Sigmund Freud’un Hayat Hakkında Söylediği 10 Acı Gerçek 

Sigmund Freud hepimizin bildiği önemli bir psikolog olmakla birlikte nörolog, bilim adamı, psikiyatr,psikanalizci, filozof ve yazardır. Yaşamı boyunca insanlığın ve hayatın gerçekleriyle cebelleşmiştir bu yüzden bizlere söylediği her söz değerlidir.

“Kitleler asla gerçeğin peşinde koşmamıştır.Yanılsamalar isterler ve yanılsamasız yapamazlar. Gerçek olmayanı gerçeklerin üstünde tutarlar; gerçeklerden çok gerçek olmayanın etkisinde kalırlar. Bu ikisi arasında ayrım yapmama eğilimi oldukça yüksektir.” demiştir. Hepimizin bildiği gibi hayal kuramazdık, gerçekler acı olmasaydı.

İşte birkaç acı gerçek:

1. Yaşamın amacı ölümdür.

Yaşamın amacı ölümdür.

Bunun farkında olan insan, hiçbir cesaret gösterisinden kaçınmaz. Bu yüzden hayatın en büyük gerçeği ölümdür.

2. İnsanın sağlığını koruyan iki faktör vardır. İşini sevmesi ve hayatı sevmesi.

İnsanın sağlığını koruyan iki faktör vardır. İşini sevmesi ve hayatı sevmesi.

Öleceğiz diye hiç yaşamayacak değiliz. Zaten yaşadığımızı varsayarsak ölebiliriz. Çiçekleri, ağaçları, yağmuru, yağmur sonrası toprak kokusunu sevebiliriz. Hayatta sevilecek şeylerde var elbet. Bardağın ne boş tarafını ne de dolu tarafını görelim, bardağı olduğu gibi görelim. İş meselesi insanı ya köle ya da vezir yapacak konulardan biridir. İstemediğin bir işte çalışmanın acısı serçe parmağı çarpmaktan bile fenadır. Çünkü çarpmanın acısı birkaç dakika,sevmediğin bir işte çalışmanın acısı ömür boyu sürer.

3. Zayıflıklarımız gücümüzdür.

Zayıflıklarımız gücümüzdür.

Düşmanlarımızın bizi yıkabileceği tek nokta elbette ki  zayıflıklarımızdır. Bir insan zayıflıklarını kabul eder,benimserse karşısındaki insanın ona karşı kullanabileceği bir koz kalmaz. Güçsüz olduğumuz noktayı kabullenerek kendimizi güçlü kılabiliriz. Buna benzer Nietzsche’nin “Çelişkilerimiz, umutlarımızdır.” sözü de hayatın bir gerçeğidir.

4. Aşk yoktur,libido vardır.

Aşk yoktur,libido vardır.

Ben söylemiyorum kaç yıllık nörolog, psikolog, bilim adamı, filozof, psikiyatr ve psikanalizci bunu söylüyor. Bence doğru söylüyor ya da benim gördüğüm bu, belki de yalnızca bu sözü hayat ilkesi benimsemiş insanlarla karşılaştım. Bu yüzden hayatın bir gerçeği olarak kabul edilebilir hem böylece daha az üzülebiliriz.

5. İnsan sanılandan çok daha ahlaklıdır ve hayal edilemeyecek derecede ahlaksızdır.

İnsan sanılandan çok daha ahlaklıdır ve hayal edilemeyecek derecede ahlaksızdır.

Hayatta her zaman iki yol vardır. Not: Siz hangisini seçerseniz seçin diğer yolu tercih eden birini eleştirmek akıl işi değildir ve bunu ancak bir hayatsız yapabilir.

6. Rüyalar, biliçaltına giden kral yoludur.

Rüyalar, biliçaltına giden kral yoludur.

İnsanın  bir diğer önemli unsuru bilinçaltıdır. İnsanın kendini keşfetmesi için çok büyük bir öneme sahip olduğunu düşünüyorum o yüzden size uyumayı sevdiğiniz kadar rüya görmeyi de sevmeyi tavsiye ediyorum. Benim rüya görmediğim bir gece yok. Sabah uyandığımda en azından kısa film senaryosu olabilecek kadar uzun gelen rüyaların ‘en fazla’ 11 saniye olduğunu hatırladığımda her zaman aynı şiddetle yıkılmışımdır.
7. Sinir hastalığı belirsizliğe tolerans gösterememektir.

