Arşivler

ZEYTİN AĞACI.

anette inselberg zeytin ağacı
Yunan mitolojisine göre Zeus, kendisine en değerli hediyeyi verene kentin koruyuculuğunu verecektir ve bunun için bir yarışma duzenler.
Denizlerin tanrısı Poseidon, Zeus’a uzak diyarlara dahi uçarak gidebilen ve savaşta yenilmeyecek bir at armağan eder.
Athena ise zeytin ağacını. Yarışma çetindir çünkü ikisi de Zeus’a dünyanın en güzel hediyesini vermek isterler.
Kuşkusuz dünyanın en uzak diyarlarına gidebilecek ve yenilmez savaşçı bir
at mükemmel bir hediyedir, ancak zeytin ağacı daha mükemmeldir.
Zeytin ağacının muazzamlığı karşısında başta Zeus olmak üzere tüm tanrılar, tanrıçalar büyülenmiş ve ağacın kutsallığı karşısında donakalmışlardır.
Tüm hırsına ve kazanma isteğine rağmen
Poseidon bile
zeytin ağacından o kadar etkilenmiştir ki, aralarındaki çekişmeye rağmen
zeytin ağacının üstünlüğünü kabul eder.
Bunun üzerine,
Athena zeytin ağacından bir dal kırıp Poseidon’a verir ve öylece aralarındaki düşmanlık zeytin ağacının rakipsiz güzelliği karşısında yok olur.
O günden sonra Athena’nın ismi Atina kentine verilir.
*Düşmana zeytin dalı uzatmak*
deyimi de neredeyse tüm dillere tam da bu mitten gelmiştir.
Çünkü Zeytin ağacı, düşmanınızın dahi kıyamayacağı güzellikte ve kutsallıktadır.

Seyahat Eden İnsanların Başarılı Olmasının Nedenleri

anette inselberg yollar

Çok uzun süredir bir yere gitmiyorum aslında ama bu yazıyı görünce paylaşmak istedim Yazı neden gezmeyi sevdiğimi anımsattı bana… Şöyle sıralayayım:
Konfor alanından çıkınca ne yapacağım beceresini geliştirmek
Bilmediğim ve tanıdığım ortam ve insanlarla hayatımı sürdürebilme becerisi geliştirmek ve böylece kendime güvenimi geliştirmek
Kendi kendimi yönetebildiğimi ve her türlü tatsız durumla baş edebildiğimi görmek
Alışkanlıklarımdan sıyrılmayı becerebilme yeteneğimi geliştirmek
Ve karar verebilme ve verdiğim kararların somuçlarına katlanma beceresini geliştirmek diye sayabilirim.
Kendime güveni geliştirmeyi söyledim biliyorum ama tekrar yazayım dedim…
Kendimle yüzleşmeyi tarafsız bir ortamda sağlamak
Tabi ki yeni yerler görmek, merak gidermek ve yeni şeyler öğrenmek güzel ama benim gezerken esas çabam kendime dönüp içime bakıp bir üst sunumu dolaşıma açmak galiba 🙂
Anette İnselberg

 

