Arşivler

Ne olmasını bekliyorsun? Hayatın sana ne sunmasını bekLiyorsun?

kd0aqq20160402140941[1]

Ne olmasını bekliyorsun? Hayatın sana ne sunmasını bekLiyorsun? Dün akşam hayaLini kurduğun şeyLerin, sabah olunca gerçekLeşeceğini mi umuyorsun?
YANLIŞ HAYATIN PEŞİNDE KOŞMAYACAKSIN !!
Sistem böyLe çalışmıyor! Düşünce gücü, metafizik, parapsikoloji, din, matrix, secret, yoga, meditasyon, aklına her ne geliyorsa, neye inanıyor ve peşinden gidiyorsan, hepsi …bir yerde tıkanıp kalacaktır!

UMMAKLA, DİLEMEKLE OLMUYOR, AYAĞA KALKACAKSIN !!
Her şeyden önce farkına varacaksın!Hangi öğretiye inanırsan inan, üstün körü anlamayacaksın. Bir bilgiyi gerçekten hayatında uygulayamıyorsan, o bilgiye sahip olduğun yanılgısına kapılmışsın demektir. Kendini kandırmayacaksın!
GERÇEKLERİ ANLAYACAK; SONU HER NE OLURSA OLSUN KABUL EDECEKSİN !!
Bazen bildiklerin, öğrendiklerinin acı verir. Onu da yaşayacaksın. Önce kendinin, ne olduğunun, nelere sahip olduğunun, gücünün, yeteneklerinin, bu hayata neden geldiğinin farkına varacaksın..
HAYATINI GEREKSİZ ŞEYLER UĞRUNA HARCAMAYACAKSIN !!
Kalbinde yaşadığın her duyguyu AŞK sanıp, peşinden çöllere düşmeyeceksin!! Aşkın adını ağzına aLmadan önce, uzun uzun düşüneceksin!! Yüreğinle yüzleşeceksin. Sevgiyi, tutkuyu, şehveti, alışkanlığı, çekimi, AŞKI birbirinden ayırt edeceksin.
HİÇKİMSENİN VE HİÇBİR ŞEYİN SENDEN DAHA ÖNEMLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNMEYECEKSİN !!
Bedenine, ruhuna, aklına sahip çıkacaksın. Hak etmeyenin ardından yas tutup, bunu da aşka bağlayıp, aşkın şanını kirletmeyeceksin. Kendini tanıyacaksın, hem de çok iyi tanıyacaksın! Kimleri, neden ve niçin seçtiğini bileceksin. İnsanız hepimiz, elbette zayıflıklarımız, düşkünlüklerimiz, saflıklarımız var ancak kendi huylarını, eksiklerini iyi tahlil edeceksin.
ARDINDAN GÖZYAŞI DÖKTÜĞÜNÜN ADINI DOĞRU KOYACAKSIN !!
Yıllar süren yaslar yaşayıp, unutamadığını iddia edeceğine, neden hayatına başlayamadığını çözeceksin. Korkularınla yüzleşeceksin !!
YATTIĞIN YERDE,KURDUĞUN HAYALE UYGUN BEYAZ ATLI PRENS BEKLEMEYECEKSİN !!
Aklın çalışacak, elin ekmek tutacak, kimseye boyun eğmeden yaşamanın lezzetini bileceksin. İster kocan olsun, ister oğlun, ister anan, ister baban, kimsenin sevgisiyle hükmünü birbirine karıştırmayacaksın. Ezilen, zavallı, akılsız olmak kazandırır gibi dursa da, sonunda mutlak kaybettirir; bunu UNUTMAYACAKSIN !!
BAŞKALARINA DEĞİL KENDİ GÜCÜNE İNANACAKSIN!!
Birinin boynuna asılarak durursan, karşındakini yormakla kalmazsın, birgün kendi kolların bile çekemez ağırlığını düşersin; kimseye dayanmayacaksın! Dünya da sensin, evren de!!
KENDİNİ GELİŞTİRECEKSİN !!
Büyüyeceksin, olgunlaşacaksın. Ruhunu da, aklını da bedenin gibi besleyeceksin. Önce sen büyük olacaksın, farkında olacaksın, sonra dünyanın zevklerinin, aşkın, hayatın tadını çıkaracaksın. Emanet hayatlara tutunup, ömrünü harcamayacaksın.
NE OLMASINI BEKLİYORSAN SEN ÖYLE OTURDUKÇA OLMAYACAK..BOŞUNA HAYAL KURMAYACAKSIN !! (Candan Ünal)

Akıllı ve Yetenekli İnsanların Sık Sık Çuvallamasının 13 Sebebi

0.01451500_1441620586[1]

 
Robert J. Sternberg, 1994 yılında yayınlanan “In Search of Human Mind” isimli kitabında; yetenekli insanların neden bir türlü gerçek potansiyellerini açığa çıkaramadıkları konusunu başlıklar altında toparlamış. İşte zeki ve yetenekli insanların başarısızlığa götüren sebeplerden bazıları:
1. Motivasyon Eksikliği

Motivasyon başarı ile başarızlık arasındaki en önemli etkenlerden biri. Sterling burada ‘dışsal ve içsel’ olmak üzere iki tür motivasyondan söz ediyor. Dışsal motivasyon, içsel olana görece kısa sürüyormuş. Sterling’e göre: daha istikrarlı bir performans için kişinin içsel motivasyonunun kuvvetli olması şartmış.
2. Ani Dürtüleri Kontrol Eksikliği

Kişinin yüksek performansa ulaşması önünde en önemli engellerden birisi de, odaklandığı konudan uzaklaşmasını sağlayacak dürtülere kapılmasıymış. Kişinin sürekli aklına ilk gelen şeyi yaparak önceliklerini unutması ve bunu alışkanlık haline getirmesi; istenilen başarının bir türlü gelmemesinde birincil bir nedenlerinden birisiymiş.
3. Azim ve Vazgeçmeme Özelliğinden Mahrum Olmak

Bazı insanlar başladıkları bir işten çok çabuk sıkılarak ya da zorluklarından dolayı bırakma huylarından dolayı diğerlerinin ulaştığı mertebelere ulaşamıyorlarmış. Oysa, kararlı kişiler ancak sonuç alamayacaklarını kesin olarak gördükleri zaman vazgeçiyorlarmış uğraştıkları işlerden.
4. Yanlış yetenekleri kullanmak
Bazı yetenekli kişiler de görevlendirdikleri işleri yerine getirirken, o işe uygun olanı yeteneklerini kullanmadıkları için başarılı olamıyorlarmış.
5. Sonuca Yeterince Odaklanamamak
Sonuca Yeterince Odaklanamamak
Kimi insanlar, bir faaliyetin yapılması ile ortaya çıkacak sonuçtan ziyade sürecin kendisine daha çok odaklandıkları ve hatta bu süreç hakkında endişelendikleri için, başarıya ulaşabilecekleri halde ulaşamazlarmış.
6. Başladığı İşi Bitirememek Alışkanlığı

Bazı kimseler, bir işi hiçbir zaman bir sonuca ulaştıramayacak gibi görünürlermiş. Bunun sebebi ise, o iş bittikten sonra ne yapacaklarını bilememeleri veya üzerinde çalıştıkları şeyin detayları içinde aşırı derecede boğulmak olabilirmiş.
7. Kendine Fazlaca Acımak

