Arşivler

BİLİNCİMİZ YÜKSELDİKÇE NELER OLUR?

24312705_10212213590548188_8514571644492461412_n[1]
▫️ Bilinci henüz bizim kadar yükselmemiş olanların konuşmaları bize eski tadı vermemeye başlar.
▫️ Kendimiz gibi olan insanları arar ve onlarla bir şekilde karşılaşıp yeni dostluklar oluşturmaya başlarız.
▫️ Bize söylenen şeyleri olduğu gibi doğru kabul etmek yerine sorgulamaya başlarız.
Korkularımız azalır.
▫️ Eskiden zoraki yaptığımız şeyleri artık yapmaya mecbur hissetmeyiz.
▫️ Kendimizi çok daha rahat ifade etmeye başlarız.
▫️ İstemediğimiz şeylere rahatça “Hayır” diyebiliriz.
▫️ Tek başımıza kalmaktan keyif almaya başlarız.
▫️ Hayatı gerçekten yaşamak istediğimiz gibi yaşayıp yaşamadığımızı sorgulamaya başlarız.
▫️ Gerçekten ne yapmak bize heyecan veriyorsa onun peşine düşeriz.
▫️ Olumsuzluklar bizi eskisi kadar üzmez olur.
▫️ Kötü giden şeylere dertlenmek yerine çözüm bulmaya odaklı oluruz.
▫️ Etrafta sıkıntı veren şeyler bizi etkilemez.
▫️ Gelecek için kaygılanmayız.
▫️ Başımıza kötü bir şey geldiğinde eskiden olduğu kadar üzülmeyiz.
▫️ Birisi bize hakaret ettiğinde, bağırdığında etkilenmez ve aynı şekilde tepki verme ihtiyacı duymayız.
▫️ Birisi bizi haksız yere suçladığında kendimizi savunma ihtiyacı
duymayız.
▫️ İltifatlar da bizi eskisi gibi etkilemez.
▫️ Onaylanma ve takdir edilme ihtiyacı hissetmeyiz.
▫️ Birilerine bir şeyleri ispat etme isteğimiz ve çabamız biter.
▫️ Bizi rahatsız eden zihin konuşmaları gitgide azalır ve zor duyulur hale gelir.
▫️ Öfke ya da üzüntü gibi duygular ara sıra gelir ama bizim üzerimizdeki etkileri dakikalar içinde geçer üzerimize yapışmaz ve bizi günlerce rahatsız edemezler.
▫️ Diğer insanların zenginliğini kıskanmayız.
▫️ İnsanların bizim hakkımızda ne düşüneceklerini umursamayız.
▫️ İnsanları kategorilere ayırmayız ve herkese aynı davranırız.
▫️ İnsanları eleştirmeyi, kınamayı, yargılamayı bırakırız.
▫️ Yapılan hataları çok çabuk affederiz.
▫️ Dışarıda ne olursa olsun içimizde sebepsiz bir sevinç olur.
▫️ Her yerde ve herkesin yanında kendimiz gibi oluruz.
▫️ Herkesin içinde aynı Öz’ün parçası olduğunu fark etmeye başlarız.
▫️ Dünya bir oyun alanı gibi gelmeye başlar.
▫️ İçimizde sürekli hissettiğimiz huzuru kimse bozamaz.

Herkesin bilincinin en kısa zamanda yükselmesi dileğiyle…
Özlem Hatipoğlu

Osho’nun Sevgi isimli eserinden:

25151855_10212275685900533_259723598850586919_n[1]
“…Bir samuray, bir kış günü Eisai’nin tapınağına geldi ve bir ricada bulundu: “Ben hasta ve yoksulum” dedi, “ve ailem açlıktan ölüyor. Lütfen efendim bize yardım edin.”
Emekli maaşına bağlı olarak yaşayan Eisai’nin hayatı zorluklarla doluydu ve verebilecek hiçbir şeyi yoktu. Tam samurayı geri göndermek üzereyken, meditasyon salonundaki Yakushi-Buda’ nın heykeli aklına geldi. Heykele gidip başındaki değerli haleyi koparıp samuraya verdi. Eisai, “bunu sat” dedi. “Bu seni bir süre idare eder”. Şaşkın ama çaresiz samuray haleyi aldı ve gitti.
“Efendim! Bu bir hakarettir! Bunu nasıl yapabilirsiniz” diye Eisai’nin müritlerinden biri bağırdı.
“Hakaret mi? Hıh! Ben sadece sevgi ve merhametle dolu olan Buda’nın zihnini, tabiri caizse işe yarar hale getirdim. Aslında bu zavallı samurayı duymuş olsaydı Buda’nın kendisi onun için bir uzvunu keserdi.”
“…Birincisi, verecek hiçbir şeyin olmasa bile yeniden bak. Her zaman için verilecek bir şey bulacaksın. Bu bir tavır meselesidir. Hiçbir şey veremezsen; en azından gülümseyebilirsin; hiçbir şey veremezsen en azından o kişi ile oturabilirsin ve ellerini tutabilirsin. Bu bir şey verme meselesi değildir, bu vermekle ilgili bir meseledir.
…Dünyanın ne olmasını istersen önce kendin, örnek olmak gerekir. Felsefenin doğruluğunu ateş testinden geçerek önce kendi örneğin ile kanıtlamak zorundasın.
…Sevginin motivasyonu yoktur; o herhangi bir dürtüye sahip değildir. Başkası ihtiyaç duyduğunda değil, basitçe sende olduğunda verirsin. Sevgide diğeri bir etken değildir. Sende çok fazlası olduğu için taşmaya devam edersin. Sevgi kendiliğindendir, doğaldır, nefes gibidir.” OSHO
En son ne zaman verecek hiçbir şeyiniz olmasa bile vermeye çalıştınız? En son ne zaman karşılık beklemeden gülümsediniz? En son ne zaman bir yarar beklemeden, sadece yardımcı olmak için bir yerde, bir şekilde bulundunuz? En son ne zaman, zaman ayırıp bir insanın derdini sadece dinlemek için dinlediniz? En son ne zaman “almak” durumunu gözetmeden bu dünyaya “güzel bir şey” verdiniz?
Derleyen Pınar Ulus

