Güzel hayat isteyen…

güzel insan

Bir şey isterken sadece mantıkla değil kalpten istemeliyiz.

ANETTE İNSELBERG KALP

 

Son bilimsel araştırmalar kalbin kan pompalayan bir organdan çok öte olduğunu gösteriyor. İnsan vücudunda en güçlü ritmik elektromanyetik alanın kalbinki olduğu anlaşılmıştır. Kalbin manyetik alanı, beyninkinden 5 bin kat daha güçlü ve bazı cihazlarla bedenin 4 metre ötesine kadar tespit edebilmektedir. İnsan kalbinin etrafındaki manyetik alan sadece vücudun her hücresine çevrelemekle kalmaz vücudun dışındaki tüm alanları da kapsar.
Yaklaşık 20 yıldır kalp ve beyin arasındaki iletişimi inceleyen HeartMath Enstitüsü sevgi, takdir, merhamet gibi olumlu duyguların, kalbimizin çok farklı bir mesaj oluşturmasına sebep olduğunu keşfetti.
HeartMath Enstitüsü’nün yöneticilerinden Dr. Rollin McCraty şöyle söylüyor:
“Dikkatinizi takdir, şefkat gibi olumlu bir duyguya yönlendirirseniz ya da düşüncelerinizi çok değer verdiğiniz bir hatıranızda yoğunlaştırırsanız kalp ritminiz anında değişir.
Kalp ve diğer vücut yapılarının oluşturduğu enerji alanları dışarıya doğru yayılıyor. Bu enerji alanları, ortamdaki çok çeşitli enerji alanlarıyla sürekli etkileşime girdiği için, normalde algı sahamızın dışında olan olay ve süreçlerle ilgili bilgiler vücuda iletiliyor. Daha da ilginç olan, sezgisel bilgileri kalbin beyinden önce aldığını gösteren bilimsel kanıtın olması.”
Kısacası beynimiz bağımsız hareket etmiyor, gerekli sinyalleri kalbimizden alıyor. Bütün bilgiler sevginin en güçlü sembolü ve duygularımızın merkezi olan kalbimizden yayılıyor. Gerçekten inandığımız her şey gerçekleşir, çünkü bu inanç kalbimizden yayılan ve ölçülebilen en büyük enerjiye sahiptir.
Bu yüzden bir şey isterken sadece mantıkla değil kalpten istemeliyiz.
Kaynak: Birlikte varız

Ne yapalım, kısmet değilmiş…

61855452_2187296154716688_5308766898559647744_n[1]

Başparmak Ucuna 30 Saniye Üfleyin – Vücudunuzda Neler Olduğunu Görün

anette inselberg başparmağa 30 saniye üfle
Hiç, bebeklerin neden başparmak uçlarını emdiğini ve özellikle o şekilde uyuduğunu merak ettiniz mi? Bunun tek nedeni süt içme isteğini karşılaması değil tabi ki. Aslında olan şey başparmağımızın doğrudan vagus sinirine olan bağlantısı ile açıklanabilir. Vagus siniri neredeyse tüm vücuda dağılan ve organlarımız için büyük öneme sahip olan bir çift sinirden meydana gelmektedir. Yani başparmağınıza üflediğinizde vagus sinirinize ek bir uyarı göndermiş olursunuz. Başparmağa üflemenin bu sinir uyarımı sayesinde vücudunuzda birçok yararlı sürecin başlamasına neden olabilir.

Uzmanlar Başparmağınızı dudak mesafesinden biraz uzak tutarak 30 saniye boyunca üfleyerek bu uyarıyı vagus sinirine verebileceğinizi söylüyorlar.
Başparmağa 30 Saniye Boyunca Üflemenin Faydaları
Stresinizi azaltır. Başparmaklarınızın kendine ait bir nabzı vardır. Başparmaklarınıza üflediğinizde kalp atışı hızınız düzene girmesini sağlayarak tansiyonunuzu düşürür. Bu da sakinleşmenizi ve stresten kurtulmanıza neden olur.
Kalp ritminizi düzenler.
Vücut içi basınç dengenizi düzenler.
Migrene iyi gelir.
Kalp çarpıntısını azaltabilir.
Depresyonu hafifletir.

kaynak :bajecnylekar.sk/viet

Her sabah uyandığımızda hatırlamamız gereken şey…

Resimli Seminer Reklam - Baz

Her sabah uyandığımızda hatırlamamız gereken şey,
Mutluluğun başka yerde değil,
sadece kendi yüreğimizde olduğudur…
Çünkü huzurun kaynağı dışımızda değil,
içimizdedir.
*Lev TolstoY

 

