Arşivler

Bitlis’teki Köy Çocuklarının ‘Bisikletli’ Kütüphanecisi Hakan Yücel ile Tanışın!

Bitlis  Halk Kütüphanesi Müdür Vekili Yücel, bisikletinin arkasına monte ettirdiği çantasındaki kitapları, okuma alışkanlığı kazanmalarını sağlamak için köyde yaşayan çocuklara götürüyor.

Çok zor şartlarda bu güzel işi yapan Yücel motivasyon kaynağını “Çocukların yüzündeki sevinç bana enerji veriyor. Pedalları daha güçlü çeviriyorum” diye açıklıyor.

Bitlis Halk Kütüphanesi Müdür Vekili Hakan Yücel, bisikletiyle köyleri dolaşarak çocuklara kitap dağıtıyor.

[youtube

Kimi zaman karla kaplı yollarda, soğuk havaya rağmen pedal çeviren Yücel, toplam 5 bin kitabı köylerde yaşayan çocuklarla buluşturmayı hedefliyor.

Kimi zaman karla kaplı yollarda, soğuk havaya rağmen pedal çeviren Yücel, toplam 5 bin kitabı köylerde yaşayan çocuklarla buluşturmayı hedefliyor.

 

İlk etapta çocuklara 100 kitap verdiğini belirten Yücel: “Yolda gördüğüm çocuklara da kitap hediye ediyorum” diyor.

İlk etapta çocuklara 100 kitap verdiğini belirten Yücel: "Yolda gördüğüm çocuklara da kitap hediye ediyorum" diyor.

‘Çocukların yüzündeki sevinç bana enerji veriyor. Pedalları daha güçlü çeviriyorum.’

'Çocukların yüzündeki sevinç bana enerji veriyor. Pedalları daha güçlü çeviriyorum.'

‘Bitlis’te bu yıl kış çetin geçti. Bazı köylerde hala kar var. Bu yüzden köyün girişinde bisikletten inerek, yaya olarak kitapları götürüyorum.’

'Bitlis'te bu yıl kış çetin geçti. Bazı köylerde hala kar var. Bu yüzden köyün girişinde bisikletten inerek, yaya olarak kitapları götürüyorum.'

Yücel ayrıca, “Eşekli Kütüphaneci” olarak bilinen Mustafa Güzelgöz’den ilham alarak bu çalışmayı gerçekleştirdiğini ifade ediyor.

Yücel ayrıca, "Eşekli Kütüphaneci" olarak bilinen Mustafa Güzelgöz'den ilham alarak bu çalışmayı gerçekleştirdiğini ifade ediyor.

şöyle devam ediyor:

“Bundan sonra da inşallah devamını getireceğim. Türkiye’de okuma oranı bu kadar düşükken, elimizden gelen tüm çabayı göstererek öğrencilere okuma alışkanlığı kazandırmalıyız. Herkesin taşın altına elini koyması gerekiyor. Bu iş için elimizi taşın altına koyduk. Kitaplarımızı çocuklarımıza hediye ettik. Vatandaşlarımızdan kütüphanemize kitap bağışlamasını rica ediyorum. Bağışlanan kitapları köy okullarına götüreceğim.”

Bitlis'teki Köy Çocuklarının 'Bisikletli' Kütüphanecisi Hakan Yücel ile Tanışın!

Köylerinde kitap okumanın mutluluğunu yaşayan çocuklar ise Yücel’e teşekkür ediyor. 😍

Köylerinde kitap okumanın mutluluğunu yaşayan çocuklar ise Yücel'e teşekkür ediyor. 😍

Köylerinde kitap okumanın mutluluğunu yaşayan çocuklar ise Yücel'e teşekkür ediyor. 😍

 

alıntı

Yeni Zelanda’da Maoriler tarafından kutsal sayılan Whanganui Nehri‘ne hukuki statü verilmesinin ardından benzer bir karar da Hindistan Yargısı’ndan geldi.

ganj-3[1]

 

 

Yeni Zelanda’da Maoriler tarafından kutsal sayılan Whanganui Nehri‘ne hukuki statü verilmesinin ardından benzer bir karar da Hindistan Yargısı’ndan geldi. Hindistan’ın Büyük Ganj ve Yamuna nehirleri de mahkeme kararı ile canlı varlık olarak kabul edilip hukuki statü kazandı.

Democracy Now’ın Yamuna Networks’ten alıntılayarak verdiği habere göre Büyük Ganj ve Yamuna nehirleri de insana atfedilen her hukuki hakka sahip olacak ve mahkemelerce aynı statüde değerlendirilecek.
Ganj Nehri, Hindistan’da yaşayan 1 milyarı aşkın insan tarafından kutsal kabul ediliyor. Karar, Kuzey Hindistan’ın  Uttarakhand eyaleti mahkemesi tarafından verildi.

Mahkeme kararını veren hakimler Rajeev Sharma ve Alok Singh Ganj ve Yamuna’nın kutsal sayıldıklarının altını çizerken, nehirlerin de insanlar gibi yasal ve yaşayan varlıklar olduğuınu, aynı insanların olduğu gibi onların da benzer haklara sahip olduklarını belirttiler.
Ekolojistler Yeni Zelanda’nın Whanganui Nehri’nden sonra Ganj ve Yamuna nehirlerinin de hukuki statüye kavuşmasından oldukça mutlu. Bu kararın ardından nehirlerdeki kirliliğin artmasının ve insan kaynaklı zararların önüne geçilebileceği düşünülüyor.