Sinir hastalığı belirsizliğe tolerans gösterememektir.

Emin olamamak kadar çirkin ve bir o kadar güzel bir duygu yoktur.  Ama bu durum bazılarımızı farklı etkileyebilir.

8. İnsan saldırılara karşı kendini savunabilir, ama iltifatlara karşı savunmasızdır.

İnsan saldırılara karşı kendini savunabilir, ama iltifatlara karşı savunmasızdır.

Birçoğumuz eleştirilmeye gelemeyiz ve eleştirildiğimiz anda karşımızdakinin zayıf yönlerini bulup onu yaralamaya başlarız. bkz.”3. madde”

9. Kadınları anlamak için, bir labirenti düz yola çevirmek gerekir.

Kadınları anlamak için, bir labirenti düz yola çevirmek gerekir.

Aslına bakarsanız bu bir gerçek değil. Belki de sorun erkeklerin kolay anlaşılmasıdır.

10. Güç ve güveni hep dışımda aradım. Ama bunlar insanın içinden gelir. Ve her zaman oradadırlar.

Güç ve güveni hep dışımda aradım. Ama bunlar insanın içinden gelir. Ve her zaman oradadırlar.

 

Özgüvenmek, özüne güvenmek. Bunlar insanı egoist yapmadığı sürece bir insanda bulunması gerek önemli unsurlardır.Her şey bizim elimizde, bu her zaman böyleydi. Neyi nasıl düşünmek istiyorsak öyle düşündük, ne kadar duymak istiyorsak o kadar duyduk, ne kadar görmek istediysek o kadar gördük. Bize göre bardak ya dolu ya da boş olmalıydı. Hiçbir şeyi olduğu gibi kabul edemedik, kabullenemedik. Anlatıldığı kadarını anlamadık ama buna rağmen her seferinde üzüldük, bedbaht olduk. İşte bunun sebebi güvensizlikti çünkü eğer kendimize ve gücümüze inansaydık her şeyi anlatıldığı kadar anlar, gösterildiği kadar görürdük.  
kaynak: edebiyathane

Stefan Rippel ile Qi GONG Çalışmaları… Kayıt ve bilgi için 0212 240 59 35

img_4438

 

Qi Gong, bedendeki enerjinin hareket ettirilmesi ile dengelenmesini sağlayan bioenerjetik bir çalışmadır. Yaşam enerjisi çalışma sanatı, enerjinin hareketidir. Çin’de 1989 yılından itibaren tıbbi tedavi yöntemi olarak kabul görmüş ve pek çok üniversitenin müfredatına alınmıştır. 1996 yılında da Çin Hükümeti tarafından Ulusal Sağlık Planı’nın bir parçası olmuştur.

Qi Gong’un felsefesinde amaç; beden, duygu, zihin ve ruh bütünlüğünün dengelenmesini sağlamak ve korumaktır. Bu denge, bedendeki meridyenlerin enerji akışlarının düzenlenmesi ile sağlanmaktadır.

Bu çalışmalara herkes rahatlıkla katılabilir.

Kış döneminde yapılacak 12 oturumun içerik detayları aşağıdaki gibidir.
Dersler birbirini takip etmekte ancak bir önceki ders bir sonraki dersin ön-zorunlu dersi olmamaktadır.

• Beden
o Doğru duruş
o Statik Teknik “ Ağaç duruşları”
o Dinamik Günlük Set – 18 Hareket
• Duygu
o Sessiz çalışma ” İçsel Gülümseme Tekniği”
• Zihin
o I Ging Matematiği – Giriş
o Beş Element Sistemi – Giriş
o Meridyen Sistemleri – Giriş
• Ruh : Sessiz çalışma “Mikrokozmik Yörünge Tekniği”

Stefan Rippel kimdir?

