Yürümeye Devam Et…

90562903_241579093684772_5176118079163203584_n[1]

Aynı Gökyüzü Altında Bir Direniştir Yaşamak…

90682949_491104298435536_938155801023873024_n[1]

Nietzsche’nin Akıl Hocası Arthur Schopenhauer’dan Özgürlük ve Mutluluk Üzerine Ufuk Açıcı 10 Alıntı

57jg69[1]
Ünlü Alman irrasyonalist filozof Schopenhauer, Nietzsche’nin akıl hocası olarak bilinmektedir. Karamsar bir düşünce profili çizen ve dünyanın mantık dışı dinamikler tarafından yönetildiğini savunan Schopenhauer 19. yüzyıl felsefesinin temellerini oluşturan düşünce insanlarından biridir. Özellikle mutluluk arayışı ile ilgili tezleriyle öne çıkan Schopenhauer’in mutlulukla ilgili sözlerine bakalım.

1) “Mutluluğu içimizde bulmak zordur, başka bir yerde bulmak ise imkansızdır.”
2) “Hayatımızı, hiçliğin mutlu sessizliğinde nafile yere rahatsız edilen bir dilim olarak addedebiliriz.”
3) “Mutluluk, hazzın sıklıkla tekrarlanmasına dayanır.”
4) “İnsanın olası mutluluğunun ölçüsü bireyselliğiyle önceden belirlemiştir.”
5) “Tüm sınırlamalar mutlu eder. Görüş, etkime ve dokunma alanımız ne kadar darsa o kadar mutluyuzdur. Bunlar genişledikçe kendimizi o kadar sıkıntılı ya da endişeli hissederiz.”

6) “Mutluluğumuzu ve esenliğimizi ilgilendiren her konuda hayal gücümüz dizginlemeliyiz. Yani öncelikle hayaller kurmamalıyız. Çünkü hemen ardından iç geçirerek tekrar yıkılacağımızdan fazla pahalıya mal olurlar.”
7) “Mutlu bir hayat olanaksızdır; insanın başarabileceği en iyi şey kahramanca bir hayattır.”
8) “Doğuştan gelen tek bir yanılgı vardır, o da mutlu olmak için burada olduğumuzu sanmaktır.”
9) “Doğuştan gelen bir kusurumuz var; hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimizi sanıyoruz. Bu kusurumuzu gidermedikçe, dünya gözümüze çelişkilerle dolu bir yer görünecektir. Çünkü her adımımızda, ister büyük ister küçük bir şey yapmış olalım, dünyanın ve insan hayatının, mutlu bir yaşam sürdürmeye olanak verecek biçimde tasarlanmadığını anlayacağız. İşte bu yüzden bütün yaşlıların yüzlerinde aynı ifadeyi, yani düş kırıklığını görmek mümkündür.”
10) “İnsan yalnız olduğu ölçüde kendisi olabilir; yalnızlığı sevmiyorsa, özgürlüğü de sevmeyecektir; çünkü insan sadece yalnızken gerçek manada özgürdür.”

Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum…

11540474045149573501[1]

Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor;
Neyi istediğini
Kalbinin arzuladığı şeye kavuşmanın hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini bilmek istiyorum……
Kaş yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor,
Aşk için,
Hayallerin için
Ve yaşıyor olma serüvenin için
Bir aptal gibi görünme riskini göze alıp alamayacağını bilmek istiyorum
Bana anlattığın hikayenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor
Kendine dürüst olmak için
Bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp uğratamayacağını;
İhanetin suçlamasına dayanıp, kendi ruhuna ihanet edip edemeyeceğini
Bilmek istiyorum..
Güvenebilir ve güvenilebilir olup olmayacağını bilmek istiyorum…
Her gün sevimli olmasa da güzelliği görüp göremeyeceğini bilmek istiyorum…
Nerede yaşadığın ya da ne kadar paran olduğu beni ilgilendirmiyor…
Keder ve umutsuzlukla geçen bir gecenin ardından,
Yorgun ve bitap da olsan,
Çocuklar için yapılması gerekenleri yapıp yapmayacağını bilmek istiyorum
Kim olduğun buraya nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor…
Çekinmeden, benimle ateşin ortasında durup duramayacağını bilmek istiyorum…
Nerede ve kiminle olduğun, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor…
Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum…
Kendinle yalnız kalıp kalamadığını, o boş anlarda
Sana arkadaşlık eden kendini gerçekten sevip sevmediğini bilmek istiyorum….
Oriah Mountain Dreamer(Kanadalı Bir Kızılderili)

