Arşivler

Kurban kimliğine bürünüp kurban rolü oynamak

b

Kurban rolünü oynamak
Hepimizin geçmişte yaptığı ve şimdi “hata” olarak gördüğü eylemler vardır. Seçimlerimiz nasıl sonuçlanmış olursa olsun sürekli geçmişi düşünüp, üzülmek yerine daha yüksek bir bilinç düzeyini seçerek, yaşananlardan ders almak ve zamanı geldiğinde daha akıllıca seçimler yapmak bizi geliştirecektir… Hayat bir öğrenme ve deneyimleme yeridir. Hepimiz zaman zaman yanlış tercihlerde bulunmuş olabiliriz. Sonradan, yanlış olduğunu anladığımız insanları da hayatımıza sokmuş olabiliriz. Ama bunların bizim için ‘hata’ olduğunu ancak yaşadıktan sonra anlayabiliyoruz. Hak ettiğimiz ya da hak etmediğimiz için yaşıyor ya da yaşamıyor değiliz birçok şeyi… Her şey, seçimlerimizin bir sonucu…
Yaşadığımız anda endişesiz, pozitif, hayata karşı meraklı kalırsak yaşadığımız anı yüceltmiş oluruz. İçsel olarak geliştikçe ve kendimizi pozitif yönde değiştirdikçe, dış dünyamız da olumlu şekilde değişecektir.
Bizi gerçekten hataya düşüren şey, yanlış seçimler yapmaktan çok kurban rolünü oynamaktır. Böyle bir bakış açısı, kendimizi merkezimizden uzaklaştırarak, bizi düşük bir enerji frekansına çeker. ‘Kurban’ olduğumuzu düşündükçe, bir süre sonra “Neden ben?” diyeceğimiz daha fazla olumsuz insanı ya da olayı hayatımızda buluruz. Hatalarımızda, üzüntülerimizde ve hayal kırıklıklarımızda kurban rolünü oynamak yerine ilerlememizi engelleyen tüm düşüncelerimize, alışkanlıklarımıza ve inançlarımıza bir son vermeliyiz.
Bizi kurban rolünden uzaklaştırıp mutluluğa yaklaştıracak olan seçim, hayata karşı açık olmaktır. Hayata karşı açık olduğumuzda insanlara, olaylara veya dünyaya direnmek yerine yaşamla “bir” oluruz ve yaşamla uyum içinde, anda akarız. Şikâyet etmek bir anlamda, olana direnmek ve olanı kabul etmemektir. Yakınmak, düşük frekanslı bir düşünce şeklidir. Hayattan ya da yaşadıklarınızdan şikâyet ettikçe, kendimizi kurban rolüne daha çok açarız. Hiçbir eylemde bulunmadan sadece yakınmak, kurban rolünün en tipik davranışıdır. Bir şeylerden sürekli şikâyet ederek, enerjimizi düşürmek yerine ya var olan mevcut durumumuzu değiştirmek için bir şeyler yapmalıyız ya da hiçbir şey yapamıyorsak durumumuzu olduğu gibi kabullenip, olana direnç göstermemeliyiz.
Kurban rolü, keyifli bir roldür. Bu rolü oynadıkça içinizde, daha çok oynama isteği duyarsınız. Bu rolü oynayarak; hayatınızın, eylemlerinizin ve seçimlerinizin sorumluluğunu üstünüze almazsınız. Bu durumda olmanıza, hep insanlar sebep olur ve böyle kötü şeyler hep sizin başınıza gelir…
Bu yolculuğa öğrenmediğimiz şeyleri öğrenmek, derslerimizi almak ve gelişmek için çıktık. Yaşamda yolculuk ederken öğrenmemiz gereken şey bağışlamaksa; kusursuz planların kusursuz tasarımcısı evren, bunun için karşımıza en uygun kişiyi çıkarır. Örneğin bize ihanet edecek birisini… Biz bu kişi tarafından ihanete uğradığımızda, bundan nasıl bir ders almamız gerektiğinin farkına varmayıp; tüm suçun o kişide olduğunu, bu durumun bizimle hiç ilgisi olmadığını düşünürsek -yani kurban rolünü oynarsak- buna benzer kişi ve olayları hayatımıza çekmeye devam ederiz; ta ki o dersi öğrenip, o dersten geçene kadar… Öğrenmemiz gereken dersi öğrenmemeye ne kadar direnirsek, yaşayacağımız olaylar giderek daha zor ve daha acı bir hal almaya başlar. Yaşamımızdaki sonuçları beğenmiyorsak, kendi yaşamımızın sorumluluğunun sadece bizde olduğunu kabul edip, kendimiz için istediğimiz sonuçlara en uygun senaryoyu baştan yazmalıyız. Davranışlarımız ve düşüncelerimiz değiştiği zaman, bir olay hakkında artık eski tepkileri vermediğimiz ve eskisi gibi düşünmediğimiz zaman bir dersi öğrenmiş oluruz.
Zor Durumlarda Ne Yapmalıyız ve Nasıl Düşünmeliyiz?
Sizin için kötü olan bir durumun içinde bulunduğunuzda ve kendinizi kötü hissettiğinizde kendinizi o an, o olayın dışındaymışsınız gibi düşünmeniz durumunuzla ilgili daha sağlıklı kararlar almanızı sağlayacaktır. Böylelikle, olayları daha objektif olarak değerlendirebilirsiniz.
Daha dengede kalabilmek ve sağlıklı çıkarımlarda bulunabilmek için kendimize şu soruları sorabiliriz;
Ben bu olaydan nasıl bir ders çıkarabilirim?
Bu durumun bana vermek istediği mesaj nedir?
Bu olayı neden yaşamış olabilirim?
Yaşadığım bu olayda nasıl davranırsam, benim faydama olacaktır?
Eğer bu olay sonucunda öfkelenirsem ve çok üzülürsem bunun bana bir faydası olacak mıdır?
Üzülmeye devam etmemin bu sorunu aşmada ve kendimi iyi hissetmemde bana bir yararı dokunacak mıdır?
Burada amaç sorunlarımızı görmezden gelmek değil, olaya doğru bir ruh haliyle yaklaşarak; yaşamımız için faydalı bir çözüm yaratabilecek bir bakış açısı geliştirebilmektir. Kontrol edemedikleri ve sonucu değiştiremeyecekleri negatif duygulara odaklanan insanlar, güçsüzleşirler. Sağlıklı bir ruh hali ve bakış açısı içinde, kendimiz için daha faydalı çözümler üretebiliriz. Gerçek bir çözüm için soruna değil, çözüm yollarına odaklanmalıyız. İçinizde mutsuzluk hissi varsa, o duygunuzu yadsımayın. Onu gönderebilmeniz için önce onun varlığını kabul etmeniz gerekir. Ancak, kendiniz için “mutsuzum” ifadesini de kullanmayın. Böyle yaparsanız, mutsuzluğu kendinizle özdeşleştirmiş ve onu bir anlamda kişiliğinizin bir parçası haline getirmiş olursunuz. ‘Mutsuzum’ demek yerine şöyle söyleyin; “İçimde bir mutsuzluk duygusu var…” Mutsuzluğumuzun asıl nedeni yaşadığımız olay, sözler ya da durumumuz değil; durumumuzla ilgili değerlendirmelerimizdir. Bu yüzden düşüncelerimizin farkında olmak ve düşüncelerimize hakim olmak önemlidir. Kendinizi düşünceleriniz ya da duygularınızla tanımlamak yerine, düşüncelerinizi her zaman gözlemleyin ve onların farkında olun. Düşüncelerinizin size ve yaşamınıza hükmetmesine izin vermeyin. Bilinçsizlik, sizin gelişiminizi engelleyen en önemli sorundur.
Bağışlayıcı olduğunuzda ve bağışladığınızda kurban kimliğiniz yok olur ve gerçek gücünüz ortaya çıkar. Böylece yağmuru, soğuğu, insanları, karanlığı suçlamazsınız. Bütün durumların geçici olduğunu idrak ettiğinizde, kendinizi durumlarla daha az bağlarsınız ve böylelikle dengede kalırsınız. “Her şey gibi bu da değişecek” diye düşünmeniz, sizi olaylardan bağımsız kılacaktır. Bir duruma duygusal tepki vermek yerine ‘olanla’ bir olduğunuzda çözüm kapısı kendiliğinden açılmış olur. Her şeyin ‘olduğu gibi’ olduğunu kabul edin ve hiçbir konuda “olumlu” ya da “olumsuz” diye bir yargıda bulunmayın. Hayatınızın yargıcı olmak yerine, hayata dair yargısız bir gözlemci olun. Bu farkındalık düzeyi, hayatınızı daha güzel yaşamanızı sağlayacaktır. Bazı olaylar dışarıdan çok olumsuz gibi gözükebilir ama bir zaman sonra hayatınızda daha önceden açılmış olan o boşluğa yeni ve güzel bir şeyin geldiğini görürsünüz. Bilinmeyene karşı önyargısız ve yargısız kalabildiğinizde, şimdi ve gelecek için endişelenmeyi bıraktığınızda; istemediğiniz durumlar yerine, hayatınıza güzel olasılıkları çekebilirsiniz.
Yazar: Figen Karaaslan
Kaynak: İndigo dergisi

