Arşivler

Dünyamıza kalıcı barış ve huzuru getirebilmenin yolu “ben değil, biz varız” diyebilmenin önemini kavramak ve odağımızı buraya kaydırabilmekten geçiyor.

anette inselberg ben deği biz

Bazı Uzakdoğu öğretilerinde dünyadaki yaşamımız karanlık bir odaya benzetilir. Odada birçok kişi toplanmıştır ve herkes çıkışı aramaktadır. Birbirlerini görmedikleri içinde çarpışmalar yani üzüntüler, saldırılar, hastalıklar olur. Karanlık odada ışığa giden yolu bulmak için bütün insanların el ele tutuşarak ilerlemesinin gerekliliği anlatılır. Birlik ve beraberliğin önemi ile ilgili buna benzer birçok yazı okuduğum halde bunun nasıl olabileceğini hep merak ederdim.
Japonya’da felaketler karşısında, insanların nasıl saygıyla birbirlerine yardım ettiklerini, sakince yemek kuyruğuna girdiklerini ve ellerinde ne varsa, tanıdık tanımadık, birbirleriyle paylaştıklarını televizyonlardan saygıyla ve hayretle izlerdim. Kendimi koçluğa hazırladığım dönemde edindiğim bilgilerle bunun altındaki sebebin eğitimin çok küçük yaşta başlaması olduğunu öğrendim. Japonların ilkokula başlayan çocuklar için müfredata koydukları aşağıdaki hikâyeyi okuyunca tüm bunların ancak çocukluktan başlayan eğitimle mümkün olabileceğini anladım.
Hikâye şöyle:
Allah bir grup kötü adamı cehenneme göndermiş ve onlar orada ıstırap çekerken, içlerinde bulunan ve oraya yanlışlıkla düşmüş bir kişi için ince bir örümcek ağı sarkıtıp, tutunarak çıkmasını ve kendini kurtarmasını istemiş. Bu iyi kişi örümcek ağına tutunmuş, tırmanmaya başlamış ve tam ortalara geldiğinde diğer kötü kişiler de ağı fark etmiş ve onlar da ağa tırmanmaya başlamışlar. İyi adam, ağın çok ince olduğunu ancak onu taşıyabileceğini, onun için gönderildiğini, diğer kişilerin gelmemesini istemiş; aşağıya bağırmaya başlamış. Ancak diğerleri dinlememiş ve cehennemden kurtulmak için can havliyle tırmanmaya devam etmişler. Az sonra da ağ kopmuş ve hepsi beraber aşağıya düşmüşler. İyi adam bunun üzerine diğerlerine sitem etmeye başlamış, “Sizin yüzünüzden bende buraya geri düştüm” demiş. Bu ara yukarıdan Yaratan’ın sesi duyulmuş ve eğer o iyi kişi yalnız kendini düşünüp bencillik yapmasa o ağın kopmayacağını, hepsini taşıyabilecek güçte olduğunu ama iyi kişinin yalnız kendini düşünmesinin ağın kopmasına neden olduğunu haykırmış. Bu hikâyenin verdiği ders tek tek kurtuluşun olmayacağı, hepimizin el ele tutuşarak, beraberce kurtulabileceğimiz, ışığı bulabileceğimizdir. Birlikte, kendi kalbimizden başlayarak, her seferinde bir kalple dünyayı değiştirebiliriz.
Japon deneyimi gösteriyor ki böyle bir bilgeliğin küçük yaşta çocuklara anlatılması, onların gelecekteki davranışlarını son derece olumlu etkiliyor.
Dünyamıza kalıcı barış ve huzuru getirebilmenin yolu “ben değil, biz varız” diyebilmenin önemini kavramak ve odağımızı buraya kaydırabilmekten geçiyor. Bu bilincin etrafımıza bir an evvel yayılması dileğiyle…
Banu Uzkut Onuk

“İstediğim hiçbir şeyi elde edemedim… Ama ihtiyaç duyduğum her şeyi elde ettim.”

anette inselberg cesaret

 

Bir Kelebeğin Dersi
Bir gün, kozada küçük bir delik belirdi; bir adam oturup kelebeğin saatler boyunca bedenini bu küçük delikten çıkarmak için harcadığı çabayı izledi. Ardından sanki ilerlemek için çaba harcamaktan vazgeçmis gibi geldi ona. Sanki elinden gelen her şeyi yapmış ve artık yapabileceği bir şey kalmamış gibiydi.
Böylece adam, kelebeğe yardım etmeye karar verdi. Eline küçük bir makas alıp kozadaki deliği büyütmeye başladı. Bunun üzerine kelebek kolayca dışarı çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük, kanatları buruş buruştu. Adam izlemeye devam etti. Çünkü her an kelebeğin kanatlarının açılıp genişleyeceğini ve bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu. Ama bunlardan hiç biri olmadı! Kelebek, hayatının geri kalanını kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de asla uçamadı.
Adamın iyi niyeti ve yardım severliği ile anlayamadığı şey, kozanın kısıtlayıcılığının ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten çıkmak için göstermesi gereken çabanın, Allah’ın kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun kanatlarına göndermek ve Bu sayede de kozanın kısıtlayıcılığından kurtulduğu anda uçmasını sağlamak için seçtiği yol olduğuydu …..,,,,,
Bazen yaşamda tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey çabalardır.
Eğer Allah, yaşamda herhangi bir çaba olmadan ilerlememize izin verseydi, o zaman bir anlamda sakat kalırdık. O zaman olabileceğimiz kadar güçlenemezdik. Asla uçamazdık..
Güçlü olmak istedim… Ve Allah beni güçlendirmek için zorluklar yolladı.
Bilgelik istedim… Ve Allah çözmem için sorunlar yolladı.
Başarı istedim… Ve Allah bana çalışmam icin zeka ve kas gücü verdi.
Cesaret istedim… Ve Allah bana üstesinden gelmem gereken sorunlar verdi.
Sevgi istedim… Ve Allah bana, yardımcı olmam için Sorunlu insanlar yolladı.
İyilik istedim… Ve Allah bana fırsatlar yolladı.
“İstediğim hiçbir şeyi elde edemedim… Ama ihtiyaç duyduğum her şeyi elde ettim.”
Yaşamınızı korkusuzca yaşayın, zorlukların tümüne göğüs gerin ve onların üstesinden gelebileceğinizi açıkça gösterin.

Çoğaltın…

36527094_2114682378773976_8708030378570416128_n[1]

 

