kabul edebilesiniz. İçinizdeki öfke kızgınlık, kırgınlık enerjisi bittiğinde doğal olarak rahatlamış olacağınız için olaya çok daha farklı açıdan bakabileceksiniz.
Sizin tarafınızdan söylenecek sözler bittikten sonra karşı tarafın savunmasını alın. Sizin suçlamalarınız için ne diyor. İçinizden onun yerine bir cevap gelecektir.
Cevap geldiğinde onu dinleyin ve kendinize şunu sorun verilen cevap sizin onu affetmeniz için yeterli mi? Gelen cevap sizi tatmin ediyor mu? Bu soruların cevabı evet se onu affetmeye hazırsınız demektir. Onu gerçekten canı gönülden affedin kendinizi ve onu serbest bırakın. Ona sarılın ve gitmesine izin verin.
Bunun için aşağıdaki sözcükleri kullanabilirsiniz.
“ Seni affediyorum. Seni bağışlıyorum. Seni zihinsel ve manevi olarak serbest bırakıyorum. Bana verdiklerin için teşekkür ederim. Onları sevgiyle kabul ediyorum. Onlar bende kalacaklar. Sana verdiklerimi sevgiyle verdim onlar sende kalabilirler. Sana yaşamında iyilik sağlık ve huzur diliyorum. Seni sevgiye kutsuyor ve serbest bırakıyorum. Gitme izin veriyorum. Sen özgürsün bende özgürüm. Yolun açık olsun. “
Canı gönülden yapacağınız affetme çalışması sonrasında o kişi için sizin zihninizde tutunacak hiçbir dal kalmayacağı için odağınızdan çıkacaktır. Zihninizi kontrolü yeniden size geçecektir.
Yaşamımızda en çok suçladığımız kişiler bize en yakın kişilerdir. İlk başlangıçta affetme çalışmalarını anne, baba ve ailenin diğer üyeleri için yapın. Mutlaka ve mutlaka anne ve baba için yapın. Devamında hayatınızda etkili ve önemli olan diğer kişiler için (sevgili, öğretme, patron vs. ) yapın.
Ve en önemlisi o karşı sandalyeye en sonunda kendinizi oturtun ve kendinize duyduğunuz öfke ve suçlamaları açığa çıkartın ve boşaltın.
Belki tek çalışmada aklınıza birçok şey gelmeyecektir. Aklınıza geldikçe diğer günlerde devam edin. İnanın ailenizle ilişkileriniz farklı boyuta taşınacaktır.
Birilerini affedemiyorsanız kesinlikle o konuda kendinizi suçluyorsunuzdur. Kendinize bir inanç kalıbı dayatmanız vardır. Bunu bakın. Kendinizle yüzleşmeyi kabul edin. İnsan olarak kendimizle ilgili bir kusur olduğunda ya da yapmamamız gerektiği bize dikte edilen bir davranış yaptığımızda hemen savunmaya geçer ve olayın sorumluluğunu başkalarına atarız. Ve diğer kişiyi yoğun bir şekilde suçlayarak kendi vicdanımızı sustururuz. Eğer karşı kişiyi affedemiyorsak kesinlikle bu olayda karşımızdaki kişiyi affettiğimizde kendi canımız yanacağı içindir.
Örneğin, bu durum ilişkilerde çok fazla yaşanmaktadır. Karşı tarafın bizi sevmesi bizi istemesi ya da evlilik beklentilerimiz nedeniyle normalde yapmayacağımız davranışları yaparız. İnanç kalıplarımıza ters düşen birçok davranışta bulunuruz. Bizim yaptığımızı düşündüğümüz özveriyi karşı tarafın gerçekten bizim beklentilerimiz doğrultusunda isteyip istemediğini hiç sorgulamayız. Zihin okuma yapar ve karşı tarafın isteyeceği davranışlarda bulunuruz. Sonrasında bir şeyler olur ve karşı taraf beklentilerimiz karşılamadan oyundan çıkar.
Çıplak gerçekle karşı karşıya kaldık. İnanç sistemimize ters gelen davranışlarda bulunduk ve karşılığında beklentimiz karşılanmadı. Önümüzde iki seçenek var olanı olduğu gibi kabul edip sineye çekip oturmak ya da karşı tarafı suçlayarak kurban rolü oynayarak kendimize acındırmak. İşte o zaman egomuz devreye girer ve bizi korumak için karşıyı suçlamaya başlar. Ve tüm benliği ile ona tutunur ki çıplak gerçekle karşılaştığında inanç sistemi yüzünden acı çekmesin. Bu nedenle de karşı tarafı affedemez.
Bu durumun farkına vardığımızda yapmamız gereken en akıllıca yol düşünce kalıplarını sorgulamaktır.
Beş yaşında size yüklenmiş davranış kuralları olmazsa olmaz kurallar mı?
Hata yaptığınızda ne olacağınızdan korkuyorsunuz vicdanınızın kanayan yarasında kanı durduracak olan şey nedir?
İnanın her şey sadece bir ilizyondur. Yapmanız gereken tek şey deneyimle öğrenen bir canlı olduğunuzun farkına varıp diğer insanlara verdiğiniz sizin üzerinizde tasarrufta bulunma yargılama izinlerini iptal etmektir.
Canı gönülden yapacağınız affetme çalışmaları sonrasında bu durumu hayatınıza yansıtmaya başladığınızda huzurlu ve kaliteli bir yaşamın sizi beklediğiniz göreceksiniz.ALINTI

Aborjinlerden Mesaj Var…

aborjinler[1]

 

