Arşivler

Aşure günü neler yapılır

anette inselberg aşure günü

 

AŞURE NE DEMEKTİR? AŞURENİN ANLAMI: Aşure, (Aşura) Arapça’da 10 manasına gelen “aşara” kelimesinden türemiştir. Sözcüğün Sâmî diller arasında ortak bir sözcük olduğu düşünülmektedir. Ayrıca, sözcük (ve gün) Musevilik inancında Büyük Kefaret Günü için kullanılmıştır.

AŞURE GÜNÜ YAPILMASI GEREKENLERE BİR KAÇ ÖRNEK

Aşure günü eve alışveriş yapmak, bakliyat almak çok iyidir. Sene boyu evde bolluk bereket olur

Yetim sevindirmek.

Aşure yapıp komşulara dağıtmak .

Sadaka vermek.

Oruç tutmak

Dua okumak.”Sübhanallahi mil’el mizan. Ve müntehel-ılmi ve meblegar-rıza ve zinetelarş”

Akrabayı ziyaret etmek. Onlara hediye götürmek.

Yıkanmak

 

 

AŞURE NASIL YAPILIR: Aşure nasıl yapılır? İşte Aşure tarifi…
Malzemeler
500g aşurelik buğday (3 su bardağı)
Yarım çay bardağı pirinç
1 su bardağı nohut
1 su bardağı kuru fasulye
200 g kuru kayısı
200 g kuru üzüm
1 su bardağı fındık
3 lt su
2 su bardağı süt
4 su bardağı toz şeker
çeyrek çay kaşığı tuz
çeyrek çay kaşığı karabiber
yarım çay bardağı karanfil suyu (1 tatlı kaşığı karanfili kaynatıp, suyunu alın)

Aşureyi süslemek için gereken malzemeler
25 g fındık
25 g kuş üzümü
100 g ceviz
1 adet nar
Tarçın
Yapımı:
Nohut ve fasulye ayrı ayrı pişirilir. Buğday yıkanarak ayrı tencereye alındıktan sonra 10 dakika kadar sıcak suda kaynatılır. Buğday kaynarken çıkan sarı su süzülür. Aynı süzme işlemi 2 kere daha tekrarlanır. Süzme işleminden sonra buğdayın üzerine biraz daha su ilave edilerek 50 dakika kadar daha pişmeye bırakılır. İyice pişen buğday, nohut, fasulye, doğranmış kayısı, kuru üzüm ve yıkanmış pirinç ile 15 dakika daha kaynatılır.
Ardından sıcak süt, şeker, tuz, karabiber, fındık, karanfil suya eklenerek yine 15 dakika kadar kaynatılır. Aşure pişirirken dikkat edilmesi gereken 3 litre kadar su kullanımıdır. Pişirme işlemi esnasında yanınızda sürekli kaynar su bulundurmaya özen gösterin. Kaynama işlemi bitince aşurenizi kaselere alarak, üstünü nar ve tarçınla süsleyebilirsiniz.

Not: bir kaç kaynaktan derlenmiştir

Bir hikayenin mutlu sonu nedir sizce?

anette inselberg mutlu son

Bir hikayenin mutlu sonu nedir sizce?
İnsan ölmeden hikayesi bitmez ki.
Ve mutlu son dediğimiz kavuşmak mıdır?
Zengin olmak mıdır ? Aşkla doymak mıdır?
Nispet edercesine bir şeyler kanıtlamak mıdır?
Tek bildiğim iç huzur diye bir yer var, her şey orada başlayıp orada bitiyor. Kendi içinizde barışmadığınız sürece, hiçlik makamına ermediğiniz sürece, ne taht ne baht insanı memnun etmiyor.
Yediğiniz bir lokma, giydiğiniz bir hırka,
varlığına dua ettiğiniz sevdikleriniz
olsun yanında; yeter mesut olana.
Gülten Alp

Anadolu’da “ağaç korkutma” diye bir gelenek var.

anadoluda ağaç korkutma geleneği

 

