Archive | Eylül 2016

KARANLIKLAR HORMONU-MELATONİN

10577114_10152258988475785_7525800960020246799_n1
Melatonin hormonu beynimizin orta kısımlarında bulunan pineal bez tarafından salgılanan bir hormondur. Bu hormonun üretimi ve salınımı karanlık ile başlar ve aydınlık ile sona erer. Gece saat 23.00 ile 05.00 arasında salgılanan bu hormon 02.00-04.00 arasında en yüksek değerlerine ulaşır. Aydınlık döneminin uzaması veya aniden ışığa çıkılması melatonin üretimini durdurur. Hücrelerimizi yenileyici, bağışıklık sistemini düzenleyici, vücudumuzun biyolojik ritmini ayarlayıcı, anti-oksidan, yaşlanmayı geciktirici özellikleri olan melatonin hormonu gece salgınlandığı için “karanlıklar hormonu” olarak da bilinir. Büyüme hormonunu arttırıcı ve ergenliği başlatıcı özellikleri de vardır. Işık, melatonin salınımını engeller. Görme engelli kişilerde kanser olma riskinin diğer kişilere oranla çok daha az olmasının sebebi görme engellilerde melatonin hormonunun fazla olmasına bağlanmaktadır.
Melatonin hormonu yeterince salgılanamazsa; Vücut direncimiz düşer, çünkü hücrelerimiz yeterince yenilenemez. Vücudumuzun biyolojik saati korunup, ritmi ayarlanamaz ve jetlag diye tanımlanan ve genellikle uzun süreli uçak yolculuklarından sonra görülen klinik bulgular ortaya çıkar. Bunlar; uykusuzluk, yorgunluk hissi, iştahsızlık, hazımsızlık, zihinsel ve fiziksel performans kaybı, reaksiyon zamanında uzama, hafızada azalma gibi bulgulardır.
Gecelerimizi aydınlatan ışığın mazisine bakacak olursak bundan yaklaşık 250bin yıl önce ateşin keşfini, 5000 yıl önce kandilin icadını, 1700 lü yıllarda gaz lambalarını ve nihayet son 180 yılda elektriğin keşfini görmek mümkün. Ondan sonrası, geceleri her yerin ışıl ışıl gündüz gibi olması ve farkında olmadan melatonin hormonunu azaltmamız geliyor.
Depresyonda da melatonin hormonu azalır, dolayısıyla depresyon tedavisinde kullanılan birçok ilaç melatonin seviyesini arttırarak etki eder.
Daha fazla melatonin için neler yapmalıyız:
Karanlıkta uyumalıyız.
Uyurken mutlaka kullanmak gerekiyorsa solgun ve kırmızı ışık tercih edilmeli
Tv karşısında uyuklamamalı
Düzenli ve yeterli uyku çok önemli
Mümkünse gece çalışmalarını gündüze kaydırmalı
Stres, üzüntü, öfkeden uzak durmalı
Alkol, sigara, kahve, fazla çay tüketilmemeli, uykudan önce egzersiz yapmamalı
Hangi gıdalarda melatonin var?
Vişne, lahana, badem, fındık, yer fıstığı, kızılcık, Papatya çayı, anason-rezene çayı, Soya fasulyesi, ton balığı (bu gıdaları akşam saatlerinde almak daha faydalı)
Melatonin ilaç olarak alınabilir mi?
Melatonin ilaç olarak özellikle jetlag için kullanılmakta. Bilinçsiz ve düzensiz kullanımı hiçbir şekilde tavsiye edilmez. Nedeni sadece geceleri yükselen bir hormon olması nedeniyle yüksek olmaması gereken gündüz saatlerinde kan düzeyini yükseltecek şekilde ilaç alımınının yarar yerine zarar vermesidir. Dolayısıyla doğal yollarla vücudun kendi salgısını arttıracak davranış kalıplarına geçilmesi daha uygun olur.
Doç.Dr.Ergun Çetinkaya
-Alıntı

İNSAN VÜCUDUNDA YENİ BİR ORGAN BULUNDU

mikrobiyata011

 

 