*Bir kimse kızdığı zaman, yaşam enerjisi, su ya da kaygan kayalar gibi akmak yerine, her iki tarafa itilir ve keskin uçlu bir hale gelir. Bu, bedenin içine girer ve organlara zarar verir. Kızgınlık aynı, bedende yara açan ve çıkarılması zor bir mızrak gibidir.
*Gücenmenin uçları da sivridir ama onunkilerin uçlarında bir diken vardır, onun için bu insanın içine saplanır ve daha uzun süre orada kalır. Gücenme kızgınlıktan daha zararlıdır çünkü ondan daha uzun sürer.
*Haset, kıskançlık ya da suçluluk endişeden daha karmaşıktır ve düğümler karnında ya da derinin altında olabilir ya da bir başka yerde ki yaşam akışını yavaşlatabilir.
*Üzüntü çok küçük bir bozulmaya neden olur. Ve keder aslında sevgi bağı olan bir çeşit üzüntüdür. Bu, hayatta kalan kişinin ömrü boyunca sürebilir.
*Korku bazı şeyleri sona erdirir. Korku kan akışını, kalp atışlarını, solunumu, düşünceyi, sindirimi her şeyi bozar. Korku ilginç bir duygudur çünkü bu, aslında insansı değildir. Bu duygu çok kısa süreli bir hayatta kalma rolüne hizmet ettiği hayvanlardan alınmıştır. Hiçbir hayvan korku içinde yaşayamaz. İnsanların aslında korku duyacakları hiçbir şey yoktur. Onlar kendilerinin sonsuzluk olduklarını biliyorlardı. Şimdiyse korku gezegenimizi çevreleyen temel bir enerji gücü haline geldi. Korkunun içimizde yol açtığı zarar işte böyledir.
*İnsan yaşamı bir spiraldir, bizler sonsuzluktan geliriz ve daha yüksek bir düzeyde oraya geri dönmeyi umarız. Zaman bir dairedir. Ve bizim ilişkilerimiz de bir dairedir. Bizler Aborijin çocukları olarak, yaşamın ilk yıllarında her bir daireyi, her bir ilişkiyi kapatmanın önemini öğrendik. Eğer bir anlaşmazlık varsa biz bu çözümlenene kadar uyanık kalırız. Biz yarın ya da ileri ki bir tarihte çözüm bulmayı umarak gidip uyumayız. Bu, daireyi uçları kırılabilir bir halde açık bırakmak olur.
*Sen bu dünyaya bir ruhsal farkındalık düzeyinde geldin ve buradan daha GENİŞLEMİŞ bir düzeyde ayrılma fırsatına sahipsin.
Marlo Morgan…

Hazırcevaplığı Ve Zekâsı İle İnce İnce Dokunduran Bernard Shaw’dan 12 Harika Söz

bernard-shaw-sozleri[1]

 

1. Mantıklı bir insan kendini dünyaya uydurur. mantıksız bir insan ise, dünyayı kendine uydurma konusunda ısrar eder. dolayısıyla, tüm gelişmeler mantıksız insanlardan çıkar.

 

2. Bernard Shaw ve soylu bir hanımefendi arasında geçen ilginç bir diyalog :
– hanımefendi bin sterline benimle yatar mısınız?
– önerinizi düşüneceğim.
– pekiii bir sterline benimle yatar mısınız?
– siz beni ne sanıyorsunuz???
– madam, sizin ne olduğunuz zaten saptanmış durumda. iş pazarlığa kaldı.

3. “akıllı adam aklını kullanır,
daha akıllı adam, başkalarının aklını da kullanır”

4. “Ben sana bir elma versem, sen bana bir elma versen, bende bir elma, sende bir elma olur. Ben sana bir bilgi versem, sen bana bir bilgi versen, bende iki bilgi, sende iki bilgi olur.”

5. “Yaptığınızı bir başka budalanın bunları sizden beklediğini düşündüğünüz için yapıyorsanız, onun sizden bunları beklemesi de sizin onun bunları beklediğini umduğunuzu sandığından ileri geliyorsa… herkes istemediği bir şeyi yapıyor demektir. O zaman ortaya budalaca bir durum çıkar”

6. “Çok küçük yaşlarımdan beri okula gitmek için eğitimime ara vermek zorunda kalmışımdır.”
7. “Dürüst insan her zaman gerçeği söyler, akıllı ise yalnız zamanında.”

 

8. “Domuzla güreş tutma, her ikiniz de çamur içinde kalırsınız ve domuz bundan hoşlanır.”
9. “İnsanın kendini berbat hissetmesi, mutlu olup olmadığına önem verecek kadar boş zamanı olmasından ileri gelir.”

10. “kötülük nedir bilmemek bir erdem değil, bir ahmaklıktır: Buna hayranlık duymak, saat kullanmadığınızı bilmeyen birini saatinizi çalmadı diye ödüllendirmeye benzer. erdem, kötülükle iyilik arasında seçim yapabilmek demektir ve bilgili olmadan seçim yapmak olanaksızdır.”

11. “Hatalarla dolu bir hayat, bomboş geçirilmiş bir hayattan çok daha faydalı ve onurludur.”

12. “Linç edilmememin tek nedeni, her sözümün alay sanılmasıdır. Tek kelimemi ciddiye alsalardı, toplumsal düzen çoktan sarsılırdı.”

http://filoji.com/hazircevapligi-ve-zekasi-ile-ince-ince-dokunduran-bernard-shawdan-12-harika-soz/

Toplanın, mutluluğun sırrını veriyorum!