Bazı insanlar karşılaştıkları bir sorunu çözmeye harcadıkları zamandan kat be kat fazlasını kendilerine acımakla geçirirlermiş. Böylelikle istenilen başarı bir türlü elde edilemezmiş.
8. Başlamaktan Korkmak

Bazı insanlar bir işe bir türlü başlayamaz ya da başlamak için yeterince istek duymazlarmış. Bu durumun kaynağı Sterling’e göre; bu kişilerin kararsız bir kişilik yapısına sahip olmaları veya bir işe kendilerine bağlamaktan korkmaları olabilirmiş
9. Düşünceleri Aksiyona Çevirememek

Bazı insanlar, sıra dışı fikirler ortaya koyabilmelerine rağmen, pek seyrek olarak bu fikirleri hayata geçirmek için eyleme geçerlermiş. Bu da başarıya açılan kapının kapanmasına bir sebepmiş.
10. Aşırı veya Yetersiz Özgüven
Aşırı veya Yetersiz Özgüven
Özgüven eksikliği kişinin aslında üstesinden gelebileceği bir sorunu kolaylıkla aşmasını engellerken, fazlası ise; kişinin kendinde eksik olan yönleri tanımasını ve gelişmesini engellemekteymiş.
11. Başarısızlık Korkusu

Bazı yetenekli insanlar ise, gerçek performanslarını ortaya koymaktan çekinirlermiş. Çünkü aslında hayatın gerçek zorluklarından kaçmakmış bütün dertleri.
12. Sürekli Erteleme ya da Sürüncemede Bırakma Alışkanlığı

Bazı insanlar ancak üzerilerinde bir baskı oluştuğu ya da oluşturulduğu zaman harekete geçebilirlermiş. Bu insanlar, büyük bir işi ertelemek için sıklıkla yapacak küçük ve basit işler arayıp onlarla uğraşırlarmış.
13. Suçlamak

Kimi insanlar en ufak hatada, hemen kendilerini acımasızca suçlamayı seçerken, kimileri ise başkalarını suçlamayı seçermiş. Böylece ilerlemenin ve gelişimin önü kapanırmış.

Şükür Yağmuru

110-367x367[1]

 

ALLAH’IM
Yürüdüğüm her adım için şükürler olsun.
Harika bir yaşam sürdüğüm için şükürler olsun.…
Her gün hayallerimi gerçekleştirebildiğim için şükürler olsun.
Ağlayabildiğim ve gülebildiğim için şükürler olsun.
İç huzurumu arttıran insanlarla tanıştığım için şükürler olsun.
Sağlıklı bir bedene sahip olduğum için şükürler olsun.
Tüm nimetleri için doğaya şükürler olsun.
Şükredebilmeme vesile olan her şey için şükürler olsun.
Sevinçleri birlikte çoğaltabildiğim dostlara sahip olduğum için şükürler olsun.
Yüce evrende tek olmamı sağlayan, fark ettiğim ve etmediğim tüm yeteneklerim için şükürler olsun.
Başkalarına verecek şeylerim olduğu için şükran duyuyorum.
Değerimi bilen ve takdir eden insanların arasında olduğum için şükürler olsun.
Artan şansım için şükürler olsun.
Rüzgâra, yağmura, güneşe, bana yaşadığımı hatırlatan her şeye şükürler olsun.
Birlikte keyifle zaman geçirdiğim bir aileye ve dostlara sahip olduğum için şükürler olsun…
Beni onurlandıran ilişkiler yaşadığım için şükürler olsun.
Hayatın tadına varabildiğim, yaşamın keyfini de sürebildiğim için şükürler olsun.
Sevinçleri birlikte çoğaltabildiğim dostlara sahip olduğum için şükürler olsun..
Beni sevgiyle büyüten bir aileye sahip olduğum için şükran duyuyorum.
Özgür ve yaratıcı bir şekilde kendimi ifade edebildiğim için şükürler olsun.

YÜKSELİŞ İÇİN YAPABİLECEĞİMİZ ARINMA ÇALIŞMALARI

free happy young woman in the sping time

 

YÜKSELİŞ İÇİN YAPABİLECEĞİMİZ ARINMA ÇALIŞMALARI

1:Tuz banyoları & mineral banyoları ve termal doğal kaynaklarda arınma
2:Topraklanma (çıplak ayak çimlerde dolaşmak veya ağaçlara sarılmak)
3: Bol Su tüketimi (manyetize/alkali su)
4:Günde en az 30 dakika egzersiz (yoga veya yürüyüş)
5:Mümkünse 2 yada 3 gün sadece su ve doğal meyve suları içimi
6:Düzenli olarak uygun zamanlarda meditasyon
7: Çiğ sarımsak, zencefil ve elma sirkesi gibi temizleyicileri her hafta tüketilmesi
8: Uygun zamanlarda nefes çalışması (burundan alıp bekletmek ve bir süre sonra vermek şeklinde)
9: Sık sık şükür ve benzeri sevgi içerikli cümlelerin sesli olarak tekrarı (kendi duyabileceğiniz sesle)
10: Çocuklarla, ve doğada sık sık zaman geçirmek.
11:Zaman zaman yalnız olmayı tercih etmek.
12:Sebze ağırlıklı beslenmek (özellikle kırmızı eti çok fazla tüketmemek )
13:İşlenmiş gıdaları (doğal olmayan) az tüketmek.
14:Bagımlısı olduğumuz her ne var ise, bağımlılık derecesini minimuma düşürmek.
15:Gazlı ve asitli içecekleri çok az ya da hiç tüketmemek.
16:Zihinsel arınma dönüşümü için, sevgi ve barış içerikli sohbetleri tercih etmek
17:Kutupluluktan, yargılamadan, dedikodudan uzak durmak,
18:Öfke kontrolü (egosuzluğu deneyimlemek)
19:Pozitif ihtiyaçlarımız ve değişimimiz için meleklerden ve ışık varlıklarından yardım istemek
20:Daha üst bilince ulaşmak için,kalben arzuda bulunmak.
21:Sosyal yaşantımızı kademeli olarak minimize etmeye çalışmak.
22:Kalbimizi sevgiye mümkün olduğunca açmak
23:Ayak detoksu yaptırmak.
24: Yarı değerli taşlar takmak :
Bunlar şu andaki nötralize edici çiplerden çok daha fazla yardımcıdır. Alanların yönünü değiştirmek için, tek bir 2 cts veya daha fazla refraktif (ışığı kırıcı) bir taş bir ele takılır ve diğer ele çifte refraktif taş takılır. Tek refraktif taşlara örnek elmas, lal ve spinel’dir. Çifte refraktif taşlar akuamarin, safir, yakut, zümrüt, turmalin, topaz veya ametist, peridot &sitrin gibi herhangi bir kuvars türüdür. Çifte refraktife referans olarak, 4 karat boyutu veya daha fazlası daha iyidir. Bunu her bilekte soy metaller ile birleştirin, altın, palladyum veya platin en iyisidir. Soy metaller satın alınamıyorsa gümüş, bakır, pirinç, titanyum ve karbon çeliği yardımcı olur. Boynunuza stabilize edici olan bir kolye ucu bulunan bir zincir takın, örneğin lapislazuli, malakit veya azurit. Bu işlem vasıtasıyla alanınızı daha fazla artırma ve gördüğünüz ters alanları başka yöne saptırma yeteneğine sahip olursunuz. Berrak taşlar yüksek boyutlu ışık dalgalarının harika üreticileridirler ve kişinin alanını büyütürler ve sağlam olmasına yardımcı olurlar. Aynı anda beril (zümrüt, morganit, aleksandrit, aquamarin) ve korundum/alümintum oksit (yakut & safir) takmayın.
25: Ekranlardan uzak durmak :
Bilgisayar ekranları için bu zordur, televizyonlar için 4- 5 metre uzaklık tavsiye edilir.
26: Bilgisayar, mikrodalgalar ve televizyon bulunan odalarda anyon katyon oranını düzeltmekte yardımcı olan halis tuz blokları & hava filtreleri gibi iyonik üreteçler kullanmak
27 : Bilgisayarın etkilerinin nötralize edilmesi için ekranın bir tarafına demir nikel meteorit, diğer tarafına da malakit bloğu koymak. (Bunların her birinin ağırlığı en azından yarım kilo olmalıdır)
28: Saunalar, kolon temizliği, masaj terapisi
29: Boynunuza ve her iki bileğinize soy metal takmak (altın, platin vs)
30: Sağlıklı beslenme
31: Alkol ve sigaradan uzaklaşmak
32: Toksik her türlü ilacın bırakılması veya en aza indirilmesi.
33: Alanı dumanlama, adaçayı ile tütsüleme
36: Yaşam alanlarınızdaki aydınlatmayı florasan tarzı ampullerle degil , sarı ışıkla yapmak
37: Evinizin televizyon ve bilgisayar olan odalarına himalaya tuzları(1kg ) yada ülkemizde bulunan çankırı kristal tuzlarını yerleştirmek
38:Yaşamla ilgili tüm sorunların çözülmesi, tüm bağımlılıkların azaltılması, ekonomik durum dahil yaşamsal sadeligi ve dengeyi sağlamak
39: Olabildiğince kabulde olmak, bağışlayıcı,affedici, uyum ve barış yanlısı olmak
40:Hızla kutupluluk bilincinden uzaklaşmak
41: Tüm prangaları ve kalıpları kırmak, sizi madde bilincine mahkum eden tüm ilişkilerden uzaklaşmak
42:Düaliteden kopuş (doğru-yanlış,iyi-kötü , güzel-çirkin gibi katı tanımlamaları bırakmak)
Sevgili kardeşlerim, tüm bu yazdıklarımızı uygulamak ve başarıya ulaşmak için çok ama çok disiplinli olmanız ve bunları zorunluluk bilinciyle değil sevgi bilinciyle yapmanız gerekir.
Sevgi ve ışıkla …
Emel EVREN

