“Ustaca Sevmek”

696f766f2987fcef9d71a5bc467f68aa1

 

Yaşam bir düşten ibarettir. Eğer sanatçıysak bizler sevgi ile yaratırız yaşamımızı ve düşümüz bir başyapıta dönüşür…
Yaratma gücü sizin elinizde…
Gücünüz öylesine büyük ki inandığınız herşeyi gerçekleştiriyor. Ne olduğunuza inanıyorsanız kendinizi buna göre yaratıyor, gerçekleştiriyorsunuz. Şimdi olduğunuz gibisiniz, çünkü kendinize ilişkin inancınız bu.
İnsanlar sürekli bir yaralanma korkusu içinde yaşıyor. İnsanların birbirleriyle ilişki kurması duygusal olarak öylesine acı verici ki görünürde hiçbir neden yokken öfkeye, kıskançlığa, üzüntüye kapılıyoruz. Seni seviyorum demek bile korkutucu olabiliyor. Duygusal iletişim acı ve korku dolu olsa da ilişkiye giriyor, evlenip çocuk sahibi oluyoruz .
Her şeyi yaratan sevgidir, yaşamdır. Korku bile sevginin bir yansımasıdır. Ama korku zihinde var olur ve insan zihnini kontrol eden de korkudur. Her şeyi zihnimizdekilere göre değerlendiririz. Korkuyorsak algıladıklarımızı korkuyla yorumlarız. Ama gözleriniz sevginin gözleri olduğunda nereye giderseniz gidin sevgiyi görürsünüz. Ağaçlar sevgiden yaratılmıştır. Hayvanları, suyu yaratan aynı sevgidir. Sevgiyle baktığınızda kuşlarla, doğayla, bir insanla, herşeyle bir olursunuz. Ama bunun için zihninizi korkudan arındırmanız, sevginin gözleriyle görmeniz gerekir…
Duygusal yaraları iyileştirmenin yegane yolu bağışlamaktan geçer. Zihninizde affedilmez bile olsa sizi yaralayanı bağışlamalısınız. Hak ettiği için değil, siz acı çekmek, size yapılanı her hatırlayışınızda kendinizi bir kez daha yaralamak istemediğiniz için bağışlayacaksınız. Başkaları size ne yapmış olursa olsun, kendinizi sürekli hastalıklı hissetmek istemediğiniz için affedeceksiniz. Kendinize karşı beslediğiniz şefkatten ötürü bağışlayacaksınız…
Yaralarımızı birkez temizlediğimizde iyileşme sürecini hızlandıracak güçlü bir ilacı kullanmaya başlayacağız. Bu ilaç sevgidir. Koşulsuz sevgiden başka ilaç yoktur. Kendinizi sevin, komşunuzu sevin, düşmanlarınızı sevin.
İyileşme budur: Gerçek, bağışlayıcılık, öz sevgi …
Don Miguel Ruiz
“Ustaca Sevmek”

Aslında hayatımızı, başarımızı, mutluluğumuzu belirleyen bizim kendi davranışlarımızdır. Başımıza gelen her şeyle onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında geniş bir hareket alanı vardır…….”

misafire-ne-ikram-edilir1

 

“….Önemli bir toplantıda cep telefonuyla bağıra bağıra konuşan bir kişi garibinize gidiyorsa,paradigmanızı değiştirmeden onu değerlendirdiğiniz için, siz yanılıyorsunuzdur.

Örneğin trende giderken, bir baba, 3 evladıyla oturup, sürekli ağlayan çocuklarına hiç, susun, demeden yolculuğa devam ettiğinde ; siz ona ne gamsız adam, diyebilirsiniz. Ama sorsanız, onlar hastaneden geliyorlardır ve bir saat önce çocukların anneleri ölmüştür ve eve dönüyorlardır.

