10 Soruda Gustav Mahler

images[4]
.’Trajediyle uçarılığın bir arada olduğu’ besteleri, ancak 1950’lerden sonra anlaşılmış ve Mahler hak ettiği ilgiyi görmeye başlamıştı

1. Nasıl bİr aİlede büyüdü?
Gustav Mahler 1860 yılının 7 Temmuz günü, Bohemya’nın Kalischt köyünde doğar. Aile, Gustav’ın doğumundan hemen sonra, Almanca konuşulan İglau’ya taşınır. Baba Bernhard başarılı bir müteşebbis, anne Marie ise tam 14 çocuk doğuracak, çilekeş bir kadındır. Baba Bernhard, karısına karşı kaba tavırları ve otoritesiyle, küçük Gustav’ın üzerinde olumsuz etkiler bırakır.

2. Eserlerİne damga vuran bando müzİğİyle ne zaman tanıştı?
Çocukluğunun geçtiği İglau’daki askeri alayın bandosunun çaldığı marşların etkisi, Mahler’in sonraki yıllarda besteleyeceği senfonik eserlerde bariz biçimde görülecektir. İglau sokaklarından geçen bandoyu her duyuşunda, elindeki küçük akordiyonla evlerinden fırlayıp askerlerin arkasına takılan Gustav tüm askeri marşları daha o yıllarda ezberine alır.

3. Karİyer basamaklarını nasıl tırmandı?
Viyana Konservatuvarı’nda piyano ve şeflik eğitimi aldıktan sonra, o dönemde adet olduğu üzere, küçük opera orkestralarını yöneterek deneyim kazanma yoluna gider. 1880’den itibaren sırasıyla Hall, Laibach, Olmütz, Kassel operalarında çalışır. 1885-97 yılları arasında Prag, Leipzig Budapeşte, Hamburg gibi daha önemli operaları yönettikten sonra 37 yaşında, Brahms’ın desteğiyle Viyana Saray Operası’nın başına geçer.

4. Karİyerİnİn zİrvesİne hangİ şehİrde çıktı?
Viyana Operası’na önce orkestra şefi olarak giren Mahler kısa sürede tüm dizginleri eline alıp kurumda bir numaralı adam olur. Repertuvarı ve şancıları seçen, pek çok temsilde orkestrayı bizzat yöneten, rejisörlük yapan bu ‘inatçı Yahudi’ görevde kaldığı 10 yıl boyunca elde ettiği tüm başarılara rağmen, Viyana’nın had safhadaki antisemitik basını ve entelijansiyasına kendini kabul ettiremez. Mahler’in bu göreve gelebilmek için 10 yıl önce dininden vazgeçip Katolikliğe geçmiş olması bile kendisine duyulan tepkiyi dindirmez. Ama ırkçı yaklaşımlar bir yana, Mahler’in dâhi bir müzisyen olduğu ve Viyana Operası’nı rakipsiz konuma taşıdığı üzerinde herkes hemfikirdir.

5. Son yıllarını nasıl geçİrdİ?
1907 yılı, Mahler’in yaşamında dönüm noktasıdır. O yıl Viyana Operası’nın başından ayrılır, kızı Maria 5 yaşında difteriye kurban gider, kendisinin de ciddi bir kalp rahatsızlığı taşıdığı ortaya çıkar. Huzuru yeni dünyada bulma ümidiyle 1907 yılında New York’a taşınan Mahler burada önce Metropolitan Operası, ardından New York Filarmoni Orkestrası’nı yönetir. Viyana Operası’nda kendi elleriyle yarattığı kusursuz işleyen makineyi Met’e taşımasının -biraz da Toscanini faktörü yüzünden- olanaksız olduğunu görünce burayla ilişkisini kesip Filarmoni’ye yönelir. Ne var ki dört yıllık New York macerası, hastalığının ilerlemesiyle yarım kalır. Viyana’ya dönen Mahler 18 Mayıs 1911 tarihinde Löw Sanatoryumu’nda yaşama veda eder ve Grinzing Mezarlığı’na gömülür.