YENI BASLAYANLAR IÇIN NUMEROLOJIYLE AURA OKUMA

Numerolojide her sayi belli bir renkle iliskilidir.
1. Kirmizi
2. Turuncu
3. Sari
4. Yesil
5. Mavi
6. Indigo
7. Mor
8. Pembe
9. Bronz
11. Gümüs
22. Altin
Aura taban rengi kisinin yasam yolu numarasiyla belirlenir. Bu, Pisagor numerolojisininen önemli sayisidir ve kisinin yasaminda ne yapmasi gerektigiyle ilgili oldugunu animsayin. Kisinin taban rengi ve yasam yoluna bagli olan renk genellikle -ama her zaman degil- aynidir.
Yasam yolu, kisinin dogum tarihinin tümünü toplayarak hesaplanir. Diyelim ki 28 Nisan 1980 tarihinde dogmus birinin rengini belirliyoruz. Bu sayilari toplariz: 4 ay 28 gün 1980 yil 2012 toplam Bu toplam, yani 2012, her basamagi birbirine eklenerek tek basamakli bir sayi haline getirilir: 2+0+1+2=5. Bu kisinin yasam yolu numarasi bestir. Bes, mavi renge baglidir. Demek ki bu kisinin aurasinin taban rengi çok büyük bir olasilikla mavidir.
Simdi toplami tek basamakli bir sayiya indirmenin iki istisnasini görecegiz. Bu, indirgeme sürecinde 11 ya da 22 ile karsilastiginiz durumdur. Bu sayilara numerolojide ana sayilar adi verilir ve 2 ya da 4’e indirgenemezler. Bunun nedeni, bu sayilara sahip insanlara bizden çok daha fazla potansiyel bahsedilmis olmasidir. Benim size anlattigim hesaplama yoluyla hiçbir ana sayiyi kaçirmazsiniz.
29 Subat 1944 yilinda dogmus iyi bir arkadasim var. Benim anlattigim yöntemle yasam yolunu hesapladigimizda 22 çikiyor. 2 ay 29 gün 1944 yil 1995 toplam, ve 1+9+7+5=22 Eger sayilari sirayla toplarsak ana sayiyi kaçiririz: 2 (ay)+2+9 (gün)+1+9+4+4 (yil)=31 ve 3+1=4. Bu nedenle gün, ay ve yili toplama islemi yaparak eklemek önemlidir. Sayilari tek tek toplayarak bir basamakli bir sayiya indirgemeyin.
Kirmizi Potansiyel: Liderlik Bu güçlü bir renktir. Insana güçlü bir ego ve basarili olmak için güçlü bir arzu verir. Bu renk çocuklukta çok bastirilmistir, özellikle de çocuk, ailenin arzularini yerine getirmeye zorlaniyorsa. Sonuç olarak aura bazen ezik, sikici görünür. Bu kisi yetiskinlige erince ve kendi ayaklarinin üzerinde durmaya baslayinca aurasi genisler ve insanin yapmak zorunda olduklarini yapmaya muktedir oldugunu gösterir. Taban rengi kirmizi olan kisiler baskalarina esin verecek enerji, karizma ve dürtülere sahip olduklari için genellikle sorumluluk isteyen, liderlik konumlarina otururlar. Sevgi doldu ve sicak kalpli olurlar, ayrica fiziksel anlamda da cesurdurlar. Kirmizinin negatif çizgileri sinirlilik hali ve bencilliktir.
Turuncu Potansiyel: Uyum ve isbirligi Turuncu sicak, sefkatli bir renktir ve genellikle sezgisel, dokunmayi seven, anlasmasi kolay insanlarin taban rengidir. Bu kisiler baskalarinin kendilerini rahat hissetmesini saglar ve sik sik kendilerini ‘bulanik sulari aritma’ görevinde bulurlar. Düsünceli, ayaklari yere basan, yetkin ve pratik insanlardir. Saglam bir duruslari vardir. Turuncunun olumsuz çizgileriyse tembellik ve ‘hiç de umurumda degil’ tavridir.
Sari Potansiyel: Yaraticilik, zihinsel parlaklik Taban rengi sari olan kisiler heyecanli, degisken ve heveslidirler. Hizli düsünürler, baskalarini eglendirmeyi ve eglenmeyi severler. Sosyaldirler, uzun sohbetleri severler, her türlü konuda konusurlar. Ögrenmeye meraklidirlar ama bir konuyu derinlemesine incelemektense pek çok konunun yüzeyinde kalmayi yeglerler. Negatif çizgileri utangaçlik ve yalan söylemeye egilimdir.
Yesil Potansiyel: Sifa Yesil barisçil bir renktir ve taban rengi yesil olan insanlar barissever ve dogal sifacilardir. Katilimci, güven veren ve cömerttirler. Sakin ve anlasilmasi kolay insanlardir ama gerekli oldugu zaman son derece inatçi olabilirler. Taban rengi yesil olan kimselerin fikrini degistirmenin tek yolu, o fikrin onlarin kendi fikri olduguna inanmalarini saglamaktir. Yesillerin negatif çizgileri katilik ve olaylara bakislarinda esneklik olmamasidir.