“Hiçbir şey zekayı seyahat etmek kadar geliştirmez.” – Emile Zola
Kendimizi geliştirmek için yapabileceğimiz en güzel faaliyetlerden biri gezmektir, seyahat etmek. Yeni yerler görmek, insanlarla tanışmak. Gezmek bize neler kazandırır biliyor musunuz?
Konfor alanlarının dışına nasıl çıkacaklarını biliyorlar
Çok gezen insanlar alışılmadık durumlarla sık sık karşılaşıyorlar. Zorunda oldukları için, bilinmeyenler üzerine kafa yoruyorlar. Belirsizliklerle nasıl başa çıkmaları gerektiği, nasıl sakin ve etkileyici olmaları gerektiği gibi konularda yeni stratejiler geliştiriyorlar. Sayısız yeni tecrübe edinmelerinin katkısı yadsınamaz ve bu da hem liderlik hem de iş için başarının anahtarı.
Değişime kucak açıyorlar
Gezenler yenilikleri keşfederler. Etrafında sürekli yeni ve farklı şeyler olan insanlar hiç sıkılmazlar ve daha iyi odaklanırlar. Bu düşünce yapısı girişimcilik ve yaratıcılık için ilham verir.
Duygularını nasıl kontrol edeceklerini biliyorlar
Sıkışık uçak aktarmaları, hava alanı güvenliği tarafından sorgulanmalar, kaba otel çalışanları gibi stres faktörleri sıradan bir insanın sinirlerini alt üst edebilir. Seyahat eden kişiler duygularını kontrol etme ve baskı altında sakin kalabilme yeteneklerini geliştiriyorlar; kısacası öz farkındalık yaratmış oluyorlar. Öz farkındalık da yaratıcılığı artırıyor ve hayatta kendilerini neyin mutlu edeceğini bulmalarına yardımcı oluyor.
Güvenmesini biliyor, sürekli kontrolü ellerinde tutmuyorlar
Gezginler tanımadıkları kişilere de güvenirler. Dil engeli ve yabancı şehirlerdeki taksi şoförleri gibi problemlerle baş etmek zorunda kalırlar; bu nedenle de yabancıların nezaketine bağlılardır. Sürekli bir şeyleri kontrol etmemeye çalışmaları sayesinde yeni ilişkiler kurup, içten ve güvenilir arkadaş seçimleri konusunda özgüven sahibi olurlar.
Korkuyla baş edebilirler
Başarının anahtarı harekete geçmektir. Çok sık seyahat ettiğinizde, kendinizi geri dönüşü olmayan durumlara düşürebiliyorsunuz. Bu durum, insanların korkularıyla yüzleşmelerine ve korkuya rağmen harekete geçebilmelerine olanak sağlıyor.
İmkanları görür, hemen benimserler
Gezen kişilerin dünya hakkında daha çok bilgisi ve tecrübesi olur. Farklı gelenek ve kültürlerle karşılaştıkları için, pratik ve yeni yöntemler öğrenirler. Bu bilgileri hem yaşadıkları yerde hem de gittikleri diğer ülkelerde, yenilik yapıp geliştirebilecekleri imkanlar görmelerini sağlar.
İstediklerini elde etmek için nasıl pazarlık edeceklerini bilirler
Gezen kişiler, turist statüsünde olmalarından istifade edilmesini engellemek için pazarlık ederler. İyi pazarlık edebilme kabiliyeti – fazla ısrarcı ya da agresif olmadan- istediğinizi ya da ihtiyacınız olan şeyi elde etmenizi sağlar. Bu kabiliyetin faydalığı olduğu bir diğer alan da; gerek lider olarak gerekse iş konularında başkalarını etkilemeniz ve fikirlerinizi anlayıp kabul etmelerini sağlamanızdır.
Çoğunluğun göremediği güzellikleri görürler
Çok gezen kişiler farklı şeyler görür; beyinlerini, güzelliğe ve estetiğe odaklanacak şekilde kullanırlar. Sürekli yenilik hem gözleri hem de zekayı keskinleştirir. Diğer insanların sıradan diye adlandırdığı şeyleri, seyahat eden kişiler güzel olarak görür .Bu yeteneğe farklı fotoğrafçılar, şairler ve yazarlar sahiptir; ilham aldıkları şeyleri geliştirirler.
Daha özgüvenli kişilerdir ve zayıf oldukları zamanlarda da özgüven sahibi gibi görünmeyi bilirler
Bahsettiğimiz kişiler kendilerine güvenmeyi öğrenir ve istedikleri şeyleri başarabilecekleri konusunda özgüven sahibidir. Kendilerine inanmaları, zorluklarla karşılaştıklarında daha inatçı olmalarını ve başarısız olduklarında da kolaylıkla toparlanabilmelerini sağlar.
İnsanların farklılıklarını karşı anlayışlıdırlar ve insanları oldukları gibi kabullenirler
Seyahat ederken sürekli yeni insanlarla tanışırlar. Tanıştıkları kişiler hakkında fikir sahibi olmak, şehirleri ve kültürleri hakkındaki düşünceleri gibi konularda bilgi edinmek için soru sorarlar. Bu sayede doğru soruları sorma konusunda uzmanlaşırlar. Turistlerin, gittikleri yeri öğrenme isteği ve merak duygusu doğaldır. Tanıştıkları kişileri ve düşüncelerini derinlemesine dinleyip güzel bir sohbet sürdürmeleri de bunun bir sonucudur. Kolaylıkla arkadaş edinir ve herkes tarafından sevilirler.
Ne zaman anı yaşamaları gerektiğini bilirler
Anı yaşamayı öğrenmek hem fiziksel hem zihinsel birçok fayda sağlar. Gezenler, gittikleri ülkede zamanlarının kısıtlı olduğunu bilir. Bu durum da, genel insan ortalamasının üzerinde “anı yaşadıkları”nı düşünmelerine yol açar.
Daha çok gülümser, daha mutlu hissederler
Araştırmalar seyahat etmenin bizi mutlu ettiğini gösteriyor. Sık gezen insanlar ortalamadan daha fazla gülümsüyor, çünkü düzenli olarak yeni yerler keşfediyorlar. Sürekli farklı insanlarla tanışıp, inanılmaz manzaralar görüp, yeni ve lezzetli yiyecekler tattıkları için mutlu hissediyorlar. Biraz önce bahsettiğimiz anı yaşama yeteneği de mutlulukla ilişkili.
Dinlemenin önemli olduğunu bilirler
Çoğu insanın zorlandığı bir hayat becerisidir dinlemek. Odaklanmayı öğrenmek ve insanların bize anlattıklarını gerçekten dinlemek, hayatta başarılı olmak için oldukça önemlidir. Başarılı olmak, sağlıklı ilişkiler kurmaktan geçer; sağlıklı ve güçlü ilişkiler de insanları anlamaktan.
Daha az yargılar, daha çok empati kurarlar
Büyük liderler başkalarıyla ilişki kurabilmek için empati yeteneklerini kullanarak hem onların sadakatini kazanırlar, hem de işlerini büyütürler. Empati, anlama isteğinden gelir; seyahat eden kişilerde bu özelliğin olması çok doğal değil mi?
Zengin olmayabilirler, ama paralarını zekice kullanırlar
Seyahat eden kişiler, paralarının nelere gittiğini biliyor. Dünyayı eviniz olarak görürseniz, hayat pahalılığına göre yerler seçebilirsiniz. Hem gezip hem çalışan insanlar daha az kazanıp, birçok ülkede çok iyi şartlarda yaşayabilirler.
Kaynak: http://www.lifehack.org/articles/productivity/15-reasons-why-frequent-travellers-are-more-likely-successful.html
http://www.yolvemacera.com

Kendimi yalnızlığa mahkûm ettiğim için, korkuların beni yönetmesine izin verdiğim için, başkalarının kendisini kötü hissetmesine neden olduğum için özür dilerim.

anette inselberg

 

 

Kendime hastalığı, parasızlığı, işsizliği yaşattığım için, yeniye geçmekten, değişimlerden korktuğum için sonuçta yine yaşama güvenmediğim için kendimden özür dilerim. Sınırlama ve kurallar içinde yaşadığım için, hayatı kontrol etmeye çalışarak inatçı olduğum için, yaratıcılığımı kullanmayı ret ederek yaşadığım için, kendim olmayı reddettiğim için, şükürsüzlüğüm için, şefkat sevgi anlayış hoşgörü paylaşma duygularını unuttuğum için, beklentiler içinde yaşayıp hiçbir beklentim yok diyerek kendime söylediğim tüm yalanlar için kendimden özür dilerim.
Kararsızlıklarım için, öfkem, kızgınlığım için tüm parçalarımdan özür dilerim. Bedenimin kıymetini bilmediğim, ruhumun istekleri doğrultusunda hareket etmediğim, içimden gelen sesi dinlemediğim, zihnimi olumsuz enerjiler içinde doldurup sonrada devamlı yaşamdan şikâyet ettiğim için, ruhumun isteği doğrultusunda adım atmaktan korktuğum için, cesaretsizliğim için, zamanımın değerini bilemediğim, kendime yapmış olduğum tüm saygısızlıklar için, başkalarının beni üzmesine izin verdiğim, yaşam amacıma hizmet etmeyen oyunlar kurduğum vs. vs. vs için kendimden, buna neden olan bugüne kadar yok saydığım kabul etmediğim tüm bu parçalarımdan çok özür dilerim.Gücümü kötüye kullandığım kendimi üstün gördüğüm başkalarını küçümsediğim, haksızlık yaptığım kendimi değersizleştirdiğim için kendimden ve tüm parçalarımdan özür dilerim. Kendime vermiş olduğum sözleri tutmadığım için kendimden özür dilerim.
Hırslarıma yenik düşüp kibir ve gurur içinde davrandığım her an için, kendime olan güvensizliğim inançsızlığım için kendimden özür dilerim. Gücümü başkalarına devrederek beni yönetmelerine izin verdiğim için, kendime yaşatmış olduğum tüm baskılar için, enerjimi düşürüp kendimi yaşamdan kopardığım için, kendime yalnızlığa mahkûm ettiğim için, korkuların beni yönetmesine izin verdiğim için, başkalarının kendisini kötü hissetmesine neden olduğum için, suçlayıcı konuşmalarım için kendimden özür dilerim. Olumsuz yaşanan her olayın güzel şeyleri arzulayabilmen için yaşadığını, arzu duygusunun yaşanması için deneyimlendiğini bunlara şükrettiğinde, minnettarlık içinde yaşadığında sahip olduğun tüm güzelliklerin büyüdüğünü öğrendim. Farkında olursan eğer, sınırlarını kaldırırsan, yaşanan olaydaki hizmeti ve sevgiyi görmeye niyet edersen her deneyimin insanı ne kadar büyüttüğünü, ilerlettiğini öğrendim…
Alıntı