Hiçbir Şey Yapmak İstemiyormuş Gibi Hissediyorsanız Sakral Çakranız Kapanmış Olabilir

sakral-cakra-acma[1]

 

Sakral çakra nedir?
Sakral çakra daha çok ilişkilerle, hayatınızdaki akışla, cinsellikle, tutkularınızla ve duygularınızla ilgilidir. Neşeli olma hali, mutluluk ve aşkla ilgilidir. Toplum baskısı yüzünden birçoğumuz duygularımızı istediğimiz gibi yaşayamıyoruz. Bu durum çakralarımızın tıkanmasına yol açıyor.Hiçbir neden yokken hayata küsebiliyoruz veya sıkılgan hissedebiliyoruz.
Aynı zamanda çakra kendimizde sevdiğimiz özellikleri barındırmaktadır. Bu özelliklerimiz kötü ilişkilerimizde veya sürekli başımıza gelen olaylarda ortaya çıkmaktadırlar.

 
Çakranızın bloke olduğunu nasıl anlarsınız?
1) Yaratıcılıkta eksiklik
2)Moral bozukluğu
3) Cinsel isteksizlik
4) Duygusal karışıklık
5) Önemsiz hissetmek
6) Sevilmediğini hissetmek
7) Toplumun sizi kabul etmediğini düşünmek
8) Kendinize dikkat etmemek
Çakranızı iyileştirmenin yolları
1. Kendinize dikkat edin.
Rahatlamanıza yardımcı olacak şeyler yapın. Beslenme düzeninizi ayarlayın, iyi uyuyun veya uzun, rahatlarıcı duşlar alın. Arada bir spaya gidebilirsiniz.

2. Kendinize anlayış gösterin.
Kendinize de karşınızdaki insanlara gösterdiğiniz anlayışı göstermeye çalışın. Başka insanların sorunlarını, dertlerini nasıl dinliyorsanız kendinizi de öyle sakince dinleyin.

3. Suya yakın olun.
Suyla ilgili olan her şeyin size yardımı dokunacaktır. Bir nehir veya göl kenarında oturmak iyi hissetmenize yardımcı olacaktır. Hatta haftada bir kez havuzda veya imkanınız varsa denizde yüzmek günün stresinden arınmanızı sağlayacaktır.

4. Çok sıvı tüketin.
Vücudumuzun yüzde 70’i sudan oluşur. Eğer gün içinde yeterli miktarda su tüketmezseniz bedeniniz yorgun düşebilir ve başınız ağrıyabilir. Bu da enerjinizin akışkanlığına müdahale eder ve kendinizi verimsiz hissedersiniz. Öğünlerinizde bolca su, çorba veya meyve suyu tüketmeye çalışabilirsiniz.

5. Hobilerinize odaklanın.
Eğer bir hobiniz yoksa mutlaka kendinize iyi gelecek, başarılı olacağınızı düşündüğünüz bir hobi edinin. Yetişkin yaşamı genellikle çoğu insan için zorunlulukları yerine getirmekle geçiyor. Fakat enerjimizi yenileyebilmek için sevdiğimiz işlere de odaklanmamız gerekir. Seçeceğiniz aktiviteler sayesinde yaratıcılığınızı geri kazanabilir ve enerjinizi farklı alanlara yöneltebilirsiniz.

 

6. Tantra yöntemi ile sevişin.
Kısacası sevişirken kibar ve dikkatli olun. Sevişmeyi korkulacak, çekinilmesi gereken bir şey olarak görmeyin. Rahat olun ve kendinizi partnerinizle birlikte anın akışına bırakın.

7. Size zarar veren ilişkilerinizi ya iyileştirin ya da bırakın.
Kendinizde olan gelişimi desteklemeyen kişilerle olan ilişkinize bir son verin. Bazı insanlar sadece hayatımızda yanlış giden şeyleri göstermek ve bize ders vermek için girerler. Eğer o insanların size almanız gereken dersi verdiğini düşünüyorsanız, geride bırakmakta fayda var. Sizi daha fazla sınamasına izin vermemelisiniz. Fakat ortada çözülemeyen meseleler varsa onları iyileştirmeye çalışabilirsiniz.

8. Erkeksi ve dişil enerjilerinizi dengede tutun.
İçinizdeki erkeksi ve dişil enerjileri dengede tutmak için belirli teknikler kullanabilirsiniz. Bunun için yoga egzersizleri idealdir.