Stefan Rippel, Bioenerji Uzmanı ve Manuel Terapist olarak İstanbul’da yaşamaktadır. İstanbul Doğum Akademisi’nde DHEDE (Doğuma Hazırlık Eğitmeni – Doula ve Doğum Psikoloğu Eğitimi)’nin eğitmenlerindedir.
İlaç dışı rahatlatıcı ve tamamlayıcı teknikler (akupressör, refleksoloji, bioenerji) eğitim birimini yönetmekte ve aynı zamanda Avusturya, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’de eğitimler vermeye devam etmektedir.

30 yılı aşkın süredir, bedenin içindeki enerji akışının kontrol edilebilmesini sağlayan QI GONG uygulamalarını, kendi yaşamında ve mesleğinde enerji, ilham ve kişisel gelişim kaynağı olarak kullanmaktadır.

Stefan Rippel, eğitimini Viyana ve Münih’de Grandmaster Wang ve Ken Weintraub’dan almıştır. Aynı zamanda Geleneksel Çin Tıbbı diplomasına da sahiptir. “I Ging, Beş Element, Meridyen Sistemleri ve Akupunktur” tekniklerini uygulamaktadır.

Tarih : 18.10.2016’dan itibaren her SALI
Saat : 19:00 – 21:30
Yer : İstanbul Doğum Akademisi, Nişantası
Kayıt ve bilgi için 0212 240 59 35
Ücret : 120TL+KDV / oturum
12 oturum için ön ödeme %20 indirim ile 1150TL+KDV

Bir Tibet manastırında üstatları ile birlikte yaşayan bir grup keşiş

kaplan_manastir_011

Bir Tibet manastırında üstatları ile birlikte yaşayan bir grup keşiş ile ilgili eski bir hikaye vardır. Onların yaşamları disiplinli ve adanmış idi ve içinde yaşadıkları atmosfer uyumlu ve huzurlu idi. Uzak köylerden gelen insanlar böyle sevgiyle dolu spiritüel bir ortamın sıcaklığının tadını çıkarmak için manastıra akın ediyorlardı.

Sonra bir gün üstat dünyasal formunu terk etti. Önce, keşişler geçmişte yaptıkları gibi devam ettiler, ama bir süre sonra, günlük rutin özellikleri olan disiplin ve adanmada gevşemeler başladı.. Her gün kapıya gelen köylülerin sayısı azalmaya başladı ve yavaş yavaş manastır bir bakımsızlık haline düştü.

Kısa süre sonra keşişler aralarında tartışmaya, çekişmeye başladılar, bazıları parmaklarını uzatarak başkalarını suçladı, bazıları da suçluluk ile doldu. Manastır duvarlarındaki enerji düşmanlık ile çatırdadı. Sonunda, kıdemli keşiş artık buna dayanamaz oldu. İki günlük yürüyüş mesafesinde bir münzevi olarak yaşayan spiritüel bir üstat olduğunu duyan keşiş onu aramak için zaman kaybetmeden yola koyuldu. Ormandaki inziva yerinde üstadı bulunca, ona manastırın düştüğü üzücü durumu anlattı ve tavsiye istedi.

Üstat gülümsedi. “Aranızda yaşayan, Tanrı’nın Enkarnasyonu olan biri var. Etrafındakiler tarafından saygı görmediği için, kendisini göstermeyecek ve manastır bakımsızlık içinde kalacak.” Bu sözleri söyledikten sonra üstat sessiz kaldı ve başka bir şey söylemedi. Manastıra dönüş yolu boyunca, keşiş kardeşlerinden hangisinin Enkarne Olan olabileceğini merak etti.

“Belki o, yemeklerimizi yapan Jaspar kardeştir” dedi yüksek sesle. Ama bir saniye sonra, “Hayır, o olamaz. O pasaklı ve aksi ve yaptığı yemeklerin tadı yok” diye düşündü.

Sonra, “Belki bahçıvanımız, Timor kardeştir” diye düşündü. Bu düşünce de çok çabuk inkar edildi. “Şüphesiz” dedi yüksek sesle. “Tanrı tembel değil ve Timor kardeşin yaptığı gibi asla yabani otların marulları yok etmesine izin vermezdi.”