İNSAN ZİHNİ DÜŞÜNEBİLDİĞİ HER ŞEYE ULAŞIR

anette inselberg düşünce sihin odak

Kendimi mıknatıs bir gibi düşünürsem, mıknatısın bir çekim gücü vardır. Çekim yasasına görede en çok neyi düşünürseniz onu kendinize çekersiniz. Düşünceler nesnelere dönüşür. Bir düşünceyi tekrar tekrar düşünürseniz düşüncenin etrafa yaydığı frekanslar istediğiniz şeyi size çekecektir. Önemli olan frekansı uygun temele oturtmaktır.
Sorun şu çoğu insan başlarına gelmesini istemediği şeyleri düşünür.
İstediğiniz bir şeye bakıp evet dediğinizde çekim yasası bu düşünceyi harekete geçirir ve önünüze getirir. Tabiî ki bu istemediğiniz şeyi de düşündüğünüzde aynı yasa gereği onu da önünüze getirir.
Olmasını istemediğiniz , korktuğunuz, endişelendiğiniz şeylere asla odaklanmayın. İstediğiniz şeylere odaklanın. Siz bir mıknatıssınız ve çekim yasasıyla kendinize çekersiniz. Pozitif olursak pozitif olay ve kişileri kendinize çekersiniz, negatif olursak negatif olay ve kişileri çekeriz.
En çok hasta olan hastalıklardan en çok bahsedenlerdir. En çok bolluk içinde olanda en çok bolluktan bahsedenlerdir.
Kuantum fiziği bu keşfi işaret ediyor. Akıl olmadan bir evren düşünemezsiniz. Aslında algılanan her şeyi akıl şekillendirir.
2 şeyden uzak durun.
Yapıcı düşünce olumsuz düşünceden bin kat üstündür.
Düşüncelerinizi fark etmeli ve bundan hoşlanmalısınız. Siz hayatınızın yaratıcısınız. Yasaları olan bir evrende yaşıyorsunuz. Mesela Yer çekimi yasası .
Hayatınıza her şeyi evet hepsini siz çektiniz. Bunu kavrarsanız, sırrı kavrarsınız ve hayatınız değişir.
Düşüncelerimi değiştirmek çok zor olacak diyorsanız, duygularımız ne düşündüğümüzü anlamımızı sağlar. Çünkü düşüncelerimiz duygularımızı oluşturur. Duygularımız neyi kendimize çektiğimizi anlamamıza yardımcı olur.
Bize göre 2 duygu vardır . İyi ve kötü.
Mesela; suçluluk, öfke, gerilim gibi olumsuz hisler bize kendimizi kötü hissettirir. Bunlara kötü frekans ve kötü dalga denir ve bu hislerle istediğiniz şeyleri kendinize çekemezsiniz.
Sevgi, mutluluk, umut gibi iyi hisler bize düşündüğümüz, istediğimiz şeyleri kendimize çekeceğimizi söyler
Aslında düşündüğünüzden daha çok hissettiğinizi alırsınız. Güne iyi başlar mutlu bir ruh halinde olursanız bu ruh halini sürdürecek kişi ve olaylarla karşılaşırsınız.
Kendinizi mutlu, sevgi dolu, ve iyi hissetmeye başlayın.
Duygu ve düşünceleriniz her zaman oluşanlara denktir. Yaşam boyu kendi filmimizi kendimiz yaratırız.
Hüzünlü olduğumuzda güzel şeyler yapıp his ve duygularımızı değiştirebiliriz. Kendinizi sağlıklı mutlu ve sevgi dolu hissetmeye başlayabilirsiniz. Evren her dileğinizi gerçekleştirecek devasal bir sır gibidir.
Adım İSTEMEK Yaratımın 1. aşamasıdır. ,
Kendini iyi hissetmek bu çok önemli. Gerçekten ne istiyorsanız oturun ve yazın ama şimdiki zamanı kullanın. Evrene sipariş verirsiniz.
2. Adım CEVAPTIR
Cevap vermek için tüm güçler devrededir. Çoğumuz ne istediğimizi söyleyemeyiz. Çünkü nasıl olacağını, gerçekleşeceğini, bilemeyiz. Ama bunu bilmeye de gerek yok.
İstiyorum ama olmuyor diye sorarsanız o zaman anlamanız gereken
3. Adım KABUL ETME
Kendimizi istediğimizle aynı hatta getirmemiz gerekir. Aynı hatta iseniz kendinizi harika hissedersiniz. Bu duyguların gücüdür.
Ama korku, öfke, umutsuzluk hissederseniz bunlar istediğinizle aynı hatta olmadığınızın güçlü göstergesidir.
Hissettiklerinizin önemini fark ettiğinizde ve düşüncelerinizi hislerinize dayayarak yönlendirdiğinizde yavaş yavaş görürsünüz ki düşünceniz gerçeklerini oluşturacaktır.
Almak istediğiniz araba ile deneme sürüşüne gidin,
İstediğiniz evi gidin ve gezin.
Evren hızı sever, ertelemeyin.
Fırsat olduğunda harekete geçin. Para, insanlar, neyi isterseniz kendinize çekersiniz.
Başlangıçta hiçbir şey olmayabilir. Görmesek bile yola devam edersiniz, Hayat bizi olmamız gereken yere götürecektir. 3 dk, 3 gün 30 gün ama bu evrenle ne kadar aynı hatta olduğunuza bağlıdır.
Evrende sihirli bir lambadan çıkan bir cin gibidir. Dileğin benim için emirdir der, Evren her dilediğinizi gerçekleştirecek devasal bir cin gibidir.
Hayat karanlık yolda giden bir araba gibidir. 10 metre öteyi göremezsiniz. Ama arabayla dünyanın bir ucuna gidebilirsiniz.
Evren için kurallar yoktur. Ufak bir şeyle başla uzun zamandır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünün.
Şu an istediğiniz koşullara sahip değilseniz bunu seçiminizle oluşturmuşsunuzdur.
1.Minnettar olduğunuz şeylerin listesini yapın.
Hoşlandığınız her şey için minnettar olun. Küçük şeyler için olsada. Her sabah kalkıp şükretmek . sabahtan kalktığınızda bu minnet duygusunu yaşarsanız gün boyu minnet duyacağınız şeyleri çekersiniz.