9. Spontane bir şekilde dans edin.

Kendinizi ritmin akışına bırakın ve istediğiniz gibi dans edin. Belli figürlere ve hareketlere bağlı kalmadan, bedeninizi kontrol etmeden sadece müzikle dans etmek sizin iyi olmanızı engelleyen enerjilerden kurtulmanızı, bloke olan çakralarınızın açılmasını sağlayacaktır.

http://filoji.com/hicbir-sey-yapmak-istemiyormus-gibi-hissediyorsaniz-sakral-cakraniz-kapanmis-olabilir/

BEYNİNİZDE ”SİL” KOMUTUYLA ÇALIŞAN BİR TUŞ VAR, ONU KULLANMAYI ÖĞRENEBİLİRSİNİZ!

DM0-c-RWsAAlayS[1]

 

Bu, beyninizin yeni ve daha kuvvetli irtibatlar kurmak için izlediği hayranlık verici bir yol.
Daha önceki bir söyleyiş vardır “birlikten kuvvet doğar.” Nöronlar (sinir hücreleri) için de bu geçerli. Nöron hareketliliğiniz ne kadar yoğun olursa, hareketliliğin gerçekleştiği bölgedeki devreler de o kadar güçlenir.

Bu da “pratik yapmak mükemmeliğe götürür” ifadesini haklı çıkarıyor.
Ne kadar çok piyano çalarsanız, yeni bir dili kullanırsanız ve yahut da hokkabazlıkla uğraşırsanız alakalı nöron bağları o kadar güçlenir.
Örnekler saymakla bitmez. İşte Fast Company’den, konunun ayrıntıları:
Öğrenme yetisi yalnızca nöron bağlarını yapmak ve güçlendirmekten ibaret değil.

Yıllardır “öğrenme” konusunun odağı bu olmuştur. Ancak çalışmalar vaziyetin değişik olduğunu gösteriyor. Daha da ehemmiyetlisi daha önceki bağları ortadan kaldırabilme yetimiz ve buna “sinaptik (sinirsel) budama” tecrübe ediyor.
Çalışma prensibine beraber bakalım:
Beyniniz bir bahçe gibi.

Beyninizin bir bahçe olduğunu düşünün. Tabii, çiçek, meyve ya da sebze yetiştirmek yerine “nöron”lar arası sinaptik (sinirsel) irtibatlar yetiştiriyorsunuz.
Bu irtibatlarsa dopamin, seratonin (halk arasında mutluluk hormonları olarak bilinirler ancak çeşitli görevleri vardır) ve benzeri nöro-aktarıcıların (kimyevi taşıyıcı/nöro-hormon) hedeflerine erişmelerini sağlar.
“Gliya hücreleri (sinir hücrelerinin savunucuları)” beyninizin bahçıvanlarıdır.

Belli nöronlar arasındaki sinyalleri hızlandırmak için görev başındadırlar.
Kimi diğer gliya hücreleriyse atıklarla uğraşır, zarar veren maddeleri ortadan kaldırır, ölü yaprakları temizler.
Beyninizin budamadan mesul bahçıvanlarıysa “mikro-gliyal hücreler”dir. Sinaptik (sinirsel) irtibatlarınızı budarlar.
Sualimizse şu, “hangisini budayacaklarını nasıl biliyorlar?”

Araştırmacılar bu gizemin üzerindeki perdeyi aralamaya başladılar ancak bildikleri şey şu ki, az kullanılan sinirsel irtibatlar “C1q” isimli bir protein tarafından işaretleniyor.
Budamadan mesul bahçıvanımız olan “mikro-gliyal” hücrelerse bu işareti gördükleri vakit, o proteinle birleşip, sinirsel irtibatı yok ediyor.

İşte bu şekilde, beyinlerimiz yeni ve daha kuvvetli irtibatlar kurup, bizim için fiziki boşluk oluşturuyor ki daha fazla şey öğrenebilelim.
Uyku neden ehemmiyetli?

Hiç, beyninizin tıka basa dolu olduğunu hissettiniz mi?
Belki yeni bir işe başlarken veyahut ehemmiyetli bir projenin derinliklerindeyken.
Yeterince uyumuyorsunuz, üstüne bir de, daimi yeni bilgi depoluyorsunuz. Bir
nevi beyniniz sahiden “dolu.”
Yeni bir hayli şey öğrendiğiniz vakit, beyniniz irtibatlar inşa eder, ancak bunlar zayıftır, kroki gibidirler.

Beyniniz bu irtibatların çoğunu budamaya ihtiyaç duyar zira daha akıcı, randımanlı sinirsel yollar kurması gerekir. İşte bunu uyurken gerçekleştirir.
Beyniniz, siz uyurken kendini temizler. Beyin hücreleriniz %60 oranında küçülür ki, gliya hücreleri gereksiz sinirsel irtibatları rahat rahat ortadan kaldırsın.
Hiç, güzel bir gece uykusundan uyandığınızda, duru bir zihinle ve hızlıca düşünebildiğinizi fark ettiniz mi?

Bunun sebebi gece süresince beyninizde gerçekleşen budama ve temizlik çalışması.
Öğrenmenizin kolaylaşması hesabına rahat bir ortam oluşmuş vaziyette içeride.
Uykusuz bir beyinle düşünmek, devasa ve yoğun bir ormanda meyve bıçağıyla yolunuzu açmaya çalışmak gibidir. Bıkkınlık verici, yavaş ve verimsiz.
Şekerlemeler de aynı sebepten dolayı düşünsel yetileriniz için çok yararlı.

 

10 ya da 20 dakikalık şekerleme, beyninizdeki gardiyanların kısa müddetliğine de olsa işbaşı yapmalarını ve yeni bilgi edinimleriniz için alanı temizlemelerini sağlar.
Dinlenmiş bir beyinle düşünmek, İstanbul’un mesai çıkışı trafiğinde tek aracın sizinki olması gibidir.
Yollar bomboş, zaman kaybınız yok, gereksiz duraklamalar geride kalmış.
Sahip olduğunuz bilginin farkında olun.