1_I_kKnFBVA--18F146Ke8tw[1]

 

Para, mutluluk getirmiyor kardeşim! Modern dünya, sadece ‘daha zenginlerin’, ‘daha az zenginlerden’ biraz daha mesut olduğunu, bu saadetin de ‘üstünlük’ hissinden kaynaklandığını ve uzun sürmediğini keşfetti! Psikologlar ‘mutluluk’ konusuna takmış durumdalar. Temel ihtiyaçları karşılandığı sürece, daha fazla para ekstra bir mutluluk getirmiyor.
Peki, kim, niye mutlu oluyor? Time dergisinin son sayısı, birçok bilim adamının bu konuda yaptığı araştırmalardan çıkan ilginç sonuçları konu alıyor. Mutluluk, bizim sandığımız etkenlerden çoğuyla hiç bağlantılı değil!
Para? Hiç alakası yok!
Eğitim? Hiç etkisi yok!
Zeka? Aynı şekilde!
Gençlik? Bilakis! Yaşlıların hayattan gençlere göre daha çok zevk aldıkları ve depresyona daha az meyilli oldukları kanıtlanmış!
Evlilik? Araştırmalara göre, evli insanlar bekarlara göre biraz daha mutlu olsa da, bunun sebebi zaten mutlu olmaya meyilli insanların evlilikleri daha kolay yürütmesiyle ilgili olabilir!
Güneşli havalar? Hayır! Amerika’nın bol yağmurlu bölgelerinde yaşayanların Kaliforniyalılara göre daha depresif olmadığı kanıtlanmış!
O zaman insanları mutlu eden ne?
Bulgulara göre dini inanç insanların mutluluğunu artıran önemli bir etkenmiş. İnanan insanlar zorluklara karşı daha kolay göğüs geriyor ve daha iyimser oluyorlarmış.
Arkadaşlar, mutsuzluğa karşı müthiş bir ilaçmış! Ahbapları, dostları, aileleri ve çevreleriyle daha yakın ve sık ilişki kuran insanlar karamsarlıktan uzak kalmak için en etkili formülü bulmuşlar.
Bu arada, mutlu olmak için bir grup psikoloğun kullandığı’gün inşa etme’ metodundan bahsetmek lazım. Denekler bir gün önce dakika dakika ne yaptıklarını hatırlayıp, bu aktivitenin onların açısından mutluluk düzeyini birden yediye kadar işaretliyorlar. Bu test 900 kişide uygulanıyor. Sonuçlar ilginç…
En çok mutluluk veren aktiviteler, arkadaşlarla sosyalleşme, evde yatıp gevşeme, dua etme ve yemek yeme… Bunları spor yapma ve televizyon seyretme takip ediyor.
Tuhaf ama ‘çocuklarla ilgilenmek’ listenin en altlarında, ev işinin bir sıra üstünde yer alıyor! Çoğu insanın hayatında mutluluğunun kaynağı olarak gördüğü çocukların, günlük hayatın mutsuzluk sebeplerinden biri olması ilginç! Demek ki, mutlu ettiğini sandığınız her şey mutlu etmiyor! Ancak, günlük hayatta insanı sinirlendiren, geren, mutsuz eden ufak tefek olaylar, hayatın genelinde mutluluk kaynağı olabilirmiş! Sürekli şikayet ettiğiniz stresli işiniz,
hayatınızın en önemli rengi olabilir örneğin.
Psikologların bu konuyla ilgili edindiği farklı bir bulgu da: ‘Sonların gücü’! Sözgelimi, sizi çok mutlu eden bir ilişki, son bir haftasında berbat kavgalar ve gözyaşı dolu bir ayrılıkla sonlanıyorsa, bütün hayatınız boyunca o ilişkiyi kötü hatırlıyorsunuz!
Bu konu, kolonoskopi yaptıran bir grup insan üzerinde test edilmiş. Biliyorsunuz kolonoskopi, bağırsaklarla ilgili rahatsız edici, biraz acılı bir muayene metodu. Bir grup hastaya standart kolonoskopi yapılmış. Diğer grupta ise kolonoskopi aleti, muayeneden sonra 60 saniye hareketsiz bırakılmış. Hastalara acı veren bölüm aletin hareketleri olduğu için, uygulama 60 saniye daha uzun sürdüğü halde, muayenenin sonu 60 saniyelik acısız bir zaman dilimiyle bittiği için, ikinci gruptaki hastalar, uygulamayı, ilk gruba göre daha az rahatsız edici bulmuşlar!
Peki, herkes mutlu olabilir mi? 1996’da yapılan bir araştırmaya göre, bir insanın hayatından memnun olması, yüzde 50 oranında genetik yapısına bağlı! Genler neşeli, rahat bir kişilik yapısını, stresle başa çıkma kapasitesini, depresyon ve endişeye mehili yönlendiriyor! Eğer bir insan genetik olarak mutluluğa meyilliyse, başına berbat şeyler de gelse, hatta kaza sonucu bir uzvunu bile kaybetse, zaman içinde, eski mutluluk seviyesine ya da ona yakın
bir noktaya dönebiliyor!
Bütün psikologların üzerinde fikir birliğine vardıkları üç mutluluk formülü var:
Şükretmek, iyilik yapmak ve yaptığın işi sevip daha çok konsantre olmak!
Şükretmek, hayattan duyduğun memnuniyeti ifade etmek, hatta bunu düzenli olarak yazmak ve söylemek, sadece insanın keyfini yerine getirmekle kalmıyor; Kaliforniya Üniversitesi’nin araştırmasına göre fiziksel sağlığı düzeltiyor, enerji seviyelerini yükseltiyor, acı ve yorgunluğu azaltıyor!
İyilik yapmak, söz gelimi düzenli olarak bir huzur evini ziyaret etmek, bir komşuya yardım etmek, babaanneye mektup yazmak, mutluluk derecesini ani ve dramatik biçimde artırıyor!
Ne para, ne aşk, ne güneş, ne gençlik. Yaptığınız işi sevip, o işe bütün konsantrasyonunuzu ve enerjinizi severek vermek de, mutluluğun formüllerinden biri. Marangoz olsanız da, doktor olsanız da böyle. O kadar araştırma, kolonoskopide ekstra 60 saniyeye katlanan denekler (!), yazışmalar, toplantılar, istatistikler. ..
Psikologlar yine bize anaokulunda öğretilenlerle kutsal kitaplarda yazılanları bulmuşlar:
Mutlu olmak için çalış, iyilik yap, şükret!
Gülse Birsel

YARIM KALMIŞ BİR AŞK … MEÇHULE GİDEN BİR GEMİ …..