Mavi Potansiyel: Degiskenlik Bu kisiler genellikle pozitif ve hevesli olduklari için mavi, taban rengi için harika bir renktir. Sonuç olarak da bu kimselerin auralari genis ve parlaktir. Herkes gibi inis ve çikislari çoktur ama nasilsa zorluklari daha bir kolay asarlar. Mavi taban rengine sahip kisilerin yürekleri her zaman genç kalir. Samimi, dürüst insanlar olup, genellikle akillarindakileri söylerler. Mavinin negatif çizgisi isleri bitirmede güçlük çekmesidir. Islere baslamak konusunda çok iyidirler, büyük bir hevesle baslarlar ama bitirmek konusunda ayni azmi gösteremezler.
Indigo Potansiyel: Baskalarina karsi sorumluluk Bu rengi taban rengi olarak belirlemek güç olabilir çünkü kimi zaman neredeyse mora kaçar. Sicak, sifa veren ve doyurucu bir renktir. Taban rengi indigo olan kisiler genellikle insani yardim konulariyla ilgilenirler. Baskalarina yardim etmekten hoslanirlar, sevdikleri insanlar çevrelerindeyken çok büyük mutluluk yasarlar. Indigonun negatif çizgisi “hayir” demeyi becerememeleridir. Bu tür insanlar baskalari tarafindan çok rahatça kullanilir.
Mor Potansiyel: Tinsel ve entelektüel gelisme Taban rengi mor olan insanlar yasamlari boyunca tinselliklerini gelistirirler. Ne kadar gelistikleriyse auralarindaki bu rengin kalitesiyle ortaya çikar. Taban rengi mor olan kisiler dogalarinin bu yönünü genellikle reddetmeye çalisirlar. Bu onlara mutluluk getirmez ve sonunda yasamlariyla ne yapmalari gerektigini kesfederler. Ögrenmeye ve bilgelikleri artmaya baslayinca, auralari da genisler ve parlaklasir. Bu rengin negatif çizgisi baskalarina itici gelen bir üstünlük taslama olabilir.
Gümüs Potansiyel: Idealizm Gümüs, aurada sik rastlanan bir renk olmasina karsin taban rengi olarak pek sik rastlanmaz. Taban rengi gümüs olan insanlar büyük fikirlerle doludurlar ama ne yazik ki bu fikirlerin pek çogu pratik degildir. Bu insanlarin genellikle yeterince motivasyonu yoktur, hayalperesttirler, düslerini gerçege dönüstüremezler. Ancak bir kez motive olup da takip etmeye deger bir fikir yakaladiklarinda, bu kisilerdeki gelismeler izlemesi sevinç veren bir basari haline dönüsür.
Altin Potansiyel: Sinirsiz Bu, taban rengi açisindan en güçlü renktir. Insanlara genis boyutlu projeleri ve kafalarina koyduklari herseyi gerçeklestirme becerisi verir. Karizmatik, çok çaliskan, sabirli ve kendilerine amaç belirleyen kimselerdir. Yasamda en büyük basarilarini geç kazanirlar. Azizlerin ve öbür tinsel kisilerin baslarinin çevresindeki halenin genelde altin rengi olmasi bosuna degildir, bu onlarin sonsuz potansiyelini gösterir.
Pembe Potansiyel: Finansal ve maddi basari Bu narin görünümlü renk inatçi, kararli insanlarin auralarinin taban rengidir. Bu kisilerin çitalari yüksektir ve sarsilmaz bir kararlilikla amaçlarinin pesinden giderler. Güç ve sorumluluk gerektiren konumlara gelmeleri rastlanti degildir ama derinlerinde alçakgönüllü, sakin bir yasamdan hoslanan kisilerdir. Sevgi dolu, ince ve kibar, nazik insanlardir ve çevrelerinde sevdikleri kisiler oldugu zaman çok mutludurlar.
Bronz Potansiyel: Insancillik Bu, genellikle bir sonbahar tonudur ve neredeyse pasli olan görünümü son derece çekicidir. Taban rengi bronz olanlar sevgi dolu, baskalarina özen gösteren, insancil ve yardimsever insanlardir. Yumusak kalpli ve cömerttirler. Sonuç olarak da sik sik baskalarinin baskisi altinda kaldiklarindan ‘hayir’ demeyi ögrenmeleri gerekir.
Beyaz Potansiyel: Aydinlanma ve esin Beyaz safligin rengidir ve seyrek olarak taban rengi olarak rastlanir. Tüm renkler beyazdan geldigine göre, beyaz isigin öteki adidir. Taban rengi beyaz olan kisiler kendilerini silen, alçakgönüllü, azizler kadar insancildirlar. Egolari neredeyse yok gibidir ve kendilerinden çok baskalarinin iyiligiyle ilgilidirler. Bu insanlar son derece sezgisel ve yaslarinin ötesinde bilgedirler.
Richard Webster’in “Yeni Baslayanlar Için Aura Okuma” kitabindan alintidir.