6. Freud Mahler’e neden terapİ uyguladı?
Yaşamının son 10 yılına damga vuran Alma Schindler’le 1901’de tanışıp bir yıl sonra evlenen Mahler karısına ‘evinin kadını’ olmasını şart koşar. Mahler’e boyun eğen Alma müzik eğitimini ve çok yetenekli olduğu şarkı besteciliğini bırakır. 1910 yılında genç mimar Walter Gropius’un Alma’ya âşık olmasıyla bunalıma giren Mahler çareyi Sigmund Freud’dan ‘ayaküstü terapi’ almakta bulur. Freud, Hollanda’nın Leiden kentinde (‘Leiden’in Türkçe karşılığının, Mahler’in müziğini anlatırken sıklıkla başvurulan ‘acı çekmek’ olması, kaderin cilvesi olarak da tanımlanır) buluştuğu Mahler’in ‘ödipus kompleksi’ne sahip olduğunu ortaya çıkarır. Mahler bunu, küçüklüğünde babasının kötü davrandığı annesine yönelik duyduğu düşkünlük olarak açıklar. Freud’a aktardığı bir çocukluk anısında, evdeki kavgalardan kurtulmak için kendini attığı sokakta rastladığı çalgıcının söylediği halk şarkılarının üzerinde derin izler bıraktığını söyler. Müzikbilimciler, Mahler’in müziğinin her anına sinmiş ‘trajediyle uçarılığın bir arada oluşu’nu bestecinin bu deneyimine bağlarlar.

7. Mahler eserlerİnİ ne zaman bestelerdİ?
Ailesini geçindirebilmek için, para getirmeyen bestecilik yerine orkestra şefliğine ağırlık veren Mahler’in, anıtsal senfonilerini hep yaz aylarında bestelediği için adı ‘yaz bestecisi’ne çıkar. Steinbach, Maiernigg ve Toblach’da bulunan sayfiye evlerinde daima küçük bir kulübe bulunur ve kendine ayırabildiği yaz mevsimleri boyunca bu kulübelere kapanıp devasa eserlerini yaratır.

8. Hangİ eserlerİ ne tür özellİkler taşır?
Sonuncusunu tamamlayamadığı 10 senfonisi birbirinden çok farklı dünyalara sahiptir. Herkesin favorisi olan ‘Titan’ başlıklı 1. Senfoni, kıyamet günündeki ‘diriliş’i tasvir eden 2. Senfoni, 100 dakikayı bulan süresiyle en uzun eseri olan 3. Senfoni, cenneti tasvir eden soprano solistiyle 4. Senfoni, Visconti’nin ‘Venedik’te Ölüm filminin baş aktörü sayılan meşhur ‘Adagietto’ bölümünü içeren 5. Senfoni, kaderin darbelerini simgeleyen çekiç vuruşlarına yer verdiği ‘Trajik’ lakaplı 6. Senfoni, tuhaf yapısından dolayı en anlaşılmaz bulunan 7. Senfoni, ilk icrası 1000 kişi tarafından yapıldığı için ‘Binler Senfonisi’ diye bilinen 8. Senfoni, yer yer kromatik diliyle İkinci Viyana Okulu’nu müjdeleyen 9. Senfoni… ‘Yeryüzü Şarkısı’ adlı şarkılı senfonisi, ‘Çocuğun Sihirli Av Borusu’, ‘Çocuk Ölümü Şarkıları’, ‘Bir Gezginin Şarkıları’ adlı vokal dizileri de bugün tutkuyla dinlenen eserleri arasında yer alır.