Sonunda, kardeşlerinin hepsini ve her birini kusurlar bulup azlederek, kıdemli keşiş hiç kimsenin kalmadığını fark etti. Üstadın söylediği gibi keşişlerden biri olması gerektiğini bilerek, yeni bir fikir ortaya çıkmadan önce buna biraz daha üzüldü. “Bu Kutsal Olan, kendisini gizlemek için kusurlu görünmeyi seçmiş olabilir mi?” diye düşündü. “Tabi ki, olabilirdi! Böyle olmalıydı!”

Manastıra ulaşınca, üstadın söylediklerini hemen kardeşlerine anlattı ve hepsi de İlahi Olanın aralarında yaşadığını öğrenince şaşkına döndüler.

Her biri, Enkarne Olan Tanrı’nın kendisi olmadığını bildiği için, her biri de kardeşlerini dikkatle incelemeye başladı, hepsi aralarından kimin Kutsal Olan olduğunu belirlemeye çalıştı. Ama hepsi de diğerlerinin hatalarını ve başarısızlıklarını görebiliyordu. Eğer Tanrı aralarında ise, kendisini çok iyi gizliyordu. Enkarne Olan’ı bunlar arasında bulmak zor olacaktı.

Birçok tartışmalardan sonra, sonunda birbirlerine karşı nazik ve sevgi dolu olmak için çaba göstermeye karar verdiler, birbirlerine Enkarne Olan’a karşı doğal olarak gösterecekleri saygı ve onur ile davranacaklardı. Eğer Tanrı gizli kalmakta ısrar ederse, o zaman her bir keşişe, o sanki Kutsal Olanmış gibi davranmaktan başka seçenekleri yoktu.

Her biri diğerlerinde Tanrı’yı görmeye o kadar yoğunlaşmıştı ki, bir süre sonra kalpleri birbirlerine karşı sevgiyle doldu, onları bağlayan negatifliğin zincirleri kopup gitti. Zaman geçtikçe, Tanrı’yı sadece birbirlerinde değil, herkeste ve her şeyde görmeye başladılar. Günler Onun Kutsal Varlığı ile sevinç içinde, keyifli geçti. Manastır bu sevinci bir deniz feneri gibi yaydı ve kısa süre içinde köylüler geri döndüler, oradaki sevgi ve sadakatın dokunuşunu arayarak daha önceki gibi kapılardan dalga dalga aktılar.

Bir süre sonra kıdemli keşiş, verdiği sır için teşekkür etmek üzere üstada bir ziyaret daha yapmaya karar verdi. “Enkarne Olan’ın kimliğini keşfettiniz mi?” diye sordu üstat.

“Evet” diye yanıtladı kıdemli keşiş. “Onun hepimizin içinde olduğunu bulduk.”

Üstat gülümsedi.

Çok Yararlı İki Önemli Bilgi…

537907_578606528868378_397339850_n1

 

Tuzlu Su Mucizesi !

Denize girdikten sonraki dinlenmişlik ve arınmışlık halini hepimiz biliriz. Havuza girdiğimizde ise bunu hissetmeyiz. Sebebi sudaki tuzdur.

Tuzlu su bedende birikmiş negatif elektriği iletkenliği sayesinde sizden alır götürür. Sizler de akşam eve geldiğinizde bütün günün üzerinizde bıraktığı ağır etkiler ve stresten kurtulmak için yada toplantı, sınav gibi üzerinizde gerilim yaratan durumlardan önce ellerinizi bir miktar ( 1 litre suya iki çorba kaşığı tuz yeterli ) tuzlu suyla yıkadığınızda bu birikmiş olan negatif elektrikten kurtulur ve arınırsınız.

Her akşam eve geldiğinizde ellerinizi sabunlamadan önce, banyonuzda lavabo başında önceden hazırlayıp bıraktığınız bir miktar tuzlu su ile yıkayın. REİKİ ve şifa ile uğraşan kişilerin de seans öncesi ve sonrası bunu uygulamaları kendilerini ve uygulatıcıyı korumada büyük yarar sağlıyor. Duş alırken de arada tuzlu suyu başınızdan aşağıya dökerseniz tam ve net sonuçlar alırsınız. İş dönüşü ayaklarınızı tuzlu suyla yıkamak tahmin ettiğinizin ötesinde bir yarar sağlar.

