Arşivler

Kendime HAKSIZLIK ettim, kimseye etmediğim kadar.KENDİMDEN ÖZÜR DİLERİM…

images-61

Yaşadığım süre boyunca hep MERHAMETİMİN
arkasından yürüdüm, beklentilerimi arkada BIRAKTIM.
Kimseden bir şey BEKLEMEDİM, doğrusu bu sanıyordum çünkü. Yaşadıklarımı, yaşayamadıklarımı İÇİMDE sakladım,
SUSTUM, bastırdım, olsun dedim İNSANLIK ben de kalsın.
Verdim, hep VERDİM karşılığını alıp alamadığıma BAKMADAN,
aslında güçlü olmak değildi istediğim,
ama olmak ZORUNDAYDI…M ve oldum……
Kendimi hep ERTELEDİM. Kimsenin beni
anlamadığını bildiğim halde hayatıma girenleri bana
verilmiş KUTSAL bir görev olarak gördüm…
Herkesi mutlu etmek zorundayım ZANNETTİM.
Benim de mutlu olmam gerektiğini UNUTMUŞUM…
Görevim neyse en iyisini yapmalıydım ki VİCDANIM rahat etmeliydi.
Birilerinin de bana karşı GÖREVLERİ olduğunu hiçe saymışım oysa…
NE YAZIK Kİ; Karşımdakilerin EKSİKLERİNİ tamamlamaya çalışırken, onların HATALARINI görmeye vaktim kalmamış SANKİ…
Beni ÜZMELERİNE bakmadan, karşılığında ne ALDIĞIMA, ne hissettiğime ALDIRIŞ etmeden hep VERDİM..
Kendimi nasıl da UNUTMUŞUM… Unutturmuşlar aslında….
PARAMPARÇA olmuş KALBİME, doğruları söylemeye çalışan BEYNİME, mutsuz YÜZÜME hep SUS dedim. Sen SUS..!
Kendime HAKSIZLIK ettim, kimseye etmediğim kadar.
KENDİMDEN ÖZÜR DİLERİM…

Ve kainatın kapısı açıldı

56bce3f618c7776a2821fc8e1

Einstein’ın izafiyet teorisinin bir parçası olarak 100 yıl önce ortaya attığı , uzay ve zamanı büken yerçekimsel dalgaların varlığı kanıtlandı. Evrenden artık çok daha etkin ve kesin bilgi toplanmasını sağlayacak bu keşfi, bilim insanları şöyle açıkladı: Kâinatı anlamamız için yeni bir pencere açıldı!

Bİlİm dünyasının on yıllardır merakla beklediği açıklama, sonunda dün yapıldı: Alman fizikçi Albert Einstein’ın 100 yıl önce ortaya attığı, uzayı ve zamanı büken yerçekimsel dalgaların varlığı, kanıtlandı. Son 50 yılın en büyük keşiflerinden biri olarak nitelenen bu olay, bir bilim insanının deyişiyle “kainata yeni bir pencere açıyor.”ABD’deki California Teknoloji Enstitüsü, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) ve LIGO Bilimsel İşbirliği Kurumu’na bağlı bilim insanları, dün Massachusetts eyaletindeki Washington kentinde bir basın toplantısı düzenledi ve Einstein’ın öngördüğü yerçekimsel dalgaları tespit ettiklerini açıkladı.
2 KARADELİK ÇARPIŞTI O DALGALAR BULUNDU
Einstein’ın çığır açan genel görelilik teorisine göre yerçekimi, maddenin varlığı nedeniyle uzay ve zamanı da büküyor. Einstein 1916’da bu teorinin bir uzantısı olarak, yerçekimsel dalgaların varlığını savunmuştu.Ancak bugüne kadar bu dalgaların varlığına dair doğrudan bir kanıt bulunamamıştı. ABD hükümetinin bağımsız bir kurumu olan Ulusal Bilim Vakfı, LIGO projesini başlattı.ABD’nin Louisiana ve Washington eyaletlerine iki dev lazer detektörü kuruldu. Bilim insanları bu aygıtlarla Dünya’ya 1.3 milyar ışık yılı uzaklıktaki iki kara deliği mercek altına aldı.
ULTRA HASSAS LAZERLER KULLANILDI