Kuş seslerini

Ayaklarınızın toprakla olan misafirliğini

Yeşil renge bakmayı

Müzik dinlemeyi

Kendinize vakit ayırmayı

İçtiğiniz su miktarını

Çocuklarla geçirdiğiniz vakti

Şükretmeyi

Yetinmeyi

Selam vermeyi

Tebessüm etmeyi

Şiir dinlemeyi

Küçük mutlulukları

Şarkı söylemeyi

Sevdiklerinle ve ailene daha çok zaman ayırmayı

Sevgini hak edene vermeyi

Normalleştirmeyin…

36565400_1977391029238775_8194940721963204608_o[1]
İş ve eş gereği ABD Houston Teksas’ta yaşıyorum.
Geçen hafta başımdan geçen ilginç ve gerçekten çok etkilendiğim olay, evime yakın bir postanede gerçekleşti. Yeni yıl hediyesi olarak internet aracılığıyla satın aldığım kol saati paketten camı çatlamış çıkınca, vakit kaybetmeden derhal iade formunu doldurup soluğu postanede aldım.
Postaneye girdiğimde 20-25 kişi kuyrukta hizmet bekliyordu. Burada Noel de yaklaştığı için marketten bir ekmek bile alınsa mecburen onlarca insan arkasında sıraya dizilip normalden çok daha uzun süre beklemek zorunda kalınıyor.
Hizmet eden sayısı sadece 2 kişi olunca, hele bir de hizmet edenler işinden, canından bezmiş bir suratla ve isteksizliğin yansıdığı süratle iş görünce bekleme süresi sabırları zorlayacak düzeye tırmanıyor. Girdiğim kuyrukta arkama döndüğümde bir 30-35 kişinin daha geldiğini gördüm. “Neyse, en azından ortalardayım” diye sevinme payı çıkardım.
Tam 40 dakika sonra sıra bana geldi. Paketi görevliye uzattım, “Adresler üzerinde yazılı” dedim. “Paketi neden bantla kapatmadınız?” diye sordu. Girişteki “Paket içeriğini görmek isteyebiliriz. Lütfen paketlerinizi açık bulundurunuz” uyarısını gösterdim. Sesini yükselterek sinirle “Kapıda ne yazdığını iyi biliyorum. Derhal paketinizi bantlayın” dedi. Sıradaki herkes artık bizi dinliyordu.
Yanı başındaki bantı göstererek, “Rica etsem verebilir misiniz?” dedim. Yanıt yine aynı yüksek sesle geldi: “Hayır, o bant bana ait, müşteri kendi bantını kullanacak!” “Yanımda bant yok, sizin bant için para ödesem…” dediğim an görevli hanım sesini daha da yükseltti.
3 adım ötede, bir ayakkabı kutusu büyüklüğündeki, sadece paketleme servisleri için yapılmış 20 dolarlık bantı işaret ederek satın almamı istedi. “15 santimetrelik kutu için bana o bantı aldırmanız size mantıklı geliyor mu?” diye sordum. “Bantı al ve derhal sıranın sonuna geç!” diye bağırırken sinirden kıpkırmızı kesilmişti. Aynı hışımla kuyruktaki bir sonraki kişiyi (“Sıradaki” anlamına gelen) “Next!” diye çağırdı.
İşte o an dondum kaldım… Çünkü sırada hiç kimse ilerlemedi. Sıranın başındaki beyefendi, “Şu kutuyu derhal bantlayın ve hanımefendinin işini bitirin önce” dedi. Görevli öfkeyle bağırıyordu: “Anyone else… Next!” 30 kişi yerinden kıpırdamıyordu.
İkinci görevliye de gitmiyorlardı. Hizmet durmuştu. Sıradan bir yaşlı bayan, “76 yaşındayım ve dizlerim ağrıyor, ama o bayanın paketini bantlayıp görevinizi yerine getirmediğiniz sürece buradan bir adım atmıyorum” dedi.
Görevli elimden paketi sinirle çekip kutuyu benim söylediğim postane bantıyla yapıştırdıktan sonra ödememi alana kadar karmakarışık duygularla kalakalmıştım. Neredeyse ağlamak üzereydim. Sıraya dönüp “Thank you all” (Hepinize teşekkürler) diyebildim sadece… Gülümseyerek el salladılar.
Dışarı çıkıp arabama oturunca kontağı çalıştırmadan bir süre park yerinde düşündüm. Herkesin işi gücü var. Nasıl oldu da tek bir kişi “Acelem var” diyerek sıranın önüne atlamadı? Nasıl oldu da onca kişi bir kişiye yapılan haksızlık için tepki gösterdi?
O sırada benden hemen sonraki yaşlı beyefendi işini tamamlamış, dışarı çıkmıştı. Arabama yaklaştı, pencereyi açtım. Gülümseyerek kafamdan geçen soruları yanıtladı:
“Size yapılan bu yanlış için üzgünüm. Doğada hayvanlar, ağaçlar ve hatta mikroplar birbirleriyle bağ içerisinde hareket ederken biz insanlar birbirimizden çok koptuk.
YANLIŞ, anında tespit edilerek sineye çekilmeden, derhal toplu olarak tepki gösterilmez ise ‘NORMALLEŞTİRİLİR’. O hizmet eden bayan bir dahaki sefere yanlış yaparken iki kez düşünecek. Biz görevimizi yaptık. Hadi size iyi seneler…”
NEVA ÇİTCİOGLU BANES
Alıntıdır:
http://sosyaldunya-net/normallestirmeyin/

Güneşin Sirius da beraber 6 temmuzda harekete geçmesi çok çok önemli…

36521310_2055488911436869_6377247516471066624_n[1]

 

SİRİUS YILDIZININ SENE-İ DEVRİYESİ
GÜNEŞ 14 derece 19 dakika ile SİRİUS YILDIZI ile 6 Temmuz’da kavuşum yaşayacak.
Bu her sene olan fakat harita açısından değişimler göstermesi dolayısıyla ve etkileşimi de etkili olduğundan önemli bir ZODYAK OLAYIDIR.
Sirius yıldızı TÜRKİYE nin yükseleninde plutonla kavuşum halindedir.
Çocuklarla alakalı durumların ve ailesel toplumsal yaşananların kaynağındadır.Sadece bu kadar söyleyeyim yeterli.
Sirius yıldızının diğer adları TARIK VE Şİ’RA dır.
Şuan ki Sirius yıldızının natal haritasına göre :
Bu kavuşum toplumsal alanda kaynakları değerlendirme,güçlü bir sorumluluk ve organizasyonla ortaya çıkarmak için rahat akışla yol almaya bizleri götürecektir.
Kariyerimiz de gelişmelere maruz kalacağız.
Eylemlerimizde enerjimizi harekete geçirmek için atacağımız adımlar aslında bizi isteklerimiz adına mutlu edecektir
Fakat bunun yanında duygusal anlamda ani çıkışlar,atılımlar yüzünden fikirlerimizi eyleme koymakta zorlanmalar yaşanabilir.
Grup ve arkadaşlıklar ile toplumsal alan adına da görünür olmak için daha fazla çaba sarf etmek gerekebilir.
Aşk ilişkilerinde kazanımlar veya ani bitişler söz konusu.
Değerlendirmek ve doğru alana kanalize olmak çok önemli olacak.
Çünkü,Plüton dediğimiz gezegen akışın yöneticiliğini yapıyor ve eğer biz şeytana pabucunu ters giydirmeye çalışırsak, şeytanın oyununa gelebiliriz.
Bu yüzden doğru ve idareli olmak zorunluluğu vardır.
Bağımlılıklarla ilgili istekler üzerinden kadersel değişimler dönüşümler yaşanacak.
Hazırlıksız,sürpriz konular yüzünden eyleme harekete geçebiliriz.
Bu arada bazı karmaşık durumlarla,ani olaylarla ilgili entrikalar içerisine düşülebilir, dikkat etmek gerekiyor.
Özellikle,kadın/erkek, anne/baba ilişkileri açısından tekrarlı konular ataklar olacaktır.
Yeniden başlamalar,tekrardan yeni baştan işe başlama,ilişkilere başlama, ilişkileri bitirmeler yaşanabilir.
Çözümleri,çözümlemeleri yaparak yol almak gerekiyor arkadaşlar.
Duygusal anlamda parçaları birleştirmemiz gerek.
Kardeşlerle olabilecek karmaşık durumlarda sorun teşkil edebilir.
Karmasal anlamda testlere tabi kalabiliriz.
Konuşmalarımızda ve düşüncelerimizde ileride bize büyük konuşma ve kınamalarımız yüzünden zorluk yaşatacak şeyleri yapmamalıyız.
Bazı ortamlar toplumsal ve ailesel anlamda düzenlerimizde bize yıpranma verebilir.
Hareket enerjimizi ona göre göre eyleme geçirmeliyiz.
Güneşin Sirius da beraber 6 temmuzda harekete geçmesi , aslında etkisi başladı.
Ve güzel bir akış veriyor.
Geçen sene Güneş’in Mars’la birlikte Sirius kavuşumu ciddi anlamda iyi kötü silah,çatışma,ameliyatlar,kavgalar,hırslar gibi şeyler yüzünden üzüntülü durumları bazılarımıza yaşatmış olabilir.
Geçen sene sirius mars ve güneş kavuşumu ile birlikte zorlayıcı açılar çoktu.
Bu sene geçen seneye oranla daha yumuşak bir yıl yaşanacağını umuyorum.
Ama bu şuan için zorluklar olmayacak anlamına tabii ki gelmiyor.
Nedeni ise siriusun bulunduğu burcun yücelim gezegeni SALAŞ JÜPİTER ile BAYGIN NEPTÜN ün güzel bir akışı olmasına rağmen Mars’ın kova retrosu olmasından mütevellit gene tedbirli olmak gerekiyor.
Retrolar arkanı dön bir bak demektir.Tüm gezegenler retro konumda!!!!.????!!!!!
Yaşanan şeyleri tekrar yaşamamak için daha aklıllı,ölçülü gitmek ve çözümlemelerle harekete geçmek, yaşanan şeylerden dersleri almak gerekiyor.
Kaos ortamlarında kalmamak için gözlerimizi daha açık tutmamız,at gözlüklerimizi çıkarmamız gerekiyor.
Bu arada tabii ki güzel su akışı ile birlikte topraklama verim açısından iyi niyetleri çok etkin hale getirecektir.
Dualar, dualarla beraber de güzel etkinlikler ortaya çıkacaktır.
Dualarımızı ederken olumlu düşünce tarzımızı harekete geçirmeliyiz.
Söylediğimiz her şey ama her şey olumlu,olduğu şekilde bize yansısın istiyorsak,ona göre düşünce ve konuşmalarımızı ve kalbimizi temizlikle yönlendirmemiz gerekiyor.
Sistem bizim üçgen açı dediğimiz rahat bir akış sağlamakla birlikte o üçgenin yöneticiliğinde plüton olması aktif bir enerji ile söylediklerimizin olma enerjisini,isteklerin önümüze gelme enerjisini çalıştıracak.
Bu yüzden başkalarını kınamak, başkalarını eleştirmek, başkalarına kusur bulmak yerine önce kendimizle yüzleşmeye çalışmalı, kendimizi çözümlemeliyiz.
Eleştirdiğiniz ve kusur bulduğunuz konular aslında kendinizde eksik olan şeyleri başkalarına yüklemek ve yönlendirmektir.
Siz kendinizi gördüğünüz ayna ile konuşmaktasınız aslında.
Bu yüzden maddi ve manevi anlamda bazı zorluklar yaşamamak için toplumsal arena’da isteklerinizi kendi çevreniz dahilinde ortaya koymak için gerçekten çok düzgün düşünmek düzgün kodlamak ve düzgün bir şekilde kalbini temiz tutarak harekete geçmek,enerji çalışması yapmak faydalı olacaktır.
Sirius yıldızı öyle kolay da bir yıldız değildir tamam iletişim, analitik akıl,şans, kariyer,kültürel ve entelektüel gelişimi destekler amma velakin olumsuz ve kötü kodlamalar,davranışlar ve sözler sizi zora sokacaktır.
Sirius hem hava şartlarındaki durumunu da gösterir.Su elementini içeren hava grubu bir yıldızdır çünkü.
Sıcaklıklar artacak,artabilir artı hava koşullarının dengesizlikleri sürecek.
Doğasal sorunlar yaşanacak.
Köpek saldırılarına da karşı dikkat edin.
SİRİUS KÖPEK YILDIZI olarak da bilindiğinden köpeklere, hayvanlara iyi davranmak, yemek vermek çok önemli zaten bunu da her zaman yapmamız gerekiyor.Onlar dostluk, yardımseverlik içeren ve arkadaşlık konusunda insanların yanındadırlar.Sirius vericilik,şefkat içeren,koku alma duyularını sezgisel kullanabilen YENGEÇ BURCUNDA olduğu için değer kıymet bilmek gereklidir.
SİRİUS YILI BAŞLANGICINDA SÖZÜN ÖZÜ :
DİLEKLERİNİZİ DUALARINIZI TEMİZ NİYETLİ KALP İLE DEVREYE SOKUN.
ALMA MAZLUMUN AHINI ÇIKAR AHESTE DURUMLARINA KARŞI SADECE SEN BİLİRSİN DEYİN BIRAKIN
TÜM İYİ ŞARTLARIN SİZİN LEHİNİZE OLUŞACAĞINI DÜŞÜNEREK YAŞANAN VEYA YAŞAYACAKLARINIZA KARŞI SEVGİ ENERJİSİ İLE KABULLENİŞTE OLUN.
TÜM BUNLARIN DIŞINDA KARMAŞALARDAN UZAKLAŞIN
KENDİNİZİ SEVİN DOĞAYI SEVİN HAYVANLARI SEVİN
BUNLARI YAPABİLİYORSANIZ GÜCÜ ELİNİZE ALIR VE
MURADINIZA ULAŞIRSINIZ.
YENİ UMUTLAR İÇİN AYDINLIĞI SEÇİN VE O YOLDAN İLERLEYİN.
ZAMAN DİLEKLERİN KABUL ZAMANI
BÜTÜNÜN HAYR-I DİLEĞİYLE
TÜM İYİLİKLER VE GÜZELLİKLER SİZLERLE OLSUN
SEVGİLERLE
ASTROLOG RÜVEYDA İREM AKALIN