Sahip olmadığınız hiçbir şeye odaklanmayın. Sahip olduğunuz için şükrettiğiniz şeylere odaklanın.
2. Tasavvur etmek
Tasavvur ettiğinizde gerçekleştirirsiniz. Gerçekten koşmakla, koştuğunuzu düşünmek zihinde aynı etkiyi doğuruyor. Bir şey zihninizde oluşuyorsa maddende olacaktır. Tasavvur edip hissetmek. Şu an ile ilgili bir his içinde olduğunuzu hissedin , eğlenceli olun bağırın.
Nasıl olacağını bilmek bizim değil evrenin işidir. Burada mucizeler olur. Sır ile ilgili en önemli nokta gerçekten mümkün olduğu kadar kendimizi iyi hissetmektir.
Evren isteğin benim için emirdir der. Yüzeysel bakarsanız erişemezsiniz. Kendinize istediğiniz şeylerin panosunu yapın. Hak ettiğinize ve mümkün olduğuna inanın ve günde birkaç kere gözlerinizi kapatın hayal edin.Hayallerinizi hissedin. Bundan zevk alın. Evrene bunu yayın. Evren bunu nasıl oluşturacağını bilir. Kendinize bir hayal panosu yapın ve her gün bu panoya bakıp hissedin.
İnsan zihni düşünebildiği her şeye ulaşır.
Hayatınıza daha fazla bolluğu çekmek için niyet edin. Niyetiniz nakit para ise sınırını belirleyin. Evrenin katalogundan bunu seçip belirleyin. Birçok kişi borçlarını ödemeyi hep bunu hayal eder, asla borçlarınızı düşünmeyin bunu hedeflemeyin. Yoksa borçlara enerji verirsiniz. Bolluğu hedefleyin. Borcumdan kurtulmak istiyorum diye düşünmeyin yoksa daha fazla borcu çekersiniz. Yapacağınız tek şey daha fazla paraya odaklanmaktır.
Para kazanmak zordur inancına sahipseniz bu inancınızı para kazanmak kolaydır ve sık kazanılır şeklinde beyninizde onaylayın zamanla zihninizde oturacaktır.
Herkesin parayla ilişkisini düzenleyecek kapasitesi vardır. Paraya odaklanarak kendinize çekebilirsiniz. Ancak her şey para demek değil, ev araba demek değil, iç huzuru ve mutluluğu sağlarsanız sağlıklı olursunuz ve bunları çekersiniz.
Hepimiz bu evrende yaratıcıyız ve meydana getirmek istediğimiz her dilek gerçekleşir.
Kendinizi sevin Sağlıklı bir ruh kendini ve etrafındakileri sever. Etrafınızdaki insanların iyi yönlerini görün. Birlikte çok zaman geçirdiğiniz insanların en iyi yönlerini yazın ve listesini yapın.
Kişinin düşünce şekli ve psikolojisi çok önemli.
Kötü ilişkiler ve kötü olaylar yaşayabiliriz. Ama biraz çabayla zihninizde onun olumlu yönlerini düşünebilirsiniz. Onun en sevdiğiniz yönlerine odaklanırsanız size öyle davranır. Size bu davranışları göstermeyecekse çekim yasası bu kişiyi sizin etrafınızda tutmayacaktır.
Kendi gerçekliğinizi yaratan sizsiniz. Ve bunu sadece siz yapabilirsiniz.
Vücudumuzda düşüncemizin bir ürünüdür. Güçlü bir inançla sürekli şükrederek hastalığınız neyse bunu hiç düşünmeyerek sürekli komedi filmleri seyredip, gülerek, hayatınıza hiç stres sokmayarak kendinizi iyileştirebilirsiniz.
Kendimizi iyileştirmeye dair temel bir yapımız var. Vücut her saniye milyarlarca hücre yeniliyor. Bazı hücreler bir günde bazıları ise bir yılda yenileniyor. Kendinizi çok sağlıklı farzedin ve asla hastalığınıza odaklanmayın. Düşüncelerimiz vücudumuzu tekrar tekrar yaratır. Kendimizi iyileştirip, hayatınızı iyileştirebilirsiniz.
İstenmeyeni ittikçe ona güç verirsiniz. Hayır diye bağırdığınızda çekim yasası onu oluşturur. Bunu istemiyorum dediğinizde onu oluşturursunuz. İstemediğinize değil istediğinize odaklanacaksınız. Sakin olmayı ve dikkatinizi istemediğiniz durumdan uzak tutmaya bakın. Tüm enerjinizi yaşamak istediğiniz deneyime yönlendirin. Dışarıdan gelen sesleri dinlemeyin. İç görünüzü ve iç sesinizi dinleyip hayatınızı siz yaratırsınız.
Peki herkes istediğini alırsa yada başka deyişle bu sırrı öğrenirse ne olur . Evrende her şey boldur. Güç, sevgi, neşe, iyilik, bolluk, evrende sonsuz ve çok bol.
Kendimizi çaresiz hissettiğimizde etrafımızdakileri görmüyoruzdur.
İstediklerinizi seçin. Onunla ilgili o duyguyu bulun ondan bahsedin, yazın ; yaşamak istemediklerinize asla dikkatinizi vermeyin.
SİZİN SIRRINIZ
Elinize mikroskopla bakarsanız sadece enerjileri görürsünüz. Her şey enerjidir. Organlarınız, hücreler, molekülleri, atomları enerjidir, evrendeki her şey enerjidir. Vücudunuzda yaşadığınız şehri bir hafta aydınlatacak kadar enerji vardır.
Bir kuantum fizikçisine dünyayı yaratan nedir diye sorarsanız. Enerji der. Ve şöyle tarif eder.Enerji yaratılamaz, yok edilemez, her zaman var oldu, var olan hiçbir şey yok olamaz , form değiştiremez, bir formda bağımsız var olabilir.
Bir din adamına aynı soruyu dünyayı yaratan nedir diye sorsanız aynı tarifi verir.
Her zaman var oldu, var olacak, yaratılamaz, yok edilemez, vs.
Siz ruhsal bir varlıksınız. Hepimiz birbirimize bağlıyız. Sadece bunu göremiyoruz. Tek bir enerji alanı var. Enerji kaynağının uzantısısınız. Siz enerjinin kaynağı sonsuz varlıklarsınız. Siz tanrının gücüsünüz, tanrıya ne diyorsanız osunuz. Tanrının hayali ve suretisiniz. Evrenin kendisi bir bilinçtir. Siz kendi dünyanızı yaratacak potansiyel güce sahipsiniz.
Şimdi sizde bir düşünün! Geçmişteki hangi düşüncelerinizle nerelerin gerçekliğini yarattığınız acaba ?