Son derece yoğun nesneler olan, Güneş’in yaklaşık 30 katı büyüklüğündeki bu karadelikler, birbiri etrafında dönüp çarpışmıştı. Bu çarpışmanın bir sonucu olan yerçekimsel dalgalar, ABD’deki detektörler tarafından ilk kez 14 Eylül’de saptandı. Son aylarda süren ek çalışmaların ardından dün bu keşif ilk kez dünyaya duyuruldu. Yerçekimsel dalgaları tespit etmek için bir protondan 10 bin kat küçük hassasiyete sahip 4 kilometrelik lazer ışınları gerekliydi. LIGO projesiyle bu aygıta ilk kez sahip olundu. Bu dalgaları geçmişteki teleskoplarla görmek mümkün değildi.
VARLIĞINI ARAYANA BİLE ÖDÜL VERDİLER
Açıklamayı yapan bilim adamlarının Nobel Ödülü almasına kesin gözüyle bakılıyor. Zira bugüne kadar doğrudan doğruya tespit edilemeyen kütlesel çekim dalgalarının varlığını kanıtlamaya yönelik çabalar bile ödüllendirilmişti. Dalgaların matematiksel denksizliklerden fazla  olduğunu gösteren Hulse-Taylor çift yıldızı ile ilgili ölçümleri içeren çalışmalar, 1993’te Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülmüştü.
DÜNYA’YI GÜNEŞETRAFINDA DÖNDÜREN BÜKÜLME
ALBERT Einstein’ın yerçekimsel dalga teorisine göre, kütlesi olan her cisim, uzay zamanı büker. Örneğin Güneş’in kütlesel ağırlığı nedeniyle yarattığı yerçekimsel dalga çevresindeki uzayı büker. Gezegenler de, bu eğime girdikleri ve kurtulamadıkları için, çukurun içinde dairesel olarak dönmeye başlar. Kısacası Dünya da dahil gezegenleri Güneş’in etrafında döndüren aslında çekim kuvveti değil, Güneş’in kütlesinin uzayda oluşturduğu bükülmedir. Kütle ne kadar büyük olursa “çukur” da o kadar büyür. Einstein’ın kütlesel çekim dalgaları adını verdiği dalgalar da uzaydaki kütlelerin işte bu şekilde birbirleri etrafında dönerek oluşturduğu dalgalardır.
PEKİ BU KEŞİF NE İŞİMİZE YARAYACAK?
Belkİ yarın televizyon veya cep telefonu gibi hayatımızı kolaylaştıracak bir icada dönüşmese de, bu keşif bilimde tam bir çığır açtı. Çünkü bilim insanları kainatla ilgili tüm bilgileri, radyo dalgaları, ışık, X ışınları, gamma ışınları ve kızılötesi ışınlar gibi elektromanyetik dalgalardan topluyor. Bu dalgaların hepsi de, evrende ilerlerken kesintiye uğrayabiliyor. Bu nedenle de, “kâinatın hikâyesi”ni bugüne kadar hep parça parça, eksik halde öğrenebiliyorduk. Yerçekimsel dalgaların saptanması sayesinde, artık astronominin elinde yeni ve çok önemli bir araç var. Bu sayede “kâinatın hikâyesini” yakında bir bütün olarak öğrenebiliriz. Kainatın ilk dönemine ait hiç bilmediğimiz verilere ulaşabilir, esrarını koruyan karadelikleri ve nötron yıldızlarını daha iyi anlayabiliriz. Penn Üniversitesi’nden Abhay Ashtekar’a göre “Bu gerçekten, gerçekten heyecan verici bir olay. Kâinata yeni bir pencere açılıyor”.
OSCAR’LI FİLMİN  KONUSU
Kütlesel çekim dalgaları, ünlü Interstaller (Yıldızlararası) filminin de ana temasını oluşturmuştu. Oscar dahil birçok ödül alan filmde kütlesel çekim dalgalarıyla iki nokta arasında genişleyen uzay zamanda oluşan solucan delikleri işlenmişti.

Kaynak: Hürriye

Evveldi, çok evvel….

16830961_1351459648247752_5663652051999245990_n1

 

 

Evveldi, çok evvel….
Yan yanayken saate bakmanın ayıp olduğu zamanlardı.
Karşılıklı oturdun mu masaya, bir gözlere bir de uzaklara bakılırdı, eski yad edilirken.
Ellerde telefonlar yoktu.
Çocuktuk.
Büyükler, eski günleri konuşurken uyuyakalmak diye bir şey vardı.
Sevmeler sessiz ve sebepsizdi.
Ne gösterişe gelir, ne nedenlere sığardı.
Her şeyden önce samimiyet gelirdi.
Sevda sırdı, Söylenmezdi.
Sevilenin adına türküler yakılır ama onun ardından kimseye yakınılmazdı.
Eşyalar pahası ile değil, hatırası ile kıymetlenirdi.
İnsanlar aldıkları ile değil,
verdikleriyle değer ifade ederdi.
Sahi utanmak diye bir şey vardı.
Yüzsüzlük, profesyonellik adı altında prim yapmıyordu.
Dert çekmenin bile bir adabı vardı.
Gönlün yükü, gözlerden anlaşılırdı.
Gönülden geçen ile dilden dökülenin arası böylesine uzak, böylesine hoyrat değildi.
Evveldi. Güzeldi…
Biz bu içimizdeki uçurumları ve kalpler arasındaki mesafeleri sonradan icat ettik.
Henüz yenilmemiştik kendimize.
Mutluluklar fotoğraf karelerinden ibaret değildi.
Mutlu edilmek isteği hastalıklı bir hal almamıştı.
Eşyalar değil, insanlar ağırlanırdı evlerde ve kalplerde.
Henüz bu kadar yalnız değildik.
Başkalarınca beğenilmek her şeyden önemli değildi.
Evveldi… Güzeldi… Alıntı. …….

BATAN ÇİVİNİZ VAR MI …..