EMPATİK HASTALIKLAR: BAŞKA İNSANLARIN HASTALIKLARINI MI ÇEKİYORSUNUZ

ayna

EMPATİK HASTALIKLAR: Başka İnsanların Hastalıklarını mı Çekiyorsunuz?
Empatik hastalıklar kendinizin olmayan semptomları tezahür ettirdiğiniz hastalıklardır. Birçok hasta ilaçlara veya psikoterapiye kısmen yanıt veren panik atak, kronik depresyon, yorgunluk, ağrı veya gizemli hastalıklar ile etiketlenmiş olarak bana geldi. Bazıları neredeyse eve hapsolmuş veya yıllardır hastaydı. Hepsi de, “Kalabalıklarda bulunmaktan ödüm kopuyor. Başka insanların öfkesi, stres ve ağrısı beni güçsüzleştiriyor ve enerjimi toplamam için çok fazla zamana gereksinimim oluyor.” diyorlar.
Tüm bu hastaların yakın geçmişlerine baktığım zaman, onların “fiziksel empatlar” dediğim şey olduklarını gördüm: bu insanların bedenleri o kadar geçirgen ki, başkalarının semptomlarını emiyorlar. Ben de bunlardan biriyim. Fiziksel empatlar başkalarının şeyleri filtrelemek için sahip oldukları savunmalara sahip değiller. Bir psikiyatrist olarak bunu bilmek bu hastalara nasıl muamele ettiğimi değiştirdi. İşim onlara nasıl merkezleneceklerini, kendilerini koruyacaklarını, sağlıklı sınırlar çizeceklerini ve başkalarından topladıkları enerjileri salıvereceklerini öğretmek oldu.
Fiziksel empat olup olmadığınızı belirlemek için aşağıdaki testi yapın.
Test: Fiziksel Bir Empat mıyım?
Kendinize sorun:
* Aşırı hassas veya hastalık hastası olarak etiketlenmekte miyim?
* İyi görünen birinin yanına oturduğumda aniden göz kapaklarım ağırlaşıp şekerleme yapıyor gibi hissettim mi?
* Kalabalıklarda huzursuz, yorgun veya hasta hissedip onlardan kaçıyor muyum?
* Başka birilerinin endişesini veya fiziksel ağrısını bedenimde hissediyor muyum?
* Öfkeli veya saldırgan insanların yanında tükenmiş hissediyor muyum?
* Tıbbi tahliller için doktordan doktora koşuyor, ama “İyisin” yanıtı alıyor muyum?
* Kronik yorgunluğum var mı ya da bir çok açıklanamayan semptomlarım var mı?
* Sık sık dünya tarafından bunalmış hissedip evde kalmayı istiyor muyum?
Eğer 1 – 3 soruya “evet” yanıtı verdiyseniz, en azından kısmen empatsınız. 4 – 5 soruya “evet” dediyseniz, bu ılımlı derecede fiziksel empat olduğunuzu gösterir. 6 – 7 “evet” yüksek derecede empat olduğunuzu belirtir. 8 evet tamamen empat olduğunuzu belirtir.
Fiziksel empat olduğunuzu keşfetmek bir ifşa olabilir. İçiniz rahat olsun: deli değilsiniz. Yalandan hasta ya da hastalık hastası değilsiniz. Bu şeyleri hayal etmiyorsunuz, yine de doktorunuz size baş belası gibi davranıyor olabilir. Siz geliştirmeniz ve başarılı şekilde yönetmeniz gereken bir armağana sahip hassas bir insansınız.
Toksik Enerjiyi Bırakmak İçin Stratejiler
Fiziksel empatinin sizi bunaltması gerekmez. Şimdi kendimi merkezleyebildiğim ve başkalarının ağrılarını almaktan kaçındığım için, empati hayatımı daha şefkatli, içgörülü ve daha zengin hale getirdi. Başarılı bir fiziksel empat olarak gelişmenin bazı sırları aşağıda.
Empatlar İçin Hayatta Kalma Rehberi: Başka İnsanların Hastalığını ve Ağrısını Çekmeyi Durdurmanın 9 Stratejisi
1. Değerlendirin. Önce, kendinize sorun: Bu semptom veya duygu benim mi yoksa başkasının mı? Her ikisi de olabilir. Eğer öfke veya korku gibi duygular sizin ise, kendi kendinize veya profesyonel yardım alarak buna neyin neden olduğu ile yüzleşin. Eğer size ait değilse, onu üreten kişiyi belirlemeye çalışın.
2. Uzaklaşın. Mümkün olduğunda, şüpheli kaynaktan en azından 6 metre uzağa gidin. Rahatlayıp rahatlamadığınıza bakın. Yabancıları gücendireceğinizi düşünmeyin. Halka açık bir yerde “rahatsızlık” duygusunun size empoze edildiğini hissederseniz, oturduğunuz yeri değiştirmekte tereddüt etmeyin.
Reklam

3. Hassas, incinebilir noktalarınızı bilin. Her birimiz başkalarının stresini çekmeye daha hassas olan beden kısımlarına sahibiz. Benimki bağırsağım. Kendinizinkini belirlemek için bedeninizi tarayın. Boynunuz mu? Boğaz ağrınız var mı? Baş ağrıları? Mesane enfeksiyonu? Semptomlar başladığında, avucunuzu oraya koyun ve rahatlatmak için o bölgeye sevgi dolu nezaket göndermeye devam edin. uzun süreli depresyon veya ağrıda, kendinizi kuvvetlendirmek için bu yöntemi her gün kullanın. Bu rahatlatıcıdır ve güvenlik ve iyimserlik duygusu oluşturur.
4. Nefesinize Teslim Olun. Eğer başka birilerinin semptomlarını topladığınızdan şüpheleniyorsanız, bir kaç dakika nefesinize yoğunlaşın. Bu merkezleyicidir ve sizi gücünüze bağlar.
5. Meditasyon Yapın. Duygusal veya fiziksel stres ile başa çıkmak için bir kaç dakika meditasyon yapın. Bunu evde, işyerinde, partilerde ya da konferanslarda yapın. Veya, banyoya sığının. Orada meditasyon yapın. Pozitifliğe ve sevgiye odaklanın.
6. Sağlıklı sınırlar koyun. Stresli insanları dinlemek için ne kadar zaman ayıracağınızı kontrol edin ve “hayır” demeyi öğrenin. Hatırlayın, “hayır” tam bir cümledir.
7. Etrafınızda koruma olduğunu gözünüzde canlandırın. Tüm bedeninizin etrafında beyaz ışık örtüsü olduğunu gözünüzde canlandırın. Veya son derece toksik insanlarla, davetsiz misafirlere karşı enerji alanınızı koruyan ve kontrol eden vahşi siyah bir jaguar hayal edin.
8. Röntgen vizyonu geliştirin. Belinizdeki omurların arasındaki boşluklar bedenden ağrıyı elimine etmeye olanak sağlar. Ağrının bedeninizi terk ettiğini gözünüzde canlandırarak bu boşluklardan ağrıyı dışarı yönlendirmeyi öğrenmek faydalıdır. Ağrı hayatın devasa enerji matriksi ile harmanlanırken ona elveda deyin.
9. Banyo yapın veya duş alın. Stresi çözmenin hızlı bir yolu kendinizi suya bırakmaktır. Banyo yapmak otobüs egzoslarından başkalarından alınan şeylere kadar her şeyi yıkayıp uzaklaştırır. Doğal mineral sulara girmek her şeyi arıtır.
Bu stratejileri uygulamaya devam edin. Kendinizi ve alanınızı koruyarak etrafınızda sizi destekleyen sihirli güvenli bir baloncuk yaratabilirsiniz, aynı zamanda olumsuz insanları kendinizden uzaklaştırırsınız. Ara sıra ağrıları veya bazı diğer semptomları toplarsanız panik yapmayın. Bu olur. Bu stratejiler ile stresli durumlara hızlı yanıtlar verebilirsiniz. Bu sizi daha güvenli, sağlıklı yapar.
Dr. Judith Orloff
(Çeviri: Saffet Güler)

96 Yaşındaki Kadından Hayat Hakkında Unutulmayacak Tavsiyeler…

19420588_1557191167659190_5850147109102127292_n[1]

Hayatını başkalarının hayatıyla kıyaslama…

Hangi koşullardan geçerek buraya geldiklerini bilemezsin

Her tartışmayı kazanmak zorunda değilsin…

Hayat o kadar kısa ki, birisinden nefret ederek vaktini harcama

Guzel mumlarını yak, güzel çarşaflarını ser, çeyizindeki yemek takımlarını kullan. Özel günleri bekleme, bugün gayet özel…

Çok kötü olaylardan sonra şöyle düşün ” 5 yıl sonra bu olayın bir önemi olacak mı? ”

Kendinizi Affedebilmeniz için 5 Onaylama Cümlesi

kız

 

Çoğu kez, sizi affedebilen tek kişi sizsiniz. Hatalarınızı öğrenin, kabul edin ve yolunuza devam edin.

Affetmek ihtiyacı hakkında çok şey duyuyoruz. Bize zarar verenleri bağışlamanın özgür olmamıza yardımcı olacağını söylüyorlar. Ancak insanların kendilerini affetme ihtiyacı hakkında konuştuğunu kaç kere duydunuz?
Kişinin kendini bağışlaması başkalarını affetmesinden daha önemlidir, ama bunu genelde yapmayız.