Kaynak: Yeşil gazete.org

Oturma Şekliniz Karakteriniz Hakkında İpucu Veriyor

sitting[1]

 

 

Vücut dilinden bir insan hakkında çok şey öğrenebilirsiniz. Yorgun, mutlu veya gergin olup olmadıklarını insanların vücut dillerinden anlayabilirsiniz. Ancak oturuş tarzı insanlar hakkında direk olarak bilgi vermez. Sadece işaretleri düzgün şekilde yorumlamak gerekir.
Hepimiz rahat hissettiğimiz şekilde otururuz. Aslında seçim meselesi değildir. Alışkanlıktır ve o şekilde oturmaya alışmışızdır.
Peki oturma şeklinizin karakteriniz hakkında bilgi verdiğini biliyor muydunuz? Hemen en bilinen beş oturma şeklini ve ne anlama geldiklerini öğrenin. Muhtemelen siz de bu beş oturuş şeklinden birini kullanıyorsunuzdur.

Pozisyon A
Böyle oturan insanlar yaratıcı ve karizmatiktirler. Genelde mutludurlar ve bir an olsun sıkılmazlar. Sorunlara yaklaşım tarzları ile hemen çözüme ulaşırlar. Akıllarına geleni hemen söylerler. Konuşması kolay insanlardır.
Pozisyon B
Bu şekilde oturanlar hayalcidir. Hayal güçleri kuvvetlidir ve hayalleriyle yaşarlar. Bu kişiler arkadaşları ve iş arkadaşları arasında çok samimi olarak görünürler. Maceracıdırlar, seyahat etmeyi severler ve yeni arkadaşlıklara açıktırlar. Değişiklik yapmak için yeni yılı beklemezler. Akıllarına gelen fikri hemen uygularlar. Bu tür kişiler yaşadıkları şehri, eşlerini veya işlerini hızlıca değiştirebilirler. Aynı yerde uzun süre bulunmaktan sıkılırlar.
Pozisyon C
Böyle oturan kişiler konsantre olmakta güçlük çekerler. İnsanların kaos olarak gördükleri şey onlar için hayatın normal bir olayıdır. Kendilerine has tarzları vardır. Rahatlarına düşkündürler ve canlarının kıymetini bilirler.
Pozisyon D
Bu pozisyonda oturanlar dakik, zeki ve iyi davranışlara sahiptir. Kişiler düşüncelerini ve duygularını kendilerine saklarlar. Her şeyi herkesle paylaşmayı sevmezler. İnsanlarla yüzleşmekten korkmazlar. Ancak doğruları savunmak isterken kırıcı olabilirler.
Pozisyon E
Bu tür insanlar genelde kariyerlerine odaklanırlar ve hayatın amacını para kazanmak olarak görürler. Aile kurmak için acele etmezler. İdealleri yüksektir ve gerçekleştirmek için olağanüstü şeyler yaparlar.
Oturma şeklimizin karakterimiz hakkında verdiği bilgiler gerçekten inanılmaz. Muhtemelen siz de en az birinde kendinize dair şeyler bulmuşsunuzdur. Arkadaşlarınızla paylaşmayı unutmayın.

Kaynak: newsletter

Ahtapot Inky kapatıldığı akvaryumdan kaçtı, mazgallara kadar süründü: Şimdi okyanusta ve özgür!

Ahtapot Inky, gelmiş geçmiş en cesur, en becerikli ve en maceraperest ahtapot. Kayıp Balık Dori’nin arkadaşı ahtapot Hank’in hayallerini gerçekleştiren Inky, çılgınca bir maceranın sonunda yeniden okyanuslarda ve tamamen özgür!

ahtapot[1]

Yeni Zelanda’daki Milli Akvaryum yetkilileri, ahtapotun akvaryumunda olmadığını fark ettiğinde artık çok geçti. Inky, arkasında dünyanın en heyecan verici macerasının izlerini bırakarak çoktan okyanusa ulaşmıştı bile!
Inky’nin özgürlük macerasının tüm adımları, ardında bıraktığı izlerle takip edilebilmiş.
Her şey akvaryumu temizleyen görevlililerin kapağı açık unutmasıyla başlamış.

Akvaryumun tepesindeki açıklığı fark eden Inky, yukarı doğru tırmanmış, kendini akvaryumun dışına çıkarmayı başarmış. Ardından yere kadar inmiş ve sürünerek mazgallara doğru ilerlemiş. Yaklaşık 15 cm genişliğindeki mazgallara geldiğinde, Inky biraz duraklamış, birazcık oyalanmış ama çok da vakit kaybetmeden kendini mazgallara, kanalizasyona, oradan Büyük Okyanusa  bırakmış!
Yeni Zelanda Milli Akvaryumu yetkililerinden Rob Yarrall, ahtapot Inky’nin vücut büyüklüğünün futbol topu kadar olduğunu ancak ahtapotların bedenlerinin son derece esnek olması sayesinde kolayca kıvrılarak her yüzeyde ilerleyebildiğini söylüyor.
Ahtapotlar firarda!
Inky’nin esaretten kurtulup özgürlüğüne kavuşması haberi, Hayvanlara Adalet (Animal Justice) adlı hayvan hakları örgütünün paylaşımıyla yaygınlaştı. Hayvanseverler bir hayvan  daha akvaryum, tema parkı ve su parkı esaretinden kurtulduğu için sevinçli.
Inky’nin kaçışı, hayvanların doğal yaşam alanlarına karşı duydukları içgüdüsel yönelimin en önemli kanıtı olarak görülüyor.

ahtapot3[1]

Inky’nin firarına ilham veren başka ahtapot özgürlüğü mücadeleleri de var. 2009 yılında, ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki Santa Monica Pier Akvaryumundaki bir ahtapot da su vanasını açmış, tankın taşmasını sağlamış ve akvaryumda su baskınına neden olmuştu.
Hayvanlar esaret koşullarını kabullenmiyor
Inky 2014 yılından bu yana Milli Akvaryum’da tutuluyordu. Yakalandığında vücudunda çizikler oluşmuş, kolları yaralanmıştı.
Ahtapot uzmanı Jennifer Mather, ahtapotların inanılmaz zeki olduklarını, esaret koşullarına yaşamayı kesinlikle kabullenemediklerini söylüyor.
Ahtapot Inky’nin kurtuluş mücadelesi, hayvanların doğal yaşam alanlarında, engin denizlerde, okyanuslarda, yaban hayatında yaşamaları gerektiğini,   zorla kapatılıp, eğlence sektörü için esaret altında çalıştırılmalarına karşı çıkmamız gerektiğini bir kez daha gösteriyor.
Yolun açık olsun Inky, cesaretin yolumuzu aydınlatıyor!