Anadolu’da “ağaç korkutma” diye bir gelenek var. Ağaçların ruhları olduğuna inanıyorlar. Meyve vermeyen ağacın yanına, tam da cuma saati, bir elinde balta ile gidiyor insanoğlu. Diyor ki “keseyim mi seni haaa, keseyim mi?” Oyuna dahil başka biri gelip diyor ki “aman beyim kesme, bu sene vermediyse seneye kesin verir meyvesini.” Üç kere tekrarlıyorlar bu oyunu. İnsan ağacı bağışlıyor. Sonunda yine de göz dağı olsun diye bir çizik atıyor gövdesine, canını azıcık yakıyor ki kesilince neler olacak hissetsin. Gerisi ağaca kalmış… Sormadan edemiyorum; hani ya ruhu vardı bu ağacın?
Pazartesi okullar açıldı. Yürüyen ağaçlarımızın kimisi sınıflardan içeriye koşarak girdi, kimisi sürünerek… Çalış, başar, yap, öğren, kazan, koş diye parmak sallayarak korkutuyoruz ağaçlarımızı. Sürecin sonunda kimisi meyve verecek, kimisi vermeyecek. Meyve bizim beklentimiz; büyük mesele ise ağacın kendisi, ağacın ruhu… Meyve veriyorsa ne ala, vermiyorsa da gölgesi yeter, varlığı yeter, nefes alıp verişi yeter diyebilsek keşke.
Şermin Yaşar, Oyuncu anne

Babam der ki ‘evlat bizim sana vereceğim en iyi hediye terbiyedir.’

ANETTE İNSELBERG TERBİYE EĞİTİM

 

