Arşivler

Günaydın…

anette inselberg günaydın

Günaydın,

Hey dostum, sana söylüyorum

Kafesinin içinde çırpınan, serçe değil;

Küllerinden dirilen ‘Zümrüt-ü Anka ol

Yaşamın kıyısında dolanma! Ta içinde ol!

Hadi dostum, gülümse!

Ne olmak için doğdunsa onu ol!

Gün aydın, gün huzurlu ve bereketli olsun

Elimiz Şifa Kaynağı

anette inselberg el ve şifa akapuntur

 
1- Baş parmak altı: Bu noktaya basarak tiroit bezinin fonksiyonunu iyileştirebilir, ayrıca öksürük ve nefes sorunlarını çözebilirsiniz.
2- Baş parmak ucu: Bu nokta depresyonu, heyecan ve stresi gidermeye yardımcı olur. Ayrıca, baş parmak ucuna nokta masajı mide, pankreas ve baş ağrılarını iyileştirir.
3- Şehadet (İşaret) parmağı: Eğer böbrek ve idrar kesesi gibi hastalığınız varsa, bu noktaya etkili masaj yapılması tavsiye edilir. Bu yöntemle bel ve kas ağrılarını, mide yanmasını ve diş ağrısını da azaltmak mümkündür. Heyecandan ve ruhsal gerginlikten kurtulmaya yardımcı olur.
4- Orta parmak: Bu nokta karaciğer ve safra kesesinin faaliyetlerinin düzenlemesinde yardımcı olabilir. Eğer kendinizi aciz ve sinirli hissediyorsanız, bu noktayı kullanarak ruh halinizi düzeltebilirsiniz. Buradaki noktaya masaj yapmak görme keskinliği ve kan dolaşımının iyileştirilmesi için faydalıdır, o migreni ve adet ağrılarını da hafifletebilir.
5- Yüzük parmağı: Bu nokta akciğer ve kalın bağırsağın işlevini uyarır, cilt hastalıkları durumunu iyileştirir.
6- Serçe parmağı: Bu noktaya masaj kalp faaliyetine, ince bağırsak sorunlarına, boğaz ağrılarına olumlu etkiliyor. Özellikle panik, endişe ve güvensizlik hissettiğiniz zaman serçe parmağına masaj önerilir.
7- Avuç içi dışı noktası: Bu nokta kan şekerinin seviyesini düzenlemeye yardımcı olabilir.
8- Elin avuç içi merkezi: Elin merkezinde bulunan bu noktaya masaj sindirim sisteminin çalışmasında ihlalleri ortadan kaldırmaya yardımcı olur ve karın ağrılarını azaltır.
9- El avuç içi etli bölümü: Bu nokta endokrin sistemi ve kalp çalışmasından sorumludur….
alıntı

“Çok basit” dedi, “Ben o çocukları çok sevdim…”.

anette inselberg sevgi ilaç başaır

 

Bir profesör, sosyoloji sınıfındaki öğrencilerini Baltimore şehrinin kenar mahallelerine göndermiş ve o bölgede yasayan 200 erkek çocuğunun durumlarını araştırmalarını ve her bir çocuğun geleceği hakkında bir değerlendirme yapmalarını istemişti. Öğrenciler hemen hepsi bu çocukların gelecekte hiçbir şanslarının olmadığını dile getirmişlerdi.
Bundan tam yirmi beş yıl sonra bir başka sosyoloji profesörü tesadüfen bu çalışmayı buldu ve öğrencilerinden bu projeyi sürdürmelerini ve aynı çocuklara ne olduğunu araştırmalarını istedi.
Öğrenciler, o bölgeden taşınan ya da ölen 20 çocuk dışındaki 180 çocuktan 176’sinin olağanüstü bir başarı gösterip, avukat, doktor ya da iş adamı olduklarını ortaya çıkardılar.
Profesör çok etkilenmişti ve bu konuyu izlemeye karar verdi. Birer yetişkin olan o çocukların hepsi o bölgede yasadıkları için, her biriyle buluşma şansı oldu.
“O koşullarda nasıl bu kadar başarılı oldunuz?” sorusuna verdikleri cevap hep aynıydı : “Mahalle okulunda bir öğretmenimiz vardı. Onun sayesinde.”
Profesör, bu öğretmeni çok merak etmişti. Hala hayatta olduğunu öğrendiği yaşlı öğretmenin izini bulması zor olmadı. Kendisini ziyaret etmek için evine kadar gitti. Karşısında yılların yüzüne eklediği kırışıklıklara rağmen hala dinç duran bir yaşlı kadın buldu. Merakla yaşlı kadına bu çocukları kenar mahallelerden kurtarıp, basarili birer yetişkin olmalarını sağlamak için kullandığı sihirli formülün ne olduğunu sordu.
Yaşlı öğretmenin gözleri parladı ve dudaklarının kenarında bir gülümseme belirdi :
“Çok basit” dedi, “Ben o çocukları çok sevdim…”..Alıntıdır

