Arşivler

Hiçbirimiz mükemmel değiliz…

anette inselberg mükemmel değiliz

 

Hayatı boyunca evlenmeden kalmış bir adam duymuştum ve doksan yaşında ölüm döşeyindeyken birisi ona yaşamın boyunca evlenmedin fakat nedenini asla söylemedin artık ölüyorsun en azından merakımizi dindir

Bir sır varsa şimdi söyleyebilirsin çünkü birazdan ölmüş olacaksın sırrın açığa çıkmış olsa bile sana bir zararı olmaz dedi.

Evet bir sır var ben evliliğe karşı değilim ama mükemmel bir kadın arıyordum Aradım ve aradım ve tüm yaşamım kayıp gitti dedi adam.

Soruyu soran fakat bu koca dünya üzerinde milyonlarca insan var, onların yarısı kadın bir tane mükemmel kadın bulamadın mı?

Ölmek üzere olan adamın gözlerinden yaşlar aktı…  Evet bir tane buldum dedi. O halde ne oldu neden evlenmedin dedi yaşlı adam fakat kadın mükemmel bir adam arıyordu.

Hiçbirimiz mükemmel değiliz. Her şey Gönlünüzce olsun Arkadaşlar☕🌷

Osho

 

Bir seçme hakkım var…

anette inselberg seçme hakkım var

 

Zor hayat şartlarına rağmen 92 sene yaşamla mücadele edebilmiş ufak tefek, kendinden emin, gururlu, her sabah sekizde giyinip Kuşanan ve gözleri görmediği halde saçlarını kıvırıp makyajını mükemmelce yapan yaşlı hanım, bugün bir huzurevine taşındı.
Eşini kaybetmişti. Huzur evinin kapısında sabırla beklenen birkaç saatin ardından, odasının hazır olduğu söylendiğinde tatlı tatlı gülümsedi. Yürütecini asansöre yönlendirdiği sırada, görevli kendisine odasını anlatmaya başladı. Penceresinde asılı perdelerden de söz etti. Bunlar kendisine anlatılırken yaşlı kadın küçük bir kızın heyecanıyla “O perdeleri pek severim” dedi.
Görevli “Hanımefendi henüz odayı görmediniz, biraz bekleyin” demişti ki, “Bunun onunla bir ilgisi yok” diye cevapladı yaşlı kadın.
“Mutluluk zamandan önce karar verdiğiniz bir şeydir. Benim odadan hoşlanıp hoşlanmamam mobilyaların nasıl düzenlenmiş olduğuyla değil, benim onları zihnimde nasıl düzenlediğimle ilgilidir.
Ben onları sevmeye karar vermiştim zaten. Bu benim her sabah uyandığımda verdiğim bir karardır. Bir seçme hakkım var:
Ya bütün günümü artık çalışmayan vücut parçalarımın bana verdiği sıkıntıyı düşünerek geçiririm ya da yataktan çıkıp hala çalışanlar için şükrederim.
Gözlerim açık olduğu sürece her yeni gün bir hediyedir. Yeni güne ve hayatımın sadece bu döneminde biriktirdiğim mutlu anlara konsantre olacağım. Yaşlılık banka hesabı gibidir.
Ne yatırdıysan onu çekersin hesabından.
Bu nedenle benim gençlere tavsiyem, banka hesabına dolu dolu mutluluk hatıraları yatırmaları olacaktır. Ben hala o hesaptan mutluluk çekiyorum.”
Bu nedenle benim tavsiyem, hatıraların banka hesabına dolu dolu mutluluk yatırman olacaktır. Anı bankamı doldurmaktaki katkın için sana teşekkür ederim. Hala oradan mutluluk çekiyorum. Mutlu olmak için şu beş basit kuralı hatırla:
1. Kalbini nefretten arındır
2. Zihnini endişelerden arındır
3. Basit yaşa
4. Çok ver
5. Daha az bekle

alıntı

Elinizdeki her parmak belirli organlarla bağlantılıdır.

anette inselberg baş ağrısı iyileşme

Ağrınızı rahatlatmak için daha güvenli ve doğal yöntemler varken vücudunuzu ilaç adı verilen kimyasallarla doldurmaya gerek yoktur. Refleksoloji, vücudumuzdaki her noktanın ellerimizle bir bağlantısı olduğunu iddia ediyor.

Elinizdeki  her parmak belirli organlarla bağlantılıdır.