“Eczacılığı kazandım, heyecanla memlekete gittim. Babam çok mutluydu, annem babam telefonda haberi duyunca gözleri dolduğunu anlattı. Baba eczacılık masraflı bir bölüm lab malzemelerini kendimiz almak zorundaymışız ayrıca derslere devam zorunluluğu var sabahtan akşama okulda olacakmışız, bana para verebilir misin dedim. Tabi ki dedi ve 200 dolar verdi, baba bu nedir dedim, yol parası dedi, ama baba ben bununla anca Ankara’ya giderim dedim, o da zaten bu da onun için, sen yetenekli bir çocuksun yolunu bulursun dedi. Ben kırıldım, gittim tüm kaset arşivimi ve kitaplarımı sattım etti 600 dolar. Ankara ya geldim 2-3 ay sonra para bitti, dersler verdim diğer öğrencilerin ödevlerin hazırladım ve kitaplar yazdım. New York ta kitaplarım basılınca Bilkent’te hoca oldum. Ankara da neyim varsa sıfırdan kendim kurdum ne dayı vardı ne de torpil. Annem bir keresinde altınlarını bozdurup bana göndermek istemiş ama baba şöyle demiş ‘Oğlumuzu ne kadar sevdiğimi biliyorsun, bir daire satıp ona göndeririz, ama yolu bu değil, eğer gerçekten onu seviyorsan bırak kendi ayağı üzerinde duymayı öğrensin.’ 20 senedir Ankarada yım bir kere tatile gitmedim, tatili bilmediğimden değil, bacağımı bacağım üzerine atıp tropikal kokteyli yudumlamaktan daha zorunlu ödevlerim olduğu içindir. Ben tatil yapacak yaşta değilim, çalışacak yaştayım. Zaten toplumda çoğu kişi doğuştan tatilde.
ABD de her 100 öğrenciden 25 i okul masrafını kendisi kazanırken bu rakam bizde sadece 5 öğrencidir ( ki ben bu rakamın daha düşük olduğunu düşünüyorum, 1-2 en fazla). Şimdi niye o çocuk okulunu bitirince çantasını alıp Singapur da uluslararası bir firmada iş bulabiliyor da biz yapamıyoruz diye sormayın.
Çocuk yetiştirme bir sanattır ve ancak sanatçı bir anne baba bunu yapabilir. Ülkenin yöneticileri bilinçli kişiler olsa çocuk yetiştirecek ebeveynleri sıkı ve zor sınavlara tabi tutara geçmeyenlere çocuk yapma hakkı tanımaz. Çok özel biyolojik sebepler dışında hiçbir çocuk embesil doğmaz, hatalı yetiştirilerek aptallaştırılır.
Çocuk ailesini örnek alır ve orada programlanır. Anne cahil olunca zanneder çocuğa iyi köfte yaparsan iyi anne olursun, bana cahil olunca zanneder çocuğun cebine para koyarsan iyi baba olursun. Bu zihniyetin yetiştirdiği çocuklar tam bir facia olur. Hiçbir sorun çözemeyen, çözmek istemeyen sorumsuz ukala dikkat eksiği ve boş konuşan boş düşünen bir zayiat biz karşılar, biraz sıkıştırdığınızda da beni büyütmeseydiniz okutmasaydınız gibi saçma sapan cevaplar verir. Bu kadar para harcayarak bu kadar aptal çocuk yetiştirmek için aptallık doktorası yapmak gerekir. Sonradan görmüşlerin yada kolay görmüşlerin, tüketici toplumun ahmak sürü davranışlarını sorgulamadan taklit eder, ve zanneder ki eğer çocuğuna kaliteli gömlek ayakkabı giydirirse eğer kaliteli okula gönderirse çocuk kaliteli olur. [en aptal çocuk nasıl yetiştirilir? İstediği her şeyi verirseniz.] bu gafil ailelerin havalan buldukları paralar yine de havadan uçar gider ( haydan gelir huya gider). Bunları dolandırmak ve sormak için bin bir renge geçen sözde eğitimciler ve kurumlar hortumlarını hazırlar, çarık eşsiz bir şekilde döner ve daha saf ahmaklar üretilir. %89 değil %92 olur, %94 değil %96 olur, ne kadar ahmak o kadar makbul.
Siz hiç freni olmayan bir araba gördünüz mü, varsa bindiniz mi? İlk harekette kaza yaparsınız. Hangi şuursuz demiş özgürlük çok güzeldir sorumluluk olmadan. Var mı öyle bir dünya, her işini başkalarına yaptıracaksın, sonra bir den bire gökten sana bilinç inecek, öyle-bir-dünya-yok.
Peki bu çocuklar ne olacak? Bu çocuklara uyuşuk oldukları için, uyanmak ihtiyacı duyacaklar. Bunu için uyarıcı alacaklar, en masumu çay kahveden tutun, enerji içecekleri, haplar vitaminler takı sigara, alkol ve uyuşturuculara kadar. Sanal uyarıcıları dan tutun sanal kumarlara kadar ( sanal oyunların kumar oynamaya benzer etkiler yarattığını amygdala yı küçüklüğünü ve ciddi bağımlılıklar yaptığını dünyada bilmeyen kalmadı).
Her uyarıcı aldığında daha fazlasını isteyecek ve büyük bir sektör için eşsiz bir müşteri olarak hizmet edecek. Sektör önü yaşatacak ama süründürerek. Bu çocuklar çok sert kırılmalar yaşayacaklar ve kafalarındaki sanal dünya ile gerçek dünya örtüşmediğinde çok üzücü sorunlar yaşayacaklar; dayanamayanlar ölüp gidecek, dayananlar da öfkeli ve gergin, aileleri ve diğer herkesi sövecekler.
“sürüngenler dünyasına hoş geldiniz” demek geliyor içimden ama bakın demiyorum.
Çocuklarınıza kısa cevaplar vermeden, uzun ve mantık içeren cevaplar verin ki o da düşünmeyi öğrensin. Unutmayın nesneler para pul çamaşır okullarla çocuk adam olmaz, olursa dünya tarihinde ilk olacak. Çocuğu adam yapan onu adam yerine koymaktır, ona sorumluluk vermektir, kendi aklını kullanmasını öğretmektir, ödevlerini kendi yapması için ona inanmaktır.
Fırtınaya karşı kolay ağacın gövdesi değil köküdür, insanı insan yapan mal değil taşıdığın terbiyedir.
Babam derdi ki ‘evlat bizim sana vereceğim en iyi hediye terbiyedir.’
Harika çocuklar yetiştirmek için hala hakkımız ve halimiz var, yeter ki akla ihanet etmeyelim.
Başkalarına değer verecek ve o değer içinde kendi değerlendirecek bireyler yetiştirme dileğiyle.
Esen kalın…”
Anooshirvan Miandji

İşte Tolstoy’un Hayatı Sorgulatacak Ders Niteliğinde 17 Sözü:

anette inselberg tolstoy
1. Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar.
2. Hayat ne gideni geri getirir, ne de kaybettiğin zamanı geri çevirir. Ya yaşaman gerekenleri zamanında yaşayacaksın, ya da yaşamadım diye ağlamayacaksın.
3. Bozuk para insanın cebini deler, bozuk insan da kalbini. Bu yüzden harcayın ikisini de gitsin.
4. İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için ise uyandırmak gerekir.
5. Herkes insanlığın kötüye gittiğini kabul eder ama hiç kimse kendisinin kötüye gittiğini kabul etmez. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.
6. Varlığı bir şey kazandırmayan insanların, yokluğu hiçbir şey kaybettirmez.
7. Ne diye şeytana kızarsın? Bir iyilik yap da, o sana kızsın.
8. Bil ki, yaşadıklarınla değil yaşattıklarınla anılırsın. Ve Unutma; ne yaşattıysan elbet bir gün onu yaşarsın.
9. Bir insanı bulunduğu mevkiyle değil, göz koyduğu mevkiyle ölçmek gerekir.
10. En güçlü iki savaşçı sabır ve zamandır.
11. Bir insan acı duyuyorsa canlıdır. Başkasının acısını duyuyorsa insandır.
12. İnsanın gerçek gücü sıçrayışta değil, sarsılmaz duruştadır.
13. Kendi mutluluğundan başka hedefi olmayan insan kötüdür.
14. İnsanların çoğu onu yapıyor diye yanlış, yanlış olmaktan çıkmaz.
15. Kimse, kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir, bilmelisin. Küçümsediğin her şey için gün gelir, önemsediğin bir bedel ödersin.
16. Birine çamur atmadan önce iyi düşün ve sakın unutma: önce senin ellerin kirlenecek.
17. Başkalarının hayatından ders alın. İnsan, bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşamıyor.
İyi günler arkadaşlar.

Sabah Neşesi

anette inselberg mutluluk motivasyon yaşam

 

Bahçelerde patlıcan
Söylemezsem çatlıycam
Derdi kafaya takmıycan
Dünya böyle napıcan.
***
Baktın hayat zorluyor
Moralini bozmıycan
Bolca nefes alıcan
Sonra göbek atıcan
***
Sevgilin bıraktıysa
Yastığa sarılıcan
Hüngür hüngür ağlıycan
Oluruna bırakıcan
***
Enerjin düşmüş ise
Hemen spora başlıycan
Hop hop hoplıycan
Zıp zıp zıplıycan
***
Üzülsen de çaktırmıycan
Bolca kahkaha atıcan
Hep neşeli olucan
Genç ve çıtır kalıcan
***
İşe güce takılıp
Dostları unutmıycan
Sıkı sıkı sarılcan
Dopamin salgılıycan
***
Saçın beyazlasa da
Yaşlılıktan korkmıycan
Sağlığına bakıcan
Hayattan zevk alıcan
***
Ne yaşarsan yaşa
Kalbini iyiliğe açıcan
Aklını hep kullanıcan
Sevmekten yorulmuycan…

Amacım, sevdiklerim ve vicdanımla barış içinde ve huzurla dolu olmaktır.

anette inselberg amacım

 

Olgunluk dönemimde, kalan yıllarımı saydım ve yaşadığımdan çok daha az zamanım kaldığını keşfettim.
Bir şekerleme paketi kazanmış küçük bir çocuk gibi yılları büyük bir zevkle ve iştahla yedim, ama azalmaya başladıklarını hissedince artık teker teker, tadını çıkararak yiyorum.
Artık yasaların ve yönetmeliklerin tartışılıp durduğu ve hiçbir işe yaramayacağını bildiğim sonsuz toplantılara ayıracak zamanım yok.
Takvim yaşlarına rağmen hâlâ büyümeyen aptal insanlara destek olmak için de zamanım yok.
Vasatlıkla uğraşmak için de zaman ayıramam.
Şişmiş egoların bulunduğu toplantılara katılmayı hiç istemiyorum.
Artık dalaverecilere ve çıkarcılara tahammül etmiyorum.
Başarılı olmuş insanların yerine geçmeye can atan şu kıskanç insanlara hiç tahammülüm kalmadı.
Üst düzey bir makam için yapılan kavgaların çirkin sonuçlarına tanık olmaktan nefret ediyorum.
İnsanlar içeriğe değil, sadece başlıklara bakar oldular.