Kaynak: Kırmızı tilki

Bahar Aylarında Sevdiklerinize Yaşam Çiçekleri, Hayat Ağacı, Reiki Sembollerini Kolye, Yüzük ve Küpe Formlarında Hediye Edin… İletişim Tuba Küçükaksu 0542 578 87 00

 

Reiki masterlığımı aldığım, meditasyon ve birlik bilinci gibi seminerlerine katıldığım Tuba Küçükaksu’ya sevgim de saygım da çok büyük…
Hocam yeni yılda çok güzel fırsatlar sunuyor eee bana da bunu duyurmak düşüyor.
Yaşam çiçeği figürünü çeşitli boy ve formlarda kolye, küpe ve yüzük seçenekleriyle bulabilirsiniz.
Reiki sembollerini, hayat ağacını, çakraları, melek kanatlarını ve daha neler neleri takı olarak bulabilirsiniz.

Ürünleri ” http://www.birlikbilinci.com/aktuel/mystic-shop”  linkinden daha detaylı inceleyebilirsiniz. Ürünler el yapımı, 925 ayar has gümüş ve sınırlı sayıdadır…
İletişim için Tuba Küçükaksu 0542 578 87 00’yi arayabilirsiniz…
Ben her seminerimde yaşam çiçeği yüzüğümü takıyorum ve çok sevdiğim bir arkadaşıma da yaşam çiçeği kolye ucu hediye ettim. Gerçekten çok güzeller tam yılbaşı hediyelik. Bu fırsatı kaçırmayın…
Sağlıcakla,
Anette İnselberg

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

images[3]
1857 yılında ABD’nin New York kentinde konfeksiyon ve tekstil fabrikalarında çalışan 40.000 işçinin insanlık dışı çalışma koşullarına ve düşük ücrete karşı başlattığı grev, polisin saldırısıyla kanlı bitti. Saldırı sırasında çıkan yangında çoğu kadın 129 işçi can verdi. 1910 yılında Danimarka’nın Kopenhag kentinde toplanan 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında, Almanya Sosyal Demokrat Parti önderlerinden Clara Zetkin, bu yangında yaşamını yitiren 129 kadın işçi anısına 8 Mart gününün Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önerdi. Kadın hakları hareketini, özellikle oy hakkını onurlandırmayı amaçlayan Kadınlar Günü önerisi oy birliği ile kabul edildi. 1975 yılında Dünya Kadınlar Yılı’nı ilan eden Birleşmiş Milletler Örgütü, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın tüm kadınlar için Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı. Kadınlara eşit hakların verilmesinin Dünya barışını güçlendireceği kabul edildi. Böylece 8 Mart, dünyada kadınların yüzyıldır yürüttüğü özgürleşme mücadelesinin kutlandığı ve kadınların güncel taleplerinin ifade edildiği bir gün haline geldi.

İnanılmaz Kaşık Yüz Masajını Keşfedin –

Bu yüz masajı için istikrarlı olmak gerekli olsa da, sonuçlar da cildinizin türüne bağlıdır, bu nedenle bazı insanlar değişiklikleri diğerlerinden daha önce fark edecektir.

Birçok kadın yaşlanma belirtilerinin başlangıcını geciktirmenin yollarını arıyor. Her ne kadar herkesin yaşaması gereken biyolojik bir süreç olsa da, bunu önlemek ve daha genç görünmeyi sürdürmek arzusu hemen hemen herkeste vardır.

İçimizin rahat olması için, cildin esnekliğini korumaya ve cildin oluşturduğu maddelerin üretimini artırmaya yardımcı olan belirli alışkanlıklar ve tedaviler bulunduğu gösterildi.

Güneş kremi kullanılması, antioksidanlar açısından zengin bir diyet yapmak ve iyi bir güzellik rutini tutmak, cildi iyi durumda tutan faktörlerden bazılarıdır.

Buna ek olarak, sıkı ve genç bir görünüm sağlamanıza yardımcı olacak bazı yüz ürünleri ve teknikleri de düşünebilirsiniz.

Bu tür önlemleri ne kadar erken uygularsanız, kırışıklıkları, lekeleri ve kusurları önleme olasılığınız o kadar yüksek olur.

Birçok insanın profesyonel prosedürleri göze alamayacağını biliyoruz, bu nedenle bu yazıda cildinizi canlandırmak için kolay ve ucuz bir yöntem paylaşmak istiyoruz:

Yaşlanma belirtilerinin erken oluşmasını önlemek için yüzün belirli bölümlerine odaklanan kaşık yüz masajı.

Alman makyaj sanatçısı René Koch tarafından önerilen bu uygulama, dünya genelinde binlerce kadının güzellik rutininin bir parçası haline geldi. Daha fazlasını keşfedin!

Kaşık yüz masajının faydaları nelerdir?

goze-kasik

Kaşık masajı cildi sıkılaştırmak ve parlatmak için doğal bir terapidir. Başlıca avantajı evde yapabileceğiniz bir şey olması ve herhangi bir yatırım yapmanızın gerekmemesi.