1)İşaret parmağı mide ve kolon ile bağlantılıdır. İşaret parmağınızı çekmeden önce 60 saniye basılı tutun, kabızlık ve karın ağrılarını hafifletir. İşaret parmağınızı 60 saniye boyunca bastırdıktan ve daha sonra çektikten sonra, kısa bir süre içinde iyileşme hissetmelisiniz.

2)Başparmak, akciğerlere ve kalbe bağlıdır.

3)Orta parmak ince bağırsak, kalp, kan ve solunum sistemi ile bağlantılıdır.

4)Yüzük parmağının ruh hali üzerinde önemli bir etkisi vardır.

5)Serçe parmak böbreklere bağlıdır. Ayrıca boyun ağrısı ve baş ağrısı ile ilişkilidir. Parmağınızı masaj yapın büyük bir rahatlama hissedeceksiniz.

Tam zamanında yaşıyorsun 😍

anette inselberg tam zamanında yaşıyorsun

New York, California’dan 3 saat ileride ancak bu California’yı yavaş yapmaz.
Kimi 22 yaşında mezun olur ama sağlam bir iş bulmak İçin 5 sene bekler.
Kimi 25 yaşında CEO olup 50 yaşında ölürken, kimi 50 yaşında CEO olur 90’ını görür.
Kimi evlenirken kimi bekar kalır.
Obama 55 yaşında emekli oldu, Trump 70 yaşında göreve başladı.
Bu dünyadaki herkes “kendi zamanına” göre yaşar.
Etrafındaki bazı insanlar senden bir adım ileride gözükebilir, bazıları ise senden geride gözükebilir.
Ancak herkes kendi yarışında..kendi zamanında…
Onlara kıskançlık da besleme taklit de etme.
Onlar kendi zamanında, sen kendi zamanında yaşayacaksın..
Hayat harekete geçmek için doğru zamanı beklemektir.
İyisi mi sakin ol.
Geç kalmadın.
Erken de değil.
Tam zamanında yaşıyorsun 😍

alıntı
.

Ne yapardiniz?… Karari siz verin.

anette inselberg farkındalık

 