Benim zamanım ise, başlıklarla uğraşmayacak kadar değerli artık.
Öz’ü istiyorum, ruhumun acelesi var. Pakette şimdi daha da az şeker kaldı..
İnsan onurunu ve gerçekleri savunan, sorumluluktan kaçmayan, başarılarından dolayı şişinmeyen, kendi yanlışlarına gülebilen, vaktinden önce ‘oldum’ demeyen, insan olmayı anlamış insanlarla yaşamak istiyorum.
Asıl olan, yaşamı değerli kılmış eylemlerinizdir.
Yaşamın sert darbelerinden yumuşak bir ruh ile çıkmayı başarabilmiş ve başkalarının yüreğine dokunabilen insanlarla olmak istiyorum.
Evet, olgunluğun bana getireceği o doluluğu hissetmek için acelem var.
Elimde kalan tek bir şekerlemeyi bile yitirmek istemem.
Amacım, sevdiklerim ve vicdanımla barış içinde ve huzurla dolu olmaktır.
Umarım sizin için de aynısı olur, çünkü her halükarda yaşlanacaksınız…’

Brezilyalı yazar Mário Raul de Morais Andrade’

 

Beş Ders

anette inselberg sorgulanmayan hayat

 

5 DERS
*1. DERS:👉 Okuldaki 2.ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en İyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım. Son soru söyleydi:
‘Her gün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedır?’ 🤔 Bu her halde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını, yerleri sılerken, hemen her gün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50’lerin de falanolmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki ! Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu.
‘-Tabii, dahil’ dedi, Hocamız…
‘İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbi rinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak eden insanlar bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve ‘Merhaba’ demeniz gerekse bile…’ Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. Hademenin adını da…Dorothy idi.
*İKİNCİ DERS👉: Bir gece vakit gece-yarısına doğru Alabama Otoyolunun kenarında duran bir Zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen, bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. geçen her arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60’lı yıllarda bir beyazın bir zenciye, hem de Alabama’da, yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi. Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım. Ayrılırken ille de adresimi istedi, verdim. Bir hafta sonra, kapım çalındı. Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armağanda…
-‘Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç yağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti. Kendime güvenimi yitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan kocamın yatağının başucuna zama nında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son nefesini verdi. Tanrı bana yardım eden sizi ve başkalarına karşılık beklemeksizin yardım eden herkesi kutsasın… En İyi Dileklerimle,
Bayan Nat King Cole.’😮👍👈
3.DERS:👉 Size Hizmet Edenleri Hep Hatırlayın…
Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocuk pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu… Çocuk sordu:
‘Çikolatalı pasta kaç para ?’
’50 Cent.’
Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu:
‘Peki, Dondurma Ne Kadar ?’
’35 Cent.’ dedi garson kız, sabırsızlıkla. Dükkanda yığınla müşteri vardı ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne kadar vakit geçirebilirdi ki… Çocuk parasını bir daha saydı ve
‘Bir dondurma alabilir miyim, lütfen ?’ dedi.
Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya koştu. Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi. Garson kız masayı temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu, birden.. Masayı sanki akan gözyaşları temizleyecekti. Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı 15 Cent’lik bahşiş duruyordu..
4.DERS:👉 Yolumuzdaki Engeller…
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak diye gözlüyor… Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çogu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda bir köylü çıkagel di. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Kan ter içinde kaldı ama, sonunda, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı… Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde…
-‘Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.’ diyordu kral. Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı. ‘Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.’

Mide Sorunları İçin Olumlamalar

anette inselberg mide

 

‘Doğu tıbbına göre, hastalık Hayat Yolunun gerçekleşmesinde bir engeli belirtir. Böylece bilinç, hastalık oluşturan enerji tıkanıklıkları aracılığıyla engellerin artmasını ifade eder. Sağlığına kavuşmak amacıyla hastalığa yol açan ruhsal enerji mekanizmalarını anlamak mantıklıdır.
Hastalık bir rastlantı ya da kader olgusu değil, ama bilincin, iç varlığın bir mesajıdır. Bir acının arkasındaki “yaratıcı” bir hastalık, gelişim için bir ilerleme yoludur. ‘
Michel Odoul /Bana Nerenin Ağrıdığını Söyle Sana Nedenini Söyleyeyim
Burada açıklanan hastalıkların zihinsel karşılıkları, verilen renkler ve sayılar tamamen öneri niteliğindedir.
Teşhis ve tedavi amaçlı değildir. **Bilgiler Louise L. Hay, Michel Odoul ve İnna Segal’in konu ile ilgili kitaplarından sentezlenmiştir.