TÜM YANITLAR SİZDE…

ANETTE İNSELBERG MİSTİK

1.BİR VÜCUT SAHİBİ OLACAKSINIZ Sevebilirsiniz, sevmeyebilirsiniz. Ama hayatınızın sonuna kadar, o sizinle olacak.
2.DERSLER ÖĞRENECEKSİNİZ Resmi olmayan ama her gün tam zamanlı katılmanız gereken bir okul var: Hayat. Bu okulda her gün yeni bir şeyler öğrenme şansınız var. Öğrendiğiniz dersi sevebilirsiniz ya da alakasız veya aptalca bulabilirsiniz.
3.HATALAR YOKTUR, DERSLER VARDIR Büyüme, olgunlaşma devamlı bir deneme yanılma ve deney sürecidir. “Başarısız” olan deneyler de, çok başarılı olan deneyler gibi sürecin bir parçasıdır.
4.BİR DERS ÖĞRENİLENE KADAR TEKRAR EDİLİR Bir ders çeşitli şekillerde ve siz öğrenene kadar tekrar tekrar önünüze gelecektir. Ancak öğrenince yeni derse geçilir.

5.ÖĞRENİLECEK DERSLER TÜKENMEZ Hep yeni bir şey vardır öğrenilecek ve siz yaşadıkça da devam eder. Bir gün gelecek bitecek diye birşey yok.
6.ŞİMDİ BURADAKİNDEN DAHA İYİ BİRŞEY YOK Komşunun tavuğunu kaz görebilirsiniz. Hep kazın peşinde koşabilirsiniz ama her yer böyle yeni yeni kazlarla dolu. Bu sizi mutluluğa götürmez.
7.DİĞERLERİ SİZİN AYNADAKİ BİR YANSIMANIZDIR Birini sevmeniz ya da nefret etmeniz, ancak sizdeki sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz birşeyi yansıtmasıyla mümkün olabilir.
8.HAYATINIZLA NE YAPACAĞINIZ TAMAMEN SİZİN ELİNİZDEDİR Bütün araç ve kaynaklar size verilmiş, onlarla ne yapacağınız tamamen size kalmış. Seçim sizin. Şikayet mi edersiniz, şükür mü? Düşünce ayağa kalkar mısınız, düştüğünüz yerde çakılıp kalır mısınız? Hepsi size kalmış.
9.TÜM YANITLAR SİZDE Yeter ki siz kendinize sormaya ve dinlemeye hazır olun.
10.TÜM BUNLARI UNUTMA EĞİLİMİNDE OLACAKSINIZ Bu da insan olmanın bir özelliği değil mi:)

Aralarındaki güçlü sevgi, birinin bıkıp usanmadan diğerini hayatta tutabilmek için ona yiyecek taşımasına neden olmuştu…

anette inselberg şefkat

 

Japon mimarlarından biri evini baştan aşağı yeniliyordu. Tamirat esnasında söktüğü kapılardan birinin duvarla irtibatlı bölümünde, iç kısmında, iki tahta arsında sıkışıp kalmış bir kertenkele buldu. Biraz daha dikkatle bakınca kertenkelenin canlı olduğunu fark etti.
Onu oradan kurtarmaya çalışırken bu kez kertenkelenin bir ayağından duvara çivilenmiş olduğunu gördü.
On yıl önce yapılan eve kapısı takılırken dışarıdan çakılan bir çivi, o an kapıyla duvar arasında bulunan kertenkelenin ayağına isabet etmiş olmalı diye düşündü Japon mimar.
Peki nasıl olmuştu da bu kertenkele, bir santim boyu bile kıpırdayamadığı bu karanlık duvar boşluğunda on yıldır canlı kalmayı başarmıştı?
Mimar, tamirat işlerini bir kenara bırakarak kertenkeleyi izleme ye başlı. Bu kertenkelenin sadece havayla beslenmediğine göre, bunca yıl yaşamını nasıl sürdürebildiğini merak ediyordu.
Bir süre sonra duvar boşluğunda bir hareket oldu. Japon mimar, nereden çıktığını fark edemediği başka bir kertenkelenin geldiğini gördü. Gelen kertenkele, yerinden kıpırdayamayacak halde olana ağzında yiyecek taşıyordu.
Bu kertenkele diğerinin belki annesiydi, belki eşi, belki de arkadaşı Kim bilir? Ama bilinene bir şey var ki aralarındaki güçlü sevgi, birinin bıkıp usanmadan diğerini hayatta tutabilmek için ona yiyecek taşımasına neden olmuştu