26230620_10212433963499131_7696178454684180872_n[1]
“Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.”
Yahya Kemal’e ait olan bu şiir ile lise yıllarında edebiyat derslerinde
karşılaşmayanımız yoktur. Hep bir ölümün ardından söylendiği vurgulanır şiir
anlatılırken ama işin arka boyutu tam da böyle değildir. Her şiir aslında bazen yarım kalan bir hikayenin bazen bitmemiş bir aşkın dışa aktarılmış, sözlere dökülmüş halidir.
Yahya Kemal Divan şiiri geleneği ile yeniyi bilen bunları sentezleyen dönemin en
büyük şairidir. Akademisyen, şair… Yaşadığı dönemin en büyük şairlerinden biri.
Darülfünun’da (İstanbul Üniversitesi’nin o dönemki adı), bir dönem de Bahriye
Mektebinde ders verir.
Daha ismi yeni yeni duyulacak olan geleceğin büyük şairi Nazım Hikmet’e ders
vermek için Nazım’ın evine gelip gider. Hatta Nazım‘ın bir kedi üzerine yazdığı şiiri beğenir ve kediyi görmek ister ve kediyi gördükten sonra Yahya Kemal “Sen bu pis, uyuz kediyi övmesini biliyorsun, şair olacaksın” der.
Yahya Kemal ders vermek için eve gelip gider. Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım o dönem de güzelliği ile dillere destan bir ressamdır. Eşinden ayrılmış genç, güzel ve dul bir kadındır. Yahya Kemal ile Celile Hanım arasında duygusal bir bağ oluşur.
Yahya Kemal hovarda bir adam hiç olamamıştır. Duygusal bakan, seven adamdır o. Öyle ki Celile Hanım’ı kıskanır her davete, her yere gitmesine karşıdır.
Celile Hanım’da boş değildir. Bu kıskançlık belirtisi tatlı gönül koymalara,
yasaklara uyar. Öyle ki aralarında mektuplaşmalarda Celile Hanım “Canımın içi pek göresim geldi” diye sözler sarf edecek kadar bağ kurmuştur.
Nazım Hikmet daha lise çağında genç bir delikanlıdır. Annesi ile hocası arasındaki bu münasebeti onaylaması mümkün değildir ve bir gün hocasının vestiyerdeki paltosunun cebine “Hocam olarak girdiğiniz bu evden babam olarak çıkamazsınız” diye not bırakır. Tehdit etmenin en kibar hali bu olsa gerek. Yahya Kemal’in bu nottan sonra çekindiği ve uzak kaldığı anlatılır. Celile Hanım’ın kadın başına cesurluğuna rağmen Yahya Kemal uzaklaşmış ve münasebeti kesmiş, ama Celile Hanım’a olan duygularını içten içe bohem bir tarzda sürdürmüştür.
Celile Hanım’a bir mektup gider. Evlenme teklifi beklerken umulmadık bir veda olur bu mektup. İstanbul’dan uzaklaşmak en çıkar yoldur. Paris’e gidip resim üzerine çalışmak ister. Güçlü kadın Celile Hanım Paris’e giderken limandan kalkan gemiyi hüzünlü bir çift göz izlemektedir. İşte Yahya Kemal hüzünlü yarım kalmış bir aşka veda ediyordur limanda ve hepimizin bir ölüm üzerine yazılmış olduğunu sandığımız mısraları yarım bırakılmış, cesaret bulamayınca sönmüş bir aşkın ölümü üzerine yazmıştır, sevdiği kadına uzaktan bir veda ile.
“Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.”
Bundan sonra hayatına başka kadınlar da girmiş ama hiçbiriyle evlenmeyi
düşünmemiştir. Kendisini cezalandırmıştır. Değil evlenmek, bir ev sahibi dahi
olmamıştır. Hayatı otel odalarında, pansiyonlarda geçmiştir Yahya Kemal’in.
Yahya Kemal Paris’te Fransız şairlerinin bohem havasını almaktansa Moskova’dan materyalist, maddeci bir ruhu kapsaydı belki de yarım kalan bir aşk olmayacaktı.
Belki de, bu şiir hiçbir zaman yazılmayacaktı.
Ve belki de, gerçekten kavuşamamaktır aşk…

TASAVVUFTA 4 KAPI VARDIR VE HER KAPININ 10 MAKAMI VARDIR

0x0-2[1]

 

1- Şeriat kapısı
2- Tarikat Kapısı
3- Marifet Kapısı
4- Hakikat Kapısı
Öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek Hakikate ulaşılır.

Öğrencilerinden biri Mevlana’ya sormuş;
“Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum.
Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatırmısınız?
Mevlana:
“Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışanan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş.Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım.”

Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş.
Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasına dönmüş ve daha kuvvetli bir
tokatla Mevlana’nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri
dönecek ama hocasına itaat var.

Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa
kalkıp elini kaldırmış.Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş.
Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış.

Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalşþmasına devam etmiş.

Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına
devam etmiş.

Öğrenci Mevlana’ya dönmüş, olanları anlatmış.

Mevlana;
“işte sana istediin örnekler….
– Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi. şeriatta ksasa ksas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.
– İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam
tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi.
“Sana kötülük yapana bile iyilik yap”.Onun için döndü, oturdu.
– Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir.
İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır.
Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı.
– Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir.
İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir.
Onun için dönüp bakmadı bile…

Tasavvufta her kapının on makamı vardır.

1) Seriat kapısının makamları:

1. Iman etmek,
2. Ilim ögrenmek,
3. Ibadet etmek,
4. Haramdan uzaklasmak,
5. Ailesine faydali olmak,
6. Cevreye zarar vermemek,
7. Peygamberin emirlerine uymak,
8. Sefkatli olmak,
9. Temiz olmak ve
10.Yaramaz islerden sakinmak.