Ne yapardiniz?… Karari siz verin. Komik bir cümle beklemeyin, çünkü yok. Yine de okuyun.
Sorum su: Ayni kararı siz verir miydiniz?
Okuma ve ogrenme zorluğu çeken çocuklara özel egitim veren bir okul için bağış toplama yemeğinde, çocuklardan birisinin babasi katılımcılar tarafından asla unutulmayacak bir konusma yapti. Okula ve kendini adamış öğretmenleri kutladıktan sonra şöyle bir soru sordu: ‘Dışardaki etkenler tarafindan etkilenmedikçe doga herseyi mükemmel bir şekil ve sırada yapıyor.
Ama yine de oğlum Shay, diğer çocukların öğrendikleri gibi öğrenemiyor. Diğer çocukların anlayabildikleri gibi anlayamıyor. Oğlumda doğal olması gerekenler şeyler nerede?’
Bu soru karşısında dinleyiciler sessiz kaldılar.
Baba devam etti. ‘Ben inanıyorum ki, dünyaya fiziksel ve zeka engelli Shay gibi bir çocuk geldiğinde, gerçek insan doğası kendini gösterme fırsatını buluyor ve bu da insanların o çocuğa davranış şekillerinde kendini gösteriyor.’
Ve sonra aşağıdaki hikayeyi anlatmaya başladı:
Shay ve babası bir gün parkta Shayin tanıdığı birkaç çocuğun baseball oynadıklarını gördüler. Shay sordu, ‘Acaba oynamama izin verirler mi?’ Shay’in babası çoğu çocuğun Shay gibi bir çocuğun takımlarında oynamasını istemeyeceklerini ama ayni zamanda eğer oğluna izin verirlerse oğlunun o çok ihtiyacını duyduğu, engellerine rağmen başkaları tarafından kabul edilmenin özgüveni ve sahiplenme duygusunu vereceğini de biliyordu.
Shay’in babası çocuklardan birinin yanına yaklaştı ve (fazla birsey beklemeyerek) Shay in oynayıp oynayamayacağını sordu. Çocuk şöyle danışabileceği birilerine baktı ve sonra ‘Su anda 6 sayı gerideyiz ve oyun sekizinci turunda. Herhalde takıma girebilir ben de onu dokuzuncu turda vurucu olarak sokmaya çalışırım’ dedi.
Shay büyük bir gayretle takimin yanına gitti ve yüzünde kocaman bir gülümseme ile takim t-shirtini giydi. Babası gözünde yaş, kalbi sıcak duygularla dolu onu izledi. Çocuklar oğlunun kabul edilmesinden dolayı babanın mutluluğunu gördüler. Sekizinci turun sonunda Shay’in takimi birkaç puan kazandı ama hala 3 sayı gerideydi. Dokuzuncu turun başında Shay eldiveni eline geçirdi ve sağ açık sahaya cıktı. Ona doğru hiç top isabet etmemesine rağmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babası ona tribünlerden el salladığını gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Dokuzuncu turun sonunda Shay’in takimi yine puan kazandı. Simdi bütün kaleler doluydu, oyunu kazanma şansı ortaya çıkmıştı ve topa vurma sırası Shay’e gelmişti.
Bu noktada Shay’in vurucu olmasına izin vererek oyunu kaybetme riskini mi almalıydılar? Şaşırtıcı bir hamleyle Shay’e sopayı verdiler. Herkes topa isabet ettirme şansının sıfır olduğunu biliyorlardı çünkü bırakın topa vurmayı Shay sopayı bile elinde tutmasını bilmiyordu.
Ama Shay sahaya çıktığında top atıcı, diğer takımın kazanma şanslarını bir kenara bırakarak Shay’e bu fırsatı tanıdıklarını görünce birkaç adım öne giderek yumuşak bir şekilde topu Shay’e doğru fırlattı. İlk topa Shay zorlukla sopayı savurdu ama ıskaladı. Atici tekrar birkaç adim öne doğru geldi ve topu yine yumuşak bir şekilde Shay’e doğru attı. Shay sopayı savurdu ve hafifçe topa dokunarak yere atıcıya doğru vurdu. Oyun simdi bitecekti. Atici topu yerden aldı ve ilk kaledeki adamına kolaylıkla atabilecek ve Shay’i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti.
Ama atici topu aldı ve ilk kaledeki adamının başının üzerinden diğer takim arkadaşlarının erişemeyeceği yere fırlattı. Tribünlerdeki herkes ve iki takımda bağırmaya başladılar, ‘Shay, ilk kaleye koş, ilk kaleye koş!’ Shay hayatında hiç bu kadar uzağa koşmamıştı ama ilk kaleye gidebildi. Şaşkınlıktan büyümüş gözleriyle yere çoktu.
Herkes bağırmaya devam etti, ‘İkinci kaleye koş, ikinci kaleye koş’ Nefes nefese Shay zorlukla ikinci kaleye koşabildi. Shay ikinci kaleye geldiği sırada acık sahada diğer takımdan biri topu almıştı… Takimin en küçüğü olan bu çocuk kahraman olma şansını elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki adamına atabilirdi ama top aticisinin niyetini anladığından o da kasıtlı olarak topu üçüncü kaledeki arkadaşının başının üzerinden attı.
Herkes bağırıyordu, ‘Shay, Shay, Shay, bütün yolu koş Shay’
Karşı takımdan birinin yardim ederek onu üçüncü kaleye doğru döndürmesiyle Shay üçüncü kaleye koşabildi, ‘Üçüncüye koş! Shay, üçüncüye koş!’
Shay üçüncüye gelirken diğer takımdaki çocuklar ve seyirciler ayağa kalkmışlardı ve bağırıyorlardı, ‘Shay, hepsini koş! Hepsini koş!’ Shay hepsini koştu ve oyunu takimi için kazanan bir kahraman olarak herkes tarafından alkışlandı.
‘O gün’, dedi babası, gözlerinden yaslar aşağıya doğru süzülerek, ‘iki takımdaki çocuklar da dünyaya bir parça sevgi ve insanlık getirmeyi başardılar’.
Shay bir sonraki yaza yetişemedi. O kış öldü. Bir kahraman öldüğünü ve babasını mutlu ettiğini ve eve geldiğinde annesinin de gözyaşları içinde onu kucakladığını asla unutmadı.
Bunu size yollayan kişi hepimizin bir farklılık yaratabileceğimiz inancını taşıyor. Hepimizin her gün binlerce fırsatı olabiliyor ‘doğal olan şeyleri’ gerçekleştirmek için.
Bilgin bir adam bir zamanlar demişki: her toplum, kendilerinden daha az şanslı olanlara nasıl davrandığıyla değerlendirilir.

