Arşivler

Ben KOVAYIM Ya Siz…

16730467_402111470143207_5255095008145762516_n1

Balık: Balıkla konuşulan her şey onda kalır. Laf taşımaz ve boşboğazlık yapmaz. İyi bir dinleyici ve sırdaştır.

Kova: Bir silerse, bir daha ağzınla kuş tutsan yaranamazsın. O çok sevse de sildiği anda biter.

Oğlak: Oğlak için herkesin ne dediği önemli değil, yalnızca sevdiklerinin ne dediği önemlidir. Diğerlerine aldırmaz. Çok kıskanıldığını bilir.

Yay: Karşılık bekleyerek bir iş yapmaz. Eğer bir şeyi istiyorsa yalnızca istediği ve içinden geldiği için yapar. Çıkarçı ve fesat değildir.

Akrep: Kısıtlanmaktan hiç mi hiç hoşlanmaz. Kendini bir şeyi yapmaya mecbur hissettiğinde  o işi yapmamak için elinden geleni yapar.

Terazi: Gözü kara olur bir Teraziye yapamaz deme yapar. Özellikle de sevdiği insan söz konusuysa çok şeyi göze alır.

Başak: Herkesle yüz göz olmadığı için, itici ve soğuk gözükür. Onlar yalnızca sevdiklerine ve yakınlarına sıcak davranır. HERKESE DEĞİL.

Aslan: Kimseden kolay kolay etkilenmez. Ama kolayca etkileyip kendilerine hayran bırakabilir, bu yüzden aslan olmak ayrıcalıktır.

Yengeç: İyi sevgili, iyi arkadaş, iyi,iyi,iyi. Say, say bitmez bunlar. Yanında bir yengeç varsa kıymetini bilmelisin.

İkizler: Gerçekten severse en fedakar, gerçekten nefret ederse en acımasız olabilir. Ona karşı dikkatli yaklaşmaktan başka şansın yok.

Boğa: Bazen hiç tanımadığı birine, içini döküp rahatlamaya ihtiyaç duyar. Sevdiklerini kıramayıp hep içine atar.

Koç: Bir Koç yasak bilmez, sınır tanımaz, imkansızların peşindedir hep.Güçlüklerin üstesinden başarıyla gelir…

Dünyayı Alaşağı Eden Büyük Veri…Kendini Analiz Etmek İsteyenler… https://applymagicsauce.com/

500-5001

 

 

Zürih temelli Das Magazin muhabirleri Hannes Grassegger ve Mikael Krogerus tarafından yazılan ve 27 Ocak 2017’de Motherboard web sitesinde yayınlanan bu yazıyı Yeşim Özşen bianet için Türkçeleştirdi.
Michal Kosinski, 9 Kasım sabah 8.30’da Zürih’teki Hotel Sunnehus’da uyandı. 34 yaşındaki araştırmacı, Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü’ne (Swiss Federal Institute of Technology, ETH) “Büyük Veri”nin (Big Data) tehlikeleri ve dijital devrim ile ilgili ders vermek için gelmişti. Psikolojinin alt dalı, veri tabanlı psikometri alanında uzman Kosinski, dünya genelinde bu konu ile ilgili düzenli eğitimler veriyor. O sabah televizyonu açtığındaysa kötü bir sürpriz ile karşılaştı; ülkenin önde gelen tüm istatistikçilerinin tahminlerinin aksine Donald J. Trump, Amerika Birleşik Devleti’nin başkanı olarak seçilmişti.
Uzun bir süre Kosinski, eyaletlerden gelen sonuçları ve Trump’ın zafer kutlamalarını izledi. Seçimin sonucunu kendi araştırmasının etkilemiş olabileceğini öngörüyordu. Sonunda derin bir nefes aldı ve TV’yi kapattı.
Aynı gün, Londra temelli az bilinen bir İngiliz şirketi basın bülteni yayınladı: “Bizim veri odaklı devrimci yaklaşımımızın Trump’ın başkanlık seçimlerindeki olağanüstü zaferinde böylesi önemli bir rol oynadığından dolayı heyecanlıyız”. Basın bülteninde açıklamasına yer verilen Alexander James Ashburner Nix, her daim ısmarlama takım elbisesi, tasarım gözlükleri ve sarı dalgalı saçları ile ortaya çıkan 41 yaşında Cambridge Analytica’nın CEO’su. Şirketi sadece Trump’ın çevrimiçi (online) kampanyasında değil, İngiltere’nin Brexit kampanyasında da yer aldı.
Reflektif Kosinski, özenli bakımlı Nix ve sırıtkan Trump; bu üç oyuncudan biri dijital devrime olanak tanıdı, biri uyguladı, diğeri ise bundan faydalandı.
“Büyük Veri” ne kadar tehlikeli?
Son beş yıldır başka bir gezegende yaşamayan herkes “Büyük Veri” kavramına aşina. Çevrimiçi (online) ve çevrimdışı (offline) yaptığımız her hareket dijital izler yaratıyor. Kartlarımız ile yaptığımız her alışveriş, Google’da yaptığımız her arama, telefonumuz cebimizdeyken yaptığımız her hareket, her bir “beğeni (like)” kayıt altına alınıyor. Google’da “düşük tansiyon” aramalarından sonra karşımıza yüksek tansiyon ilaçları reklamlarının çıkması haricinde, uzun bir süre bu verilerin kullanımının ne olacağı belli değildi.
9 Kasım’da bundan daha fazlasının olabileceği netleşti. Trump’ın çevrimiçi (online) kampanyasının arkasındaki, aynı zamanda Brexit kampanyasının erken aşamalarında AB’den ayrılması yönünde çalışmış olan şirket, bir “Büyük Veri” şirketi; Cambridge Analytica. Seçim sonuçlarını, aynı zamanda politik iletişimin gelecekte nasıl ilerleyeceğini anlamak için 2014’te Kosinski’nin Cambridge Üniversitesi Psikometri Merkezi’nde yaşanan tuhaf olaya bakmamız gerekiyor.
Psikometrikler, bazen psikografik olarak da adlandırılıyor, kişilik gibi psikolojik karakter özelliklerini ölçümlenmesine odaklanıyor. 1980’li yıllarda, psikologlardan oluşan iki ekip, insan davranışlarını beş kişilik özelliklerine dayanarak açıklamaya çalışan “Beş Büyük (Big Five)” modelini geliştirdi. Bunlar;
Açıklık (yeni deneyimlere ne kadar açıksın?)
Sorumluluk (ne kadar mükemmeliyetçisin?)
Dışadönüklük (ne kadar girişkensin?)
Uyumluluk (ne kadar saygılı ve işbirlikçisin?)
Duygusal denge (kolayca üzülüyor musun?)
Bu sorularla, OCEAN (açıklık, sorumluluk, dışadönüklük, uyumluluk ve duygusal denge / openness, conscientiousness, extroversion, agreeableness, neuroticism) olarak da bilinen yöntem ile karşımızdaki kişinin nasıl biri olduğuna dair, nispeten doğru bir şekilde değerlendirme yapabiliriz. Bu, onların ihtiyaç ve korkularını ve nasıl davranacaklarını içerir. “Beş Büyük”, psikometrinin standart tekniği haline geldi. Ancak uzun süre bu yaklaşımdaki sorun veri toplamaktı, çünkü veriler karmaşık, oldukça kişisel bir anket aracılığıyla toplanabiliyordu. Sonra İnternet geldi. Ve Facebook. Ve Kosinski.
Michal Kosinski, 2008 yılında Varşova’da öğrenciyken, alanının en eski enstitülerinden olan Cambridge Üniversitesi Psikometri Merkezi’ne doktoraya kabul alarak hayatına yeni bir yön verdi. Şu an Cambridge Üniversitesi Judge Business School’da öğretim üyesi olan David Stillwell o dönem daha bu kadar dev bir platforma dönüşmemiş olan Facebook için bir uygulamayı yayına aldıktan yaklaşık bir sene sonra, Kosinski, Stillwell’ın ekibine katıldı. “MyPersonality” uygulaması, kullanıcıların “Beş Büyük” kişilik anketinden elde edilen bir avuç psikolojik soruyu da içeren farklı psikometrik anket formlarını (“kolayca paniklerim,” “başkalarıyla çelişirim”) doldurmalarını sağladı.