Aslında, beyninizdeki mevzubahis budama/temizlik işleri gerçekleşirken, kontrolün bir bölümü da sizin elinizde.
Geri dönüşüm kutusuna giden sinirsel irtibatlar, “sizin” kullanmadıklarınız.
Kullandıklarınızsa güzelce sulanıyor ve bakımdan geçiyor. Neyi düşündüğünüze bu yüzden dikkat etmelisiniz.

Şayet Game of Thrones’un sonuna konusunda çok fazla kuram okursanız ve işinize yeterince odaklanmazsanız, tahmin edin hangi sinirsel irtibatlar silinmeleri adına işaretlenecek?

Şayet işyerinden biriyle aranız bozuksa ve ona gününü göstermek adına ne yapabileceğinize kafa yorarsanız ve elinizdeki asıl işleri ihmal ederseniz, yenilikçi istikametiniz zarar görecek ve intikam düşkünü sinirsel bir hücre hayat bulacak.
Beyninizdeki bu tabii bahçevari sistemin özelliklerinden yararlanın.

Sizin için ehemmiyetli olan şeyleri düşünün. Bahçıvanlarınız bu irtibatları
güçlendirecek ve sizin için ehemmiyetsiz olanları temizleyecekler.
Bahçenizi savsaklamayın
kaynak | MekanikAdam BLOG | MekanikadamBLOG

NEGATİF ENERJİLERDEN KURTULMAK İÇİN BASİT BİR ARINMA TEKNİĞİ

lotus[1]

Negatif enerjilerden kurtulmak, temizlenmek ve arınmak için çok kolay uygulayabileceğiniz bir arınma tekniğini sizinle de paylaşmak istedim.
Sessiz bir ortama çekilin ve aşağıdaki uygulamayı bire bir yapın.

Gözlerinizi kapatın kendinizi pembe bir ışıkla çevirili olarak imgeleyin ve bu imgelemeyi yaparken ve içinizden yada sesli olarak sürekli olarak ” Ben Sevgiyim” deyin.

Bunu istediğiniz kadar yapabilirsiniz. Bir kaç saniye yada bir kaç dakika size kalmış ama ben 2-3 dakika kadar sürdürüyorum.

Daha sonra kendinizi yeşil bir ışıkla çevirili olarak imgeleyin ve bu imgelemeyi yaparken ve içinizden yada sesli olarak sürekli olarak ” Ben Refahım ” deyin.

Daha sonra kendinizi mavi bir ışıkla çevirili olarak imgeleyin ve bu imgelemeyi yaparken ve içinizden yada sesli olarak sürekli olarak ” Ben Huzurum” deyin.

Son olarak kendinizi beyaz bir ışıkla çevirili olarak imgeleyin ve bu imgelemeyi yaparken ve içinizden yada sesli olarak sürekli olarak ” Ben Evrenle birim” deyin.

 

İmgelemelerinizi bitince gözlerinizi açmadan şu kalıbı bir yada birden fazla tekrar edin.

“Ben sevgiyim, ben refahım, ben huzurum ve ben evrenle birim”

Arındım, temizlendim ve evrenle uyum içinde olduğumu kabul ettim.

Bu benim çok sevdiğim bir arınma çalışmasıdır, ne zaman isterseniz yapabilirsiniz.
Hatta gün içinde ben sevgiyim, ben refahım, ben huzurum ve ben evrenle birim şeklinde afirmasyonda yapabilirsiniz.

* Alıntı

“Bir dostluk, kişisel çıkar karşısında unutulmayacak denli sağlamsa,

25299492_1862197214091491_5421405694682257962_n[1]

 

Mevlana ve bir öğrencisi, dostluğun ve arkadaşlığın konu edildiği bir söyleşiden çıkmışlar, yolda birlikte yürüyorlardı. Biraz ileride yolun kenarında, iki köpeğin koyun koyuna sokulmuşlar, birlikte uyumakta olduklarını gördüler. Öğrencisi, biraz önceki söyleşinin de etkisi altında kalarak, bu görüntü karşısında çok duygulandı ve bu duygusunu Mevlana ile paylaşmak istedi:
“Efendim şu manzaraya bakın” dedi. “Ne denli yüce bir ders alınacak dostluk örneği, değil mi?”
Mevlana, öğrencisinin bu heyecanı karşısında hafifçe gülümsedi ve kişisel çıkarların nice dostlukları yakıp kül ettiğini anımsattıktan sonra ona, unutamayacağı bir ders verdi:
“Evlat, sen onların arasına bir kemik atıver de, bak o zaman gör dostluklarını” dedi.
“Bir dostluk, kişisel çıkar karşısında unutulmayacak denli sağlamsa, ancak o durumda bir değer ifade eder ve ancak o zaman onun adına ‘gerçek dostluk’ denilir…Alıntıdır

Rahibe Teresa’nın tavsiyelerini;

