Arşivler

Beklemeden verin, karşılığı nasıl olsa gelecektir…

15966114_1703819686595912_7571982870147289192_n1

İskoçya’da adı Fleming olan yoksul bir çiftçi yaşıyordu.
Bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu.
Hemen sesin geldiği yere koştu.
Beline dek bataklığa batmış çocuk,
kurtulmak için çırpınıp duruyor, bir yandan da avazı çıktığı denli bağırıyordu.
Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ölümden kurtardı.
Ertesi gün Fleming’in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli biri indi.
Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini ve “Oğlumun kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum” dedi.
Yoksul ve onurlu Fleming “Kabul edemem!” diyerek ödülü geri çevirdi.
Tam bu sırada kapıda çiftçinin küçük oğlu göründü. “Bu senin oğlun mu?” sorusuna çiftçi gururla “Evet!” dedi.
Kurtarılan çocuğun babası, “Gel seninle bir anlaşma yapalım” dedi.
“oğlunu bana ver iyi eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ileride gurur duyacağın bir kişi olur.”
Bu konuşmalar sonunda Flenming’in oğlu iyi bir eğitim gördü Londra’daki St. Mary’s Hospital Tıp Fakültesi’nden mezun oldu ve tüm dünyaya adını Penisilin’i bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu.
Bir süre sonra aristokratın oğlu zatürreye yakalandı. Onu ne mi kurtardı?
Pensilin!
Aristokratın adı: Rondolph Churchill.
Oğlunun adı: Winston Churchill.
Kurtaran Doktor: Çiftçinin oğlu Sir Alexander Fleming
Herşeyi beklemeden verin, karşılığı nasıl olsa gelecektir…Alıntı

HUZURA ULAŞMAK İÇİN GEREKEN EN TEMEL 2 TAVIR

15_11

 

 

Günlerden bir gün, Zen öğrencisi Üstadına gitmiş:
“üstadım, çok çalışıp aydınlanmak istiyorum. Bunun için neler yapmam lazım, tüm gerekenleri yerine getirmek istiyorum, lütfen bana yol gösterin.” Demiş.
Bunu duyan Üstad, öğrencisine sormuş:
“yemeğini yedin mi? “
“Evet” demiş öğrenci.
“ O zaman git, tabağını temizle ve bulaşıkları yıka.”