Değerlendirmelere dayanarak, kullanıcılar, bir “kişilik profili” (kişisel Beş Büyük değerleri) sonuçlarını aldı ve anketlerde kişisel Facebook profil verilerini araştırmacılarla paylaşmayı seçebiliyordu.
Lady Gaga takipçileri genellikle dışadönükken, felsefe eğilimlerini “beğenenler” içedönük.
Kosinski, anketi birkaç düzine üniversite arkadaşının dolduracağını beklerken yüzlerce, binlerce, daha sonra milyonlarca insan en iç dünyalarını anketlerde açıklamıştı. İki doktora öğrencisi aniden psikometrik sonuçları Facebook profilleriyle bir araya getiren en büyük veri kümesine sahip oldu.
Kosinski ve meslektaşlarının sonraki birkaç yıl içinde geliştirdikleri yaklaşım aslında oldukça basitti. Önce çevrimiçi (online) test aracılığıyla deneklere anket formları sağlandı. Aldıkları geri dönüşlerle psikologlar, ankete katılanların kişisel Büyük Beş değerlerini hesapladı. Kosinski’nin takımı, Facebook “beğenilerini”, kişinin paylaştığı ya da yayınladığı konulardan veya diğer cinsiyet, yaş ve ikamet yerleri gibi her türlü çevrimiçi (online) veriyle anket sonuçlarını karşılaştırdı. Bu araştırmacıların korelasyonları verilerle bağlanmasını sağladı.
Basit çevrimiçi (online) eylemlerden dikkat çekici şekilde güvenilir sonuçlar ortaya çıkartılabildi. Örneğin; kozmetik markası olan MAC’i “beğenen” erkekler genellikle eşcinselken, heteroseksüel erkekler için en iyi gösterge “beğeni”lerinde Wu-Tang Clan’ın olmasıydı. Lady Gaga takipçileri genellikle dışadönükken, felsefe eğilimlerini “beğenenler” içedönük. Bu tür bilgilerin her biri güvenilir bir tahmin üretmek için çok zayıf olsa da, onlarca, yüzlerce veya binlerce bireysel veri noktası birleştirildiğinde, sonuçta ortaya çıkan tahminler gerçekten doğru çıkıyor.
Kosinski ve takımı usanmadan kendi yöntemleri üzerine çalıştılar. 2012 yılında Kosinski, bir kullanıcının 68 Facebook beğenisi ile ten rengini (yüzde 95 doğruluk payı ile), cinsel yönelimlerini (yüzde 88 doğruluk payı ile) ve Demokrat ya da Cumhuriyetçi Parti’yi desteklediğini (yüzde 85 doğruluk payı ile) kanıtlayabiliyordu. Ama burada bitmiyordu. Entelektüellikte, dini eğilim ya da alkol, sigara, uyuşturucu kullanımı da saptanabiliyordu. Hatta veriler doğrultusunda birinin anne ve babasının boşanmış olma sonucuna bile ulaşılabiliyordu.
Modellemenin gücü, bir konunun cevaplarını ne kadar iyi tahmin edebileceği ile gösterilmiştir. Kosinski, modeller üzerinde kesintisiz olarak çalışmaya devam etti: kısa bir sürede, 10 Facebook “beğeni”si ile bir kişiyi ortalama iş arkadaşından daha iyi tanımayı başardı. 70 “beğeni”, bir kişinin arkadaşlarının bildiklerini aşmak için yeterliyken 150 “beğeni” ebeveynlerinin bildiklerini ve 300 “beğeni” ile ise eşlerinin bildiklerinden daha fazlasını biliyordu. Daha fazla “beğeni” ile bir insanın kendisi hakkında bildiklerinin üstüne çıkabiliyordu. Kosinski’nin bu bilgileri yayınladığı gün iki telefon aldı. Bir dava tehdidi ve bir iş teklifi; her ikisi de Facebook’tandı.