Ve senin beni görmek istediğin gibiyim.

anette inselberg beden

1. Senin benim hakkımda düşündüğün gibi görünüyorum. Lütfen, benim güzel olduğumu düşün ve ben öyle olacağım.
2. Çeşitli hastalıklarla ilgili düşündüğünde ve bunları bende bulmaya çalıştığında senin düşüncelerine boyun eğiyorum ve hasta oluyorum.
3. Sende olumsuz hisler, duygular yaratan düşüncelere çok fazla zaman ayırdığında, ben de hasta olmaya başlıyorum. Çünkü pahabiçilmez hayat enerjin bu düşüncelerle heba oluyor.
4. Mutluluk verici şeyler düşündüğünde ben de çiçek açıyorum ve gözlerinin önünde gençleşiyorum.
5. Benim kaynaklarım ve olanaklarım çok fazladır. Bana sadece güven. Kendimi yenileyebilirim, bazı organlarımı ve dokularımı kendi kendime yenieyebilirim. Doktorlar bana iyileşemez tanısı koysalar bile iyileşebilirim. Benim bu arzuma yardım et ve benim olanaklarıma inan.
6. Ben yüzyıllarca fonksiyon gösterecek şekilde programlanmışım. Neden daha 35-40 yaşlarında yaşlanmayı düşünmeye başlıyorsun? Sen beni düşüncelerinle yaşlandırıyorsun. Çünkü sizin toplumunuzda 100 yıl yaşamanın bir sınır olduğunu söyleyen bulaşıcı bir program yaygın.
7. Bir şey atıştırmaya karar verdiğinde, en azından bazı seferlerde bana da bir sor. Beni duymayı başarırsan, sana her zaman cevap vereceğim. Ve bu sadece senin yararına olacak. Oysa sen yemeği ya otomatik pilotta ya da okuduğun o bir sürü akıllı kitaba göre yiyiyorsun.
8. Güzellikle ilgili konuya bir daha dönmek istiyorum. Beni bir sürü tablet, silikon, botoks, akril, jel gibi şeylerle doldurma. Ben bunlarsız da güzel olabilirim. Sadece bana biraz yardım et. Büyük bir sevinçle, sana gerekli olan ve beğendiğin forma gireceğim.
9. Temiz havada dolaşmaya bayılıyorum. Yüzmeye, koşmaya, dans etmeye, masaja ve seks’e..
Oysa ki sen bilgisayar ve televizyon önünde oturup duruyorsun…
10. Ben sana inanıyorum. Bir dilim pasta yediğinde kilo alacağını düşünüyorsun ben ise senin düşünceni gerçekleştiriyorum ve kilo alıyorum.
11. Seni çok seviyorum. Ve senden aşk ve şükretmek ile ilgili kelimeler duymak istiyorum. En azından bazen….
Ama yapmasan da fark etmez, seni koşulsuz seviyorum.
Ben, senin bedenin, senin evrenin. Sen de sonsuz evrenin kutsal bir parçasısın.
Her şey olması gerektiği gibi olduğu için şükrediyorum.
Beni dinlediğin için teşekkürler.
Ben sadece sen arzu ettiğin için varım.
Ve senin beni görmek istediğin gibiyim.
Hadi birbirimize yardım edelim.
Bedenin..
Sevgiyle

Kaynam facebook namaste grubu

Her gün Yapmış Olduğunuz 5 Şey Bilinçaltınızdaki İnsanüstü Güçlerinizi Engelliyor

anette inselberg bilnçaltı

Hepimiz içimizde belli bir maneviyat seviyesinde doğarız. Her nasılsa, hayatımız boyunca, başlangıçta doğduğumuz benlikle temasımızı kaybederiz.

Yaşamın bizimle oynamasına izin veriyoruz. Kentsel (hava kirliliği) alanlarda çok fazla zaman harcarsak, negatif enerjilere maruz kalırız. Bu şeylerin her bir parçası muazzam strese neden oluyor… genel sağlığınıza ne yaptıklarından bahsetmiyoruz bile.
Bizler gerçekten güçlü insanlarız. Etkileyici olduğumuza karar vermeliyiz. Etkilenmemeliyiz. Kimse bir şey yapıp yapamayacağınızı söyleyemez. Çünkü bizler süper güçlü insanlarız
Bu 5 şeyin sizden alınmasına izin vermeyin:

 

1) Negatif Enerjili Kişilerin Yanında Durmak

Kötü insanların senin üzerinde kötü bir etkisi vardır. Çoğuna inanmamayı tercih etmeliyiz çünkü bu, arkadaşlarımızı kaybetmek demektir. Ama kibar görünmeden önce ruh sağlığınızı nasıl önceliklendireceğinizi öğrenmelisiniz.