Baltasını Bileyen Ormancı

anette inselberg kendine zaman ayırr

 

Bir ormanda iki ormancı ağaç kesiyormuş. Birinci ormancı sabah erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyormuş, bir ağacı kesip hemen diğerine geçiyormuş. Gün boyunca, dinlenmek için ve öğle yemeği için kendine vakit ayırmıyormuş. Akşamları da ormancı arkadaşından birkaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıp evine daha geç gidiyormuş. ikinci ormancı ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında evine dönüyormuş. Bir hafta boyunca kim daha fazla ağaç kesecek bakalım demişler, bu yoğunlukta çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar.
Sonuç: ikinci ormancı çok daha fazla ağaç kesmiş. En çok ağacı kendinin kestiğini sanan birinci ormancı çok şaşırmış:
– Bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden daha erken ağaç kesmeye başladım, senden daha geç evime döndüm. Ama sen daha fazla ağaç kestin. Nasıl daha başarılı oldun, sırrın nedir?
İkinci ormancı tebessümle yanıt vermiş:
– Bir sırrım yok. Sen durup dinlenmeden çalışırken ben birkaç ağaç kestikten sonra hem dinleniyordum hem de baltamı biliyordum. Keskin baltamla, daha az çabayla, daha çok ağaç kestim.
Kendimizi geliştirmek, baltamızı bilemektir. Kendimize zaman ayırıp, yaşamımızı objektif birbakışla gözden geçirmektir. Zayıf bulduğumuz alanlarımızı geliştirmek için çaba harcamaktır. Bu zihnimizin, ruhumuzun, karakterimizin güçlenmesi için bir koşuldur.

DUA ÜZERİNE KÜÇÜK BİR HİKAYE!

ANETTE İNSELBERG ÇİÇEK SAÇAN KIZ
Bir yolcu gemisi yolculuk esnasında kopan bir fırtınada batar ve içindekilerden sadece iki adam küçük ve ıssız bir adaya yüzmeyi başarırlar. Ne yapacaklarını bilemeyen bu iki kazazede Tanrı’ya yalvarmaktan başka çarelerinin olmadığına karar verirler. Fakat kimin duasının daha güçlü olduğunu anlamak için adayı ikiye bölmeye karar verirler ve adada karşılıklı olarak yaşamaya başlarlar.
İlk diledikleri şey yiyecektir. Ertesi sabah, birinci adam kendi tarafında dalları meyve dolu bir ağaç bulur ve ağacın meyvelerinden yer. Diğer adamın alanı ise hala çoraktır!
Bir hafta sonra, birinci adam yalnız olduğu için kendisine bir eş diler. Ertesi gün bir kadın yüzerek birinci adamın tarafına gelir. Diğer tarafta yine hiçbir şey yoktur!
Hemen sonra birinci adam bir ev, giysiler ve daha fazla yiyecek diler. Sihirli bir değnek değmişçesine tüm istedikleri kendisine verilir. Fakat ikinci adam hala hiçbir şeye sahip olamamıştır!
En sonunda birinci adam bir gemi diler böylece karısıyla birlikte adayı terk edebilecektir. Sabahleyin kendi tarafına demirlenmiş bir gemi bulur. Birinci adam karısıyla birlikte gemiye biner ve ikinci adamı adada bırakmaya karar verir. Onun hiç bir dileği gerçekleşmediği için Tanrı’nın nimetlerine layık biri olmadığını düşünür.
Gemi kalkmak üzereyken birinci adam cennetten yankılanan bir ses duyar, “Neden arkadaşını adada bırakıyorsun?”
“Bana gönderilen nimetler sadece bana aittir çünkü onlar için ben dua ettim,” diye cevap verir birinci adam. “Onun duaları kabul edilmedi o yüzden o hiçbir şeyi hak etmiyor.”
“Yanılıyorsun!” diye azarlar ses birinci adamı. “Onun sadece tek bir dileği vardı ve kabul ettim. Eğer etmeseydim sen gönderdiğim nimetlerin hiç birine sahip olamazdın.”
“Allah’ım ne olur söyle bana” dedi birinci adam, “Ne diledi de ona minnettar olmam gerekiyor?”
“Senin tüm dileklerinin gerçek olmasını diledi.”
Hepimizin bilmesi gerekir ki👉 bize gönderilen nimetler sadece bizim dualarımızın sonucunda değil 👌bizim için dua edenler sayesinde de gerçekleşir.🤗👍👍
Bu göz ardı edilemeyecek kadar güzel bir hikâye…
Benim bugün sizin için duam, tüm dualarınızın gerçekleşmesidir. Rahmet üzerinizde olsun.
“Başkası için yaptığınız şeyler kendiniz için yaptıklarınızdan daha önemlidir.”👌👍👍👍