Hiç kimse size inanmasa da siz kendinize inanın.

b267e03b0e508e2beda84b6655e68d3a[1]

Hiç bir zaman geç kalmadınız, kaç kere yoldan dönmüş de olsanız, kaç kere döndürülmüş de olsanız, dünyanın bütün günahını taşıyor da olsanız, hayatınızdaki her şeyden kendinizi suçlu hissediyor da olsanız, kendinizin ‘Yüreğiniz’ tarafından kabul edileceğine inanmıyor olsanız da siz yine de ‘kendinize-Yüreğinize’ yürüyünüz. Hiç kimse size inanmasa da siz kendinize inanın.
/ Mevlana

“Platon’un ünlü mağara alegorisi…

61292227_10157387562219962_8847324659130040320_o[1]
Bir mağaranın içinde, dışarıdan gelen ışığa arkalarına dönük olarak ömürlerini geçirmiş olan insanların tek gördükleri önlerine vuran hayvan, insan ve nesne gölgeleridir.
Gerçek formunu hiç görmemiş bu insanlar için tek gerçeklik bu gölgelerdir. Hapis olan kişilerden biri bir gün aniden serbest kalır.
Mağaranın dışındaki dünya ile karşılaşır. Tamamen ışık ile yani gerçek ile tanışan bu kişinin gözleri neredeyse körlük yaşar.
Zamanla şimdiye kadar gerçek sandığı gölgelerin aslında gerçek olmadığını ve gerçeklerin birer karanlık yansıması olduğunu anlamaya başlar…
Hayatın gerçeğini anlayan bu kişi mağaraya dönüp diğer insanlara gölgelerin sahte olduğunu ve asıl gerçeğin dışarıda olduğunu anlatmaya çalışır. Ancak dışarıyı hiç görmeyen bu insanlar anlatılanı idrak edemezler ve kızgınlıkla karşı çıkarlar…
Platon, mağara alegorisi yani benzetmesinde bir şeyleri anlamaya başlamış olan filozofların bunu halka anlatamayışını örneklemek istemiştir.
Bu metafor günümüz dünyası ve düzeni içinde hala geçerlidir. Çünkü insanlar anlayabildikleri kadarını kabul edip kendi anlayışlarının ötesinde anlatılanları kabul etmezler. Bu yüzden gerçekleri anlatanlar bir şekilde toplum içinde baskı altına alınır.
Işığı-gerçeği görmek doğruyu duymak rahatsız edicidir. Bu yüzden zihin karanlığı ve esareti seçer. Cahillik mutluluktur..Gerçek ile yüzleşmek ve özgür olmak cesaret ister.
Herkesin bir gün mağaradan çıkabilecek kadar cesur olması dileğiyle…”

Sen kendin neysen, bil ki hep kendinle karşılaşırsın…

 

61911868_641945619602606_869100694068527104_n[1]

Sevdiğin, senin aynandır.
Hiç böyle düşündün mü? Sevdiğin, en yakın gördüğün 3 insana bak. Hepsinde senin yansıman var. Biri çok eğlenceli, bu yüzden eğlenceli tarafını aynalıyor sana. Biri çok sırdaş, bu yüzden sır tutan tarafını gösteriyor sana. Diğeri çok mutsuz, kırgın tarafını ispatlamaya çalışıyor sana…
Geçmişten bugüne kadar aşık olduğun insanlara bak. Hepsinde senden izler var. Kimisi serseri, kimisi sinirli, kimisi kırılgan, duygusal, kimisi saf, kimisi kızgın. Ama hepsi senin yansıman. Sen kızgınsan mesela ailene, hayata kızgın birini çekersin kendine. Sen serseriysen arkadaşlarınlayken, ilişkide serseri olan birini çekersin kendine…
Çünkü sen, hangi enerjideysen, o enerjideki insanlarla buluşturur hayat seni.
“Ben böyle birini hiç istememiştim” deme. O’nda o kadar çok şey gördün ki, kendinden sakladığın… Bu yüzden sevdin onu..
Her şey ayna görevi görür.
Sen kendin neysen, bil ki hep kendinle karşılaşırsın… “En iyi sen”le karşılaşman dileğiyle! ✨❤️#2017denbeklentim#ayna#ardaerel

Duygular, frekanslar ve sonuçları…

duygular frekanslar ve sonuçları

 