Varlığını yeni fark ettiğimiz kalp, akciğer, böbrek, beyin veya dalak gibi bir “organımız” var.
Bu yeni organın diğerlerinden en önemli farkı anne karnında iken bu organa ait tek bir hücre bile bulunmaması ve dünyaya geldikten sonra gelişmeye başlaması.
Bu, öyle ufak tefek bir organ da değil; onlarca trilyon hücreden oluşuyor, ağırlığı da 2 kilogramı buluyor.
Bu yeni organın adı “bağırsak mikrobiyotası”.
Bağırsak mikrobiyotası nedir?
İnsan vücudunda 100 trilyon hücre bulunduğu tahmin ediliyor; bundan 10 misli fazla miktarda mikrop da vücudun deri, ağız, vajina, bağırsaklar gibi çeşitli bölgelerinde yerleşmiş bulunuyor.
Bu mikroplar bulundukları yerlere göre daha önce o bölgenin “florası” olarak adlandırılırdı; flora yerine artık “mikrobiyota” tabiri kullanılıyor.
“Bağırsak mikrobiyotası” dendiği zaman bağırsaklarımızda yaşayan tüm mikropları anlıyoruz.
Bağırsak mikrobiyotasında en azından 1.000 farklı türden bakteri ve bunlara ait 3 milyondan fazla gen (insan genlerinden 150 misli fazla) bulunuyor ve bunların ağırlığı 2 kilogramı buluyor.
Bağırsak mikrobiyotası bir organ olarak kabul ediliyor
Bağırsak mikrobiyotasının vücudun çeşitli fonksiyonlarının yerine getirilmesindeki vazifeleri sebebiyle ayrı bir “organ” olarak kabul ediliyor.
Bu, dünyaya geldiğimizde sahip olmadığımız bir organdır.
Bebek anne karnında steril bir ortamda gelişir ve ilk mikropları dünyaya gelirken annenin doğum kanalından, vajinasından, derisinden, memesinden ve soluduğu havadan alır.
Bağırsak mikrobiyotasının, dünyaya gelişinin üçüncü gününde bebeğin beslenme şekline göre değiştiği tespit edilmiştir: Anne sütü emen bebeklerin bağırsak mikrobiyotasına “bifidobakteriler” hâkim olur.
Üç yaşına gelindiğinde bağırsak mikrobiyotası artık belirlenmiş ve erişkinlerinkine benzer bir hâle gelmiştir; mikrobiyota bundan sonra daha yavaş bir değişim gösterir ve bu ömür boyu sürer.
Bağırsak mikrobiyotasının önemli vazifelerinden bazıları
Mide ve ince bağırsaklar tarafından sindirilemeyen besinlerin sindirimine yardım eder.
B ve K vitaminlerinin yapımını sağlar.
Bağırsaklarda hastalık yapabilecek bakterilerin yerleşmesine mani olur.
Bağışıklık sisteminin önemli bir elemanıdır; bir bariyer vazifesi görür.
Kanserden damar sertliğine, obeziteden diyabete ve alerjilere kadar sayısız hastalığın ortaya çıkmasında rolü vardır.
Bağırsak mikrobiyotası kimlik kartı gibi
İnsanların bağırsak mikrobiyotasının üçte biri insanların çoğunda aynıdır, üçte ikisi ise insandan insana çevreye ve diyete göre farklılık gösterir.
Bağırsak mikrobiyotası, tıpkı parmak izi veya retina gibi kişilere özgü bir kimlik kartı olarak da görülebilir.
Bağırsaklarda yaşayan 1000 farklı bakteri türünden 150-170’ i baskın bakteriler olarak bulunur.
Bağırsak mikrobiyotası, diyette bulunan ögelere geçici veya sürekli olarak alışkanlık kazanır: Japonlar günlük diyetlerinin bir parçası olan deniz yosununu deniz bakterilerinden edindikleri mikropların enzimleri sayesinde hazmederler.
Bağırsak mikrobiyotası değişikliklere uyum sağlayabilirse de dengesi bazı özel durumlarda bozulabilir; buna “disbiyosiz” denir.
Disbiyozis, fonksiyonel ve enflamatuar bağırsak hastalıkları, alerjiler, obezite ve diyabet ile ilişkilendirilir.
Prebiyotik ve probiyotiklerin bağırsak mikrobiyotasına müspet etkileri vardır.
Faydalı mikroplar için besin vazifesi gören prebiyotikler, bu mikropların üremeleri ve aktivitelerini artırarak bağırsak mikrobiyotasının fonksiyonlarının daha iyi olmasını sağlarlar.
Yoğurt, kefir gibi fermente yiyeceklerde bulunan probiyotikler de bağırsak mikrobiyotasının dengesini, bütünlüğünü ve çeşitliliğini sürdürmesini sağlarlar.
Gelelim neticeye
Bağırsak mikrobiyotası varlığını yeni keşfettiğimiz, hastalıklardan uzak yaşayabilmemiz için çok önemli olan bir organımız.
Kanser, kalp krizi, astım, obezite, hipertansiyon, depresyon bağırsak mikrobiyotası ile ilişkilendirilen hastalıklardan sadece bazıları.
“Geç bulduğumuz” bu organımızı “çabuk kaybetmemek” için ona gözümüz gibi bakmamız gerekiyor.
Yeni organımıza  “sayın” ön adının eklenmesini yani “sayın bağırsak mikrobiyotası” denmesini teklif ediyorum.
O, bunu çoktan hak ediyor.
Yazan: Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta

BEDENİMİZ DEVAMLI YENİLENİYOR…

14370118_704838549671886_2475563887888541196_n1

 