Yeni alışkanlığın da zihinde kalıcı sinir ağı “otoyolu” yaratması 21 gün tekrar edilerek oluşu

anette inselberg bilniçaltı

 

 

Alışkanlıklar beyinde 20 günde oluşmaktadır. 20 gün boyunca aynı şeyi yapan insan 21. günde alışkanlık kazanmış olur. Tıpkı sigara alışkanlığı gibi.
Araba kullanmaya başladığımızda vitesi, debriyajın yerini, sinyali verirken düşünürüz ama belli bir süre sonra beyin bunu otomatiğe bağlar hani kişisel gelişim kitaplarında hep yazar ya 20 gün aptalım diyen, 21. gün aptal olur.
Alışkanlık, bir halata benzer. Her gün bir lifi örer ve sonunda onu koparamayacak kadar güçlü yaparız.
Horace Mann
Alışkanlıklar bırakılmazlarsa, zamanla ihtiyaç haline gelirler.
St. Augustine
Alışkanlıkların zincirleri, önce duyulmayacak kadar hafif, sonra kırılmayacak kadar güçlü olur.
Benjamin Disraeli
Alışkanlıktan daha büyük bir şey yoktur.
Ovidius
Hiç kimse bir alışkanlığa veda etmek cesaretini gösteremez.
Balzac
İlk gördüğümüz zaman korktuğumuz nice şeyler vardır ki, zamanla alışır, hiç aldırmaz oluruz.
Aisopos
İnsan alışkanlıklarının çocuğudur.
İbn-i Haldun
Mademki alışkanlıklar hayatımızın en ileri gelen hakimleridir, öyle ise ne yapıp yapıp iyi birini edinmeye çalışmalıyız.
Francis Bacon
Tilki, derisinden vazgeçer de, alışkanlıklarından vazgeçmez.
Suetonius
21 GÜN KURALI
Sadece irade kullanarak alışkanlık değiştirme çabaları ancak kısa bir süre işe yarar. Sonra eski alışkanlıklara geri dönülür. Çünkü bilinç ile bilinçaltı çatıştığında kazanan daima bilinçaltıdır. Örneğin, siz bilinçli olarak sigarayı bırakmak isteyebilirsiniz ama bilinçaltınızda sigarayla ilgili olumlu bir kayıt olduğu sürece iradenizi kullanarak sigarayı bir süre bıraksanız bile bir müddet sonra yine başlarsınız. Bilinçli zihin dakikada dokuz düşünceyi bilinçli olarak algılayabilir; ama bilinçaltı bir dakikada 2.3 milyon bilgi parçacığını prosesten geçirir.
Olumlu ve olumsuz alışkanlıkların, yaşam deneyimlerinin, inançların belleği bilinçaltındadır.
Bir alışkanlığı ondan kurtulmaya çalışarak değiştiremezsiniz ama yeni bir alışkanlık yaratabilirsiniz. Kötü alışkanlıkları yok etmek, yeni bir şeyi öğrenmekten daha zordur. Yeni bir alışkanlığı yerleştirmek için 21 gün boyunca hiç ara vermeden tekrar gerekir. Çünkü yeni alışkanlığın zihinde ve hücresel bellekte kalıcı olarak yerleşmesi 21 gün sürer. Alışkanlıklar tekrarlana tekrarlana kazanılır. Yeni alışkanlığın da zihinde kalıcı sinir ağı “otoyolu” yaratması 21 gün tekrar edilerek oluşur. Zihniniz ve kaslarınız tekrar edilen bir şeyi otomatiğe bağlar. Dişinizi fırçalamak, yürümek ya da ayakkabınızı bağlamak için düşünmüyorsunuz değil mi?
Bireysel gelişim yolculuğunuzda bilinçaltınıza belirli bir olgunlaşma süresi tanımanız gerekir; bunu kuluçka dönemi olarak düşünün. Unutmamanız gereken, bu 21 günlük kuluçka dönemini hiç sekteye uğratmadan tamamlamanız gerektiğidir.
http://www.instagram.com/dusunenakil/

Yapmış olmam gereken ve yapmadığım ve yapmamış olmam gereken ve yaptığım her şey için pişmanlıkla af diliyorum …

Bir zamanlar Çin’de yoksul bir adam o denli aç ve bitkin düşmüştü ki kendini tutamayıp bir armut çaldı. Adamı yakaladılar ve imparatorun karşısına cezalandırılmak üzere çıkardılar.
Hırsız, imparatoru görünce ona şöyle dedi; “Değerli efendim, çok açtım dayanamadım çaldım. Beni af etmeniz için yalvarıyorum. Af ederseniz, size paha biçilmez bir armağanım olacak.”
İmparator dudak büktü:”Senin gibi birinde paha biçilmez ne olabilir ki?”
Hırsız, o anda avucunun içindeki armut çekirdeğini uzattı ve; ” Bu çekirdeği ekerseniz, bir gün içerisinde altın meyveler veren bir ağacın yeşereceğini göreceksiniz.”
İmparator bir kahkaha atarak; “Ek o zaman,” demiş, “altın meyveleri görünce affederim seni.”
Yoksul adam: “Haşmetlim bu tohumu ben ekemem, çünkü ben bir hırsızım. Bu sihirli tohumu ancak ömründe hiç çalmamış, başkalarına haksızlık yapmamış, yalan söylememiş biri ekebilir. Tohum o zaman gücünü gösterir, aksi takdirde onu ekeni zehirler tarif edilmez acılarla öldürür. Sultanım, bu tohumu ancak siz ekebilirsiniz.”
İmparator irkildi, suratını astı bir süre düşündü sonra da hırçın bir sesle: ” Ben imparatorum, bahçıvan değil, o tohumu başbakana ver eksin de altın meyveleri görelim,” dedi.
Yoksul adam tohumu başbakan’a uzatınca başbakan telaş içerisinde İmparatora dönüp itiraz etti: “Ben ekim biçim işlerinde çok beceriksizim efendim. Sihirli tohumu yanlış eker ziyan ederim bence bu tohumu hazinedar başı eksin. ”
Hazinedar başı hemen bahane buldu ve bu görevi bir başkasına devretti.
Bir bir orada bulunan herkes sudan sebeplerle tohumu ekme görevinden kaçındılar.
Sonra İmparator doğan sessizliğin içerisinde bir süre düşündü, başı önünde duran başbakana, hazinedara ve bütün görevlilere dik dik baktı ve; “Hadi bakalım bu hırsız bahçıvana tohumunun nasıl altın meyve verdiğini hep birlikte gösterip sevindirelim” dedi, cebinden bir altın çıkardı yoksul adama tutması için attı herkesin ceplerinden sessiz sedasız birer altın çıkarıp adama vermesini izledi sonra da gülerek “Bas git buradan be adam, bugünlük hepimize bu ders yeter” dedi.
—————-
İnsanlar, imparatorlar, ve hatta toplumlar bile kusur işlerler. Hata yapmayacak kadar mükemmel insan yoktur. Adını bulamadığım bir bilge şöyle demiş;
’’Bir şehre iki mükemmel insan çoktur. Bir mükemmel insan ise azdır. En iyisi bir buçuk mükemmel insan.
Nasıl mı olacak? Herkes kendisini yarı, karşısındakini ise tam mükemmel olarak kabul etsin. Böylece herkes diğerine değer verecek ona karşı kusur işlememeye dikkat edecektir…”
Af etmeyi ve başkalarına karşı olan hatta kendi kendimize olan kusurlarımızla yüzleşmeyi ve özür dilemeyi bilmek gerek.
Zerdüşlük öğretisinde Zend-Avista’da bir tövbe duası vardır ;
Düşünmüş olmam gereken ve düşünmediğim
ve düşünmemiş olmam gereken ve düşündüğüm her şey için;
söylemiş olmam gereken ve söylemediğim
ve söylememiş olmam gereken ve söylediğim her şey için;
yapmış olmam gereken ve yapmadığım
ve yapmamış olmam gereken ve yaptığım her şey için
pişmanlıkla af diliyorum …
Af dilemek yeterli değil. Birilerine kusur işleyince yapacak şey kusur işlediğimizi sevindirmektir. Sevindirmek fedakarlık gibi görünüyor ama, üzdüğünü sevindirince yarı mükemmel insanın benliğinde hissettiği duyguyu anlatmaya benim kelimelerim yetmez.
Yine bir Zerdüşt sözü ile bitirelim “Mutluluğu ve sevinci ancak başkalarının mutluluğunda ve sevincinde arar isen bulabilirsin”