Basit-Yaşamak[1]
“Yaşamak; servettir, korumayı bil…
Yaşamak; bilmecedir, çözmeyi bil…
Yaşamak; güzelliktir, kıymetini bil…
Yaşamak; mutluluktur, tatmayı bil…
Yaşamak; aşktır, sevgidir, keyfini çıkarmayı bil…
Yaşamak; rüyadır, gerçekleştirmeyi bil…
Yaşamak; oyundur, oynamayı bil…
Yaşamak; verilmiş bir sözdür, tutmayı bil…
Yaşamak; hüzündür, aşmayı bil…
Yaşamak; şarkıdır, söylemeyi bil…
Yaşamak; mücadeledir, kabullenmeyi bil…
Yaşamak; trajedidir, göğüslemeyi bil…
Yaşamak; maceradır, göze almayı bil…
Yaşamak; şanstır, kullanmayı bil…
Yaşamak; görevdir, tamamlamayı bil…
Yaşamak; yaşıyor olmaktır, uğruna savaşmayı bil…”

HER ZAMAN BİR RÜYANIZ VE ONU GERÇEKLEŞTİREBİLECEK RUHUNUZUN OLMASI DİLEĞİ İLE :)))

24862248_1584636568297973_8328924846931678168_n[1]

 

ROSE
Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra “Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri bakalım bulabilecek misiniz” dedi… Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki,yumuşak bir el omzuma dokundu… Döndüm… Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi, bana gülümseyerek bakıyordu… “Ben Rose” dedi.. “Benim adım Rose, yakışıklı… 87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kucaklayabilir miyim?..” Güldüm… “Tabii” dedim… “Hadi sarıl bana…” Öyle sımsıkı sarıldı ki… “Bu kadar genç ve masum yaşta üniversiteye niye geldin” diye şaka yaptım.. Minik bir kahkaha ile yanıtladı:
“Buraya zengin bir koca bulmaya geldim. Evlenip birkaç çocuk doğuracağım. Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım…”
Dersten sonra kantine gidip, birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadaş olmuştuk. Ertesi gün ve ertesi üç ay, sınıftan hep birlikte çıktık ve hep kantinde lafladık… Öyle akıllı ve öyle deneyimliydi ki, onu dinlemekle, derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyordum.
Sömestr boyunca Rose kampüsün ilahesi oldu. Nereye gitse etrafı çevriliyor, çok çabuk arkadaş ediniyordu. İyi giyinmeyi seviyor, diğer öğrencilerin ilgisini çekmeye bayılıyordu. Rose hayatını yaşıyordu. Hepimizden daha canlı, daha dolu yaşıyordu…
Sömestr sonunda, Futbol Balosuna davet ettik Rose’u… Konuşma yapması için… Orada bize verdiği dersi unutmama imkan yok…
Konuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman kocaman yazmıştı. Elinde bu deste ile kürsüye yürürken, kartları elinden düşürdü. Konuşma darmadağın olmuştu. Şaşkın, biraz da utanmış mikrofona doğru eğildi…
“Ne kadar beceriksizim, değil mi?… Özür dilerim… Buraya gelmeden önce heyecanım yatışsın diye bir duble viski attırdım. Sonucu görüyorsunuz… Şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil… Onun için en iyisi ben size aklımda kalanları söyleyeyim, olur mu?…”
Biz kahkahalarla gülerken, o bardaktan bir yudum su aldı ve konuşmasına başladı:
“Yaşlandığımız için eğlenmekten, oynamaktan, yaşamaktan vazgeçmeyiz… Eğlenmek, oynamak ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız. Genç kalmanın, mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece dört sırrı vardır… Hergün gülmek ve yaşama katacak mizah bulmak… Bir rüyanız olmalı mutlak… Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz. Etrafımızda dolaşan pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok…
Yaşlanmakla, büyümek arasında çok büyük bir fark vardır… Eğer 19 yaşındaysanız ve bir yıl hiçbirşey yapmadan, hiçbirşey üretmeden bir yıl sırtüstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz… Ben 87 yaşındayım ve ben de bir yıl hiçbirşey yapmadan, hiçbirşey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yaşımda olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır. Bunun için özel bir yetenek ya da bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için, mutlak birşeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulmak ve kullanmak gerekir.
Asla pişman olmayın… Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman oluruz çünkü… Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır… Pişman olmaktan korktukları için hiçbirşey yapmayanlardır…”
Ders yılı sonunda Rose, yıllarca önce başlayıp, yaşam mücadelesi içinde ara vermek zorunda kaldığı üniversiteyi derece ile bitirdi…
Mezuniyet töreninden bir hafta sonra, uykusunda, huzur içinde öldü. Cenaze törenine 2 binden fazla üniversite öğrencisi katıldı.
“Yapabileceğimiz herşeyi yapmak için asla geç olmayacağını” hepimize hem de nasıl öğreten bu muhteşem kadının anısına layık bir törendi bu…
Rose’un öğretisi aslında dünyanın bütün üniversitelerinde zorunlu ders olmalıydı:
“Çok Geç Diye Bir Zaman Yoktur”
HER ZAMAN BİR RÜYANIZ VE ONU GERÇEKLEŞTİREBİLECEK RUHUNUZUN OLMASI DİLEĞİ İLE :)))