Bu tedavinin birçok faydası arasında:

  • Dokularda tutulmuş sıvıların giderilmesi
  • Koyu halkaların ve gözaltı torbalarının azaltılması
  • Toksinlerin yok edilmesi
  • Dolaşımın uyarılması
  • Yüzde daha fazla esneklik ve sıkılık
  • Kırışıklıkların ve ince çizgilerin önlenmesi ve azaltılması
  • Yüz yapısının restorasyonu
  • İltihaplanmanın azalması

 

Kaşık masajını nasıl uygularsınız?

koyu-halkalar

Kaşık yüz masajı yapmak çok kolaydır ve genellikle günde 10 dakikadan fazla sürmez. İlk sonuç, yaklaşık 12 gün düzenli kullanımdan sonra görülür, ancak bu cildin türüne de bağlıdır.

Malzemeler

  • İki kaşık
  • Tuvalet ispirtosu (gerekli olduğu kadar)
  • 1 su bardağı soğuk su (200 ml)
  • Buz küpleri
  • 1 fincan zeytinyağı (224 g)

Yapılışı

  • Kaşıkları biraz tuvalet ispirtosu ile dezenfekte edin ve buzlu bir bardak suya batırın.
  • Kaşıkların soğumasını beklerken, kozmetik ürünlerin izlerini ortadan kaldırmaya özen göstererek yüzünüzdeki her makyajı çıkarın.
  • Kaşıklar soğuduğunda, üst göz kapaklarınıza koyun ve onları yaklaşık 15 saniye tutun.
  • Kaşıkları tekrar soğutun ve bu adımı beş kez tekrarlayın.
  • Şişmiş gözleri ve koyu halkaları tedavi etmek için aynı işlemi alt göz kapaklarınızla tekrarlayın.

Masajın ilk kısmını bitirdikten sonra, sıcak zeytinyağı içeren bir kapta cildiniz için rahat bir sıcaklıkta bekletin.

Onları birkaç saniye ıslatın ve yüzünüzün ana çizgilerine masaj yapmaya devam edin:

  • Burnun üstünden şakaklara ve saç çizgilerine kadar
  • Göz kapaklarınız boyunca iç köşeden dış köşeye kadar daire hareketleri
  • Yanaklarınızın üstüne, T bölgenize ve burnunuzun her iki yanına
  • Çeneden yukarıya doğru
  • Boynunuzun dibinden çeneye kadar

 

Bu yüz masajı için ipuçları…

gozler

Bu hareketleri, kaşıkla alan başına 5 ila 10 kez tekrarlayın. En iyi etki için kaşığın güzel yağlanmış olması gerekir.

Tedaviden sonra 5 dakika bekleyin ve cildinizi ılık su ile durulayın.

İdeal olarak, bahsettiğimiz her bölgeye 1-2 dakika masaj yaparak geçireceksiniz. Ancak, ilk başta bunu daha az zamanda yapabilir ve daha sonra yavaş yavaş artırabilirsiniz.

Bu yüz masajı, günün her saatinde, her gün yapılabilir. Bununla birlikte, en iyi sonuçları elde etmek için, uyumadan önce yapmanızı öneririz.

Faydalarının cilt türünden cilt türüne, yaşınıza ve günlük alışkanlıklarınıza göre değişeceğini unutmamak önemlidir.

Bu nedenle, bazı kişiler büyük olasılıkla sadece birkaç gün içinde sonuçlarını görecektir, ancak başkaları için bu biraz daha uzun sürebilir.

Kaynak: Sağlığa Bir Adım

Ay Suyu Hazırlama… Yeniayda…

moon-water-splash-by-nasa1

 

 

Büyüyen Ay sürecinde, (Yeniayda…)

Renksiz cam bir şişeyi tepesinde az boşluk bırakarak içme suyuyla doldur.

Üstüne ya da altına, Ay Işığı yazılı bir kağıt yapıştır. (Yazı şişenin içine dönük olsun)

Şişeyi, dışarıya, ay ışığını en çok alan noktaya yerleştir.

İki elinle şişeyi tutup ”Ay ışığının gücüyle dol, içene huzur ve şifa ol” diyerek niyet et.

( 1 dk dur, niyetini hisset, suyun ay ışığıyla parladığını imgele)

Gecenin ilerleyen saatlerinde, Ay ışığı artık suya ulaşmadığında şişeyi içeri al. (2 saat görmesi yeterli. Ama eğer ki tüm gece Ay ışığı gören bir yerdeyse, sabah erken saate öğle güneşinden önce gölgeye alabilirsin)

Nasıl Kullanacağın sana kalmış:

Günlük içme suyuna katarak, meditasyon desteği olarak ya da mekan temizliği-arındırma suyu olarak kullanabilirsin…

 

Bu ağaç 40 farklı meyve veriyor! – 

 

Sam Van Aken bir ilke imza atarak 40 farklı çeşit meyve veren bir ağaç yetiştirdi. New York’ta kapanacağını duyduğu bir meyve bahçesini satın alarak topladığı tüm meyveleri yıllar süren bir araştırma ile tek bir ağaçta topladı. İşte 40 farklı meyve veren ağacın hikayesi…

Bu ağaç 40 farklı meyve veriyor

2008’de bir meyve bahçesinin kapanmakta olduğunu öğrenen Sam Van Aken burada bulunan 100-200 yıllık meyve ağaçlarının çok değerli olduğunu düşünerek burayı satın aldı. Daha sonra ise bu ağaçların meyvelerini tek bir ağaçta birleştirdi.

Bu ağaç 40 farklı meyve veriyor

Syracause Üniversitesi’nde profesör olan Sam Van Aken çeşitli meyveleri birleştirerek yarattığı ağacı “çentikli aşılama” isimli bir yöntem kullanarak yaptı. Van Aken, National Geographic’e verdiği röportajda bu fikrin aklına çocukluğunda gördüğü bir aşılama yönteminden esinlenerek geldiğini söyledi.