4 Yaşından Beri Beslediği Kargalardan Hediyeler Alan 8 Yaşındaki Kız


Seattle’da yaşayan 8 yaşındaki bir kız olan Gabi Mann’in, evine zaman zaman ufak hediyeler geliyor. Her birini özenle saklıyor çünkü hediyeler çok değer verdiği bir arkadaş grubundan- 4 yaşından beri beslediği, kendisine ışıltılı incik boncuk hediyeler getiren kargalardan.
Bu ‘hediyeler’ düğmeler, LEGO parçaları, metal hurdaları ve kalp şekilli boncuklardan oluşuyor. Bir kere Gabi üzerinde ‘en iyi’ yazan bir metal bile almış, Öyle görünmeyebilir ama bunlar Gabi’nin en değerli koleksiyonu.
Bir keresinde üzerinde ‘en iyi’ yazan bir metal aldığını söylüyor Gabi, “Üzerinde ‘arkadaşım’ yazan kısmını hala saklıyorlar mı bilmiyorum.” diyor.

İnsanların kalplerini kırdığında da bu çitlerdeki gibi delik açmış olursun. Ardından özürde dilesen bile, o yaranın izi orada kalır.

 

 

Bir zamanlar çok sinirli ve hırçın bir çocuk vardı.Birgün hırçınlığının ardından öfkesi yatışıp üzüntü hissetmeye başladığında, babası bir torba çivi verdi çocuğa. Ve, ne zaman sinirlenip hırçınlık yapar ise, bu çivilerden birini arka bahçedeki çitlere çkmasını söyledi.
Çocuk, ilk gün 37 çivi çaktı. Daha sonraki günlerde çakılan çivi sayısı git gide azaldı. Çocuk, öfkesine hakim olmanın arka bahç…eye gidip çivi çakmaktan daha kolay olduğunu zamanla fark etmişti.
Sonunda çocuk öfkesine hakim olur hale geldi. Gidip durumu babasına sevinç içinde anlattı. Babası, bu defa , kendisini tutabildiği her ün için çivilerden bir tanesini çitlerden sökmesini istedi oğlundan.
Günler, haftalar geçti ve en sonunda çocuk babasına tüm çivilerin bittiğini haber verdi. Bunun üzerine, babası:
“Aferin oğlum! iyi iş becerdinm ve öfkene hakim olmayı başardın” dedi ve çocuğun elinden tutup onu çitlerin yanına götürdü. Eliyle çitlerdeki delikleri göstererek:
“Delikleri görüyor musun? İşte bu çitlerdeki bu delikler tamamen kaybolmayacaktır. İnsanların kalplerini kırdığında da bu çitlerdeki gibi delik açmış olursun. Ardından özürde dilesen bile, o yaranın izi orada kalır.

Hepimiz bazen korkunç, acı veren, çözümsüz sandığımız, anlamadığımız sınavları yaşarız.

anette inselberg kızılderili

 

Cherokee Kızılderililerinin 12-13 yaşına gelen erkek çocuklarına uyguladıkları bir sınav vardır. Babası bir akşam oğluna artık erkek olduğunu kanıtlamak için bir sınavdan geçmesi gerektiğini söyler ve onu ormanın içlerine götürür. Orada oturması için bir ağaç kütüğü gösterir, çocuğun gözlerini bağlar ve onu gece boyunca yalnız bırakacağını belirtir. Çocuk bağırmamalıdır, gözlerini de sabahın ilk ışıkları bağın arasından süzülene kadar açmamalıdır. Orada kütüğün üzerinde sessiz kıpırdamadan sabahı beklemek zorundadır. Bunu başardığı zaman çocuk erkek olarak kabul edilir. Yaşadığı bu sınavı da başkasına anlatması yasaktır. Her erkek çocuk geceyi/sınavı yalnız bir başına yaşamalıdır.
Sınav zordur. Doğal olarak çocuk korkar. Rüzgarın sesi, orman hayvanlarının bağırtıları korkunçtur. Her yönden çıtırtılar, yaklaşan ayak seslerine benzer gürültüler gelir. Çocuğun aklından binbir türlü korkunç olasılıklar geçer durur. Ama sınavı geçmek ve erkek olabilmek için sabırla beklemek ve gözünü açmamak zorundadır.
Korkunç gecenin sonunda güneşin ilk ışıkları ile birlikte çocuk gözünü açar ve karşısında sessizce kendisini izleyen babasını görür. Onu yalnız bırakıp gideceğini söylemiş olan babası aslında bütün gece orada sessiz oturmuş bir tehlike durumunda oğlunu korumak için beklemiş, oğlunu sınavını yaşarken izlemiştir. Bu sınavı birlikte yaşayan baba ile oğul birbirlerine çok farklı bağlanırlar, baba oğlunu anlar çünkü aynı sınavdan geçmiştir, aynı zamanda oğul da babası için ne kadar değerli olduğunu anlar.
Hepimiz bazen korkunç, acı veren, çözümsüz sandığımız, anlamadığımız sınavları yaşarız. Bu sınavlar kendimizi kanıtlamak için de olabilir.
Her sınavla birlikte yaşamı anlar ve olgunlaşırız. Zaman zaman yalnız kaldığımızı da sanırız ama eğer oyunu kuralına göre oynarsak daima birileri, hatta sınavı yapan, bizi gönüllülükle gözetir..
Hayatınıza dokunan ve el verenleriniz eksik olmasın…

Hayatta bazen öfkeyle hareket edip bizi inciteni biz de incitmek isteriz

anette inselberg öfke yerine sevgi

Bir yılan marangoz dükkanına girer ve köşeyi döner dönmez testereyi görür ve ona doğru ilerler. Testereyle temas edince biraz yara alır. O anda dönerek tepkiyle testereyi ısırır ve bu sefer de ağzını çok fena keser.