Bir Şaman öğretisi şöyle der:

23319003_10155659790105498_360532835756379289_n1[1]

 

Bir Şaman öğretisi şöyle der:
Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz…
Nehirler kendi suyunu içemez.
Ağaçlar kendi meyvelerini yiyemez.
Güneş kendisi için ısıtmaz.
Ay kendisi için parlamaz.
Çiçekler kendileri için kokmaz.
Toprak kendisi için doğurmaz.
Rüzgar kendisi için esmez.
Bulutlar kendi yağmurlarından ıslanmaz.
Doğanın anayasasında ilk madde şudur:
Her şey birbiri için yaşar!
Birbiri için yaşamak, doğanın kanunudur…
Eski çağlarda yürürlükte olan bir anlayıştı bu.
Bütünlüğü anlatırdı, özü iki cümleydi:
“Ben, biz olduğumuz zaman ben olurum.”
“Ben, ben olduğum için sen, sensin.”
Kam Davulu

EY CAN!

49f38467ea322fe323fd1c2a0a8660c4[1]

 

EY CAN!
Kazandıkça bölüşemiyorsan ELİNİ sorgula.
Konuştukça kırıcı oluyorsan DİLİNI sorgula. Yürüdükçe menzilden çıkıyorsan YOLUNU sorgula. Ömür geçtikçe yerinde sayıyorsan GÜNÜNÜ sorgula. Sevildikçe vefasızlaşıyorsan GÖNLÜNÜ sorgula. Hangi hâlde olursan ol SONUNU sorgula…!
RUMİ

Çok Karışığım…

Eski bir Hitit duası

81940633_1460778834096347_1426132113836474368_n[2]