 
KALP KENDİNİ 20 YILDA YENİLİYOR
MİDE DUVARI KENDİSİNİ 3-5 GÜNDE YENİLİYOR
DİL KENDİSİNİ 10 GÜNDE YENİLİYOR
KARACİĞER KENDİSİNİ 5-6 AYDA YENİLİYOR
AKCİĞER KENDİSİNİ 6 Ay – 1 YIL ARASINDA YENİLİYOR
AKCİĞERLERİN DIŞ YÜZEYİ 2-3 HAFTA ARALIĞINDA YENİLİYOR
BAĞIRSAK KENDİSİNİ 2-5 GÜNDE YENİLİYOR
İSKELET SİSTEMİ KENDİSİNİ 10 YILDA YENİLİYOR
DNA KENDİSİNİ 2 AYDA YENİLİYOR
CİLT 2 HAFTA ARALIĞINDA YENİLİYOR
İngiltere’de yayınlanan Daily Mail gazetesinin haberine göre bu durumun nedeni, hücrelerin yenilenmesi yani eski hücrelerin yerini yeni hücrelerin alması olarak açıklanıyor.
Ancak bu “kalıcı gençlik” durumundan nasibini alamayan şanssız organlar da yok değil. Beyin, gözler ve sinir sistemi kendini yenileyemiyor.
Beyinde; koku alma ve öğrenme merkezleri haricindeki diğer hücreler, tıpkı tam anlamıyla oluşumunu tamamladıktan sonra yenilenemeyen sinir sistemi ve kornea haricinde yenilenemeyen gözler gibi, yaşlanmaya karşı direnemiyor.
KALP KENDİNİ 20 YILDA YENİLİYOR
Yıllarca kalbi oluşturan hücrelerin doğduktan sonra değişmediği sanıldı.
Ancak New York Üniversitesi’nden Dr. Piero Anversa tersini ispatlamayı başardı. Kalbin kendini yenilediğini belirten Anversa bunun en az 20 yıl aldığını kaydetti.
SAÇLAR KENDİSİNİ 3-6 YILDA YENİLİYOR
Yaklaşık 100 bin adet olan saçların her bir teli ayda 1.25 santimetre uzuyor.
Dolayısıyla saçların kaç yaşında olduğu da saçın uzunluğuna göre değişiyor.
MİDE DUVARI KENDİSİNİ 3-5 GÜNDE YENİLİYOR
Midedeki asit karşısında hücrelerin dirençli olmadığını belirten İsveç-Karolinska Enstitüsü’nden Jonas Frisen, hücrelerin 3 ila 5 gün arasında yenilendiğini vurguladı.
Ancak nikotin, hücrelerin yenilenmesini ağırlaştırıyor.
BAĞIRSAK KENDİSİNİ 2-5 GÜNDE YENİLİYOR
Midede olduğu gibi bağırsaklarda da hücrelerin zor şartlar altında olduğunu söyleyen İsveçli Dr. Frisen
bu hücrelerin hızla yenilendiklerini ve bu sürenin 2 ila 5 gün arasında değiştiğini ifade etti.
İSKELET SİSTEMİ KENDİSİNİ 10 YILDA YENİLİYOR
İskelet de vücudun sürekli kendini yenileyen bölümlerinden biri.
Kemiklerin 10 yılda bir tam anlamıyla kendini yenilediği tahmin ediliyor.
DİL KENDİSİNİ 10 GÜNDE YENİLİYOR
Tat moleküllerini sinirler yoluyla beyne ileten dilde bulunan 10 bin tomurcuğun her birinde 50 hücre bulunuyor.
Bu hücreler her 10 günde bir kendini yeniliyor.
KARACİĞER KENDİSİNİ 6 AYDA YENİLİYOR
Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolayan karaciğer vücudun en güçlü organlarından biri.
İngiltere Karaciğer Vakfı tarafından yapılan açıklamaya göre karaciğerin kendini yenileme süresi 6 ay.
AKCİĞER KENDİSİNİ 1 YILDA YENİLİYOR
Akciğerde hücreler farklı periyotlarda yenileniyor. Bu da havanın temizliğine, sigara içilip içilmemesine göre değişiyor.
Yenilenme süresi ise altı ayla bir yıl arasında…
GÖZLER YENİLENMİYOR
Gözler, kornea tabakası haricinde kendini yenileme özelliğine sahip değil. Zaman geçip yaş ilerledikçe gözleriniz de sizinle birlikte yaşlanıyor.
Aynı şekilde beyin hücreleri de kendini yenileyemiyor ve yaşlanıyor.
Hangi Saatlerde Hangi Organlarımız Yenileniyor?
Yaşam şeklimizi de bu saatlere göre düzenlediğimiz takdirde bu yenilenmeye katkıda bulunabilirsiniz. Örneğin akşam saat 11 de uyumazsak, saat 11 de kendini yenilemeye başlayan safra kesesi bu görevini yapamaz, ve ertesi günü yeterli performansta çalışamaz. Bununla birlikte göz altındaki torbalar ve şişkinlikler safra kesesinde çamur veya taş olduğunun bir belirtisi olabilir. Bunun için en az haftada 3 gece saat 11 de uyumamız gereklidir.
İşte organlar ve saatleri:
23 – 01 arası : Safra Kesesi
01 – 03 arası : Karaciğer
03 – 05 arası: Akciğer
05 – 07 arası : Kalın bağırsak
07 – 09 arası : Mide
09 – 11 arası : Dalak, Pankreas
11 -13 arası : Kalp
13 -15 arası : İnce bağırsak
15 -17 arası : Mesane
17 -19 arası : Böbrek
19 -21 arası : Kalp Kası
21 – 23 arası : Bedenin Isıtılması

