Arşivler

Huzuru Yakalamak İçin Kişisel Bir Alan Yaratın

su-kiyisindaki-kadin[1]
“Varacağınız yere değil, yola odaklanın. Yolculuğun bittiği yerde değil, yolculuğu yaparken zevk alacaksınız.” Bu sözün sahibi atlet Greg Anderson, bazen hedefler belirleyip hayatımız pahasına bu hedefleri takıntı haline getirdiğimizi hatırlatıyor. Bazen böyle durumlarda huzuru ve sakinliği yakalayacağımız kişisel bir yer bulmak işe yarayabilir.
Hayatınızı bir yolculuk gibi görmeyi deneyin. Genelde eğlenceli, keşiflerle dolu ve keşfedecek daha pek çok yerin olduğu bir yolculuk. Ancak bazen hayatta, her şeyin istendiği ya da planlandığı gibi gitmediği zamanlar olur.

Talihsiz olaylar çoktan gerçekleşmişse ve yapılacak bir şey kalmadıysa da bunları düzeltmek yine bizim elimizde. Bu amaç doğrultusunda, sizleri yazar Pilar Jerico’nun “personal spas” adını verdiği dünyaya davet ediyoruz. Daha fazlası için okumaya devam edin!
Kişisel alanların önemi
Kişisel alana sahip olmak çok önemlidir. Sorunlarınız artmaya ve kontrol edilmez hale gelmeye başladığı zaman onlarla nasıl yaşayacağınızı ve ruh halinizi bozmadan onlarla nasıl savaşacağınızı bilmek durumundasınız.
“Hayatta kalma sanatı; sorunları yok etmeye değil, onlarla yaşamayı öğrenmeye dayalıdır.”
– Barnard M. Baruch

Jerico, bir yazar, iş kadını ve sosyal medya insanı olarak bu konuda çok şey biliyor. Uzun profesyonel kariyeri süresince böyle durumlarla sık karşılaşmış birinin sözleri bu nedenle bizim için çok önemli.
Kişisel alanlar sayesinde, sorunlar büyümek için gerekli birer araç gibi görünebilir. Bu, bu tür çıkmazlara ilgi duyun anlamına gelmiyor ancak bunu içselleştirirseniz, sorunlarınızı çözmek için gereken enerjiyi bulabilir ve hatta bu durumu sizi güçlendirecek bir kuvvet gibi lehinize çevirebilirsiniz.
Pilar Jerico’nun kişisel alanı “personal spa”
Jerico’ya göre, kişisel alan; fiziksel veya duygusal olarak kuvvetinizi yeniden kazanabileceğiniz bir yer. Çatışmalardan sizi kurtararak eğlenceyi bulma arayışına girmek yerine, iç huzuru bulmanızı sağlayacak bir yeri aramak daha iyi. Jerico, 3 unsurun altını çiziyor:
Arkadaşlık
Jerico buna endorfin ürettiği için “arkadaşlık spa”sı adını veriyor. Kişisel alan buluşu, Oxford Üniversitesinden Katerina Johnson’ın yaptığı çalışmayı temel alıyor. Buna göre, endorfin acıyı azaltıyor ve morfinden bile daha çok etkiye sahip.

Sevdiğiniz ve sizi seven insanlarla beraber olmak iyi hissettirir. Bu yüzde zehirli arkadaşlıklar ve ilişkilerin bu alanın dışında kalması gerekiyor. Sizi gerçekten mutlu eden ve sorunlar karşısında arkanızda duran insanlarla vakit geçirmeniz gerekiyor.
İlgi alanı
İkincisi ise ilgi alanlarınıza yönelmek. Spor, el işi, okumak, sanat, film… Bütün bunlar kafanızı boşaltmak ve kaygılarınızdan uzaklaşmak için edinebileceğiniz aktivitelerdir.
Ve unutmayın, sorunlarla yüzleşmenize yardım edebilecek bir öğrenme deyimine sahip olabilirsiniz. İlgi alanları, yeni fikirler geliştirmenize ve olumsuzluklara karşı yeni yaklaşımlar edinmenize yardımcı olur.
Mekanlar
Son olarak, Jerico kendinizi iyi hissettiğiniz yerlerde olmanızı tavsiye ediyor. Doğada, en sevdiğiniz kütüphanede, dini bir alanda veya bir arkadaşınızın evinde mutlu hissediyor olabilirsiniz.

Sizi iyi hissettirecek kişisel bir alanda olmak ilham verici olabilir. Kendi evinizde bile küçük bir gizli yer yapabilirsiniz. Sırf yeri ya da ışıklandırması sayesinde size özel gelen bir yeri sığınağınız ilan edebilirsiniz.
“Gerginlik, olmanız gerektiğini düşündüğünüz kişi. Rahatlık ise olduğunuz.”
Çin Atasözü
Özetle, Jerico kişisel alanları sorunlardan kaçabilmek için kullandığınız bir yer değil, kısa bir mola vermek ve sakinleşmek için durup kendinize odaklandığınız bir yer olarak tanımlıyor. Bira uzaklaşmak sorunları çözmeyi kolaylaştıracaktır. Kısaca, her şey kötüye gidiyor gibi göründüğünde durumu sakinleştirmeye bakın. Sakin olun ve dengeyi yeniden kuracağınız bir yer bulun.

Kaynak: Aklınızı Keşfedin

İnsan Psikolojisini Merak Edenlere: Mutluluk Üzerine Yapılmış 10 Psikolojik Araştırma

1)Mutluluk Tüm Vücüdumuzu Kaplıyor

10402521_1079318288744836_3561974261269414097_n[1]

Finlandiyalı araştırmacılar 701 katılımcıdan kızgınlık, korku, iğrenme, mutluluk, üzgünlük ve sürpriz gibi hisleri vücutlarında nerelerinde hissetiklerini boş vücut çizimlerinde boyamalarını istediler ve sonuçlar aşağıdaki gibi çıktı. Sarı duygularımızı en yoğun hissettiğimiz bölgeyi gösterirken, kırmızı daha azı, siyah hissizlik, mavi ve açık mavi ise çok düşük aktiviteyi gösteriyor.

İlginç olan ise insanlar mutlu hissettiğinde tüm vücutlarında aktivite olduğunu belirtmeleri. Belki de mutluluk bizi hayat için harekete geçiren bir şey!

2) Mutluluk genetik kodumuzu değiştiriyor.

Başkalarına yardım ederek mutlu olan insanların, antikor ve antiviral genleri daha etkin çalışıyor. Bu da başkalarına yardım eden insanların daha etkin çalışan bir bağışıklık sistemleri olduğu anlamına gelebilir!

3) Sosyal yardımlaşma insanları zor zamanlarda da mutlu ediyor

Amerika’da 2009 krizinden sonra birçok ailede hem anne hem de baba işsiz kaldı, borçlar arttı ve her haneye daha az para girmeye başladı. Peki aileler bu çöküşle nasıl başa çıktılar? Amerika’da 225 aile ile yapılan bir araştırma gösteriyor ki, zor zamanlarda birbirlerine destekte bulunan mahallelerin mutluluğu (örn. birbirine borç veren, birbirinin çocuklarını kollayan) diğerlerine göre daha yüksek. Yani, sadece finansal kapital değil, sosyal kapital de insanları mutlu ediyor.

4) İçe dönük olsanız da dışa dönük davranın

1923856_1079318278744837_5815825954894365547_n[1]

Amerika, Venezuela, Filipinler, Çin ve Japonya’da yapılan bir araştırmada, içe dönük ve dışa dönük kişilik tipindeki insanlardan bulundukları ortamda 10 dakika boyunca dışa dönük davranmalarını ve sonrasında nasıl hissettiklerini tarif etmeleri istendi. Sonuçlar gösterdi ki katılımcılar sadece 10 dakika boyunca dışa dönük davransalar bile sonrasında ruh durumlarını daha pozitif sözcüklerle tanımlıyorlar.
Amerika, Venezuela, Filipinler, Çin ve Japonya’da yapılan bir araştırmada, içe dönük ve dışa dönük kişilik tipindeki insanlardan bulundukları ortamda 10 dakika boyunca dışa dönük davranmalarını ve sonrasında nasıl hissettiklerini tarif etmeleri istendi. Sonuçlar gösterdi ki katılımcılar sadece 10 dakika boyunca dışa dönük davransalar bile sonrasında ruh durumlarını daha pozitif sözcüklerle tanımlıyorlar.