* Fotoğraftaki: Michal Kosinski.
Sadece birkaç hafta sonra Facebook “beğeni”leri otomatik olarak gizli hale geldi. Bundan önce, herhangi bir internet kullanıcısı herhangi bir kullanıcının “beğeni”lerini görebiliyordu ve bu durum veri toplayıcıları için hiçbir engel oluşturmuyordu: Kosinski, Facebook kullanıcılarına her zaman onay sorarken, birçok uygulama ve çevrimiçi (online) anketler bugün gizli verilerine ulaşmak için önkoşul olarak özel erişim istiyor. (Kendisini Facebook “beğeni”leri üzerinden test etmek isteyenler, buna Kosinski’nin web sitesinden ulaşabilir https://applymagicsauce.com/ve daha sonra sonuçlarını Cambridge Üniversitesi Psikometri Merkezi’ninki gibi klasik bir OCEAN anketinin sonuçlarıyla karşılaştırabilirler.)
Kosinski’nin sonucuna göre, akıllı telefonlarımız bilinçli ya da bilinçsiz doldurduğumuz muazzam psikolojik anketler.
Ama bunlar sadece “beğeni” ya da Facebook ile ilgili değil: Kosinski ve takımı kullanıcının Facebook’ta kaç profil fotoğrafı var ya da kaç arkadaşı var (dışadönüklüğün iyi bir göstergesi) verilerine bağlı olarak Beş Büyük değerlerini yorumlayabiliyordu. Ama bizler çevrimiçi (online) değilken bile kendimiz ile ilgili izler bırakıyoruz. Örneğin; telefonlarımızdaki hareket sensörleri ne kadar hızlı hareket ve uzağa seyahat ettiğimiz bilgilerini sağlıyor. Kosinski’nin sonucuna göre, akıllı telefonlarımız bilinçli ya da bilinçsiz doldurduğumuz muazzam psikolojik anketler.
En önemlisi, bu metot tersten de çalışabiliyor; sadece verilerinden psikolojik profil oluşturulmaz, aynı zamanda senin verin spesifik profilleri araştırmak için de kullanılabilir: tüm endişeli babalar, tüm kızgın içedönükler, hatta belki de kararsız Demokratlar? Esasında, Kosinski’nin bulduğu, bir nevi insan bulma aracıydı (search people engine). Çalışmalarının hem potansiyelinin hem de doğal olarak tehlikesinin farkına varmaya başlamıştı.
Ona göre internet cennetten bir hediyeydi. Asıl istediğiyse bunu paylaşmaktı. Veriler kopyalanabilirdi, o zaman neden herkes bundan faydalanamasındı? Fiziksel dünyanın kısıtlamalarını aşan bu yeni çağın başlangıcı, bütün kuşakların ruhuydu. Ancak Kosinski, bu insan arama motorunu suistimal ederek insanları manipüle edilmesinden endişe ediyordu. Bilimsel çalışmalarına “Bir kişinin refahını, özgürlüğünü ya da yaşamını tehdit edebilir” sözleriyle uyarıcı bilgiler eklemeye başladı. Ancak kimse ne demek istediğini anlamıyor gibi görünüyordu.

Kaynak: bianet

Neden Kanser Oluyoruz? Bu Yazıyı Okuduktan Sonra Çok Daha İyi Anlayacaksınız

cep-telefonlari-ruhumuzu-caliyor1

 

 