kaynak: kemal milar

Herkes sorunu başkalarında ararsa, çözümü nasıl bulacağız…

14522848_1670408979940819_5616301996897033245_n1

Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş.
Bu durumu konuşmak için aile doktoruna danışmış; doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş. “Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla”
O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş ‘Hayatım bu akşam yemekte ne var?’ Cevap yok.
Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesâfeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış ‘Hayatım bu akşam yemekte ne var?’ Yine cevap yok.
Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesâfe 20 adım ve tekrar sormuş. ‘Hayatım bu akşam yemekte ne var?’ Hâlâ cevap yok.
Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesâfe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış ‘Hayatım bu akşam yemekte ne var?’
Yine cevap alamamış.
Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş.
-‘Hayatım bu akşam yemekte ne var?’
-‘Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuuuuuuk’
Herkes sorunu başkalarında ararsa, çözümü nasıl bulacağız…
“Alıntı”

Diz ağrıları için;

14448771_509008119309318_2467551846487065745_n1
* Kaynamakta olan 1 su bardağı klorsuz suya 1 tatlı kaşığı kuşburnu atınız ve kısık ateşte ağzı kapalı olarak 10 dk kaynatınız.
* Kaynama süresi tamamlandıktan sonra ocaktan alınız ve süzerek ılımaya bırakınız.
* Ilıdıktan sonra sabah kahvaltısından ve akşam yemeğinden 2 saat sonra içiniz.
* Her defasında taze hazırlayınız

prof saraçoğlu

Yaşamın uzun göç yollarında size bir yudum taze soluk verecek, yolunuza dinç devam etmenizi sağlayacak bir adanız var mı?

14448919_1280365018675456_8678245792900960743_n1

Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu’nun bir yerinde; milyonlarca kuşun havada çığlıklarla daireler çizerek uçtuğunu görür. Kulakları sağır edecek kadar yüksek sesle çığlıklar atan kuşlardan yorulanlar,okyanusun dev dalgalarına atılarak intihar ederler.
Bu olayı yıllar boyunca birçok balıkçı görür, birçok bilim adamı araştırır. Kuş bilimcileri yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfederler,ancak intihar etmelerinin nedenini çözemezler.
Yıllar süren araştırmalar sonucunda bu trajik olayın yaşandığı yerde bir ada olduğunu,kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu adanın deprem sonucunda okyanusa gömüldüğünü bulurlar. İnsanların yokluğunu bile fark edemedikleri ada; kuşlar için göç yollarının vazgeçilmez durağıdır. Kuşlar, binlerce yıllık alışkanlıkla adanın yerini bilmektedirler ve yıpratıcı bir yolculuktan sonra aradıkları adayı bulamayınca yorgunluktan bitkin düşen bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına gömmektedirler.
Peki ya siz? Sizin hiç adanız oldu mu?
Yaşamın uzun göç yollarında size bir yudum taze soluk verecek, yolunuza dinç devam etmenizi sağlayacak bir adanız var mı?
Bir gün yerinde bulamazsanız, ille de ulaşmak ve sığınmak için başınızın döndüğü ve dengenizi yitirinceye kadar kanat çırpacağınız bir ada yaratabildiniz mi kendinize?
Sınırsızca her şeyi paylaşabileceğiniz bir dost! Yola birlikte çıkacak kadar güvendiğiniz bir arkadaş, daima huzur ve mutluluk verecek biri, ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi?
Daha bir dikkatli bakın çevrenize. Size gelen, sizin gittiğiniz, sizi bulan, sizin bulduğunuz kaç ada var çevrenizde? Kaç tane durup nefeslendiğiniz ada yaratmışsınız kendinize?
alıntı

TUNCEL KURTİZ’DEN AKLIMIZDA KALAN MÜTHİŞ REPLİKLER!

page_tuncel-kurtizin-vasiyeti-yerine-getirilemiyor_1214585131

 

 