YAŞAMI KULLANMA KILAVUZU

71329897642[1]
1. Size bir vücut verilecektir.
Onu beğenebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz, ancak kesin olan bir şey varsa o da ömrünüzün
geri kalanı boyunca ona sahip olacağınızdır.
2. Dersler öğreneceksiniz.
Yeryüzünde Yaşamak isimli tam zamanlı
bir okula kaydoluyorsunuz. Her kişi veya her olay birer Evrensel Öğretmen’dir…
3. Hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır.
Büyümek bir deneyim sürecidir. Başarı kadar yenilgiler de bu sürecin bir parçasıdır.
4. Bir ders öğrenilene kadar tekrar edilir.
Bu ders, ta ki siz öğrenene kadar
size çeşitli biçimlerde anlatılır.
Ancak ondan sonra bir sonraki derse geçebilirsiniz.
5. Eğer kolay dersleri öğrenemezseniz
bu dersler giderek zorlaşırlar.
Dışsal sorunlar içsel durumunuzun
kesin bir yansımasıdır. İçsel engelleri
ortadan kaldırdığınız zaman dış dünyanız değişir. Acı, evrenin sizin dikkatinizi çekme şeklidir.
6. Davranışlarınız değiştiği zaman
bir dersi öğrenmiş olduğunuzu anlarsınız..
Bilgelik egzersizdir. Bir şeyin bir parçası, hiç bir şeyin bir çoğundan daha iyidir.
7. Buradan daha iyi bir orası yoktur.
Orası dediğiniz yer burası olduğu zaman
gene buraya kıyasla daha iyiymiş gibi
görünen bir orası olacaktır.
8. Diğer insanlar yalnızca sizin aynanızdırlar.
Diğer bir kişinin bir yönü sizin kendinizde sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir yönünüzü yansıtmadıkça onu sevmeniz ya da ondan nefret etmeniz mümkün değildir.
9. Yaşamınız size bağlıdır. Yaşam size tuvali sunar, resmi siz yaparsınız. Yaşamınıza sahip çıkın, yoksa başkası sahip çıkacaktır.
10. Daima ne isterseniz onu alırsınız.
Bilinçaltınız kendinize çektiğiniz enerjileri,
deneyimleri ve insanları doğrulukla belirler
dolayısıyla ne istediğinizi bilmenin en güvenilir
yolu neye sahip olduğunuzu görebilmektir.
Kurbanlar yoktur, yalnızca öğrenciler vardır.
11. Doğru ya da yanlış yoktur,
ama sonuçlar vardır. Ahlaki yaklaşımların faydası olmaz. Yargılamalar ise yalnızca davranış kalıplarını korumak içindir. Yalnızca yapabildiğinizin en iyisini yapın.
12. Cevaplar kendi içinizdedir.
Çocukların başkalarının rehberliğine ihtiyacı vardır; bizler ise olgunlaştıkça Ruhun Yasalarının yazılı olduğu kalbimize güveniriz. Bildikleriniz duyduklarınızdan, okuduklarınızdan ya da size söylenenlerden çok daha fazladır.
Yapmanız gereken yegane şey bakmak, dinlemek ve güvenmektir.
13. Tüm bunları unutacaksınız.
14. Ne zaman arzu ederseniz hatırlayabilirsiniz.
Kaynak: Cherie Carter-Scott’ un Life is a Game

ANTİK ÇAĞLARDAN BU YANA UYGULANAN USUL …

hauling-ass[1]

EŞEĞİ YOKUŞA SÜRMEK …
EMEKTAR EŞEKLER …..
1950’li yıllarda Amerikalı mühendisler gelmiş Türkiye’ye.
Bir kısım imar çalışmalarına rehberlik ediyorlarmış. O zamanlarda bizde yol güzergahını belirleyecek alet yok, eleman yok.
Nafia mühendisleri eşeği yokuşa sürüyorlar, arkasından elemanlar şeritmetre çekiyor ve eşeğin ayak izlerine kazık çakıp istikamet belirliyorlarmış.
Bunu gören Amerikalı mühendis, pratiği kavrayamamış ve sormuş:
– Ne yapıyorlar böyle?
– Rampada yolun güzergahını belirliyorlar.
– Nasıl yani, anlayamadım?
– Eşek % 7 eğimin üstüne çıkmaz, biz de eşeğin izinde kazık çakıp rampada yol güzergahı belirliyoruz demişler.
Amerikalı katılarak gülmeye başlamış. Yatışınca da sormuş:
– Peki, eşek bulamayınca ne yapıyorsunuz?
Yetkili cevap vermiş:
– Amerika’dan mühendis getirtiyoruz ….. 🙂 )))))

Farkında Olmalı İnsan…

24796722_10213439363553077_1039512636852117478_n[1]

Can Yucel ne güzel anlatmış…
Farkında Olmalı İnsan…
Kendisinin, Hayatın, Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı
Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen…
Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını
FARK ETMELİ.
Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını Ve En Sonunda Bir Metre
Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını
FARK ETMELİ.
Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahrete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu
FARK ETMELİ.
Henüz Bebekken “Dünya Benim!”Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı
Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların “Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!”
Dercesine Apaçık Kaldığını
FARK ETMELİ.
Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını
FARK ETMELİ.
Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini, Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini
FARK ETMELİ
Ve Ölmeden Evvel Ölebilmeli.
Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte
Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini
FARK ETMELİ.
Eşref-İ Mahlûkat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu
FARK ETMELİ.
Ve Ona Göre Yaşamalı.
Gülün Hemen Dibindeki Dikeni Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü
FARK ETMELİ.
Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde
Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını
FARK ETMELİ.
Eşine “Seni Çok Seviyorum!” Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü
FARK ETMELİ.
Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini Ama Arka Sokaktaki
Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu
FARK ETMELİ.
Zenginliğin Ve Bereketin Sofradayken Önünde Biriken Ekmek Kırıntılarını
Yemekte Gizlendiğini
FARK ETMELİ.
63 Yıllık Ömründe Hiç Karnı Doymayan Bir Peygamber’in Ümmeti Olarak
Aşırı Beslenme Yüzünden Sarkan Göbeğini
FARK ETMELİ.
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür, O Da Bugündür.
Can Yücel