9. Hangİ bestecİden ne öğrendİ?
Deryck Cooke’a göre Mahler, Beethoven’in 9. Senfoni’sinden senfoniye koro ve vokal solistler yerleştirmeyi, Beethoven’in Pastoral Senfoni’si ve Berlioz’un ‘Fantastik Senfoni’sinden alışıldık dört bölümlü yerine gerekirse beş bölümlü senfoni yazmayı, Wagner’den ifade gücünü artırmak için orkestrayı genişletme özgürlüğünü, Wagner ve Bruckner’den güçlü tonlar elde edebilmek için bakır nefesli çalgılara ayrıcalıklı yer vermeyi öğrendi.

10. Eserlerİ neden uzun yıllar İlgİ görmedİ?
Mahler’in ciddi sanat müziğiyle sokağın müziğini, trajediyle askeri marşları, Bohemya halk danslarını, Çigan ve klezmer müziklerini birbirine son derece özgün biçimde doladığı devasa senfonileri, ne yaşadığı yıllarda ne de ölümünün ardından geçen 30 yıl içinde anlaşılabildi. Kitlelerin Mahler’in müziğini özellikle 1950’lerden itibaren keşfedip ona tutkuyla bağlanmasının en bariz nedenleri olarak, bu eserlerin, 20’nci yüzyılın türlü bunalım ve nevrozlarla malul insanının küçüklü büyüklü trajediler karşısında içine düştüğü çaresizlik ve acı çekişin, endüstri toplumlarının bireyleri ittiği yalnızlık, tekinsizlik, şüphecilik gibi duyguların kusursuz sanatsal dışavurumları olduğu gerçeği üzerinde durulur.

Hangi Sayıyı Görüyorsun?

87936131_3053669051344307_6707152587361091584_o[1]

“Performansın divası” olarak anılan Abramović’in “Akış/Flux” sergisi 26 Nisan’a kadar Sakıp Sabancı Müzesi’nde izleyicilerini ağırlayacak.

maxresdefault[2]

 

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM) ve Akbank Sanat, dünyaca ünlü performans sanatçısı Marina Abramović’in ve kendi kurduğu Marina Abramović Institute’ün (MAI) Türkiye’deki ilk sergisini açtı. “Performansın divası” olarak anılan Abramović’in “Akış/Flux” sergisi 26 Nisan’a kadar Sakıp Sabancı Müzesi’nde izleyicilerini ağırlayacak.
Serginin açılışında kısa bir konuşma yapan Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Nazan Ölçer şunları söyledi: “Bu sergide biz bildiğimiz her şeyi bir kenara bıraktık. Marina Abromovic’in sanatıyla, hayatıyla, performanslarıyla bildiğimiz her şeyi unuttuk. Bu sergide, bu kadar çağdaş sanattan söz edilen bu şehirde herkes için öğrenilecek şeyler var. Bu sergi için müzedeki her şeyi değiştirdik. Abromovich sergisi için müzemiz olağan düzenindeki gibi saat 10’da değil, 12’de açılacak. Her açılışta non-stop 8 saatlik performanslar sergilenecek. Ruhumuzla yüzleşmek, ruhumuzu dinlemek için Hindistan’a gitmeye gerek yok.”
‘Her seferinde farklı bir performans’
Marina Abramović de sanatçıların günde sekiz saat performans sergileyeceklerini belirterek, seyirci desteğinin önemine ve performansın farklılığına vurgu yaptı. Performansta 12 Türkiyeli sanatçının yer altığını ifade eden Abramović, “Her geldiğinizde performansta farklı bir şey görmelisiniz. Bu gösteri duvara asılan bir resim veya bir heykel gibi sabit değil. Sürekli değişken, dönüşken ve farklı bir gösteri” dedi.

Sergi; Abramović’in performanslarının dokümantasyonlarının yer aldığı kapsamlı bir retrospektifi, açık çağrıya cevap veren ve projeye davet edilen sanatçılarla MAI ortaklığında geliştirilen canlı performansları, sanatçının halka yönelik oluşturduğu egzersizlerin deneyimleneceği Marina Abramović Metodu bölümünü ve Akbank Sanat’ın bağlantılı olarak ev sahipliği yapacağı belgesel gösterimi ile video galeriyi kapsıyor.