İçinizdeki Şamanın Uyandığını Gösteren 11 İşaret

anette inselberg shaman

İçinizdeki şamanın uyandığını nasıl fark edebilirsiniz?
Şamanizm ve ruhlar dünyasıyla ilgili birtakım öğretiler, antik çağlardan beri varlıklarını sürdürmektedir.
Ruhlar gelecekte şaman olacak birinin bedeninde, ancak Öteki Gerçeklik’te görülebilen ve bizim dünyamızda bir anlam ifade etmeyen birtakım işaretler bırakır.
Bende kendi gençliklerini gören, neden hiç buraya ait değilmişim gibi hissettiğimi anlamama yardımcı olan şamanlara gerçekten borçlu hissediyorum. Bu yazının amacı, yalnızca şamanik gelenekleri tanıtmaktır.
Modern kültürlerde şamanizmin pek bir yeri olmadığı için aslında etrafımızda şaman olup bunun farkında olmayan pek çok insan var. Bu kişilerin çoğu tıp, psikoloji ve yaşam koçluğu gibi “iyileştirme” mantığı olan meslekleri yapmakta. Ancak bazıları kendilerini aslında hiç istemedikleri bir mesleği icra ederken bulabiliyor. İyileştirmeyle alakalı bir meslekte olan biri bile kendini soyutlanmış hissedebilir, çünkü Batı tıp dünyasında kendi geleneklerini koruma imkanını pek bulamayabilir. Bazıları insanlar yerine çevreyi korumak gibi daha büyük organizmaları iyileştirmeye de yönelebilir.
İçinizdeki Şamanın Uyandığını Gösteren 11 İşaret
1. Dünyadaki değişim sürecine katkıda bulunmanız gerektiğini hissediyorsanız.
Yeni Çağa inananlar onlarca senedir bir değişikilk sürecinden bahsetmekte. Ancak şaman enerjisi taşıyan kimseler bu değişikliği hissetmekle kalmaz, ona yön verme ve sürecin bir parçası olup lider konumlarda yer alma itkisini hisseder. Böylelikle insan zihniyle türlerin evriminde bir rolleri olacaktır.
2. Travmatik deneyimler yaşadıysanız.
Yerli halklarda örneğin yıldırım çarpmasına rağmen yaşayan insanlar şaman kabul edilirdi. Günümüzde birine yıldırım çarpma ihtimali düşük, ama onun yerine belki de hayatımızı tehdit eden başka durumlara maruz kalabiliyoruz. Bunların arasında çocuklukta görülen şiddet, cinsel istismar, ölüme yakın deneyimler gibi sizde travma yaratıp sizi iyileşme ve iyileştirme yoluna yönlendiren durumlar sayılabilir.
3. İçe kapanıksanız.
Şamanlar görülen ve görülmeyen dünyaların kıyısında, çeşitli boyutlarda dans eden kimselerdir. Eğer bir şamansanız bu boyutun gerçeklikleri sizi yoruyor olabilir ve kabuğunuza çekilip bilincinizi keşfetmeyi tercih edebilirsiniz.
4. Doğa ve hayvanlarla güçlü bir bağınız varsa.
Şamanların doğa ve hayvanlarla çok özel bir ilişkisi vardır. Onları yeri geldiğinde bir rehber ya da haberci olarak kullanabilirler.
Eğer çevrenizdeki bitki ve hayvanlardan mesajlar alıyorsanız ya da çevrenize karşı oldukça duyarlıysanız bu, içinizdeki şamanın uyandığına işaret ediyor olabilir.
5. Çok hassassanız.
Diğerlerinin hissetmediklerini hissedebilir, görmediklerini görebilir, koklamadıklarını koklayabilirsiniz. Bu da dışarıda, kalabalığın içinde olmayı bir eziyete dönüştürebilir. Çünkü algılarınız her yönden saldırıya uğruyormuş gibi hissedersiniz. Eğer şamanik özellikler taşıyorsanız “aşırı hassas” biri olabilirsiniz. Bu bir armağandır.
6. Derinlerde insanlar, hayvanlar ve doğanın acılarına son verme isteği duyuyorsanız.
Rahipler nasıl içlerinde tanrıya yakın olma isteğini duyar duymaz kiliseye koşuyorsa aynı şekilde sağlık uzmanları da insanlara faydalı olmak için bu alana yönelirler. Ancak bir şaman olmak için sağlık alanında uzman olmanıza gerek yok. İhtiyacı olan hayvanlarla ilgilenme, aktivist olma ve Doğa Ana’yı koruma gibi yollarla da kimliğinizi ortaya koyabilirsiniz.
7. “Şaman hastalığı” kategorisindeki rahatsızlıklardan muzdaripseniz.
Yerli halkların inanışlarına göre şamanlığa çağrılıp henüz bu çağrıya “evet” demeyen kimselerde birtakım fiziksel rahatsızlıklar görülmektedir. Bu rahatsızlıkların arasında kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji sendromu, kronik lyme hastalığı, kronik ağrı bozukluklukları ve otoimmün hastalıklar gibi tedavisi zor olanlar da yer alabilmektedir. Çağrıya kulak vermekle genellikle bunlar ortadan kalkacaktır. Eğer siz de benzer rahatsızlıklar yaşıyorsanız kendinize şu soruyu sorun: “Ben henüz çağrısına yanıt vermemiş bir şaman mıyım?”
8. Canlı ve detaylı rüyalar görüyorsanız.
Gözle görülmeyen diyarlar sizinle rüyalarınızda iletişim kurmaya çalışıyor olabilir. O yüzden rüyalarınızı analiz edin. Özellikle hayvan totemlerine dikkat edin. Eğer bir tane gördüyseniz hayvanın adıyla birlikte “ruh totemi” şeklinde aratırsanız size anlatmaya çalıştıklarını internette bulabilirsiniz. Ya da Jung stili rüya analizine bir göz atın.
9. Yogilerin “siddhi” adını verdiği paranormal yetileriniz varsa.
Bir psişik olabilirsiniz. Daha önceki bir yazımda anlattığım gibi hayaller görebilirsiniz. İnsanları ellerinizle iyileştirebilir; insan, hayvan ve hatta eşya ile telepatik iletişim kurabilirsiniz.
10. Hiçbir zaman kendinizi bir yere ait hissetmediyseniz (çünkü siz aslında bir köprüsünüz).
Şamanlar köyün dışında yaşıyorsa bunun bir nedeni var. Onlar diğerlerinden farklılar. Köyde yaşayanlar bu durumun farkında ve herkes buna saygı duyuyor. Ancak günümüz dünyasında bu durum, şamanik özellikler taşıyan kimselerin toplumdan dışlanmış hissetmelerine neden olabilir. Fakat durum hiç de öyle değil. Sizin ÇOK ÖNEMLİ bir rolünüz var. Benzer özellikleri taşıyanlarla çok iyi anlaştığınızı fark etmişsinizdir. Onların yanında kendinizi ailenizle birlikte gibi hissedersiniz.
11. Şaman kökenlerinizin sizi çağırdığını hissediyorsanız.
Gerçek bir şaman olduğunuzdan emin olmanın bir yolu da rüyalarınızda ya da ruhlar dünyasında başka bir şamanın sizinle iletişime geçmesidir.
Başka bir şaman ya da haberci size yeteneklerinizi ve sorumluluklarınızı hatırlatmak için bir noktada hayatınıza girecektir.
İçinizdeki şamanın uyandığını mı hissediyorsunuz? Unutmayın ki yalnız değilsiniz.
Yazan: Lissa Rankin & Tanaaz
Çeviren: Nejla Nur Güney

Evrenin Size Gönderdiği Ve Yanlış Yolda Olduğunuza İşaret Eden 10 Mistik Mesaj

anette inselberg evren

Bu hayatta yanlış yol yoktur. Yapmak istediğiniz yolculuğa bağlı olarak bütün yolların sonu eve varır. Bazı zamanlar olur gittiğimiz bu yolda bir bakmışız ki kaybolmuşuz veya durup kalmışız öylece… Bazen de kendi hayatlarımız için oluşturmak istediğimiz şartlara ve imkanları karşılamayan yollara kaptırırız kendimizi, sırf o yolu merak ettiğimiz için…
Doğru yolda olup olmadığınızı sorguluyor ve işlerinizin dengesini şaştığını düşünüyorsanız, evrenin sizler için gönderdiği 10 işareti takip edip asıl rotanızı çizip doğru yönde gidebilirsiniz.

1) Dikkatsizliğin Getirdiği Kazalar

Mesela bugün serçe parmağınızı keskin bir yere vurmuş veya dirseğinizi birkaç defa bir yerlere çarpmış olabilir misiniz? Bu gibi kazalar evrenin aslında size yavaşlamanızı ve sonraki adımlarınızı atmadan önce düşünmeniz mesajını verdiğini gösterir.
Böyle durumlarla karşılaşıp kendinize istemeden zarar verdiğiniz oluyorsa, bu aslında kendi hayatınızda sezgilerinizi görmezden geldiğinizi veya belli bir durumun ardında yatan gerçeği göremediğinizi gösteren bir işaret olabilir.
Ayak parmaklarını istemeden bir yere vurmak sadece ufak bir kaza olabilir. Ancak sık tekrarlandığında, aslında evrenden gelen, yaşamınızdaki belli durumlara ışık tutacak mesajları fark etmek adına düşünmenizi tavsiye ederiz.
2) Unutkanlık

Kendinizi sürekli unutkanlıkla veya kaybettiğiniz eşyaların yerini hatırlamakla cebelleşirken buluyorsanız, evrenin sizin için mesajı; “ilerlemeden önce öncelikle özgüvenini sağlayıp daha sonra amacını ve hedefini kendi içinde oluşturmak için kendine zaman tanı ve kendini kontrol et” olabilir.
Aynı zamanda böyle durumlar, oluşturmak veya hayatta başarmak istediğiniz konulara dair daha açık ve net olmanız gerektiğini gösteriyor olabilir.