Neden kansersin?
Hayatında hep şeker oldu. Çayı, kahveyi şekersiz içmedin. Kahvaltıya reçelsiz ve krem çikolatasız oturmadın. Beyaz pirinç ve ekmeğin şeker olduğunu unuttun. İçinde yüksek oranda fruktoz bulunan meyveleri kiloyla yedin. İçinde glukoz ve aspartam olan ürünler tükettin. Kolanın ve gazlı içeceklerin şeker ve zehir karışımı olduğunu bile bile içtin. Önce insülin direncin başladı sonra şeker hastası oldun, 150 kilo oldun ama durmadın.
Palm yağı, ayçiçek yağı, mısır özü yağı, margarin ve trans yağ içeren ürünleri kullandın. Tereyağı ve zeytinyağı tüketmedin ki organlarından biri iflas edene kadar bunları yedin.
Paketlenmiş hazır sıvı ve katı tüm ürünlerdeki koruyucu kimyasalların seni kanser edeceğini önemsemedin. Salçanı, makarnanı, turşunu hatta, limonu sıkıp limon suyunu bile kendin yapmadın. Hazır almak kolayına geldi. Pazardan nohutunu, fasülyeni bile almadın, bunları konserve satın almak yemek basitti.
İnsanlar 4000 yıldır misvak vb. doğal malzemelerle diş fırçalarken sen gittin 35 açılı sentetik diş fırçasını ağzına soktun. O da yetmedi; bildiğimiz çamaşır deterjanının şeker ve naneyle karıştırılmış şekli olan diş macunu ile hayat boyu diş fırçaladın ve bunun bir kısmını yuttuğunu göz ardı ettin. Bal ve karbonatın dişlerini tartarlardan bile temizlediğini bilmedin ve dişleri de o macunlarla çürüttün.
Çamaşır deterjanının ve yumuşatıcının vücut ısısı ile deri tarafından emildiğini ve deri kanserinin en büyük nedeni olduğunu umursamadın. Çamaşırlarını boraks ve karbonat karışımı ile yıkayıp yumuşatıcı gözüne elma sirkesi koyarak muhteşem bir temizlik elde edeceğini umursamadın.
Bulaşık makinesine deterjan ve parlatıcı koyduğunda, o deterjanı ve parlatıcıyı yediğini fark etmedin. Deterjan yerine karbonat, parlatıcı yerine sirke koyarak hem sağlıklı hem de tertemiz bulaşıkların olacağını önemsemedin.
Evde basitçe kostik ve zeytin yağını karıştırıp kalıplara dökmek ve kendi doğal sabununu yapmak dururken, gidip içerisinde bin tane kimyasal zehir olan o sabunlarla her sabah yüzünü bedenini yıkadın. Her gün bu daha da iyi diye pazarlanan o şampuan zehirleriyle saçını yıkadın.
Evini arap sabunu gibi doğal yağlarla üretilmiş bir sabun yerine, temiz olsun diye çamaşır suyuyla sildin. O su buharlaştıkça soludun ve akciğer kanseri oldun.
Karıncaları, böcekleri, sinekleri; limon karbonat fesleğen acı biber vb doğal yollarla evinden uzak tutmadın. Bastın böcek zehrini, o ağır kimyasalları temizlesen bile gitmez bunu unuttun. Soludun ve eşyaların üzerinden ellerinle ağzına soktun. (O kadar kandırıldın ki, böcek zehrine neden böcek ilacı dendiğini bile sormadın.)
Yaşamını mahveden büyük şehirde egzoz gazı solumaya ve araba kullanmaya devam ettin.

Resmen radyoaktif olan cep telefonunu kulağına 2 saat yapıştırdın. Radyoaktif olan wi-fi (kablosuz ağ) vericisini evin içine soktun, radyoaktif olan alıcı bilgisayarı da kucağından indirmedin. Yatarken cep telefonunu hep başucunda tuttun ama uçak moduna almayı aķıl etmedin.

Hem çocuğunun odasına hem de kendi yatak odana gece lambası koydun ve geceleri açık tuttun. Bağışıklık sisteminin gelişmesini ve kanserden korunmayı sağlayan melatonin hormonunun gece uyurken zifiri karanlıkta üretildiğini hiç duymadın ya da duydun ama boşverdin.
Doğal beslenmeyen hayvanları, sebzeleri, meyveleri ve tahılları yedin ve adına da “doğal beslenme” dedin
Üzerinde “organik” yazan her gıdayı gerçekten organik sandın bunlara normalden fazla para bile ödedin ama bir gıdanın gerçekten organik sayılabilmesi için gerekli standartlar nelerdir ve aldığın organik(!) ürün gerçekten de organik midir hiç merak edip araştırmadın incelemedin.
Yiyeceklerini cam ve toprak kaplarda saklamak ve pişirmek yerine çelik ve bilmediğin kaplamalarla kaplı kaplarda pişirdin yedin. En önemlisi de mutfağının her yerine plastik, teflon ve alüminyum soktun ve çizildikçe onları da yediğini unuttun.
Denize lağım ve fabrika atıkları boşaltırken o denizden çıkan balığı yedin, midyeleri yedin.
Fast food’un her aşamasının zehir ve ölümcül olduğu bas bas bağırılırken sen tepsi kadar pizzaları götürüyordun, üç katlı hamburgerleri yuvarlıyordun.
Evine naylon torba, naylon kıyafet, sentetik ayakkabılar terlikler soktun. Kıyafetlerinde sadece pamuk, bambu lifi, keten tercih etmedin.
Sobayı attın ve evine klimayı ve bilimum elektrikli ısıtıcıyı soktun.
Toprağa dokunmuyor ve stresten gülümsemeyi unutuyorsun.
Sonuç; sokaktaki her on kişiden üçü kanser. Sen de ya bu üç kişiden birisin ya da tüm bu saydıklarımı ısrarla yapmaya devam edersen, bir süre sonra dördüncüsü de sen olacaksın… Hadi seni geçtik de kardeşim, peki ya çocuğunun suçu ne?”

Kaynak: Dr. Taner Akman- biliyomuydun

Not: Tabi ki tüm bunların yanı Sıra içimize attığımız bütün kızgınlıklar, öfkeler , pişmanlıklar, derin üzüntü ve kederler, acılar, kayıplar dönüştürülmediği zaman maalesef hastalık olarak karşımıza çıkıyorlar Aİ

En Sevdiğim Nazım Hikmet Şiiri… Yaşamak Şakaya Gelmez…

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yani ağır bastığından.