Duygular, frekanslar ve sonuçları…
▪️Kendinden utanç duyan başkasını aşağılar, eziyet eder 20 Hertz de titreşir.
Sonuç: Yok oluş.
▪️Suçluluk duyan kin tutar, suçlar, 30 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Yıkım.
▪️Duyguları körelen başkalarını kınar, eleştirir, 50 Hertz de titreşir.
Sonuç: Tıkanmak ve çaresizlik.
▪️Yetersizlik duygusu hisseden kibirle örtünür, 75 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Keder ve pişmanlık.
▪️Korkuyla yaşayan cezalandırır, 100 Hertz de titreşir.
Sonuç: Daha fazla korku ve anksiyete.
▪️Doyumsuzluk, ihtiras hisseden muhtaç olur, 125 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Kölelik ve hayal kirikliği.
▪️Öfke hisseden intikam peşine düşer, 150 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Nefret ve saldırganlık
▪️Gururlu olan talep eder, küçümser, 175 Hertz de titreşir.
Sonuç: Balon gibi şişmek.
▪️izin verip, destekleyen cesaret sahibidir, 200-250 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Özgürlük ve güç kazanmak
▪️Umutlu olan ilham vericidir, 310 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Değişime açık olmak.
▪️Kendisiyle barışık olan uyumlu ve merhametlidir, 350 Hertz de titreşir.
Sonuç: Affetmek ve aşmak.
▪️Anlamı gören bilgedir, 400 Hertz de titreşir. Sonuç: Görünenin ötesini idrak etmek.
▪️Seven, sevilendir, 500 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Yaratıcı güç ve ilhamla dolmak.
▪️Bütünlüğüne kavuşan Birliği yaşar, 540 Hertz de titreşir.
Sonuç: Sevinç ve dinginlik bir aradadır.
▪️Tamlığı deneyimleyen mükemmelliği deneyimler, 600 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Aydınlanmak.
▪️Özben’i (Self i) deneyimleyen 700-1000 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Saf bilinç.
▪️En yüksek frekansa (700-1000 Hertz) ulaşmış bir bilinç, düşük frekanslı 70 milyon bilinci dengeleyebilir…
Alıntı.