Yani, kendinize nasıl iyi davranacağınızı bile öğrenemiyorsanız, tüm ‘iyilik’ titreşimleriyle ne yapacaksınız? Dürüst olmak gerekirse, kendinize doğru davranmazsanız ve kendi kendinize iyi davranmazsanız, başka insanlara karşı nazik olmanın bir faydası yoktur.
Olumsuz insanları hayatınızdan bilinçli olarak ayıklayın. Onları tanımak sizin için kolay olacaktır. Bunlar enerjinizi düşürüyorlar ve onlarla takılınca sizi sürekli olarak üzüyorlar. Sürekli olarak sizi eleştirirler yaşamınızı daha iyi geçirmek istiyorsanız onlardan uzak durun.
2) Doğada Zaman Geçirmemek

Kafanın derinliklerine gömüldüğünde, gerçek dünyayı ve onun güzelliğini kaybetmek son derece kolaydır. Doğa’yı bir ekrandan görüyoruz. Doğaya yakın olmak, bir kişinin ruh sağlığı için çok faydalıdır. Hayattan asla kaçınılmamalı ya da bir öncelik olarak gösterilmemelidir. Yoğun programınızdan biraz zaman ayırın ve Doğanın kucağında hiçbir şey yapmadan geçirin.
Bir bahçede oturun, bir ağacın altında kitap okuyun, bulutların üzerinizden geçtiğini izleyin. Bu Sizinle doğal güçler arasında daha yakın bir ilişki kurar. Dünya ile arkadaş olun doğa sizin içinde kapılarını açacaktır.
3) Stresin Hayatımızın Bir Parçası Olmasına İzin Vermek

Bu 21.yüzyılda doğal bir olay, ama bu sağlıklı veya herhangi bir şekilde normal olduğu anlamına gelmez. Stresin yenilmez olduğunu varsaydık, bu yüzden hayatımıza hoş geldin diyoruz. Kaynağı ne olursa olsun vücudunuzu insanlık dışı bir baskıya maruz bırakmak asla gerekli değildir. Kendini sev ve bazı yüklerini serbest bırak.

Esnek bir çalışma programı bulun, kendi kendinizden gerçekçi olmayan beklentileriniz yok, kendinizi bolca hile günleri ve molaları verin, işinizin hayatınızın her yerinde olmadığını anlayın. Lütfen gereksiz baskıya, çoğu kendi kendine empoze olmasına izin vermeyin, iç sesinizle bağlantınızı mahvetmeyin.
4) Sağlığınızı Koruyun ve Kendinize Dikkat Edin

Hem fiziksel hem de zihinsel demek istiyorum. İki bölüm birbirini tamamlıyor. Genelde hasta bir kişiyseniz, o zaman siz de mutsuz olursunuz. Kasten eğlenceli düşüncelerinizi veya duygusal istismarınızı yaşıyorsanız, o zaman vücudunuza yansıyacaktır. Değişimlere sürekli ve bilinçli bir şekilde şahit olun.
İki çalışmanın hiçbiri yalıtılmamıştır. Eğer iyi ruh halindeyseniz, daha hızlı iyileşirsiniz. Sürekli kötü iseniz, o zaman vücudunuzdaki bazı iyi hücreleri mahvedersiniz. Ayrıca, hastaysanız, depresyonunuz daha kolay saldırmak için bir yolunu bulur.
5) Topraklanmış Kalın

er çekiminin çekilmesini hissedin. Köklü ve bu Dünya ile bir olun. Doğa yatağında çıplak ayakla yürümek. Çevrenizdeki yeşil renklere dokunup hissedin. Duyusal algılar ve çeviklikleri, maneviyatın gerçekleşmesi için çok önemlidir.
Eğer Doğa’nın yapay ikameleri ile sürekli olarak uğraşıyorsanız, o zaman kendinizi birincil enerjiden koparırsınız. Bunu yapmayın. Doğa mucizesi ile temasta kalmak için yukarıdaki tüm noktaları birleştirin. Asla hayal kırıklığına uğramazsınız.

Kaynak: baykush

Aslında, hepimiz birer çatlak testiyiz.

anette inselberg çatlak testi

 

Çin’de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna asılı testilerle dereden su taşırmış evine..
Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış…
Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve..
Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yari dolu olarak varırmış.
İki sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldurmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış…
Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş …
Fakat zavallı çatlağı olan kusurlu testi, çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş.
İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama şöyle demiş:
“Kendimden utanıyorum. şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor..” Adam gülümseyerek dönmüş testiye:
-Göremedin mi? yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu.
Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlağını biliyordum.. Senin tarafına çiçek tohumları ektim.
Ve her gün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın..
2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp, masamı süslüyorum.
Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı, evime böyle güzellik ve zerafet veremeyecektim ” diye cevap vermiş.
HEPİMiZ BİRER ÇATLAK TESTİ DEĞİL MİYİZ ?
Her birimizin kendine has kusurları vardır.
Aslında, hepimiz birer çatlak testiyiz.
Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı ilginç yapan, mükâfatlandıran, renklendiren..
Etrafınızdaki her kişiyi, oldukları gibi kabullenin.