Tekrarlıyorum dilimiz en güçlü yanımızdır.

anette inselberg tatlı dil

 

Eski Yunanistan’ın Teb şehrinde bir sabah insanları isyan ettiren bir cinayet işlenmiş.
Şehrin soylu ailelerinden birinin yakışıklı iyi eğitim almış genç oğlu, avam sınıftan çirkin yaşlı bir kambur tarafından şehir meydanında nedensizce ve vahşice kafasına çekiçle vurularak öldürülmüş. Maktul, şehirde çok sevilen, geleceği parlak, yakışıklı kısacası tanınan bir delikanlı imiş. Belki de bu yüzden insanlar çok öfkelenmiş, isyan etmişler. Kadınlar ve genç kızlar ölünün arkasından oluk oluk gözyaşı dökmüşler. Gencin arkadaşları katili linç etmek istemişler ama Teb şehri nin yargıçları ve yöneticileri gelenekleri hatırlatarak adil bir yargılamanın gerekliliğini savunmuşlar.
Katil o güne kadar kimsenin dikkatini çekmeyen kambur, bir gözü kör, bodur, çirkin az konuşan bir adammış. Daha önce hiç bir suça karışmamış silik bir adam. Şehrin meydanının köşesindeki tezgahında çarık yaparak satar kıt kanaat geçinirmiş.
İşte bu adamı şehrin geleneklerini korumak ve gençlere öğretmek uğruna yargılamaya karar vermişler ama kimse mahkemede çarıkçıyı savunmak istemiyormuş. Çaresiz Atina”dan bir avukat çağırtmışlar. Çünkü çarıkçıyı asmadan önce usülen bile olsa yargılamak gerekiyormuş.
Atina’dan gelen genç avukat önce olayı dinlemiş sonra da çarıkçı ile hücresinde görüşmüş ve dava gününü beklemeye başlamış.
Dava günü şehrin meydanında kurulan mahkemede önce savcı kısa bir suçlama konuşması yapmış. Halkı o denli galeyana getirmiş ki yargıç ve kolluk güçleri halkı zaptetmek ile bir hayli uğraşmışlar. Sonra söz savunmaya gelmiş. Herkes dikkat kesilmiş. Atina’dan gelen genç avukat kürsüye çıkmış ve yüksek sesle şunu söylemiş:
“Teb şehrinin soylu ve bilge yargıçları önünüzde saygı ile eğilirim. Sizlere Atina şehrinin yargıçlarının selamlarını getirdim.”
Bu güzel sözler, doğrusu herkesi etkilemiş ve yargıç Atina şehrinin yargıçlarına hitaben kısa bir teşekkür konuşması yapmış. Sonra avukat savunmasına devam etmiş:
“Teb şehrinin adil savcıları önünüzde saygı ile eğilirim. Sizlere Atina şehrinin savcılarının selamlarını getirdim”
Savcılar başlarını eğip selam vermişler, avukat devam etmiş: “Teb şehrinin aziz mahkeme görevlileri önünüzde saygı ile eğilirim. Sizlere Atina şehrinin mahkeme görevlilerinin selamlarını getirdim”
İnsanlar bu garip savunma karşısında mırıldanmaya başlamışlar ama avukat çarıkçının iki yanındaki askerlere dönüp devam etmiş; “Teb şehrinin aziz askerleri önünüzde saygı ile eğilirim. Sizlere Atina şehrinin askerlerinin selamlarını getirdim”
Mırıldanmalar homurdanmalara dönüşmüş ama avukat devam etmiş; “Teb şehrinin aziz yurttaşları önünüzde saygı ile eğilirim. Sizlere Atina şehrinin yurttaşlarının selamlarını getirdim”
Herkes “ Eh artık selam söyleyecek kimse kalmadı” diye düşünmüş dikkatle arkadan gelecekleri dinlemeye başlamış;
“Teb şehrinin sevgili çocukları önünüzde saygı ile eğilirim. Sizlere Atina şehrinin çocuklarının selamlarını getirdim”
İşte bu bardağı taşıran damla olmuş. Herkes isyan etmiş ve bağırmaya başlamış. Hatta bazıları avukatın başına bir şeyler atmış. Yargıç geleneklere rağmen çok kızdığından halkın öfkesini boşaltmasına bir süre izin verip avukatı uyarmış;
“Genç dostum lütfen artık savunmanıza başlayın selam faslını keselim”
Avukat bu uyarı üstüne bir süre seslerin kesilmesini beklemiş ve sonra da kendinden emin şunları söylemiş;