16729219_1109178419209487_1351873233308670311_n1
Genç bir adam yolda yürürken kaldırımda yatan bir köpek görmüş, köpek sanki ağlıyormuş gibi ıyyk ıyyk diye sesler çıkarıyormuş.
İyice yaklaşınca köpeğin çivili bir tahtanın üzerine yattığını görmüş, çivi köpeğin tam karnına batıyormuş…
Hemen orada duran yaşlı adama sormuş,
-Amca bu köpek ağlıyor mu?
-Evet, demiş yaşlı adam, öyle gözüküyor,
-Neden? diye sormuş genç adam,
-Görmüyor musun demiş Yaşlı adam, çivili tahtanın üzerine yatmış, o batıyor herhalde.
-Peki o zaman neden kalkmıyor?
Yaşlı adamın cevabı bence çok anlamlıymış:
-Kalkacak kadar acıtmıyor demek ki…
Eğer şu anda hayatınızda bir sorun veya değiştirmek istediğiniz bir durum varsa ve hiç bir şey yapmıyorsanız iki ihtimal vardır:
Ya o çivi sizi yattığınız yerden kaldıracak kadar acıtmıyordur ya da batan çivinin acısı değişim korkunuzun acısını henüz geçmemiştir.
O çivi insana bazen öyle sert batar ki insan en olumsuz en namüsait durumlarda bile birden bire yerinden fırlar ve kendine yepyeni bir dünya kurar…

Kulağınızın Belli Noktalarına Mandal Tutturmak Sağlığınızı Koruyor

728xauto1

 

Evet; gerçekten de sağlığımız kulaklarımızın doğru noktalarına yapacağımız baskılarda gizli. Gün içinde ihtiyacımız olan enerji desteği de orada, uykusuzluğun dermanı da, ağrıların, sızıların ilacı da… Tepki bilimi (Refleksoloji) ve Reiki uzmanı Helen Chin Lui’ye göre vücudumuzun refleks haritası aslında kulaklarımızda bulunuyor; sinir uçları bakımından oldukça zengin olan kulaklarımız, belirli noktalarla sinir sistemimize direkt bağlı.
Her noktanın farklı bağlantısı, her noktaya mandal yardımıyla baskı yapmanın da farklı yararı var. Örneğin;
1. Nokta: Kulak üstü
Kulağınızın en üst kısmı direkt olarak omuzlarınız ve sırtınızla bağlantılıdır. Her gün birkaç dakika boyunca buraya mandal tutturduğunuz takdirde, omuzlarınız ve sırtınızdaki bir türlü geçmeyen o ağrılardan kurtulabilirsiniz!
2. Nokta: Kıvrımın üst ucu
Bu noktanın uzmanlık alanı ise iç organlarınız. Elbette buraya mandal tutturmanızın ciddi mide problemlerinizi, kalp ritim bozukluklarınızı tedavi edeceğini iddia etmiyoruz. Hafif sıkışmalarda, ağrılardaysa mandala başvurabilirsiniz 🙂
3. Nokta: Kulağın orta üstü
Bütün gün bilgisayar başında oturanlar, gün içinde ara sıra yürüyüş yapma gereğini itinayla ihmal edenler; bu nokta size hitap ediyor 🙂 Kulağınızın orta üst kısmı vücut eklemlerinizle bağlantılıdır. Buraya baskı uygulayarak tutulmuş bacaklarınızı rahatlatabilir, eklem ağrılarınızdan kurtulabilirsiniz.
4. Nokta: Kulağın orta altı

640xauto1

Boğazınız mı ağrıyor? Sinüsleriniz mi doldu? Burnunuz mu akıyor? Özetle; virüslerle, bakterilerle iç içe, klasik bir kış mevsimi mi yaşıyorsunuz? Bu noktaya basınç uygulamanız size daha rahat nefes aldıracak.
5. Nokta: Kulak memesinin üst kısmı
Sindirim problemleri yaşayanların favori noktası da işte burası 🙂 Kulak memenizin üst kısmına mandal tutturmanız sindiriminizi rahatlatır, mide ağrılarınızı hafifletir.
6. Nokta: Kulak memesinin alt kısmı

640xauto2

Son olarak kafanız ve kalbinize gelmiş bulunmaktayız. Migren ağrılarından baş ağrılarına, kafanızda oluşabilecek her ağrıyı azaltabilecek bu nokta, kan dolaşımınıza da katkıda bulunur.

728xauto1

kaynak:mynet

Sinirlendiğiniz her insan size geçmeniz gereken bir dersi hatırlatıyordur.

23333495-japanese-zen-garden-with-yin-and-yang-stones-stock-photo1

 