İç- Konuşmanın İnanılmaz Gücü

anette inselberg iç konuşma
Hayatınızın herhangi bir yönünde gelişim gösterme niyetindeyseniz, ister sağlık konusunda olsun, ister kariyer, ister ilişkiler, harekete iç konuşmanızı değiştirerek başlayın. Neler olduğunu görünce şaşıracaksınız.
▪️İç-Konuşma Nedir?
Kendimizle her gün (dakikada 150 ila 300 kelime olmak üzere) 50000 kelime konuşuyoruz. Bu kelimeleri okurken, aynı zamanda kendinizle de bir diyalog halindesiniz. Bir yandan bu yazının sizde bıraktığı etkileri kendinizle tartışıyorsunuz, bir yandan da bugün yapmanız gereken şeyler veya gelecekle ilgili kaygılar dikkatinizi dağıtıyor. Bu iç düşünme ya da iç konuşma zihnimizin bilinçli bölgesinde meydana gelir.
Çoğu insanın bilincinde olmadığı şey ise iç konuşmalarımızın bilinçaltımıza verilen komutlar olduğu. Bilinçaltımızın görevi zihnimizin bilinçli bölgesi tarafından verilmiş emirleri taşımak. Bilinçaltımız günde 24 saat haftada 7 gün boyunca bizim kişisel hizmetimize amadedir.
▪️İç-Konuşma Nasıl İşe Yarar?
Denizi geçmekte olan bir gemi hayal edin. Geminin kaptanı yüksek sesle emirlerini söylüyor, tayfa da bunları yerine getiriyor. Tayfaların içeride, geminin nereye gittiğini, neyle karşı karşıya kalacağını bilmeden bu görevleri yaptıklarını düşünün. Kaptan bilinci, tayfa ise bilinçaltını simgeliyor.
Yani kaptan tayfaya şu emirleri verdiğinde:
“Tam gaz ileri, 15 derece kuzeye, vs”,
Tayfa sadece şu şekilde karşılık verir: “Emredersiniz, kaptan” ve emirleri eksiksiz yerine getirmeye çalışır.
Tayfa geminin bir buzdağına doğru mu gittiğini, yoksa başka bir gemiyle mi çarpışacağını, ya da hedefine mi yöneldiğini önemsemez. Emirler hiçbir şekilde yargılanamaz ve kaptan sorgulanamaz. Gemi metaforu bilinç ile bilinçaltı arasındaki ilişkiyi iyi bir şekilde gösterir. Bunlar iki farklı akıl değil, aynı aklın iki parçası olarak açıklanabilirler.
O yüzden, kendimize ne söylediğimiz ya da kendimizi nasıl tanımladığımız düşüncenin bilinç düzeyini çıkış noktası olarak alır. Eğer sürekli olarak şunları söylersek;
“İsimleri hiç hatırlayamıyorum”
“Evliliğim dağılıp, gidiyor”
“Yeteri kadar param hiçbir zaman olmayacak” vs…
Bunlar siz farkına varmasanız da bilinçaltına yöneltilen talimatlar oluyor. Bilinçaltımızın görevi de durmak bilmeden talimatları gerçekleştirmeye çalışmak olunca, bu problemler iyice su üstüne çıkıyor. Bilinçaltımız talimatların bizim için iyi veya kötü olup olmadığına karar veremiyor, sadece ondan istediklerimizi yerine getiriyor.
▪️İç Konuşma Neden Önemlidir?
Şunu hemen not alalım: “Hayatta istediğimiz şeylere değil, beklediğimiz (umduğumuz) şeylere sahip oluyoruz”. Şunu fark etmemiz de çok önemli: “kendimizle ilgili görüşümüz (benlik) iç konuşmamız ile yaratılır ve kendimizle ilgili görüşümüz (benlik) hayatın her alanındaki performansımız için belirleyici olur.”
Kendimizle ilgili yüzlerce görüşümüz olabilir. Aşçılık yeteneğimizle ilgili iyi bir görüşümüz vardır, örneğin “çok iyi yemek pişiririm”, sosyal yeteneklerimizle alakalı kötü bir görüşümüz olabilir “insanlarla arkadaşlık kurmada zorlanırım. İlk defa karşılaştığım bir insanla iki kelime edemem.” Bunları söyledikten sonra bilinçaltımız kendimizle ile görüşümüzü tutarlı hale getirmeye çalışıyor. İyiye doğru da olabilir bu, kötüye de.
▪️Düşüncelerinizi Değiştirerek Hayatınızı Değiştirin
Biz dünyaya bir inançla, bir tutumla ya da bir fikirle gelmedik. Bizler bomboş bir gemiydik. Sağcı veya solcu değildik. Ne galatasaraylıydık, ne fenerbahçeli, ne de beşiktaşlı. Dünyanın nasıl olması gerektiğine dair inançlarımız yoktu. Ailemizden, çevremizde aldığımız verilerle beraber kendimizle ilgili görüşlerimiz oluşmaya başladı. Zirveye çıkacağımıza inandığımız ya da tam tersine başarılı olamayacağımıza dair fikirlerimiz zihnimizde belirginleşti. 6 yaşımıza geldiğimizde kendimizle ilgili erken dönem görüşlerimizin çoğu oluşmuştu bile. Ama bunlar başkalarından duyduklarımızla değil, iç konuşmamızda bunları nasıl yorumladıysak öyle şekil bulmuştu.
Kendi iç konuşmamız kendimizle ilgili görüşümüzü oluşturuyor ve kendimizle ilgili görüşümüzle performansımız arasında direkt bir ilişki var. Yaşamımızın herhangi bir alanında performansımızı ve etkinliğimizi artırmak istiyorsak, kendimizle ilgili görüşümüzü geliştirmemiz lazım.
Arzuladığımız sonuca ulaşmamızı sağlayacak dili yaratarak kendimizle ilgili görüşümüzü yukarı taşıyabiliriz. Yenilenmiş iç konuşmamızı tekrarlayarak bilinçaltımıza talimatları göndermeye başlayalım. Bilinçaltımız da yeni görevleri yerine getirmek için hemen çalışmaya başlayacaktır.
Bilinçaltımız asla yargılamaz. Doğru mu yanlış mı diye bir tartışmaya girmez, bizim için iyi olup olmayacağını hesaplamaya kalkışmaz. Zihnin bilinçli bölgesi tarafından ona ne söylenmişse onu yapar.
Hayatınızı değiştirmek istiyorsanız, iç konuşmanızla ilk adımı atın, eminim ki sonuçları sizi şaşkına çevirecek.
“İçe Dönük Konuşmanın Gücü”, Shad Helmstetter

Beynimiz aslında gerçek ile imgelemeyi ayırt edemiyor.”