5)Mutluluk internette de bulaşıcı

Facebook’un milyonlarca kullanıcının duygularını manipüle ettiği için tüm Dünya’da oldukça eleştirilen araştırmasının sonuçları gösteriyor ki, hem mutluluk hem de mutsuzluk online mecrada bulaşıcı. Hatta ve hatta, mutlu etkileşimler mutsuzlardan daha çabuk ve hızlı yayılıyor. Bu, şu anlama geliyor: Facebook sayfanızda mutlu içerikler paylaşan arkadaşlarınız daha çok ise, sizin de mutlu içerik paylaşmanız ve (belki de hissetmeniz) daha olası.

6)Yaş aldıkça sizi mutlu eden şeyler değişiyor

19 ve 79 yaşları arasında 200 kişi ile yapılan bir araştırma gösterdi ki, genç katılımcılar mutluluklarını belirleyici olarak daha çok ‘sıradışı’ aktiviteleri belirtirken, yaşı ilerlemiş katılımcılar günlük aktivitelerden daha mutlu olabildiklerini belirttiler. Bu günlük aktiviteler, başka birinin mutlu yüz ifadesinden mutlu olmak, parkta yürümek ve aileleriyle vakit geçirmek gibi kolayca ulaşılabilecek ve para haramadan yapılabilecek aktivitelerdi.

7)Materyalist insanlar neden mutlu olamıyor

Para insanları mutsuz etmiyor, ancak materyalist bir zihin yapısına sahip olmak, paranız olsun olmasın, sizi mutsuz edecektir. Peki neden materyalist olmak insanları mutsuz ediyor?

Çünkü materyalist insanlar sürekli sahip olmadıkları bir şeyin onları mutlu edeceğine inanıyorlar, ve ellerindekinin değerini bilemiyorlar. Ayrıca son zamanlarda yapılan bir araştırma gösterdi ki, materyalist insanlar daha az şükran duyuyorlar, bu da onların genel olarak hayattan aldıkları tatmini düşürüyor.

Belki de hepimiz elimize kredi kartını alıp, bir sonraki harcamamızı yapmadan önce Epikür‘ün şu sözlerini hatırlamalıyız: “Sahip olamadıklarının acısını çekerek, sahip olduklarını mahvetme. Hatırla ki bugün sahip oldukların, bir zamanlar sahip olmak istediklerindi.”

8) İlişkilerin Gücü

Hepimiz lise yıllarımızı yad ederken unutulmaz arkadaşlıklarımızı hatırlarız. Yapılan bir araştırma gösteriyor ki, çocuk ve ergenler için de okul başarıları değil, okullarında kurdukları sağlam ilişkiler mutluluklarını belirliyor. Çocuğunuzun hem mutlu hem de başarılı olmasını istiyorsanız, akademik yönelim kadar kurduğu sosyal ilişkilere de önem verin.

9)Mutlu olmak için ne tür hedefler koymak gerekir

İnsanlar aslında onları mutlu eden hedefler hakkında yanılıyorlar. Bir psikolojik araştırmada katılımcıların bir kısmından ‘bir başkasını mutlu etmeleri’, diğer bir kısmından ise, ‘bir başkasını güldürmeleri’ istendi. Sonuçlar gösterdi ki, kendilerine daha somut bir hedef atanan grup (bir başkasını güldürme), isteneni yerine getirdikten sonra daha mutluydu.

10)Sıradan anlardan mutluluk duyabilmek

Bir araştırma 135 üniversite öğrencisinden bir zaman kapsülü yaratmalarını istedi. Bu zaman kapsülü, kapalı bir şişenin içine şunları koyarak yaratılıyordu:

Birisiyle yakın bir zamanda yaptıkları kısa bir sohbeti bir kağıt parçasına yazmak
En son katıldıkları sosyal etkinliği yazmak
Yakın zamanda yazdıkları bir ödevin bir parçasının kopyası
En sevdikleri 3 şarkının ismini bir kağıt parçasına yazmak
Araştırmacılar katılımcılara 3 ay sonra bu zaman kapsülünü açarken nasıl hissedeceklerini sorduklarında, katılımcıların çoğu bunu çok da önemsemediklerini belirtmişlerdi. Ancak 3 ay sonra kapsülü açmak için çağırıldıklarında, çoğu bir öncekine göre çok daha pozitif sıfatlarla hislerini tarif ettiler.
Bu araştırma gösteriyor ki, günlük olayların bizi ne kadar mutlu edebileceklerini oldukça azımsıyoruz.

Ve neden şimdiden kendi zaman kapsülümüzü yaratmayalım?

Kaynak: Anneler Kulübü

Sundar Pichai’yi Google CEO’luğuna Kadar Getiren Hamam Böceği Teorisi

hamam-bocegi-teorisi-google[1]

 

Google CEO’su Sundar Pichai, geçmiş yıllarda, hayata, olaylara ve olaylara verdiği tepkiyi gözden geçirmesine sebep olup onu Google CEO’luğuna kadar taşıyan kafa yapısına kavuşmasına sebep olan Hamam Böceği Teorisi’ni şöyle anlatıyor;
Bir gün, sıradan bir restoranda oturuyor ve kahvemi yudumluyordum. Orada oturduğum esnada uçan bir hamam böceği aniden ortaya çıktı ve bir kadının üzerine kondu. Kadın, böceği görür görmez büyük bir panikle çığlık atarak zıplamaya başladı. Bir yandan panik içerisinde zıplarken bir yandan da elleriyle hamam böceğini üzerinden atmaya çabalıyordu.

 

Doğal olarak onun bu halini gören arkadaş grubuna da onunla birlikte paniğe kapılmaya başladı ve onlarda sağa sola sallanmaya başladılar. Bu esnada kadın, hamam böceğinden kurtuldu ve böceği üzerinden savurdu fakat ancak hamam böceği şimdi de gruptaki diğer kadınlardan birinin üzerine konmuştu!
Şimdi de gruptaki diğer kadın için büyük bir panik ve hengame başlamıştı. Ta ki garson ufukta gözükene dek. Hamam böceği diğer kadının da üstünden uçtu ve yardıma gelen garsonun üzerine zıpladı. Ancak garson diğerlerinden farklıydı. Sakince üzerindeki hamam böceğinin davranışlarını takip etmeye başladı.Sonunda hiçbir heyecan emaresi göstermeden hamam böceğini parmaklarıyla tutarak restoranın kapısından dışarı atmayı başardı.

Kahvemi içerken izlediğim bu garip olay aklımda tilkilerin dolaşmasına yol açtı ve başladım düşünmeye. Yaşanan tüm olayın ardından, acaba ufacık ve bilinçsiz bir canlı olan hamam böceği tüm bu çılgınlığın sorumlusu olarak gösterilebilir miydi? Eğer bu doğruysa garson neden diğerleri gibi rahatsız olmamış, sakinliğini korumuştu?
Diğer herkes paniğe kapılıp olayı çözemezken, garson sakinliğini hiçbir şekilde bozmadan olaya sakince yaklaşmıştı. Hayır, problem hamam böceğinde değildi. Problem, insanların hamam böceğinden duydukları rahatsızlığı yönetmekteki başarısızlığındaydı. Problem insanlardaydı. O zaman bunun sadece bu ilginç ve basit olayla sınırlı olmadığını, hayatın her alanında benzer durumların yaşandığını fark ettim.

 

Babamın, patronumun ya da karımın davranışları değil, bu davranışlardan duyduğum rahatsızlıkları kontrol altında tutamıyor olmamın beni rahatsız ettiğini anladım. Trafik sıkışıklığından yaşanan rahatsızlık da aynıydı. Trafik sıkışıklığı aslında beni rahatsız etmek için tek başına yeterli değildi. Ben trafik sıkışıklığının yarattığı rahatsızlık hissiyle baş edemediğim için bu olay canımı sıkıyordu. Aynı trafikte sıkışmış olmalarına rağmen “mutsuz” olmayan insanları başka ne açıklayabilirdi ki?