Bu Resimdeki Her Birey Farklı Bir Zihin Yapısını Temsil Ediyor: Siz Hangilerini Seçerdiniz?

test[1]

 

Resimde gördüğünüz birbirinden farklı bireylere bir göz atın. Hepsinin pozisyonu ve modu birbirlerinden farklı. Kendinize en yakın gördüğünüz ve olmak istediğiniz bireyi seçin.
Eğer seçtiğiniz bireyleri zihninizde kesinleştirdiyseniz, seçimleriniz sonuçlarını aşağıdan inceleyin;

– Eğer 1, 3,6 veya 7 numaraları figürleri seçtiyseniz, çok kararlı bir insansınız demektir. Zorluklar gözünüzü korkutmuyor hatta sizi teşvik ediyor. Mücadeleci bir ruha sahipsiniz.

– Eğer kendinizi 2, 11, 12, 18, veya 19 numaraları figürlere yakın hissediyorsanız, yardımsever ve dostlarını yüzüstü bırakmaktan hoşlanmayan bir insansınız demektir. Bu karakterleri seçen bireyler genel olarak mutlu kimselerdir.
– Eğer 4 numaralı figürü seçtiyseniz, istediği hedefe ulaşmaya çalışan azimli bir insansınız demektir. Ancak harekete geçme konusunda sıkıntılar yaşıyorsunuz.

– 5 numaralı figürü seçtiyseniz, hayatla bu ara uğraşacak enerjiniz yok demektir. Yalnız kalmak ve düşüncelerinizle vakit geçirmek istiyorsunuz.

– Eğer 9 numaralı figürü seçtiyseniz, insanlarla vakit geçirmeyi seven neşeli birisiniz demektir. Hayatın asıl amacının sevmek ve mutlu olmak olduğunu düşünüyorsunuz.

– 13 veya 21 numaralı figürleri seçtiyseniz, insanlara karşı mesafeli birisiniz demektir. İnsanlarla bir arada olmak sizi o kadar da mutlu etmiyor. Kendi kendinize vakit geçirmekten daha çok zevk alıyorsunuz.

– Eğer 8 numaralı figürü seçtiyseniz, hayalperest bir insansınız demektir. Dünyaya bakış açınız diğer insanlardan oldukça farklı. Kendi vizyonunuz ve görüşleriniz var.

– 10 veya 15 numaralı figürler, halinden memnun mutlu insanları temsil etmektedirler. Bu insanlar sahip oldukları için şükrederler. Hayatlarında dengeyi tutturmuş insanlar çoğunlukla bu karakterleri seçerler.

 

– Eğer 14 numaralı figürü seçtiyseniz, hayatınızın şuanda pek iyi gitmiyor demektir. Duygusal olarak yorgun bir dönemden geçiyorsunuz. İnsanlara güven problemleriyle alakalı sıkıntılarınız olabilir.

– 20 numaralı figürü seçen kişiler, lider olma potansiyeline sahiplerdir. Kendilerinden fazlasıyla emin insanlardır. Mücadelecidirler ve başarı elde etme güdüsüne sahip kimselerdir.

– Eğer 16 numaralı figürü seçtiyseniz, oldukça yardımsever bir kişiliğe sahipsiniz demektir. Hatta öyle ki, çoğu zaman sevdiğiniz kişi için kendinizden dahi feragat edebilirsiniz.

– Eğer onun yerine 17 numaralı figürü seçtiyseniz, size yardım eden ve destek olan bir insan var demektir. Bu insana oldukça fazla güveniyor ve bu güven duygusuyla mutlu bir yaşam sürüyorsunuz.

http://filoji.com/bu-resimdeki-her-birey-farkli-bir-zihin-yapisini-temsil-ediyor-siz-hangilerini-secerdiniz/

Bir Sembol Seçin ve Ruhunuzun İhtiyaç Duyduğu Sözlere Erişin

sembolleerrr-[1]

 
Doğru kaynaktan gelen bilge sözler, tüm bakış açınızı değiştirebilir ve karanlığın içindeki ışığı fark etmenizi sağlayabilir.

Peki, şimdi ruhunuzun ne duymaya ihtiyacı var?
Aşağıda yer alan resimdeki 3 farklı sembolden size hitap edeni seçin. Sizde farkındalık yaratacak o mesaj okur okumaz aklınızda parlamayabilir. Önemli olan, mesajınızı okuduktan sonra, bir süre ruhunuzla baş başa kalıp düşünmek için kendinize zaman tanımanızdır böylece, mesajınız netlik kazanacaktır.

Birinci sembolü seçtiyseniz:

Mali durumunuz, harcamalarınız, yeme alışkanlıklarınız veya ilişkileriniz gibi kontrolünüzden çıktığını düşündüğünüz herhangi bir alandaki konunun ve öz disiplininizin dalgalı bir hal aldığı konuların sorumluluğunu üstlenmenin ve her birini ciddiye almanın zamanı gelmiştir. Bu konuda gri renk şıkkı yoktur. Ya kendinizi motive edip işlerinizi yolunda götürürsünüz ya da hiçbir şey yapamazsınız. Odak, motivasyon ve niyetiniz konusunda kendinize karşı dürüst olun. Söz konusu özfarkındalığınız ve sorumluluğunuz olduğunda, gizlenebileceğiniz herhangi bir yer bulamazsınız. Odak ve hedeflerinizi düzenleyip yoluna koyduktan sonra, hayata karşı daha hafiflemiş ve net hissedeceksiniz.