Onlar sizin en iyi öğretmenlerinizdir.
Sinirlendiğiniz her insan size geçmeniz gereken bir dersi hatırlatıyordur.
Emir vermesini yönetmesini seven biriyseniz, etrafınızda sürekli şunu yap bunu yap diyenler olur..Emir vermek zorunda olmadığınızı öğrenmeniz gerekiyordur.
Çok konuşmasını seven bir insan değilseniz, etrafınızda sürekli konuşan insanlar olur… Kendinizi en iyi anlatma yolu konuşmanızdır ve konuşmanız gerektiğini öğrenmeniz gerekiyordur.
Dağınık bir insansanız etrafınızda sürekli dağınık insanlar olur. Düzenli olmasını, disiplini öğrenmeniz gerekiyordu.
Sürekli bir yerlere geç kalan bir insansanız etrafınızda dakik insanlar olur ve bir şekilde geç kalmanız için ortamlar oluşur. Zaman kavramının sadece hayatınızda kolaylık sağlayan bir araç olduğunu öğrenmeniz gerekiyordur.
Sürekli değişik insanlarla aynı tarz ilişkiler yaşıyorsanız; gerçek sevgiyi ki bu şartların bağlılığın olmadığı, koşulsuz sevgidir, öğrenmeniz gerekiyordur ve bu KENDİNİZİ SEVMEK le başlar.
Etrafınızda sizi rahatsız eden annenizi, babanızı, kardeşlerinizi, komşunuzu, patronunuzu, işçilerinizi, sevgilinizi, SEVİN.
Çünkü her biri size geçmeniz gereken bir dersi hatırlatıyor.
O dersin ne olduğunu bulun ve sizlere bu fırsatı sizi rahatsız ederek veren kişilere teşekkür edin.
İnatla aynı taraftan bakmaya devam edenler, Bir şeyi anlamak için belki de tersini görebilmek daha kestirme bir yol.
* Alıntı

En bunaldığın, şartların seni en fazla zorladığı, en sıkıştığın anlarda, hallerde…

mutlu-yasam1

 

 

En bunaldığın, şartların seni en fazla zorladığı, en sıkıştığın anlarda, hallerde
Unutma ki
İçinde bulunduğun o an veya hal
Sonsuz kainattaki sonsuz yolculuğunun,hatta ömür dediğin sürecin içindeki sadece bir andan, bir halden ibarettir
Ve elbette gelip geçicidir,
Hiç sonsuzca öyle sürebilir mi ki?
***
Bunlar ne ki,
Sen daha nelerini gördün nelerini geçirdin kimbilir
Ezeli geçmişinde
***
Dostum;
Karanlık yaşanmadan
Ne aydınlığa ulaşılabilir
Ne de aydınlığın değeri idrak edilebilir…
***
Karanlığın hikmet-i vücudu budur zaten
Senin tekamülün için kasten var edilmiştir… AS, 17 Şubat 2017

HACHİKO HER AKŞAM SAHİBİM METRODAN ÇIKAR DİYE İNATLA BEKLEDİ

hachikoadogsstory1292931

 

 

1924 YILINDA TOKYO ÜNİVERSİTESİ’NDE GÖREV YAPAN JAPON PROFESÖR HİDESABURA UENO, KENDİNE TREN İSTASYONUNDA BULDUĞU KÜÇÜK BİR KÖPEK YAVRUSU EDİNDİ. PROFESÖR UENO KÖPEĞİNE, JAPONCADA “SEKİZ TANE” ANLAMINA GELEN HACHİKO ADINI KOYDU. … SAFKAN AKİTA CİNSİ BEYAZ BİR ERKEK OLAN HACHİKO, HER SABAH ÜNİVERSİTEYE GİTMEK İÇİN EVDEN METROYA YÜRÜYEN SAHİBİNE EŞLİK ETTİ. METRONUN DIŞ KAPISINA KADAR GETİRDİĞİ SAHİBİNİ UĞURLADIKTAN SONRA DA EVE DÖNDÜ.

ÇOK GEÇMEDEN BİR AKŞAM ÜNİVERSİTE DÖNÜŞÜNDE METRONUN ÇIKIŞINDA HACHİKO’YU KENDİSİNİ BEKLERKEN GÖRDÜ PROFESÖR VE ÇOK ŞAŞIRDI. BU AKILLI KÖPEK SAHİBİNİN EVE DÖNÜŞ SAATLERİNİ HESAPLAYARAK VE AYNI YOLU KULLANACAĞINI DÜŞÜNEREK METRONUN ÖNÜNE GİTMİŞTİ. ONDAN SONRAKİ BİR YIL BOYUNCA HER SABAH SAHİBİNİ METROYA KADAR GÖTÜRDÜ, HER AKŞAM İŞ ÇIKIŞINDA DA METRONUN ÖNÜNDE KARŞILADI. SAATİNİ HİÇ ŞAŞIRMADI.

AMA BİR AKŞAM PROFESÖR METRODAN ÇIKMADI. HACHİKO GÖZLERİ METRONUN KAPISINDA, GECE BOYUNCA BEKLEDİ. BİR SONRAKİ AKŞAM PROFESÖR YİNE YOKTU. ÜÇÜNCÜ AKŞAM METRODAN YİNE ÇIKMADI. ÇÜNKÜ PROFESÖR ÜNİVERSİTEDE KALP KRİZİ GEÇİRİP ÖLMÜŞTÜ.. HACHİKO HER AKŞAM SAHİBİM METRODAN ÇIKAR DİYE İNATLA BEKLEDİ. HAFTALAR, AYLAR,YILLAR BOYUNCA HER AKŞAM TOKYO METROSUNUN SHİBUYA İSTASYONUNUN KAPISINA GİTTİ.