Problemin kendisinden ziyade benim probleme olan yaklaşımım, problemin hayatımda yarattığı kaosun gerçek sebebiydi. Başımdan geçen bu hikayeden anladım ki hayatta önüme çıkan olaylarda tepki vermeden önce durumu anlamaya çalışmalı, ardından tepki değil, anlamlı bir yanıt verebilmeliyim. O gruptaki kadınlar sadece tepki gösterdi, garson ise anladı ve bir “yanıt” verdi.

http://filoji.com/sundar-pichaiyi-google-ceoluguna-kadar-getiren-hamam-bocegi-teorisi/

Aşağıdaki 20 kuralı kendi içinizde sorgulamak algılarınızda yeni kapılar açabilir, sizi doyumlu bir hayata ulaştırabilir…

sosyalmedyavealgıyönetimi[1]

Aşağıdaki 20 kuralı kendi içinizde sorgulamak algılarınızda yeni kapılar açabilir, sizi doyumlu bir hayata ulaştırabilir…

1. Başkalarında nefret ettiğimiz şeyler, kendimizde görmekten kaçtığımız taraarımızdır.

2. Başkalarına güvenemeyen insanların kendileri de güvenilmezdir. Kendi içlerinde güvensizlik yaşayan insanlar, çoğunlukla, diğerlerini inciterek kendilerinin incinmemesini sağlarlar.

3. Diğer insanları etkilemeye ne kadar çok çalışırsanız, o kadar başarısız olursunuz. Kimse zorlanmaktan hoşlanmaz.

4. Ne kadar çok başarısızlığa uğrarsak, başarıya giden yolumuz o kadar açılır.

5. Birşey sizi ne kadar çok korkutuyorsa, onu yapmanız o kadar gerekli olabilir.. Buna tabi ki hayati tehlikesi olan ekstrem sporları ya da kendinizi bir fabrikanın içine hapsetmek gibi birşeyi katmıyoruz… Birisi ile dürüstçe konuşmak, sıradışı bir kri ifade etmek gibi konularda korktuğunuz şeyi yapmak sizde yeni açılımlar oluşturacaktır.

6. Ölümden korkmak, hayattan zevk almamanıza sebep olur. Hayattan zevk almak, cesaretimizle bağlantılıdır.

7. Ne kadar çok öğrenirsek, ne kadar az bildiğimizi daha çok anlarız.

8. İnsanlara zalimce yaklaşanlar, kendilerine de öyle yaklaşıyordur. Diğerlerine karşı gösterdiğimiz tutum, kendimize gösterdiğimiz tutumun işaretidir.

9. Herkesle ve herşeyle ne kadar çok irtibattaysak, yalnız, izole ve depresif hissetme oranımız da o kadar yüksektir.

10. Başarısızlıktan ne kadar çok korkarsak, başarısızlığa uğrama ihtimalimiz o kadar artar.

 

 

11. Birşeyi ne kadar zorlarsak, yapmamız o kadar zorlaşır. Birşeylerin nasıl olacağına karar veren biziz.

12. Birşey ne kadar el altındaysa, onu isteme ve değerini bilme durumunuz o kadar azalır.. İnsanların çoğu el altında olan şeylerin kıymetini bilemezler.

13. Yeni birisi ile tanışmanın en güzel hali, böyle bir buluşmaya ihtiyaç duymama halindeyseniz gerçekleşir. ihtiyaç üzerine kurulu olan ilişkiler, kişileri bir süre sonra boğmaya başlar. en güzel ilişkiler, kişilerin derin duygusal ihtiyaçlarının kendileri tarafından tamamlandığı ilişkilerdir.

14. Kendi defolarınız hakkında ne kadar dürüstesiniz, kişiler sizin o kadar mükemmel olduğunuzu düşünürler…

15. Bir insanı kendinize ne kadar çok yakın tutmak isterseniz, onu o kadar uzağa itersiniz.

16. Bir insanla ne kadar çok tartışırsanız, onu ikna etme ihtimaliniz o kadar düşer. Çünkü, tartışmaların sebebi çoğu zaman duygusaldır; kişinin tartıştığı konu ile ilgili duygusal olarak takıldığı bir durum vardır ve bunu tartışarak yok edeceğini düşünür. Halbuki tartışmak bir nevi boş enerji kaybıdır.

17. Ne kadar çok seçeneğiniz varsa, seçtiğinizden o kadar az haz alır olursunuz. İnsanlara fazla seçenek sunulunca, seçtikleri hakkında bir türlü emin olamazlar ve akılları diğerlerinde kalır.

18. Bir insan, haklı olduğu konusunda ne kadar iddialı ise, haksız olma ihtimali o kadar yüksektir.

19. Kesin olan tek şey, hiçbirşeyin aslında kesin olmadığıdır.

20. Sabit olan tek şey değişimdir!

Kaynak: spritüeller.com

Selam olsun,BU DA GEÇER deyip yoluna devam edebilenlere….

new-nature-wallpapers-3[1]

 

SERÇENİN KÜSKÜNLÜĞÜ
Serçe🐤Allah’a küsmüştü. 😞
Günler geçiyordu ve serçe🐤 hiçbir şey söylemiyordu.
İçine kapanmış derin bir hüzne boğulmuştu.
Artık Rabbine bir şey demiyor ve onunla konuşmuyordu!
Melekler merakla Allah’a serçeyi🐤 soruyorlardı ve her defasında Allah, meleklere “o gelecek” diye cevap veriyordu.
“Çünkü onun sesini duyacak tek kulak benim ve onun minik kalbindeki derdini anlayacak olan da tek benim” diyordu.
Bir zaman sonra serçe,🐤 kalbi hüzün, gözü yaşla dolu bir halde bir ağacın dalına kondu. Hiçbir şey söylemiyordu öyle sessiz sessiz bekliyordu.
Allah,serçeye🐤 seslendi.
Söyle bana! Canını sıkan ve kalbini hüzne boğan derdin nedir senin?
Melekler serçe🐤 ne söyleyecek diye ona bakıyordu.
Serçe mahzun biraz da sitemli ses tonuyla;
“Küçük bir yuvam vardı. Yorulduğumda dinlendiğim üşüdüğümde sığındığım. Kimseyi rahatsız etmiyordum ve kocaman Dünya’da ufacık bir yerdi kimsenin yerini dar etmiyordu.Sen onu da bana çok gördün neydi o zamansız fırtına? Esip yıktı yuvamı ve beni yuvasız bıraktı.”
Artık konuşamadı serçe 🐤sözleri boğazında düğümlendi.
Sessizlik Arş-ı rahmanda yankılanıyordu ve melekler başlarını eğmiş Allah’ın vereceği cevabı bekliyordu.
Allah; “ sen, o yuvanda dinlenirken seni avlamak isteyen bir yılan yuvana doğru geliyordu, seni yılandan korumak için fırtınaya emrettim yuvanı yıksın diye böylece sen oradan uzaklaşarak yılandan kurtuldun.
Nice belalar var ki muhabbetimle senden uzaklaştırdım ve sen kuşatıcı muhabbetimi görmüyor geçici belalardan dolayı bana düşman oluyorsun.
Serçenin 🐤gözleri doldu ve hüngür hüngür ağlamaya başladı ve onu çok seven Allah’ın şefkat ve merhametine hayran kaldı. 💓
Utangaç bir sesle:
“Affet Allah’ım “ diyebildi sadece.
Ve gönül sözü Arş-ı İlahi’de yankılandı
“Affet Allahım!”
Başımıza gelen her musibbette,
elbette ki nice hayırlar gizlidir.
Rabbimize isyan etmek yerine,
olanda hayır vardır diyerek rıza göstermek gerekir…
Selam olsun,
HAYIRLISI OLSUN diyebilenlere…
Selam Olsun,
VARDIR BUNDA BİR HAYIR diyebilenlere…
Selam olsun,
BU DA GEÇER deyip yoluna devam edebilenlere….