Sonra ne olduğunu anlamayan yılan testerenin kendisine saldırdığını düşünüp testereyi bütün gücü ile çepeçevre sararak onu öldürmek ister. Çok acıdır ki yılan kendini testere ile vahşi bir şekilde öldürür.

Hayatta bazen öfkeyle hareket edip bizi inciteni biz de incitmek isteriz. Ama aslında farkında olmadan kendi kendimizi harap ederiz. Bu yüzden nefret ve öfkeye zor olsa da sevgiyle karşılık vermeliyiz…

Anksiyete Ve Acı Çekmeyi Sonlandıracak 8 Yol

anete inselberg doğru çaba doğru kaar

 

1. Doğru görüş
Adil olmanın en iyi yolu, kesinlikle yargılamamaktır. Bir şeyin iyi ya da kötü olup olmadığına karar vermek yerine, o şeyin doğasını tamamen anlamaya çalışmalısınız. Birçok insan yanlış şekilde davranır. Ancak onları yargılamak sizin haddinize mi? Acıya son vermek için yargılamaktan ziyade kapsamlı bir tutum geliştirmek gerekir. Başkalarının davranışlarını değerlendirmek, onaylamak veya kınamak size kalmış bir şey değildir. Onlar da aynı şeyi size yapma gücüne sahip değildir.
2. Doğru karar
Başarılı hedefler belirlemekle asil hedefler belirlemek arasında büyük bir fark vardır. Birincisi, bireysel övgü almak arzusundna kaynaklanır ki bu sonunda kendinizi boş hissetmenize neden olur. Zaferinizi alkışlarsınız ama bunun evrende herhangi bir amacı var mıdır? Öte yandan Budistler, insanları soylu amaçlarla hareket etmeye davet ederler. Bu acıyı sona erdirmenin bir yoludur, çünkü her zaman başkalarının da paylaşabileceği derin bir tatmin duygusuna bizi götürür. Kendinizi faydalı ve işe yarar hissetmek, çabalarınıza daha fazla anlam kazandırır.

3. Doğru konuşma
Kelimeler hayat verdiği gibi alır da. Sizi vezir de rezil de edebilir.Kelimeler temiz bir ruhtan geldiğinde, onlar dünya için bir merhem gibidir. Kelimeler anlayış, sevgi ve kardeşlik aktarır. teselli ve motive eder, yaşamın en büyük değerlerini yüceltir. Ancak bazen kelimeler yalan söylemek, incitmek veya küçültmek için de kullanılır. Sözleriyle başkalarına zarar veren kimse mutlu olamaz. Er ya da geç bu, geri teper ve yaralayıcı bir dil kullanan kişiye zarar verir.
4. Doğru davranış
Başkalarına zarar vermeyin ve hiçbir şeyde aşırıya kaçmayın. Farklı kültürlerin neredeyse tüm etik kodlarında bir ilke vardır. Kimsenin hayatını tehdit etmemeli ve kimseyi öldürmemelisiniz. Dahası, bu sadece fiziksel şeyler için geçerli değildir, aynı zamanda semboliktir; maneviyatı da kapsar. Izdırabınıza son vermek için başkalarının acı çektirmemek önemlidir, çünkü bu büyük bir çelişki olacaktır. Aynı şekilde, her türlü aşırılık sağlığınıza zarar verir ve bundan kaçınılmalıdır. Uyum sağlamak için kendi yaşam tarzınızda dengeyi sürdürmekten daha iyi bir yol yoktur.
5. Doğru geçim
Kendi emeğiniz dışındaki şeylere dayanarak bir yaşam tarzı oluşturmaya çalışmak doğru değildir. Böyle yaptığınızda, kişisel gurur duygunuz azalır ve değişir. İş insanı dönüştürür ve daha iyi kılar. Çalışmak; haysiyetinizi oluşturmanın, büyümenin ve başkalarına hizmet etmenin bir yoludur. Tembellik er ya da geç tatminsizliğe ve ızdıraba yol açar. Duraksama yaşarız ve en iyi erdemlerimizi ve yeteneklerimizi kaybederiz. Ancak bazen kelimeler yalan söylemek, incitmek veya küçültmek için de kullanılır. Sözleriyle başkalarına zarar veren kimse mutlu olamaz. Er ya da geç bu, geri teper ve yaralayıcı bir dil kullanan kişiye zarar verir.

6. Doğru çaba
Sürekli bir evrim yoluna girmediğiniz takdirde acınızı sonlandırmak mümkün değildir. Genel anlamda erdem, gökten düşüveren bir şey değildir, sabırlı bir çabanın meuvesidir. Erdemlerinizi büyütmek, kendinize olan sevginizi artıracaktır. Kendinizi tanıma ve büyüme sürecinde kendinizi gerçek bir insan olarak görmenizi sağlar. Eleştirilere ve hatalara açık olmanıza ve evrimleşme fırsatlarını görmenize izin verir.
7. Doğru farkındalık
Eğer acı çekmeye son vermek istiyorsanız, vücudunuzun gönderdiği mesajlara dikkat etmelisiniz. Bedenlerimiz herhangi bir dengesizlik konusunda bizi uyarır. Bizi zararlı olabilecek yaşam tarzlarına karşı uyarır. Aynı şekilde, nasıl davrandığınızdan haberdar olmanız iyi bir fikirdir. Kendinizi yargılamaya çalışmamalı veya kendinizi onaylamamalı veya cezalandırmamalısınız. Bunun yerine, kendinizi daha iyi tanımak için bir seyirci gibi davranarak kendinizi görmeniz önemlidir.

8. Aklı sakinleştirmeyi öğrenmek
Akıl, duygulara kapılıp giderse gücünü kaybeder. Ve eğer kendinizi kontrolsüz duygulara ya da tutkulara kendimizi bırakırsak, sonunda daha çok acı çekmemize neden olacak durumlara gireriz. Her insan, kafa karışıklığı, korku veya ızdırap dönemlerinde zihinlerini sakinleştirmelerine yardımcı olacak araçları bulmalıdır. En çok hata yaptığınız zaman, bu etkiler altında hareket ettiğiniz zamandır İşte bu yüzden bu duyguları kontrol etmeyi öğrenmek önemlidir.