TAM 10 YIL BOYUNCA. HACHİKO 12 YAŞINDAYKEN METRONUN KAPISINDA ÖLDÜ. BUGÜN TOKYO’YA GİDENLERİN SHİBUYA İSTASYONUNUN KAPISINDA KARŞILAŞTIĞI KÖPEK HEYKELİ HACHİKO’DUR. JAPONLAR, SADAKAT VE İNSAN HAYVAN İLİŞKİSİNİN SEMBOLÜ OLARAK ÖLÜMÜNDEN HEMEN SONRA 10 YIL BOYUNCA SAHİBİNİ BEKLEDİĞİ YERE HACHİKO’NUN HEYKELİNİ DİKTİLER.

NE İSTEDİĞİNE DİKKAT ET… GERÇEKLEŞİR !

10-adet-grup-istek-charm-tohum-cam-topu-ile-gerek-drt-yaprakli-yonca-kolye-kolye-drt1

 

 

Hepimiz hayatımızda elde etmek istediğimiz şeylerin peşinde koşuyoruz. Bu statü, para, aşk, komşunun arabası, akrabanın yazlığı, herhangi bir şey olabiliyor. Mutlu olmak istiyoruz ve paramız olunca, ve ya bizi terk eden sevgili geri dönünce mutlu olacağımızı düşünüp sürekli istemeye odaklanıyoruz. Çok önemli bir detayı da gözden kaçırıyoruz ve ya düşünmek işimize gelmiyor: Evren yasaları.
Evrende her şey denge üzerine kuruludur ve asla sadece pozitif ve ya negatif olaylar yaşanmaz. Yani şanslı ve ya şansız insan yoktur, şans, şansızlık bunlar hep göreceli kavramlardır. Yolda yürürken bulduğunuz para dolu cüzdan sizi şanslı yapmaz, ve ya çekilişten kazandığınız araba, ve ya giden ve uzun süredir dönmesini istediğiniz sevgilinin geri dönmesi. Çünkü gelen her şeyin bedeli vardır ve bu bedeli siz ödemek zorundasınız.
Hep istiyoruz, fakat istediğimiz şeylere hazır olup olmadığımızı hiç düşünmüyoruz. Sadece istiyoruz. Ve istediğimiz şey olduğu zaman mutsuz oluyoruz. Çünkü istemek güzeldi, ama beraberinde getirdiği diğer değişimleri hiç düşünmedik. Sadece istedik…
Evrene sadece verdiğiniz kadar alırsınız, gram fazlasını size vermez. Uykularınızı verirseniz mucit olabilirsiniz, öfkenizi verirseniz, düşman sahibi olursunuz, sabrınızı verirseniz, gerçek dost sahibi olursunuz ve bu liste uzayıp gider.
Ana konudan çok uzaklaşmadan, söylemek istediğim şu ki, daima ne istediğinize, ve istediğiniz şeye hazır olup olmadığınıza dikkat edin. Sizi hazırlıksız yakalayan bir evlilik felakete sebep olabilir, eyleminiz hastalık getirebilir, özendiğiniz hayat sizi yokedebilir…
Yaradan, evren, hayat daima bize istediklerimizi verir.. Gelen ne olursa olsun, kucaklamaya hazır olun, çünkü bunu siz istediniz…
Kanlı-canlı, sarsıcı bir hayat dersi aldım dün. Midas’ın dokunuşunu yaşadım. Ne dilediğine dikkat et, çünkü bir gün gerçek olabilir sözünü ben de rahatlıkla cümle içinde kullanabilirim artık.
Midas’ın Dokunuşu efsanesine göre, Dionysos ve alayı, Frigya yaylarında oradan oraya dolaşırken, yaşlı Silenos yorulur, bir ağaç gölgesinde uyuyakalır. Yaşlı adamı bulanlar, alay edip aşağılayarak Kral Midas’a getirirler. Midas, Silenos’u krallar gibi ağırlar ve Dionysos’a götürür. Tanrı Dionysos, çocukluğunda Silenos’un himayesinde büyüdüğü için, ona çok değer vermektedir. Midas’ın davranışından çok memnun olur ve ona ”dile benden ne dilersen” der. Midas; Her tuttuğum altın olsun diye yanıtlar. Akşam olur, Midas büyük bir iştahla sofraya oturur. Gerçekten de her tuttuğu altın olmaktadır.
Ekmeği…
yemeği…
bardağı…
hatta sevmek için sarıldığı güzeller güzeli kızı…
Kral dileğinden bin pişman olur ve isteğinin yanlışlığını anlar. Tanrı’dan, dileğini geri almasını ister. Tanrı, Paktolos Irmağı’nda (Şimdiki Gediz Nehri) arınmasını söyler. Midas, burada yıkanır, dileğinden kurtulur, ırmağın kumları da altın olur. Irmağın kıyısında yer alan Sardes kenti (Salihli’ye bağlı Sart köyü), ırmaktan topladığı altınla zengin olur. Dünyada ilk para burada basılır. “Karun gibi zengin” sözü, bu olay üzerine, Sardes Kralı Kraisos için söylenmiştir.