“Ben zaten savunmamı yapıyorum sayın yargıç. Biraz evvel sizin de teslim ettiğiniz gibi soylu ve güzel sözler, selamlar ve sevgiler iletiyorum”
“Evet ama sıktınız artık” diye cevap vermiş yargıç ve ilave etmiş; “Görmüyor musunuz sabırlar taştı halk isyan ediyor”
“Anlatmak istediğim de bu sayın yargıç” demiş avukat “Güzel ve soylu sözlerim bile tekrarlanınca sizleri sıktı ve isyana sevk etti. Yurttaşlardan bazıları ellerine fırsat geçse beni dövebilirler bile.” Biraz durmuş sonra yavaşça tekrarlamış “Anlatmak istediğim de bu.”
Herkes dikkat kesilince sürdürmüş konuşmasını “Maktul her gün yanımda oturan çarıkçının tezgahının önünden geçerdi ve bu zavallı adamı görünce onu nasıl selamlardı bilir misiniz?”
İşte bu noktada avukat sesini alaycı bir tona soktu ve çarıkçıya dönerek;
“Hey kambur nasılsın?” Bir an sustu ve sürdürdü “Sonra evine dönerken yine çarıkçının yanından geçer ve tekrarlardı.” Yine alaycı bir sesle “Hey kambur tek gözüne iyi bak ha,” Herkes başını önüne eğmiş için için ağlayan çarıkçıya bakmaya başlamıştı “Ve sonra başkalarının yanında şunu da derdi” Yine kışkırtıcı bir sesle kambur çarıkçıya dönerek ” Hey kambur sen bu boyla çarıkçı olacağına baca temizleyici olmalıymışsın. Hiç olmazsa çirkin yüzünü isten görmezdik. Ha ama unuttum bu kamburla bacaya sığmazsın sen değil mi?. Ve daha neler neler söylerdi tekrarlamaya dilim varmıyor.”
Meydanda çıt çıkmıyordu artık. Avukat devam etti;
“İşte böyle aşağılayıcı sözcüklerle her gün selamlanmak ne demektir bilir misiniz?” Bir an sessizlikten sonra seyircilere doğru yürüdü ve sürdürdü ” Kaderinize küsmüş yalnız ve yoksul olduğunuzu düşünün, kimsenin bakmak istemediği kadar çirkin ve ümitsizsiniz ve sizinle her gün tek konuşan, tek selam veren kişi bu zavallılığınızı sürekli yüzünüze vuruyor. Bir düşünün ne hissederdiniz?”
Avukat yarattığı tesirden artık emindi. Meydanda tek duyulan ses çarıkçının gizlemeye çalıştığı hıçkırıklarının sesi idi.
Küskün bir sesle; “Ben ise sizleri sadece güzel sözlerle selamlamak istemiştim. Buna bile sıkıldınız.”
Durdu, arkasını döndü ve yargıca dönüp;
“Herneyse savunmam bu kadar sayın yargıç.” dedi.
——————-
Ne dişlerimiz, ne yumruklarımız ne de tekmelerimiz! Bizlerin en büyük silahı dilimizdir.
Etkisi cüzzam gibi yakıcı, yaralayıcı, bulaşıcı… Menzili sonsuz ve zamansız korkunç bir silah.
Gelin bugün dilimizin bizlere yüklediği günahlar için dua edelim; Eski bir Hint dini olan Jainizm’de şöyle bir dua var;
“Tanrım! Zihnimle, bedenimle ve bilhassa sözlerimle yapmış olduğum zorbalıklardan pişmanım…
Beni affet…”
Her yıl sonbaharda Yahudiler de Yom Kipur orucuna başlarken meşhur Kol Nidra duasını ederler. Bu olağanüstü duanın dil ile ilgili satırları şöyle;
“Bizim ve Atalarımızın Tanrısı;…
…..
Zalimlik yaptık, başkalarına zarar verdik ve onlara acı çektirdik.
Kendimize bile yalan söyledik.
Başkaları hakkında dedikodu yaptık ve onlardan nefret ettik.
Hor gördük ve alay ettik.
Başkalarını yanlış yönlendirdik ve sıkıntılarını görmezden geldik.
İnatçılık yaptık, olayları saptırdık ve iddia ettik.
Soyduk ve hakkımız olmayanı aldık.
Kötülük yaptık.
Zorbalık yaptık.
………
Hem vahşi hem de zayıfız……”
Ve dua sürer gider…
Tekrarlıyorum dilimiz en güçlü yanımızdır.
Sağar da yaralar da…
Yapar da yıkar da…
Isıtır da yakar da…
Dilerim ki dilimize hakim olabildiğimiz zamanlarımız çok olsun…
—————
(Metsora)