 

Eski bir Hitit duası
Tanrım, beni yavaşlat.
Aklımı sakinleştirerek, kalbimi dinlendir.
Zamanın sonsuzluğunu göstererek, bu telaşlı hızımı dengele.
Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver.
Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.
Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol.
Anlık ze…vkleri yaşayabilme sanatını öğret.
Bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzelbir köpek ya da kedi okşayabilmek için durmayı, güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi öğret.
Hergün bana kaplumbağa ve tavşan masalını anlat.
Hatırlat ki, yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim.
Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.
Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması, yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır.
Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et.
Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlam olarak yükseleyim.
Ve hepsinden önemlisi…
Tanrım bana, değiştirebileceğim şeylerideğiştirmek için cesaret, değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için sabır, ikisi arasındaki farkı bilmek için akıl ve beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak dostlar ver.
Eski bir Hitit Duası. (MÖ 2000)
Alınti
Görsel; Andrew Gonzales

Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir…

81825095_1457878337719730_1497390122402840576_n[1]

 

Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir…
Torino’da 1889’da hayatının dönüm noktasına yürüdüğünü bilmeyen Nietzsche, şehri dolaşırken bir faytoncunun atını kırbaçladığını görür. At o kadar yorgundur ki kırbaç darbelerine tepki veremez halde yere çökmüştür. Nietzsche, koşarak atın yanına gider, boynuna sarılır, ağlayarak ata bir şeyler söyler, bilincini yitirir ve bayılır. Bayılmadan önce ata “Anne, senden özür dilerim” veya “Anne, ben bir aptalım” dediği rivayet edilir. Bu olaydan sonra tam on yıl kimseyle konuşmaz ,dengesiz davranışları artar, akıl hastanesine yatırılır ama asla eskisi gibi olamaz. ️
Dostoyevski benzer bir olayı Suç ve Ceza’da Raskolnikov’un uykularını kaçıran en büyük kabusu olarak bir çocuğun çaresizliğiyle anlatır. Raskolnikov küçük bir çocuktur. Bir arabacı yorgun yürüyemeyecek halde ki atını; hiç acımadan, çekemeyeceği kadar insanla dolu arabayı çekmesi için kırbaçlar ve yanındakiler de onunla birlikte ellerine geçen her şeyle ata vururlar. Küçük bir çocuk olan Raskolnikov ata sarılır, ağlar yardım ister ama kimse ona yardım etmez. En sonunda arabacı herkesin gözü önünde atı vahşice öldürür.Yaptığından kendisi ve onunla birlikte olanlar büyük keyif alırlar.
Milan Kundera Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği kitabında Nietzsche’nin olayını şöyle değerlendirir.
“Gerçek insan iyiliği, ancak karşısındaki güçsüz bir yaratıksa bütün saflığıyla özgürce ortaya çıkabilir. İnsan soyunun gerçek ahlaki sınavı, temel sınavı (iyice derinlere gömülmüş gözlerden uzak sınavı) onun merhametine bırakılmış olanlara davranışlarında gizlidir: Hayvanlara…Ve işte bu açıdan insan soyu temel bir yenilgi yaşamıştır.O kadar temel bir yenilgi ki, bütün öteki yenilgiler kaynağını bundan almaktadır.”
Nietzsche ve Dostoyevski, insanların anlam veremedikleri merhametsizliği karşısında çaresiz kalıp, insanlardan uzak durmayı tercih etmişler..
Goethe bu çaresizliği şöyle tanımlar:
Dünya Hassas Kalpler İçin Bir Cehennemdir..!