-Eğer birisi seni aldatmışsa bu onun suçudur. Eğer o kişi seni pek çok kere aldatmışsa bu senin suçundur.
-Hesap görmek, hesap etmekten zordur yeğenim.
-Değişmek zordur yeğenim ama bazen… Aynı adam olmak daha zordur… Hayat öyle yüklenir ki üstüne durduğun yerde çatır çatır çatırdarsın.
-Bazen öyle acır ki için değiştin sanırsın şimdi dersin… Şimdi her şeyi yapabilirim…
-Bazen hayat seni öyle zorlar ki yeğenim yolun başında kimdin… Unutursun…
-Zorunu benden duy yeğenim, herkese yalan söylemen yetmez artık… Bundan böyle bir başına kalsan da artık kendin olamazsın…
-Kaderimiz olan aşka değil de aşkıyla kaderimizi değiştirene içelim!
-Yapmakla olup bitseydi bu iş,Hemen yapardım, olup biterdi.Döktüğüm kanla akıp gitse her şey, Bir vuruşta sonuna varılsa işin,
Bir anda bu dünyayı olsun kazanıversen, Zaman denizinin bir kumsalı olan bu dünyayı Öbür dünyayı gözden çıkarır insan.
Ama bu işlerin daha burada görülüyor hesabı. Verdiğimiz kanlı dersi alan Gelip bize veriyor aldığı dersi. Doğruluğun şaşmaz eli bize sunuyor İçine zehir döktüğümüz kupayı.
-Asıl çaresizlik derdin devasız olması değil, birini iyi edecek şeyin diğerinin kadehine zehir olmasıdır.
-En iyi soygunlar girerken değil çıkarken bozulur yeğen. Haydutlar öyle iyi planlar ki girmeyi nasıl çıkacaklarını unuturlar. Çıkacaksan hemen çıkacaksın yeğen yoksa çekerler yoksa seni içeri…
-Güvercinin boynundaki o kırmızımtırak tüyler vardır ya, bir kere taktı mı güvercin o tasmayı boynuna başka birisini sevemezmiş, ama bazen fazla sevgiden güvercinler birbirlerini de öldürürlermiş, birbirlerinin gırtlağını deşerlermiş fazla sevgiden, o yüzden o kızıl tasmaya da güvercin gerdanlığı derlermiş.
-Bazen insan başkasının ruhunu ararken kendi ruhunu teslim eder başkasına.
-Her yanım yanım acıyor, gençliğime, halime şu mavi gök mavi deniz uçan kuş işe giden insanlar ipimi çeken cellat on gün on gün…
-Bazen yeğen işleri yoluna koymak için sıkmayacaksın yumruğunu, açacaksın avucunu avucundakileri savuracaksın havaya. Bekleyeceksin, bekleyeceksin sana geri gelmelerini.
-Bir şey yapmadan önce eğer yaparsan sana ne yapacağımı bir düşün önce.
-Oysa herkes öldürür sevdiğini,
Kulak verin bu dediklerime,
Kimi bir bakışı ile yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözler ile…
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle.
Korkaklar öpücükle öldürür…
Yürekliler kılıç darbeleriyle.
-Aşk mı intikam mı, mahkum mu, cellat mı… hep ikisinden birini seçmen istendi… Ama hep bir üçüncü şık var… O da ateşe atlamak…
-Geçmişe dönmek başka, geçmişi silmek başka. Bir kere aktı mı zamanın içinden suyun yolu değişmez.
-Unutma! Bin kere dönsen o güne, bin kere ihanet edecekler sana. Herkes doğasının gereğini yapar. Bin kere ihanet etseler sana çaresi yok bin kere gidersin yanlarına.
-“Ölüm gibidir sadakat. Bir kere çizgiyi geçtin mi, geri dönüş yoktur.”
-Ne kadar değişirsen değiş, Nerede mutlu olduysan hep oraya çevirirsin kafanı.
-Portakalı soymadan içinin iyi olup olmadığını anlayamazsın.
-Ben her şeyi olan ve kaybedeceği hiçbir şey olmayan insanım.
-Savaşmak aslında hasmınla savaşmak değil, sevdiklerinle savaşmaktır.
-Savaşırken göremezsin bazı savaşları kazanamazsın artık durmalı ve geri çekilmelisin.

Mektuplarıyla Dünya Edebiyatı’nda İz Bırakmış Aşk..