Aslan Gibi Kadınsın…

84819615_2654120504700915_7889843317750366208_n[1]

Balıkçı Adem ile Yaren Leylek’in 6 yıllık dostluğu!

balikci-adem-ile-leylek-yaren-in-6-yillik-dostlugu-86008-59d5e842ef36a[1]
Uluabat Gölü kenarındaki Eskikaraağaç Köyü’nde yaşayan balıkçı ile leyleğin 6 yıldır süren dostluğu ilgi çekiyor. Her sabah balıkçının kayığına konan leylek, payına düşen balıkları alıp yavrularının yanına gidiyor.

Bursa’nın Uluabat Gölü kenarındaki Eskikaraağaç Köyü’nde yaşayan balıkçı ile leyleğin 6 yıldır süren dostluğu görenleri şaşırtıyor.
İlkbaharda, Avrupa Leylek Köyleri Birliğine üye Bursa’nın Karacabey ilçesi Eskikarağaç Köyü’ne gelen leylek, burada yaşayan 64 yaşındaki balıkçı Adem Yılmaz’ı nerede olursa olsun buluyor. Leylek, göle açılan balıkçının kayığına konarak onun ikram ettiği balıkları havada kapıyor.
Leylek ile kurduğu iletişim ilgi çeken Adem Yılmaz, yaklaşık 10 yıldır Uluabat Gölü’nde balıkçılık yaptığını söyledi.
6 yıl önce göle ağları bıraktığında kayığına bir leylek konduğunu anlatan Adem Yılmaz, “Leyleği görünce şaşırdım. Çünkü daha önce leylekler kayıklara hiç konmuyordu. Karnının aç olduğunu hissettim ve balıkları ağlardan çıkarıp leyleğe atmaya başladım. Sonra leylek her sabah kayığıma gelmeye başladı.” dedi.
Leyleklerin yılın belli dönemlerinde Eskikaraağaç’a gelerek yuva yaptığını ve burada yavruladığını belirten Yılmaz, adını “Yaren” koyduğu leyleğin Eskikaraağaç’a geldiği zaman nerede olursa olsun kendisini bulduğunu dile getirerek, şunları söyledi:
“Yaren, buraya geldiği zaman ben 10 kilometre açıkta olsam bile beni buluyor. Beni tanıyor yani. Diğer kayıklara binmiyor, sadece benim kayığıma biniyor. Burada 50-60 civarında leylek yuvası var. Diğer leyleklerin hiçbiri kayıklara binmiyor. Leylek sadece benim kayığıma geliyor. Her yıl geldiğinde leyleği tanıyorum. Aramızda samimiyet ve sevgi var. O beni, ben de onu tanıyorum. Nerede olursam olayım beni bulur.”
“Başkalarından ürküyor”
Leyleğin kendini sevdirmediğini ve ona çok yaklaştığında kaçtığını vurgulayan Yılmaz, “Yarım metre yaklaştığım zaman kendini geri çekiyor ve uçarak uzaklaşıyor. Ürktüğü için uçuyor, tekrar yine kayığa konuyor.” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, leyleklerin Eskikaraağaç’a geldiği zaman yuvalarını hazırladığını ve sonra yumurtlama dönemine geçtiğini aktararak, şöyle devam etti:
“Belli bir süre yavrular yumurtadan çıkıyor ve leylekler de yavrularını beslemek zorunda olduğu için yiyecek arayışına giriyor. Bu leylek de bana alışkın olduğu için sabahları göle açıldığımda gelip kayığıma konuyor ve 30-40 balık yiyor. Sonra da gidip yavrularını doyuruyor. Daha sonra tekrar kayığa gelip bir daha balık yiyor. Tekrar ona balık atıyorum, onları da yiyor. Burada 4-5 ay duruyorlar. Gidene kadar leylek hep benim yanımda. Nerede olursam olayım beni ve kayığımı tanıyor. Aramızdaki dostluk 6 yıldır sürüyor. Gölün ortasında bile olsam gelip kayığıma konuyor. Başkalarından ürküyor hayvan, bir tek bana alışkın. Leylek sevimli ve evcil bir hayvan. Hisli bir hayvan. Ben çok seviyorum. ‘Yaren’ dediğim zaman bana bakıyor.”
“Her göç döneminde yolunu gözlüyorum”
Her göç döneminde Yaren’in yolunu gözlediğini dile getiren Yılmaz, şunları anlattı:
“Alıştık birbirimize. Maalesef bir aya kadar Afrika tarafına göç edecekler. Gidecekleri için üzülüyorum. Göç ettikten sonra da gelmesi için sürekli onu bekliyorum. Balık sezonu zamanı leyleğin gelme zamanı. Ankara’ya bir akrabamı ziyarete gitmiştim. Orada havada leylekleri gördüm. ‘İçlerinde acaba benim leyleğim de var mı?’ diye düşündüm. O derece bekliyorum gelmesini. Leyleğin dört yavrusu oldu bu sene. Yavruları büyüdü, uçmaya başladı. Yavruları şu anda gelmiyor. Belki biraz daha büyüdükten sonra onlar da gelebilir gölün kenarına.”