RUHSAL KARMALAR – KRYON | Sonsuz Şifa

ruhsal-karmalar[1]

 

…Bazen yaşamınıza tümüyle yeni arkadaşlar girer ve ”KARMA” oyununuzu bırakmanızı, ya da mevcut (Eski) Sipritüel düşünüşü Reddetmenizi anlamayanlar yaşamınızdan çıkıp giderler.Onlar, “Sen artık Aile Dramıyla ilgilenmiyormusun? Hasta olmalısın!” derler.Siz Aile Dramından koptuğunuzda, “Aile Üyeleriniz” in bir çoğu yaşamınızdan çıkıp gitmiştir.Ailelerin “Karmik Kuralları” koyulmuştur ve onlara batmışken bu Kuralları görmeniz çok zordur.Bir türlü geçinemediğiniz, size rahatsızlık veren (bir) Aile Üyesinin “Öyle” Olması tasarlanmıştır ve sizin onunla tüm bu zaman boyunca “Dram Dansı” nı yapıyor olmanız bir “Rastlantı” değildir.
Şimdi siz, bu dansı bırakmayı seçebilirsiniz ve bu Aile Üyesi, dans partneri bu dansı bıraktığı için çok öfkelidir. Böylece onlar çekip giderler. Karma bu şekildedir. Kadimdir ve yavaştır. Yeni İnsan seçime sahiptir, ama bu seçimin sonuçları vardır. Şimdi sorumluluk olgusu anlaşılmalı ve geliştirilmelidir. Artık kurbanlar yoktur, kazalar yoktur, çevrenizdeki herşey için “Tam Sorumluluk” vardır. Bunlar “YENİ ANLAYIŞLAR”dır…
Öte yandan, yaşam dersleri çok daha kişiseldirler. Yaşam dersi, karmik bir enerjiyle ilişkili olabilse de, siz karmik niteliğinizden kurtulduğunuzda da yaşam dersiniz sizinle kalır. Çünkü yaşam dersi, karmadan daha derin bir niteliktir ve bir gruba ait değil, kendi ruhunuza aittir. Yaşam dersi de tıpkı karma gibi bir yaşamdan diğerine taşınır, ama farklı bir biçimde… Karma, diğer insanlarla yaşanan durumlarla, bitmemiş işle, tamamlanacak hislerle ve bir etkileşim sistemi ile ilgilidir. Yaşam dersi ise tamamen kişiseldir ve sadece siz ile sizin hakkınızdadır. Öğrenilecek tipik yaşam dersleri altta sıralanmıştır. Şunu bilin ki, ancak öyle hissediyorsanız bunlar size ait derslerdir. Herkesin bir ya da daha fazla yaşam dersi vardır ve her insan bir örtü olarak bu dersle gelir. Bir kez insan bu dersi çözdüğünde (öğrendiğinde), bu çözüm bundan sonraki yaşama taşınır ve o dersin bir daha öğrenilmesi gerekmez…
1- Sevmeyi öğrenmek
2- Dinlemeyi öğrenmek
3- Almayı öğrenmek
4- Kendini sevmeyi öğrenmek
5- Kendi gerçeğini söylemeyi öğrenmek
6- Bir Kurban olmamayı öğrenmek
7- Kimsenin seni tanımlamasına izin vermemeyi öğrenmek
8- Kendi Üstadlığını hissetmeyi öğrenmek
9- Diğer İnsanlarla birlikte yaşamayı öğrenmek
10- Başkalarını suçlamamayı öğrenmek
11- Dualitenin dışına çıkmayı (Karmayı bırakmayı) öğrenmek
12- Başkalarından daha çok kendinle ilgilenmeyi öğrenmek
13- Burada Olmayı hak ettiğini, doğuştan kirli olmadığını öğrenmek
Bu derslerin her biri derin bir biçimde kişiseldir.Onlar aileyi, karmik bir rutini ya da bir grup enerjisini içermezler. Kişisel olarak sizindirler ve siz tıpkı karmanızla olduğu gibi, onların üzerinde de yaşamlar boyunca çalışırsınız. Ancak, bu yeni enerjide, bu derslerin hepsi çözülmek üzere masanın üzerindedir.
“Yaşam Dersi” olgusu, yakın zamana kadar kendini Karmadan ayırmamış bir olguydu. Eski Enerji, sizin alışılmış haliniz olarak görünen şeyi değiştirebileceğinizle ilgili her türlü anlayışı gizlemişti. Eğer siz, kimseyi dinlemiyorsanız, mutsuzsanız ve görünüşte diğerleriyle birlikte bir işlev yapamıyorsanız, zor biri olarak etiketlenir ve öyle görülürdünüz. Bu kadardı. Kendinizi değiştirmenin mümkün olabileceği normalde düşünülemiyordu.
Bu zamandan önceki “Yeni Çağ” uygulayıcılarının işi zordu, çünkü çok az kişi bu; “Kendini tümüyle değiştirebilme” kavramını gerçekten anlayabiliyor ve uygulayabiliyordu…
KRYON-DNA nın 12 Tabakası