BUDİST RAHİPLERİN YETİŞTİRDİĞİ ÖĞRENCİYE SORUSU:

anette inselberg budist rahip
Budist rahipler, artık yetiştiğini düşündükleri bir öğrencilerini, yola çıkmadan önce çağırdılar. Başrahip öğrenciye tek bir soru sordu:
* “20 yıldır buradasın, neler öğrendin?”🤔
“Yedi gerçek öğrendim” dedi öğrenci.
* “Yirmi yıldır buradasın, sadece yedi gerçek mi öğrendin?”
“Evet, yedi gerçek öğrendim…”
* “Say” dedi başrahip, “birincisi…”👇
“Dostluklar ikiye ayrılır: Kalıcı dostluklar ve geçici dostluklar. Hayatta bir zorluk ortaya çıktığı anda bozulan dostluklar daha çoktur, kalıcı dostluklar çok azdır…”
* “İkincisi” dedi başrahip.👇
“İnsanların çoğunluğu kalplerini ve beyinlerini geçici değerlere ayırmışlar. Bu değerler uğruna kendi gerçek niteliklerinden taviz vermekten, kötü şeyler yapmaktan çekinmiyorlar…”
* “Üçüncüsü” dedi başrahip.👇
“İnsanlar, amaçlarına ulaşmak için birbirlerini ezmekten çekinmiyorlar. Oysa başkasına kötülük yaparak elde edilen her şeyin geldiği gibi ellerinden gideceğini anlamıyorlar…”
* “Dördüncü” dedi başrahip.👇
“İnsanlar gerçekte bir anlamı ve önemi olup olmadığını hiç düşünmedikleri fakat değerli ve anlamlı saydıkları şeyler yüzünden birbirlerine zarar veriyorlar… Bu şekilde hayatı birbirlerine zehir etmeye alışmışlar.”
* “Beşinci” dedi başrahip.👇
“Herkes yanlışın nedenini, başarısızlığın nedenini başkalarında arıyor.” Kimse, başına ne geldiyse aslında kendi yüzünden geldiğini anlamıyor, kendi suçunu, yanlışını kabul edip düzeltmiyor…”
* “Altıncı” dedi başrahip.👇
“İnsanlar helal lokmanın ve bölüşmenin değerini bilmiyor. En lezzetli lokmanın helal lokma olduğunu unutuyorlar. Vicdanları ve mideleri arasında kaldıkları zaman midelerini tercih ediyorlar…”
* “Yedinci” dedi başrahip.👇
“İNSANLAR BİR ŞEYE DAYANMADAN YAŞAMA GÜCÜNÜ BULAMIYORLAR. BU YÜZDEN ÇOĞU ZAMAN ANLAMSIZ ŞEYLERE SARILIYOR, GÜVENİYORLAR. ASIL SARILMALARI VE GÜVENMELERİ GEREKEN BELKİ DE TEK DUYGUNUN SEVGİ OLDUĞUNU ANLAMAMAKTA ISRAR EDİYORLAR…”
* “Güle güle” dedi başrahip👋👌

KAHVENİN TADINA VARMAK

anette inselberg kahvenin tadına varmak
Bir grup, kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski üniversitelerindeki profesörlerini ziyaret için bir araya gelirler. Sohbet, sonunda işin ve hayatın stresinden şikâyetleşmeye döner.
Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesör, mutfağa gider ve yanında büyük bir termos içinde kahve ve porselen, plastik, cam, kristal olmak üzere değişik tarzda ve ucuz görünenden, pahalı ve hatta çok özel olanlarına kadar değişik kahve bardakları ile gelir.
Herkes bir bardak seçince, profesör şöyle söyler:
Fark ettiyseniz, tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı.
Kendiniz için en iyi olanı istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağını gösterir.
Emin olun ki, bardağın kendisi kahvenin kalitesine hiç bir şey katmaz. Sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar!..
Hepinizin aslında istediği kahveydi, bardak değil, ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız, içindekine bakan olmadı.
Hayat kahveye benzer, iş, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar. Onlar hayatı tutmak için sadece araçlardır ve seçtiğimiz bardak yaşadığımız hayatın kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de…
Bazen sadece bardağa odaklanarak kahvenin tadını çıkartmayı unuturuz.
Kahvenizin tadına varın!
En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar.
İyi ve gösterişli şeyleri seçme düşüncesi çoğu zaman galip gelir. İçindeki daima ikinci sırada gelir. Oysa unutmamak lazım ki, ambalaj ne kadar görkemli olursa olsun, kullanacağımız şey ambalajın içindedir.
Dost seçerken insanların görünüşüne aldanmak da öyledir. En kötü görünümlü insanın kafasında güzel düşünceler olabilir. En şık görünümlü insanın düşünceleri de felaketiniz olabilir.
Siz daima her şeyin içindeki özüne bakın. Size lezzet veren üzüm bağı değil, üzümüdür.
Hayatta lezzet almanın tek yolu, elimizde güzel ambalajlı şeyler değil, içindekilerdir. Kötü tadı olan bir kahve, paha biçilmez kristaller içinde de olsa içerken yüzümüz buruşur, içemeyiz. Enfes bir kahve sıradan bir bardakta da olsa yüzümüzde tebessüm oluşturur.
Gelin, cevizin kuruyup buruşmuş dış kabuğuna değil, cevizi kırıp içine bakalım. Bütün tat oradadır, dışındaki kabukta değil.