Zor günlerden geçiyoruz. İlişkiler, aile, iş ve yaşam koşulları, ülkemizin içinde bulunduğu zorlu şartlar , derken her birimiz güvensizlik, çaresizlik, umutsuzluk gibi duygular içerisinde savrulup, kendimizce DOĞRU BİR YOL arıyoruz. Oraya buraya savrularak odaklanmazsak, enerjimizi de dağıtmış oluyoruz.
Bu dağınıklıkla, sağlıklı bir şekilde daha ne kadar devam edebiliriz ki..?
Zen üstadının “tabağını temizle ve bulaşıkları yıka” sözü çok derin anlamlar içermekte. Anı yaşama ve diğer anlamlarının ötesinde, özellikle birine değinmek istiyorum:
EĞER BEN, bilincimi taşıyan tabağımı yani bedenimi, zihnimi temizleyip ortalıktaki bulaşıkları, kokuşmuş anıları temizlemezsem, tüm bu çöplük, aydınlanma ve huzura kavuşma yolumda ciddi engel yaratır.
Bizler ne yapıyoruz? Çöpü temizlemek yerine, habersiz misafir geldiğinde ortalıktaki dağınıklığı dolap içlerine tıkıştıran yeni gelin misali depoluyoruz. Üzerlerine şık örtüler örtüp, havaya da güzel bir oda kokusu sıktık mı tamam bu iş
İşte size birinci anahtar :
GEÇMİŞ TRAVMATİK DENEYİMİNLE KORKUSUZCA YÜZLEŞ
Travma, özellikle erken dönemde yaşanmışsa, sıradan bir büyük korku değil “ölüm” hissi (korkusu) demektir. İnsanın, TRAVMANIN YAŞANDIĞI SÜREÇ BOYUNCA bu duyguyla baş edebileceği yegane yeteneği , hayatta kalabilmek adına duruma uyum sağlayıp DURUMU YOK  SAYMAKTIR.
Bunu yapabilmek için kişi, o yaşantı sanki onun başına gelmemiş de dışarıdan izliyormuş gibi bir ruh hali geliştirir, YANİ RUH YAPISINI BÖLER:
TRAVMAYI YAŞAYAN
TRAVMAYI KONTROL EDİP YOK SAYMAK İÇİN ÇEŞİTLİ YÖNTEMLER GELİŞTİREN ve
SAĞLIKLI HERŞEYİN FARKINDA OLAN
Parçalar geliştirir.
Bu yapı içinde anahtarın gizli olduğu alan ikinci parçayı fark etmekte gizlidir. O anahtarı fark edip  bulduğunda, birinci kapıyı açabilirsin. Yani , bir zamanlar yaşanan , artık var olmayan ama yine de ÖLÜM duygusu gibi korkutan, sıkışmış eski travmatize olmuş parçan orada saklanmış seni bekler durur.
Kontrol eden, bunun için çeşitli yöntemler geliştiren parça bir anlamda BEKÇİDİR. Travmatize olmuş parçanın , bir daha bu duyguyu asla deneyimlememesi için , kişiyi gerekli gördüğü her detaydan uzak tutmaya çalışan, bunun için ustaca türlü stratejiler geliştiren ZEKİ BİR BEKÇİ.
VE ANAHTARLAR BU BEKÇİDE !
Bekçiden anahtarı alabilmek için önce onun geliştirdiği ve bize ustaca oynattığı oyunları fark etmemiz gerekir:
Eğer çok verici bir insan olduğunuzu düşünüyorsanız, verme duygusunun hangi yönünüzü rahatlattığına bir bakın, izleyin kendinizi. Her insan, vererek bir şey alır aslında, BU BİZİM DOĞAMIZDIR.  SİZ ne alıyor ya da almak İSTİYORSUNUZ? Çook eskilerde alamadığınız ne var?
“Verdiğiniz” zaman, karşıdan aldığınız tepki ne? Bu tepkiye hangi nedenden dolayı VERİCİ BİRİ olacak kadar bağımlısınız? BEKÇİ, sizi verici bir duruma getirerek, hangi anıyı saklamaya çalışıyor?
Bir şeyler yapamadan duramıyor musunuz? Kendinizi işkolik olarak mı nitelendiriyorsunuz? Evde rahatlama zamanlarında bile aklınızda yapılacak işler, toplanacak odalar, yemek, çamaşır v.s türlü listeler, dinlenirken suçluluk mu hissettiriyor? HERŞEYE RAĞMEN DURUN. Ve tabii ki bekçinin mantıklı açıklamalarına rağmen DURUN. TÜM BU BİR ŞEYLER YAPMA HALİNİN aslında sizi NEYİ HATIRLAMAKTAN, DÜŞÜNMEKTEN UZAKLAŞTIRDIĞINI FARK ETMEYE ÇALIŞIN.