Samimi içten insanların 17 özelliği…

110-367x367[1]
1. Maskelerden arınıp iç güzelliğini gösterebilen insanlardır. İsteseler bile yapmacık olamazlar.
2. Farklı kişilerin yanında farklı düşünceleri savunuyormuş gibi görünmeye çalışmazlar, kendi düşüncelerinden asla taviz vermezler.
3. Gözlerindeki ışıltı, seslerindeki tını, yüreklerindeki sıcaklık hep aynı hizadadır. İçlerindeki enerjiyi asla tutmazlar.
4. Sizinle konuşma tarzları öyle içtendir ki yüzünüze söyledikleri ile arkanızdan söyleyecekleri arasında fark olmayacağını iliklerinize kadar hissedersiniz.
5. Bir ortama girdiklerinde selam verirken, günaydın derken bunu söylemek zorundaymış gibi değil, gerçekten istediği için söyledikleri yüzlerinden okunur.
6. Hakkınızda önemli bir konudan bahsederken elinde telefonla oynayıp dinlermiş gibi yapmazlar, gözlerinizin içine bakıp dikkatle dinlerler.
7. Olmadığı biri gibi davranarak insanın kendine katacağı bir şey olmayacağını bilirler. Bu da kendine saygı duyduklarının göstergesidir.
8. Onları tanıdığınızda kısa sürede ısınırsınız, yanında rahat hissedersiniz, adeta üzerlerinde şeytan tüyü vardır.
9. Kim ne diyecek diye asla umursamazlar, içinden geldiği gibi yaşarlar.

10. Sizden bir şey isteyeceği zamanlarda ima edip lafı dolandırmak yerine ihtiyacı olan şeyi çekinmeden söylerler.
11. Maskelerden arınıp davranışlarında, söylediklerinde tutarlı olurlar; böylece karşısındaki insanlara her daim güven aşılarlar.
12. Başkaları tarafından beğenilmek için yaşayan insanlardan değillerdir.
13. Kendilerini dünyanın merkezinde görmezler, başkalarıyla rahatlıkla empati kurabilirler.
14. Sizi arayıp soruyorlarsa işi düştüğü için değil, gerçekten hal hatır sormak içindir. Aramıyorlarsa da aramak istemedikleri içindir.
15. Samimi bir insan olduklarını binlerce kişinin arasında bile olsalar farkedersiniz.

16. Ama ne var ki günden güne sayıları azalmaktadırlar…
17. Bu kadar nadir oldukları için bulduğunuza sahip çıkın; çünkü çok iyi bir arkadaş, aile, sevgili olurlar.

kAYNAK: ÇEKİRDEK İNANÇ

CENNET VE DOST

17903347_1554828594558013_3266129430709380721_n[1]
Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği bir kazada birlikte ölmüşlerdi.. Gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya bailadılar.. adam çok susamıştı.. biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında buldular.. rengarenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı, ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın.. Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu:”Afedersiniz… burası neresi?”
Kadın ona gülümsedi: “Burası Cennet, efendim” Adam bunun üzerine sevinçle “Harika…!!!” dedi “Peki bana biraz su verebilir misiniz? gerçekten çok susadım”…. Kadın cevap verdi: “Tabi efendim, içeri girin… içeride dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz…..” Böylece adam köpeğine döndü, “Hadi oğlum içeri giriyoruz” diyerek kapıya yürüdü… ama kadın onu birden durdurdu: “Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez.. hayvanları içeri almıyoruz…” Bunun üzerine adam bir an durdu.. düşündü.. ve geri dönüp köpeğiyle birlikte geldikleri yolun tam ters yönünde yürümeye koyuldular…. bir süre geçtikten sonra kendilerini bu kez tozlu çamurlu bir yolda buldular, ve yolun sonunda karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla yırtık pırtık elbiseli bir dede çıktı… adam sordu: “Afedersiniz…. bana biraz su verebilir misiniz??” Dede “İçeri gel” dedi.. “kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir çeşme var…”Adam sordu: “Peki arkadaşim da benimle gelip ordan içebilir mi?” Dede ” Tabii…”dedi.. “çeşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği bir kase bulacaksın…” Bunun üzerine adam kapıdan girdi… biraz yürüdükten sonra sağ tarafta çeşmeyi buldu.. Adam çeşmeden köpek de oracıktaki kaseden doya doya içerek susuzluklarını giderdiler…. derken adam geri giderek girişte bekleyen dedeye sordu:
“Su için çok teşekkür ederim… Peki burası neresi..?” Dede “Burası cennet”dedi. Bunu duyan adam şaşırdı: “Ama nasıl olur..? az önce burası gibi kırık dökük olmayan muhteşem bir yere gittik ve orasının da Cennet olduğunu söylediler…” Dede “şu rengarenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi?” dedi… “ama orası Cehennem..”Adam iyice şaşırmıştı: “Peki ama orası sizin adınızı kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz..??” Dede gülümsedi: “Kızmıyoruz…..çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi arkadaşını yarı yolda bırakanları Cennet’ten uzak tutuyorlar….”
Dostlarınızı Yarı Yolda Bırakmayın.
Bir dostun üzüntüsüne herkes sempati duyabilir, bu çok kolaydır.
Bir dostun başarısına sempati duyabilmek ise Çok sağlam bir karakter gerektirir..

Kendimizi zehirlemek daha mı kolay.. saklanmak.. kaçmak çözüm mü?

17883832_1557437124297160_7030523387265315702_n[1]

Bir gün kapı çalmış. Ama kapıda kimsecikler yokmuş.
Kapının önünde yalnızca bir kavanoz.
Etrafa bakınmış kimseyi görememiş.
Almış içeri kavanozu. Gözleri yaşlı açmış kapağını. İçinde turuncu bir balık görmüş. Tam o sırada gözlerinden bir damla gözyaşı damlamış kavanoza.