Nazım Hikmet

 

256 Yaşında Ölmeden Sessizliğini Bozdu ve Dünyaya Şok Edici Sırrını Anlattı

256 Yaşında Ölmeden Sessizliğini Bozdu ve Dünyaya Şok Edici Sırrını Anlattı

Bir insanın yaşamış olduğu en uzun süre nedir? 256 yıl yaşamış olan Li Ching Yuen ile tanışın! Ve hayır, bu bir efsane ya da hayali bir masal değil.
1930 tarihli New York Times makalesinde, Chengdu Üniversitesi profesörü Wu Chung-chieh, Li Ching-Yuen’i 1827 yılında 150. Doğumgününde tebrik eden Çin İmparatorluğu hükümeti kayıtlarını keşfetti. Daha sonra bulduğu dökümanlar aynı adamın 1877 yılında 200. doğumgününü tebrik ediyordu. 1928 yılında New York Times muhabiri Li’nin komşusu yaşlı erkeklerle görüştü ve pekçoğu Li’nin dedelerinin arkadaşı olduğunu söyledi.

Li Ching Yuen, bitki bilimi kariyerine 10 yaşında başladı, burada dağ aralarında otlar topladı ve ömrü uzatma özelliklerini öğrendi.Neredeyse 40 yıl Reishi Mantarı, Kurt üzümü, vahşi ginseng, he shou wu ve Gotu kola ve pirinç şarabı gibi bitkilerle beslendi. 1749’da 71 yaşında, dövüş sanatları öğretmeni olarak Çin ordusuna katıldı. Li’nin 23 kez evlendiği, 200’den fazla çocuğun babası olduğu çok sevilen bir figür olduğu söyleniyordu.
Vilayette genel olarak kabul edilen masallara göre Li, çocukken okuma ve yazmayı başarabildi ve onuncu doğum gününe kadar Kansu, Shansi, Tibet, Annam, Siam ve Mançurya’da otlar topluyordu. İlk yüz yıl boyunca bu mesleğe devam etti. Sonra başkaları tarafından toplanan otları satmaya başladı.

Li Ching Yuen
O TEK DEĞİLDİ
Li’nin öğrencilerinden birine göre, o bir zamanlar ondan da yaşlı 500 yaşındaki bir erkeğe rastladı ve ondan Çigong egzersizleri ve beslenme önerileri aldı. Çigong ve bitkisel açıdan zengin bir diyet dışında uzun yaşam ustası bu adamdan öğrenebileceğimiz başka ne var?
Buna ne demeli: Ölüm yatağında Li “Bu dünyada yapmam gereken her şeyi yaptım” dedi.Barışçı son sözleri uzun ve müreffeh bir hayatın en büyük sırlarından birine ipucu gösterebilir mi? İlginçtir ki Batı’da yaşlanmanın yüksek teknolojili kızılötesi cihazlarla ve en son teknoloji ilaçlarla yenilmesi gereken bir şey olduğu öğretiliyor.



UZUN SAĞLIĞIN SIRRI:
Li’ye sırrı sorulduğunda verdiği cevap: “Kalbinizi sakin tutun, bir kaplumbağa gibi oturun, güvercin gibi hızlı bir şekilde yürüyün ve bir köpek gibi uyuyun”.
Li, nefes teknikleriyle birlikte sakin ve huzurun inanılmaz uzun bir ömre sahip olmanın sırları olduğunu belirtti. Açıkçası, diyetinin rolü büyüktü. Ancak tarihte kaydedilmiş en yaşlı kişi uzun ömrünü zihin durumuna bağlıyordu.
NİÇİN İNANMAK ZOR?
Batılı dünyanın ortalama ömrü şu anda 70-85 yaş arasında, 100 yaşın üstünde yaşayan birinin düşünnek epey geriyor hele 200 yaşın üzerinde yaşayan birinin düşüncesi son derece şüpheli görünüyor. Ama neden insanların bu kadar yaşayabileceğine inanmıyoruz?
Bu dünyadaki bazı insanların yorucu bir 9-5 yaşam tarzı yaşamayacaklarını, borç stresleriyle uğraşmak zorunda kalmadıklarını, kirli şehir havasını solumayacaklarını ve düzenli olarak egzersiz yaptıklarını akılda tutmak zorundayız. Rafine şekerler veya unlar veya böcek ilacı püskürtülmüş yiyecekler yemiyorlar. Standart Amerikan diyetinden uzak değiller.
Yağlı et, şekerli tatlılar ve genetiği değiştirilmiş gıdalar yemiyorlar. Antibiyotik yok. Alkol yok, tütün yok. Diyetlerinde abur cubur gıdalar olmadığı gibi organlarımız ve bağışıklık sistemimiz için steroidler içeren süper gıdalar ve otlar içeriyor.

Ayrıca, boş zamanlarını doğada, zihinsel, fiziksel ve duygusal sağlığı iyileştirmek için kanıtlanmış olan nefes teknikleri ve meditasyon yapmak için harcıyorlar. İşleri basit tutuyorlar, uygun uyku çekiyorlar ve doğanın altında güneş altında çok zaman harcıyorlar.Güneş altında dinlenmek için bir şans bulduğumuzda, anında gençleşmiş hissediyoruz ve bunu bir “tatil” olarak adlandırıyoruz. Bir ömür boyu dağlarda bunu geçirip mükemmel zihinsel, manevi ve fiziksel refah ile birleştirdiğinizi düşünün.
Hiç şüphesiz, eğer yapmamamız gerektiğini bildiğimiz şeyleri yapmazsam 100 yıl yaşamanın sıradan olacağını tahmin ediyorum. Vücudumuza doğru muamele ettiğimiz zaman, kim bilir ne kadar yaşayabiliriz?
Kaynak: Steven Bancarz’ın yazısı