ARTIK FARKINDAYIM

5-sayi_kkaratas-326x1591

• Artık kendimi kimseye sevdirmeye çalışmıyorum. Sevmeyenin hep bir bahanesi olduğunun farkındayım.
• Artık kimseye olur olmaz beni eleştirme hakkı tanımıyorum. Biliyorum ki ben özel ve değerliyim ve kimseye kendimi kanıtlamak zorunda değilim.
• Artık kendini beğenmişe, ukalaya, kibirliye hayatımda yer vermemem gerektiğinin farkındayım.
• Artık her şeye bir “ama” cevabı verenlere bir şeyler anlatmaktan onlara çözüm üretmemek gerektiğini fark ettim.. Biliyorum ki isteyenin planı istemeyenin “ama”sı var.
• Artık körü körüne eleştirenler ile körü körüne savunanları aynı kefeye koyuyorum. Fanatiklere nefes tüketmemek gerektiğinin farkındayım.
• Artık başkasının dedikodusunu yapanla, sırrımı ve özelimi paylaşmıyorum. Bugün ona yapanın,yarın bana yapacağının farkındayım.
• Artık inatçı insanlara bir şey inandırmaya, ikna etmeye çalışmıyorum. “Bu onların kişiliği” demem gerektiğinin farkındayım.
• Artık affedemeyen, mükemmeliyetçi ve katı insanlardan uzak duruyorum. Hata yapan, özür dilemesini bilen insanlarla hayatı paylaşmam gerektiğinin farkındayım.
• Artık kimseyi mutlu etmek zorunda olmadığımı farkındayım. Beni hayatının merkezine koyanları, benim üzerimden var olanları, benim üzerimden mutlu olmak isteyenleri, istemediğimi fark ettim.
• Artık kendini geri çektiğinde de senin sayende yaşayanların ve mutlu olanların başının çaresine baktığını farkındayım.
• Artık kendini ulaşılmaz gösterenin aslında ambalajdan ibaret olduğunu farkındayım.
• Artık kimseyi hayatında zorla tutamayacağını, gitmek isteyenin bahanesi olduğu gibi kalmak isteyenin de bahane aradığını farkındayım.
• Artık iyi insanlar için daha çok çabalamam gerektiğini farkındayım.
• Artık iyi hissettiren insanlar için, daha çok emek vermem gerektiğini farkındayım.
• Artık iyi bir ilişki için sevgiden çok iyi anlaşmanın önemli olduğunun farkındayım.
• Artık kimin yanında “kendim “isem onun yanında daha mutlu olduğumun farkındayım.
• Artık hırslı insanlardan uzak durmam gerektiğinin farkındayım. Amaçları için herkesi kullanabileceklerinin farkındayım.
• Artık gerçek dostluklarda mesafenin önemli olmadığının farkındayım. Yıllar sonra bile bir araya geldiklerinde kaldıkları yerden devam ettiklerini öğrendim.
Serhat Akıncı

Çinli doktorlar binlerce yıl öncesinden beri, hastalıkları saptamak için dil inceleme yöntemini kullanıyorlar.

12717160_1036588746379251_7076035641643586167_n2

 

 

Teşhiste dilin önemi

Çinli doktorlar binlerce yıl öncesinden beri, hastalıkları saptamak için dil inceleme yöntemini kullanıyorlar. Günümüzde de doktorlar, teşhis için hastanın önce dilini muayene etmek istiyor. Dil, çok hızlı bir şekilde yeni hücreler üretir. Eğer vücudun herhangi bir bölgesinde bir sorun varsa, dili inceleyen doktor bunu anlayabilir.

Çinli doktorlar dilin renginde ve görünüşündeki bazı değişikliklerin bazı hastalıkların habercisi oldukları kanısındalar.

Örneğin dilin ucundaki değişiklik bir kalp sorununun habercisidir.

Dilin sağ kenarı, safra kesesiyle ilgili değişiklikleri simgeler.

Sol kenarı ise karaciğerdeki sorunların habercisidir.

Arka kısmı böbrekler, bağırsaklarla ilgili sorunları haber verir.

Aynanın karşısına geçin ve dilinizi alıcı gözüyle inceleyin. Size yardımcı olmak için bazı ipuçları verelim: Dilinizin rengi soluksa, bu anemi işaretidir.

Dilin rengi koyu pembe olmuşsa, kan dolaşımında sorun var demektir.

Dilin ucu kırmızıysa kalp yanması var demektir.

Dilin kenarları kırmızıysa, alkolik olduğunuz anlaşılır.

Dilin üzerinde beyaz lekeler varsa, soğuk algınlığına işarettir.

Dilin kuruması, menopoz başlangıcını belirtir.

alıntı

Dünya’nın Frekansı…

dunyanin-frekansi-i1

Önceki yazılarımızda her şeyin, ama her şeyin, enerjiden ibaret olduğunu ve kendine has bir frekansı ve titreşimleri olduğundan bahsetmiştik. Öyleyse, üzerinde yaşayan her şeyin titreşimleri olduğuna göre, dünyanın da kendine has bir titreşimi olsa gerek. Evet, var; buna Schuman Rezonansı da deniyor. Bu Batılı biliminsanlarının verdiği isim. Halbuki elin Çinlisi bunu asırlardır dile getiriyor.