Kendinizi uğruna azarladığınız şeyleri hiç düşündünüz mü? Durum ya da sorunlarınızdan kaç kez kendinizi sorumlu tuttunuz?
Kendimize verdiğimiz zarar, başkalarının bize neden olduğu kadar büyüktür. Bu nedenle, bu makalede, kendinizi bundan özgür bırakmanıza yardımcı olmak istiyoruz.
Bağışlamak kolay olmayacak. Aynı zamanda bu bir günde yapacağınız bir şey değildir. Bu bir süreçtir. Aşağıdaki onaylamaların büyük yardımı olabilir.
1. Kendimi şüphe, suç ve utancın yükünden özgürleştiriyorum.

Karşılaştığımız pek çok sorunun temel sebebi bu üç duygudur. Kendimizi bağışlamak devam edebilmek için şarttır. Buna şüphe, suçluluk ya da utanç yaşatan eylemler ya da sözler için kendimizi affetmek de dahildir.
Bununla birlikte, bu cümleyi kurmanın yanı sıra, bu duygularla yüzleşmeniz gerekiyor. Bu işin aslında zor kısmı. Artı, bu birçok insanın kaçtığı kısımdır.
Bu duygulara neden olan durumlara göz atabilmeniz için kendinizi bir an durdurun. Engelleri tanımak için kendinize bir dakikanızı ayırın.
Bu süreci dürüst bir şekilde uygulayın. Bu size kendiniz hakkında daha fazla bilgi verecektir. Ayrıca bunu yapmak gelecekte benzer durumlara karşı dirençli olmanızı sağlar.
Hatta bu sürecin sonunda, size şüphe hissettiren, suçluluk ve utanç duymanıza sebep olan şeylerin önemsiz olduğunu bulmanız bile mümkün.

2. Geleceği tam olarak yaşamak için geçmişi bırakıyorum.
Bazen, sahip olduğumuz tüm plan ve hedefler geçmişten dolayı boğuluyor. Bütün bu şeyler ve sizi inciten insanlar sizi geriye çekebilirler. Onların gitmesine izin vermezseniz, istediğiniz yere gitmenizi önleyebilirler.
Bağışlamak, sahip olmadığınız her şeyi düşünmeyi artık bırakmanız anlamına geliyor.
Genellikle bizi inciten şeyler için kendimizi affetmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Bu aslında doğru değil.
Başkalarına bağımlı durumlar yüzünden eksiklikler ya da şartlar tarafından sıkıştığımız zamanlar olur. Örneğin, sevdiği kişi için doğru insan olmadığını fark edince kendini affedemeyen diğer insanlar var.
Herkesin ihtiyaç duyduğu şey olamaz. Ve karşınızdaki kişinin sizde aradığı şeyleri bulamamış olması sizin değerinizi azaltmaz.
3. Hatalarıma rağmen devam edebilirim.
Kültürümüz bize hatalar ve haksızlıklardan kaçınmamızı öğretir. Sonuç olarak, yanlış bir şey yaptığımızı hissedince, onun üzerine çok fazla odaklanıyoruz. Neyin yanlış gittiğini ve nedenini analiz ederek aylar ve hatta yıllar geçebiliriz.

Bu hatalar için kendinizi bağışlamak, hayatınızda yol almak için önemlidir. Herkesin her gün hatalar yaptığını unutmamalısınız. Bu normaldir. Hatalar, hayattaki gerçek öğretmenlerdir.
Unutmayın, her şey başlangıçtan itibaren iyi giderse, yeterince öğrenecek şeyiniz kalmaz. Yaptığınız her hatadan edindiğiniz deneyimler ve dersler hakkında konuşamazsınız.
Size çok pahalıya mal olan hatalar olduğu doğrudur. Bununla birlikte, bunların bile size bir şeyler öğretmesi gerekir.
Bundan böyle, her zaman öğrenmek için her hatayı bir ders olarak görün. Hatanız üzerinde düşündüğünüz zaman kendinizi bağışlayın. Hayatta bir sonraki adıma doğru ilerlemeye devam edin.
4. Hayatın verdiği iyi şeylerden dolayı minnettarım.

Sizden, hayatınızı daha iyi hale getiren insanlardan ve şeylerden oluşan bir liste yapmanızı rica edersek, bu listede kaç kişi ya da şey olurdu? Muhtemelen düşündüğünüzden daha fazla olduğunu fark edeceksiniz.
Kendini bağışlamak, yalnız olmadığını görmek ve öğrenmek demektir.
Yanlış yaptığınızı düşündüğünüz şeyler için kendinizi bağışlayın. Bunu yaptığınızda, iyiyi görmenin o kadar da zor olmadığını anlayacaksınız.
Bu ifade ile, dikkatinizi olumlu şeyler üzerinde yoğunlaştıracağınıza söz veriyorsunuz. Bu, zor bir şey gibi gelebilir. Bununla birlikte, yanlış bir bakış açısı ile olayları görmek için çok fazla zaman harcıyor olabilirsiniz.
5. Elimde olanlarla mümkün olanı yaptığımı kabul ediyorum.
Bazı durumlarda, hızlı bir şekilde karar vermemiz gerekir. Daha sonra, durumu bütünüyle görebilir ya da konu hakkında başka bilgi alabiliriz. Sonuç olarak, yanıldığımızı anlarız.
Yaptıklarınızın bir sonucu olarak, kendinizi suçlu hissedebilirsiniz. Bununla birlikte, suçluluk duygusunu sorumluluk duygusuna dönüştürmek daha iyidir. Bu, özellikle az miktarda bilgi ile hareket etmişseniz, doğrudur.
Sorumluluk aldığınızda kendinizi affedebilirsiniz. Durumu daha iyi hale getirmek için de çalışabilirsiniz. Yalnızca hatalarınızı hatırlamaya ya da suçlu hissetmeye odaklanırsanız hiçbir şeyi değiştiremeyeceksiniz.
Unutmayın, tüm zamanınızı şikayet ederek geçirmektense, girişimci olmak çok daha iyidir.
Sizi affedebilecek tek kişi aynada.
Hayatta ilerlemeyen insanlarla karşılaşmak normaldir, çünkü onlar affedilmek için sabırla beklerler. Durum sizin için de böyle mi? Ne kadar affedilmek istiyorsunuz? Bu gerçekten mümkün mü?
Gerçek şu ki sizi özgür bırakabilecek tek kişi kendinizsiniz.
O kişinin uzakta olduğu bir durumda kalabilirsiniz. Hatta sizi bağışlamak istemiyor ya da tamamen gitmiş olabilirler.
Siz bugün ilerlemeye başlamazsanız, tam bir hayat yaşayamayacağınızı unutmayın.

Kaynak: Sağlığa bir adım

Unutmayın. İnsanlar ne dediğinizi ya da ne yaptığını unutabilirler. Ama nasıl hissettirdiğinizi unutmazlar.

rose

 

Johnston City, Illinois’de yaşayan Hal Steenson’ın Facebook’ta paylaştığı orijinal gönderi şöyle:
Neden çamaşır makinesine çamaşır atacağım  sırada deterjan olmadığını farkediyorum? Çöp torbası, rulo havlu, tuvalet kağıdı ve ampul almanın zamanı geldi de geçiyordu bile.
Neyse, markete gidiğ lazım olan şeyleri aldım ve kasaya doğru yöneldim. Önümde de 16 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir çocuk kasaya ilerlememi engelliyordu. Acelem olmadığından, çocuğun arkasında olduğumu farkedip yoldan çekilmesini bekledim.
Tam o sırada çocuk ellerini heyecanla havaya kaldırarak “Anneciğim, buradayım” diye bağırdı. O an küçük çocuğun engelli olduğunu anladım. Çocuk arkasında kasaya ilerlemeye çalışan beni görünce çok şaşırdı.
“Merhaba, adın ne bakalım senin?” diye sorduğumda çocuğun göz bebekleri büyüdü ve suratında şaşırmış bir ifade vardı.
“Adım Denny, annemle alışverişe geldik” diye cevap verdi gururluca. “Vay be” dedim ben de ve ekledim: “Ne güzel ismin var; Keşke benim adım da Denny olsa. Ama maalesef adım Hal”. “Halat gibi mi yani?” diye sordu. Ben de “Evet” diye cevapladım. Sonra da “Kaç yaşındasın Denny?” diye sordum. O da annesine “Anne ben kaç yaşındayım?” diye sordu. Annesi de Denny’e “Sen 16 yaşındasın Denny; şimdi iyi bir çocuk ol ve beyefendinin geçmesine izin ver.”
Annesinin orada olduğu görerek Denny ile yaz, bisikletler ve okul hakkında konuşmaya devam ettim. Birisinin dikkat odağı olduğundan dolayı kahverenginin gözlerindeki ışıltıyı gördüm. Birden arkasını dönüp oyuncak reyonuna doğru yol aldı.
Denny’nin annesinin suratında şaşırmış bir ifade vardı ve oğluyla konuştuğum için bana teşekkür etti. Çoğunun oğlunun suratına bile bakmadığını, neredeyse hiç konuşmadıklarını söyledi. Rica ettikten sonra aklıma nereden geldiğini tahmin etmediğim bir şey söyledim.
Ona “Cennetin bahçesinde kırmızı, pembe ve sarı güller vardır. Bir de mavi güller vardır. Mavi güller çok nadir, güzel ve ilgi çekicidirler. Gördüğünüz gibi Denny bir mavi gül. Eğer birileri mavi gülü yürekten koklamaz ya da dokunmazsa, cennetten bir parçaya erişme şansını kaçırmış olurlar” dedim.
Annesi biraz sessizleşti ve sonra “Peki siz hangisisiniz?” diye sordu.
Hiç düşünmeden cevap verdim: “Ben büyük ihtimalle nergis ya da kara hindibayım. Ama şüphesiz ki cennet bahçesinde olmayı seviyorum.”
Eğer hikaye kalbinizi ısıttıysa, lütfen paylaşmayı ihmal etmeyin. Unutmayın. İnsanlar ne dediğinizi ya da ne yaptığını unutabilirler. Ama nasıl hissettirdiğinizi unutmazlar.