3) Devamlı Geç Kalmak

Trafiğe takıldığınız için geç mi kaldınız? Yada, zamanın nasıl geçtiğini anlamadığınızdan dolayı geciktiniz mi? Devamlı olarak bir yerlere gecikiyorsanız ve sürekli zamanla yarışıyor hissiyatına kapılıyorsanız, evrenden sizler için, dikkat etmeniz gereken önemli bir mesaj olabilir.
Gecikme ve sürekli bir zaman baskısı altında kalma durumu, aslında yaşamınızda aynı anda birçok işle uğraştığınız ve gerçekten yapmak istediklerinizle uyuşmayan durumlar altında kaldığınız anlamı taşıyor olabilir.

Siz hayatta akışta kaldığınız takdirde, zaman da sizinle birlikte akıp gidecektir. Aksi halde, akıştan kopup gittiğiniz vakit, zaman faktörüyle daha çok yüzleşirsiniz.
4) Dağınık Ortamlar

Odanızı veya bulunduğunuz ortamı temizlemeniz ne kadar zor olursa olsun, bir dağınıklığın sürekli sizi takip ettiğini ve evinizde belli bir yerde biriktiğini görüyorsanız, evrenden size üzerinde durup fark etmenizi istediği bir işaret olabilir.
Dağınıklık sizin hayatınızda bir işaret olarak, geçmişte bilinçaltınıza yerleşmiş bir anıyı veya durumu temizlemekten kaçındığınıza veya bir durumun altında yatan gerçeği göremediğinize dair bir mesaj veriyor olabilir.
Dağınıklığın oluştuğu ve biriktiği alandan yola çıkarak, bunun altında yatan duygusal sebepler ortaya çıkarılabilir. Örneğin, dağınıklığın oluştuğu alan devamlı mutfaksa, sizi duygusal yönden besleyen öz sevginiz ve öz bakımınızla ilgili meselelerde sorun yaşıyor olabilirsiniz veya yatak odanızda oluşan dağınıklık, ikili ilişkilerle veya yakın ilişkilerinizle ilgili sorunlardan haber verebilir.
5) Eşyaları Kırmak veya Düşürmek

Sürekli istemeden eşyalarınızı düşürüp kırıyorsanız, evrenden aldığınız mesaj, size zarar veren bir yolda yürüdüğünüze veya başarıya giden yolda kendi kendinizi sabote ettiğinize dair anlamlar taşıyor olabilir.
Eşyalarınızı düşürüyor veya kırıyor olmanız, aynı zamanda hayatınızdaki aşırı kontrolü bir müddet bırakmayı ve akışta kalmayı öğütlüyor olabilir. Özellikle de, hayatınızda, belirli bir alanda hissettiğiniz sıkışıklık ve durgunluk hissi, kendinizi sadece evrenin akışına bırakmanız gerektiğini doğrular bir niteliktedir.
6) Sık Sık Hastalanmak

Devamlı olarak enfeksiyon kapıp, soğuk algınlığı veya öksürük gibi rahatsızlıklar yaşıyorsanız, evrenden, yavaşlamanız ve yaşam yönünüzü ve gidişatınızı durup bir düşünmeniz gerektiğine dair bir mesaj alıyor olabilirsiniz. Bu işaretler aynı zamanda, hayatınızdaki kararları diğer insanların istekleri doğrultusunda alıp, kendi isteklerinizi hiçe saydığınız anlamını da taşıyor olabilir.
Sık sık hastalanmanız, belki de daha fazla dinlenmenizi, daha sağlıklı beslenmenizi ve iç huzurunuz için kendinize zaman ayırmanız gerektiğini hatırlatan bir işaret de olabilir.
7) Konuşmaktan ve Düşünmekten Kaçınmak

Yaşadıklarınız hakkında konuşmak istemiyor ve hatta olanları düşünmek bile istemiyor musunuz? Bu durum, hayatınızın gidişatındaki gerçekleri göremediğinize dair çok açık bir işarettir.
Önemli bir husus hakkında konuşmaktan kaçınıyorsanız, iç dünyanızda aslında karşı taraftın söyleyeceklerini duymaktan korktuğunuz mesajı yatıyordur. Aynı zamanda, yapmanız gerekeni bilip ancak harekete geçmeye korktuğunuzu gösteren bir işaret olabilir.
Kendi düşüncelerinizi ve sözcüklerinizi içinize hapsederseniz, zamanla ruhunuzla olan bağınızı yitirip onun isteklerini duymamaya başlarsınız.
8) Kaygı ve Stres

Günlük iş rutininize başlamadan önce karnınızda bir kaygı sancısı hissediyorsanız, doğru iş ortamında ve doğru yolda olmadığınızı gösteren net bir işaretle karşı karşıyasınız demektir.
Tabii ki, endişe farklı sebeplerden doğabilir. Ancak, sürekli bir yer veya kişi ile ilgili olarak stres ve kaygı problemi yaşıyorsanız, temel sebebi bulmak için biraz daha derine inmeniz gerekiyor demektir.
Genel olarak kaygı ve stres duyguları, hayatınızda bir takım değişikliklere gitmeniz ve isteklerinizle uyumlu bir rota çizmeniz gerektiğini öğütlüyor olabilir.
9) Başlanan İşi Bitirmede Zorluk Çekmek

Bir anda bir işe başlama şevkine gelip, ardından sürekli olarak tamamlayamama sorunu çekiyor musunuz?
Bir projeye veya işe tutunamayıp bir sonuca varamamak, hayatınızda ayaklarınızın yere gerektiği kadar sağlam basmadığnı vurgulayan bir işaret olabilir. Belki de bu iş, en büyük hedef ve arzularınızla uyuşmuyordur ve bu yüzden bitirme azmi bulamıyorsunuzdur kendinizde…
Fikirlerinizi hayata geçirmek konusunda zorluk yaşıyorsanız, yapacağınız en iyi şey; hayatın akışına teslim olmaktır. Bu yöntemi denerseniz, yeni bir yaşam yolu önünüze çıkabilir ve fikirlerinizi daha sağlam adımlarla yürütüp gerçekleştirebilirsiniz.
Başladığınız işi bitirmede yaşadığınız zorluk, dileklerinize giden yolda kendinize daha çok inanmanız gerektiğini öğütleyen bir işaret olabilir.
10) Sıkılmak

Hayatınızdan sürekli sıkılmanız, potansiyelinizi azami noktada kullanarak yaşamadığınızı gösteren oldukça iyi bir işarettir. Yaşam, birçok imkanla dolu olağanüstü bir olgudur. Sıkılmanızı gerektirecek bir sebep yoktur aslında.
Sıkılmak daha çok “rahat batması” tabirinden alışık olduğumuz gibi, hayat şartlarımız içinde aşırı rahat hissettiğimiz zamanlarda açığa çıkar.
Eğer gerçekten hayattan çok sıkılıyorsanız, yaşamınızda hangi alanlarda ne gibi değişiklikler yapmanız gerekiyor tespit edin. Örneğin, yeni bir hobi edinmek, kariyer planında değişiklik yapmak, seyahat etmek gibi kendinize tanıyacağınız imkanlar, hayatınızı canlandırıp sıkılganlığı ortadan kaldırabilir.
Evren bizlere yaşam yolumuzda ışık olacak birçok işaret göndermekte. Sezgilerimize güvenmek ve ruhumuzun isteklerine kulak vermek, kendimiz için yapabileceklerimizin en iyisi. Gördüğünüz işaretlere karşı duyarlı olun ve olumlu olanakların yaşam yolunuzu kolaylaştırmasına izin verin…