ANETTE İNSELBERG İMGELEME

 

Evrene yaydığımız düşüncelerimizde bir enerjidir ve benzer enerjileri kendine çeker.
Bu sebeple düşüncelerimizde de ne istediğimize kesin karar verip bu isteğimizi çeşitli imgelemelerle o anın içinde varmış gibi imgelerle kuvvetlendirirsek, hatta bu imgelemeyi elimizden geldiği kadar detaylandırırsak isteklerimiz ve düşüncelerimizin de bizlere çekildiğini o kadar çabuk ve etkili görmeye başlarız.
Bilim adamları bazı testler yapmışlar, bir nesneye baktığımız anda gördüğümüz nesne doğrultusunda beynimizin belli bir kısmının aktif hale geçtiğini tespit etmişler.
Daha sonra aynı nesneye bakmadan, sadece bu nesneyi imgelediğimizde de beynin aynı kısmının aktif hale geçtiği tespit edilmiş.
Bunu örnekle açıklayacak olursak; rengarenk çiçeklerin olduğu bir tarlayı gerçekte gördüğünüzde de beyninizin aynı kısmı aktif hale geliyor, tamamen farklı alakasız bir yerde olduğunuzda, ama bu rengarenk çiçekli tarlayı imgelediğinizde de beyninizin aynı kısmı aktif hale geçiyor.
Beynimizdeki hipofiz bezleri ise imgelediklerinize uyumlu frekanstaki kimyasalları vücudunuza salıyor.
Kısacası “beynimiz aslında gerçek ile imgelemeyi ayırt edemiyor.”
Aslında bu tek cümlelik bilgi hayatınızı büyük oranda değiştirmeye yetebilecek bir bilgi. Yani gerçekten çiçeklerle dolu bir tarlada olmasanız dahi onu imgelemek size gerçektenden orda bulunmuş gibi etki edecektir. O huzuru ve mutluluğu sağlayacaktır.
Sık sık soruluyor, “İmgeleme yapmakta sıkıntı çekiyorum, beş duyumla hayalimin içine giremiyorum, bu konuda başarılı olabilmek için neler yapabilirim?”
Şimdi sizlere imgelemelerinizde özel sonuçlar yaratabilecek ve beyninizin elektrik vuruşlarının belirli bölümlerini uyaracak bazı nörolojik tetikleyicilerden bahsetmek istiyorum.
Aşağıdaki egzersizleri sık sık tekrarlarsanız, yaratmak istediğiniz hayalinizin içine daha hızlı girerek, arzu ettiğiniz geleceği daha çabuk yaşayabilirsiniz.
1. Görsel anıları hatırlamak için; Dimdik ileriye bakın ve sonra sol yana bakın. Gözlerinizi orda 25 saniye kadar tutun. Bu süreç hatırlamak istediğiniz görsel anıları hatırlamak için zihninizi zorlar. Ayrıca görsel hafızanızı da güçlendirir.
2. Duyma yada ses hafızanıza ulaşmak için; Sol aşağıya bakın. Sesle ilgili bir şeyi hatırlamak istediğinizde bunu yapmalısınız. Böylece imgeleme ve iç duyma hissiniz daha çok gelişir. Bu önemli olabilir çünkü imgelemenize ses eklemek etkisini hızlandıracaktır.
3. Dokunma hafızanızı veya dokunma imgelemenizi hatırlamak için; Sağ aşağıya bakın. Belirli bir anınızı hatırlarken (dokunma) günlük yaşamınızda bunu yaparak bu tetikleyiciler üzerinde çalışabilirsiniz.
4. Sağ yukarıya bakmak : Çok önemli bir tetikleyicidir. İmgelerken bu tetikleyici yeni görsel oluşumlara gidebilir. İmgeleme yaparken, hayali bir ortam yarattığınızda sağ yukarıya bakarak bunu kilitleyin.
Sağ üste baktığınızda bu imgeniz gözünüzün önüne geleceğinizden zamanla imgelemeye başladığınızda bu Alfa senaryosuna girmek daha kolay olacaktır.
5. Doğrudan aşağıya bakmak; Koku ve tat duyularınızla ilgili olabilir.
6. Yeni ses formlarına girmek için; Düz sağ bakın.
7. İşitsel bir anınızı hatırlamak için: Düz sola bakın.
Püf noktası;
Bu tetikleyicileri yaptıktan ve tetikleyiciyi hatırladıktan sonra (dokunma, tatma v.s) her bir hareketi yaklaşık 25’er saniye yapılmalısınız.
Bu “üçüncü gözünüzü” aktive edecek ve imgelemelerinizin zihninizin derinliklerine (bilinçaltınıza) nüfuz etmesini sağlayacak.
Tüm bunlar sadece 5 dakikanızı alır ama imgeleme becerinizi ve yaratıcılığınızı büyük ölçüde geliştirir.
Bu beyin tetikleyicilerin sizlere imgeleme yapmada çok yardımcı olacağını düşünüyorum.
Alıntı.