Burcunuza Göre Hangi Eşyasınız?

d46b7g1

KOÇ

Çatı: Çatı gibisiniz olmazsa olmaz bir unsursunuz insanları koruyup kollayan bir yapınız var çevrenizdekiler varlığınızdan çok memnunlar. Siz ilişkileri çekip çeviren sürmesini sağlayan tarafsınız… İyi ki varsınız…

BOĞA

Sandalye: Ne kadar işe yarar bir insan olduğunuzun farkıdasınız değil mi? Yorulan bir insanın ilk aradığı şey bir sandalyede. Masa ile güzel bir ikili oluşturuyorsunuz. Yani buradan anlayacağınız tamamlayıcı bir yapınız var. Her evde bulunan önemli kişiliğe sahip eşyalardan birisiniz.

İKİZLER

Kapı: Sürekli açılıp kapanan bir hayal dünyanız var.iyi gününüzdeyseniz sonuna kadar açarsınız kendinizi. Kötü gününüzdeyseniz insanın yüzüne kapanırsınız. Hatta kendinizi kilitleyip hiç konuşmazsanız. Konuşmanızı sağlayacak şeylerden biri tatlı dilli bir insan. Ya da küçük bir anahtar sizi anında açabilir. İnsanların güven için uyumasını siz sağlıyorsunuz. Kendinizle gurur duymalısınız.

YENGEÇ

Ütü: Hayat ne kadar karışık ve kırışık değil mi. İşte siz tam bunun için dünyaya gelmişsiniz. Bütün karışıklıkları çözmek kırışıklıkları düzeltmek için. Çabuk kızan bir yapınız var. Böyle durumlarda anında kafanızdan dumanlar çıkarırsınız. Ama son zamanlarda insanlar sizi çok sıkıcı buluyor. Bunun nedenini kendiniz bulmalısınız.

ASLAN

Halı: İnsanların ayaklarını yere sağlam basmasını sağlayan en büyük etkenlerden birisiniz. Bir halı ne yapar ya gönlü ferahlatır ya da odayı. Diğer eşyalarla uyumlu bir renk olmanız geleceğiniz için çok önemli. Bunun tersi bir durumda katlanıp bir köşede yalnızlığa terk edilirsiniz.

BAŞAK

Şemsiye: Sürekliliğiniz yoktur. Hayatınızı sürdürmeniz yağmurun yağmasına bağlıdır. Üzerinize düşen her yağmur damlası sizin kendinize olan güveninizi arttırır. Bazı arkadaşlarınız tarafından olur olmadık yerlerde unutulursunuz. Ya da rüzgarda ters dönüp sokağın bir köşesine atılırsınız. Kısaca açılmadıkça bir hiçsiniz

TERAZİ

Yastık: Çevrenizdekiler tarafından çok önemli bir konuma sahipsiniz. Siz olmazsaznız kimsenin gözüne uyku girmez. Yanınızdakileri alıp başka dünyalara götürürsünüz. Kısaca alışkanlık yapan bir yanınız var. Size verilen değerin farkına varın.

AKREP

Televizyon: Evin içindeki bütün eşyalar size göre ayarlanır. Vazgeçilmez bir insansınız. Size bakanları ağlatabilen güldürebilen ve düşündüren bir yapınız var. uzaktan kontrol edilebilme özelliğiniz sizin en güzel yanınız.

YAY

Kaşık: Her ağza ayrı bir tat verirsiniz. Ortalığı karıştırma ihtimaliniz çok yüksektir. Elden ele gezer sofraya anlam katar bazende bir mutfak tezgahında temizlenmeyi beklerseniz. Siz duygusal bir kaşık yoksa çatala mı aşık

OĞLAK

Pencere: Bir yanınız içeri bir yanınız dışarı bakıyor. Çok şeffaf bir insansınız. Açıldığınızda bütün güzellikleri içeri alır kötülükleri dışarı çıkarırsınız. Üzerinize damlayan bir yağmur tanesiyle temizlenir üzerinize atılan bir kar topuyla irkilirsiniz.

KOVA

Yüzük: Altın kalpli bir insansınız. Gümüş renkli bir hayatınız var. parmakların et ve kemikten sonra vazgeçilmez unsurusunuz. sıkışıp kaldığınızda çok acı verirsiniz. Mutluluğun simgesi. Yüzüklerin efendisi sizsiniz.

BALIK

Çorap: Ayrıntı gibi dursanızda bir insanın aklına gelebilecek en son eşya olsanızda insanların kalbinde yeriniz her zaman hazırdır. Tekiniz kaybolduğunda hiçbir işe yaramazsınız. Evde kaybolan eşyalar arasında ilk sırada gelirsiniz. İğrenç bir yönünüzde yok değil. Ama bu güzelliğinizi hiçbir zaman gölgeleyemeyecek.