İYİLEŞTİREN SEVGİLERE İHTİYACI VAR İNSANIN…

2e0b65b1af7dbc5d5b165058af232f75[1]

 

İYİLEŞTİREN SEVGİLERE İHTİYACI VAR İNSANIN
İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın,
Özellikle de şimdi, bu yaşlarda….
Seni tüm zaaflarınla, hatalarınla kabul eden,
Tüm korkularınla bilen,
Hesapsızca ve sorgusuz,
Şartsız ve koşulsuz,
Bencilce olmayan?
Benim’den önce senin olan,
Onaylamasa da kabul eden bir yumuşaklıkta,
Kalbinin içi kadar bir uzaklıkta,
Sonuçta değil süreçte iyi gelen,
İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın.
Düşüncesi bile gülümseten,
Omuzlarındaki tüm yüklerinden seni azad eden,
Keder değil yaşama sevinci veren,
Tüm yaralarını kendi bile fark etmeden saran,
İyileştiren, iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın.
Beklentileriyle yormayan, fazla soru sormayan,
Yanında sen gibi sen olduğun,
Tüm yanlış bildiklerini unuttuğun,
Hiçbir hesap yapmadığın, yapamadığın,
İyi gelen, iyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın.
Seni kalıplar içine sıkıştırmayan,
Tüm kayıp taraflarını bakışlarıyla bulduran,
En beceriksiz taraflarını,
Sevimli bir çocuğun yaramazlığı gibi görüp,
Seni sevmeye daha da sarılan,
İyileştiren,
iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın…
alinti

GÜNE GÜZEL BAŞLAYIN!

 

GÜNE GÜZEL BAŞLAYIN!
1- Güneş İçeriye Girsin: Yatmadan önce perdeleri veya panjurları yarım açık duruma getirin Böylece sabahın erken saatlerinden itibaren güneş ışınları odanızı dolduracak, ve bu doğal ışınlar beyninize sinyal göndererek melatonin ve adrenalin hormonlarının salgısını tetikleyecektir Bu sayede alarmınız çalmaya başladığında, fiziksel olarak zaten kalkmaya hazır ve yarı dinç bir halde olacaksınız Tabii ki erken yatarsanız bu süreci çok daha sağlıklı bir hale sokabilirsiniz
2- Alarmı 15 Dakika Erkene Kurun: Saatinizin alarmını, kalkmanız gereken süreden 15 dakika daha erkene kurmanın yararları gerçekten büyüktür Bu sayede hızla yataktan kalkıp, evden çıkmanız için ayırmış olduğunuz minimum süreyi bir telaş içerisinde geçirmek zorunda kalmazsınız Yataktan daha rahat, ve sakin hareketlerle kalkar, güne daha huzurlu bir başlangıç yapabilirsiniz Yatakta uyanık halde geçireceğiniz birkaç fazladan dakika sayesinde, hem fiziksel hem de ruhsal olarak kendinizi yeni başlayan güne daha iyi adapte edeceksiniz
3- Güneşe Ulaşın: Genelde filmlerde gördüğümüz bir sahne vardır Pencere önünde yukarıya doğru gerinerek güneşe ulaşmaya çalışmak…Her ne kadar meşhur bir film klasiği de olsa, bu hareketin yararı çok büyüktür Sadece 15 saniyenizi harcayarak açık pencere önünde kollarınızı yukarıya kaldırarak gerinin Ayak parmaklarınızı ve dirseklerinizi açıp kapayarak vücudunuzdaki kan dolaşımını hızlandırınHem temiz ve taze havayı solumuş olacak, hem de güne fiziksel olarak çok iyi bir başlangıç yapmış olacaksınız
4- Günlük Vitamin Alın: Günlük olarak alacağınız vitaminler gerçekten yararlıdır Vitamin tabletlerinizi, mutfakta duran kahvenin yanına koyarsanız, unutma şansınızı çok aza indirmiş olursunuz
5- Kararları Sabaha Bırakmayın: Gerçekten rahat bir sabah geçirmek istiyorsanız, çok basit kararları bile geceden almalısınız Ne giyeceğiniz, kahvaltıda ne yiyeceğiniz, işe hangi araçla ve hangi yoldan gideceğiniz gibi kararları akşamdan almak, sabah sizi daha stresten uzak yapacaktır Buna ilave olarak, sabah ritüeli takıntınızdan vazgeçin Her sabah kahvaltınızı evde yapmak zorunda değilsiniz, nadiren de olsa yapğacağınız ufak değişiklikler, sıkıcı sabah ritüellerine renk katabilir
6- Kahve Kokusunun Cazibesi: Gerçekten alabileceğiniz en iyi kahveyi satın alın Taze çekirdekli olanlar listenin başında olabilir Zaman ayarlı kahve makinelarından kullanırsanız, sabah ayarlayacağınız saatte nefis bir taze kahve kokusu ile uyanabilirsiniz Kulağa hoş geliyor değil mi? Güçlü kahve kokusu sizi yataktan bir an önce kalkmaya zorlayacak ve kendinize getirecektir Eğer ki gün içerisinde kesinlikle kahve içeceksiniz, bunu yapmanın en iyi zamanı sabah saatleridir
7- Dilinizi Fırçalayın: Ağzımızın gece boyunca yaklaşık 300 bakteriye ev sahipliği yaptığını biliyor musunuz? Sabah oluşan kötü kokudan kurtulmak, güne güzel bir başlangıç yapmak için iyi adımlardan bir tanesidir Dişlerinizi fırçalarken 1 dakikanızı dilinize ayırın ve yavaşça dilinizi fırçalayın İnanın daha iyi hissedeceksiniz
8- Az Miktarda Şeker: Sabahları tüketeceğiniz çok az miktardaki şeker yararlı olabilir Virginya Üniversitesi uzmanlarının yaptığı bir araştırmaya göre, kahvaltıda az miktar şeker alanların hafızalarının, almayanlara oranla daha güçlü olduğu ortaya kondu Miktarı abartmayın, küçük bir çay kaşığı kadar şeker almanız yeterlidir
9- Takvimin Önemi: Mutfağınıza büyük bir takvim koyun Dün geceden, bugün için yazmış olduğunuz aktiviteleri ve yapılacak işleri, kahvenizi yudumlarken okuyun Bu hem sizi -acaba neyi unuttum- stresinden kurtaracak, hem de kapıdan daha rahat ve huzurlu çıkmanızı sağlayacaktır
10- Aşkın Gücü: Sabahları evde bulunan sevdiklerinizi öpün Bu, evin güzel bir köpeği veya şirin kedisi de olabilir Ünlü terapi uzmanlarına göre sevgi ve aşkın paylaşımı sayesinde, stres ve ona bağlı sıkıntılar hafifliyor, zihne sakinlik ve huzur geliyor Böylece güne çok daha iyi başlamış oluyorsunuz.

Stres yönetimi için bu 5 adımı uygulayın!

stres-yonetimi-bes-adim[1]

Günümüzün en yaygın sorunlarından stres pek çok soruna yol açıyor. Hayatımızda yapacağımız küçük değişiklikler, alacağımız yeni kararlar, yeni hobiler ya da soruna biraz farklı açıdan yaklaşmak stresle mücadele etmede etkili olabilir.

Stres yönetimi için bu 5 adımı uygulayın!

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesinden Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, günlük hayatın bir parçası olan stresle başa çıkmada önemli tüyolar verdi.

Bizi aşan, sınırlarımızı zorlayan, çözmekte zorlandığımız, çözemeyeceğimizi düşünmeye başladığımız her şeyin stres kaynağı olduğunu belirten Öztekin, stresle mücadelede 5 önemli adımı şöyle sıraladı:

 

1- Kendinize güvenin:
Çözümsüzlük duygusuna genelde zayıflık, acizlik, yetersizlik gibi duygular da eşlik eder. Artık kendinizi kendi sorunlarını bile çözmekten aciz, zavallı bir kişi olarak görmekten, kendinize ve çevrenize öfke duymaktan vazgeçin. Kendinizi sevin, kendinize değer verin, kendinize güvenin. Her insanın yapabileceği hataları, yanlış kararları, vermek isteyip de veremediğiniz tepkileri düşünüp aşırı şekilde kendinizi suçlayıp cezalandırmaya kalkmayın. Anlık durumlara bakarak kendiniz hakkında genel olumsuz yargılara varmayın. Kendi değerinizi düşürmeyin, diğer insanların da sizi değersizleştirmesine izin vermeyin. Güçlü yönlerinizi, geçmişteki başarılarınızı hatırlayın.