14469517_1254781677886121_7273493984563790639_n1

 

Mektuplarıyla Dünya Edebiyatı’nda İz Bırakmış Aşk.. < Halil Cibran (1883 – 1931) & May Ziyade (1886 – 1941)
May Ziyade, Filistin’de Arap Edebiyatı’ndaki ilk kadın yazarlarından. Denemeler yazar, bir süre gazete yöneticiliği yapar, aynı zamanda kadınların özgürlüğünün aktif savunucusudur. Çocukluğunda ailece Lübnan’a, oradan da Mısır’a göç etmek zorunda kalmıştır. Halil Cibran ise Lübnan doğumludur, on iki yaşında ailece önce Boston’a sonra New York’a yerleşir. May Ziyade, 1912’de Halil Cibran’ın Kırık Kanatlar adlı kitabını okur ve özellikle kitaptaki Selma Karami’den etkilenir ve Halil Cibran’a mektup yazar. Uzun bir bekleyişten sonra Cibran’dan yanıt gelir. İşte o günden, Cibran’ın öldüğü 1931 yılına dek tam on dokuz yıl boyunca aralıksız sürecek olan mektuplaşmalar başlar. Edebi ve felsefi görüşlerin paylaşıldığı entelektüel sohbetler içeren bu mektuplaşmalar, giderek derin bir tutkuya ve aşka dönüşür. Uzun yıllar görmeden, sesini duymadan, mektuplarıyla hayatını dolduran Cibran’ın ölümünden sonra intihara bile kalkışır. Bu girişiminin ardından yakınları onu Mısır’dan alıp Lübnan’a götürür. Bir süre akıl hastanesinde kalır. 1941 yılında Kahire’de ölür.
”Sana karşı taşmalarım ne demek bu? Bütün bunlarla ne demek istediğimi gerçekten bilmiyorum. Ama senin sevdiğim olduğunu ve sevgiye saygı duyduğunu biliyorum… Bu düşünceleri sana itiraf etmeye nasıl cesaret edebiliyorum? Böyle yaparak onları yitiriyorum. Yine de bunu yapmaya cesaret ediyorum. Tanrıya şükürler olsun ki, bunları söylemeyip yazıyorum, çünkü şimdi şu anda burada olsan, hemen geri çekilip uzunca bir süre senden kaçarım ve söylediklerimi unutuncaya kadar da beni görmene izin vermem.” (May Ziyade)
“May, aşkı bir amaç olarak görürüz, bir sona ulaşmada bir araç olarak değil. Sen bende yaşıyorsun ve ben sende, bunu sen de biliyorsun, ben de. Tüm insanlar içinde ruhuma en yakın olanı, yüreğime en yakın olanı sensin, ruhlarımız ve yüreklerimiz asla kavga etmez. Sadece düşüncelerimiz kavga eder. Bana aşktan korktuğunu söylüyorsun, neden küçüğüm? Güneş ışığından korkuyor musun? Denizin gelgitinden korkuyor musun? Günün doğuşundan korkuyor musun? Baharın gelişinden korkuyor musun? Aşktan neden korktuğunu merak ediyorum. Sıradan bir aşkın beni memnun etmeyeceği gibi senin de sıradan bir aşktan hoşlanmayacağını biliyorum. Sen ve ben ruhtaki duyguları sınırlamakla asla doyuma ulaşamayız. Daha çoğunu istiyoruz biz, her şeyi istiyoruz. Ah May, aşktan korkma, aşktan korkma, gönül dostum. Acıdan, perişanlıktan, arzudan yana ne getirirse getirsin, ne kadar karmaşık ve şaşkın olursa olsun kendimizi ona teslim etmeliyiz.” (Halil Cibran)

50’lerden itibaren bırakmanız gereken 10 şey”