MUTLAKA OKUMALI… ÇOK GÜZEL BİR HİKAYE…

19397040_10155934549769879_8532888147981320341_n

 

ÇOK GÜZEL BİR HİKAYE…
İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar, ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlermiş. Doğum günleri, bayramlarda ilginç armağanlar göndererek karşıdakine zeka gösterisi yaparlarmış.
Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltraşını huzuruna çağırmış. İstediği, birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıymış. Aralarında bir fark olacakmış ama bu farkı sadece ikisi bilecekmiş. Heykeller hazırlanmış ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderilmiş.
Heykellerin yanına bir de mektup konmuş. Şöyle diyormuş heykelleri yaptıran hükümdar:
“Doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana haber ver.”
Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırmış. Üç altın heykel gramına kadar eşitmiş. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırtmış. Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelemişler ama aralarında bir fark görememişler.
Günler geçmiş… Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuş ama kimse çözüm bulamıyormuş.
Sonunda, hükümdarın fazla isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber göndermiş. İyi okumuş, akıllı ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı. Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırtmış. Genç önce heykelleri sıkı sıkıya incelemiş, sonra çok ince bir tel getirilmesini istemiş.
Teli birinci heykelciğin kulağından sokmuş, heykelin ağzından çıkarmış.
İkinci heykele de aynı işlemi yapmış. Tel bu kez diğer kulaktan çıkmış.
Üçüncü heykelde tel kulaktan girmiş ama bir yerden dışarı çıkmamış. Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye gitmiyormuş.
Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabı yazmış:
“Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir.
Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir.
EN DEĞERLİ İNSAN, KULAĞINDAN GİRENİ YÜREĞİNE GÖMEN İNSANDIR’.
Bu değerli hediyen için çok teşekkür ederim.”

Doğal Yöntem – Topuk dikenine limon kabuğu!

untitled

 

Limonun kabuğunu soyun, beyaz kısmının üzerine bıçakla bir iki çizik atın, topuğunuza bağlayın ve streçle sarın…
3 gün boyunca çıkarmayın (üzerine basabilirsiniz)…

 

Tabi ki bu işlemi yaparken evde kalmanız gerekecek. Çalışan biriyseniz, buna Cuma gecesinden başlayın, Pazartesi sabaha kadar topuğunuzda kalsın ve sabaha çıkarıp atın. Sağlıcakla kalın..

Kaynak: Şifalı Bitkiler

İlişkilerindeki Sorunları Adamakıllı Çözmek İsteyen Çiftler İçin 17 Uzman Tavsiyesi

kadin-ayakta-woman-standing(2)
Harvard, M.I.T. ve Yale profesörlerinin 2010’da yayınladıkları bir araştırmaya göre insanlar sert, tahta bir sandalyede otururken daha katı bir tutum içerisinde oluyorlar, yumuşak ve konforlu bir sandalyede oturduklarında ise daha uzlaşmacılar. Bu da daha hızlı ve kalıcı bir çözüme ulaştırıyor.
2. Konuşmalarınıza ‘sen’ ile değil ‘ben’ ile başlayın.
Konuşmayı ‘sen’ ile başlatmak bir suçlamanın habercisi olarak görülür. New York’tan bir terapist olan Irina Firstein’e göre karşınızdakinin savunma moduna girmesini istemiyorsanız ciddi bir tartışmaya her zaman ” Benim seninle paylaşmak istediğim bir konu var.” gibi bir şey ile başlayın.
3. Ara verin, bir süre belirlemek koşuluyla.
Psikoterapist, yazar ve “Couple’s Therapy” (Çiftler Terapisi) programının sunucusu Dr. Jenn Mann böyle durumlarda ara verebilmenin bir ilişkinin en önemli ögelerinden biri olduğunu söylüyor, ” Birbirinize, kan beyninize sıçradığında ara vereceğinize dair söz verin.” Kapıyı çarpıp çıktığınızı sanmaması için de ne kadar zamana ihtiyacınız olduğunu söyleyin. ” Söyleyeceğiniz şey şöyle bir şey olabilir, ‘Şu an fazla öfkeliyim, bunu biraz daha sakinleştiğimde konuşmak istiyorum, bu yüzden 5 dakikalık bir yürüyüşe çıkıyorum.'”
4. Tartışma sırasında elinizi kalbinizin üzerine koyun.
“Karşınızdaki insana bakarak bu hareketi yapmanız o an ne kadar duygusallaştığınızı gösteriyor bence.” diyor Firstein ve ekliyor, ” Havayı gerçekten yumuşatabiliyor.
5. Öfkenizden kurtulmak için birlikte koşuya çıkın veya spor yapın.
Terapist ve ilişki uzmanı Rachel A. Sussman ” Sonrasında, neler olduğu veya nasıl hissettikleri hakkında konuşmak isteyip istemediklerini sorun.” diyor.
6. Büyük konuşma öncesi el ele tutuşun.
“Fiziksel temas, oksitosin – aşk hormonu diye de bilinir- salgınmasına sebep olur.” diyor çift terapisti Lori Gottlieb. “Elinizi tutan bir kişiye sesinizi yükseltmenin ne kadar zor olduğuna şaşıracaksınız.”
7. Hissettiklerinizi bir isteğe çevirin.
Terapist Jean Fitzpatrick “‘Bütün dikkatin hep telefonunda’ demek yerine ‘Neden bugün akşam saat 10’da telefonlar olmadan birer kadeh şarap içmiyoruz?’ demeyi deneyin.” diyor.
8. Yatağa girmeden hemen önce büyük bir kavga etmeyin.
Sizi bütün gece düşündürecek ve uyanık tutacak ciddi bir konuşma kimseye yardımcı olmadı şimdiye kadar. Fitzpatrick, Partnerinizle konuşmak için zaman ayırmak istediğinizde ‘Seninle konuşmak istediğim bir konu var. Yemekten sonra birkaç dakikanı ayırabilir misin?’ gibi bir şey söylemeyi öneriyor.
9. Onlara cevap vermeden önce bir saniye bekleyin.
“Partnerinizin söylediği veya yaptığı bir şeye çok takıldıysanız bunu kelimelere dökmeden önce kendi içinizde hesaplaşın. Bu sayede birden parlamak yerine daha yapıcı ve sakin şekilde konuşabilirsiniz.” diyor Fitzpatrick.
10. Tartışmaya birkaç sınır koyun.
Tartışmalar hep olacak, ama adil bir şekilde tartışmanızı sağlayacak bir anlaşma yapın. Mann, ” Birbirinize hakaret etmek, dalga geçici sözler söylemek veya tehditkar hareketler olmamalı.” diyor ve partnerinize, onları özellikle sinirlendiren hareketler veya sözler olup olmadığını sormanızı öneriyor.
11. Uzlaşma dönemini sağ salim atlatmaya çalışın.
Mann’e göre, “Uzlaşma dönemi, cicim aylarından sonra gelir ve çift olarak kendinizi nasıl tanımladığınızı ve anlaşmazlık durumlarını nasıl idare ettiğinizi belirler, bu yüzden ilişki için oldukça ciddi bir aşamadır.” Uzlaşma aşamasında bazı çiftler diğerlerine göre daha çok tartışabilir, bu onların ilişkilerinin daha sağlıksız olduğu anlamına gelmez. ” İki taraf da bu dönemde kendi ihtiyaçlarını karşılarken karşıdakinin ihtiyaçlarını da karşılamanın yollarını arıyor.”
12. Birbirinize takma isimlerle hitap edin.
“Partnerinizin asıl adını kullanmak sizi daha ciddi gösterip aranızdaki uzaklığın artmasına sebep olabilir.” diyor Gottlieb. “Sesinizi alçaltıp, tabi isterseniz, ona değer verdiğinizi gösteren bir lakapla hitap edin.”
13. Kavgalarınızın sürekli hale gelmeye başladığını fark ederseniz yardım almaktan çekinmeyin.
Eğer aynı konular üzerinde yavaş yavaş artan ve bir süre sonra tıkanan tartışmalar yaşıyorsanız çift terapisi almayı düşünün. “Terapiye sadece ilişkinin bir tarafının gitmek istediği, diğerininse ‘Daha şu kadar aydır birlikteyiz!’ diye itiraz ettiği durumlarla karşılaşıyoruz.” diyor Mann. “Ancak çoğu çiftin ilişki sürdürmeyi öğrenmesi gerekiyor ve bunu ne kadar çabuk öğrenirlerse ilişkileri o hızda iyileşiyor.”
14. Duygularınızı bir şeyleri değiştirmek için kullanın.
“Duygularınız önemlidir, ancak en büyük öneme, onları bir işaret olarak algıladığınızda sahip olurlar.” diyor Fitzpatrick. “Herkes bazen duygularını dışa vurur. Ama sadece dışa vurmak için izin vermektense bu duyguların, sizi ilişkinizde yapmak istediğiniz değişikliğe götürmesine izin verin.”
15. Tartışmada biraz yol almadan arkadaşlarınıza partnerinizle ilgili içinizi dökmeyin.
“Yaşadığınız tartışma ile ilgili arkadaşlarınızla konuşmak sizi daha sert ve öfkeli bir hale getirebilir.” diyor Gottlieb. ” Arkadaşlarınıza konuyu bir şekilde çözdükten sonra daha da aydınlatmak için içinizi dökün.”
16. Evlilik öncesi terapilerini deneyin.
“İlişkisinde çok mutlu olup eskiden zamanlarda evlenmeden önce din adamlarına gidenler gibi bana gelip konuşan nişanlı çiftler oldu.” diyor Gottlieb. “Genellikle para, çocuklar, iş hayatı ve çatışmaların çözümü konularına odaklanıyoruz ve 4 seans yapıyoruz.”
17. Partnerinizi kendisiyle ilgili daha çok şey öğrenmesi için cesaretlendirin