Bu ağaç 40 farklı meyve veriyor

Van Aken yarattığı ağacın her bir aşamasını haritalandırıp şemalandırdı. Yarattığı ağaç üç yaşına geldikten sonra ana dallarına başka bir ağacın dalını aşılayarak nakil işlemini gerçekleştirdi. Böylelikle dal kendini özelliğini yitirip zaman geçtikçe aşılanan bitkiye dönüştü.

Bu ağaç 40 farklı meyve veriyor

Van Aken verdiği röportajda “Bu aşılamalarla birlikte, dört dal sekiz dal oluyor. Bir sonraki sene bu sayı onaltıya katlanıyor. Ardından da otuzikiye. Bu iş temelde sekiz dokuz yıllık bir çalışmanın ürünü” dedi. Van Aken’in yarattığı 40 meyve veren bu ağacın meyveleri yaz aylarında yeni yeni oluşmaya başlıyor. Bahar geldiğinde ise verdiği çeşitli meyveler sayesinde ağaç rengarenk bir hale bürünüyor.

Van Aken “40 Meyveli Ağaç” olarak isimlendirdiği bu ağacı müzelerin, sanat merkezlerinin ve evlerin bahçelerinde yetiştiriyor.

Bu ağaç 40 farklı meyve veriyor

Kaynak: Hürriyet

Ben KOVAYIM Ya Siz…

16730467_402111470143207_5255095008145762516_n1

Balık: Balıkla konuşulan her şey onda kalır. Laf taşımaz ve boşboğazlık yapmaz. İyi bir dinleyici ve sırdaştır.

Kova: Bir silerse, bir daha ağzınla kuş tutsan yaranamazsın. O çok sevse de sildiği anda biter.

Oğlak: Oğlak için herkesin ne dediği önemli değil, yalnızca sevdiklerinin ne dediği önemlidir. Diğerlerine aldırmaz. Çok kıskanıldığını bilir.

Yay: Karşılık bekleyerek bir iş yapmaz. Eğer bir şeyi istiyorsa yalnızca istediği ve içinden geldiği için yapar. Çıkarçı ve fesat değildir.

Akrep: Kısıtlanmaktan hiç mi hiç hoşlanmaz. Kendini bir şeyi yapmaya mecbur hissettiğinde  o işi yapmamak için elinden geleni yapar.

Terazi: Gözü kara olur bir Teraziye yapamaz deme yapar. Özellikle de sevdiği insan söz konusuysa çok şeyi göze alır.

Başak: Herkesle yüz göz olmadığı için, itici ve soğuk gözükür. Onlar yalnızca sevdiklerine ve yakınlarına sıcak davranır. HERKESE DEĞİL.

Aslan: Kimseden kolay kolay etkilenmez. Ama kolayca etkileyip kendilerine hayran bırakabilir, bu yüzden aslan olmak ayrıcalıktır.

Yengeç: İyi sevgili, iyi arkadaş, iyi,iyi,iyi. Say, say bitmez bunlar. Yanında bir yengeç varsa kıymetini bilmelisin.

İkizler: Gerçekten severse en fedakar, gerçekten nefret ederse en acımasız olabilir. Ona karşı dikkatli yaklaşmaktan başka şansın yok.

Boğa: Bazen hiç tanımadığı birine, içini döküp rahatlamaya ihtiyaç duyar. Sevdiklerini kıramayıp hep içine atar.

Koç: Bir Koç yasak bilmez, sınır tanımaz, imkansızların peşindedir hep.Güçlüklerin üstesinden başarıyla gelir…

Dünyayı Alaşağı Eden Büyük Veri…Kendini Analiz Etmek İsteyenler… https://applymagicsauce.com/

500-5001

 

 