Balık birden kıpırdanmaya başlamış. Daracık kavanozun içinde oradan oraya dönmüş durmuş.
Kız anlam vermemiş neler olduğuna. Daha çok ağlamaya başlamış.
Üzülmüş balığın haline.
Ağladıkça damlalar kavanoza dökülmüş.
Balığın rengi morarmaya başlamış. Sonra anlamış gözyaşlarının küçük balığı zehirlediğini.Hemen gidip suyu değiştirmiş. Balık tekrar canlanmış eski haline geri dönmüş.
Aradan günler geçmiş. Kız balığına şarkılar söylemiş durmadan.
Dertleşmiş derdini anlatmış.
Balık dinlemiş.
Ama ağlamamış hiç. Balığım ölmesin diye.
İçine akıtmış gözyaşlarını.
O kadar çok sevmiş ki küçük balığı hiç ağlayamamış, hiç belli edememiş.
Ama günler geçtikçe kız hastalanmaya başlamış.
Rengi solmuş. Halsiz kalmış.
Kimse ne olduğunu anlayamamış.
Ama kimse bilememiş, içine akıttığı gözyaşlarının kendisini zehirlediğini.
Asıl ağlarken daha mutlu olduğunu, zehrini böyle dışarı akıttığını kimse öğrenememiş.
Ondan geriye yalnızca turuncu bir balık kalmış…
Daha mı değerliydi uğruna gözyaşlarımızı sakladığımız..
Kendimizi zehirlemek daha mı kolay.. saklanmak.. kaçmak çözüm mü?
Daha mı değerli turuncu balıklar?
Daha mı değerli kendi hayatımızdan?
Durma ağla. Durma akıt gözyaşlarını. Dök içindekileri, bırak gitsin gidenler.
Bırak ölsün balıklar, bırak kırılsın kavanoz.
Elbet bir balık var gözyaşlarında canlanacak, elbet bir kavanoz var gözyaşlarından kırılmayacak. Elbet bir balık var seni ağlatmayacak, gözyaşlarını dindirecek, senin sesinle konuşacak. Gözyaşlarında bir sorun yok…
Kapında bile olsa, tek mesele yanlış balık, yanlış kavanoz.
Ya da yanlış zaman yanlış insan…

Bir 20 tl.nasıl insanı perişan eder anlatayım da öğrenin..

11188436_127089561165756_2829780719626314194_n[1]

Bir 20 tl.nasıl insanı perişan eder anlatayım da öğrenin..
Yolda giderken önümde giden birisinden 20 tl düştü..Normal de bu gibi durumlarda paran düştü diye uyarırım..Ama bu sefer şeytana uydum..parayı cebe atıp eve gittim,druma hanıma anlattım o da “madem beleş para buldun, on lira daha kat da sinemaya gidelim” dedi. Hafta sonunda sinemaya gitmeye böylece karar verdik. Daha sonra hanım dedi ki “sen şimdi söz verirsin sonra cayarsın, internetten biletleri al da garanti olsun.” İnternetten hizmet bedeli dahil 39 liraya patladı biletler.
Ben tamirat ustasıyım. Yağlı bir müşterim “Cumartesi benim villaya gel, seninle biraz işimiz var” dedi. Ben “Pazar olmaz mı ?” dedim “olmaz” dedi. Sinema biletini Cumartesiye aldığımız için en az 1-2 bin liralık iş kaçtı.
Neyse sinema saati yaklaşınca eve kayınpeder ile kaynana damladı. Zurnanın zırt dediği yerde biterler zaten. Ben “Biz sinemaya gideceğiz” deyip savacaktım ki hanım, “biz sinemaya gidiyoruz, siz de gelin” demez mi ? Bu onların da sinema biletini ödeyeceğim anlamına geliyor tabi. Kaynana hazretleri metrobüsden hazzetmedikleri için sinemaya kadar sağlam bir taksi parası verdim. Kışlık erzak depolar gibi de mısır patlağı aldılar sinema öncesinde. Nasıl olsa damat ısmarlıyor. 20 lira buldu ya yolda ! Halbuki ben kurbandaki dana hissesine bile o mısır patlaklarına verdiğim kadar vermemiştim. Film arasında birer posta mısır daha aldı beleşçiler.
Kısacası o yirmi lira yüzünden epey batmıştım, ama daha cezam bitmemişti. Sinema çıkışında benim eski kırıklardan birisi laf atmaz mı ? Yanımda eşim ve kayınbeleşçiler varken bunun olmaması gerekirdi. Kadına kötü sözler ettim,Meğer kadının yanında erkek arkadaşı varmış. Aniden bana kafa atmaz mı ? Kayın babam da nasılsa biz çokuz (2 erkeğe karşı 1 erkek ) diye ona daldı. Ama hesap hatası yaptı, çünkü arkadaş gurubuyla gelmişler, bizi fena benzettiler.
Gece karakolda noktalandı. Öpüştük barıştık sağlam bir kefaletle dışarı çıktık. Ben kırılan burnum için estetik ameliyat olmak zorunda kaldım. Kolu kırılan kayın beleşçinin ve arbede de düşüp çömleği kıran kaynanamın hastane masraflarını ödemem bile işe yaramadı, karım bana hala küs. “ O nasıl bir kadındı da uğruna kavga ettin, halbuki benim için elini kaldırmazsın” diyor.
Geçenlerde biri simit parasının üstünü düşürdü. Bozukluk diye umursamadı, yerden almaya yeltenmedi. “Kendini düşünmüyorsan bu parayı bulacakları düşün, milletin başını belaya sokma, al şu parayı yerden” dedim. Yerdeki paralardan korkum o derece büyük yani..!

Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş.

17884189_10210827062744919_7221368665643917056_n[1]

 

 

Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş.
Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş.
Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?” diye tekrar sormuş.
Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”
“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır.
Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur?
Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”
Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz…
Zerzevatçı bağırır, sarraf bağırmaz,
Eskici bağırır , antikacı bağırmaz,
Söyleyecek sözü, fikri değerli olan bağırmaz,
Bağıran düşünemez düşünmeyen kavga eder

Günün Tavsiyesi: Eğer uzun zamandır beklediğiniz para gecikiyorsa, arka arkaya beklediğiniz  işler erteleniyor ya da iptal oluyorsa

5dfb5e72_100_EVIM_98a3[1]

 

Günün Tavsiyesi: Eğer uzun zamandır beklediğiniz para gecikiyorsa, arka arkaya beklediğiniz  işler erteleniyor ya da iptal oluyorsa, kendinizi bir anda kötü mutsuz veya gergin hissediyorsanız, paranın bolluk ve bereketin önünde bir tıkanıklık oluşmuş demektir.
Para ve bereket kendine, çoğalacağı ve dolup taşacağı yer arar. Enerjisel olarak kirli mekana gelmekten kaçınır. Bu sebeple akışın tıkandığını hissettiğiniz zamanlarda evinizde, ofisinizde enerjisel mekan temizliği yapmanız gerekir.
Adaçayı yakmak ve sonra ortamı havalandırmak, temizlik malzemesinin içine üzüm sirkesi ilave edip yerleri temizlemek,
Himalaya tuzlu su kasesi kullanmak,
Ametist, kristal kuartz kristalleri kullanmak
Himalaya tuzu lambası kullanmak,
Mum yakmak mekan temizliğine yardımcı olur.
Kişisel arınma da önemlidir; Sirkeli su ile yıkanmak,
Himalaya tuzu ile yıkanmak,
Ayakları aksam 10 dk tuzlu suda tutmak,
Akik, ametist veya kuartz taşı kullanmak enerjisel blokajları çözmede yardımcı olur.
Mekanınızı ve kendinizi temizleyin. Hakkettiğiniz güzellikleri, aşkı sevgiyi, parayı, sağlığı bolluk ve bereketi kendinize çağırın.
Günün Olumlaması: “Ben para mıknatısıyım. Para bana her türlü kaynaktan ve helal yoldan kolaylıkla ve çabuklukla, artarak gelir. Buna hazırım ve kabuldeyim. ” Sevgiyle
Serkan Sorguç ŞifaChi