Yaşlı kadının verdiği tavsiyeleri ve söylediklerinden etkilenerek yazıyı hemen arkadaşlarımla paylaştım

s-b7674fe063b3bc417a95c109a20ff7025a84258c

 

Sınıf Arkadaşının 87 Yaşında Olduğunu Öğrenince Çok Şaşırdı. Yaşlı Kadının Söyledikleri İse Herkese Okulda Öğrenemeyeceği Türden Bir Ders Verdi.

Aşağıdaki hikayeyi ilk okuduğumda biraz duygulandım ve gözlerim doldu. Hikayeyi anlatan erkek üniversite öğrencisi, hikayesinde üniversite hayatında karşılaştığı en nadir şeyi anlatıyor. Sınıftaki 87 yaşında yaşlı bir teyze var. Hikayeyi okuyunca yaşı kadar tecrübesi olduğunu da anlayacaksınız. Yaşlı kadının verdiği tavsiyeleri ve söylediklerinden etkilenerek yazıyı hemen arkadaşlarımla paylaştım. Yazıyı okur okumaz muhtemelen siz de aynısını yapacaksınız.

Üniversitenin ilk günü profesörümüz kendini tanıttı ve sınıf arkadaşlarımızla kaynaşmamış için bizi serbest bıraktı.
Ayağa kalktım ve etrafıma bakmaya başladım. Aniden omzuma bir elin nazikçe değişini hissettim. Arkamı döndüğümde ise suratında hafif kırışıklar olan yaşlı bir kadın gördüm.
“Merhaba, yakışıklı. Adım Rose. 87 yaşındayım. Tanışalım mı?” dedi bana.
Güldüm ve büyük bir içtenlikle, “Tabii ki” dedim. Karşılığında bana samimice gülümsedi.
“Bu kadar genç yaşta üniversitede ne yapıyorsun?” diye sordum. Yaşlı kadın şakayla karışık bir şekilde, “Zengin biriyle tanışmak, evlenmek ve birkaç çocuk yapmak için buradayım” diye cevap verdi.
“Gerçekten soruyorum” diye üsteledim. Bu yaşta üniversiteye başlamasına onu neyin motive ettiğini öğrenmeyi çok istiyordum.
“Hep üniversite diplomam olsun istemiştim ve ileride o da olacak!” diye cevap verdi. Dersten sonra kantine gidip çikolatalı milkshake içtik. İyi birer arkadaş olmaya başlamıştık artık. Üç ay boyunca her ders sonrası bir yerlerde sohbet ediyorduk. Tecrübelerini ve bilgeliğini bana aktaran ‘Zaman makinesi’ne benzettiğim yaşlı kadını dinlemekten asla sıkılmıyordum.
Dönem sonunda Rose’u konuşma yapması için kürsüye davet ettik. Bize öğrettiği şeyi asla unutmayacağım. Çağrıldıktan sonra yavaş adımlarla kürsüye doğru ilerledi. Konuşmasını yapmaya başlayacakken cebinden çıkardığı önceden hazırlanmış konuşma kağıdını yere düşürdü.
Şaşıran ve utanan Rose mikrofona doğru eğildi ve “Kusura bakmayın. Ne kadar da sakarım. Lent’in ısrarı üzerine bira içmeyi bıraktım ve viski beni öldürüyor! Size kağıttan okumak yerine, aklımdan geçenleri anlatacağım” dedi.
Biz gülerken, Rose yutkundu ve konuşmasına başladı: “Yaşlandığımız için oyun oynamaktan vazgeçmiyoruz; oyun oynamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanıyoruz. Her daim genç kalmanın iki sırrı var; mutluluk ve başarı. Her gün gülmeli ve sizi güldürecek şeyler bulun. Bir hayaliniz olsun. Hayal etmeyi bıraktığınız an ölürsünüz. Her gün karşılaştığımız yabancılar bir gün ölüyor ve biz öldüklerinden birhaberiz. Yaşlanmak ve büyümek arasında ince bir çizgi var. 19 yaşındaysanız ve önünüzdeki bir yılı yatarak geçirirseniz ve işe yarayacak tek bir şey yapmazsanız, doğal olarak 20 yaşında girersiniz. 87 yaşındayım ve önümdeki bir yılı hiçbir şey yapmadan yatarak geçirirsem, 88 yaşına gireceğim. Her insan yaşlanır. Yaşlanmak yetenek ya da kabiliyet gerektirmek. Büyümekteki fark ise değişime ayak uydurmaktır. Pişman olmamaktır. Benim yaşımdakiler genelde yaptıklarından değil de yapamadıklarından dolayı pişmanlık duyuyorlar. Ölmekten korkan kişiler pişmanlıkları olan kişilerdir.”
Konuşmasını, “The Rose” şarkısını mırıldanarak bitirdi. Şarkının sözlerini öğrenmemizi ve hayatımıza yansıtmamızı tavsiye etti. Rose, üniversiteyi bitirdi ve diplomasını aldı. Mezuniyetinden bir hafta sonra uyumaktayken vefat etti.
Rose’un konuşmasını genç yaşlı gözetmeksizin herkesle paylaşın!

EN GÜZEL TATİL ÖDEVİ

569e3ce618c77350a4dd693a

Keşke bütün Öğretmenler böyle olsa 🙏
EN GÜZEL TATİL ÖDEVİ
Niğde / Bor Veli Bengü İÖO Sınıf öğretmeni ÜMİT DEVECİ’nin
öğrencilerine yaz ödevi.
SEVGİLİ BEZELYELERİM,
Birlikte harika bir yıl geçirdik.
Ne kadar çok şey öğrendik,
ne kadar çok şey başardık.
Şimdi artık tatil zamanı.
Aşağıda sizler için hazırladığım
tatil ödevleri var.
Hepsinin yapılmasını istiyorum.
Şimdiden uyarıyorum,
bahane kabul etmem…
1- Çok iyi beslenin, bol bol taze meyve ,sebze ve annenizin, babanızın yaptığı harika yemeklerden yiyin.
Bu sizi SAĞLIKLI BİR ÇOCUK yapar…
2- Dışarıda bol bol oynayın.
Bolca güneş ışığı depolayın.
Çamurdan evler, köprüler yapın.
Bu sizi sağlıklı, güçlü çocuklar
ve büyünce mühendis yapar.
Geceleri yıldızları izleyin,
dünyanın döndüğünü anlamaya çalışın.
Bu sizi BİLİM ADAMI yapar…
3- Oyun zamanınızı televizyonla,
tabletle, bilgisayarla falan
boşa harcamayın.
Arkadaşlarınızla buluşun ve harika oyunlar oynayın. Bu sizi ARKADAŞ CANLISI yapar.
4- Çok eğlenin, gülmekten bayılın e mi…
Bu sizi HARİKA HİSSETTİRİR…
5- Kitap okuyun.
Bu sizi harika bir insan yapar.
Okuduğunuz kitapların adını bir deftere yazın, ikinci sınıfta listesi en uzun olanı
bir sürpriz bekliyor.
Bu sizi sınıfın ŞAMPİYONU yapar…
6- Hafta sonları ailenizle birlikte yapacağınız etkinlikler planlayın.
Sinemaya gidin, tiyatroya gidin,
parka gidin, gezmeye gidin,
pikniğe gidin…
Bu sizi HARİKA BİR A İ L E yapar…
7- Aile büyüklerini sık sık ziyaret edin. Dedenizi, babaannenizi, anneannenizi sık sık görmeye gidin, ellerini, yanaklarını öpün. Benim de selamımı söyleyin.
Bu sizi
ÇOK İYİ YÜREKLİ BİR TORUN yapar…
8- Başka şehirlere giderseniz bana mutlaka resim gönderin.
Aman unutmayın, merakla bekleyeceğim. Hatta kitap okurken, sinemada, tiyatroda, piknikte falan da resimlerinizi gönderin. Belki bende oralardayımdır,
yanınıza geliveririm.
Bu da ÖĞRETMENİ MUTLU yapar…
9- Güvenli yerlerde oynayın, ailenizin haberi olmadan evden ayrılmayın.
Ailenize haber vermeden kimse ile
bir yere gitmeyin.
Ailenizden olmayan
hiçbir büyük adam ile yalnız kalmayın.
Hiçkimsenin size istemediğiniz,
sizi üzen ya da utandıran bir şey yapmasına izin vermeyin.
Böyle bir şey olursa tüm gücünüzle bağırın. Bu sizi KÖTÜLÜKLERDEN KORUR…
10- Doğayı, canlıları sevin ve koruyun.
Bu sizi SORUMLU BİR İ N S A N ve
DOĞA KAHRAMANI yapar…
11- Üç ay sonra BÜYÜMÜŞ,
SAĞLIKLI, MUTLU bir şekilde bana dönün. Sizi 2-A sınıfında bekliyor olacağım.
12- Canınız ne zaman isterse
beni arayabilirsiniz.
Numaram hepinizin hem annesinde,
hem babasında var.
Bazılarınızın dedesinde,
ninesinde bile var.
Siz beni özlediğiniz zaman,
ben sizi daha fazla özlemiş olacağım. Unutmayın, sizlerden sadece bir telefon kadar uzakta olacağım.
Hepinize harika bir yaz tatili diliyorum.
Öğretmeniniz
Ümit DEVECİ