Ben Mutsuzum O Yüzden Bir Şey Yapamıyorum Diyenlere…

79334522_1420179978156233_5809648741988171776_n[1]

“Mutlu insanın hikayesi olmaz” demiş Umberto Eco
Kadın frengi hastası, 8 çocuğu var. Çocukların üçü sağır, ikisi kör, biri zeka engelli. Kadın hamile ve doğan çocuk; BEETHOVEN
Sarhoş baba, hasta anne, yatılı okullarda geçen yalnız bir çocukluk, bitmeyen depresyon ve sara hastalığıyla mücadele eden bir dahi; DOSTOYEVSKİ
6 çocuktan ilki, iki erkek kardeşi bebekken ölüyor, üç kızkardeşi Nazi zulmünde ölüyor. Baba baskıcı, geçimsiz. O ise hep yalnız, adı; KAFKA
11 yaşında babasını kaybediyor, dedesi sert kişilik. Evden gönderiyor. Yoksul aile, 11 yaşında tersanelerde çıraklığa başlıyor; GORKİ
Babasından sürekli kemerle dayak yiyen bir çocuk… çoğu geceler sokakta yatıyor. Cildi hasta, karaciğerinden muzdarip; BUKOWSKİ
13 yaşında annesi ölüyor, okula gidemiyor, hayatı boyunca ruhsal hastalığının tekrarlayan ataklarından muzdarip. Bir kitap kurdu; VİRGİNİA WOOLF
Babası borçları yüzünden hapishaneye düşünce çalışarak borçları ödemek, ailesine bakmak zorunda kalan, okula gidemeyen küçük bir çocuk kendini yetiştiriyor; CHARLES DİCKENS
Her ikisi de profesyonel oyuncu olan, üç çocuklu bir anne-babanın ikinci çocuğu olarak Boston’da dünyaya geldi. Doğduktan bir yıl sonra babası evi terk etti. Ertesi yıl annesi veremden öldü ve ortanca adını aldığı İskoç tütün tüccarı John Allan’ın himayesi altında büyüdü. Amerikan Gotik edebiyatın öncüsü oldu; EDGAR ALLAN POE

Platon’un ünlü mağara alegorisi

78429166_1418337318340499_4653246673194057728_n[1]

Aydınlanma ön yargılardan , boş inançlardan ve batıl itikatlardan özgürleşmedir.
Kant
Platon’un ünlü mağara alegorisi;
Bir mağaranın içinde, dışarıdan gelen ışığa arkalarına dönük olarak ömürlerini geçirmiş olan insanların tek gördükleri önlerine vuran hayvan, insan ve nesne gölgeleridir.
Gerçek formunu hiç görmemiş bu insanlar için tek gerçeklik bu gölgelerdir. Hapis olan kişilerden biri bir gün aniden serbest kalır.
Mağaranın dışındaki dünya ile karşılaşır. Tamamen ışık ile yani gerçek ile tanışan bu kişinin gözleri neredeyse körlük yaşar.
Zamanla şimdiye kadar gerçek sandığı gölgelerin aslında gerçek olmadığını ve gerçeklerin birer karanlık yansıması olduğunu anlamaya başlar..
Hayatın gerçeğini anlayan bu kişi mağaraya dönüp diğer insanlara gölgelerin sahte olduğunu ve asıl gerçeğin dışarıda olduğunu anlatmaya çalışır. Ancak dışarıyı hiç görmeyen bu insanlar anlatılanı idrak edemezler ve kızgınlıkla karşı çıkarlar…
Platon, mağara alegorisi yani benzetmesinde bir şeyleri anlamaya başlamış olan filozofların bunu halka anlatamayışını örneklemek istemiştir.

İşte insanın kendi içine ve kendi hayatındaki gölgelere bakması cesaret ister. Kendini kandırmak ve olmayacağa tutunmak kolaydır. Artık geçmişi bırakın.Cesur olan ve sizi mutlu edecek mucizelerin peşinden gidin.