Bir yaşlının not defterine KAZIDIĞI 42 ilke=

anette inselberg enerji
*Hiçbir şeyden korkma!
*Sev, ama kimseye obsede olma!
*Gaddarlık etme, kimseye karşı acımasız olma! (Zaman olur ki sen de merhamet beklersin)
*Kibirlenme! (Karşındakinden üstün olsan da ona karşı alçakgönüllü ol!)
*Kimseyi küçümseme!
*Bencil olma, diğerkam ol!
*Kıskanma! (Herkes layık olduğu veya ihtiyaç duyduğu şekildedir.)
*Kimseyi kıskandırmaya da çalışma!
*Öfkelenme! (Öfkelenmek, duyguların aklı geçici olarak iptal etmesidir; zararı kendine de dokunabilir.)
*Hiçbir realiteye bağnazca bağlanma, ilerleyemezsin! (Hakikatlerden oluşmuş bir mutlak realite yoktur.)
*Alıcı olduğun kadar verici de ol! (Ama kime, neyi, ne ölçüde, ne zaman, nasıl ve nerede vermek gerektiğini de gözeteceksin!)
*Yardım isteyene yapabileceğin yardımı esirgeme!( Ama aşırıya da kaçma, aşırıya kaçarsan ona zarar da vermiş olursun.)
*Yolu, ihtiyacı olana göster! (Ama kimseyi o yola zorlama!)
*Güldür, ama kimseyi ağlatma! (Ağlatan ağlar)
*Kimseyi putlaştırma!
*Kimseyi hor görme!
*Muhtaç olana sırtını dönme!
*Garibanın elindeki son kuruşuna göz dikme!
*Laf taşıma!
*Dedikodu etme!
*İkiyüzlü olma, dürüst ol!
*Cimrilik yapma, cömert ol!
*Yalan söyleme, doğruları ise yeri geldiğinde söyle!
*Aldatma!
*Bilmediğini biliyor görünme!
*Kanaatkar ol, elindekiyle yetinmesini bil, açgözlü olma!
*Kinci olma!
*Şefkatini, göstermen gerekenden esirgeme!
*Kimsenin umudunu kırma!
*Sevenleri ayırma!
*Kimseyi aşağılayıp küçük düşürme, kimsenin onuruyla oynama!
*Kimseyi kışkırtma!
*Kimseyi pohpohlama!
*Kimseye yalan söyleme!
*Kimseyi bilerek ateşe atma/tehlikenin kucağına atma!
*Kimseye nankörlük yapma!
*Bilerek adaletsizlik yapma!
*Hakkın olmayana el uzatma!
*Hiçbir canlıya işkence etme
*Hiçbir canlıyı gereksiz yere öldürme!
*Tanrıya asla isyan etme!
*Vicdanının sesini daima dinle! AS

Doğrusunu isterseniz yaşam dar ayakkabıyla yürümektir.

anette inselberg yaşam

Dar Ayakkabı…
O bayram bana ayakkabı almaya karar verdiler.
Hazır ayakkabı satan mağaza yoktu şehirde.
Tek ayakkabı yapan dükkanında ayakkabıcı çıplak ayağımı bir kartonun üzerine koydu, iyice basmamı söyledikten sonra ağzındaki kurşun kalemi eline alıp ayağımın çevresini çizdi.
O ayağımın çizildiği karton benim ayakkabı numaramdı.
Günlerce yeni ayakkabılarımın hayalini kurdum.
Babamın anlattığına göre ayakkabılarım siyah ve bağcıklı olacaktı.
Kapının her çalınışında koştum.
Ayakkabılarım bayramdan bir gün önce geldi, siyah-bağcıklı.
O gün onları giymedim.
Bayram gecesi yatağımın altına yerleştirdim yeni ayakkabılarımı.
Arada bir kalkıp kutusundan çıkartıyor, yere koyuyor, yukarıdan, yandan, önden bakıp duruyordum.
Parlak ve yuvarlak burnunu gecenin karanlığında kim bilir kaç kez okşadım.
Uyku girmedi gözüme.
Sabahleyin ev ahalisi kalktığında, ayakkabı kutusu kucağımda sandalyede oturuyordum ben.
Ayakkabımı babam giydirdi.
Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım, dardı ve canımı yakmıştı.
Ama bunu babama söylemedim.
O ‘Sıkıyor mu? ‘ diye sordukça ‘Hayır’ yanıtını veriyordum.
‘Dar, ayağımı acıtıyor’ desem, geri gidecekti ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı.
O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm.
Bir süre sonra acı dayanılmaz oldu.
Dişimi sıktım.
Topalladım.
Soranlara ‘Dizimi vurdum’ dedim, ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını kimseye söylemedim.
**********
Doğrusunu isterseniz yaşam dar ayakkabıyla yürümektir.
Kimi zaman dar bir maaş, kimi zaman sevimsiz bir iş…
Kimi zaman bir mekan dar ayakkabı olur bize, kimi zaman bir çevre,
Kimi zaman bir sokak, ya da bir şehir…
Kimi zaman dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler bir dar ayakkabıya dönüşür.
Kimi zaman zamandır dar ayakkabı, geçmek bilmez.
Kimi zaman zenginlik, kimi zaman başınızı koyduğunuz yastık…
Canınız yanar.
Topallaya topallaya gidersiniz.
Sonradan öğrendim yaşamın dar ayakkabıyla yürüme sanatı olduğunu…
Bekir Coskun…
Alıntıdır:
http://www-okuizlepaylas-com/dar-ayakkabi/

“İnsanın ruhunu yücelten bir acı, ucuz bir mutluluktan evladır.

Cennet[1]

 

RUH KANSERİ
Nazan Arda geçen hafta 55 yaşında öldü. Göğüs kanseriydi.
Ameliyat için gittiği Amerika’da bir göğsü alınmıştı.
Döndükten 11 yıl sonra beyin kanaması geçirdi.
Beyninde de tümör vardı. Peş peşe geçirdiği iki ameliyatın ardından komaya girdi ve kurtarılamadı.
Gazetedeki fotoğrafında, elinde bir ayıcıkla gülümsüyordu.
“Ayıcık”, kendisi 4 yaşındayken vefat eden annesinin armağanıydı.
Arda, oyuncak ayısını 51 yıl boyunca hiç yanından ayırmamıştı.
Karacaahmet’e gömülürken, ayıcığını da yanında toprağa verdiler.
* * *
Burada Arda’yı anmamın nedeni, 11 yıl önce Amerika’ya ameliyata giderken yazıp eşine bıraktığı ölüm ilanı…
Ecel, beklediğinden geç gelmiş, ama boşandığı eşi vasiyete uyup kendi kaleminden vefat ilanını gazetelere vermiş.
İlan şöyle:
“Şu anda Tanrı’ya teslim etmiş olduğum ruhumu, ömrümce tüm sevdiklerim için mükemmeliyetçilik adına çok hırpaladım.
Kendimi sevecek ve özgürlük tanıyacak vaktim olmadı.
Bilmem o çok uğraş verdiğim ‘özel biri’ olabildim mi?
Rahatsızlık vermekten her zaman çekindiğim sizleri bugün (..) beni uğurlamanız için bekliyor, hepinizi çok seviyorum.”
İlanın köşesinde küçücük bir fotoğraf var:
Nazan Arda’nın ayıcığının fotoğrafı…
* * *
Metni okuyunca bunun bir vefat ilanından çok pişmanlık beyanı olduğunu düşündüm. Başkalarını mutlu edebilmek uğruna kendinden vazgeçmiş, “rahatsızlık veririm kaygısıyla benliğini tarumar etmiş, ruhunu doyasıya salıveremeden can vermiş “mükemmeliyetçiler” için kaleme alınmış bir ağıttı bu…
Nazan Arda, uğruna bir ömür adadıklarından, belki de ilk -ve son- kez bir
rahatsızlık” rica edip cenazesine çağırıyordu.
Törene kaç kişi gitti bilmiyorum; ama ilanı verenin, “boşandığı eşi” olması, o çok uğraş verdiği “özel biri” olup olamadığı sorusunu yanıtlıyordu.
Başkalarını seveyim derken, kendini sevecek vakti bulamamıştı. Son yolculuğunda yanında sadece vefakar ayıcığı vardı.
* * *
Arda’nın fizyolojik hastalığına olduğu kadar psikolojik rahatsızlığına da teşhisi Jean Baudrillard koyuyor: (“Tam Ekran”, YKY, 2002, s.10)
Fransız felsefeciye göre, vücudumuzdan bütün biyolojik düşmanları, mikropları, parazitleri atarsak nasıl savunma sistemi bozulan bedende hücreler birbirini kemirmeye başlar ve kanser tehlikesi doğarsa, ruhta da aynı şey oluyor:
“Sürekli pozitif olacağım” diye eleştirel öğeleri benliğinden uzak tutan, negatif duyguları dışlayan her ruhsal yapı, kendi kendini yiyerek felakete sürükleniyor.
Eleştirel düşünce ise, krizi damıtma yeteneği sayesinde bu felaketi önlüyor.
* * *
Benim yukarıdaki ilandan öğrendiğim şu:
Bütün varoluşunu “Beni beğenecekler mi?”, “Beni seviyor mu?”, “Rahatsız eder miyim?” kaygısı üzerine kuruyorsan, bil ki sonun hüsran…
Bir küçük serzeniş, sıradan bir tenkit ya da kadirbilmezlik, acılar pahasına kurduğun o “mükemmel kale”yi yerle bir edebilir.
Ölüm ilanını kaleme alacağına azat et kendini…
Seni, sen diye kabul edip sevecekleri sev.
Eleştir, ki onun için “özel biri” olabilesin.
Kendini, kendine beğendir herkesten önce… Kimseye beğendirmek için de kendinden vazgeçme.
Acıyı göze al, çünkü Dostoyevski’nin dediği gibi,
“İnsanın ruhunu yücelten bir acı, ucuz bir mutluluktan evladır.”Aycan arkadaşım paylaşmis. .