İkinci sembolü seçtiyseniz:

Ruhunuzun bu günlerde sizden beklentisi, grup aktivitelerine katılmanız ve topluluklarda yer alabileceğiniz görüşmelere dahil olmanız yönündedir. Grup bilincini keşfederken, bütünün hayrı ve iyiliği için tüm yeteneklerinizi ve size bahşedilmiş becerilerinizi paylaşma imkanı bulacaksınız. Işığınız işte tam bu anlarda parlayacak ve gücünüz açığa çıkacaktır. Fırsatların ayağınıza gelmesini beklemeyin. Fırsatlara siz gidin, adım atın ve geleceğinizi düşünerek şimdiden bir şeyleri değiştirmeye başlayın. Etrafınızda harekete geçemediğini ve tutukluk yaşadığını düşündüğünüz insanlara da yardım etseniz sizin için faydalı olur.

Üçüncü sembolü seçtiyseniz:

Nihayet bitiş çizgisine varmadan önce son engeli de aşmaya hazır mısınız? Zaten zorlu birçok engelin üstesinden gelip çok iyi iş çıkardınız, ancak başarmanız gereken tek bir göreviniz kaldı. Şöyle bir durup nefes alsanız diyoruz, nasıl olur? Dinlenmeyi çok da uzatıp koy vermeyin kendinizi yoksa her şeye baştan başlamanız gerekebilir, aman dikkat! Mola verin, nefes alın ve kendinize zaman ayırın. Çok hızlı gittiğiniz zaman, olduğunuz yerde az da olsa durun, açın gözlerinizi, hissedin görebildiğiniz onca varlığı, tadabildiğiniz onca tadı ve sonunda şükür ve hamd edin sahip olduklarınız için… faydasını göreceksiniz.

http://filoji.com/bir-sembol-secin-ve-caresizlikten-daralan-ruhunuzun-ihtiyac-duydugu-sozlere-erisin/

KADINLARIN YATMA HİKAYESİ

depositphotos_89865462-stock-photo-portrait-of-diligent-girl-student[1]

Akşam annemle babam televizyon seyrediyorlardı.

Annem, ‘Geç oldu,’ dedi, ‘zaten yorgunum, ben yatıyorum.’

Annem kalktı, mutfağa gitti.

Çerez-meyve tabaklarını çalkaladı kaldırdı.

Sabaha hazır olsun diye çaydanlığı doldurdu, demliğe çay koydu.

Şekerliğe baktı, dibinde az kalmış, üstüne ekledi.

Kahvaltı için buzluktan ekmek çıkardı, akşam yemeği için çözülsün diye de eti aşağıya koydu.

Kahvaltı masasını hazırlamak için masanın üstündekileri topladı.

Telefonu şarja koydu, telefon defterini kapatıp yerine koydu.

Sonra çamaşır makinesinden ıslak çamaşırları çıkarıp astı ve makineyi tekrar doldurdu.

Banyodaki çöp sepetini boşalttı.

Islak bir havluyu kurusun diye duş perdesinin borusuna astı.

Bir gömlek ütüledi, kopuk düğmesini dikti.Çiçekleri suladı.

Esneyerek gerindi ve yatak odasının yolunu tuttu.

Çalışma masasının yanından geçerken durdu, öğretmene tezkere yazdı, okul gezisi için para sayıp ayırdı, eğildi, sandalyenin altına girmiş ders kitabını aldı, masanın üstüne koydu.

Kek tarifleri defterini çıkardı,arkadaşına söz verdiği tarifi bir kağıda yazdı, çantasına koydu.

Bakkaldan alınacakları not etti, notu da çantasına koydu.

Sonra gitti, 3’ü 1 arada temizleme losyonuyla yüzünü yıkadı,dişlerini fırçaladı.

Gece kremini ve kırışık önleyici nemlendiricisini sürdü.

Tırnaklarına baktı, törpüledi.

İçeriden ‘sen yatmaya gitmemiş mıydın’ diye seslenen babama ‘şimdi gidiyorum’ deyip köpeğin su kabını doldurdu.

Kapıları pencereleri kontrol etti, holdeki lambayı yaktı.

Kardeşimin odasına gitti, oğlan uyumuş diyerek, lambasını söndürdü, bilgisayarını kapattı, gömleğini astı, yerdeki kirli çorapları toplayıp sepete attı.

Bana geldi, ‘haydi yat artık, biraz da yarın çalışırsın,’ dedi.

Kendi odasına gitti, saati kurdu, ertesi gün giyeceklerini hazırladı.

6 maddelik acil işler listesine 3 madde daha ekledi.

Kendi kendine iyi geceler diledi, hayallerinin gerçekleştiğini gözünün önüne getirdi.

İşte o sırada babam televizyonu kapattı, ortaya öylece bir ‘ben yatıyorum’ dedi ve gitti yattı.

Sizce bu işte bir gariplik yok mu?

Kadınların neden daha uzun yaşadığını merak etmiyor musunuz?

ÇÜNKÜ BİZİM YAPIMIZ UZUN ÇEKİŞLİ

(ve işimizi bitirmeden öyle çabuk çabuk ölemeyiz)!

Şimdi bu yazıyı tanıdığınız olağanüstü kadınlara gönderin – emin olun, hepsi bayılacaktır.

HADİ YATIN BAYANLAR😀