HESAP VERMEN GEREKEN TEK KİŞİ VAR O DA AYNAYA BAKTIĞINDA GÖRDÜĞÜN KİŞİDİR |

950-ruya-nedir[1]

 

 

Cevap vermen gereken tek kişi, Her sabah aynaya baktığında gördüğün kişidir
İnsanlar, sen istediğin kadar hayatındalar, göz yumduğun kadar dürüstler ve onları affettiğin kadar iyiler.
İnsan geride bıraktıklarını özler, elinin altındakilerden sıkılır, ulaşamadıklarına tutulur.. ve ulaşılmaz olan hep aşk olur!
Bir insanın yaşayıp yaşamadığını anlamak istersen, nabzına değil onuruna bak, duruyorsa yaşıyordur…
İnsan beklentisi kadar mutludur. Formül: Sıfır beklenti, sonsuz mutluluk.
Hala açlıktan ölenler varsa dünyada, Aslında ölen insanlar değil; insanlıktır.
Ölüm hayatta büyük kayıp değildir. Asıl büyük kayıp, yaşarken içimizde ölenlerdir.
Hayatta bir tek başarısızlık vardır, o da denememektir.
Hepimizin başı sağolsun. İnsanlık ölmüş.
Kaygı verici düşünce bir embriyo gibidir; oluştuğunda küçüktür, ama büyür ve daha çok büyür.
Kısa süre sonra kendi kontrolünü eline alır.
Geçmişteki acılarına Gülümseyerek baktığın an; Büyümüşsün demektir…
Kimse bana kendini kanıtlama çabasına girmesin. Çünkü herşey ortada, yeni maskeler üretmenin bir lüzumu yok.
Akıl yasama organı olabilir. Ama yürütmeyi mutlaka yüreğe bırakmalısınız.
Cevap vermen gereken tek kişi, Her sabah aynaya baktığında gördüğün kişidir.
Kadın olmak: Her erkekte bir parça bırakmak değil, Bir erkekte bütün olabilmektir.
Gecmişinizin üzerinde durup düşündüğünüz her an geleceğinizden çalıyorsunuz !
Erkek olmak: Mükemmelliğini bir çok kαdındα ispαt etmek değil, Tek bir kadına mükemmeli yαşαtαbilmektir.
Doğduğunda herkes gülerken sen ağlıyordun; şimdi öyle bir yaşam sür ki öldüğünde sen gülerken herkes ağlasın!
Olαğαnüstü birşeydir aşk; Siz bile kendinizi sevemiyorken, O sizi bir başkasına sevdirir.
Çoğu insan nasıl yaşanacağını, ancak ölme vakti geldiğinde öğrenir, çok yazık.
Çoğu insan ömrünün en güzel yıllarını, bir apartman dairesinin odasında, televizyon seyrederek geçirir.
Çoğu insan yirmi yaşında ölür ve seksen yaşında da gömülür. Bunun, sizin başınıza da gelmesine lütfen izin vermeyin.
Eğer kim olman gerektiği hakkında en ufak bir fikrin dahi yoksa, doğru arabalara, evlere ve giysilere sahip olmak tamamen anlamsızdır. Bu yüzden hayatta daha fazlasına sahip olmaya çabalamaktan vazgeç ve hayat için daha fazlası olmaya çalış. Sonsuz mutluluğun yattığı yer burasıdır.
İnsan gelişimi, bir trene benzer: kendini aşan insan, garından, haddini aşan insan ise rayından çıkmış demektir.
Hiçbir zaman hayattan bembeyaz bir sayfa bekleme! Çünkü ikinci sayfa bile, birincinin izlerini taşır…
Külkedisi ne yapsın, kendisini ancak ayak numarasından tanıyabilen bir salağı.
Her insanın aynalara göstermediği bir yüzü ve kimseye söylemediği bir hüznü vardır…
Kadınlar anlaşılmak için değil yaşanmak içindir. Yaşanacak kadın bulduysanız, anlamak için vakit kaybetmeyin.
Bir dağın zirvesinde olmanın keyfini önce eteklerinde yürümeden nasıl yaşayabilirsin.
Bana iyi gelenler, hep benden gidenler oldu .
Zihnin, gerçekte vücudundaki kaslardan farklı olmadığını hatırlamalısın. Kullan ya da kaybet.
Hiçbir şey için asla çok geç değildir ya da benim durumumda, istediğin kişi olmak için çok erken değil.
Zaman sınırı yoktur, istediğin zaman başlayabilirsin.
Değişebilir ya da aynı kalabilirsin. Bunun bir kuralı yoktur. En iyisini ya da en kötüsünü yapabiliriz.
Umarım, sen en iyisini yaparsın.
Umarım, seni şaşırtacak şeyler yaşarsın.
Umarım, daha önce hiç hissetmediğin şeyler hissedersin.
Reklam

Umarım, değişik bakış açıları olan insanlarla tanışırsın.
Umarım, gurur duyacağın bir hayatın olur. Öyle olmadığını anlarsan…
Umarım, en baştan başlayacak gücü bulursun.
* ROBIN SHARMA

EVDEKİ NEGATİF ENERJİYİ YOK ETMEK İÇİN MUTLAK DENEYİN

16174659_1167394503373673_6748457637586233185_n[1]

 

Evdeki Negatif Enerjiye Karşı : Tuz, Sirke ve Su
Deneyin, İşe Yaradığını Göreceksiniz…

Aslında bir çok kez, bir çok yerde negatif enerjiyi alan, huzur veren, nazarı önleyen taşlar olduğunu, satıldığını görmüşsünüzdür. Birazdan vereceğimiz tarif de evde ki negatif enerjiyi yok etmek kullanılan bir formül. Yapması çok kolay. Etkisini yapmaya başladıktan sonra hissedeceksiniz.

Evinizin herhangi bir yerinde ya da arzu ederseniz bir çok yerine bu karışımı koyabilirsiniz. 24 saat sonra etkisini göreceksiniz.

Negatif enerji, sizin ve ailenizin stresini arttırır, daha gerin olmanızı, daha sinirli olmanıza neden olur. Bu da aile huzurunu bozan, aile sağlığı için zararlı olabileceğini biliyor muydunuz?

Negatif enerji, üzüntü, öfke gibi duygularının ortaya çıkmasına neden olur. Bu da eviniz her yerinde, çevresindeki ruh halinizi olumsuz etkileyerek büyüyerek yayılabilir.

Neyse ki çözümü basit. İhtiyacınız olanlar, sadece

Tuz – bir çimdik
Temiz su – 2 yemek kaşığı
Beyaz sirke – 1 çorba kaşığı
Şeffaf cam fincan.

Yapılışı :

Cam bardağa su, tuz ve sirke koyun.
Bu şeffaf cam bardağı siz ve ailenizin çok fazla zaman geçirdikleri bir yerde bırakın.

Örneğin oturma odanızın görebileceğiniz bir köşesine bırakabilirsiniz.

Orada 24 saat boyunca cam bardaki tuzun reaksiyonunu gözlemlemelisiniz.
Tuzun suyun üstüne yükselebileceğini gözlemleyebilirsiniz.