Zürih temelli Das Magazin muhabirleri Hannes Grassegger ve Mikael Krogerus tarafından yazılan ve 27 Ocak 2017’de Motherboard web sitesinde yayınlanan bu yazıyı Yeşim Özşen bianet için Türkçeleştirdi.
Michal Kosinski, 9 Kasım sabah 8.30’da Zürih’teki Hotel Sunnehus’da uyandı. 34 yaşındaki araştırmacı, Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü’ne (Swiss Federal Institute of Technology, ETH) “Büyük Veri”nin (Big Data) tehlikeleri ve dijital devrim ile ilgili ders vermek için gelmişti. Psikolojinin alt dalı, veri tabanlı psikometri alanında uzman Kosinski, dünya genelinde bu konu ile ilgili düzenli eğitimler veriyor. O sabah televizyonu açtığındaysa kötü bir sürpriz ile karşılaştı; ülkenin önde gelen tüm istatistikçilerinin tahminlerinin aksine Donald J. Trump, Amerika Birleşik Devleti’nin başkanı olarak seçilmişti.
Uzun bir süre Kosinski, eyaletlerden gelen sonuçları ve Trump’ın zafer kutlamalarını izledi. Seçimin sonucunu kendi araştırmasının etkilemiş olabileceğini öngörüyordu. Sonunda derin bir nefes aldı ve TV’yi kapattı.
Aynı gün, Londra temelli az bilinen bir İngiliz şirketi basın bülteni yayınladı: “Bizim veri odaklı devrimci yaklaşımımızın Trump’ın başkanlık seçimlerindeki olağanüstü zaferinde böylesi önemli bir rol oynadığından dolayı heyecanlıyız”. Basın bülteninde açıklamasına yer verilen Alexander James Ashburner Nix, her daim ısmarlama takım elbisesi, tasarım gözlükleri ve sarı dalgalı saçları ile ortaya çıkan 41 yaşında Cambridge Analytica’nın CEO’su. Şirketi sadece Trump’ın çevrimiçi (online) kampanyasında değil, İngiltere’nin Brexit kampanyasında da yer aldı.
Reflektif Kosinski, özenli bakımlı Nix ve sırıtkan Trump; bu üç oyuncudan biri dijital devrime olanak tanıdı, biri uyguladı, diğeri ise bundan faydalandı.
“Büyük Veri” ne kadar tehlikeli?
Son beş yıldır başka bir gezegende yaşamayan herkes “Büyük Veri” kavramına aşina. Çevrimiçi (online) ve çevrimdışı (offline) yaptığımız her hareket dijital izler yaratıyor. Kartlarımız ile yaptığımız her alışveriş, Google’da yaptığımız her arama, telefonumuz cebimizdeyken yaptığımız her hareket, her bir “beğeni (like)” kayıt altına alınıyor. Google’da “düşük tansiyon” aramalarından sonra karşımıza yüksek tansiyon ilaçları reklamlarının çıkması haricinde, uzun bir süre bu verilerin kullanımının ne olacağı belli değildi.
9 Kasım’da bundan daha fazlasının olabileceği netleşti. Trump’ın çevrimiçi (online) kampanyasının arkasındaki, aynı zamanda Brexit kampanyasının erken aşamalarında AB’den ayrılması yönünde çalışmış olan şirket, bir “Büyük Veri” şirketi; Cambridge Analytica. Seçim sonuçlarını, aynı zamanda politik iletişimin gelecekte nasıl ilerleyeceğini anlamak için 2014’te Kosinski’nin Cambridge Üniversitesi Psikometri Merkezi’nde yaşanan tuhaf olaya bakmamız gerekiyor.
Psikometrikler, bazen psikografik olarak da adlandırılıyor, kişilik gibi psikolojik karakter özelliklerini ölçümlenmesine odaklanıyor. 1980’li yıllarda, psikologlardan oluşan iki ekip, insan davranışlarını beş kişilik özelliklerine dayanarak açıklamaya çalışan “Beş Büyük (Big Five)” modelini geliştirdi. Bunlar;
Açıklık (yeni deneyimlere ne kadar açıksın?)
Sorumluluk (ne kadar mükemmeliyetçisin?)
Dışadönüklük (ne kadar girişkensin?)
Uyumluluk (ne kadar saygılı ve işbirlikçisin?)
Duygusal denge (kolayca üzülüyor musun?)
Bu sorularla, OCEAN (açıklık, sorumluluk, dışadönüklük, uyumluluk ve duygusal denge / openness, conscientiousness, extroversion, agreeableness, neuroticism) olarak da bilinen yöntem ile karşımızdaki kişinin nasıl biri olduğuna dair, nispeten doğru bir şekilde değerlendirme yapabiliriz. Bu, onların ihtiyaç ve korkularını ve nasıl davranacaklarını içerir. “Beş Büyük”, psikometrinin standart tekniği haline geldi. Ancak uzun süre bu yaklaşımdaki sorun veri toplamaktı, çünkü veriler karmaşık, oldukça kişisel bir anket aracılığıyla toplanabiliyordu. Sonra İnternet geldi. Ve Facebook. Ve Kosinski.
Michal Kosinski, 2008 yılında Varşova’da öğrenciyken, alanının en eski enstitülerinden olan Cambridge Üniversitesi Psikometri Merkezi’ne doktoraya kabul alarak hayatına yeni bir yön verdi. Şu an Cambridge Üniversitesi Judge Business School’da öğretim üyesi olan David Stillwell o dönem daha bu kadar dev bir platforma dönüşmemiş olan Facebook için bir uygulamayı yayına aldıktan yaklaşık bir sene sonra, Kosinski, Stillwell’ın ekibine katıldı. “MyPersonality” uygulaması, kullanıcıların “Beş Büyük” kişilik anketinden elde edilen bir avuç psikolojik soruyu da içeren farklı psikometrik anket formlarını (“kolayca paniklerim,” “başkalarıyla çelişirim”) doldurmalarını sağladı.

Değerlendirmelere dayanarak, kullanıcılar, bir “kişilik profili” (kişisel Beş Büyük değerleri) sonuçlarını aldı ve anketlerde kişisel Facebook profil verilerini araştırmacılarla paylaşmayı seçebiliyordu.
Lady Gaga takipçileri genellikle dışadönükken, felsefe eğilimlerini “beğenenler” içedönük.
Kosinski, anketi birkaç düzine üniversite arkadaşının dolduracağını beklerken yüzlerce, binlerce, daha sonra milyonlarca insan en iç dünyalarını anketlerde açıklamıştı. İki doktora öğrencisi aniden psikometrik sonuçları Facebook profilleriyle bir araya getiren en büyük veri kümesine sahip oldu.
Kosinski ve meslektaşlarının sonraki birkaç yıl içinde geliştirdikleri yaklaşım aslında oldukça basitti. Önce çevrimiçi (online) test aracılığıyla deneklere anket formları sağlandı. Aldıkları geri dönüşlerle psikologlar, ankete katılanların kişisel Büyük Beş değerlerini hesapladı. Kosinski’nin takımı, Facebook “beğenilerini”, kişinin paylaştığı ya da yayınladığı konulardan veya diğer cinsiyet, yaş ve ikamet yerleri gibi her türlü çevrimiçi (online) veriyle anket sonuçlarını karşılaştırdı. Bu araştırmacıların korelasyonları verilerle bağlanmasını sağladı.
Basit çevrimiçi (online) eylemlerden dikkat çekici şekilde güvenilir sonuçlar ortaya çıkartılabildi. Örneğin; kozmetik markası olan MAC’i “beğenen” erkekler genellikle eşcinselken, heteroseksüel erkekler için en iyi gösterge “beğeni”lerinde Wu-Tang Clan’ın olmasıydı. Lady Gaga takipçileri genellikle dışadönükken, felsefe eğilimlerini “beğenenler” içedönük. Bu tür bilgilerin her biri güvenilir bir tahmin üretmek için çok zayıf olsa da, onlarca, yüzlerce veya binlerce bireysel veri noktası birleştirildiğinde, sonuçta ortaya çıkan tahminler gerçekten doğru çıkıyor.
Kosinski ve takımı usanmadan kendi yöntemleri üzerine çalıştılar. 2012 yılında Kosinski, bir kullanıcının 68 Facebook beğenisi ile ten rengini (yüzde 95 doğruluk payı ile), cinsel yönelimlerini (yüzde 88 doğruluk payı ile) ve Demokrat ya da Cumhuriyetçi Parti’yi desteklediğini (yüzde 85 doğruluk payı ile) kanıtlayabiliyordu. Ama burada bitmiyordu. Entelektüellikte, dini eğilim ya da alkol, sigara, uyuşturucu kullanımı da saptanabiliyordu. Hatta veriler doğrultusunda birinin anne ve babasının boşanmış olma sonucuna bile ulaşılabiliyordu.
Modellemenin gücü, bir konunun cevaplarını ne kadar iyi tahmin edebileceği ile gösterilmiştir. Kosinski, modeller üzerinde kesintisiz olarak çalışmaya devam etti: kısa bir sürede, 10 Facebook “beğeni”si ile bir kişiyi ortalama iş arkadaşından daha iyi tanımayı başardı. 70 “beğeni”, bir kişinin arkadaşlarının bildiklerini aşmak için yeterliyken 150 “beğeni” ebeveynlerinin bildiklerini ve 300 “beğeni” ile ise eşlerinin bildiklerinden daha fazlasını biliyordu. Daha fazla “beğeni” ile bir insanın kendisi hakkında bildiklerinin üstüne çıkabiliyordu. Kosinski’nin bu bilgileri yayınladığı gün iki telefon aldı. Bir dava tehdidi ve bir iş teklifi; her ikisi de Facebook’tandı.