Kulak Masajı:

Kulak ceninin ana rahmindeki duruşunun şematik olarak aynısıdır. Ve tüm akupunktur noktaları kulak üzerinde bu esasa göre yer almıştır. Şimdii… başınız, boynununz, beliniz, sırtınız, bacaklarınız, kalçanız, ayaklarınız, omzunuz ağrıdığında yapacağınız tek şey kulaklarınıza masaj yapmak. Kulağınızı baş ve işaret parmaklarınızın arsına alarak kulak kepçesinden başlayarak, dayanabildiğiniz kadar güçlü ve sıkarak masaj yapın.

İlk anda bazı noktalar acıyacaktır (bunlar bedendeki ağrıyan bölgelerin kulaktaki refleks noktalarıdır). Kısa bir süre sonra bu ağrılar kaybolacaktır. 2 -3 dakika bu masajı yapmanız yeterli olur. İsterseniz uzatabilirsiniz de. Zaten masajın sonuna doğru bedeninize bir sıcaklıklığın yayıldığını hissedeceksiniz. Bunun ardından ağrılarınızın azaldığını ve kaybolduğunu da…

Hiç bir yan etkisi olmayan bu uygulamayı herzaman her yerde kendinize ve ağrısı olan yakınlarınıza uygulayabilirsiniz. Yorulduğunuzda, uzun otobüs yada araba yolculuklarında oturmaktan ağrılara maruz kaldığınızda, çok üşüdüğünüzde ve bedeninizi dengeye kavuşturmak için mucize benzeri bu uygulamayı kullanabilirsiniz.

Önemli olan kulağın her noktasına dokunun. Kulağınız size hemen yanıt verecektir. Kulaklar bedeni hisseder, görür ve duyar. Siz de şefkatli ellerinizi esirgemeyin.

SEVDİKLERİNİZİ BİLGİLENDİRMEK İÇİN LÜTFEN PAYLAŞIN..

Kemik Erimesinin İlacı Hurma…

14344686_1064817560303849_301557512266669466_n1

Hurmanın içerdiği sodyum, potasyum, mağnezyum, kalsiyum ve demir miktarları kemik erimesine çare oluyor…

Hurmanın sodyum, potasyum, mağnezyum, kalsiyum ve demir miktarlarının çok yüksek olduğunu belirten bilim adamları, bu meyvenin düzenli tüketilmesi halinde kalp ve damar hastalıkları riskini de azalttığını açıkladılar.

Hurmada bulunan kalsiyum kemikleri güçlendiriyor. Uzmanlar, özellikle kansızlık ve kemik erimesi sorunu olan kadınlara hurma yemelerini önerirken, bu meyvenin içindeki yararlı maddelerin daha çok kabuklarında bulunduğuna dikkat çekiyor…

Cennet Kadının Viyolonsel Aşkı…

tumblr_mrm528m5mv1qfjzf6o1_5401

 

Arslanköylü CENNET GÜNEŞ, 45 yaşında. Viyolonseli ilk kez geçen yıl bir tiyatro gösterisi için Mersin Devlet Opera ve Balesi’ne gittiğinde görmüş.
”O an bu aleti çalmaya karar verdim” diyor. Arslanköy Çadır Tiyatrosu Kadın Topluluğu’ndaki arkadaşlarıyla viyolonsel dersleri almaya başlayan Cennet Güneş: ”Notaları karıştırıyorum ama bu aleti çalmaya kararlıyım” diyor.
Arslanköy’ün tiyatrocu kadınları, gündüzleri tarla ve bahçede çapa yapıyor, geceleri okulun kalorifer deposunda prova yapıyor ve zaman buldukça Devlet Opera Balesi sanatçılarından viyolonsel dersleri alıyorlar..
2001’de okul müdürü Hüseyin Arslanköylü’nün de desteğiyle köyde çadır tiyatrosu kuran Arslanköylü kadınlar, sekiz yılda, kadın haklarındandan ozon tabakasına kadar farklı konuları ele alan altı oyun sahneledi. Haftada dört gün prova yapan tiyatrocular, eşleriyle çocuklarından tam destek görüyorlar..