Atomlar an ve ana dair her şeyle titreşimlerini uyumlama halindedir. Negatif yüklü dünyamız (buna Yin enerjisi diyoruz) ile pozitif yüklü evrenle (buna iyonosfer diyoruz, aynı zamanda Yang enerjisi) sürekli bir elektriksel iletişim söz konusudur.
Dünyadan gelen Yin enerjisini, evrendeki Yang enerjisiyle uyum içinde taşıyan tek canlı ise insandır. Bunu ise bedenimizde Yin-Yang dengesini kurarak başarabiliriz. Elbette bu herkesin harcı değildir. Ancak ve ancak nefes teknikleri, meditasyon ve Çigong gibi beden-zihin-ruh bütünlüğü çerçevesinde çalışan öğretilerle mümkündür.
Çin’deki ustalarımın anlattığına göre insanlar öldüklerinde ruhları Yin olarak dolaşırmış. Dünyayı seyahatleri esnasında, tanıdıkları tüm insanları ziyaret ederlermiş. Onlar hakkında her türlü anıyı detayına kadar hatırlarlarmış. Çocuğunun nasıl büyüdüğünü, ilk yürümeye başlamasını, ilk öpücüğü vs… Hatırlayamadıkları tek şey ise onları sevmenin nasıl bir şey olduğu imiş. Bunu başarabilen tek ruh ise daha ölmeden önce bu hayattayken Yin-Yang dengesini kurmayı başararak bu hayatla vedalaşabilen ruhlarmış. Yine filmlerde ve büyük ustaların hikâyelerinde, hep “Ölen ustam akşam beni ziyaret etti, kulağımı çekti, şunu bunu nasihat etti, sonra kayboldu” gibi cümleler duyarız. Yin-Yang dengesini kurmayı başarmış olarak göçen ruhların istedikleri an tekrar bu dünyada bedenlenme lüksleri olduğu söylenir. Bu yüzden alınan öğreti ne olursa olsun, bir dövüş sanatında ne kadar usta, ne kadar güçlü ve yenilmez olursanız olun, Yin-Yang dengesini kurmayı başaramamışsanız ve yeterince meditasyon yapmamışsanız, asıl hocaların gözünde değeriniz koca bir sıfırdır (bakınız, Man of Tai Chi-Keanu Reeves). Bunlara benzer hikâyeleri Java Büyücüsü adlı kitapta da bulabilirsiniz.
Peki, seyrettiğimiz filmlerde, ister Beşinci Element (Bruce Willis), ister G.O.R.A ve A.R.O.G olsun, aşağıdan yukarı çıkan ve beş döngüyle isimlendirilen enerjileri hatırlayalım. Bunlar filmdeki gibi gözle görülmese de, gerçekte var olan ve Yin’den Yang’a yol alan enerji dalgaları. Bu enerjilerin kimisi pozitif, kimisi negatif, kimisi de nötr olabiliyor. Enerjinin negatif olarak yukarı çıkması, tam olay mahallinde bulunan bizleri ve mekânlarımızı acayip etkiliyor. Mesela ağzıyla kuş tutsa bile para yapmayan mekânlar bir bir kapanır ve taşınır. Yerine gelen de orda tutunamaz. Uğursuz diye adı çıkar. Ev vardır; orada kavga dövüş, ayrılıklar, boşanmalar, hastalıklar, hatta intiharlar eksik olmaz. Ona da uğursuz der çıkarız işin içinden. Hiç bunu enerji yönünden düşünmeyiz. Elin Çinlisi bunu asırlardır düşünüp, mekânlarını yaparken ya da yaptıktan sonra hep bu enerjileri en ince ayrıntısına kadar inceler. Tapınakların yerleri, özel mekanların, özellikle de ruhsal yerlerin enerjileri özel olarak elden geçirilir. Bu bilim dalına Batıda şu anda Jeomansi (ya da Jeomanti) deniyor. Mekanın enerjisi duru görüyle (Çi ustası tarafından) ya da belli aletler kullanılarak tespit ediliyor ve negatif enerji bloke edilerek yukarı çıkması engelleniyor ve o andan itibaren mekanın enerjisinde gözle görülür bir değişim başlıyor. Tabii bunu ticari amaçla yapan pek çok biliminsanı da var. Kim onlara kızabilir ki?