Gülse Birsel yine harika döktürmüş 🏵❤………..Kafamda deli sorular.

anette inselberg deli sorular
Neden bozulan otobüsün yolcuları bizim otobüsümüze aktarıldığında onlara mültecilermiş gibi bakarız?
Neden her gördüğümüz haritada hemen Türkiye`yi bulmaya çalışırız? Millet olarak dünyada kaybolma kompleksimiz mi vardır?
Neden birbirimize sarılınca sağa sola sallanırız?
Neden öğrenciler ilkokul 5. sınıfa kadar öğretmene ‘öğretmenim’ diye seslenirken 6. sınıfta bir anda ‘hocam’ diye seslenmeye başlar?
Neden sınavlarda ‘3 yanlış bir doğruyu götürür’ şeklinde bir uygulama ile cezalandırılır da; ‘3 doğruyu bil, bir doğru da bizden’ gibi bir kampanya başlatılıp zekaya ve riske girme cesaretine ödül verilmez?
Neden insanlar kapalı bir alandan yağmur yağan alana çıktığında kafalarını eğerler? Yağmura duyulan saygıdan mıdır, yoksa ondan tırstığımız için midir?
Neden dükkanı kapatıp giden esnaf, kapıya ’10 dakika sonra dönücem’ yazar? Esnafın ne zaman gittiğini nasıl anlarız?
Televizyona çıkan insanlar neden kendilerini Türkiye`deki herkesin izlediğini zanneder? Örneğin; 70 milyon bizi izliyor( 5 milyon eksik anketimize göre )
Düğünlerde neden ‘Dom dom kurşunu’ ile göbek atılmaktadır? ‘Bir avcı vurdur beni, bin avcı yedi beni’ gibi sözlerle kendinden geçen başka bir millet var mıdır?
Cumartesi ve pazartesinin neden kendi isimleri yoktur? (Cuma-ertesi, pazar-ertesi)
Dolmuşlardaki fiyat tarifesinde en kısa mesafe neden ‘indi-bindi’ olarak tabir edilmektedir? Önce inilip, sonra mı binilir? Bir terslik yok mudur?
Bir programı bilgisayarımıza kurarken neden ‘kabul ediyorum’ ya da ‘kabul etmiyorum’ seçenekleri vardır? O kadar parayı bayılıp programı aldıktan sonra ‘kabul etmiyorum’ seçeneğini işaretleyen saf kişiler mevcut mudur?
Bulmacalarda neden boru sesinin karşılığı hep ‘ti’ dir? Bulmacaları hazırlayan arkadaşlar hiç ‘ti’ diye ses çıkaran boru görmüşler midir?
Neden ilanlarda ‘doktordan temiz araba’ şeklinde yazılır? Hipokrat yemininde ‘arabamı temiz kullanacağım’ diye bir madde mi vardır?

Kaynana Dediğin Böyle Olmalı…

anette inselberg kaynana

Aşçılığıyla ün yapmış yaşlı bir kadın, akşam yemeğine gelecek olan oğlu ve yeni gelini için yine mutfağına kapanmış,
yemek yapıyordu.
Aynı akşam yemeğe eski bir aile dostu da davetliydi. Beklenen misafirler gelip sofraya oturduklarında çok şaşırtıcı
bir durumla karşılaştılar…
Yaşlı kadının o gece yaptığı yemekler değme oburların bile iştahını kapatacak kadar berbattı.
Tatlılar un kokuyordu, patatesler yanmıştı, köfteler ise neredeyse hiç pişmemişti.
Oğlu, yeni gelini ve aile dostu, kadıncağıza durumu fark ettirmemek için ellerinden geleni yaptılarsa da, yemek sırasında pek iştahlı göründükleri söylenemezdi.
Nihayet yemek bitti ve yeni evli çift annelerinin ellerini öperek evlerine gittiler. Aile dostları ise biraz daha kaldıktan sonra gitmeyi düşünüyordu. Oğlu ve gelini gittikten sonra, yaşlı kadına :
” Senin harika bir aşçı olduğunu adım gibi biliyorum. Bana söyler misin, bu geceki yemekler neden o kadar kötüydü ? Bence ya hastasın ya da bir bildiğin var. ” dedi.
Yaşlı kadın gülümseyerek cevap verdi:
– Hayır, hiçbir şeyim yok. Kasten yaptım. Bu yemekten sonra oğlum asla ikide bir annesinin yemeklerini hatırlatıp karısının kalbini kıramayacak