 

2) Tarikat kapisinin makamlari

1. Tövbe etmek,
2. Mürsidin ögütlerine uymak,
3. Temiz giyinmek,
4. Iyilik yolunda savasmak,
5. Hizmet etmeyi sevmek,
6. Haksizliktan korkmak,
7. Ümitsizlige düsmemek,
8. Ibret almak,
9. Nimet dagitmak ve
10.Özünü fakir görmek

 

3) Marifet kapisinin makamlari

1. Edepli olmak,
2. Bencillik, kin ve garezden uzak olmak,
3. Perhizkarlik,
4. Sabir ve kanaat,
5. Haya,
6. Cömertlik,
7. Ilim,
8. Hosgörü,
9. Özünü bilmek ve
10.Ariflik.

 

4) Hakikat kapisinin makamlari
1. Alcakgönüllü olmak,
2. Kimsenin ayibini görmemek,
3. Yapabilecegin hicbir iyiligi esirgememek,
4. Allah’in her yarattigini sevmek,
5. Tüm insanlari bir görmek,
6. Birlige yönelmek ve yöneltmek,
7. Gercegi gizlememek,
8. Manayi bilmek,
9. İlahi sirri ögrenmek ve
10.İlahi varliga ulasmak

HAYATTAN KEYiF ALMAYI ÖĞRENMEK !

26815358_2022507201327501_3432428896469087856_n[1]

 

HAYATTAN KEYiF ALMAYI ÖĞRENMEK !
Hayattan keyif alabilen ve zorluklarla karşılaşsalar da yaşamı iyi götürebilen bir grup var. Kendilerine şaka yapıyorlar (dikkat edin, başkalarıyla değil, kendileriyle), her şeyi ve herkesi çok da ciddiye almıyorlar, zayıf yanlarıyla ve karşılaştıkları olumsuz olaylarla baş edebiliyorlar. Bunu yaparken de gülüyorlar. Bir anlamda mizahı kullanıyorlar. Siz ‘Müdürüm bugün beni haksız yere tersledi’ diye saatler, hatta günlerce karalar bağlayıp otururken, onlar aynı durumda ‘Hayat Kısa Üzülmeye Değmez’ diyebiliyorlar. Görünen o ki, bir kısmımız kafamıza takmaz, gülüp geçerken; bazılarımız için atlatması o kadar da kolay olmuyor.
PARDON SİZ NERELİSİNİZ?
Onlar neyi farklı yapıyor? Başlarına gelen her olumsuz şeyden kendilerini sorumlu tutmuyorlar. ‘Ben çirkinim, yeteneksizim, şişmanım’ demiyorlar. Oldukları gibi iyi olduklarını, ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını biliyor, geri kalanı için de hayıflanmıyorlar ve müdürleri onları terslediğinde bunu kişiselleştirmek yerine durumun müdürünle de ilgili olabileceğini fark edip dert etmiyorlar. Bunun için çok düşünmelerine de gerek kalmıyor, otomatikleşmiş şekilde böyle davranıyorlar.
BOŞVEREBİLMEK CİDDİ BİR İŞ
Boşverebilmenin bir beceri olduğunu söylüyor Uzm Psk. Zeynep Zat. “Süpervizorüm der ki, bu hayatta boş verebilmenin kendisi ciddi bir beceridir.” Ancak burada boş vermek tanımını sorumsuzlukla karıştırmamak lazım. Sorumluluğunuzda olmayan davranışları, tepkileri, iğneleyici sözleri hemen üzerinize alınmayın. Bunun yerine, “Bir dakika, bu benimle değil ve ben bunu umursamayabilirim” diyebilmek; rahatsız olmamak, etkilerinden korunmak, onları taşımamak diye de düşünebilirsiniz. Bu anlayışa gelmek biraz deneyim ve yaş mı gerektiriyor? Uzm. Psk. Zat, sadece pratik gerektirdiğini söylüyor. Bu perspektiften bakmaya başladıkça ‘boş vermek’ keyifli bir alışkanlığa dönüşüyor.
KABUL ET, BUL VE GÜL
Baş etme yollarından biri de hata yapmamış gibi yapmak… Ancak bu, mizah kadar işlevsel bir yol değil. Hatta ilişkileri kopma noktasına getirebilen, karşı tarafta olumsuz duygular uyandırabilen bir yöntem. Kişi bunu niye yapıyor? Anlaşılan o ki anne-babadan hata yapmanın kabul edilemez olduğunu öğrenmiş ve hatalarını kabul edemiyor. Oysa hata yaparsanız en kötü ne olur? Bunun üzerine çalışıldığında kişi, ‘ben de insanım aslında’ demeye, kendine gülmeye, hata saklama çabalarını itiraf etmeye başlıyor. Hatasını sahipleniyor, onun yabancı değil, bir bütünün parçası olduğunu kabul ediyor. Hatta bir üst seviyeye geçebilirse kendini ti’ye alıyor. Formül şu: Kabul et, nereden geldiğini bul, onunla bütünleş ve ona gül…
GÜLÜYORLAR ÇÜNKÜ