YAŞAMI KULLANMA KILAVUZU

kosulsuzsevgi34_139776196316[1]
1. Size bir vücut verilecektir. Onu beğenebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz, ancak kesin olan bir şey varsa o da ömrünüzün geri kalanı boyunca ona sahip olacağınızdır.
2. Dersler öğreneceksiniz. Yeryüzünde Yaşamak isimli tam zamanlı bir okula kaydoluyorsunuz. Her kişi veya her olay birer Evrensel Öğretmen’dir…
3. Hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır. Büyümek bir deneyim sürecidir.
Başarı kadar yenilgiler de bu sürecin bir parçasıdır.
4. Bir ders öğrenilene kadar tekrar edilir.Bu ders, ta ki siz öğrenene kadar
size çeşitli biçimlerde anlatılır. Ancak ondan sonra bir sonraki derse geçebilirsiniz.
5. Eğer kolay dersleri öğrenemezseniz bu dersler giderek zorlaşırlar.
Dışsal sorunlar içsel durumunuzun kesin bir yansımasıdır. İçsel engelleri
ortadan kaldırdığınız zaman dış dünyanız değişir. Acı, evrenin sizin dikkatinizi çekme şeklidir.
6. Davranışlarınız değiştiği zaman bir dersi öğrenmiş olduğunuzu anlarsınız..
Bilgelik egzersizdir. Bir şeyin bir parçası, hiç bir şeyin bir çoğundan daha iyidir.
7. Buradan daha iyi bir orası yoktur.Orası dediğiniz yer burası olduğu zaman
gene buraya kıyasla daha iyiymiş gibi görünen bir orası olacaktır.
8. Diğer insanlar yalnızca sizin aynanızdırlar. Diğer bir kişinin bir yönü sizin kendinizde sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir yönünüzü yansıtmadıkçaonu sevmeniz ya da ondan nefret etmeniz mümkün değildir.
9. Yaşamınız size bağlıdır. Yaşam size tuvali sunar, resmi siz yaparsınız.
Yaşamınıza sahip çıkın, yoksa başkası sahip çıkacaktır.
10. Daima ne isterseniz onu alırsınız. Bilinçaltınız kendinize çektiğiniz enerjileri,
deneyimleri ve insanları doğrulukla belirler dolayısıyla ne istediğinizi bilmenin en güveniliryolu neye sahip olduğunuzu görebilmektir. Kurbanlar yoktur, yalnızca öğrenciler vardır.
11. Doğru ya da yanlış yoktur,ama sonuçlar vardır. Ahlaki yaklaşımların faydası olmaz.
Yargılamalar ise yalnızca davranış kalıplarını korumak içindir.Yalnızca yapabildiğinizin en iyisini yapın.
12. Cevaplar kendi içinizdedir. Çocukların başkalarının rehberliğine ihtiyacı vardır;
bizler ise olgunlaştıkça Ruhun Yasalarının yazılı olduğu kalbimize güveniriz.
Bildikleriniz duyduklarınızdan, okuduklarınızdan ya da size söylenenlerden çok daha fazladır. Yapmanız gereken yegane şey bakmak, dinlemek ve güvenmektir.
13. Tüm bunları unutacaksınız.
14. Ne zaman arzu ederseniz hatırlayabilirsiniz.
Cherie Carter Scott, Life is a Game

Hiçbir şey için benimdir deme…

DV3K626VwAMk08d[1]

Hiçbir şey için benimdir deme.

Sadece de ki, Yanımdadır.

Çünkü ne altın, ne toprak, ne sevgili, ne hayat, ne ölüm, ne huzur, hatta; ne de keder daima seninle kalmaz…

HZ.MEVLANA

NEDEN KÖPEKLER İNSANLARDAN DAHA AZ YAŞAR?

anette inselberg neden köpekler daha az yaşar

 