Vazodaki elma hikayesi

 

 

Konfüçyüs, öğrencilerine ders veriyordu. Sınıfa elinde dar uzun bir vazo ile geldi. Tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde de bir elma vardı. Elmayı vazonun içinde koyduktan sonra, vazoyu yere bıraktı ve şöyle dedi;
– Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı alabilir.
Öğrencilerden biri atıldı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalıştıkça elma elinden kaydı. Bir de elini vazoya sıkıştırdı, bağırmaya başladı:
– Elimi çıkaramıyorum!
Konfüçyüs;
– Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmezsen, elini çıkaramazsın.
Öğrenci biraz daha uğraştı, elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda mecburen bıraktı. Elini vazodan çıkardı. Konfiçyus’a sordu:
– Elmayı vazodan çıkarmanın bir yolu var mı?
Konfüçyüs, nasıl olacağını göstereyim dedi ve vazoyu ters çevirdi. Elma kendiliğinden vazonun içinden yuvarlanıp çıktı. Öğrenciler çözümün bu kadar basit olması nedeniyle gülmeye başladı.
Konfüçyüs, öğrencilerine elmayı göstererek dedi ki:
– Göründüğü gibi basit değil, bazen bırakabilmek daha zordur. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakma lısınız.Hayatın akışında bazen ulaşmak istediklerinize onları yakalama ya çalışarak değill, onların size gelmelerine izin vererek ulaşabilirsiniz. Bazen en doğrusu olayları kendi akışına bırakıp müdahale etmemektir. Sorunlara bakış açınızı değiştirdiğinizde farklı çözümler bulabilirsiniz.

VAZODAKİ ELMA HİKAYESİ

anette inselberg istediklerine zaten sahipsin
Konfüçyüs, öğrencilerine ders veriyordu. Sınıfa elinde dar uzun bir vazo ile geldi. Tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde de bir elma vardı. Elmayı vazonun içinde koyduktan sonra, vazoyu yere bıraktı ve şöyle dedi;
– Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı alabilir.
Öğrencilerden biri atıldı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalıştıkça elma elinden kaydı. Bir de elini vazoya sıkıştırdı, bağırmaya başladı:
– Elimi çıkaramıyorum!
Konfüçyüs;👇
– Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmezsen👈👌, elini çıkaramazsın.
Öğrenci biraz daha uğraştı, elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda mecburen bıraktı.☝️😏 Elini vazodan çıkardı. Konfiçyus’a sordu:
– Elmayı vazodan çıkarmanın bir yolu var mı?
Konfüçyüs, nasıl olacağını göstereyim dedi ve vazoyu ters çevirdi.🙃 Elma kendiliğinden vazonun içinden yuvarlanıp çıktı. Öğrenciler çözümün bu kadar basit olması nedeniyle gülmeye başladı.
Konfüçyüs, öğrencilerine elmayı göstererek dedi ki:👇
– Göründüğü gibi basit değil, bazen bırakabilmek 🙄👈daha zordur. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda🤔, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız🙄, o zaman onu özgür bırakma lısınız.👌👍👍Hayatın akışında bazen ulaşmak istediklerinize onları yakalama ya çalışarak değil😎l, onların size gelmelerine izin vererek🤗 ulaşabilirsiniz. Bazen en doğrusu olayları kendi akışına bırakıp müdahale etmemektir. Sorunlara bakış açınızı değiştirdiğinizde farklı çözümler bulabilirsiniz.🙃