Kaynak: Mahmure.com

GEÇMİŞ TARİHTE VE OSMANLIDA SES VE MÜZİK İLE ŞİFA

  1. 10968438_848109128586131_6672410886107638128_n1
  2. Müziğin hastalıklar üzerinde etkisi olduğu düşünülmekte, farklı makamlarla bazı hastalıklar ilişkilendirilmekteydi.
  3. Bunlar;
  4. Rast makamı: Havale ve felce
  5. Irak makamı: Afakana ve dar mizaca
  6. İsfahan makamı: Zihin açmaya, zekayı artırmaya, anıları tazelemeye
  7. Zirevkent makamı: Sırt ve eklem ağrılarına
    Rehavi makamı: Baş ağrısına
  8. Büzürk makamı: Ateşli hastalıklara, zihni temizlemeye, vesvese ve korkuyu uzaklaştırmaya
  9. Neva makamı: Kadın hastalıklarına
  10. Zengule makamı: Kalp hastalıklarına
    Hicaz makamı: İdrar zorluğuna, cinsel yönden uyarılmaya
  11. Buselik makamı: Kulunç ve bel ağrılarına
  12. Uşşak makamı: Kalp, karaciğer, sıtma ve mide hastalıklarına
  13. Raks makamı, felce, epilepsiye iyi gelir.
    Irak makamı, çocuklarda menenjit ve afagan hastalıklarına iyi gelir.
  14. İstafahan makamı, zihni açar, zekayı arttırır, gönül tazeleyicidir,üşüten ve ateş verici hastalıklardan korur.
  15. Zirefgen makamı, çocukların dimağından kaynaklanan, fasial felç, felç ve sırt ağrısı, eklem ağrıları, kulunç hastalıklarında faydalıdır
  16. Rehavi makamı, çocukların tüm baş ağrılarına faydalı olup, burun kanamasına, fasial paralizi, felç ve balgamdan ileri gelen hastalıklar.
  17. Büzürk makamı, beyin ve kulunç hastalıklarında, güçsüzlüğü gidermek ve düşünceyi yönlendirmekte, sevdayı defedici ve tehlikeden korkma hususunda faydalı.
  18. Zengube makamı, çocuğun kalp hastalıklarında, menenjit ve beyni ilgilendiren hastalıklarda, mide ve karaciğer hastalıklarında faydalı.
  19. Hicaz makamı, çocuklarda görülen idrar zorluğuna, erişkin erkeklerin cänsel olarak uyarılmasında etkili.
  20. Buselik makamı, kulunç ve kalça ağrısı, soğuk baş ağrısı ve çeşitli göz hastalıklarında faydalı.
  21. Uşşak makamı, küçük çocukların kulağına güzel sesle okunursa, çocukların uykusunu getirmesi ve naz uykusunda dinlenmeye etkisi olup, yetişkin erkeklerde meydana gelen ayak ağrılarına faydalı.
  22. Hüseyni makamı, çocukların karaciğer ve kalp hastalıklarında beden ısısını düşürmede, mide hararetinde ve ergin erkeklerde gizli humma ve 4 günde bir gelen ayak ağrılarına faydalı.
  23. Neva makamı, ergenlik çağına gelmiş çocuklarda meydana gelen, urk-un nisa hastalığı ve kalça ağrısına faydalı olup gönül okşayıcı bir makamdır

    alıntı

Uyuşturucu bağımlısı bir evsizi bağımlılığından kurtarıp trilyonlarca servet yapmasını sağlayan sokak kedisi Bob…

Uyuşturucu bağımlısı bir evsizi bağımlılığından kurtarıp trilyonlarca servet yapmasını sağlayan sokak kedisi Bob

Sokak kedisi Bob ve sokak müzisyeni James Bowen

Hayvanlar ile insanlar arasındaki dostluğun en güzel örneklerinden biri İngiltere’nin başkenti Londra’da Bob isimli bir sokak kedisi ve James Bowen adlı bir evsiz arasında yaşandı.

Genç yaşta uyuşturucu kullanmaya başlayan Bowen’a ilerleyen dönemde dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu ve manik depresif bozukluk (bipolar bozukluk) teşhisleri konuldu.

Uyuşturucu bağımlılığının pençesinde zor zamanlar yaşayan Bowen, kimi zaman sokaklarda kimi zaman da hayırsever kurumların barınaklarında kalıyordu.

sokak-kedisi-bob.jpg

Bu süreçte sokakta müzik çalarak para kazanmaya çalışan Bowen, eroin satın alabilmek amacıyla kendisi gibi uyuşturucu bağımlısı olan arkadaşı Hannah ile hırsızlık bile yapmış. Bowen kendi ifadeleriyle o zamanları şöyle anlatıyor:

Birimiz eski püskü elbiseler giyerek bir dükkâna girerdik, diğerimiz ise temiz ve düzgün kıyafetler ile… O esnada eski püskü elbiseler içindeki karışıklık çıkarıp market çalışanlarının dikkatini dağıtırdı. Diğeri de eline geçirebildiği kadar yiyeceği çantasına doldurup oradan uzaklaşırdı. Daha sonra çaldığımız yiyecekleri satıp elde ettiğimiz parayla uyuşturucu satın alırdık.

sokak-kedisi-bob-ve-sokak-muzisyeni-james-bowen-2.jpg

Dibe vuran Bowen’ın hayatı 2007 yılında değişti. O yıl Bowen’ın yolu, kaldığı barınağın önünde karşılaştığı sarı bir kediyle, nam-ı değer Bob ile kesişti. Bowen sevimli kediyi ilk gördüğünde kiracının sanarak yanından öylece geçip gitti. Ancak kaderleri bir şekilde kesişmek zorundaymış gibi, Bowen ertesi gün de aynı kediyi aynı yerde gördü. Kedinin tasmasının olmadığını fark eden Bowen, diğer kiracılara kedinin onlara ait olup olmadığını sordu. “Hayır” cevabını alan Bowen, patisi iltihaplanan kediyi bir hayvan barınağının veterinerine götürerek tedavi ettirdi.