Kendini Affedebilmen için Aşağıdaki Onaylama Cümlelerini Kullanabilirsin

forgiveyourself[1]

 

Kendini Affedebilmen için Aşağıdaki Onaylama Cümlelerini Kullanabilirsin
Çoğu kez, sizi affedebilen tek kişi sizsiniz. Hatalarınızı öğrenin, kabul edin ve yolunuza devam edin.
Affetmek ihtiyacı hakkında çok şey duyuyoruz. Bize zarar verenleri bağışlamanın özgür olmamıza yardımcı olacağını söylüyorlar. Ancak insanların kendilerini affetme ihtiyacı hakkında konuştuğunu kaç kere duydunuz?
Kişinin kendini bağışlaması başkalarını affetmesinden daha önemlidir, ama bunu genelde yapmayız.
Kendinizi uğruna azarladığınız şeyleri hiç düşündünüz mü? Durum ya da sorunlarınızdan kaç kez kendinizi sorumlu tuttunuz?
Kendimize verdiğimiz zarar, başkalarının bize neden olduğu kadar büyüktür. Bu nedenle, bu makalede, kendinizi bundan özgür bırakmanıza yardımcı olmak istiyoruz.
Bağışlamak kolay olmayacak. Aynı zamanda bu bir günde yapacağınız bir şey değildir. Bu bir süreçtir. Aşağıdaki onaylamaların büyük yardımı olabilir.

1)Kendimi şüphe, suç ve utancın yükünden özgürleştiriyorum.
Karşılaştığımız pek çok sorunun temel sebebi bu üç duygudur. Kendimizi bağışlamak devam edebilmek için şarttır. Buna şüphe, suçluluk ya da utanç yaşatan eylemler ya da sözler için kendimizi affetmek de dahildir.
Bununla birlikte, bu cümleyi kurmanın yanı sıra, bu duygularla yüzleşmeniz gerekiyor. Bu işin aslında zor kısmı. Artı, bu birçok insanın kaçtığı kısımdır.
Bu duygulara neden olan durumlara göz atabilmeniz için kendinizi bir an durdurun. Engelleri tanımak için kendinize bir dakikanızı ayırın.
Bu süreci dürüst bir şekilde uygulayın. Bu size kendiniz hakkında daha fazla bilgi verecektir. Ayrıca bunu yapmak gelecekte benzer durumlara karşı dirençli olmanızı sağlar.
Hatta bu sürecin sonunda, size şüphe hissettiren, suçluluk ve utanç duymanıza sebep olan şeylerin önemsiz olduğunu bulmanız bile mümkün.

2) Geleceği tam olarak yaşamak için geçmişi bırakıyorum.
Bazen, sahip olduğumuz tüm plan ve hedefler geçmişten dolayı boğuluyor. Bütün bu şeyler ve sizi inciten insanlar sizi geriye çekebilirler. Onların gitmesine izin vermezseniz, istediğiniz yere gitmenizi önleyebilirler.
Bağışlamak, sahip olmadığınız her şeyi düşünmeyi artık bırakmanız anlamına geliyor.
Genellikle bizi inciten şeyler için kendimizi affetmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Bu aslında doğru değil.
Başkalarına bağımlı durumlar yüzünden eksiklikler ya da şartlar tarafından sıkıştığımız zamanlar olur. Örneğin, sevdiği kişi için doğru insan olmadığını fark edince kendini affedemeyen diğer insanlar var.
Herkesin ihtiyaç duyduğu şey olamaz. Ve karşınızdaki kişinin sizde aradığı şeyleri bulamamış olması sizin değerinizi azaltmaz.

3)Hatalarıma rağmen devam edebilirim.
Kültürümüz bize hatalar ve haksızlıklardan kaçınmamızı öğretir. Sonuç olarak, yanlış bir şey yaptığımızı hissedince, onun üzerine çok fazla odaklanıyoruz. Neyin yanlış gittiğini ve nedenini analiz ederek aylar ve hatta yıllar geçebiliriz.
Bu hatalar için kendinizi bağışlamak, hayatınızda yol almak için önemlidir. Herkesin her gün hatalar yaptığını unutmamalısınız. Bu normaldir. Hatalar, hayattaki gerçek öğretmenlerdir.
Unutmayın, her şey başlangıçtan itibaren iyi giderse, yeterince öğrenecek şeyiniz kalmaz. Yaptığınız her hatadan edindiğiniz deneyimler ve dersler hakkında konuşamazsınız.
Size çok pahalıya mal olan hatalar olduğu doğrudur. Bununla birlikte, bunların bile size bir şeyler öğretmesi gerekir.
Bundan böyle, her zaman öğrenmek için her hatayı bir ders olarak görün. Hatanız üzerinde düşündüğünüz zaman kendinizi bağışlayın. Hayatta bir sonraki adıma doğru ilerlemeye devam edin.

4) Hayatın verdiği iyi şeylerden dolayı minnettarım.
Sizden, hayatınızı daha iyi hale getiren insanlardan ve şeylerden oluşan bir liste yapmanızı rica edersek, bu listede kaç kişi ya da şey olurdu? Muhtemelen düşündüğünüzden daha fazla olduğunu fark edeceksiniz.
Kendini bağışlamak, yalnız olmadığını görmek ve öğrenmek demektir.
Yanlış yaptığınızı düşündüğünüz şeyler için kendinizi bağışlayın. Bunu yaptığınızda, iyiyi görmenin o kadar da zor olmadığını anlayacaksınız.

Bu ifade ile, dikkatinizi olumlu şeyler üzerinde yoğunlaştıracağınıza söz veriyorsunuz. Bu, zor bir şey gibi gelebilir. Bununla birlikte, yanlış bir bakış açısı ile olayları görmek için çok fazla zaman harcıyor olabilirsiniz.

5) Elimde olanlarla mümkün olanı yaptığımı kabul ediyorum.
Bazı durumlarda, hızlı bir şekilde karar vermemiz gerekir. Daha sonra, durumu bütünüyle görebilir ya da konu hakkında başka bilgi alabiliriz. Sonuç olarak, yanıldığımızı anlarız.
Yaptıklarınızın bir sonucu olarak, kendinizi suçlu hissedebilirsiniz. Bununla birlikte, suçluluk duygusunu sorumluluk duygusuna dönüştürmek daha iyidir. Bu, özellikle az miktarda bilgi ile hareket etmişseniz, doğrudur.
Sorumluluk aldığınızda kendinizi affedebilirsiniz. Durumu daha iyi hale getirmek için de çalışabilirsiniz. Yalnızca hatalarınızı hatırlamaya ya da suçlu hissetmeye odaklanırsanız hiçbir şeyi değiştiremeyeceksiniz.
Unutmayın, tüm zamanınızı şikayet ederek geçirmektense, girişimci olmak çok daha iyidir.
Sizi affedebilecek tek kişi aynada.
Hayatta ilerlemeyen insanlarla karşılaşmak normaldir, çünkü onlar affedilmek için sabırla beklerler. Durum sizin için de böyle mi? Ne kadar affedilmek istiyorsunuz? Bu gerçekten mümkün mü?
Gerçek şu ki sizi özgür bırakabilecek tek kişi kendinizsiniz.
O kişinin uzakta olduğu bir durumda kalabilirsiniz. Hatta sizi bağışlamak istemiyor ya da tamamen gitmiş olabilirler.
Siz bugün ilerlemeye başlamazsanız, tam bir hayat yaşayamayacağınızı unutmayın.

Kaynak: Sağlığa bir adım

Arınmaya, Yenilenmeye İhtiyacı Olan Herkese Bu 18 Yöntemi Öneriyorum…

236017[1]

Sevgiyi de hemen şimdi istiyoruz dostluğu da…
İçimize ferahlık kazandıracak bütün “hemen”leri yakalayabilmenin ipuçlarını bulmak hiç de zor değil.
Şunu unutmayın; düşüncelerin zihinde bloke olmasından dolayı, insanlar içlerindeki yaşam sevincini yitirebiliyorlar. Korku ve endişe duyguları bir kanser gibi benliklere hakim olabiliyor.
Oysa, bunları bizden uzak tutacak “arınma” yöntemleri mevcut. Kendinize yatırım yaparak, korkuları ve kaygıları uzaklaştırmaya var mısınız?
Aşağıdaki 18 öneriyi planlı bir şekilde yaşama geçirmenizi öneriyoruz. Vakit kaybetmeden “hemen şimdi” uygulayın!