Anette İnselberg

Hepimizin NAR DUGAN BAYRAMI kutlu olsun..

nardugan[1]
Bolluk,bereket ve güzellikler bizimle olsun. Yıl sonu yaklaşıyor.
Türklerde çam süsleme geleneği…
Türklerin, tek Tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre, yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyor.
Buna hayat ağacı diyorlar. Bu ağacı, imge olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebilirsiniz.
Türklerde güneş çok önemli. İnançlarına göre gecelerin
kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık’ta gece gündüzle savaşıyor.
Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek utku kazanıyor.
İşte bu güneşin utkusu, yeniden doğuşu, Türkler büyük şenliklerle akçam ağacı altında kutluyorlar.
Güneşin yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor.
Bayramın adı NARDUGAN
(nar=güneş, tugan, dugan=doğan) Doğan güneş.
Güneşi geri verdi diye Tanrı Ülgen’e dualar ediyorlar.
Duaları Tanrıya gitsin diye ağacın altına armağanlar koyuyorlar; dallarına alacalı ipler bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar Tanrıdan…
Bu bayram için, evler temizleniyor. Güzel giysiler giyiliyor. Ağacın
çevresinde yırlar söyleyip oyunlar oynuyorlar.
Yaşlılar,büyük babalar, nineler görmeye gidiliyor; bir araya gelerek birlikte yiyip içiliyor.
Yedikleri; yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme… Bayram, yakınlarla bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur getirirmiş.
Akçam ağacı yalnız Orta Asya’da yetişiyormuş.
Araplar bu ağacı bilmezlermiş, bu yüzden olayın, Türklerden
Hıristiyanlara geçtiği, bunu da Hunların Avrupa’ya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları söyleniyor.
İsa’nın doğumu ile hiç bir ilgisi yok.
“Doğum, güneşin yeniden doğuşu”
Sümerolog
Muazzez İlmiye Çığ

Lincoln’dan, Oğlu’nun Öğretmenine Mektup…

65453335_2429001004086632_3841814646742843392_n[1]
Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen ona;
Kazanılan bir liranın, bulunan beş liradan daha değerli olduğunu öğret.
Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe duymayı.
Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu.
Eğer yapabilirsen,
Sessiz kahkahaların gizemini öğret ona.
Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını…
Eğer yapabilirsen, ona kitapların muzicelerini öğret.
Fakat ona sessiz zamanlar da tanı.
Gökyüzündeki kuşların, güneşin altındaki arıların
ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği.
Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona.
Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret. Herkes ona yanlış olduğunu söylediğin de dahi.
Tüm insanları dinlemesini öğret ona, fakat tüm söylediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret.
Eğer yapabilirsen, üzüldüğün de bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona.
Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.
Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını, fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret.
Uğultulu bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona.
Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa, dimdik dikilip savaşmasını öğret.

“Elimi çıkaramıyorum!”

KonficyusSa[1]

Konfüçyüs, insanlara bir şey öğretmenin en iyi yolunun örneklerle göstermek olduğunu biliyordu. Sınıfın karşısına geçti. Eline bir vazo aldı, tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde bir elma vardı. Öğrencilerin meraklı bakışları arasında, elmayı vazonun içine bıraktı, vazoyu yere koydu ve şöyle dedi: “Elmayı vazodan çıkarmayı başaran, elmayı yiyebilir.”
Çocuklardan biri acıkmıştı, ilk o davrandı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalışıyor, ama başaramıyordu. “Elimi çıkaramıyorum!” Konfüçyüs, “Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmediğin sürece, elini çıkarman mümkün olmayacaktır” dedi. Çocuk elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda zorunlu olarak bıraktı. Elini vazodan çıkardığında, yüzünde şaşkınlık okunuyordu. “Elmanın vazodan nasıl çıkarılabileceği konusunda sizin bir fikriniz var mı?”
Konfüçyüs, vazoyu yerden alıp ters çevirdi. Elma vazonun içinden yuvarlanıp avucunun içine düştü. Çocukların hepsi gülmeye başladı. Aslında o kadar basit bir şeydi ki bu! Konfüçyüs, “Fakat bu, göründüğü kadar basit değil” dedi. Elmayı havada tutuyordu konuşurken.
“Bir şeyi gerektiğinde bırakabilmek zordur, beceri gerektirir ve benliğinize karşı kazanılmış bir zaferdir.
Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız.
Eğer yanlış bir şey yapıyorsanız, o zaman buna son vermelisiniz.
Eğer kendinize ve başkalarına karşı dürüst davranmıyorsanız, bu hilekârlığı hemen durdurmalısınız. İşte, ancak o zaman hedefinize ulaşabilirsiniz