Çok güzel bir anlatım. Sizlerle de paylaşmak istedim. Günaydınnnn ❤ ❤
NEDEN KÖPEKLER İNSANLARDAN DAHA AZ YAŞAR?
İşte 6 yaşındaki bir çocuğun şaşırtıcı cevabı:
Bir veteriner olarak Belker isimli, 10 yaşındaki İrlanda cinsi bir kurt köpeğini muayene için çağrılmıştım.
Köpeğin sahipleri Ron, eşi Lisa, ve küçük oğulları Shane olmak üzere köpeklerine çok bağlılardı, ve bir mucize umuyorlardı.
Belker’i muayene ettim ve kanser sebebiyle ölmek üzere olduğu teşhisini koydum. Aileye Belker için yapacak bir şey kalmadığını ve izinlerine istinaden evde uyutarak ötenazi uygulamayı teklif ettim.
Gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra aile 6 yaşındaki oğulları Shane’in de uygulamayı görmesinin iyi olacağını söyledi. Shane’in bu tecrübeden bir şeyler öğrenebileceğini düşünüyorlardı.
Ertesi gün yine boğazımdaki o tanıdık düğümlenme ve aile ile köpeğin etrafında toplandık. Küçük çocuk köpeğini son bir defa severek “Hoşçakal” derken o kadar sakindi ki, ne olup bittiğini anlamadığını düşündüm. Birkaç dakika içinde Belker sessiz bir şekilde hayata veda etmişti.
Küçük çocuk ilginç bir şekilde Belker’in gidişini herhangi bir zorluk yaşamadan kabul etmişti. Belker’e veda ettikten sonra aile ile oturmuş “köpeklerin neden insanlardan daha az yaşadığını” sorgularken küçük çocuk aniden “ben sebebini biliyorum” dedi. “İnsanlar iyi olmayı, doğru bir hayat yaşamayı ve herkesi sevmeyi öğrenmek için doğar ve yaşarlar değil mi?” Küçük çocuk konuşmasına şaşkın bakışlarımız arasında devam etti “Köpekler zaten bunların tümünü bildikleri ve uyguladıkları için bizim kadar uzun kalmalarına gerek yok ki!”
Küçük çocuğun konuşması üzerine düşünmeye başladım,
Basit yaşa
Koşulsuz sev
Derinden hisset
İyilikle ve içten konuş
Eğer köpekler birer öğretmen olsalardı bize neler öğretirlerdi?
Sevdiklerin eve geldiklerinde mutlaka koş ve karşıla
Hiçbir eğlence ve mutlu olma fırsatını kaçırma
Yüzüne vuran rüzgâr ve temiz havanın keyfini delicesine çıkar
Kısa uykulara dal
Kalkmadan önce germe hareketleri yap
Her fırsatta koş, zıpla ve oyna
İlgiden sıkılma ve insanların sana dokunmasına izin ver
Küçük bir havlama yeterli ise sakın ısırma
Sıcak günlerde küçük bir mola verip sırt üstü çimlere uzanmayı unutma
Çok sıcak günlerde bolca su iç ve gölgeye sığınmayı unutma
Mutlu olduğunda tüm vücudunla dans et
Küçücük yürüyüşlerin bile keyfini çıkar
Sadakatli ol
Asla olmadığın birisi gibi hareket etme
Eğer istediğin şey derinde gömülü ise onu bulana kadar pes etme ve kaz
Eğer birisi üzgünse sessizce yanına otur ve kibarca destek ol
İşte köpeklerden öğrenebileceğimiz mutluluğun sırları!
Yazar: Bilinmiyor

Kaynak: Burcu Dereli Köşe Yazıları

Titreşim ve İlişkilerimizi Nasıl Etkilediği Gerçeği

ANETTE İNSELBERG İLETİŞİM

 