Değersizlik Duygusunu Nasıl Temizleyeceksiniz…

tumblr_inline_ndqg3s9edA1ro80l2

 

 

Bilinçaltında en fazla görülen sorunlardan bir tanesi de değersizlik duygusudur. Bu duygu bütün hayatı çok olumsuz olarak etkiler. Özellikle 0-5 yaş arasından da herhangi bir nedenle ben değersizim inancı k…işinin bilinçaltına kayıt olmuşsa ,bu inanç zaman içinde benzer enerjiler bir birini çeker kuralıyla daha da büyümüş ve gelişmiş olabilir. Eğer bilinçaltınızda değersizlik duygusu varsa bu duyguyu mutlaka temizlemeniz gereklidir.

Değersizlik Duygusunu nasıl temizleyeceksiniz?

Öncelikle kişisel deneyimlerime dayanarak bu duygunun oldukça zorlayıcı olduğunu söyleyebilirim. Benim en temel sorunum değersizlik duygusuydu ve uzun bir zaman bu sorunla uğraşmıştım. Temizlediğimi sandığım zamanlarda bile defalarca karşıma çıkarak tekrar tekrar bu sorunla uğraşmama neden olmuştu. Bu nedenle değersizlik duygusuna sahip olduğunuza inanıyorsanız sabırlı bir şekilde çalışmanız gereklidir. Bunun için yapabileceklerinizi aşağıda verdim ama azimli bir şekilde çalışmak sizin yapmanız gereken bir şeydir.

1- Afirmasyon; 21 gün aşağıdaki afirmasyonla çalışmanızı öneririm. 21 kuralına tam olarak uymanız önemlidir. Değersizlik duygusu 21 günde temizlenmeye bilir, eğer hala devam ettiğini düşünüyorsanız bir süre ara verip tekrar başlayın. Temizlik süreci kişiden kişiye değişir bu nedenle bu sorundan kurtulduğunuza emin olana kadar tekrar 21 gün çalışmaları yapmak faydalıdır.

Afirmasyon: “Ben çok değerliyim, kendi değerimi biliyorum ve kabul ediyorum”

2- Niyet; Değersizlik duygusu için aşağıdaki niyeti kullanabilirsiniz. ” Kendi değerimi görmeyi ve kendime gerçekten değer vermeyi seçiyorum. Başka insanlara hak ettikleri değeri vermeyi kabul ediyorum. Gerçekten değerli olduğumu biliyorum ve bunun her zaman farkında olmaya, kendi değerimden emin olmaya tüm kalbimle niyet ediyorum. Niyetim şimdi gerçekleşmeye başladı, bunun için teşekkür ediyorum”

3- Enerji çalışmaları Değer duygusu solar pleksus chakra ile ilgilidir, eğer reiki yada başka bir şifa enerjisi sistemi ile çalışıyorsanız bu chakraya daha fazla reiki verin. Solar pleksus chakrasına reiki verirken içinizden sürekli ben değerliyim diye tekrar etmenizin çok faydası olacaktır.

4- Doğal taş kullanma Değerlilik duygusu için pirit taşı mükemmeldir, bu taşı alarak temizleyebilir ve üzerinizde taşıyabilirsiniz. Pirit taşını programlamaya gerek yoktur, zaten doğasında değer duygusu veren bir özellik vardır. Eğer pirit taşı bulamıyorsanız bu durumda erkek bir kuvars edinin ve kuvarsınızı önce temizleyin.. Programlama için şu cümleleri kullanabilirsiniz. ” Evrenin tüm sevgi, şifa ve pozitif enerjilerinin sana dolmasını ve sende olan enerjiyi bundan sonra benim ve ilgili herkesin en yüksek iyiliği için kullanmanı istiyorum. Bana kendimi değerli hissettirecek ve kendi değerimi görmemi sağlayacak şekilde çalışmanı, bana bunun için gerekli enerjileri bana vermeni istiyorum. Teşekkür ederim” Taşınızı haftada bir kere temizleyin ve her temizlediğiniz de yeniden programlayın.

5- Louise L. Hay’in kendini sev hayatını iyileştir seminerlerine katılabilirsiniz. Ya da düşübce gücüyle tedavi kitabını alıp uygulamaları tek başınıza yapabilirsiniz…

• Kendinize değer verdiğinizi kendinize gösterecek şeyler yapın. Maddi durumunuzu zorlamadan kendinize kaliteli bir şey alın, kaliteli bir lokantada kendinize yemek ısmarlayın, saçlarınızı yaptırın. Özellikle eskiden yapmadığınız ama yapmayı aslında istediğiniz şeyleri yapmaya başlayın.

• Size değer vermeyen insanlara karşı kendinizi kapatın. Eğer hayatınızdan uzaklaştırma şansınız varsa uzaklaştırın, yoksa en azından o kişi ile birlikteyken içinizden sürekli ” falancadan gelen olumsuz etkilere ve enerjilere karşı kendimi kapatıyorum” diye tekrar edin. Şunu da unutmayın, siz kendinize değer verince o insan da size değer vermeye başlayacaktır. Sistem bu şekilde çalışır, kendine değer verene, evren değer verir.

• Sabahları aynanın karşısına geçin, gülümseyin ve bir kaç kere ben çok değerliyim ve değerli olan her şeyi hak ediyorum diye tekrar edin. Başlarda buna inanmayabilirsiniz, hatta size zor gelebilir ama yaptıkça inanmaya başladığınızı göreceksiniz.

• Kağıtlara aynadaki görüntüsü ile “Ben Çok Değerliyim” yazın ve evde görebileceğiniz yerlere asın. Yatağınızın yanında uyanınca ilk göreceğiniz yere asmanız çok önemlidir.

Bunu nasıl yapacağınız Refah içinde bir yaşam sürdürme rehberinde etkili bir teknik- ayna görüntüsü bölümünde açıklanmıştır. Buradan okumanızı ve bire bir uygulamanızı öneririm.

• Başkalarına değer verin ve verdiğiniz değeri her fırsatta gösterin. Başkalarına ne kadar değer verirsek, kendi değerimizi o kadar büyütürüz.

Neden- sonuç yasası gereği başkalarına değer vermeyen bir kişi, kendi içinde de öz değer geliştiremez. İnsanların değerli yönlerini görmeye çalışın ve değerli taraflarına odaklanın. Bunu her gün kendinize hatırlatın. “Allah’ım ben milyonlarca olasılıktan sadece bir tanesiydim. Beni sen seçtin, sen istedin, sen yarattın. Senin tarafından istendiğim ve seçildiğim şükürler olsun!”

Unutmayın siz seçilmiş ve istenmiş bir insansınız, sizin asıl değeriniz buradan geliyor. Siz zaten değerlisiniz, tek sorun henüz bunu görememiş olmanız.Yukarıdaki çalışma size değer vermeyecek, sadece sizin gerçek değerinizi görmenizi sağlayacak. Bu yazıyı buraya kadar okumuşsanız ve bu çalışmayı yapmaya karar vermişseniz,aşağıda bireysel olarak size yazdığım özel notu da okumanızı rica ediyorum. ”

 

Varlığının evrene kazandırdığı anlamı tam olarak biliyorum. Hepimizin bir ve bütün olduğu bu evrende sen olmasaydın bir yanım hep eksik kalırdı, asla bütün ve tamamlanmış olamazdım. Hiç bir şey olmak zorunda değilsin, hiç bir şey yapmak zorunda değilsin, hiç bir şeyi başarmaya da ihtiyacın yok. Sen olduğun gibi, varoluşunla çok değerlisin. Hatalarına rağmen, pişmanlıklarına rağmen, aldanmalarına ve aldatmalarına rağmen, aklına bile getirmek istemediğin anılarına yada acılarına rağmen, her şeye rağmen sen çok değerlisin. Sen olmasaydın ben hep yarım kalırdım, hepimiz hep yarım kalırdık, evrende büyük bir boşluk olurdu…Evren boşluk sevmez, boşlukla var olamaz. Sen o kadar değerlisin ki, sen olmasaydın bu evren nasıl bir yer olurdu, ya da olur muydu inan bilmiyorum. Kendi gerçek değerini anlamak için yapacağın her çalışmada seni tüm kalbimle destekliyorum ve en kısa zamanda değerini tam olarak anlamanı seçiyorum. ”

 

 

POZİTİF ENERJİ YAYMANIN 11 SIRRI.

untitled

 