2- Soruna farklı açıdan bakın:
Stres yaratan durumlara farklı açılardan bakarak alternatif olabilecek çözümler düşünün. Mantığınıza uyan, yapabileceğini düşündüğünüz ve uygun gördüğünüz olanını seçin. Örneğin eve gelecek misafiri en iyi şekilde ağırlamak sizin için stres oluşturuyorsa, beraber geçirilecek zamanın keyifli, neşeli, hoş sohbetli bir zaman dilimi olacağı düşünülmeli, bu düşünceyi kuvvetlendirmek için misafirle geçmişte yaşanılan güzel anlar hatırlanmalıdır. Daha farklı bakabilme ve olumlu yönlerini görebilme alışkanlığını iş hayatı, alışveriş, yolculuğa çıkmak gibi stres oluşturabilecek bütün alanlarda edinebilirsiniz.

3- Sağlığınıza dikkat edin:
Fiziksel durumun ruhsal durumu, ruhsal durumun da fiziksel durumu etkilediği gerçeğinden hareket edersek, bedensel olarak sağlıklı kalmamızın, stresle baş etmede bize büyük destek sağladığı unutulmamalıdır. Spor gibi bedensel aktivitelerle beden zinde tutulmaya çalışılmalı, beslenmeye dikkat etmeli, uyku düzenli olmalı, çok fazla kafein ve alkol tüketiminden uzak durulmalıdır.

4- Bir hobi edinin:
Kendinizle ilgili rahatlama alanlarını belirleyin ve bu alanlara hiçbir bahane üretmeden güçlü bir istek ve süreklilik sağlayacak şekilde yönelin. İlgilendiğiniz alan olarak; müzik aleti çalmak, resim, heykel, ahşap işleri, maket eşya yapımı, örgü dikiş gibi el becerisi gerektiren her türlü faaliyetleri seçebilirsiniz. Su sporları, yürüyüş, dağcılık gibi doğa sporları, piknik, fotoğrafçılık, teknik bilgi gerektiren uğraşların yanı sıra geziler, yardım dernekleri gibi kurumlar aracılığı ile yardım ve hayır işlerine yönelme, akraba ziyaretleri, fidan dikmek, meyve sebze yetiştirmek gibi toprakla ilgili faaliyetler sayılabilir. Bunların dışında kendinize özel, uğraşmaktan büyük keyif alabileceğiniz her türlü faaliyeti de ekleyebilirsiniz.

5- Kendinize 5 dakika ayırın:
Çok stresliyim diye düşünerek mevcut durumu pekiştirmekten vazgeçin. Beyninizi boşaltın ve bu adımları uygulayın:Sessiz bir ortamda oturun, derin bir nefes alın ve sadece vücudunun ne hissettiğine odaklanın.Derin nefes alıp vermeye devam edin. Duygularınızda nelerin azalıp çoğaldığını hissetmeye çalışın.Vücudunuza odaklanmayı bırakın, sadece ne yapmak istediğinizi düşünün.Kendinize ayırdığınız 5 dakikada doğal bir rahatlama sağladığınızı göreceksiniz.

Kaynak:indigo dergisi

Rahatça “Hayır” Diyebilmenin 4 Yöntemi

PVS8CZ4H

 

“Başkalarına ‘Evet.’ derken, kendinize ‘Hayır.’ demediğinizden emin olun.” Paulo Coelho
Hayatımız boyunca birileri hep bizden bir şey yapmamızı istedi. Bebekliğimizden itibaren bize hoş gelmeyen durumlarda ağladık; 2 yaşından itibaren ise birisi, ebeveynlerimiz de dahil, bizim özgürlüğümüzü kısıtlamaya kalkıştığında, örneğin, daha yeni yeni yürümeye başlarken arkamızdan “Oraya gitme!” diye seslendiğinde, “Hayırrr!”ı bastık. Ancak büyüdükçe nedense “Hayır.” demek zorlaştı. Bebekliğimizin ve çocukluğumuzun en içten “hayır”ları, zorunlu “evet”lere, “belki”lere ve “Yapmaya çalışacağım.”lara dönüştü. Kimi zaman kendimizin bir şeyleri kaçırma veya ait olmak istediğimiz bir gruba dahil edilmeme korkusuyla zorunlu “Evet.”ler dedik, kimi zaman ise hiç istemediğimiz halde sadece bizden talep ediliyor diye. Arkadaşlarımız, patronumuz, eşimiz, çocuklarımız ve modern zamanlarda iktidarlar, devletler hepsi bizden bir şey talep etti: Koca bir “EVET”i. Bazen biz bu Evet’leri kime, neye, neden verdiğimizi bile bilmedik. Bizden tek beklenenin ‘uyumlu’ bir “Evet.” olduğunu düşünerek “Evet”leri verdik, verdik. Biz bu evetleri etrafa savurdukça da öfkelendik aslında. Çünkü dağıtılan “Evet”ler hep bizden giden birşeylerin yerine kondu: zaman, kendi öz bakımımız, kendi özgür irademiz, ve en öz haliyle  yuttuğumuz “Hayır”larımız. Hayırları esirgedikçe kendimize hayrımız olmadığını farkettik. Öfkelendik, sinirlendik. Ve öfkelenip sinirlendiklerimiz de yine bu “Evet”i en düşünmeden verdiklerimiz oldu. Ancak kendi öfkemizden korktuğumuzdan onlara da dillendiremedik, “Ben istemeden ‘Evet.’ dedim sana.” diye.
Başkalarına Nasıl Hayır Deriz?
Terapi süreçlerinde ortaya çıkan en önemli meselelerden biri, kişilerin istemedikleri durumlar karşısında “Hayır”ı karşılarındakine yöneltememeleri oluyor. Birçok kişi için “Hayır”, öfkeli bir isyanı temsil ediyor. “Hayır dersem çok kaba mı duyulurum?” “Hiç kimseye “Hayır” demem ki…” “Nasıl ‘Hayır’ demeliyim?” Bu zorluklar genelde, kişinin kendi iç sınırlarını bilememeden ve belirleyememesinden kaynaklanıyor. Ayrıca, çoğu zaman içimizden kocaman bir “Hayır” çıkacak ve bebekliğimizin ağlamaları gibi bu kulak tırmalıyıcı, rahatsız edici veya öfkelendirici olacak diye de oldukça korkabiliyoruz.
Psikoterapi süreçlerinin net çerçevesi, öfkenin ve karanlık yanların işlenmesi, kişinin kendi iç sınırlarını belirlemesine ve bunları sakin bir tavır ve kendine ait bir sesle aktarabilmesine zamanla vesile olur.
“Hayır”ınız, bağıran “Evet”ler arasında küçük ve sessiz dursa bile, net bir yanıttır.
Psychology Today’de yine aynı başlıklı yazı ise, kişinin daha rahat “Hayır” diyebilmesi için şu önerileri veriyor:
Her zaman “Evet.” veya “Olur.” diye yanıtlandırdığınız talepleri “Bir düşüneceğim.” diye yanıtlayın.
Bu hem size karşınızdakinin talebine dair düşünme ve daha bilinçli bir karar verme aralığı sunar, hem de karşınızdakinin de talebini düşünmesine, gözden geçirmesine vesile olur.

Net bir “Hayır.” yerine, “Ben bununla kendimi rahat hissetmeyeceğim.” “Tercihim değil.” gibi daha yumuşatılmış bir “Hayır.” diyebilirsiniz.
Tabii, bazı durumlarda, özellikle de karşınızdaki sınırlarınızı zorluyorsa, net bir “Hayır.” demek durumundasınız.
“Hayır.”ınızı söylemeden önce düşünün, karşınızdaki kişiye kızgın mısınız? Kırgın mısınız? Sizin ihtiyaçlarınızı görmediği için üzgün müsünüz?
O anki duygularınızın farkında olmak, belki de karşınızdaki kişiye de neden “Hayır.” dediğinizi paylaşabilmek için bir vesile olur. Örneğin, “Talep ettiğiniz şeyi yapmak istemiyorum çünkü burada benim ürettiğim işi görmezden gelmeniz beni artık kızdırıyor.”
Karşınızdakine “Hayır” demeden önce neden “Hayır” dediğinizi düşünün. Veya “Evet” diyorsanız neden “Evet” dediğinizi.
Düşünmeden hemen yanıt vermeyin. Ancak sizin düşünme süreçlerinize saldıran kişilere net bir “Hayır.” demekten de çekinmeyin. Bazen satış yapan kişiler “Hayır’ı yanıt olarak kabul etmiyorum.” gibisinden hem sizin zihinsel hem de bedensel bütünlüğünüze saldıran bir tavır takınabilirler. Böyle durumlarda eğer onlar sebepsiz bir şekilde size bir şey satmak için uğraşıyorlarsa, siz de onlara hiç sebep vermeden “Hayır” diyebilirsiniz.
“Hayır” diyebildiğiniz, hayırlı günlere,
Uzm. Klnk. Psk. Ayşe Canan Altındaş
Kaynak: pavlovspartner.com