Prof.Covey in konuşmasını dinlemeye gelen annesi, arka sırada oturan 2 kişinin toplantı boyunca sürekli konuştuklarını görerek, çok öfkelenmiş ve oğlumu küçümsüyorlar diyerek de çok üzülmüş. Yemek molasında oğluna, şunların kafasına çantamı indiresim geliyor, demiş. Oğlu, “Anne o adam Finlandiyalı, burada simultane tercüme yok, mecburen tercümanı yanına oturttuk” demiş.

Havaalanında aktarma yapmak isteyen yaşlı bir hanım, uçağının 2 saat gecikmeli olduğunu öğrenince, dergiler ve bir kutu kurabiye alarak bekleme salonuna geçmiş. Yanındaki sehpaya da dergileri ve kurabiye kutusunu bırakarak, okumaya dalmış. Bir ara bakmış ki, yanındaki koltuğa oturan bir adam, sehpadaki kurabiye paketini açıyor ve de yemeye başlıyor. Kurabiyelerin kendisine ait olduğunu hissettirmek isteyen kadın, adama dik dik bakmış. Hatta canı o an istemediği halde, kutudan bir kurabiyeyi ağzına atmış. Herhalde kurabiyelerin sahibinin kim olduğunu artık anlamıştır diye düşünürken, adam bir tane daha ağzına atmaz mı. Hemen kadın da bir tane daha atmış ve bir yarışma başlamış, adam bir tane, kadın bir tane. Sonuçta kutuda tek kurabiye kalmış, adam onu hızlıca kaparak ortadan bölmüş ve gülerek kadına ikram etmiş. O sırada, kadının uçağının alana indiği anonsu duyulmuş ve işlemler için kadın bankoya gitmiş. Pasaportunu çıkartmak için çantasını açtığında, ne görsün ; KENDİ KURABİYE PAKETİ, HİÇ AÇILMAMIŞ OLARAK ÇANTASINDA DURMUYOR MU ! MEĞER, ADAMIN KURABİYESİNİ YİYORMUŞ.

Başkalarının düşünce ve davranışları hakkında hüküm verirken, elimizdeki veriler çogu zaman yeterli olmuyor. Davranışların nedenini bilmeden çok yanlış yargılara varabiliyoruz. Covey bu örnekleri ; aynı enformasyona farklı bakış, bizim davranışlarımızı belirler, diye özetliyor. Buradan yola çıkarak çözemediğimiz sorunlar için, paradigma (zihin haritası) değiştirmenin gereğini vurguluyor.

Einstein’in bir sözünü anımsatıyor : Karşılastığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz.

Çoğumuzun zaman zaman yaptığı gibi, “sorunların içinde kaybolmak” yerine, paradigma değiştirmeyi başarıp, sorunlara farklı biçimde yaklaşabilenler, o sorunu aşma şansını da yakalıyorlar. Zaten sorunlarımızı dostlarımızla paylaşmamızın nedenlerinden biri de, farklı bir bakışın, bize farklı davranabilme kapısı aralama ihtimali değil midir?

Çözümsüz gibi gördüğünüz sorunlar konusunda paradigma değiştirmenin önemi vardır. Aslında hayatımızı, başarımızı, mutluluğumuzu belirleyen bizim kendi davranışlarımızdır. Başımıza gelen her şeyle onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında geniş bir hareket alanı vardır…….”

OKUNASI BİR BAYRAM HİKAYESİ

14355155_10209194382550840_6326819234415103232_n1

Oğluma hep anlatırdım çata patı. Ağzı açık dinler alsana baba derdi ama yoktu hiç bir yerde. Geçen sene inat ettim. Ne kadar arka sokak varsa, hatta bunca yıldır yaşadığım şehrin hiç girmediğim arka sokakları da dahil, saatlerce aradım. Artık umudu kesmiş geri dönmeye karar vermiştim. Çok sıcaktı ve ağzım dili kurumuştu. Çok kenar bir mahalledeydim ve karşıda izbe bir bakkal dükkanı vardı. Oraya doğru yürüyüp soğuk bir soda almak için içeri girdim. Yaşlı bir adam buyrun diyordu ama ben sodayı falan unutmuş gözlerimi büyülenmiş gibi ıvır zıvır şekerlerin dizildiği tezgaha dikmiştim. İşte tam karşımda düzinelerce duruyordu. Elimle işaret ederek, onlardan kaç tane var diye sordum. Yaşlı adam tereddütlü bir ses tonuyla, kaç tane alacaksınız dedi. Ne kadar elinizde var diye sabırsızlıkla sordum. Alta baktı, eğilip açılmamış bir kutu daha çıkarttı. O an kendimi görmesem de gözlerimin ışıl ışıl parladığından eminim. Gülümseyerek hepsini alıyorum dedim.