24 saat sonra bardağı durulayın ve aynı şekilde tekrarlayın.Tuz suyun üzerine çıktığında evinizde, havada gezen negatif iyonları toplayacak ve daha huzurlu olmanızı sağlayacaktır.

BEDENİNE KULAK VER! HASTALIKLAR TESADÜF DEĞİL

415242_129567547287768202730_Original[1]

 
Bedenimiz bizimle konuşur. Hangi alanlarda ruhsal olarak yanlış yaptığımızı ve enerjimizi doğru kullanmadığımız gösterir.
Hastalık çok normal karşılanır ve hayatın bir parçası olarak görülür. Aslında sağlıklı olmak normal olandır. Beden ruh ve zihin dengesini oturtmuş olan bir kişinin hasta olması mümkün değildir.
Doğal halimiz sağlıklı olmaksa neden bu kadar hastalanıyoruz?
Hastalık varlığımızdaki bir dengesizliğin dışa vurumudur. Bedenimiz hasta ise bir parçamız hasta demektir.
Beden ruhumuza ayna tutar. Düşüncelerimiz, ruh halimiz duygusal iniş çıkışlarımız ve negatif enerji ile sürekli içli dışlı oluşumuz hastalıklara davetiye çıkarır. Sürekli olarak ilaç kullanır ve bedenen yaşımızdan çok ileride görünür olmamıza neden olur. Yıpranırız.
Bedenimizin yüce bir bilgeliği vardır ve bizi korumak üzere muhteşem bir düzende çalışır.
Bedenimiz oldukça dayanıklıdır ve aslında hastalık son aşamadır. Bu ortaya çıkmadan önce pek çok belirti ortaya çıkar ama biz bunları görmezden geliriz ve ruhsal düzeyde ne anlama geldiğine odaklanmayız.
Örneğin öksürük ve içimizi dökme, iletişim kurma ihtiyacı konusunda bağlantı kurmayız. Onun yerine öksürük şurubu alarak içsel çatışmamızı bastırırız.
Organlarımıza baktığımız zaman uyum ve dengenin evrenin en önemli yasası olduğunu fark ederiz. Bu uyum ve dengeyi bozan ise negatif enerjilere odaklanan düşüncelerimizdir. Hastalık bu düşüncelerden doğan zehirli duygular ve ruhumuzla olan kopukluğumuzdan kaynaklanır.
Düşünce kalıpları ve organlara etkileri…..
Mide:
Çok duygusal bir organdır. En çok korku duygusuna tepki verir. Midedeki rahatsızlıkların temelinde yaşadıklarını sindirememe yatar. Yeniliklere karşı duyulan korku ve kendini güvende hissedememe durumu en çok mideyi etkiler. Mide bulantısı hayatın hep kötü deneyimler getireceği inancı ile oluşur. Mide ekşimesi ise yaşam sürecine güvenememekten çıkan sıkıştırıcı korkudan kaynaklanmaktadır.
Beyin:
Bedenin komuta merkezi beynimiz en çok öfkeli düşüncelerden ve yaşadıkları için herkesi suçlayan ve affedemeyen inanç kalıplarından etkileniyor. Beyin bilgisayarındaki yanlış inançlar ve eski düşünce kalıplarını yenilemeyi reddetme beynin işleyişini bozuyor. Yeni fikirlere açık olmak ve yenilenmeyi kabul etmek beynin her daim tam kapasite çalışmasına yardımcı olur. Bunun yanı sıra beyin için öfke çok zararlı bir duygudur. Öfkeye kapılıp sürekli şiddet içeren olaylar ve durumlar düşünmek beyni bir sis gibi kapatıyor. Sürekli şiddetle iç içe olan insanları zihinleri bulanıklaşır ve uzun vadede bu bulanıklık beynin işleyişinde bozulmalara sebep olabilir. Bu sebeple huzur veren görüntülerden beslenmek ve sakinlik beynin en sevdiği besinlerdir diyebiliriz.
Böbrekler:
Zamanında halledilmemiş tüm sorunlar böbreklerde bir tortu olarak birikir. Bu nedenle geçmişi şifalandırma ve geçmişimizle barışma en çok böbreklere iyi gelir. Böbrekler su elementi ile yakından bağlantılı organlardır ve geçmişimizde dökemediğimiz göz yaşları içimize attıklarımı bu organda bozulmalara yol açar. Ruhsal olarak bize iyi gelenle gelmeyeni seçen de böbreklerdir. Kendisi için doğru olmayanı bile bile seçen ve bu durumdan dolayı üzüntülü duygularla içli dışlı yaşayan kişilerin böbrek sorunları yaşamaları olasıdır. Ayrıca böbrekler yıkıcı eleştiriden, başarısızlıkların yarattığı korkudan ve düşük öz güvenden en çok etkilenen organımızdır. Atalarımızdan gelen karmik etkiler ise en çok bu organlarda kendini gösterir.
Kalp:
uzun süren duygusal tatminsizliklerin ve sevgiyi yaşayamamanın en çok etkilediği organdır. Kalp rahatsızlıklarının temelinde aşırı duygusal ve zihinsel gerilim altında olduğuna inanç yatmaktadır. En önemlisi ise sevinç duyamamadır. Kalbin katılaşması diye tabir ettiğimiz bu dıurum hayattan keyif alamama ve sevinememedir. Klasik manada hep söylenen sigara ve alkol tüketiminden çok bu durum kalbe zarar verir.
Karın bölgesindeki ikinci beyin:
(bağırsaklar)
Korku, sevinç ve üzüntü gibi duygulardan çok etkilenir. Bilgelik ve farkındalık ile ilgili çalışmalarda hep karın bölgesine odaklanılır. Bunun nedeni sonsuzluğun saf gücü, ikinci beynimiz sayesinde bizimle bağlantıda olmaya devam eder. Karın bölgesinde enerji zayıflığı olan insanlar cansız, moralsiz, depresyonlu, kendini gerçekleştiremeyen, hayatın kendisine verdiklerinden öfke duyan kişilerdir. Tam aksine bu bölgede canlı enerji taşıyan insanlar cesur, atılgan ve akışkandır.
Bir kişi gereğinden fazla kiloluysa ve vücudunda yağ birikimi varsa bu her zaman korkudan kaynaklanır.
Obezite tarzı durumlarda bu korku genellikle hor görülme, beğenilmeme, kabul edilmeme, dışlanma korkusudur.
Kilo problemleri ve ruhsal nedenleri ….
Genellikle yaşamın ilk yıllarında etrafındakilerin yüksek talepleri ve beklentileri ile çevrelenen kişiler büyük sıkıntılar yaşar. Çoğunlukla bu beklentileri karşılayamayan bu kişiler kendilerini yetersiz ve aşağılanmış hissedebilirler. Etrafındaki kişileri tatmin edemediklerini düşünüp derin bir umutsuzluğa kapılabilirler. İşte vücutta biriken bu yağlar bu kişilerin etraflarına ördükleri koruyucu bir zırhtır. Kendilerini anne ve baba gibi yakın ilişkilerden koruyamayan ve özellikle ebeveynlerinin yüksek beklentilerine maruz kalanlar şişmanlayarak ve yağ biriktirerek kendilerine fiziksel bir bariyer örerler. Kısacası fazla kilo negatif enerjiden kaçma ve korunma isteğinde kaynaklanmaktadır. Ayrıca başkaları tarafından desteklenmeyi bencillik olarak algılayanlar, vericilikleri üst noktada olanlar ve çevresinden enerji alamayan kişiler fazla kilo alarak bu durumlara tepki gösterebilirler.
Kilo probleminin ruhsal anlamdaki çözümü kendini sevme ve her şeyi ile kabul etmede yatıyor.
Bedenimizin çevresinde bizi korumak için zırh görevi gören yağlara artık ihtiyacımız olmadığına inanmak gerekiyor. Bunun için hayata güvenmeyi ve zarar görmeyeceğimizi bilinçaltı düzeyde bilmeye ihtiyacımız var.
HASTALIKLAR
Kanser:
Bu çok yaygın hastalığın kökeninde bizi içten içe yiyip bitiren ve bir türlü çözümleyemediğimiz problemler yatmaktadır. Bu problemleri yaratanlara karşı derin bir öfke ve affedememe söz konusudur. Kanser hastalığına yakalanmış kişilerin bu kronikleşmiş problemleri çözmek yerine her şeyi olduğu gibi bıraktıkları, çünkü değişimin getireceği acıdan kaçtıkları ortaya çıkmıştır. Uzun süren kızgınlıklar, affedememe, çözümlerden kaçınma bu insanları yer bitirir. Hastalık oluşmadan önce, hatta oluştuktan sonra bile, ruhsal nedenler iyi anlaşılırsa kanser ölümcül olmaktan çıkabilir.
İlk adım affetmektir. Geçmişten gelen öfkeyi salıvermek, acılı da olsa değişim gerekiyorsa değişimi göze almak gerekir. Katı yargılardan uzaklaşarak suç veya suçlu aramamak gerekir. Tüm bunlar başarılırsa böyle bir hastalık da oluşmayacaktır.
Kalp Krizi:
Kalp yaşamın merkezinde durur ve bu çok önemli organ en çok sevgi ile var olur. Kalp krizi ve kalp rahatsızlıklarının temelinde sevgi alışverişindeki aksaklıklar yatar. Sevgi alışverişi dengeli olmalıdır. Bir insan sürekli sevgi veriyor ama karşılığında yeterince sevilmediğini hissediyorsa kalpte rahatsızlıklar baş gösterebilir. Sevgiyi sürekli dış kaynaklarda arayan kişi, kendini sevmeyi beceremiyorsa, kendini iyiye, güzel ve sevgiye layık göremiyorsa kalp krizine açık hale gelir. Ayrıca hayattan keyif alamama, hiç bir şeyin zevk verememesi, kısaca neşenin eksikliği de çok tehlikelidir.
Kalp krizi en fazla daha çok para kazanmayı ve mevki uğruna yaşamın zevklerini unutan ve hayatı tatsızlaşan insanlarda görülür. Kalp için yapılabilecek en iyi şey sevmeyi tek bir kişiye ya da şeye bağlamadan yaşamayı başarabilmek, yaşamdan tat almayı hayatın merkezine koymaktır.
Migren:
Baş ağrılarının temelinde kendini acımasızca eleştirme yatıyor. Çelişkili düşünceler ve seks bazlı korkular da baş ağrısına neden olabilir. Bu arada medyumik yapıdaki insanlarda ve enerjitik olarak çok açık olan kişilerde de baş ağrıları görülebiliyor.
Migren ise sürekli negatif enerjilere maruz kalan ve ve bundan kendini koruyamayan kişilerde görülüyor. Aynı zamanda kendini baskın altında hisseden kişilerde ya da özellikle birisinin psikolojik baskısına maruz kişilerde görülebiliyor.
Baş ağrıları ve migren için yaşamınızda size rahatsızlık veren kişileri hayatınızdan çıkarma ve negatif enerjinin yoğunlaştığı yerlere gitmemek çok işe yarıyor.
Konsantrasyon, meditasyon ve rahatlatıcı çalışmaların iyi geldiğini de unutmamak lazım.
ŞİFA OLUMLAMASI ….
Ben bedenimin farkındayım.
Ruhumun farkındayım…
Zihnimin farkındaayım…
Bu alanları bir bütün olarak algılıyoruç
Dengede oluyorum
Kendim ile birim
Ben kendimin şifacısıyım
Bedenime şifa yansıtıyorum
Ruhuma şifa yansıtıyorum
Zihnime şifa yansıtıyorum
Ben kendimin şifacısyım
BİLGE BEDENİNE SOR …..
Çalışmadan önce birkaç bardak su için lütfen…
Ayakta durarak gözlerinizi kapatın ve bedeninize şunu söyleyin.
Bana “Evet”imi göster; beden sizi öne doğru çekecek
Daha sonra tekrar sor;
Bana “Hayır”ımı göster; beden sizi arkaya doğru çekecek…
Şimdi soru sorabilirsiniz…
Cevabını bildiğiniz bir soru sorun… Örneğin adınız; “Özlem”
Sorun… Benim adım “Zeynep” mi?
Ve gözlerinizi kapatarak bedenden cevabı bekleyin….
Daha sonra özellikle sağlığınız ile ilgili merak ettiğiniz soruları sorabilirsiniz.
Bu arada “Evet”te beden arkaya, “hayır”da öne gidiyorsa bedeniniz çok yorgun demektir. Onu dinlendirin….
Kaynak:
Mistikyol