Eğer Hasta Olmak İstemiyorsan Duygularını Anlat:

mutlu-insan-480x360[1]

 

Duygularını Anlat…
Saklanan veya baskılanan heyecan ve duygular; gastrit, ülser, bel fıtığı, bel ağrıları gibi hastalıklara yol açar. Zamanla, duyguların bastırılması kansere dönüşür. Öyleyse, sırlarımızı,… hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız! Diyalog, konuşma, kelime çok güçlü birer ilaç ve mükemmel birer terapidir!
Karar Vermelisin…
Kararsız kişi güvensiz, endişe ve ıstırap içinde olur. Kararsızlık, sorunları, endişeleri ve çatışmaları çoğaltır. İnsanlık tarihi kararlardan oluşur. Karar vermek, diğerlerinin kazanması için vazgeçmeyi ve avantajları kaybetmeyi kesinlikle bilmektir. Kararsız kişiler mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunlarının kurbanıdırlar.
Olduğundan Farklı Yaşama…
Gerçeği saklayan, rol yapan, her zaman mutlu olduğu görüntüsü veren, mükemmel görünmek isteyen kişi tonlarca ağırlığı biriktirmektedir. Ayağı kilden olan bronz bir heykeldir. Aldatıcı görünerek yaşamak kadar sağlık için kötü bir şey yoktur.Kaderleri ilaç, hastane ve acıdır.
Kabullen…
Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır. Kendimizle barışık olmak sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar. Eleştirileri kabullen. Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir.
Çözümler Bul…
Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler. Karanlığı kovmak için kibrit yakmalı. Arı ufacıktır fakat var olan en tatlı şeylerden birisini üretir. Biz ne düşünüyorsak oyuz. Olumsuz düşünce, hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.
Güven…
Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz, açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez, gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez. Güven olmadan, bir ilişki de olamaz. Güvensizlik sendeki inancın azlığıdır.
Hayatı Üzgün Yaşama…
Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk. Bunlar sağlığa güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir. Mutlu kişi yaşadığı çevresini geliştirir. “İyi mizah bizi doktorun elinden korur”. Mutluluk sağlık ve terapidir.
Dr. Dráuzio Varella

Merkür Güneş’in kalbinde! Ne düşündüğünüze dikkat edin

mekur-gunes[1]
8 Ekim Pazar günü her türlü yazılı, sözlü, görsel iletişimi simgeleyen Merkür, Güneş’in kalbinde yer alacak. Bir gezegenin Güneş’in kalbinde olması, Güneş ile bir gezegenin aynı burçta, aynı derecede, aynı dakikada yer alması demektir. Ağzınızdan çıkana ve ne düşündüğünüze dikkat! Gerçekleşebilir.

 
Merhaba Hepinize;
8 Ekim Pazar günü saat 22:30 ile 02:13’e kadar her türlü yazılı, sözlü, görsel iletişimi simgeleyen Merkür, Güneş ile aynı derece ve dakikada olacak. Bir gezegenin Güneş’in kalbinde olması, Güneş ile bir gezegenin aynı burçta, aynı derecede, aynı dakikada yer alması demektir.
Güneş yaşam veren olduğu için eğer bir gezegen Güneş’in kalbinde olursa, evren bir süreliğine o gezegenin dinamiği etkin oluyor demektir. Kısacası Güneş’i Kral gibi düşünürsek, Kral tahtını kısa bir süreliğine Merkür’e bırakıyor diyebiliriz. Merkür, Güneş’in kalbinde olacağından, Merküryen her türlü konuda bir şeyler yapmak için evrenin en doğru zamanı olduğunu gösterir. Merkür’ün Güneş’in kalbinde olma hali 8 Ekim günü aslında tamamında gözlemlenecek ama tam saat olarak gece saat 22:30 ile 02:13 saatleri arasında gerçekleşecek. Bu saatleri not alın hemen! Neden mi?

 

Merkür’ün Güneş’in kalbinde olması demek, evrenle olan iletişim bağının eksiksiz, tam bir şekilde gerçekleşeceğini gösterir. Evrenin sizin isteklerinizi net bir şekilde duyacağına işarettir. Bu saatler arasında ağzınızdan çıkana, ne düşündüğünüze dikkat! Gerçekleşebilir. Zihninizi boşaltıp isteklerinizi, dileklerinizi, ihtiyacınız olan şeylere odaklanın. Tam, eksiksiz ve net bir şekilde! Evrenin bu açık kapılarını her zaman bulamazsınız. Böyle zamanları iyi değerlendirmek lazım. Bu etkileşim Terazi burcunda olacağından ilişkilere odaklanmak, ilişkilerle ilgili temalar hakkında dileklerde bulunmak, barışmak, tanışmak, duygularınızı açmak, ortaklıklarla ilgili dileklerde bulunmak için en ideal zamandır. Terazi, adalet ve sevgi prensibi ile çalışır. Siz de bu saatler arası sevgi, adalet, ilahi adaletle ilgili çalışmalar yapabilirsiniz. Düşüncelerinizi bu konulara odaklayabilirsiniz.
Yapabiliyorsanız meditasyon yapın, dua edin, isteklerinizi not alın ya da size özel bağlantı kurma şekliniz nasılsa onu yapın. Belki de yazarsınız ve bir yerlere asarsınız. Artık orası size kalmış, evrenle direkt bağlantıda olacaksınız. Bu şansı ve bu saatler arasını bence çok iyi değerlendirin. Ben genelde böyle zamanlar yakaladığımda, yalnız kalmaya ve düşüncelerimi, isteklerimi, dileklerimizi öncelikle kendime odaklanarak en katıksız, en saf, en kalbimden geçtiği şekilde kağıda notlar almayı ve onu bir yere asmayı tercih ederim. Pek tabii bu konuda herkesin yöntemi farklı olabilir.
Evrenin arada bir olan açık kapılarını iyi yakalamak ve değerlendirmek gerek 😉 Hadi bakalım hepinize kolay gelsin!
Dinçer GÜNER

Çıplak Ayakla Toprakta Yürüdükten Sadece 20 Dakika Sonra Gerçekleşen Mucize

Toprakta-yürümenin-yararları[1]

Yalınayak Toprakta Yürümek “Grounding” Hayatınızı Değiştirebilir
Yalın ayak vaziyette herhangi bir toprak parçasına basıp birkaç adım atmanın yani nam-ı diğer “grounding” in hayatınızda büyük değişikliklere yol açabileceğini tahmin eder miydiniz? Son yıllarda toprakta yürümenin faydaları üzerine yapılan bir çok araştırma çıplak ayakla toprak üzerinde yürümenin yaygın vücut ağrısı ve yorgunluğunu azalttığını, vücutta iltihaplanmayı önlediğini hatta uyku düzenine olumlu etki ettiğini ortaya çıkardı.

Gerçektende üzerinde fazla düşünmeden bu duruma göz gezdirdiğimizde sadece çıplak ayakla toprak üzerinde yürümenin sağlığımıza bu denli olumlu etki ettiğine inanabilmek çok güç. Ancak toprakta yürümenin faydaları aslında bilimsel olarakta kanıtlanmış durumda. Toprak yüzeyi negatif yüklü elektronlar yaymakta ve çıplak ayakla yeryüzü ile direkt temas ettiğimizde vücudumuz bu negatif elektronlarla yüklenmekte ve bu negatif elektronlar insan bedeni üzerinde hayal edilmesi dahi güç birçok olumlu etkiye sahip.