Dünyanın tüm biliminsanları tarafından kabul edilmiş ferakansı 7.83 Hz’dir. Buna dünyanın kalp atışı da denmektedir. Dr. Anker Mueller adındaki başka bir biliminsanı daha derinlerine inip dünyanın frekansının insan beyni ile aynı attığını bulmuştur. Herbert König ise Schuman rezonansının beyin ritmleri ile tam uyumunu ispatlamıştır.  Beyindeki EEG değerleri incelenerek bu ritimlerin doğadaki Schuman ritimleriyle Alfa seviyesinde uyum sağladığı görülmüş. Bu yüzdendir ki, nefes teknikleri ve meditasyon sayesinde beyin dalgalarımızı Alfa konumuna taşımayı hedefleriz.
Dusseldorf Ünivesitesi’nde yapılan araştırmalarda, bu ritmin kasten bozulduğu, yani beyin frekansının doğadaki frekanstan şaştırıldığı deneylerde,  deneklerde  fiziksel hastalıklar ve zihinsel bozukluklar oluşmaya başlamış. Bu da doğayla BİR olamama sorunumuza parmak basıyor aslında.
Yine okulda gönüllü öğrenciler 4 hafta boyunca tam yalıtımlı bir sığınakta doğadan izole bir şekilde yaşamışlar. Öğrencilerin günlük ritimlerinde şaşmalar olmuş ve hepsi migren ve baş ağrılarıyla duygusal stres yaşamaya başlamışlar. Genç oldukları için ciddi bir fiziksel soruna rastlanmamış ve ortamda gençler yerine yaşlıların ya da hastaların olması halinde bunun kaçınılmaz olduğuna inanmışlar. İnanılmaz olan ise, aynı ortama Schuman rezonansı verilmeye başlanınca tüm öğrenciler beliren sorunlardan kurtulmuş ve sağlıklarına geri kavuşmuş.
Bizler üzerinde yaşadığımız doğa ana ile tam bir bütünlük içindeyiz. Bu bütünlüğün bozulması halinde hastalıklar, mutsuzluklar, kavgalar, savaşlar, kaos kaçınılmaz hale geliyor. Bu bütünlüğü bozmak içinse sistem var gücüyle çalışıyor.
Doğa anayla ritmimizi nasıl senkronize edeceğiz?
Çıkarın ayakkabıları, çorapları! Basın toprağa, çimene… Bu çimen o lüks konutların sonradan doldurulma suni çimenleri olmasın. Gerçek doğaya gidin. Ağaçlarında kuşlar cıvıldasın. Toprağı kazıdığınızda solucanlar çıksın. Ayakların toprağa değmesine biz topraklanma yöntemi diyoruz. Bunu yapan istisnasız herkes bütün negatif enerjisinden anında kurtulmaya başlar, stresini toprağa atar, topraktan ise en güzel enerjileri almaya başlar. Ağaç Duruşu Meditasyonu bu yüzden tüm meditasyonlar içinde en değerlisidir. Gerçek Yin-Yang dengesini kuran bir tekniktir. Sahiden de bir ağaç gibi durduğunuz ve kollarınızı açtığınız  vakit, kollarınız Çi enerjisiyle dolar ve ağacın doğadan aldığı tüm bilgelik de size akmaya başlar.
Eski insanlar vakitlerinin büyük bir bölümünü üretim yaparak doğada geçirirmiş. Temiz havasını alır, toprakla haşır neşir olur, bir ağacın altında kestirir, çimlerde koşar, yuvarlanır, nehirlerinde yüzermiş. Şimdi o insanın üzerine kocaman bir kurumsal bina ve apartmanlar konmuş. Florasan ışığında akşam olduğunu sadece saate bakarak anlayarak çalışan, sadece klimadan çıkan mikroplu havayı soluyan, ayaklarında yalıtımı en kuvvetli ayakkabılarla gezen, her yere arabasıyla giden, onda da klimayı her şekilde kökleyen, asansör, yürüyen merdiven derken hayatında günde 100 metre bile yürümeyen insanlar türedi. Bunların bırakın doğayla aynı titreşime geçmesini, doğa kavramını tamamen unutmasından korkuyorum.

Kaynak: Ersin İpek -Kuraldışı

Evinizde negatif enerji varmı öğrenin! Negatif enerjiler çeşitli nedenlerden dolayı ister istemez evinize girebilir…

negatif-enerji1

Evinizde negatif enerji varmı öğrenin! Negatif enerjiler çeşitli nedenlerden dolayı ister istemez evinize girebilir. İster kişisel negatif enerjileriniz isterse dışarıdan evinize gelen kişilerin negatif enerjileri evinizin olumsuz enerji ile dolmasını sağlar

Evinizde oluşan negatif enerjileri şu yollarla anlayabilirsiniz. Bitkileriniz varsa solmaya başlarlar, Hane üyeleri arasında gerginlikler ortaya çıkar hatta evde beslediğiniz hayvanınızda bile huzursuzluklar ortaya çıkar bunun yanı sıra maddi durumunuzda dalgalanmalar olur

Bir bardak su ile negatif enerji olup olmadığını anlayabilir ve yok edebilirsiniz

Nasıl mı? Öncelikle şeffaf cam bir bardak alın (Not bu bardağı daha sonra bu iş dışında kullanmayın)

Bardağımızın 3/1 ini deniz tuzu ile doldurun

yine bardağın 3/2 sini beyaz sirke yada elma sirkesi ile doldurun

diğer kalan 3/1 ini ise su ile doldurun

Bu karışımı evin en çok kullandığınız hane halkının beraber oturduğu misafir ağırladığı yere koyun

Ve o şeklide bırakın 24 saat sonra suya bakın:

Eğer bardaktaki su bıraktığınız gibi ise her şey normal negatif enerjiler ortamda yok demektir. Eğer suda lekelernmeler ve renginde yeşile bakan bir renk değişikliği görürseniz bilinki o odada negatif enerji var ve suyu hemen tuvalete dökün ve sifonu çekin

Diğer odalarda da tekrar aynı yeniden temiz suya sirke ve tuz ekleyerek aynı işlemi yapabilirsiniz

Eğer ki su koyduğunuz gibi tertemiz duruyorsa aynı suyu diğer odaya koyarak orada da deneyebilirsiniz

Böylelikle tüm odalardaki negatif enerjileri temizlemiş olacaksınız