Dünyanın en büyük hazinesiyle o dükkandan çıkıp çocuklar gibi sevinçle nasıl oğlumun yanına gittim hatırlamıyorum. Bir tanesini alıp uzattım, bak dedim bu çata pat. Eline aldı şaşkınlıkla inceledi. Hadi dedim duvara sürt. Bir anda küçük çatırtılar yükseldi, korkup elinden attı ama o patlamaya devam ediyordu. Yerde pıtırdadıkça ikimizin de yüzüne muzip bir gülümseme yerleşti. Sonra saatler ayağımızın altında ezerek duvarlara sürterek deliler gibi eğlendik. Arkadaşlarıda geldi. Hayatında hiç çata pat görmemiş o çocuklar, tabletler son model telefonlardan, pc’lerden alamadıkları bir hazla o basit kağıda dizilmiş siyah kabarıklıkları hayranlıkla izliyor, pıtırdarken kahkahalar atıyorlardı
Hepsi bitti son bir tane kaldı. Oğlumla ikimiz birbirimize baktık. Dedim ki hayır bunu saklayacağım. Bir daha bulamazsak senin çocuğunda görsün…
Bu sene yine gittim o bakkalın olduğu yere. Çoktan yıkmışlar yerinde bir inşaat vardı. Nedense bunu tahmin ediyordum ama yine de üzüldüm. Fakat bir kerede olsa bu şansı yakalamış olmak, oğluma babasının çocukluğuna dair bir şey yaşatmış olmanın maneviyatı en büyük tesellim
Oğlum hala anlatır durur, arkadaşları da baban yine alacak mı diye sorup duruyorlarmış. Eminim hiç biri hayatları boyunca bu kadar eğlenmediler
Şimdi bana delimisin diyebilirsiniz ( evet deliyim) ama olay sadece bir çata pat değil. Ben hayattan şunu öğrendim ki, insanoğlu ne kadar gelişirse gelişsin, geçmişin küçük bağlarıyla ayakta kalıyor. Oğlum içinde zor zamanlar olacak. Bazen çok sıkılacak bazı şeyler onu bıktıracak. Fakat en kötü anında bile birden o kahkahalarla güldüğümüz gün aklına gelecek ve babam benim için aramıştı, bulmuştu diyecek. O an ben bu hayattan çoktan göç edip gitmiş olsam bile onun yüzünde ki gülümsemeyi göreceğim…Sevgiler

Murat Ginlik

Sevdiğim Ressamlardan Rubens’den(1577-1640)…

a-shepherd-with-his-flock-in-a-woody-landscape1

Ormanda Sürüsüyle Bir Çoban…

AHMED ARİF’İN GÖMLEĞİ

14322357_1662329997415384_7303061659165181124_n1

Ahmed Arif ve Cemal Süreya her zaman aynı meyhanede içerler, dertleşirler, şiir yazarlar …

Bir gün Ahmed Arif meyhaneye gelmez. İki gün, üç gün derken, neredeyse aradan bir hafta geçer. Cemal Süreya dayanamaz, garsona sorar : “Oğlum bizim Ahmed’i hiç gördün mü? ” Garson: ” Yok Cemal Abi hiç görmedim, bir haftadır uğramıyor valla. ” der .