Kaynak: Moris Levinin Facebook sayfası

Beynin Serotonin Üretimini Arttırarak Sizi Daha Zeki Ve Mutlu Yapacak 6 Alışkanlık

anette inselberg seratonin mutluluk müzik

 

Serotonin, nöronlarımızın birbirleri ile iletişimini sağlamak için üretilen ve merkezi sinir sistemimizin farklı bölgelerinde bulunan bir sinir taşıyıcısı (nörotransmitter) dır. Bu madde, ruh halinin dengeli bir duruma gelmesinde çok önemli bir rol oynar. Buna ek olarak, diğer işlevlerinin yanında iştahın ve uyku döngüsünün düzenlenmesi ve dengelenmesi, öne çıkan diğer fonksiyonları arasında bulunmaktadır. Peki bu maddeyi doğal yollardan arttırmanın bazı yolları olduğunu biliyor muydunuz?
1. Triptofan İçeren Besin Maddeleri
Triptofan serotonin’in üretiminde önemli bir role sahiptir. Hindi eti başta olmak üzere neredeyse protein içeren hemen hemen tüm gıdalarda bulunmaktadır. Ancak en yüksek miktarlarda sıcak süt, kakao, badem ve hindi eti tüketimiyle vücuda alınır. Triptofan içeren gıdaların tüketiminin yanı sıra, bu besinlerin doğru sindirilmesi için lif içeren besinlerde tüketilmelidir. (yeşil sebzeler ve tam tahıllar.)
2. Güneş Altında Eğlenceli Zaman Geçirin
Bir diğer tavsiye edilen alışkanlık ise, günün ilk saatlerinde güneşlenmektir. D vitamini kuşkusuz insan sağlığı için sahip olduğu önemli roller nedeniyle son derece önemli vitaminler arasında bulunmaktadır. Bu rollerden biri de yüksek miktarlarda serotonin üretimine olan katkısı ve insanın daha iyi bir biçimde dinlenmesine olan faydalarıdır.
3. Klasik Müzik Dinleyin
Serotonin üretimi sağlayan en fazla tavsiye edilen alışkanlıklardan bir diğeri de klasik müzik dinlemektir. Dr. Joel Robertson’a göre, beynin bir tür uyumluluk haline girmesini sağlayan matematiksel bir dizilime sahip olan Bach’ın eserleri bu bakımdan özellikle ön plana çıkmaktadır. Robertson ayrıca Chopin, Händel ve Haydn tarafından bestelenmiş olan eserleri de tavsiye etmektedir.
4. Egzersiz Yapın
Serotonin üretimini etkin bir biçimde sağlamanın bir diğer yolu da rutin bir biçimde egzersiz yapmaktır. Spor yapmanın size mutluluk vereceği sadece bir söylenti değil tam aksine bir gerçektir: Terlemenin sinir taşıyıcılarının üretimini ve ortaya çıkmasını artırdığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu bağlamda, koşma, yüzme ve dans etme gibi kardiyovasküler yoğunluklu egzersizler en etkili olan egzersiz türleri arasında bulunmaktadır.
Bunlara ek olarak, yapılan fiziksel aktiviteler, serotonin maddesinin önemli bir bileşeni olan triptofan üretim seviyesini de artırmaktadır. Bunun sonucu olarak beyinde oluşan etki, spor sonrasındaki süreçte de devam etmektedir.
Ancak tüm bunların yanında, fiziksel egzersizleri zihni sakinleştiren birtakım aktivitelerle birleştirerek yapmanın tavsiye edildiğinin de altını çizmek gerekir. Bu nedenle, ormanlık bir alanda yürüyüş yapmak ya da denizde yüzmek, bu tür birleştirmelere verilebilecek güzel örnekler arasında bulunmaktadır.
5. Alkolden Uzak Durun
Alkol, bir merkezi sinir sistemi depresanıdır. Tüketildiği esnada beynin gaba aktivitelerini yavaşlatarak, gevşeme ve rahatlama hissi verir ancak bu durum alkolün etkisi azaldığında geri teper. Bu nedenle de alkol tüketimi sonrası bozuk ruh haline ve ileriki seviyelerde depresyona yol açar. Aslında yapılan son çalışmalara göre, alkol tüketiminin daha düşük seviyelerde serotonin üretimi ile ilgili olduğu dahi ortaya çıkarılmıştır.