Kaynak: bursaport

Japonca’da Doğduğun Günün Anlamı Ne?

82338088_10157321817529608_6329927203186278400_n[1]

Moskova Metrosunda Gezmeli…

Gördüğün İlk Üç Kelime 2020 de Senin Olsun…

80486416_2572631169516516_5498250324399357952_n[1]

UĞRUNA ŞİİRLER YAZILAN VALİ NİN KIZI LAVİNYA

80132465_1434446463396251_3727895260601253888_n[1]
GERÇEK ADI İSE MEVHİBE MEZİYET BEYAT
Özdemir Asaf’ın Lavinia şiirini bilmeyen yoktur. ‘Adını gizleyeceğim sen de bilme Lavinia’ dizeleriyle gönüllerde yer eden bu şiire ilham olan bu gizli kadını hiç merek ettiniz mi? Bu şiirin ortaya çıkış hikayesini irdeleyince içinden muazzam bir aşk hikayesi çıktı.
Rivayete göre; Özdemir Asaf şiiri okurken aşık olduğu kız da salondadır ve şiirin okunma esnasında salondan ayrılır.Özdemir bu duruma hayli içlenir ve asla
duygularını aşikar etmez.
PEKİ KİMDİR BU LAVİNYA ??
Uğruna şiir yazılan bu kadın Mevhibe Meziyet Beyat’tır. Peki kimdir bu unutulmaz şiire ilham veren kadın. Gelin birlikte tanıyalım;
2 Mayıs 1925’te İstanbul’da doğmuş hepimizin Lavinia diye tanıdığı Mevhibe Beyat. Eski bir valinin kızı olan Beyat, Güzel Sanatlar Akademisini bitirdikten sonra resim öğretmenliği ve stilistlik yapmış. O kadar güzel bir kadınmış ki bu sebebten bir çok erkeğin kalbini yakmış.
Ve bunun üzerine bizim ünlü Lavinia’mız oyuncu Öztürk Serengil’le evlenir. Fakat bu evlilik de uzun sürmez.
Mevhibe’nin en yakın arkadaşı Melda Kaptana onun için şöyle söylemiş;
“Öylesine özel ve farklı bir kadındı ki, kitap yazsanız yetmez.”
ve şöyle sorulmuş:
Niçin bütün erkekler âşık oluyordu Mevhibe Beyat”a; sırf güzelliği, albenisi yüzünden mi?
Cevap şu olmuş: “Korkunç bir sezgi gücü vardı Mevhibe”nin.
Yüzünüze bakar bakmaz, sizi tanır, anlar, ruhunuzun en derin köşelerine kadar kavrardı. Küçücük bir bakıştan, mimikten, jestten tüm karakter haritanızı çıkarabilirdi. Özdemir Asaf bu yüzden ona “Öldürmekten daha beter anlıyorsun insanı” demişti. Çok keskin gözleri vardı.
Ben Bir Bizans Bahçesinde Büyüdüm adlı anı kitabının bir yerinde İlhan Selçuk’a 14 Şubat Sevgililer Günü yazısı yazdıran Lavinia ona uzaktan uzağa aşık olan Oktay Akbal’ın bir hikayesindeki Hisya’ydı aynı zamanda. Laleli’de Harikzadegan Apartmanları’nın kapısında buluşup konuşan delikanlıların Violetta’sıydı.
O sıralarda ünlü olan bir tangonun adıydı bu ve delikanlılar, Mevhibe onlara gülümseyerek geçerken ıslıkla bu melodiyi çalardı.