Hani bazı kadınlar vardır… Sıradan bir hayatları var gibi görünür ama evin, ailenin ve hatta mahallenin neşesidirler. Nasıl bu kadar neşeli olduklarını anlamakta zorlanır insan. Bu kadınların mutluluk halini açıklayan bir araştırma var. Gallup Araştırma Şirketi’nin ‘Mutluluk Bulucu’ adını verdiği değerlendirme aracını kullanarak farklı ülkelerde yaptığı araştırmaların sonucunda, bizim bu yazıda ‘boş verebilenler, gülenler, kendileri ile barışık olanlar’ olarak adlandırdığımız grubun bunu yapamayanlardan farklı olan şu özellikleri ortaya çıkıyor:
1. Bir gün içinde, keyif aldıkları şeyleri sıklıkla yapıyorlar. Örneğin sevdiklerini gün içinde daha fazla görüyor ya da işyerindeki molaları keyif aldıkları şeyleri yaparak geçiriyorlar.
2. Her ne yapıyorlarsa o konuya yoğunlaşıyorlar. Çalışıyorlarsa sadece yaptıkları işe, dağa tırmanıyorlarsa sadece tırmanışa, ev işi yapıyorlarsa ev işine… Böylece diğer olumsuzluklar bu anlarda akıllarına gelmiyor bile.
3. Hayatlarında bir anlam buluyorlar. Örneğin yaptıkları işin başka insanların hayatına kattığı değeri önemsiyorlar. Çocuk yetiştirmeyi, besleyip giydirmekten öte dünyaya bir çocuk kazandırmak olarak yorumluyorlar.
GÜLDÜKÇE GÜZELLEŞİYOR HAYAT
Kendine gülebilmenin bir tür baş etme yolu olduğunu söyleyen Uzm Psk. Zat, böylece hayatın hafifleştiğini söylüyor. 3-5 kilo fazlasına takılıp kalan bir kadın düşünün. Öyle takılmış ki içine dönmüş, ilişki kurmaktan sakınıyor, yüzü gülmüyor ve aslında kilosu yüzünden değil, kilosundan rahatsız olması yüzünden yalnız. Ve hepimiz biliyoruz ki, samimiyetle gülen insanlar çok seviliyor. Kaç kilo olurlarsa olsunlar… Bırakın yalnız kalmayı, arkadaş ve partner seçenekleri artıyor. İş yerinde ciddi bir toplantıda yaptıkları espri atmosferi değiştirmeye yetiyor, bazen onları liderlik konumuna taşıyabiliyor ve inanın bunun devamı geliyor. Neşeleri onlara yeni iş imkanları da yaratabiliyor. Neşenin ve gülmenin işe yaradığını görünce onu kullanma halleri de artıyor. Zat’ın verdiği şu bilgi bizi şaşırtıyor: Ayna karşısında gülümsemesini, ortama girmeden önce esprisini çalışan insanlar var! Bunu neden yapıyorlar? Çünkü onlar neşenin mucizevi etkilerini biliyorlar.
PARA MI MUTLULUKTAN, MUTLULUK MU PARADAN?
‘Para mutluluk getirir mi?’ diye sorduk yıllarca. Uzman Klinik Psikolog Emre Konuk ise soruyu tersten soruyor. Mutluluk para getirir mi? Getiriyor… Çalışanların mutlu olması verimi direkt olarak artırıyor ve şirkete para kazandırıyor. Peki bireysel hayatta? Nice insan var ki en çok para kazandığı dönemde hiç de mutlu olmuyor ve hatta mutlu olmadığı için para kazanıyor. Konuk, “Esas sorulması gereken insanın hayatta gerçek anlamda nasıl mutlu olacağını bulması. Mutlu olmak, mutlu yaşamak hayattaki en zor sanat ve onu yaşamak zaten insanlığın en kutsal amacı” diyor. Yani para araç, mutluluk ise bir amaç…
MUTLU İNSANLAR
• Anlamlı yaşarlar.
• Odaklanırlar.
• Yeteneklerini anlamlı işlerde kullanırlar.
• Keyif alırlar.
• Doyum hissederler.
• Eylem içindedirler.
• Zamanı unuturlar.
• Kendilerini verirler.
• Bağlanırlar.
• Kendileri olurlar.
• Kendileri gibi hissederler.
PEKİ MUTLU HİSSEDEN İNSANLARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ NELER?
• Arkadaşlarla, aileyle ve iş hayatındaki insanlarla güçlü ilişkiler kuruyorlar ve o ilişkilerden besleniyorlar. (Bu noktada hep sızlanan eşi dostu bir gözden geçirmekte fayda var çünkü mutsuzluk bulaşıcı…)
• Ekonomik yaşantılarını -çok para kazanmasalar da- etkin bir şekilde yönetebiliyorlar.
• Mesleki olarak çok yükselmiş olmaları, hatta çalışmaları bile gerekmiyor ama yaptıkları işe saygı duyuyorlar.
• Gündelik işlerini yapabilecek kadar fiziksel sağlığa ve enerjiye sahip oluyorlar.
AZ BEKLENTİ=ÇOK MUTLULUK
kaynak: hürriyet gazetesi