* Fotoğraftaki: Michal Kosinski.
Sadece birkaç hafta sonra Facebook “beğeni”leri otomatik olarak gizli hale geldi. Bundan önce, herhangi bir internet kullanıcısı herhangi bir kullanıcının “beğeni”lerini görebiliyordu ve bu durum veri toplayıcıları için hiçbir engel oluşturmuyordu: Kosinski, Facebook kullanıcılarına her zaman onay sorarken, birçok uygulama ve çevrimiçi (online) anketler bugün gizli verilerine ulaşmak için önkoşul olarak özel erişim istiyor. (Kendisini Facebook “beğeni”leri üzerinden test etmek isteyenler, buna Kosinski’nin web sitesinden ulaşabilir https://applymagicsauce.com/ve daha sonra sonuçlarını Cambridge Üniversitesi Psikometri Merkezi’ninki gibi klasik bir OCEAN anketinin sonuçlarıyla karşılaştırabilirler.)
Kosinski’nin sonucuna göre, akıllı telefonlarımız bilinçli ya da bilinçsiz doldurduğumuz muazzam psikolojik anketler.
Ama bunlar sadece “beğeni” ya da Facebook ile ilgili değil: Kosinski ve takımı kullanıcının Facebook’ta kaç profil fotoğrafı var ya da kaç arkadaşı var (dışadönüklüğün iyi bir göstergesi) verilerine bağlı olarak Beş Büyük değerlerini yorumlayabiliyordu. Ama bizler çevrimiçi (online) değilken bile kendimiz ile ilgili izler bırakıyoruz. Örneğin; telefonlarımızdaki hareket sensörleri ne kadar hızlı hareket ve uzağa seyahat ettiğimiz bilgilerini sağlıyor. Kosinski’nin sonucuna göre, akıllı telefonlarımız bilinçli ya da bilinçsiz doldurduğumuz muazzam psikolojik anketler.
En önemlisi, bu metot tersten de çalışabiliyor; sadece verilerinden psikolojik profil oluşturulmaz, aynı zamanda senin verin spesifik profilleri araştırmak için de kullanılabilir: tüm endişeli babalar, tüm kızgın içedönükler, hatta belki de kararsız Demokratlar? Esasında, Kosinski’nin bulduğu, bir nevi insan bulma aracıydı (search people engine). Çalışmalarının hem potansiyelinin hem de doğal olarak tehlikesinin farkına varmaya başlamıştı.
Ona göre internet cennetten bir hediyeydi. Asıl istediğiyse bunu paylaşmaktı. Veriler kopyalanabilirdi, o zaman neden herkes bundan faydalanamasındı? Fiziksel dünyanın kısıtlamalarını aşan bu yeni çağın başlangıcı, bütün kuşakların ruhuydu. Ancak Kosinski, bu insan arama motorunu suistimal ederek insanları manipüle edilmesinden endişe ediyordu. Bilimsel çalışmalarına “Bir kişinin refahını, özgürlüğünü ya da yaşamını tehdit edebilir” sözleriyle uyarıcı bilgiler eklemeye başladı. Ancak kimse ne demek istediğini anlamıyor gibi görünüyordu.

Kaynak: bianet

Neden Kanser Oluyoruz? Bu Yazıyı Okuduktan Sonra Çok Daha İyi Anlayacaksınız

cep-telefonlari-ruhumuzu-caliyor1

 

 