Bunun üzerine Cemal Süreya, Ahmed’i aramaya başlar fakat bir türlü bulamaz. En son ispirto içilen üçüncü sınıf meyhanelere bakmaya karar verir ve bu yerlerden birinde bulur Ahmed Arif’i.

“Nerelerdeydin Ahmed ?” diye sorar, Ahmed Arif cevap vermez. “Oğlum söylesene, biz seninle dostuz.”diye üsteler. Ahmed Arif: “Cemal, ben sana çok büyük bir hata yaptım. ” der sadece. Cemal Süreya :”Ben böyle bir hata yaptığını hatırlamıyorum ” dese de, “Yok yok, yaptım. Ben senin kız kardeşine aşık oldum.” deyiverir Ahmed Arif. Cemal Süreya da bunun normal olduğunu söyleyerek, “Senin gibi bir insandan daha iyisini bulacak değil ya Ahmed ” der. Uzun uzun konuşup dertleşirler.

Cemal Süreya :” Evlen kız, Türkiye’nin en iyi şairi. ” diyerek kız kardeşi Ayten’i Ahmed Arif ile buluşup görüşmesi için cesaretlendirir bile. Ayten önce şaşırır ama ağabeyinin sözünü de dinler.

Zafer Çarsısı’nda buluşmak üzere sözlesirler ama o gün Ahmed Arif buluşmaya gelmez. Çok sinirlenen Ayten, durumu ağabeyine anlatır. Cemal Süreya da sinirlenir.

Eliyle koymuş gibi yine aynı üçüncü sınıf meyhanede içerken bulur Ahmed Arif’i ve :” Neden kız kardeşimi beklettin? ” diyerek başlar söylenmeye… Ahmed Arif ise :” Gömleğim kirliydi be Cemal, temiz bir gömleğim yoktu. O gün onun karşısına kirli gömlekle çıkmak olmazdı. ” der sadece .

-REYHAN – Ot Dergisi

Haaydi İş Başına… Beyaz Noktalar Kaç Tane Söyleyin Bakalım…

14333591_1271593856271902_418227283526716314_n1

EGONUN GÖLGESİNDEN AYDINLIĞA YÜRÜRKEN..

foto10711

1.Kırılmayı,Gücenmeyi Bırakın

Başkalarının davranışları hareketlerinizin kısıtlanması için bir neden değildir.Sizi kıran şey sizi zayıflatır.Eğer kırılmak için bir fırsat arıyorsanız onu her dönemeçte bulursunuz.İşte sizi ,dünyanın olması gerektiği gibi olmadığına ikna etmeye çalışan bu şey egonuzdur.Ama yaşamın değerini bilen bir insan haline gelip yaratımın evrensel ruhuyla uyumlanabilirsiniz .Niyetin gücüne kırılarak ulaşamazsınız.Her şekilde,muazzam ego kimliğinden yayılan dünyanın dehşetini ortadan kaldırmaya yönelik eylemlerde bulunun,ama bunu yaparken huzur içinde kalın.Tanrının bir parçası olan sizler onun huzuru dışında yuvada değilsiniz.
Kırılmak , ilk fırsatta sizi kırıp saldırma , karşı saldırma ve savaşa yönelten aynı yıkıcı enerjiyi meydana getirir.

2.Kazanma İhtiyacını Bırakın

Ego bizi kazananlar ve kaybedenler olarak ayırmaya bayılır.Kazanma peşinde olmak,niyetle bilinçli bir bağlantı kurmayı önleyen kesin bir yoldur.Neden ? Çünkü nihayetinde,her seferinde kazanmak imkansızdır.Dışarıda birisi mutlaka sizden daha hızlı,daha şanslı,daha genç,daha kuvvetli ve daha zeki olacaktır ve bunun ardından siz kendinizi değersiz ve önemsiz hissetmeye başlarsınız.