6. Masaj Yaptırın
Masaj, stresi azaltmak, ağrı ve kas gerilmelerini hafifletmek için harika bir yöntemdir. Ek olarak masajın mutluluk artıcı ve sağlıklı olmak için mükemmel bir araç olduğunun da belirtilmesi gerekir. Bir masaj yaptırdığınızda, vücudunuzda serotonin seviyesinin % 28, dopamin seviyesinin ise %31 oranında arttığı görülmektedir. Masajla bilikte aynı zamanda, stres hormonu olan kortizol seviyesinde ise azalma meydana gelmektedir.

kaynak: filoji

Feng Shuiyle Aşkı Hayatınıza Çekin

anette inselberg feng shui

 

Yaşam alanlarınızda uygulayacağınız feng shui dekorasyonu ile hayatınızın aşkını bulmanız için vereceğim ipuçlarına dikkat etmenizi öneririrm.
*Gül feng shui için aşkı temsil eder .Evinizde kullandığınız parfüm esansını gül aramolı seçmeniz ilk olarak enerjinizi tazeliyecektir…

*Yatak odanızda kırmızıya yer açın . Kırmızı yatak örtüsü ,kırmızı mum , kırmızı bir puf ortamın enerjisini değiştireceği gibi aşk enerjisini aktive edicektir.
*Yatak odanızda her aksesuar ve objenin mutlaka çift olmasına dikkat edin . Eski ilişkinizden kalan hiçbirşeyi evinizde özellikle yatk odanızda bulundurmayın .
*Yatak odanızda elektronik eşyalar bulundurmayın . Odanızı temiz ve taze oksijene ihtiyacı olduğunu asla unutmayın. Havalandırın .
*Yatak odanızdaki gereksiz yığınlar eşyalar hayatınıza gereksiz insanları çeker. Taşımamanız gereken yükleri omuzlarınıza yükler .Bunu istemezsiniz değil mi ?
*Yatak başınızı mutlaka saglam bir duvara dayamayı unutmayın . Aşk enerjinizi düzenleyecek en iyi uygulamalardan biri yatak başınızdaki duvara hayalinizdeki aşkı temsil eden bir görsel Ya da tablo asın .Sonuçlarınıza inanamıyacaksınız .
Feng shui dekorasyonu ile hayatınıza aşkı çekmek için bu ipuçlarından başlayın. Değişimi gözlemleyin ,yaşayın ,ama benide olan bitenlerden haberdar etmeyi unutmayın :))
Hayatınızın en kıymetli ,en değerli aşkına rastlamanız dileğiyle ,harika bir hafta diliyorum.
Sevgilerimle
İç Mimar Meral Akçay

İnsan kendini ve bilhassa ağzından çıkanları bilmeli, kendi ile yüzleşmeli, kendi kendine söylediklerini bile tartmalı.

anette inselberg kelimelerin gücü

 