1- Gülümseyin: Gülmek sizi ve çevrenizdekileri pozitif bir moda sokar Kötü hissediyor bile olsanız 30 saniyeliğine de olsa gülümsemeyi deneyin ve yaratacağı farkı görün
2- İltifatlarınız samimi olsun: İltifat ve komplimanlarınızda içten olun, abartıya kaçmayın Kişinin görünümü ya da herkesçe bilinen özellikleri yerine pek bilinmeyen yönlerini öğrenin Mesela soul müziğe olan ilgisini Ve iltifat edecekseniz bunun hakkında güzel şeyler söyleyerek takdirinizi sunun
3- Sarılın: Sarılmak da gülmek gibi basit ama etkisi büyük sihirli davranışlardandır Yakınlık ve samimiyet derecesine göre sarılmaktan, kucaklaşmaktan çekinmeyin
4- Cesaretlendirin: Dünyada cesaret kırıcı yeterince şey var zaten Haberler, gazeteler, konu-komşu, eş-dost kötü haberler verip durmuyorlar mı? Yüksek potansiyeli olan çok kişi, sırf cesaret kırıcı şeylerden dolayı başarısızlığa uğramakta Bu nedenle çevrenizdeki kişilere destek olun, cesaretlerini kırmayın, hayallerine saygı duyun
5- Pozitif duygular geliştirin: Duygular bulaşıcıdır Pozitif düşünceyi bulaştırmak için de pozitif ve iyimser yaklaşım geliştirin Gülümsemek yanında yaşama değer verin, olumlu hatıralarınızı hatırlayın, gündeminizde onlar olsun Böylece pozitif duygu ve düşünceye doğru sıçrayış gerçekleştirirsiniz
6- Hızlı ve pratik çözümler getirin: Bazen karşınızdaki kişinin cesarete değil de pratik çözüm yollarına ihtiyacı vardır Bir kağıt mendil, bir bardak su ya da serinlemek için bir yelpaze olabilir ihtiyacı? Belki de arabadan inerken dengesini yitirmemek için elinizi tutmak istiyor Bu tür pratik yardımlarda uyanık ve istekli olun
7- Dinleyin: Bazen yardım falan değildir karşınızdaki kişinin istediği Sadece konuşmaya ve birilerinin kendisini dinlemesine ihtiyacı vardır Bu tür durumlarda yargılamadan ve sorgulamadan sadece dinleyin
8- Perspektifinizi paylaşın: Bazen pireyi deve yaparız Bazen de ciddi konuları hafife alırız Karşınızdaki kişinin bu hataya düştüğünü görürseniz kendi görüşünüzü paylaşın Böylece muhatabınızın kendisini çok üzen durumun aslında gülüp geçilecek bir şey olduğunu görmesini sağlarsınız
9- Bunalım şarkılar dinlemeyin: Dinlediğimiz müzik ruhsal durumumuz üzerinde son derece etkilidir Sizi depresifleştiren, bol acılı, bunalım şarkılar yerine canlandıran, mutlu eden şarkılar tercih edin Bu şarkıları çevrenizle de paylaşın
10- Küçük nezaket kurallarını es geçmeyin: Kapıdan içeri girerken önceliği yanınızdaki kişiye verin, çerez, bisküvi gibi şeyler yiyorsanız ikram edin, otobüste yaşlı ya da ihtiyaç halinde olanlara yer verin, kapıdan geçtikten sonra hemen ardınızda birinin olduğunu fark ederseniz kapıyı tutun (hızla içeri dalıp kapının yüzüne kapanmasını önleyin) Bunlar küçük ama ince şeylerdir; dikkat ettiğiniz takdirde nezaketinizle muhatabınızı memnun etmekle kalmaz, büyülersiniz
11- Pozitifi başkalarına bulaştırın: Bir arkadaşınız size pozitif bir şey söyledi ya da böyle bir eylemde bulunduysa size geçen bu pozitif ruh halini siz de başkalarına bulaştırın Güzel bir şey söyleyin, bir jest yapın ki pozitif zincir hızla büyüsün çevrenizde
* Genç Gelişim Dergisi

Kendi Kendinizin En Büyük Düşmanı Siz Olabilirsiniz: 15 Maddede

kendim-oldum-pisman-oldum-B328-C1C7-24DD
Farkında olmadan kendi kendine zarar veriyor olabilir misiniz? Sizin için son derece normal olan, hatta karakterinizin bir parçası haline gelen bazı davranışlarınız bu durumun en büyük sebebi olabilir mi? En büyük düşmanınız kendiniz olabilir misiniz gerçekten? Biraz öz eleştiri zamanı…
1. Kendinizi bir bütün olarak değil, iyi ve kötü yanlara ayırarak yargılıyorsanız;
Herkesin iyi ve kötü olan huyları, özellikleri var. Ama insanları veya kendinizi, sanki bir peri masalındaymış gibi iyi ve kötü olarak ayırmak doğru değil. Bir bütün olarak değerlendirmelisiniz.
2. Bu hayattaki en güvendiğiniz kişi kendiniz değilseniz;
Eğer önce kendinize güveniniz olmazsa ve hayatınızdaki diğer insanlara, örneğin sevgilinize, daha fazla güvenirseniz, hayal kırıklığına uğradığınız zamanlar çok olacak ve böyle zamanlarda dünya başınıza yıkılmış gibi hissedeceksiniz. Önce kendiniz, sonra diğerleri.
3. Olası eleştirilerden kaçınmak için sürekli olarak beğenmediğiniz yönleriniz veya fiziksel özellikleriniz hakkında konuşuyorsanız;
Kimse mükemmel değil, elbette. Ama siz her tanıştığınız, her konuştuğunuz insana direk kötü yönlerinizden bahsetmeye başlarsanız, insanlara sizinle ilgili bir seçim şansı vermek yerine, sizi yargılamalarına sebep olursunuz.
4. Başınıza gelen kötü durumlar için kendinizi saf dışı bırakıp başka bir günah keçisi arıyorsanız;
Kötü bir şey yaşadığınızda suçu başkasına yüklemek en kolayıdır. Asıl zor olan ise “Ben nerede yanlış yapmış olabilirim” diye düşünmektir.
5. Yanınızdaki insanların rahatı ve mutluluğu sizinkinden daha önemliyse;
Elbette ki topluca gidilen bir mekanda kimse huzursuz olsun istemeyiz. Herkes eğlensin, mutlu olsun isteriz. Ama siz oranın komedyeni veya çocuk bakıcısı değilsiniz. Kendi rahatınız ve mutluluğunuz da en az herkesinki kadar önemli.
6. Kendinizi duygularınızla tanımlıyorsanız;
Hepimizin üzgün, sinirli ve stresli zamanları oluyor. Ama böyle zamanlarda yaşadığınız şeyi içinizde büyütürseniz, tüm gününüzü etkilersiniz. Örneğin işe giderken trafikte kavga ettiniz diyelim. “Bütün günüm mahvoldu işte sabah sabah” diye düşünmeniz sizin için hiç de iyi olmaz. Bırakın o kavgayı orada kalsın, siz hayatınıza devam edin.
7. Sürekli başarısız olduğunuz fikrine kapıldıysanız;
“Ama öyle” demeyin. Eğer sürekli başarısız olduğunuzu düşünüyorsanız, büyük ihtimalle kendinize fazla yükleniyorsunuz demektir. Belirlediğiniz hedefleri iyi seçin, imkansız şeyler isteyip de olmadığı zaman başarısızlığı kabul etmeyin.
8. Herkesin sizi sevmesi için aşırı bir çaba içerisindeyseniz;
Tabii ki insanlar sizi sevmeli; ama bunun için aşırı bir çaba göstermenize gerek yok. Bu sizi yıpratır ve karşınızdaki insana olduğunuzdan farklı bir imaj çizersiniz. Bu dünyadaki tüm varlıklar sizi sevecek diye bir şey yok. Hepimiz insanız. Siz kendiniz olun, sizi seven yine sevecektir.
9. Hareket geçmek için bir şeyler olmasını bekliyorsanız;
Hayatınızda sizi mutsuz eden herhangi biri veya durum var ise, bunu durdurabilecek tek kişi sizsiniz. Eğer sürekli bir konuda şikayet ediyor; ama onunla ilgili hiçbir şey yapmıyorsanız, şikayet etmeyi bırakın. Çünkü gerçekten de rahatsız olmadığınız anlamına gelir.
10. Sizin için önemli olan kim olduğunuz değil de, diğerlerinin sizin hakkınızda ne düşündüğüyse;
Şu elalem mantığından kurtulmanız lazım. Siz kendinizden eminseniz, ne yaptığınızı biliyorsanız, sorun yok. Zaten kötü bir şey düşünen de olmaz. Eğer varsa dahi, onların niyetleri kötüdür. Bunun da sizinle bir alakası yok. Kimsenin düşüncelerini kontrol edemezsiniz, öyle değil mi?
11. Farkında olmadan başkalarının fikirleriyle yaşıyorsanız;
Bilmediğiniz veya çok üstüne düşmediğiniz bir konu olabilir. Hatta tam tersi olarak çok iyi bildiğiniz bir konuda da olabilir; başkalarının fikirlerini körü körüne kabul etmeyin. Her zaman savunacağınız bir fikriniz olsun.
12. Değiştirmek istediğiniz huylarınız için hayatınıza birinin girmesini bekliyorsanız;
Eğer gerçek çocuk olmak için Mavi Peri’yi bekleyen Pinokyo değilseniz, yanlış kişiyi bekliyorsunuz. Kimse için değişmeyin, kendiniz istediğiniz, kendiniz için değişin.
13. Huzursuz olduğunuz konularda çözüm aramak yerine huzursuzluğu kabul ediyorsanız;
Ne olursa olsun, bir sıkıntınız varsa, ki bu herhangi bir şeyle ilgili olabilir, bunu çözmeye çalışın. Kötü olan hiçbir şeyi savaşmadan kabullenmeyin.
14. Yeni olan her şey sizi korkutuyorsa;
Yeni ne kadar çekici olursa olsun, çoğu zaman alıştığımız şeylerden vazgeçmek kolay olmadığı gibi yeni olanın bilinmezliği de bizi korkutur. Ancak hayatınızı bu şekilde sürdürmek istediğinizden emin misiniz? Hayat kısa ve şimdiye kadar yaşamaya alışan yok. Siz farkında olmasanız da zaten her gün yeni bir şeyler oluyor. Ya da her gün yepyeni bir güne uyanıyorsunuz. Hayatınızı kısırlaştırmayın.
15. Öncelikleriniz söz konusu olduğunda ilk sırada kendiniz yer almıyorsanız;
Bu sizin hayatınız, başkalarının değil. Bu hayat bir kere geleceksiniz, kendi kıymetinizi bilin. Siz değerlisiniz!