Mevhibe Beyat, Güzel Sanatlar Akademisi”nde okurken mimar arkadaşları ona Gilda diye seslenirdi. Rita Hayworth”un o yıllarda büyük beğeni kazanan “Gilda” filminden mülhem… Kızılkahve rengi, iri dalgalı, parlak ve çok güzel saçları vardı. Adalet Cimcoz da Marilyn Monroe”ya benzettiği için onu “Marlin” diye çağırırdı. Güzelliğini hiç önemsemezdi. Zaten insan sıcaklığı, insanlara anlayarak yaklaşması ve sezgisi, güzelliğinin üstündeydi.”
İşte Özdemir Asaf’ın ünlü Lavinia şiiri;
Sana gitme demeyeceğim. Üşüyorsun ceketimi al. Günün en güzel saatleri bunlar. Yanımda kal.
Sana gitme demeyeceğim. Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim, İncinirsin.
Sana gitme demeyeceğim, Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim Sen de bilme, Lavinia.
Mevhibe Hanım belki bu şiirin hiç bir zaman bu şiirin kendisine yazıldığından haberi olmadı. Ama bütün aşıkların yüreğinde çok büyük yer edinen bu şiir sonsuza dek ‘adı gizlenen Lavinia’lara adandı…

Kaynak: Sanata Dair Her Şey

Mimar Sinan‘ın unutulmayan eserlerinde gizlenmiş “BAYKUŞ FİGÜRLERİ”nden birkaçı ve baykuşun hikayesi

 

Mimar Sinan‘ın unutulmayan eserlerinde gizlenmiş “BAYKUŞ FİGÜRLERİ”nden birkaçı ve baykuşun hikayesi
1-Selimiye Camii,
2-Süleymaniye Camii,
3-Mihrimah Sultan Camii,
4-Mimar Sinan Üniversitesi’nin logosu.
Baykuşlar Yunan kültüründe bilgeliğin, eski Mısır’da ise uygarlığın temsilcisiydi.
Dünya tarihindeki birçok kültür ve uygarlıkta farklı anlamları olan baykuşun Anadolu’da ise ölüm habercisi ve uğursuzluk sembolü olduğuna inanılırdı.Oysa baykuşlar sadece eskiden ağır hasta olan evlerde ışıklar genelde sabaha kadar yandığından o evlere ya da ışık alabildikleri elektrik direklerinin yakınlarındaki hanelere konar ve böylece ışıkta avlayabileceği hayvanlar hareketli olduğundan daha net görürdü.Ama evdeki hasta öldüğü zaman da ihale ona kalırdı. “Baykuş kondu, baykuş öttü ondan oldu, ondan öldü” vs vs… İnançlar, hurafeler hep böyle neden aramalar, hayaller ve yakıştırmalar üzerine çıkmamış mıdır zaten?Mimar Sinan, eserlerinde bilgeliğinden mi, sevdiğinden mi yoksa Yunan mitolojisindeki sanat, akıl, barış ve savaş tanrıçası Athena gibi dünyaya indiği zamanlar ölümlülere baykuş olarak görünmek istediğinden mi bilinmez, baykuş formlarını hep işlemiş; bizlere de eserlerindeki bu akılalmaz incelikleri hayranlık ve saygıyla selamlamak kalmıştır.