Birbirimize gülümsedik…

anette inselberg çay

Oturduğum apartmanın kapısından ben girerken, bir hanım da elinde çay bardağı ile dışarı çıkıyordu…
Birbirimize gülümsedik.
Ben afiyet olsun dedim.
Ve o anda içimden ”Eve çıkınca ben de demlerim bir çay!” diye geçirdim.
Kadıncağız bardağı gülerek bana uzattı ve ”Hiç içmemiştim daha. Canınız çekti, siz için.” dedi. ”Çok tatlısınız!” dedim.
O da bana öpücük verdi eliyle 😀 ”Bardağı alt komşunuza bırakın, ben ona uğruyorum.” dedi ve gitti.
Hayatımda içtiğim en güzel çay desem yeridir… Bazen her şey çok güzel olmaz…
Bazen yarın daha iyi olacağına dair inancımız eksilir.
Ama hayat derinlerde bir yerde bütün güzelliği ile devam etmektedir.
Kalbimizin derinlerinde de buzlarının çözülmesini bekleyen bir taze pınar vardır.
Ve o pınarı küçücük, miniminnacık bir sıcaklık harekete geçirebilir.
KALBİNİZİ ISITAN Bİ ÇAY VERENİNİZ EKSİK OLMASIN 🙂
VE SİZİN DE DAİMA VERECEK BİR GÜLÜŞÜNÜZ, BİR GÖZ KIRPIŞINIZ, BİR SELAMINIZ OLSUN.
O zaman hayat bir anda aşırı güzel oluverir…

Juno Gözlemci Facebook Sayfası

Dünyamıza kalıcı barış ve huzuru getirebilmenin yolu “ben değil, biz varız” diyebilmenin önemini kavramak ve odağımızı buraya kaydırabilmekten geçiyor.

anette inselberg ben deği biz

Bazı Uzakdoğu öğretilerinde dünyadaki yaşamımız karanlık bir odaya benzetilir. Odada birçok kişi toplanmıştır ve herkes çıkışı aramaktadır. Birbirlerini görmedikleri içinde çarpışmalar yani üzüntüler, saldırılar, hastalıklar olur. Karanlık odada ışığa giden yolu bulmak için bütün insanların el ele tutuşarak ilerlemesinin gerekliliği anlatılır. Birlik ve beraberliğin önemi ile ilgili buna benzer birçok yazı okuduğum halde bunun nasıl olabileceğini hep merak ederdim.
Japonya’da felaketler karşısında, insanların nasıl saygıyla birbirlerine yardım ettiklerini, sakince yemek kuyruğuna girdiklerini ve ellerinde ne varsa, tanıdık tanımadık, birbirleriyle paylaştıklarını televizyonlardan saygıyla ve hayretle izlerdim. Kendimi koçluğa hazırladığım dönemde edindiğim bilgilerle bunun altındaki sebebin eğitimin çok küçük yaşta başlaması olduğunu öğrendim. Japonların ilkokula başlayan çocuklar için müfredata koydukları aşağıdaki hikâyeyi okuyunca tüm bunların ancak çocukluktan başlayan eğitimle mümkün olabileceğini anladım.
Hikâye şöyle:
Allah bir grup kötü adamı cehenneme göndermiş ve onlar orada ıstırap çekerken, içlerinde bulunan ve oraya yanlışlıkla düşmüş bir kişi için ince bir örümcek ağı sarkıtıp, tutunarak çıkmasını ve kendini kurtarmasını istemiş. Bu iyi kişi örümcek ağına tutunmuş, tırmanmaya başlamış ve tam ortalara geldiğinde diğer kötü kişiler de ağı fark etmiş ve onlar da ağa tırmanmaya başlamışlar. İyi adam, ağın çok ince olduğunu ancak onu taşıyabileceğini, onun için gönderildiğini, diğer kişilerin gelmemesini istemiş; aşağıya bağırmaya başlamış. Ancak diğerleri dinlememiş ve cehennemden kurtulmak için can havliyle tırmanmaya devam etmişler. Az sonra da ağ kopmuş ve hepsi beraber aşağıya düşmüşler. İyi adam bunun üzerine diğerlerine sitem etmeye başlamış, “Sizin yüzünüzden bende buraya geri düştüm” demiş. Bu ara yukarıdan Yaratan’ın sesi duyulmuş ve eğer o iyi kişi yalnız kendini düşünüp bencillik yapmasa o ağın kopmayacağını, hepsini taşıyabilecek güçte olduğunu ama iyi kişinin yalnız kendini düşünmesinin ağın kopmasına neden olduğunu haykırmış. Bu hikâyenin verdiği ders tek tek kurtuluşun olmayacağı, hepimizin el ele tutuşarak, beraberce kurtulabileceğimiz, ışığı bulabileceğimizdir. Birlikte, kendi kalbimizden başlayarak, her seferinde bir kalple dünyayı değiştirebiliriz.
Japon deneyimi gösteriyor ki böyle bir bilgeliğin küçük yaşta çocuklara anlatılması, onların gelecekteki davranışlarını son derece olumlu etkiliyor.
Dünyamıza kalıcı barış ve huzuru getirebilmenin yolu “ben değil, biz varız” diyebilmenin önemini kavramak ve odağımızı buraya kaydırabilmekten geçiyor. Bu bilincin etrafımıza bir an evvel yayılması dileğiyle…
Banu Uzkut Onuk