Biyolojik yaşım 55 peki ya bilinçaltı yaşım?

cocuk-biyolojik-bilincalti-ruhsal-yas

Hepimiz yaşamımız boyuca farklı yaşlarımızda farklı deneyimlere çekiliriz. Her bir deneyim günün sonunda bizlere birşeyler öğretir, bizim gelişmemizi, ilerlememizi sağlar. Yada yaşlıların deyimiyle tecrübe ediniriz. Bir sonraki benzer deneyimde edindiklerimizle ve yeni yapılanmamızla olaylara bakar, yeni bakış açımızla da sorunları daha kolay çözer hale geliriz. Aslında her şeyin özeti bizlerin huzurlu, mutlu, dingin bir hayat sürmemizden ibarettir.

Bilinçaltı Yaşı
55 yaşında olduğumu biliyorum da bilinçaltım kaç yaşında?
Her zaman çözümlere ulaşmak yukarıda ifade ettiğimiz kadar kolay da olmayabilir. Kimi zaman çekirdek inançlarımız gelir karşımıza dikilir. Bulunduğumuz yaşa kadar bir şekilde öğrenmişizdir ve onun gerçekliği içimizde inanca dönüştüğü için de kolay kolay değişmez. Elbette öncelikle o inanca ulaşıp, onu farkındalık seviyesine çekmek ve bugünkü algımızla tekrar bakmak gerekir.

Bazı davranış kalıplarımız vardırki onlara anlam verebilmek hiç mümkün olmaz. Sürekli tekrarlanan ve güçlü davranış ve düşünce kalıplarına haline gelirler. Onların değişimi, dönüşümü neredeyse imkansızdır. Bunlar kimi zaman fobiler olarak kendini gösterir, kimi zaman kalıplaşmış davranış modelleridir. Ancak ilerleyen yaşlardaki bu davranışlar mantık sınırlarını zorlar ve anlamsız bir hal alır.

Örneğin kimileri hayvandan korkar. Yanından bir kedi yada köpek geçse kendini başka bir tarafa atar.Bilinçli düşünce çerçevesinde sorduğunuzda niye korktuğunu bilmez. Kimisinin bazı davranışları çocuk ürkekliğindedir ve bir türlü bu halinden vazgeçemez. Hepiniz hayatınıza baktığınızda bunlara benzer örnekleri görebilirsiniz. Pek çoğumuz ne yaparsak yapalım bu durumun üstesinden gelemeyiz. Bir tür blokaj oluşmuştur. Dışsal davranış olarak ne olduğunu bilsek de içimizde neler olduğunu bilemeyiz.
İçimizde bu durumun sorumlusu bilinçaltı kayıtlarımızdır. Her bireyin gerçekliğine göre değişkenlik arzeder bu kayıtlar. Peki nedir bunlar?

Bilinçaltı içeriksiz olarak her şeyi kaydeder. Örneğin hipnoz seanslarında farklı zaman dilimlerine gidildiğinde hipnoz uygulaması yapılan kişi o zaman dilimini en ince ayrıntısına kadar anlatabilir. Bilinçte ise hatırlamaz. Çünkü kayıtlar herkesin algı seviyesine göre silinir, bozulur ve genellerek ifade bulur.

Bilinçaltı değişimden nefret eder!

Bilinçaltı doğru, yanlış, iyi, kötü, gerçek, hayal bunları ayırt edemez. Duyduğu kelimeyi cümleden bağımsız olarak kaydeder. İçeriksizdir.

Bilinçaltı değişimden nefret eder, değişimi içinde bulunduğu güvenlik alanının dışına çıkış olarak algılar o nedenle de öğrendiği yaşta kalır. Geçmişimizde, belki çocukluğumuzda bir deneyim yaşarız ve o deneyimin sonucunda bir şeyler öğreniriz. Öğrendiklerimiz bizim gelişimimiz için gereklidir. Ancak eğer yaşanan deneyim yaşandığı yaşta, kişiye ağır gelmişse ve o yaşta o deneyimle baş etmeyi öğrenmemişse olumsuz duygular üretir ve o yaşta kalır. Benzer deneyim geldiğinde ise o yaşın tepkilerini verir. Yetersizlik veya değersizlik duygularının yoğun yaşandığı blokajlarda genelde bilinçaltında buna benzer bir kayıt vardır.

 

Kişi artık yetişkin olmuştur ama bilinçaltı onun hala küçük bir çocuk olduğunu zanneder ve onu korumak adına atalet içinde tutar. Geçmiş zaman kayıtlarındaki güçlüzlüğünü, yetersizliğini şimdiki zamana çeker ve kişiyi durdurur. Kişinin kendisini huzursuz hissetmesine neden olur . Oysaki gerçekte kişinin huzursuzluğu, kendini hala küçük bir çocuk gibi zannetmesindendir. Gözleri kapalı olarak “huzursuz olan sen kaç yaşındasın?” sorusu sorulduğunda ilk söylenen yaş blokajın oluşum yaşıdır. Yaşı ilerlemiş olmasına rağmen hala o yaş tepkisi içinde olan kişi şimdiki zaman algısı ile bu durumu farkettiğinde ve olaya artık bir yetişkin olduğunu kabullenerek baktığında düğüm çözülür, kaos biter. Birden bire her şey değişir . Çünkü bilinçaltı yeni durumu algılamış ve kendisini kaldığı yaş blokajından çıkarmıştır.

Dolayısıyla yaşamımızdaki blokajlara bakarken bilinçaltı yaşımızın dikkate alınması önemlidir. Bilinçaltı her şeyi kaydettiği için o herşeyi bilir ve verdiğimiz içsel tepkilerimiz kendi gerçekliğimizde her zaman doğrudur. Çünkü duyguların enerjisinden birebir etkilenir.

Not: Access bar bilinçaltı temizliği sistemiyle bilinçaltına attığımız tüm blokajlar temizlenebilir. 17 haziran ctesi 10.00-19.30 arası access bar bilinçaltı temizliğine hepinizi bekliyorum. Bilgi ve rezervasyon Anette 0536 798 6868

Bu nedenle daha huzurlu ve mutlu bir yaşam için bilinçaltımızla iletişim içinde olmamız önemlidir. Dışa vuran duygusal ve bedensel tepkilerimiz bilinçaltının ifadesidir. Şimdi ve burada olabilmekle ve anda yaşamı sürdürebilmekle fark ettiğimiz kayıtlarımızı bilince çıkararak hem kendimizi ifade edebilir hem de yaşamımızı daha anlamlı kılarız.

Kaynak: indigo dergisi rüya göksel

 

GÜNDE 5 BASİT ŞEY YAPIN HAYATINIZ DEĞİŞSİN

382887-3-4-cab4b

 

İngiltere’de 400’den fazla bilim insanı araştırmaları sonunda ‘günde beş basit şey’ yapıldığında insanların daha sağlıklı bir ruh haline sahip olduklarını buldu. İsterseniz bu listeden başlayabilirsiniz:

Günde beş basit şey…

1. Her gün insanlarla iletişim halinde olun
Güçlü aile ve arkadaşlık bağları duygusal destek ve mental uyarılma sağlar.

2. Her gün mutlaka bir fiziksel aktivite yapın
Fiziksel aktivite fit olmanızı sağlayarak genel sağlığınıza ve mutluluğunuza katkıda bulunur.

3. Kendinizi ifade etmenin yollarını bulun
Örneğin bahçeyle uğraşmak etrafınızdaki dünyayla iletişime girmeye yardımcı olur. Ya da şiir okumak duygularınızın farkına varmanıza yardımcı olur.

4. Her gün yeni bir şey öğrenmeye çalışın

Örneğin yeni bir dil veya yemek pişirmeyi öğrenmek için zaman ayırın. Hayat boyunca devam eden öğrenme hem zekanızı keskin tutmaya yarar hem de eğlencelidir.

5. Başkalarına yardım edin
Yardım kuruluşlarına arkadaşlarınıza ailenize veya yabancılara yardım edin. Vermenin kendi başına bir ödül olduğunu göreceksiniz.

(Alıntıdır)