Sizler kazançlarınız veya zaferleriniz değilsiniz.Her şeyin kazanmak olduğu bir dünyada rekabeti ve eğlenmeyi sevebilirsiniz fakat düşüncelerinizle orada olmak zorunda değilsiniz.Aynı enerji kaynağını paylaştığımız bir dünyada kaybedenler yoktur.Kazanmanın zıddının kaybetmek olduğunu redderek kazanma ihtiyacınızı salıverin.Bu egonun korkusudur.Gözlemci olun,herhangi bir kupa kazanma ihtiyacında olmadan farkında olun ve zevk alın.Huzur içinde olun ve niyetinizin enerjisiyle bütünleşin.Ve ironik olarak,her ne kadar fark edilmesi zor bile olsa,siz bu zaferleri daha az kovaladıkça onlar hayatınıza daha fazla gelmeye başlayacak.

3.Haklı Olma İhtiyacını Bırakın

Ego bir çok çatışma ve sürtüşmenin kaynağıdır,çünkü o sizi diğer insanları yanlış görme yönüne doğru iter.Düşman olduğunuzda, niyetin gücüyle olan bağlantınızı kaybedersiniz.Yaratıcı Ruh nazik,sevgi dolu,anlayışlı;öfkeden,kinden ve sertlikten uzaktır.Tartışmalarda ve ilişkilerinizde haklı olma ihtiyacını bırakmak egonuza onun kölesi olmadığınızı,iyiliği kucaklamak istediğinizi ve onun haklı olma isteğini reddettiğinizi söylemek gibidir.Aslında karşımızdaki insanın haklı olduğunu söyleyerek ona kendini daha iyi hissetme fırsatını veriyoruz ve bizi doğruya yönlendirdiği için ona teşekkür ediyoruz.

Haklı olma ihtiyacınızı salıverdiğiniz zaman,niyetinizle olan bağınızı güçlendirebiliyorsunuz. Ama şunu unutmayın ego azimli bir savaşçıdır.İnsanların haklı olma ihtiyacına bağlılıklarından dolayı muhteşem giden ilişkileri sona erdirdiklerini gördüm.Sizleri herhangi bir tartışmanın ortasında durup kendinize şu soruyu sorarak ego odaklı haklı olma ihtiyacını salıvermeye davet ediyorum : Ben haklı olmak mı istiyorum yoksa mutlu olmak mı ? Mutlu , sevgi dolu , ruhsal ruh halini seçtiğinizde niyetinizle bağlantınız güçlenir.Evrensel kaynak ,niyet ettiğiniz yaşamın yaratılmasında sizinle iş birliği içinde olacaktır.

4.Üstün Olma İhtiyacını Bırakın

Gerçek asalet başkasından iyi olmakla ilgili değildir.O,geçmişte olduğunuzdan daha iyi olmakla alakalıdır.Gezegende hiç kimsenin diğerinden daha iyi olmadığına dair daimi bir farkındalıkla sadece kendi gelişiminiz üzerine odaklanın.Hepimiz aynı yaratıcı yaşam gücünden gelmekteyiz.Amaçlanan özümüzü gerçekleştirmek gibi bir misyonumuz var;
Başkalarını görünüşleri,başarıları,sahip oldukları ve egonun diğer endeksleriyle değerlendirmeyin.Üstünlük duyguları yansıtırsanız alacağınız şey dargınlıklar ve düşmanca duygulardır.Bu duygular sizi niyetinizden uzaklaştıran araçlardır.Üstünlük her zaman karşılaştırma yapar.Başkasında görülen bir eksiklikle ortaya çıkar ve algılayabileceği her türlü eksikliği arama ve bunları göz önünde tutma eylemi ile devam eder.

5.Daha Fazlası Olma İhtiyacını Bırakın

Ne kadar çok şey başarsanız ya da elde etseniz de egonuz bunun yeterli olmadığını ısrar edecektir.Kendinizi daimi bir çabalama durumu içinde bulacaksınız ve amacına ulaşmış olma ihtimalini ortadan kaldıracaksınız.Aslında oraya vardınız bile ve şu anı nasıl kullanacağını seçmek sizin tercihiniz.İronik olarak daha fazlasına ihtiyaç olmayı bıraktığınızda istediklerinizden fazlasının hayatınıza geldiğini göreceksiniz.Ona olan ihtiyacınızdan kurtulduğunuza göre ,onu başkalarına iletmek daha kolaylaşacak , çünkü tatmin olmak ve huzurlu olmak için aslında ona çok ihtiyacınız olmadığını farkettiniz.