Üniversitedeki dört Hukuk öğrencisinin canı o hafta sonu Pazartesi günü sabah yapılacak olan Hukuk Felsefesi sınavına hazırlanmak istemiyordu. Nasıl istesinler ki?
Yakınlardaki bahçede kız lisesinin mezuniyet toplantısı vardı. Hava güzeldi, gençler deli kanlarının damarlarında hızlı aktığı yaşlarda idiler. Kızlar havadan da güzeldiler ve yeni ufuklara açık oldukları bir günlerindeydiler. Özetle gün Hukuk Felsefesi çalışacak gün değildi.
Önce ne yapacaklarını düşündüler, sınavı atlatmanın planlarını yaptılar ve sonra giyinip saçlarını şekle soktular heyecan içerisinde bahçeye gittiler. O gün gece geç vakitlere kadar eğlendiler. Gün boyunca harika ümitler ve heyecanlar yaşadılar.
Ertesi gün ellerini ve giysilerini olabildiğince kirlettiler ve öğlene doğru Hukuk Felsefesi hocasının yanına çıkıp sınava gelirken yolda birlikte bindikleri arabanın lastiğinin patladığını, yedek lastik de patlak olduğundan saatler boyunca arabayı itmek zorunda kaldıklarını bu yüzden sınava yetişemediklerini söylediler. Hoca, soğuk bir ifade ile üç gün sonra dördü için özel bir sınav yapacağını söyledi. Gençler sevinç içerisinde Hukuk Felsefesi çalışmaya ve bir sonraki hafta sonunu hayal etmeye evlerine döndüler.
Sınav günü geldiğinde hoca bu sınavın kendilerine özel bir sınav olacağını söyledi. “Umarım Hukuk felsefesinin ruhunu çalışmışsınızdır” dedi ve her birini ayrı ayrı odalara koydu. Odalarda oturacakları sırada üzerinde 100 puanlık bir tek soru olan bir kağıt vardı;
*Pazartesi günü sınava gelirken bindiğiniz arabanın hangi lastiği patladı? Lütfen aşağıdaki şıklardan birini işaretleyiniz.
a) Ön sol b) Ön sağ c) Arka sol d) Arka sağ
————
Başkalarına yalan söylemek ciddi iştir! Sonunda utanabilirsiniz.
Daha kötüsü de var, yaşama yalan söylemek büyük kayıptır! Yaşamı muhtemelen ıskalarsınız.
En hazin olanı insanın kendi kendine yalan söylemesidir. Asla kazanma şansı yoktur.
Kadının biri Gandi’ye küçük oğlunu getirmiş ve kendisine şunları söylemiş; “Ne olur Mahatma (Yüce Ruh demektir) oğlum durmadan şeker yiyor. Hasta olmasından korkuyorum, seni dinleyecektir. Lütfen ona şeker yememesini söyle”
Gandi yüzünü buruşturmuş. Bir süre düşünmüş sonra da “Gelecek hafta getir onu bana ” demiş.
Bir hafta sonra annesi çocuğunu getirince de çocuğa kısaca “Şeker yememelisin” demiş. Çocuğun annesi şaşkınlıkla sormuş; “Mahatma bunu niye geçen hafta söylemedin?” Gandi gülerek cevap vermiş “Önce bu uyarıyı kendime yapmalı idim. Ben de çok şeker yiyordum. Kendime aynı sözleri geçen hafta söyledim, denedim ve şeker yemeyi bırakabildiğimi gördüm” demiş.
İnsan kendini ve bilhassa ağzından çıkanları bilmeli, kendi ile yüzleşmeli, kendi kendine söylediklerini bile tartmalı.
—————-
(Tazria)

Kaynak:  moris levinin facebook sayfasından alınmıştır

Resmin altında yazan “Ceci n’est pas une pipe,” Bu, bir pipo değildir demek.

anette inselberg rene magritte

 

Resmin altında yazan “Ceci n’est pas une pipe,” Bu, bir pipo değildir demek.
Doğru!
Çünkü bunun bulunduğu yerde benim küçüklüğümün evindeki tatlı / bildik / tütün külü kokusu olmaz.
Bununla babamın yaptığı gibi halka şeklinde duman üfürüp çocukları ve kendinizi eğlendiremezsiniz.
Bir pipo ile yapabileceğiniz hiç bir şeyi bununla yapamazsınız.
Çünkü René Magritte’in 1928 de yaptığı bu eser bir pipo değildir.
Bir sanat eseridir. Bu bir pipo resmidir…
Bir pipo resmi ile bir pipo ile yapabileceğinizden çok daha fazlasını yaparsınız.
Bunu dudaklarınız değil ruhunuz kullanır.
Ve ruhunuz, vücudunuzdan daha doyurucu ve keyif verici olanı hisseder.
Psikolog Abraham Maslow’un (1908-1970) 1943 yılında yayınladığı kuramına göre insanların ihtiyaçları 5 düzeyde kategorize edilir. İlk dört düzeyde barınma, beslenme, korunma gibi bizi nerede ise hayvanlardan ayırmıyacak olan ihtiyaçlarımız var.
Beşinci düzeyde ise yaratıcılık, doğallık, problem çözme, önyargısız olma, gerçeklerin kabulü, erdem gereksinimleri var.
“Yaratıcılık” tabi ki sanatı içeriyor. Yani bizi diğer canlılardan gereksinimlerimizin çeşitliliği ayırıyor.
El emeği göz nuru ile bütünleşmiş hayaller, düşünceler, dilekler, duygular yansıtan tasarımı ile bir müzik ezgisi, bir türkü, bir desen, bir çizim, bir takı, bir heykel, bir biblo, bir yemek, bir yazı, bir şiir, bir tasarım, bir duruş, bir kareografi, bir yapı bizi düşündürür, duygulandırır, neşelendirir, nedenini anlamadığınız biçimde sevindirir. Tatlı anıları anarız, belki imreniriz, ilham alır, hayran olur ya da eleştiririz. Bakar, izler, dinler, dokunur, koklar, tadar bunların çok daha ötesindeki duyularımızla keyif alırız. Yaşadığımızı (Daha da ötesi) yaşamdan keyif aldığımızı hissederiz.
Her birimiz bir sanatçı olamayız.
Ama sanatçı duyarlılığı ile yaşamayı öğrenmek ve bizden sonrak kuşaklara öğretmek elimizde. Bir sanat eseri gibi farklı, özgün, ilginç, uyumlu, zarif, asil, güzel, renkli, ilham verici, ses veren, izlenilir, etrafındakilerin beğenisine ve övgüsüne layık bir yaşamı yaratmak elimizde.
Bizi alelade olmaktan kalbimizdeki “ilham dolu” bilgelik ayırıyor.
—————–
(Vayakel)