Titreşim ve İlişkilerimizi Nasıl Etkilediği Gerçeği
İki insan, aynı ya da birbirine yakın frekansta iseler ancak ortak bir şeylere sahip olur ya da yanyana gelebilirler.
Bunu kavramak o kadar önemli ki, son çümleyi tekrar okuyup üzerinde düşünmenizi isterim. Bunun dış görünüş, kültürel geçmiş, eğitim, deri rengi, mali durum, ülke, ilgi vs ile en ufak bir ilgisi yoktur.
“İki insan ancak aynı frekansa sahipse, yan yana gelir ve birlikte olurlar…”
Toby Alexander
Herkes bir frekansa, yani titreşime sahiptir. Yani DNA’nın salınım oranı.
Bu titreşim 50 ile 150 Ghz arasında gezinir. Rezonans yüzünden, frekans son derece önemlidir. Bir titreşime (frekans) sahipsiniz ve yakın titreşimdeki diğer insanlarla, yerlerle, zamanla, olaylarla rezonansa girersiniz. Bu durum sizin diğerleriyle olan ilişkilerinizi nasıl etkiler?
İki insan ancak aynı frekansa sahipse, yan yana gelir ve birlikte olurlar.
Örneğin, bir restorana girdiğinizde, belli bir masada insanların birlikte oturduğunu görürseniz, onların hepsinin yakın frekanslarda olduklarını fark edersiniz.
Bu yüzden arkadaşlar yan yana gelirler. Yine bu yüzden arkadaşlar ve eşler birbirlerinden ayrılırlar. Aralarından birinin frekansı yükselir; diğeri aynı kalırsa, ikinci kişi diğerinin hologramından düşer.
Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, diğerinin frekans aralığının dışına düştüğünden bağlantı kuramazlar.
Hiç düşündünüz mü, okuldan bazı arkadaşlarınız artık arkadaşınız değildir ve onlarla hiç bir bağlantınız yoktur?
Çünkü frekansınız değişmiştir ve literal anlamda onları “göremiyorsunuzdur” artık.
Düşünün bakalım dışarıdaki gerçekten tuhaf kombinasyon oluşturan çiftleri, asla yan yana gelmelerini hayal bile edemeyeceğiniz insanlar birliktedirler.
Birliktedirler çünkü aynı frekanstadırlar. Konuya frekans açısından bakarsanız kendinizin de neden artık bir takım insanlarla birlikte olmadığınızı görürsünüz ve ilişki “yürümüyorsa” kendinizi kötü hissetmek zorunda kalmazsınız.
Eğer frekansları uyumlu değilse 2 kişi yan yana duramaz. Aynı şekilde eğer rezone olmadığınız bir çevrede çalışıyorsanız, orada fazla kalamazsınız. Gerçekten de o çevre ve oradaki insanlarla aynı titreşimde salınmadığınızı hissedersiniz ve sonunda sizin oradan ayrılmanızı gerektirecek bir olay vuku bulur.
Eğer titreşim yasalarından haberdar değilseniz, bu hoş olmayan ve sıkıcı bir durum gibi gözükebilir.
Çoğu kişinin birlikte rezonansa giremediği kardeşleri ya da aile üyeleri vardır. Ve olan şey, bu durumun frekansla ilgili olduğundan haberdar olmayan anne-baba, büyükbaba-büyükanne gibi diğer aile fertlerinin “aileyi bir arada tutabilmek için” herkesi “geçinmeye” zorlamasıdır. Bu yüzden bir çok dram vardır ailelerde, frekans ve bilinçlilik hallerindeki düzey farklılığı yüzünden.
Bu durum her şeyi yönetenin frekans olduğunu gerçekten kanıtlıyor, genellikle danışanlarımdan bir tanesiyle ilk görüşme için iletişime geçmeye çalışırken oluyor bu.
Eğer danışanımın frekansı bana uyuyorsa internet’ten hemen bağlanıyorum ve harika bir iletişime geçiyoruz.
Eğer frekans uymuyorsa mutlaka teknik ya da internetle ilgili bir “sorun” oluyor – ki aslında titreşimimiz uymuyor. Sonra yaptığım bir iki terapiden sonra, bizi iletişime geçmekten alıkoyan blokajları kaldırıp ona titreşimini yükseltmesi için yardım ediyorum, bu işlem biter bitmez herhangi bir sorun olmadan internet üzerinden bağlanabiliyoruz.
Peki, titreşimimizi nasıl yükseltebiliriz?
3 temel yol var:
1) Enerji çalışmalarına katılın
Titreşiminizi düşüren enerji blokajlarını, ailenizden miras kalan karmik damgalarınızı kaldırmak, ruhunuzdan ve ruh düzeyinden daha yüksek frekans çekmeniz ve tutmanızı sağlayacak uykudaki DNA’yı aktive etmek için enerji çalışmalarına katılın. Bu çalışmalar aura temizliği, karma çalışmaları ile birlikte başlayabilir. Ve DNA aktivasyonları kendi üzerinizde nasıl çalışacağınızla ilgili genişlemiş bir bilgiyle birlikte devam edebilir.
2) Zihin bedenini kontrol eden egzersizler
Sadece koşulsuz sevgi, neşe, mutluluk, minnettarlık gibi güç veren duygusal yüksek frekanslı düşünceler içinde olarak zihin bedeninizi kontrolünüz altına alın.
Korku, anksiyete, umutsuzluk ve depresyon gibi durumlardan uzak durun. Bu durumların tümü düşük frekans taşıdığından, size düşük frekanstaki insan ve durumları çekerler.
3) Meditasyon / Yoga yapın
Mümkün olduğunca meditasyon, yoga ya da diğer teknikler yoluyla, teta, delta dalgaları gibi derin zihin hallerine girin. Bu gibi derin haller, sizin Tanrı kimliğinize ve kuantum fiziğinde “gözlemci” denen duruma en yakın olduğunuz, düşünce tezahüründe, enerji dalgalarının uzay / zaman atom-altı parçacıklarının içinde çöktüğü anlardır.
Umarım bu yazıyla rezonansa girmiş ve titreşimin yaşamımızın her halinde nasıl etkili olduğunu fark etmişsinizdir.
Toby Alexander tarafından kaleme alınmıştır.
Alıntıdır.

Not: Bu güzel yazıya şöyle eklemem olacak enerjiyi yükseltmek için, Reiki, Access bar, Sarkaç gibi seminerlerime katılabilir ve ” her şey değişir” kitabımı alabilirsiniz…. Anette İnselberg