Evrensel kaynak kendisiyle barışıktır,sürekli genişler ve yaşam oluşturur,asla kendi bencil yollarıyla yaratımı engellemez.O yaratır ve bırakır.Egonun daha fazlası olma ihtiyacını salıverdikçe bu kaynakla daha çok bütünleşirsiniz.Yaratırsınız,kendinize çekersiniz ve bırakırsınız asla daha fazlasını talep etmezsiniz.Size sunulanların değerini bilen bir kimse olarak şu felsefeyi öğrenirsiniz :”Aldıklarımız vermedendir” .Bolluğun size ve sizin aracılığınızla akmasına izin vererek Kaynakla uyumlanıyor ve bu enerji akışının sürmesini garantilemiş oluyorsunuz.

6.Kendinizi Başarılarınız Temelinde Tanımlamayı Bırakın

Başarılarınızın ”sizi” yarattığını düşünüyorsanız bu oldukça zor bir kavram olarak karşınıza çıkabilir.
Başarılarınızdan övgü almaya ne kadar az ihtiyaç duyarsanız, o kadar çok niyetinizin yedi yüzüne bağlı kalırsınız, başarmak için daha özgür olursunuz ve daha çok kendiniz olarak ortaya çıkacaksınız. ne zaman ki kendinizi bu başarılara bağlarsınız ve sadece bu şeylerin tümünü yapmakta olduğunuza inanırsınız, o zaman kaynağınızın huzur ve değer bilirliğinden ayrılırsınız.

7.İtibarınızı Bırakın

İtibarınız sizde yerleşik değildir. O,diğerlerinin zihinlerinde bulunur. Bu nedenle, onun üzerinde hiç kontrolünüz yok. Eğer 30 insanla konuşursanız, 30 itibara sahip olursunuz. Kalbinizi dinleme ve kendinizi içsel sesinizin söylediklerine göre yönlendirme anlamına gelen niyete bağlanma, sizin buradaki amacınızdır. Eğer herkes tarafından nasıl algılanacağınızla çok fazla ilgiliyseniz, o zaman kendinizi niyetinizden koparmış ve başkalarının fikirlerinin size yol göstermesine izin vermiş olursunuz. Bu sizin egonuzun işidir. Kaynağınızla bağlantısız olduğunuzu ve amacınızın başkalarına ne kadar yetenekli ve üstün olduğunuzu kanıtlamak olduğunu göstermek ve enerjinizi diğer egolar arasında bir saygınlık kazanma olduğunu görmediğiniz sürece başaramayacağınız hiç bir şey yoktur.
Amaçta kalmaya devam edin, sonuca bağlı olmayın, ve içinizdekinin sorumluluğunu alın: karakterinizin.
Diğerlerinin gözünde itibarınızın ne olduğunu düşünmekten vazgeçin; bunun sizinle alakası yok.
Ya da Bir kitap başlığının dediği gibi:
Benim Hakkımda Düşündüğünüz Şeyden Bana ne

Üzerime Gelme Adem….

14333165_783910595084033_3571792932721186840_n1

Evden Çıkmana İzin Vermiyorum Diye Mi Bu Tavırlar…

14333165_783910595084033_3571792932721186840_n1

Yavrularını emziren geyiği gören Kanadalı sürücüler ne yapmış?

13244639_1107499065954183_6157822065563533720_n1

 

Yavrularını emziren geyiği gören Kanadalı sürücüler ne yapmış? Korna? Basıp geçmek?
Hayır yarım saat beklemişler…
Bunu da buraya bırakalım belki bi şeyler değişir…