Kaynak: Moris Levinin facebook sayfasından alınmıştır

Sahip Olduğumuz Şeylerle Huzurlu Muyuz..?

anette inselberg huzur bilge adam

 

Dünyanın bütün zenginliklerine sahipti, ama şimdi ise zihinsel huzur peşinde koşuyordu. Bir bilgeden diğerine gitmiş ve hepsi de harika tavsiyeler de bulunmuş ama tavsiye kimseye yardımcı olmaz. Sonuçta, sadece aptallar nasihat verir ve sadece aptallar nasihat alır. Bilge insanlar, nasihat vermekte gönülsüz davranır, çünkü bilge bir adam, bu dünyada bedava olarak verilen ve hiç kimsenin almadığı yegane şeyin nasihat olduğunu bilir.
Öyleyse neden uğraşsın? Bilge bir adam, önce nasihati kabul etmen için seni hazırlar. O sana sadece nasihat vermez; senin hazırlanman da gerekir. Seni hazırlamak yıllar sürebilir; önce tarlayı süreceksin ve ancak ondan sonra tohumu ekebilirsin. Sadece bir aptal, taşların, kayaların üstüne tohum atarken, aslında onları ziyan ettiğini aklına getirmez. Bütün bu bilgeler ona nasihatte bulundu ama hiçbir şey yerine oturmadı.
Sonunda, bir şey sormadığı adamın biri, kimsenin tanımadığı bir adam – hatta köyün aptalı olarak görülüyordu – bir gün yolda giderken onu durdurdu ve şöyle dedi:
“Sen gereksiz yere vaktini harcıyorsun. Bu adamların hiçbiri bilge değil. Onları çok iyi tanıyorum, ama aptal olduğum için kimse bana inanmıyor. Belki sen de bana inanmayacaksın, ama tanıdığım bir bilge var. Zihinsel huzur için kendine bu kadar işkence yaptığını görünce, sana doğru insanı göstersem iyi olur diye düşündüm. Sonuçta ben bir aptalım. Kimse benden nasihat istemez ve ben de kimseye vermem. Ama dayanamadım. Seni bu kadar üzgün ve mutsuz görünce sessizliği bozdum. Komşu köydeki şu adama git…”
Zengin adam hemen, içinde çok değerli elmaslar bulunan büyük bir torbayla, güzel atına binip gitti. Köye ulaştı ve adamı gördü. Bu adam, Sufilerin Nasrettin Hocasıydı.
Hocaya sordu: “Zihinsel huzura ulaşmama yardımcı olabilir misin?”
Hoca yanıtladı: “Yardım mı? Onu sana verebilirim.”
Zengin adam düşündü: “Çok garip, önce o aptal tavsiye etti ve ben de çaresizliğim yüzünden, denemekten bir zarar gelmez dedim ve buraya geldim. Bu adam daha büyük bir aptala benziyor. ‘Onu sana verebilirim’ diyor…”
Zengin adam konuştu: “Bana verebilir misin? Her türlü bilgeye gittim hepsi nasihat verdi; şunu yap, bunu yap, disiplinli yaşa, bağış yap, yoksullara yardım et, hastane aç, şunu yap, bunu yap. Bütün bunları söylediler ve aslına bakarsan ben de hepsini yaptım, ama hiçbiri işe yaramadı. Hatta daha da çok bela çıktı başıma. Şimdi sen onu vereceğini mi söylüyorsun?”
Hoca cevap verdi: “Bu iş çok kolay. Şimdi attan in.”
Zengin adam atından indi. Torbasını elinde tutuyordu ve hoca sordu: “Neden o torbayı kalbine bu kadar yakın tutuyorsun?”
“Bunlar çok değerli elmaslar. Eğer bana huzur verebilirsen, sana bu torbayı vereceğim.”
Ama adam daha ne olduğunu bile anlamadan, hoca torbayı kaptı ve koşmaya başladı. Bir an için şok geçiren zengin adam, ne yapacağını bile anlamadı. Sonra hocanın peşine düştü. Ama burası hocanın köyüydü; her sokağı, her kestirmeyi biliyordu ve koşuyordu. Zengin adam, hayatı boyunca hiç koşmamıştı ve çok şişmandı…
Ağlıyor, hızla nefes alıp veriyor ve gözlerinden yaşlar süzülüyordu. “Dolandırıldım! Bu adam hayatım boyunca biriktirdiğim bütün emeğimi, her şeyimi aldı” diye bağırıyordu. Böyle olunca da bir kalabalık toplanmıştı ve hepsi gülüyordu. Zengin adam, “Hepiniz aptal mısınız, bu köy aptallarla mı dolu, ben mahvoldum ve sizler hırsızı yakalamaya çalışmak yerine gülüyorsunuz” dedi.
Kalabalıktan sesler yükseldi: “O bir hırsız değil, çok bilge bir adamdır.”
Zengin adam, “Köyümdeki o aptal bu belayı başıma sardı!” diye söylendi. Ama bir şekilde koşarak, terler akıtarak hocayı takip etti. Hoca, adamın atının hala durmakta olduğu ağacın altına geldi. Elinde torbayla ağacın gölgesine oturdu ve zengin adam da ağlayarak geldi.
Hoca “Şu torbayı al” dedi. Zengin adam torbayı alıp göğsüne bastırdı. Hoca sordu: “Şimdi nasılsın? Bir parça huzur hissediyor musun?” Zengin adam yanıtladı: “Evet, çok huzurlu geliyor. Çok garip bir adamsın ve garip yöntemlerin var.”
Hoca yanıtladı: “Hiçbir gariplik yok; basit bir matematik. Sahip olduğun şeyi kanıksamaya başlıyorsun. Sana, onu kaybetme ihtimalinin gösterilmesi lazım; ancak o zaman ne kaybettiğinin farkına varıyorsun. Yeni hiçbir şey kazanmadın. Bu, huzursuz bir şekilde taşıdığın torbanın kendisi. Şimdi aynı torbayı kalbine bastırıyorsun ve herkes, ne kadar mutlu ve huzurlu olduğunu görüyor; mükemmel bir bilge! Evine git ve kimseyi rahatsız etme…”