Dalai Lama’nın mutluluk üzerine 12 öğüdü:

mutluluk-sozleri[1]
1. Mutluluk size hazır bir şekilde gelmez, sizin kendi eylemlerinizden doğar.
2. Bir değişiklik yaratabilecek büyüklükte olmadığınızı düşünüyorsanız, bir de gece sivrisinek varken uyumayı deneyin.
3. Sevgi ve şefkat ihtiyaçtır; lüks değil. Onlar olmadan insanlık ayakta kalamaz.
4. Kuralları iyi bil ki onları daha iyi yıkabilesin.
5. Gerçek hayatta trajedilerle karşılaştığımızda iki şekilde davranırız: Ya umudumuzu kaybedip kötü alışkanlıkların pençesine düşeriz ya da içimizdeki manevi gücü bulmak için uğraşırız.
6. Hepimizin aradığı mutluluk ve sükuneti, ancak birbirimize anlayış ve şefkat göstererek bulabiliriz.
7. Diğer insanların fikrini sevecenlikle değiştirebiliriz; öfkeyle değil.
8. ‘Merhamet’, zamanımızın en radikal anlayışı.
9. Maneviyatınızın özü, diğer insanlara karşı tutumunuzun altında yatar.
10. Mutluluk ve memnuniyet insanının içinden gelir. Parayla ya da bir bilgisayarla doyuma ulaşmak yanlıştır.
11. İnançlı ya da inançsız fark etmez; sorumluluk sahibi herkes iyi bir kalbe sahip olabilir.
12. Eski arkadaşlar gider yenileri gelir; tıpkı günler gibi. Onların da eskisi gider yenisi gelir. Önemli olan ise anlamlı olması: arkadaşın da günün de