50-den-sonra-neler-yapilmali1
Hayat çok kısa. Ya da çok uzun. Nereden baktığınıza bağlı.
Ama logaritmik bir ilerle…yişi olduğu kesin.
Yani yaşamın çocukluk-gençlik döneminde yılların araları çok çok uzun ama yaşlandıkça feci kısalıyor. 6 yaşla 10 yaş arasında neredeyse asırlar varken, 45 ile 49 arası bir göz kırpmalık mesafe sanki.
O yüzden de ilerleyen yaşlarda hayat daha kıymetli geliyor hepimize. Acayip uçucu olduğu için.
Yabancı bir internet sitesinde “50’lerden itibaren bırakmanız gereken 10 şey” konulu bir yazı görünce, ilgilendim haliyle. Ve sizlerle de paylaşmak istedim.
1… Eski eşinizden ya da sevgilinizden nefret etmeyi bırakın.
Nefret insanı sinsi sinsi kemiren bir duygudur. Son günlerin moda deyimiyle “affetmeyi öğrenin”. Affedemiyorsanız, en azından “kayıtsız kalın”.
2… Dedikoduyu ve başkaları hakkında kötü konuşmayı bırakın.
Artık lisede değilsiniz. Dedikodu sizin için enerji ve zaman kaybından başka bir şey değil.
3… Minnet duymama huyunuzu bırakın.
Size iyi davrananları değil, kötü davrananları önemseme ve sürekli bunları gündemde tutma huyunuzu bir tarafa bırakın. Kızınızın ya da oğlunuzun doğum gününe, nişanına, nikahına kimlerin gelmediğine değil, kimlerin “geldiğine” odaklanın. Size kazık atanları değil, hoşluk yapanları “parlatın”.
4… “Ümitsiz vaka” arkadaşları bırakın.
Herkeste vardır öyle bir ya da iki arkadaş. Sürekli bir takım dertlere batıp çıkarlar ve her battıklarında size koşup saatlerce kafanızı ütülerler. Ama söylediğiniz hiçbir lafı da iplemezler. Ayrıca, siz zor durumda kaldığınızda nedense hiç ortalarda görünmezler. Gençken tamam da, 50 yaşından sonra kıymetli vaktinizi böyle boş işlerle harcamayın.
5… Karmaşayı bir tarafa bırakın.
İnsan 50 yaşına yaklaşırken, neyin değerli neyin daha az değerli olduğunu az buçuk anlıyor. Aile, gerçek arkadaş(lar), dost(lar) ve sizin için gerçekten anlamı olan bir “iş”. Gerisi hakikaten kuru gürültü. Dolaplar dolusu giysiye ve elli tane ayakkabıya da ihtiyacınız yok, laf olsun torba dolsun misali sosyal aktivitelere de. Ve ruhunuzu öldüren bir işe de.
6… Kafası karışıklığı iyi bir şey sanmayı bırakın.
“Karmaşık insanlar” ilginçtir. Ezbere konuşmazlar, her davranışlarının bir nedeni vardır. Bilgileri süs gibi durmaz üstlerinde, içselleştirmişlerdir. Onlar sayesinde yeni bakış açıları keşfederiz, zenginleşiriz. Ama “kafası karışık insanlar” ilginç değildir. Hayatı çorbaya çevirmekten başka işe yaramazlar.
7… Daha fazlasını istemeyi bırakın.
Mutlu insanların ortak sırrı, ellerinde olanın kıymetini bilmeleridir. Elindekinin kıymetini bilmiyorsan, daha fazlasını istemenin bir anlamı yok, çünkü o da seni mutlu etmeyecek. Daha da fazlasını isteyeceksin.
8… Şu fazlalık 10 kiloyu bırakın.
40’ların sonundasınız ve 5-10 kilo fazlanız var… Derhal o kiloları bir yerlerde bırakın. Yürüyüşte, yüzmede, spor salonunda… Fark etmez. Sorun “estetik” değil, sağlık. Fazla her kilo 50’lerden itibaren sağlık açısından bir tehdit çünkü.
9… Her şeye evet demeyi bırakın.
Kimsenin kalbini kırmamak ya da sevimli görünmek adına, olur olmaz her isteğe “evet” demeyi bırakın. Sizi zorlayacak, size ters gelen, sizi gerecek hiçbir şeyi yapmak zorunda değilsiniz. Hele 50 yaşından sonra!
10… Yaşlılıkla ilgili klişe düşünceleri bir tarafa bırakın.
Nasıl bir orta yaş ve yaşlılık dönemi geçireceğinize kendiniz karar verin. Canınız istiyorsa ve paranız varsa Küba seyahatine 60 yaşında da gidersiniz, sörf yapmaya 50 yaşında da başlarsınız, kime ne?
Neslihan Acu

Karaciğeriniz İçin Bal ve Sarımsak Tedavisi –

 

Bugün size anlatacağımız basit bal ve sarımsak tedavisi karaciğer sağlığınızı iyileştirmek için güçlü bir yöntemdir. Antioksidan ve vitaminler bakımından zengin doğal bir antibiyotiktir ve bu iki özelliği de sağlıksız veya toksik karaciğeri yenileyebilir.

Balı olabildiğince saf ve organik seçmeniz önemlidir. Eğer evde bulunan balınızdan şüphe duyuyorsanız, en iyisi onu tüketmemektir çünkü fayda sağlayacağına size zarar vermektedir.

Organik sarımsak ve saf balın karışımı basit ve harika bir kombinasyon yaratarak size bütün vücudunuzu temizleyen ve bağışıklık sisteminizi güçlendiren bir iç denge sağlayacaktır.

 

1 haftadan sonra sonuçları görmeye başlamak için bu 1 kaşık bal ve sarımsak tedavisini denemeye başlayın. Hazır mısınız?

Bal ve Sarımsağın Karaciğeriniz için Faydaları

Unutmamanız gereken en önemli şeylerden birisi, sağlıklı bir karaciğerin günlük hayatınız ve genel sağlığınızın temel taşlarından biri olmasıdır.

Bu da demek oluyor ki, herhangi kötü bir alışkanlık, mesela sigara kullanımı, kötü beslenme ve hareketsiz bir yaşam sürmek gibi şeylerin hepsi negatif sonuçlar doğurmaktadır.

Bazı günlerde vücudunuzu daha şişkin hissettiğiniz, düşük enerji seviyelerine sahip olduğunuz, ağzınızda kötü bir tadın olduğu veya sindiriminizin çok ağır olduğu bir dönem mutlaka olmuştur. Peki ya bunun sebebi nedir

Normalde bu semptomlar karaciğerinizin toksinlerle dolu olduğuna ve onlardan etkili bir biçimde kurtulamadığına işaret etmektedir. Fakat bunun için direkt olarak eczaneye gitmeden önce, ilk olarak doktorunuzla konuşmak ve beslenmenizi iyileştirmek en iyisidir.