Dilinizin ucundaki şifa Mantra

Emanate-from-Emptiness-new-rendition-72[1]

 

 

Tarihi kaynaklar, insanoğlunun bin yıllardır ayinlerde, toplu eğlencelerde, arayışlarında, evrenle bütünleşmek isterken ya da Tanrı´ya yakarırken bazı kelimeleri tekrar ederek kullandığını gösteriyor. İlginç olan ise Hindistan´’da, Güney Amerika’´’da ya da Endonezya´’da, birbirleri ile iletişim imkanı bulunmayan bu insanların çok benzer sesleri kullanmış olmaları…. Bu da insanoğlunun her zaman belli frekansların gücünü hissettiğini, kendi kültürlerinin yaşamı algılayış biçimlerine ve konuştukları dile göre bu frekansları farklı şekillerde kullandıklarına işaret ediyor. Mantra müziğinin tanınmış ismi Seda Bağcan, evrendeki bilinç katmanlarında asırlardır var olduğuna inanılan rekansları yani mantraları, her gün en az yedi dakika söyleyerek şifalanma yaratılabileceğini söylüyor.

Türkiye’de mantra deyince ilk akla gelen isimlerden biri Seda Bağcan… ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği bölümünü bitirip, biyomedikal mühendisliği dalında uzmanlaştıktan sonra bu alanda çalışmaya başlayan Seda Bağcan, bir yakınının rahatsızlığı sırasında yardımcı tıp yöntemleri ile tanıştı ve ardından hayatını şifa, müzik ve bilimi bir arada kullanmaya adadı. 1990’lı yıllardan itibaren yoga çalışmaya başlayan ve bu sırada “mantra”larla tanışan Bağcan’ın, bu sesleri Türk ezgileri ile birleştirerek oluşturduğu bestelerinin yer aldığı iki albümü bulunuyor. Mantraların gücünü Seda Bağcan’ın ağzından dinleyip bir de müziğine kulak verince şifalanmak için günde en az yedi dakika söylenmesi yeterli olan mantraları, gün içinde sevdiğiniz bir şarkı dilinize dolanmışçasına söylemeye devam etmeniz kaçınılmaz oluyor. Belgeli en eski dil olan Sanskritçe’de “man” zihin; “tra” ise serbest bırakmak anlamına geliyor. Yani zihinden geçip dile dökülen her sözcük aslında bir mantra… Öte yandan evrende de her şeyin bir sesi ve dolayısıyla bir titreşimi var. Örneğin Dünya’nın, Mars’ın, uzak boşluğunun bir sesi ve titreşimi olduğu gibi, her insanın da farklı bir senfonisi var. Hatta her organın ve hücrenin de… “Mantraların düzenli olarak söylenmesi neyi nasıl harekete geçiriyor?” sorusuna Seda Bağcan, kolay anlaşılır bir örnekle şöyle yanıt veriyor: “Yaşadığımız alan bilinç katmanlarından oluşuyor. Bir bilgisayar gibi düşünün. Bir mantra söylüyorsunuz, örneğin “ra ma da sa” diyorsunuz. Bu bir şifa mantrası ve bir program olarak bilinç katmanında duruyor. Siz söylemeye başladığınızda oluşturduğunuz titreşimlerle ister istemez oraya bağlanıyor ve oradaki bilgiyi kendi alanınıza indiriyorsunuz yani ‘download’ ediyorsunuz. Böylece enerji alanınızda bir şifalanma yaratmış oluyorsunuz. Bunu yaparken de kendi sesinizin şifa gücünü ve evrenin o programını kullanıyorsunuz.”

Sadece dinlemek yeter mi?
Mantra müziğini müzik çalarınıza, telefonunuza yükleyip dinlemek iyi bir fikir… Hatta bazı aktivasyonlar sağlamak için de yeterli olabilir. Ancak kendi titreşim alanınızda bir değişim yaratmanız için kendi sesinizin kafatasınızın içinde titreşmesine ihtiyacınız var. Bağcan, ister fısıldayarak, ister biraz daha yüksek sesle isterseniz de şarkı olarak mantraların söylenmesini öneriyor ve şunları ekliyor: “Başınızın içinde bir titreşim başlattığınızda beyninizin sağ-sol lobları arasında bir dengelenme oluyor. Hormonlar ve enzimler daha fazla salgılanmaya başlıyor. Beyninizin kullanmadığınız hücreleri aktive oluyor. Enerji alanını değiştirmek için günde en az yedi dakika söylemeye ihtiyacınız var.” Seçtiğiniz mantrayı günde yedi dakika mırıldanmak ruhunuzu da bedeninizi de destekliyor. Yalnızken, banyo yaparken, sabah uyandığınızda ya da akşam uykuya dalmadan önce mantranızı söyleyebilirsiniz. Size başta yabancı gelecek kelimeleri nasıl ezberleyeceğinizi fazla düşünmenize gerek yok çünkü bir süre sonra “Ben bu kelimeleri zaten biliyordum” hissine kapılıyorsunuz. İşte bu da mantraların işleyişine dair bir işaret; bunlar zaten var ve biz bu sistemin içindeki varlığımızı tekrardan hatırlıyoruz.

Sizin frekansınız hangisi?
Her mantranın bir anlamı ve etki alanı var. Daha önce mantralar ile tanışmadıysanız, zihni boşaltmak, konsantrasyonu artırmak, huzura ermek, zorluklardan kurtulmak için tekrarlanan bu hece, sözcük ve sözcük gruplarından kendinize yakın hissettiklerinizi seçmekle işe başlayabilirsiniz. Seda Bağcan, mantra ile yeni tanışanlara mantra müziklerini dinleyip en çok beğendikleri mantarayı seçmelerini söylüyor ve ekliyor: “Hayatın evreleri var ve herkes şu an hayatının farkı dönemlerini yaşıyor. Sizin şu anda ihtiyacınız olan neyse, farkında olmadan o konuyla ilgili rehberiniz olacak mantrayı dinlemek istiyorsunuz. En az 21 gün bu mantrayı söyleyin. Sonra biraz bekleyip mantranın şifasına izin verin. Ardından bir başka mantranın sizi çektiğini göreceksiniz. O zaman da bu mantrayı söylemeye başlarsınız.” Eğer bu yolla şifalanmakta çok kararlıysanız, mantraların anlamlarını okuyup ihtiyacınıza en uygun mantrayı seçip onun üzerinde yoğunlaşabilirsiniz. Söylemeye başladığınızda zihninizde düşünceler varsa bile sesinize ve söylediğiniz mantraya odaklandığınız için bir şey düşünemez oluyorsunuz. Böylece zihninizde boşluklar oluşuyor. Evren boşlukları sevmiyor ve mükemmeliyetinizi size tekrar yüklüyor. Mantralar ile bir yolculuğa çıktıysanız ve bunun sonuçlarını görmek istiyorsanız, değişime ve dönüşüme açık olmanız ve izin vermeniz öneriliyor.

Bazı mantralar
Har Har Gobinde
Har Har Mukande
Har Har Udare, Har Har Apare
Har Har Hariang, Har Har Kariang
Har Har Nirname, Har Har Akame
Anlamı:
Yaradan destekler, Yaradan azat eder, Yaradan aydınlatır, Yaradan sonsuzdur, Yaradan yok eder, Yaradan yeniden yaratır, Yaradan isimsizdir, Yaradan arzusuzdur.

 

Bu mantra, bolluk bereket, mutluluk getiriyor ve kişiyi felaketlerden koruyor. Şans getiren, hastalıkları şifalandıran bu ses akımı, yükseliş yolculuğunda bir anahtar olarak yorumlanıyor.

Eck Ong Kaar Sat Nam Siri Wahe Guru Sat Nam
Anlamı:
Tüm evrenin tek bir Yaradan’ı var. Tüm gerçeklik O’nda. En yüksek, en mükemmel ışığı O getirir bana. Gerçek benim kimliğimdir.