18  Yöntem
1- En önemli an, sabah uyandığınız zaman dilimidir. Sabah henüz yataktan kalkmadan (uyandığınız an) dudaklarınıza bir gülümseme gönderin. “Bugüne sağlıkla ve sevgiyle gözümü açabildiğim için şükürler olsun” sözleriyle bu gülümsemeyi tüm bedeninize gönderin ve şunu söyleyin:
“Bugün evrenin bana vereceği tüm güzel mucizeleri kabul ediyorum. Bugünüm aydın olsun.” Ardından, yataktan yavaş ve sakin bir biçimde kalkmaya çalışın.
2- Pencerenin önüne gelin ve dışarıya bakarak nefes alıp vermeye başlayın. Bu “nefes egzersizleri”ni, nefesinizi izleyerek gerçekleştirin. Bunu birkaç kez tekrarlayın.
3- Bu 18 öneriyi uygulamak için kendinize bir süre verebilirsiniz. Örneğin 18 gün. Bu 18 gün boyunca, beslenme tarzınızı da gözde geçirin. Özel bir yemek mönüsü hazırlayın örneğin. Yemeklerinizin sebze ve meyve ağırlıklı olmasına dikkat edin. Ağır yemeklere asla sofranızda yer vermeyin.
Bol bol su için. (En az üç litre) Ancak, bu asla “diyet” olarak algılanmamalı. Bu beslenme biçimi sadece bedeni temizlemeye ve tazelemeye ortam hazırlar. Yani yemekle ilişkinizi 18 gün boyunca “yaşamak için yemek” boyutuna indirgeyin.
4- Her gün, ne olursa olsun 5-10 dakika bile olsa açık havaya çıkın. (Deniz kenarı ya da yeşil alan) Bu ortamda varlığınızı fark edin. Dünyada tek ve çok önemli olduğunuzu düşünün.
Elinizdeki her şey için (Şükürler olsun ki sağlıklıyım gibi ifadelerle) teşekkür edin. Bu teşekkürü hücrelerinizin bile hissedeceği bir içtenlikle yapın. Kendinizi o an baş başa kaldığınız doğal ortamla bütünleştirerek…
5- Kendiniz için bir defter edinin ve her gün bu defterle birkaç dakika baş başa kalın. Arınmaya yönelmek için zihninizdeki tüm olayları yazın. İçinizden gelen duygu ve düşüncelerinizi hiçbir baskı altında kalmadan defterinize aktarın.
Sorunları yazarak netleştirmek, onlarla yüzleşmek hayatınıza inanılmaz bir rahatlık getirir ve sırtınızdan büyük bir yük kalkmış gibi bir duyguya kapılırsınız.
6- Arınma programı süresince, sadece çok candan yaptığınız ve ruhsal doyum aldığınız, sizi besleyen şeylerle ilgilenmeye çalışın.
Her gün size huzur ve mutluluk veren kelimeleri ya da olayları defterinize yazın. Bu yazdıklarınızı gün içinde ara ara okumaktan ya da bir göz atmaktan vazgeçmeyin.
7- Ağzınızdan çıkan her kelimeyi kulağınız duysun. “BEN yaparım”, “SEN zaten böylesin” gibi yargılayıcı tavırlar içine kesinlikle girmeyin. Çünkü kendinizi ya da başkasını yargıladığınız anda kendi bedeninizi enerjitik anlamda kirletmeye başlıyorsunuz. Eğer çok gerekiyorsa yapıcı ifadeler kullanmaya özen gösterin.
8- Zaman zaman neler düşündüğünüzü dışarıdan sanki başka bir kişi gibi gözlemleyin ve kendinizi dinleyin. Ancak bu gözleminiz de eleştirel anlam taşımasın. Kendinize dışardan bakabilmeye ve kendi duygularınızla empati kurabilmeye çaba gösterin.
9- Her şeyle ama her şeyle bağ kurmaya çalışın; çiçekle, ağaçla, hayvanlarla, cansız varlıklarla… Onlarla aranızda oluşturacağınız bu bağ, emin olun ki sizi şaşırtacaktır. Çünkü yaşam, bizim algılamak istediğimiz kadar bizimle buluşur. Algı boyutlarımızı zenginleştirdiğimizde ise bambaşka bir ortamda bulabiliriz kendimizi.
10- Bu 18 günlük süre içinde çok az konuşun. Olayları, kişileri ya da olguları algılama ve hissetme konusunda zihin-beden buluşmasına sık sık başvurun.
11- Bazı farklılıklarla tanışın. Örneğin, evinizde veya işyerinizde size ait, çok sevdiğinizi hissettiğiniz obje grubu oluşturun. Renkli taşlar, kristal objeler… Bir demet çiçek de olabilir.
Her gün o sevdiğiniz objenize (veya objelerinize) mutlaka dokunun ve sizden onlara, onlardan da size sevgi enerjisi akmasına izin verin.
12- Çiçeklerle veya doğayla kurulan bağ çok önemlidir. Yaşam bize bizim ona sunduğumuz kadar artı (+) veya eksi (-) frekans sunar. O halde, kendimize sevgiyle verdiğimiz her armağan, motive olmamız için gerekli bir araçtır.
Çiçekleri veya doğayı size sunulmuş bir armağan gibi düşünüp, bu bakış açısıyla onları algılamaya çalışırsanız doğa size ödülünü vermekte gecikmeyecektir.
13- Masanızın üstünde mutlaka, tüm negatif enerjileri çeksin düşüncesiyle bir bardak su bulunsun. Bu suya her gün olumlu düşünceler yükleyerek yenileyin. Su, arınmak için çok önemli bir maddedir.
14- Günde en az 20 dakika meditasyon yapmayı deneyin. Meditasyonun amacı, derinden gevşemek ve bedenle iç varlığın tazelenmesini sağlamaktır.

15- Her gün birisi ya da bir şey için, iyi olduğuna inandığınız bir davranışta bulunun. Örneğin, “Seni seviyorum” deyin ya da ona çiçek alın. İhtiyacı olan birine iyilik yapın. Ancak asla “Ben yaptım”, “Ben gittim”, “Ben hallettim” gibi sözler kullanmayın.
16- Gün bittiğinde, tüm gününüzü gözünüzün önünden geçirin. Bir şekilde sanki kendinizi değil de bir başkasını seyrediyormuş gibi neler yaptığınızı gözden geçirin.
17- Kendinize sorular sorun. Örneğin, “Bugün nasılsın? Gün içinde neler yaptın? Neler seni rahatsız, neler seni mutlu etti?” gibi soruların cevaplarını hissetmeye çalışın. Ancak asla kendinizi yargılamayın.
18- Akşam yatarken yine olumlu geçen gün için evrene teşekkürü ihmal etmeyin. Birkaç kez derin nefes egzersizleri ile rahatlayın.
“Gün içinde, bedenimde birikmiş tüm tortulardan, huzursuzluklardan arınıyorum” sözleriyle rahatlayın. Yeni günün ışığının sizinle birlikte, güvenle var olacağını bilmenin huzuru içinde kendinizi rahat bir uykuya bırakın
Alıntı

SESin BÜYÜSÜ

EkranAlıntısı61[1]

 

SESin BÜYÜSÜ
“Biz Sesiz ve kelimeler tohumdur.
“Ben Hissediyorum” diyerek, cildinizi gezerken kaybedilen birimi geri döndürür, ki bu sizi en çok bağlayan ve sizi diğerlerinin deneyimlerine duyarlı hale getiren, sizi sonuçlardan ayıran ve size bir birim yapan en kapsamlı organdır.
“Affedersiniz” sesi, beni affet, pankreasınızda yankılanır ve kolonları bağlarını bağlar, hikayeleri serbest bırakır.
Ve eğer “Teşekkür ederim” ini harekete geçiren şeyin ne olduğunu görebilseydiniz, vücudunuzun tüm hücrelerini, damarlarınızı sallayarak, kanı, bu bağımsız harekete ışık tutacak şekilde gülümsediniz.
“Seni seviyorum”, Evrenin en iyileştirici sesi. Bu cümle, vücudunuzu kaplar ve akciğerleriniz boyunca dolaşır, nefes almanızı ayarlar. Böbreklerinizin korkuları akıtmasını sağlayın ve milyonlarca gülümseyen hücrenin bağışıklık sisteminizin hüzünlü hücrelerine vitaminler vermesini sağlayın ya da vücudunuzun en kuru bölgeleri etrafındaki bahçe bitkileri yumuşak, taze ve yeşil çim sanatıyla uğraşın.
“Eğer sözcüklerin sizin ve başkalarının içinde ne uyandırdığını görebilseydiniz, düşüncelerinizi, sessizliklerinizi, seslerinizi gözlemlemeye başla.”dınız.
Çünkü bizim bu enerji okyanusunda, yaydığınız her dalga, başkalarını etkileyen farklı renkteki dalgaları yaratır.
Sen Evren ‘in bir parçasısın. Ve bu nedenle Evren sizde.