Kaynak: Sanata Dair Her Şey

Aralık Ayı Sevme Zamanı…

thumbnail[2]

El Vedud esması Allah’ın isimlerinden “Sevmeye, sevilmeye ve sevgiye layık olan ve çıkarsız ve karşılık beklemeksizin mahlukatın arasına sevgi ve barış ihsan eyleyen…”
Aşk ile sevgiyle karşımıza bizi özgürleştirmek adına çıkabilecek tüm zorlukları aşarak uğruna çalıştığımız hedeflerimize kolaylıkla ulaşalım…

Özellikleri ve bazı faydaları:
EL-VEDUD ismininin tesiri çok fazladır. Bu ismi, usulüne uygun olarak zikreden kimsenin gönlu nurla dolar, kalbi genişler ve ferahlar.
Bir yiyecek üzerine (1000) defa okuyup eşiyle birlikte yiyenlerin eşlerine olan sevgileri artar.
Günde(20) kere okuyan kimse, halk arasında fazlasıyla teveccüh ve ilgi görür. Sevilip sayılır, sözüne önem verilir

Çok yakın arkadaşlarım olan Aslı ve Murat çiftinden almak isteyenler için iletişim bilgilerini paylaşıyorum.

http://www.instagram.com/agdsign.tr
http://www.facebook.com/agdsign2009
wattsapp sipariş hattımız: 05412422324

 

 

Ocak 2019 Programı…

OCAK 2020 d

Kasım Yeni Ayında ” El Fettah” Kolye ve Bileklikler Sizin İçin…

47580776_1924636954318014_8512277335565664256_n1[1]

Ya Fettah Kolye ve Bileklikler
Allah’ın isimlerinden “Ya Fettah” Kullarına rahmet kanadını açan ve her türlü müşküllerini çözüp kolaylaştıran manasına gelir. Her türlü sıkıntıyı gideren rahmet, rızık kapısı açan odur. Kapıları açıp yardım eden, zafer ve fetih lütfeden gibi manalara gelir.

Not: Ya Fettah kolye ve bileklikleri Murat ve Aslı çiftinden almak isteyenler için iletişim adresini paylaşıyorum…

Ana Sayfa


http://www.instagram.com/agdsign.tr
http://www.facebook.com/agdsign2009
wattsapp sipariş hattımız: 05412422324

Öksürük İçin…

75361064_474455680086682_6752206454993715200_n[1]

Bu Dolunay El Vedud Takmak İçin Harika…

El Vedud Reklam (13.09.2019) (1)

 

14 Ekim 2019 DOLUNAYI…
Burçların ilki Koç Burcu’nda dolunay hedefler koyup, bunlara uygun planlar yapmak için fevkalade uygun ortamı sağlıyor.
El Vedud esması Allah’ın isimlerinden “Sevmeye, sevilmeye ve sevgiye layık olan ve çıkarsız ve karşılık beklemeksizin mahlukatın arasına sevgi ve barış ihsan eyleyen…”
Aşk ile sevgiyle karşımıza bizi özgürleştirmek adına çıkabilecek tüm zorlukları aşarak uğruna çalıştığımız hedeflerimize kolaylıkla ulaşalım…

Çok yakın arkadaşlarım olan Aslı ve Murat çiftinden almak isteyenler için iletişim bilgilerini paylaşıyorum.

Beauty Shop Home


http://www.instagram.com/agdsign.tr
http://www.facebook.com/agdsign2009
wattsapp sipariş hattımız: 05412422324