Neden kansersin?
Hayatında hep şeker oldu. Çayı, kahveyi şekersiz içmedin. Kahvaltıya reçelsiz ve krem çikolatasız oturmadın. Beyaz pirinç ve ekmeğin şeker olduğunu unuttun. İçinde yüksek oranda fruktoz bulunan meyveleri kiloyla yedin. İçinde glukoz ve aspartam olan ürünler tükettin. Kolanın ve gazlı içeceklerin şeker ve zehir karışımı olduğunu bile bile içtin. Önce insülin direncin başladı sonra şeker hastası oldun, 150 kilo oldun ama durmadın.
Palm yağı, ayçiçek yağı, mısır özü yağı, margarin ve trans yağ içeren ürünleri kullandın. Tereyağı ve zeytinyağı tüketmedin ki organlarından biri iflas edene kadar bunları yedin.
Paketlenmiş hazır sıvı ve katı tüm ürünlerdeki koruyucu kimyasalların seni kanser edeceğini önemsemedin. Salçanı, makarnanı, turşunu hatta, limonu sıkıp limon suyunu bile kendin yapmadın. Hazır almak kolayına geldi. Pazardan nohutunu, fasülyeni bile almadın, bunları konserve satın almak yemek basitti.
İnsanlar 4000 yıldır misvak vb. doğal malzemelerle diş fırçalarken sen gittin 35 açılı sentetik diş fırçasını ağzına soktun. O da yetmedi; bildiğimiz çamaşır deterjanının şeker ve naneyle karıştırılmış şekli olan diş macunu ile hayat boyu diş fırçaladın ve bunun bir kısmını yuttuğunu göz ardı ettin. Bal ve karbonatın dişlerini tartarlardan bile temizlediğini bilmedin ve dişleri de o macunlarla çürüttün.
Çamaşır deterjanının ve yumuşatıcının vücut ısısı ile deri tarafından emildiğini ve deri kanserinin en büyük nedeni olduğunu umursamadın. Çamaşırlarını boraks ve karbonat karışımı ile yıkayıp yumuşatıcı gözüne elma sirkesi koyarak muhteşem bir temizlik elde edeceğini umursamadın.
Bulaşık makinesine deterjan ve parlatıcı koyduğunda, o deterjanı ve parlatıcıyı yediğini fark etmedin. Deterjan yerine karbonat, parlatıcı yerine sirke koyarak hem sağlıklı hem de tertemiz bulaşıkların olacağını önemsemedin.
Evde basitçe kostik ve zeytin yağını karıştırıp kalıplara dökmek ve kendi doğal sabununu yapmak dururken, gidip içerisinde bin tane kimyasal zehir olan o sabunlarla her sabah yüzünü bedenini yıkadın. Her gün bu daha da iyi diye pazarlanan o şampuan zehirleriyle saçını yıkadın.
Evini arap sabunu gibi doğal yağlarla üretilmiş bir sabun yerine, temiz olsun diye çamaşır suyuyla sildin. O su buharlaştıkça soludun ve akciğer kanseri oldun.
Karıncaları, böcekleri, sinekleri; limon karbonat fesleğen acı biber vb doğal yollarla evinden uzak tutmadın. Bastın böcek zehrini, o ağır kimyasalları temizlesen bile gitmez bunu unuttun. Soludun ve eşyaların üzerinden ellerinle ağzına soktun. (O kadar kandırıldın ki, böcek zehrine neden böcek ilacı dendiğini bile sormadın.)
Yaşamını mahveden büyük şehirde egzoz gazı solumaya ve araba kullanmaya devam ettin.

Resmen radyoaktif olan cep telefonunu kulağına 2 saat yapıştırdın. Radyoaktif olan wi-fi (kablosuz ağ) vericisini evin içine soktun, radyoaktif olan alıcı bilgisayarı da kucağından indirmedin. Yatarken cep telefonunu hep başucunda tuttun ama uçak moduna almayı aķıl etmedin.

Hem çocuğunun odasına hem de kendi yatak odana gece lambası koydun ve geceleri açık tuttun. Bağışıklık sisteminin gelişmesini ve kanserden korunmayı sağlayan melatonin hormonunun gece uyurken zifiri karanlıkta üretildiğini hiç duymadın ya da duydun ama boşverdin.
Doğal beslenmeyen hayvanları, sebzeleri, meyveleri ve tahılları yedin ve adına da “doğal beslenme” dedin
Üzerinde “organik” yazan her gıdayı gerçekten organik sandın bunlara normalden fazla para bile ödedin ama bir gıdanın gerçekten organik sayılabilmesi için gerekli standartlar nelerdir ve aldığın organik(!) ürün gerçekten de organik midir hiç merak edip araştırmadın incelemedin.
Yiyeceklerini cam ve toprak kaplarda saklamak ve pişirmek yerine çelik ve bilmediğin kaplamalarla kaplı kaplarda pişirdin yedin. En önemlisi de mutfağının her yerine plastik, teflon ve alüminyum soktun ve çizildikçe onları da yediğini unuttun.
Denize lağım ve fabrika atıkları boşaltırken o denizden çıkan balığı yedin, midyeleri yedin.
Fast food’un her aşamasının zehir ve ölümcül olduğu bas bas bağırılırken sen tepsi kadar pizzaları götürüyordun, üç katlı hamburgerleri yuvarlıyordun.
Evine naylon torba, naylon kıyafet, sentetik ayakkabılar terlikler soktun. Kıyafetlerinde sadece pamuk, bambu lifi, keten tercih etmedin.
Sobayı attın ve evine klimayı ve bilimum elektrikli ısıtıcıyı soktun.
Toprağa dokunmuyor ve stresten gülümsemeyi unutuyorsun.
Sonuç; sokaktaki her on kişiden üçü kanser. Sen de ya bu üç kişiden birisin ya da tüm bu saydıklarımı ısrarla yapmaya devam edersen, bir süre sonra dördüncüsü de sen olacaksın… Hadi seni geçtik de kardeşim, peki ya çocuğunun suçu ne?”

Kaynak: Dr. Taner Akman- biliyomuydun

Not: Tabi ki tüm bunların yanı Sıra içimize attığımız bütün kızgınlıklar, öfkeler , pişmanlıklar, derin üzüntü ve kederler, acılar, kayıplar dönüştürülmediği zaman maalesef hastalık olarak karşımıza çıkıyorlar Aİ

En Sevdiğim Nazım Hikmet Şiiri… Yaşamak Şakaya Gelmez…

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yani ağır bastığından.

Nazım Hikmet