“İstediğim hiçbir şeyi elde edemedim… Ama ihtiyaç duyduğum her şeyi elde ettim.”

anette inselberg cesaret

 

Bir Kelebeğin Dersi
Bir gün, kozada küçük bir delik belirdi; bir adam oturup kelebeğin saatler boyunca bedenini bu küçük delikten çıkarmak için harcadığı çabayı izledi. Ardından sanki ilerlemek için çaba harcamaktan vazgeçmis gibi geldi ona. Sanki elinden gelen her şeyi yapmış ve artık yapabileceği bir şey kalmamış gibiydi.
Böylece adam, kelebeğe yardım etmeye karar verdi. Eline küçük bir makas alıp kozadaki deliği büyütmeye başladı. Bunun üzerine kelebek kolayca dışarı çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük, kanatları buruş buruştu. Adam izlemeye devam etti. Çünkü her an kelebeğin kanatlarının açılıp genişleyeceğini ve bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu. Ama bunlardan hiç biri olmadı! Kelebek, hayatının geri kalanını kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de asla uçamadı.
Adamın iyi niyeti ve yardım severliği ile anlayamadığı şey, kozanın kısıtlayıcılığının ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten çıkmak için göstermesi gereken çabanın, Allah’ın kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun kanatlarına göndermek ve Bu sayede de kozanın kısıtlayıcılığından kurtulduğu anda uçmasını sağlamak için seçtiği yol olduğuydu …..,,,,,
Bazen yaşamda tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey çabalardır.
Eğer Allah, yaşamda herhangi bir çaba olmadan ilerlememize izin verseydi, o zaman bir anlamda sakat kalırdık. O zaman olabileceğimiz kadar güçlenemezdik. Asla uçamazdık..
Güçlü olmak istedim… Ve Allah beni güçlendirmek için zorluklar yolladı.
Bilgelik istedim… Ve Allah çözmem için sorunlar yolladı.
Başarı istedim… Ve Allah bana çalışmam icin zeka ve kas gücü verdi.
Cesaret istedim… Ve Allah bana üstesinden gelmem gereken sorunlar verdi.
Sevgi istedim… Ve Allah bana, yardımcı olmam için Sorunlu insanlar yolladı.
İyilik istedim… Ve Allah bana fırsatlar yolladı.
“İstediğim hiçbir şeyi elde edemedim… Ama ihtiyaç duyduğum her şeyi elde ettim.”
Yaşamınızı korkusuzca yaşayın, zorlukların tümüne göğüs gerin ve onların üstesinden gelebileceğinizi açıkça gösterin.

Çoğaltın…

36527094_2114682378773976_8708030378570416128_n[1]

 

Kuş seslerini

Ayaklarınızın toprakla olan misafirliğini

Yeşil renge bakmayı

Müzik dinlemeyi

Kendinize vakit ayırmayı

İçtiğiniz su miktarını

Çocuklarla geçirdiğiniz vakti

Şükretmeyi

Yetinmeyi

Selam vermeyi

Tebessüm etmeyi

Şiir dinlemeyi

Küçük mutlulukları

Şarkı söylemeyi

Sevdiklerinle ve ailene daha çok zaman ayırmayı

Sevgini hak edene vermeyi