  • Sağlıklı bir karaciğer düzgün kan dolaşımını ve kan akışını destekler. Aynı zamanda zamanla vücutta biriken toksinleri de atar.
  • Bu doğal detoksu desteklemek için bol miktarda sıvı tüketmelisiniz.
  • Karaciğeriniz ayrıca yeterli miktarda C vitaminine ve antioksidana ihtiyaç duyar, çünkü bunlar doku yenilenmesine ve karaciğerin fonksiyonlarını optimize edebilmesine yardımcı olur.
  • Doğal olan bir beslenme şeklini tercih edin, işlenmiş yiyeceklerden, un ve şeker gibi gıdalardan uzak durun. Bu şekilde karaciğerinizin sağlığını güçlendirebilirsiniz.

Bu arada, sarımsak ve bal her gün beslenmenize dahil edebileceğiniz, karaciğeriniz için harika iki gıdadır. Nasıl işlediklerini size açıklayacağız.

karaciger

Karaciğer Sağlığı için Saf Bal

Bal, doğal sağlık demektir. Glikoz, mineraller, antioksidanlar ve vitaminler bakımından çok zengindir, bu sebeplerden dolayı da karaciğer için en çok tercih edilen gıdalardan birisidir.

  • Balın en iyi özelliklerinden birisi enflamasyonla savaşan doğal bir antibiyotik olmasıdır. Bunun sebebi de inhibin olarak bilinen içeriğidir ve inhibin antimikrobik özelliklere sahiptir.
  • Karaciğerinize en iyi gelecek bal biberiye çiçeğinden yapılan baldır. Glikoz kolay bir şekilde absorbe edilebilir ve hızla enerjiye çevrilebilir. Bu şekilde karaciğerinizin ne çok çalışmasına ne de dönüşümde çok fazla glikojene ihtiyaç duymasına sebep olur.
  • Bal doğal bir detoks ajanıdır, karaciğerinizdeki dokuları güçlendirir ve yağlı karaciğer hastalığından muzdarip insanlar için yenilemeyi destekler.

Fakat şunu yine de tekrar etmeliyiz, seçtiğiniz bal kesinlikle saf ve organik olmalıdır.

 

Karaciğer Sağlığı için Organik Sarımsak

Sarımsağın içinde allisin olarak bilinen güçlü bir antioksidan, antibiyotik ve mantar öldürücü bir içerik bulunur – bunların hepsi de karaciğer sağlığı için muhteşem faydalara sahiptir.

  • Bir çok insan sarımsağı aç karnına tüketmeye alışmıştır. Eğer siz bunu rahatsız edici buluyorsanız veya bunu yaptığınızda nefesiniz kötü kokuyorsa, bunun yerine basit ve leziz olan bu sarımsak ve bal tedavisini deneyin.
  • Sarımsağın karaciğeri hedef alan herhangi bir patojene karşı savaşmak için harika bir gıda olduğunu unutmayın. Aynı zamanda bazen tehlikeli seviyelere gelebilen toksinleri de giderir.
  • Metabolizmanız burada büyük bir rol oynamaktadır, aminoasitler ve proteinler karaciğeri güçlendirirken, sindirim sisteminizi de iyileştirir ve kötü kolesterol olarak bilinen LDL ile de savaşır.

Bal ve Sarımsak Tedavisini Nasıl Yapacağız?

sarimsak

Neye ihtiyacınız olacak?

  • Balı koyacağınız 1 cam şişe veya kavanoz
  • 1 baş sarımsak
  • Seçtiğiniz cam kabı doldurabilecek kadar bal

Hazırlanışı

  • İlk yapmanız gereken şey sarımsağı soymak. Keskin bir bıçak ile hepsini ikiye kesin. Bu sarımsağın doğal ve tedavi edici faydalarının bal tarafından absorbe edilmesini sağlayacak.
  • Bir sonraki adım ise çok basit. Sarımsak dişlerini cam kavanoza doldurun ve üste de yavaşta balı dökün.
  • Amacınız herhangi bir baloncuğun oluşmadığından ve sarımsağın üzerinin tamamen bal ile kapandığından emin olmak. Herhangi bir hava kabarcığı oluşmuşsa eğer bunu bir kaşık yardımıyla yok edin.
  • Kabı güzelce kapatın ve 1 hafta beklemeye bırakın. Ardından karışımımız tüketime hazır olacak.
  • Günde sadece 1 yemek kaşığı bu bal ve sarımsak tedavisinden yemeyi deneyin, karaciğer ve genel sağlığınızın iyileşmesine yardımcı olun.

Kesinlikle çok etkili olduğunu göreceksiniz!

kaynak: sağlığa bir adım