Çıplak ayakla toprağa basılarak yapılan 20 dakikalık bir yürüyüş yüz çevresindeki kan dolaşımını arttırıyo. u araştırmayı yürüten Pittsburgh Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden Dr. James Oschman çıplak ayakla toprak üzerinde yürümenin bir çok kronik rahatsızlığa karşı doğrudan iyileştirici ve önleyici etkiye sahip olduğunu dile getiriyor;
Serbest Radikallerin Dolaşımını Azaltır Ve İltihaplanmanın Önüne Geçer
Aslında metabolizmanın düzgün işleyebilmesi için gerekli olan serbest radikaller sigara, x-ray cihazları ve diğer bir çok kimyasal ve elektronik sayesinde vücudumuzda dolaşım miktarını arttırarak vücudumuza zarar vermeye ve kısacası bizi yaşlandırmaya başlarlar. Yapılan bazı araştırmalar antioksidanların vücudun iltihaplanmasına sebep olan bazı serbest radikalleri nötrülize ettiğini ortaya koymuş.

Toprakta yürümenin faydaları arasında vücutta yarattığı antioksidan bir etkiyi göz önünde bulundurursak, çıplak ayakla atacağımız bir kaç adımın iltihaplı hastalıklara yakalanma oranımızı düşüreceğini düşünmek hiçte yanlış bir çıkarım olmaz.
Toprakta Yürümek Psikolojimize İyi Geliyor
Sahilde çıplak ayakla ufakta olsa bir yürüyüş yaptıktan sonra kendinizi bir hayli rahatlamış hissetiğiniz oldu mu? İnanın yalnız değilsiniz. Gaetan Chevalier tarafından yapılan bir araştırmaya göre gün içerisinde en az bir saat boyunca toprak üzerinde çıplak ayakla vakit geçirenler, geçirmeyenlere oranla kendilerini ruhsal açıdan daha rahatlamış hissetiklerini rapor ettiler.

Tabi bu konu üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar daha çok kişisel beyana bağlı. Ancak sonuçlar ortada. Buradan yola çıkarak gün içerinde çıplak ayakla atacağımız bir kaç adım stres, kaygı gibi bir çok psikolojik sorunda yardımcı tedavi olarak görülebilir.
Çıplak Ayakla Toprağa Basmak Uyku Kalitenizi Arttırıyor
Eğer sizde kronik olarak uyku problemleri çeken, yada daha kötüsü insomnia yaşayan şanssız azınlıktansanız çıplak ayakla toprak üstünde yürümek vücuttaki kortizol seviyesini düşürdüğünden dolayı size yardımcı olabilir. The Journal Of Alternative and Complementary Medicine ‘de yayınlanan bir çalışmaya göre uyurken çıplak ayakları özel olarak hazırlanmış yatak içi düzenek sayesinde toprağa deydirilen deneklerin gece salgıladıkları kortizol oranı kayde değer biçimde düşmüş ve gün içerisindeki kortisol oranlarıda yine önceki kayıtlara oranla daha düşük seyretmiş. Kortisol ‘un amiyane tabirle diğer adının “stres hormomu” olduğunu düşünürsek, düşük kortizol seviyesinin iyi bir uyku için neden çok önemli olduğunu daha iyi anlayabiliriz.

Doku Onarımını Hızlandırır ve Yaraların İyileşme Süresini Kısaltır
Daha öncede Tour De France ‘da yarışan bisikletçilerin “Earthing Recovery Bags” olarak adlandırılan uyku tulumu benzeri ancak içi toprak materyalleri ile dolu tulumların içerinde vakit geçirerek toprağın kaslar üzerindeki iyileştirici etkisinden faydalandıkları biliniyor. Ancak siz evinizde böyle bir lükse sahip olmasanızda, yaptığınız egzersizleri çıplak ayakla toprak üzerinde yaparak aynı iyileştirici etkileri kendi bedeniniz üzerinde gözlemleyebilirsiniz.
Kalp Sağlığına İyi Geliyor
Toprak üzerinde çıplak ayakla yürümenin faydaları üzerine yapılan bir araştırma, çıplak ayak gezmenin kanın akışkanlığını arttırdığını ve pıhtılaşmanın önüne geçtiğini ortaya koyarak kalp sağlığının korunmasında önemli faydalar sağlalayabileceğini öne sürüyor. Çıplak ayakla toprağa basmak kırmızı kan hücreleri içerisindeki zeta potansiyelini arttırarak kırmızı kan hücresi sayısında yükselmeye sebep oluyor.

 

Negatif elektrik yüklü olan kırmızı kan hücrelerinin vücutta artışı kan akışının hızlanmasına sebep oluyor ve böylelikle pıhtılaşmanın önüne geçiyor. Bu noktada zaten hali hazırda kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar, kullananların yalın ayak toprağa basma alıştırmalarını günlük rutinlerine eklemeden önce doktora danışmalarında fayda olduğunu belirtmekte yarar var.
Adet Öncesi Sendromu – PMS ‘in Etkilerini Azaltyor
Adet öncesi sendromu – PMS çoğu kadında kendini baş ağrısı, çabuk sinirlenme, göğüs büyümesi, vücudun genelinde şişme ve ani depresyon olarak belli ediyor. Adet öncesi sendromunu dindirmek için verilen önerilerden çoğu gerçektende birçok kadında işe yaramamakta. Eğer sizde PMS esnasında yaşadığınız sıkıntılara tam olarak çözüm bulamadıysanız ve farklılıklara açıksanız çıplak ayakla toprak üzerinde yürümeyi denemenizde fayda var. Bunun sebebi daha öncede belirttiğimiz gibi toprak üzerinde yalın ayak yürümenin vücuttaki kortizol yani “stres hormonu” nu azalatması. Kim bilir, belkide yıllardır çektiğiniz adet öncesi sendromu – PMS ‘in ilacı çıplak ayakla toprakta yürümektir?
Egzersiz Sonrası Kas Yanmasının Daha Hızlı Geçmesini Sağlıyor
Uzunca bir süre spora ara verdikten sonra yada düzenli spor yapsanız dahi normalden daha zorlayıcı bir antremanın ertesi günü kaslarınızda yoğun bir yanma hissedersiniz. Yabancıların deyimi ile DOMS ( Delayed Onset Muscle Soreness) bizim deyimimizle “et kesiği” dediğimiz bu olay kasta biriken laktik asitin oluşturduğu bir rahatsızlıktır. Bu ağrıyı dindirmenin buz masajı yada esneme hareketleri gibi rahatlatmaya yönelik tedavileri olsada ne yazık ki, ağrıyı anında bitirecek bir çözümü bulumuyor.

Ancak bunlara ek olarak yapılan son araştırmalar yalın ayak toprağa basmanın antreman sonrası oluşan kas ağrısını yoğun biçimde azalttığına dair sonuçlar ortaya koyuyor. The Journal of Alternative and Complementary Medicine ‘de yayınlanan bir pilot çalışma kas kütlesini düzenli olarak çalıştıran vücut geliştirmeciler ve diğer sporcular için umut verici sonuçlar ortaya koymakta.
Toprakta Yürümenin Faydaları – Kilo Vermenize Yardımcı Olabilir
Enerji seviyemiz dengeli olmadığında ve yoğun stres hissettiğimizde genellikle kötü yiyecek seçimleri yaparak, yüksek oranda şeker yada yağ içeren yiyeceklere yönelerek kendimizi rahatlatmaya çalışırız. Stres altında olduğumuz vücudumuz “stres hormonu” dediğimiz kortizol salgılar ve bu durum beynimize bedenimizi rahatlatması emrini verdirtir. Tabi birçoğunuzun aklına geleceği üzere rahatlamak için ilk olarak alkollü içkiler yada çabuk tüketilebilir şekerli gıdalar yöneliriz. Ve tabi kaçınılmaz son olarak kilo alırız. Oysa ki, stres hormonu salgılanmasını dengeleyebilir, yeterli uyku alabilir isek, sağlıklı seçimler yapma ve kendimize uygun bir hayat stili seçme şansımız daha yüksek olacaktır.