Sa Ta Na Ma
Anlamı:
Bu mantra, “Ben gerçekliğim, ben hayat döngüsüyüm” diye tercüme ediliyor. S, T, N, M ve A olarak beş ana sesin ifade edildiği mantrada sonsuz hayat ve sonsuz yaratım döngüsü anlatılıyor. Beyin loblarını dengeliyor, negatif düşünce paternlerinin alt bilinçten bırakılmasını sağlıyor. Sezgilerin geliştirilmesi için de kullanılıyor. Bu mantrayı söylerken dil damağa değiyor ve 75 adet sinir aktive oluyor.
Anlamını öğrenseniz bile bilmediğiniz bir dildeki sesleri tekrar etmek, sizin için zor olabilir. Burada devreye notalar giriyor ve mantra müziği ortaya çıkıyor. Örneğin Seda Bağcan, mantraların ve melodilerin uyumunu araştırarak bestelerini oluşturmuş. Bağcan’ın dinleyince tanıdık gelen müzikler içeren mantra albümleri, giderek daha fazla kişi tarafından dinleniyor. Dünyadaki mantra müziklerini de internet üzerinden araştırıp size daha uygun gelecek melodiler bulmanız mümkün. Bu örnekleri dinledikçe mantraların daha eğlenceli hale geldiğini, günün her anında dinlenebileceğini fark ediyorsunuz. Hatta özellikle İstanbul’da yaşayan ve yoğun trafikte vakit geçirmesi gerekenler için mantra albümlerinin sakinleştirici etkisi çok işe yarıyor. Direksiyon başında uykunuz gelecek diye endişelenmeyin, aksine her şeyin daha çok farkında oluyorsunuz. Aynı zamanda daha dingin hissediyor ve bazen yol bitmesin istiyorsunuz.

Meditasyon etkisi
Bir araştırmada bireylerin beyin frekansları ölçüldükten sonra beraber mantra söylemeleri istenmiş. Çalışmanın sonunda tekrar ölçüm yapıldığında ölçülen en yüksek frekanstan daha yüksekte buluştukları görülmüş. Bu çalışma mantra müziğinin topluluk halinde söylenmesi halinde daha etkili olduğunu kanıtlıyor. Tıpkı maçlarda oluşan sinerji gibi… Buna “grup sinerjisi” deniliyor. Mantralar, mudralarla yani parmak hareketleri ya da yoga hareketleri ile de birleştirilebiliyor. Böylece enerji alanındaki elementlerin dengelenmesi, aktive edilmesi, değişimi ve dönüşümü sağlanabiliyor. Örneğin “Sa Ta Na Ma” mantrasıyla yaptığımız kritan kriya mudra serisinde baş parmağı sırayla diğer parmaklara değdirmek vücuttaki tüm elementleri dengeliyor. Parmak uçlarından beyne ve organlara giden sinirler böylece aktive ediliyor.

Aktif olanlar daha etkili
Hayatın içinde en çok duyduğumuz mantralar, kendi adımızın yanı sıra “evet” ve “hayır” kelimeleri… Her mantranın bir enerjisi olduğunu ve bunların sonsuza kadar yaşadığının bilincinde olarak konuşmaları ve düşünceleri üretirken dikkat etmek gerekiyor. Peki kendi mantramızı yaratabilir miyiz? Mesela “aşk” kelimesi bir mantra olabilir mi? Neden olmasın… Ancak şunu unutmamak gerekiyor. Kendi yarattığınız mantrayı hissederek oluşturmanız, onu evrene koyarak kullanıma sunmanız gerekiyor. Seda Bağcan, aktif olmayan mantralar da bulunduğunu hatırlatarak, “İnsanlığın bir dönemine hizmet etmiş ama şu an aktif olmayan mantralar var. Aktif olanlar ise etkilerini daha çok hissettiriyor” diyor.

Dr. Emoto’nun suları
Japon bilim adamı Masaru Emoto, mantraların şifa etkisini su molekülleri üzerinde ispatlamayı başardı. Su moleküllerinin kristalizasyon fotoğrafları ve videoları ile tanınan Japon bilim adamı, Seda Bağcan’ın mantra müziğinin su üzerindeki etkisini araştırdı. Bunun sonucunda bozuk yapıya sahip su örneklerindeki moleküllerin tekrar uyumlu hale döndükleri anlaşıldı. Bu araştırma, yüzde 70’inden fazlası su olan insan bedeninde de mantraların uyum ve şifa etkisi yarattığının en güzel kanıtlarından birisi…
Hangi hastalığa hangi mantra iyi geliyor?
❊ Kanser hastalarına Sunrise albümünden Ra Ma Da Sa, Guru Ram Das, Ad Gurey Nameh, Wahe Guru Sat Nam; Remember albümünden ise Mul Mantra, Sa Ta Na Ma, Triple Mantra
❊ Kalp rahatsızlığı olanlara Sunrise albümünden Ra Ma Da Sa, Gobinde Mukande, Guru Ram Das, Sa Ta Na Ma, Wahe Guru Wahe Jeeo; Remember albümünden Har Har Gobinde, Sarab Shakti, Ek Ong Kaar ve Triple mantra
❊ Sindirim yollarında rahatsızlığı olanlara Sunrise albümünden Ra Ma Da Sa, Guru Ram Das, Gobinde Mukande; Remember albümünden Har Har Gobinde, Triple Mantra, Kal Akal ve Mul Mantra
❊ Panik atak, depresyon ve strese Her iki albümde farklı melodilerle olan Sa Ta Na Ma; Sunrise albümünden Ra Ma Da Sa, Guru Ram Das; Remember albümünden Triple ve Mul Mantraları
❊ Alzheimer hastalarına yine Sa Ta Na Ma; Sunrise albümünden Ra Ma Da Sa, Guru Ram Das; Remember albümünden Kal Akal, Ek Ong Kaar, Triple Mantra
Yazı: Yaprak Çetinkaya