Elimiz Şifa Kaynağı…

56281541_1257920301042142_2511887798882009088_n[1]

1- Baş parmak altı: Bu noktaya basarak tiroit bezinin fonksiyonunu iyileştirebilir, ayrıca öksürük ve nefes sorunlarını çözebilirsiniz.
2- Baş parmak ucu: Bu nokta depresyonu, heyecan ve stresi gidermeye yardımcı olur. Ayrıca, baş parmak ucuna nokta masajı mide, pankreas ve baş ağrılarını iyileştirir.

3- Şehadet (İşaret) parmağı: Eğer böbrek ve idrar kesesi gibi hastalığınız varsa, bu noktaya etkili masaj yapılması tavsiye edilir. Bu yöntemle bel ve kas ağrılarını, mide yanmasını ve diş ağrısını da azaltmak mümkündür. Heyecandan ve ruhsal gerginlikten kurtulmaya yardımcı olur.

4- Orta parmak: Bu nokta karaciğer ve safra kesesinin faaliyetlerinin düzenlemesinde yardımcı olabilir. Eğer kendinizi aciz ve sinirli hissediyorsanız, bu noktayı kullanarak ruh halinizi düzeltebilirsiniz. Buradaki noktaya masaj yapmak görme keskinliği ve kan dolaşımının iyileştirilmesi için faydalıdır, o migreni ve adet ağrılarını da hafifletebilir.

5- Yüzük parmağı: Bu nokta akciğer ve kalın bağırsağın işlevini uyarır, cilt hastalıkları durumunu iyileştirir.
6- Serçe parmağı: Bu noktaya masaj kalp faaliyetine, ince bağırsak sorunlarına, boğaz ağrılarına olumlu etkiliyor. Özellikle panik, endişe ve güvensizlik hissettiğiniz zaman serçe parmağına masaj önerilir.

7- Avuç içi dışı noktası: Bu nokta kan şekerinin seviyesini düzenlemeye yardımcı olabilir.

8- Elin avuç içi merkezi: Elin merkezinde bulunan bu noktaya masaj sindirim sisteminin çalışmasında ihlalleri ortadan kaldırmaya yardımcı olur ve karın ağrılarını azaltır.

9- El avuç içi etli bölümü: Bu nokta endokrin sistemi ve kalp çalışmasından sorumludur….

alıntı