Daha önce yukarıda defalarca bahsedildiği gibi toprak üzerinde çıplak ayakla yürümek stres hormonunun düşürülmesinde etkili bir role sahip. Burdan yola çıktığımızda düşük stres hormonu sayesinde genel olarak elde edeceğimiz sağlıkl halinin, yiyecek içecek seçimlerimize de olumlu yönde etki ederek bize ideal kilomuza ulaşmamızda yada en azından varolan kilomuzu korumamızda yardımcı olacağı su götürmez bir gerçek.
Peki Hangi Yüzeylerde Çıplak Ayakla Dolaşırsak Fayda Görürürüz?
Yukarıdaki yazıdanda okuduğunuz üzere ayakkabılarınızı ve çoraplarınızı çıkararak yalın ayak toprak zemini üzerinde atacağınız bir kaç adım sağlığınıza tahmin bile edemeyeceğiniz kadar büyük faydalar sağlayabilir. Ancak toprakta yürümenin faydaları ancak belli yüzeyler ve zeminler üzerinde yürürseniz ortaya çıkmakta. Her yüzey size gerekli olan negatif elektron yüklemesini vermeyecektir. Bu konuda dikkat etmeniz gereken şey;
– kum
– çimen
– nemli toprak
gibi yüzeyler sizin için faydalı olacakken;
– ahşap, tahta
– parke kaplama
– üzeri filmle kaplı mermer
gibi yüzeyler sizin için yararlı olmayacaktır.

http://filoji.com/toprakta-yurumenin-faydalari/

Konuyla alakalı araştırmalara ilgi duyuyorsanız, ekli linkteki bilimsel makaleyi incelemenizi tavsiye ediyoruz; http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3576907

RENKLERİN ÖNEMİ… RENKLERİN DUYGUYULARLA İLŞKİSİ NEDİR?

3765ebb[1]
RENKLERİN ÖNEMİ
Bir rengin insanoğlu üzerinde yarattığı psikolojik ve duygusal etki o kadar önemli ki, bugün dünyada milyonlarca dolar para sırf bir şirketin ne renk logo kullanacağını tespit etmek için harcanıyor Renkler bizi neşelendirir, duygusal yapar, sinirli veya hırçın yapar, aç değilken yemek yememizi sağlayanlar bile vardır İşte bu yüzden bir ev dekore ederken seçeceğiniz renkler hayatınızı etkiler desek yalan olmaz…
Mavi ve tonları
Mavinin birçok anlamı vardır Her şeyden önce mavi sakinleştirici ve dinlendirici bir renktir (masmavi bir gökyüzü ya da mavi bir deniz gibi)

Mavi güvenirliği, dürüstlüğü ve kaliteyi de temsil eder O yüzden evinizde mavi ve tonlarını kullanacaksanız misafirlerinize işte bu duyguları vereceksiniz demektir Mavinin bir diğer (ve kesinlikle en güzel) özelliği ise iştah kapatma etkisidir Mavi tonlarla döşenmiş bir yatak odasında veya oturma odasında durup dururken açlık krizlerine girme olasılığınız oldukça düşük olacaktır Hayatınız boyunca rejim mi yaptınız? Oturma odanızın rengini değiştirin ve bir de şimdi kilo vermeyi deneyin!  Duvarları mavi olan okullarda ise çocukların daha az yaramazlık yaptığı saptanmış!
Yeşil ve tonları
Doğada gördüğümüz bir diğer renk ise yeşildir Yeşil ve tonları da mavi kadar dinlendirici ve sakinleştirici olabilir Bize genelde kırları ve ağaçları hatırlatır Bunun yanı sıra ilginç bir gerçek de yeşilin insan gözü tarafından en kolay ve güzel algılanan renk olmasıdır

Ayrıca bir rivayete göre de kalbimiz, bu rengin yaydığı enerji alanındaymış Doğanın ve baharın rengi olan yeşil kesinlikle güven veren renkmiş

Bir ilginç nokta daha: yeşil ile dekore edilmiş yerlerde yaşayan ve vakit geçiren insanların daha az mide rahatsızlığı çektiği ispatlanmış!
Mor ve tonları
Eğer renklerin arasında bir asalet sıralaması yapılsaydı, mor ve tonları kesinlikle en üst noktada olurdu Mor, bilgeliği, sempatiyi, onuru ve asaleti simgeler Eski çağlardan beri de ihtişam ve lüksün son basamağı olarak düşünülür Tarih kitaplarının anlattığına göre, yüksek sınıflar, saray mensupları ve kraliyet aileleri illa mor giyerlermiş

Kırmızı ve tonları
Bu rengi çok seviyorsanız dikkat edin! Ne kadar güzel ve çekici bir renk olsa da kırmızı insanı sinirli, huzursuz ve aç hissettirir!
Peki, her ne kadar canlılık ve dinamizm ile ilgili bir renk olsa da aslında mutluluğu temsil ettiğini biliyor musunuz? Eğer evinizin bir odasında kullanmak isterseniz dışarıdan gören bir insan sizin için şunları düşünecektir: “Bu kişi fiziksel olarak atak, canlı ve duygusal olarak da bir işi sonuna kadar götüren azimli ve kararlı biri olmalı”
Unutmayın, kesinlikle ama kesinlikle iştah açar! Tansiyonu yükseltir, kan akışını hızlandırır Eğer siyah veya grinin tonlarıyla beraber kullanırsanız ortaya çok sofistike bir görüntü çıkacaktır
Sarı ve tonları
Sarı güneşlidir, meyvelidir ve dikkatlidir! En dikkat edilen yazıların sarı üzerine siyahla yazılanlar olduğu keşfedilmiştir!

Aynı zamanda zekâyı, inceliği ve pratikliği de simgeler Sarı bir yandan da hüzün ve özlemin rengi olarak da sayılabilir Eğer bir odanızı sarı ağırlıklı döşeyecekseniz çok çok aşırıya kaçmamaya, yanında mutlaka zıt renkler kullanmaya özen gösterin

Portakal ve tonları
Portakal tam manasıyla kişileri hipnotize eden bir renktir Yapılan araştırmalar portakal rengin beyinsel aktiviteyi en hızlı duruma getirdiğini ve yaratıcılığı arttırdığını kanıtlamıştır Portakal aynı zamanda “dikkaatt ben burdayımm” diye bağıran bir renk olduğu için çocukların da çok ilgisini çeker Oyun çağına gelmiş bir çocuğunuz varsa odasında portakal tonlar kullanmak onu çok daha yaratıcı ve hareketli yapacaktır
Siyah ve tonları
Siyah renk, renklerin arasında en asil olanıdır Modern aynı zamanda retro, ve yüksek sınıfın tercih ettiği bir renktir Gücü ve tutkuyu temsil eder, gizemli ve ciddidir Beyaz ile birlikte kullanıldığında son derece dikkat çekici olur
Fakat aynı zamanda duygusallığı ve hüznü de simgeler İlginçtir, Türkiye’de ve Avrupa’da siyah renk matemi temsil ederken, Japonya’da mutluluktur Siyah fonda kullanılırsa karamsarlığı çağrıştırır Einstein bir şeye konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan odaları tercih edermiş!
*Alıntıdır

Dolunayda Yapılabilecek İki Adet Bolluk Ritüeli…

729E949464C84ECC809022D1EFE55BD7[1]

1-BEREKET SAKSISI RİTÜELİ
Dolunay zamanı mor veya turuncu bir saksı satın alın.
Saksının dibine o gün yaptığınız alışverişin üzerine verilen demir parayı koyun.
Bir adet akik taşı ve bir adet kehribarı da ekleyin. Tüm bunların üzerine toprak koyun.

Bu saksıda bereketi sembolize eden fesleğen yetiştirin.  Her Dolunayda saksıyı dolunay ışığını alacak şekilde pencere önüne alın ki saksı  bollul ve bereketle dolsun…
2-BOLLUK KARIŞIMI RİTÜELİ
Adaçayı yaprağı, ıhlamur yaprağı, demir para, kehribar taşı, karanfil parçalarını altın rengi ipek bir keseye koyun. Kesenin ağzı sıkıca bağlanırken niyete odaklanın.

Keseyi pencere veya balkonun dış tarafında ip yardımı ile bağlayın/sarkıtın. Dolunayın ışığını aldığından emin olun ve sabaha keseyi içeri alın ve adaçayı dolu bir kasede bir sonraki dolunaya kadar bekletin. Ve ritüeli tekrarlayın…

Dışarıdan beklenen haberlerin gelişini hızlandırır, daha çok bereketi bolluğu eve/ofise davet eder…

Not. Bu ritüelleri dolunaya üç gün kala ve üç gün geçene kadar yapabilirsiniz…

Alıntı