KAYNAK: FİLOJİ

Sanat Uzun Hayat Kısa…

52698950_556658841509041_1282852507353088000_n[1]

Dünyada o kadar çok izlenecek film, okunacak kitap, gezilecek yer var ki insan, hayatı boyunca bir çoğunu yapamayacağı için üzülüyor.
Romalılar bu durumu ”ars longa, vita brevis” diyerek özetlemiş. Sanat uzun hayat kısa…

“Söylediğim gibi yaratacağım!”

anette inselberg abra kadabra

 

Abrakadabra” Ârâmîce bir kelîmedir.
“Abra” Ârâmîce’de “yaratacağım” anlamına gelir. “Alef, Bet, Reş ve Alef” harfleriyle yazılır. Fiilin kökü “B-R-Alef”dir. Bu kök İbrânîce’de de Tevrat’ın ilk cümlesi olan “Başlangıçta Tanrı gökleri ve yeri yarattı”da “Bereşit Bara Eloim et Aşamayim veet Aarets” cümlesinde “Bara”, yani “yarattı” olarak karşımıza çıkar.
Aynı kök Arapça’da da -çoğunlukla yerine H-L-K kökü tercih edilse de- bulunur ve kullanılır. “Abra” sözcüğü de bu kökten az önce sözü edilen gelecek zaman veznine göre türetilmiş bir sözcüktür ve “yaratacağım” anlamına gelir.
“Kadabra” kısmını ise açıklamadan önce bir kez daha bölmek gerekiyor, “Ke’dabra” şeklinde. Buradaki Ke ya da Ki, Ârâmîce’de bir bağlaçtır. Arapça’da “Key”, İbrânîce’de “Ki” şeklinde görülen bu bağlaç İngilizce’deki “like, as, that”, Fransızca’daki “afin que” ya da Farsça’daki “Ke” bağlaçlarıyla benzer ya da aynı anlamdadır. Türkçeye de “ki” olarak çevrilebilir. Kef ve Yod harfleriyle yazılır.
“Dabra”, sözcüğü ise yine Ârâmîce ve İbrânîce’de ortak olan bir kökten, söz, söylemek, demek anlamındaki D-B-R kökünden gelmektedir. Aynı kök İbrânîce’de Tevrat’ın Tesniye Kitabı’nın İbranice adı olan DeVaRim sözcüğünde karşımıza çıkmaktadır ki: bu ad, “sözler” anlamına gelir. Abrakadabra’nın “dabra”sı ise “söyledim, dedim” anlamına gelir Ârâmîce’de…
Netice olarak; Abrakadabra ile ilgili buraya kadarki bilgileri bir araya toplarsak elimizde şu cümlenin olduğunu görürüz: “Söylediğim gibi yaratacağım!”
Abrakadabra, kanımızca Ârâmîce’de “söylediğim gibi yaratacağım” anlamına gelir ve henüz sihirbazlara, “illüzyonist” denmediği dönemlerde, bu türden sihirbazların, bu cümleyi dillendirdikleri anlaşılmaktadır. Arapça, Farsça bir birleşik sözcük olan sihr (büyü) ve baz (oyun, oynayan)’ın böyle bir oyun oynamış olması mümkündür…
Dolayısıyla; bazı sözleri ve söylemleri dillendirirken, ne manaya geldiklerini bilmeden söylediğimizden olacak alışagelmiş bir şekilde kullanıyoruz. Çok değil, az bir araştırmayla “yarı cahilliğimizi cahillik seviyesine” çekebiliriz. Sonrası için ise okumak, okumak, okumak… Ve araştırmak… Belki de edindiğimiz bu bilgiler bizleri aydınlatacak ve söylediğimiz kelîmelerden kurduğumuz cümlelere kadar daha titiz davranmamıza vesîle olacaktır.
Çok fazla uzatmak istemiyorum fakat bir misâl ile noktalayalım yazımızı… Çoğunlukla futbol ve basketbol maçlarında spiker arkadaşlarımız, bir oyuncu için, “pozisyonu yoktan vâr etti” diyerek; aslında ne kavrama, ne kelîmelere, ne de akıl ve mantığa uygun bir cümle kuramadığını her defasında cümle âleme îlân etmektedirler. Bu örnekleri günlük hayatımızdan yola çıkarak da çoğaltabilirsiniz.
Kalın sağlıcakla… İrfan Atasoy- Türkiye Gazetesi yazısıdr.
***
Not: Bu köşe yazım; yazar, dil uzmanı ve çevirmen Mahir Ünsal Eriş’in notlarından derlenmiş olup, konu hakkındaki çeşitli araştırmalarımı kapsamaktadır.
İrfan Atasoy- Türkiye Gazetesi yazısıdr.

Kaynak: Filiz Kılıçarslanla Yaşam Öğretileri

Mart🍃🌟 Mimoza Demektir,

anette inselberg kadın mimoza
Hikayesi de çok güzeldir. Türk kadınları da hikayedeki kadınlar gibidir, güçlüdür. Bu nedenle bu baharda sevdiğiniz kadın dostlarınıza mimoza alabilirsiniz✨🌟
İtalya 1946 yılında ikinci dünya savaşından yıkık dökük çıkmış; insanlar bir coşku, yaşama dair bir umut aramaktalardı.
Derken İtalyan Kadın Birliği üyesi olan 3 kadın, toplumun yeniden inşasının “kadın dayanışmasına” bağlı olduğunu düşündüler: Teresa Mattei, Rita Montagnana ve Teresa Noce.🌟🍃
Üç güçlü kadın, bu yaklaşımlarını sembolize etmesi için bir çiçek seçmeyi teklif ettiler. Sunulan tüm teklifler arasında üç tanesi öne çıktı: Karanfil, anemon ve enfes kokusuyla mimoza çiçeği. Aşağıdaki özellikleri sayesinde kazanan mimoza çiçeği oldu:🌟🍃
Sapsarı renkleri ile neşe saçtığı için (savaşla yıpranan moraller, mimoza çiçeği ile düzelsin diye)
Martta çiçek açtığı için (Dünya Kadınlar Gününü sembolize etsin diye)
Büyük bir ağaç haline gelene kadar çok fazla emek ve bakım gerektirmediği için (İtalya da mimoza çiçeği gibi hızla kalkınabilsin diye)
En önemlisi de, aynı kadınlar gibi kırılgan görünümlerinin arkasında güçlü bir karakter barındırdığı için (mimoza çiçeği zor coğrafi koşullarda bile çiçek açabilir).
O gün bugündür başta İtalya ve Rusya’da olmak üzere, Dünya Kadınlar Gününde (8 Mart) kadınlara mimoza çiçeği hediye edilmektedir. Bir kadın sadece sevgilisinden veya çocuklarından değil; dayanışmayı sembolize ettiği için kadın dostlarından da mimoza çiçeği hediyesi alır.🌟🍃🌟
Mimoza çiçeğinin özelliklerini ve dünya literatüründeki yerini göz önüne aldığımızda, mimoza çiçeğinin aşağıdaki anlamları taşıdığını söyleyebiliriz:
“Dayanışma
Ölümsüzlük ve Diriliş
Hassasiyet, Çoşku ve Umut”🌟