sokak-kedisi-bob-ve-sokak-muzisyeni-james-bowen-3.jpg

İki haftalık tedavisinin ardından sağlığına geri kavuşan kediyi, bulduğu yere bırakan ve işe gitmek için otobüs durağına giden Bowen, otobüs beklediği esnada arkasından gelen “miyav” sesiyle irkildi. Bowen, arkasını döndüğünde sarı kediciğin kendisine boncuk boncuk baktığını gördü ve o an kendisi gibi gidecek bir yeri olmayan, “evsiz” kediyi sahiplenmeye karar verdi.

sokak-kedisi-bob-ve-sokak-muzisyeni-james-bowen-5.jpg

Bowen sevimli kediye Bob ismini verdi ve ona ayakkabı bağcıklarından bir tasma yaparak o günden sonra beraberinde Covent Garden ve Piccadily’de müzik çaldığı yerlere götürmeye başladı.

sokak-kedisi-bob-ve-sokak-muzisyeni-james-bowen-8.jpg

Kısa bir süre sonra Bowen ve Bob oldukça popüler oldular ve insanlardan olumlu tepkiler almaya başladılar. Müthiş bir iki olan Bowen ve Bob’un videoları sosyal paylaşım sitelerinde milyonlarca insan tarafından izlenilmeye başlandı.

Bob ile beraber yaşamında olumlu yönde bir değişim baş gösteren Bowen, hayata tutunmaya ve yeni bir başlangıç yapmaya yönelik umutlarını arttırmaya başladı. Bowen bu süreçte Bob’dan aldığı güçle uyuşturucuyu bıraktı, artık Bowen’ın hayatında sevimli kedi Bob’dan öncesi ve sonrası vardı.

sokak-kedisi-bob-ve-sokak-muzisyeni-james-bowen-10.jpg

James Bowen, sevimli kedi Bob ile hayata tutunuşlarını konu alan ve onlarca dile çevrilen “Sokak kedisi Bob (A Street Cat Named Bob)” isimli bir kitap kaleme aldı. Kısa süre içerisinde 4 milyondan fazla satan kitap Bowen’a 500 bin pound (yaklaşık 2 trilyon) kazandırdı. 2012 yılında satışa çıkan kitap, İngiltere’de 2 yıl boyunca en çok satanlar listesinde yer aldı.

sokak-kedisi-bob-ve-sokak-muzisyeni-james-bowen-9.jpg

2017 yılında Bowen ve Bob’un hikâyesi beyaz perdeye yansıyacak. Böylelikle bir kedi milyonlarca insanın hayatına dokunarak onlara umudu ve sevgiyi aşılayacak. Kim bilir? Belki de pek çok insanın hayatını değiştirecek. İşte Fragman…

Bowen, Bob’un kendisine bir amaç verdiğini, sorumluluk duygusu yüklediğini ve onunla beraber sevgiyi tattığını ve en önemlisi de kendisine hayatını yoluna koyacak umudu aşıladığını söylüyor, “Bob benim hayatını kurtardı.” diyor.

Bir insan ve hayvanın dostluğundan doğan sinerji ihtiyaç sahibi başka insanların ve hayvanların yaşamlarına dokunan büyülü bir enerjiyle büyümeye başladı. Bowen bir röportajında kazandığı parayla uyuşturucu bağımlılarının ve evsizlerin rehabilite edilmesi için hizmet veren kurumlara yardım ettiğini, ayrıca hayvanları koruma derneklerine de bağışta bulunduğunu, ancak artık bu konuda kendi projelerine yöneleceğini söyledi.

Sigmund Freud’un dediği gibi, “Kedilerle geçirilen zaman asla ziyan edilmemiştir”.

İşte James ve Bob…

Sokak kedisi Bob ve sokak müzisyeni James Bowen

 

Doğum Günün Ne Zaman?

16406446_10155639438776988_1191908408338005241_n1

Mart: Gıcık

Ocak: Eşi Benzeri Olmayan

Nisan: Tatlı

Aralık: Deli

Mayıs: Cici

Ekim: Popüler

Temmuz: Şeker Küpü

Haziran: Güzel/Yakışıklı

Eylül: Sevimli

Şubat: Mükemmel

Kasım: Tatlı Bela

Ağustos: Göz Alıcı

Karda Doğum Yapan Keçiyi Sırtında, Yavruyu da Köpeğine Taşıtan Rizeli Çoban Kız

rize-kopek-patiliyo-11

 

 

Bazen öyle güzel fotoğraflar karşımıza çıkıyor ki, o fotoğrafa bir bakışta kalplerimiz eriyor, günümüz daha da şenleniyor, gökyüzü pırıl pırıl oluyor.
İşte bu fotoğraf da, öyle bir fotoğraf.
Rize’de çekilen fotoğrafta, karlar altındaki dağda doğum yapan anne bir keçi çoban kızın sırtında sıcak ahıra doğru götürülürken görülüyor.
Dikkatlerden kaçmaması gereken bir diğer ayrıntıysa, yeni doğan yavru ise çoban köpeğinin sırtındaki çantada, tüm tatlılığıyla olan biteni izliyor.

İşte dünyanın en güzel fotoğraflarından biri…
Rize’de karlı dağlarda çekilen bu fotoğrafta yeni doğum yapan anne keçiyi sırtında taşıyarak sıcak ahırına götüren çoban bir kız görülüyor…

Koca yürekli Anadolu insanı.
Fotoğrafın en güzel detaylarından birisi de yeni doğan oğlak çoban köpeğinin sırtındaki çantada olan biteni anlamaya çalışan bakışları…