Ne zamandan beri böyle oldunuz? Neler oldu da kendinizi sürekli bir şeyler yaparken buldunuz? Asıl görmekten kaçtığınız ve kendinizi OYALADIĞINIZ ŞEY NE?
YA DA , kontrol edemediğiniz bir öfke, sizi sinsice ele geçiriyor. Yerli yersiz öfkelendiğinizi fark ediyorsunuz fakat BEKÇİ haklı olduğunuzu söylüyor, “onlar da öyle davranmasalardı”… Siz “yine de bir problem var” diyorsunuz, inceden. (işte o ses, sağlıklı parçanız) DİNLEYİN O SESİ !
Bu öfke ne zaman başladı ? Diğer hangi duygularımı ifade etmedim ? geçmişe dönüp bakın yaşadıklarınıza. Hangi duyguyu yaşamaya izniniz, zamanınız, v.b. yoktu? BEKÇİ, hangi duyguyu tehlikeli olduğu için yasaklayıp yerine Öfkeyi tutuşturdu elinize ? Sadece izleyin kendinizi ve geçmişinizi.
DAHA BU ÖRNEKLER GİBİ NİCELERİ VAR.
Fakat her birinin ortak yönü, BUNLARDAN KURTULUŞUN, FARK EDİP YÜZLEŞMEKTEN GEÇİYOR OLUŞU. Hani derler ya insanın şeytanı içindedir diye, belki de iyi niyetiyle travmatize parçamızdan bizi korumaya çalışan BEKÇİ, o olaylar yaşandığı sırada MELEĞİMİZken , sonrasında kendi ŞEYTANIMIZ olmuştur, kim bilir… Bir düşünün !
SORUMLULUK AL
Artık kabul et, ne oldu ise oldu ve o sırada yapabileceğin neyse onu yaptın. Ne az ne de çok. Bunlar değiştirilemez GERÇEKLERDİR. Sonuçlar, istediğimiz gibi olmasa da , hatta acı ve yıkıcı sonuçlarla da karşılaşmış olsak tüm bunların tek bir ortak noktası var: YAŞANDILAR , BİTTİ, GEÇMİŞTE KALDILAR.
Bize acı veren yönü ise , zihnimizde hala geçmiş acı anıları  yaşatmaya çalışıyor oluşumuz ve GERÇEKLİĞİ TÜMÜYLE KABULLENEMİYOR OLUŞUMUZ.
Gerçeği kabul edebilmek için önce o gerçekliğin içinde var olan yerimizi fark etmemiz, sonrasında o yerde yaşanmış olan zayıflığı, suçu, kurban rolünü, çaresizliği, yetersizliği, ve teslimiyeti görmemiz, bunu görebilmek için KENDİ KAPLADIĞIMIZ YERİN SORUMLULUĞUNU ALMAMIZ GEREKİR. Anne  olarak, Baba olarak, Çocuk ya da Bebek olarak, Fail ya da Kurban olarak…. İNSAN OLARAK..!
Sorumluluk almak demek,
Ben ebeveynlerimden daha iyiyim, ben onların yapamadıklarını ben yapıyorum,
Ailenin reisi benim, çünkü babam yetersiz,
Çocuklarımın arkadaşıyım, onlarsız ben hiçim, benden daha olgunlar zaman zaman yanlarında ben onların çocuğu gibiyim, ve bunun gibilerle  olmaz.
SORUMLULUK ALMAK, HANGİ ROLDE İSEN ( anne, baba, çocuk, patron, çalışan, teyze, hala, yeğen, kuzen, komşu, fail, kurban…..) ONUN GETİRDİĞİ TÜM GÖREVLERİ ÖZÜMSEMEN, KABUL ETMEN VE BUNDAN DOĞAN ACI TATLI DUYGULARI ÜSTLENEBİLMEN DEMEKTİR.
Konstelasyon Terapilerinde sıkça rastladığım bir durumdur bu: Anne, çeşitli sebeplerden dolayı doğuramayacağına karar vererek kürtajla aldırdığı çocuğu konusunda, oradaki fail durumunu kabul etmez. Sebeplerini sıralayıp, onay arar.(bekçi görevdedir). Fakat GERÇEK apaçık ortadadır. İstediği kadar bahane sıralasın, bir yaşam süreci ve ölüm sonucu vardır. Bunu görür görmez, yaşadığı acıdan çıkamayarak kurban rolünü üstlenir. Fakat KURBAN bebektir, ve bu gerçek kabul edilmeden, sorumluluk alınmadan enerjisini nesiller boyu aktarmaya devam edecektir.
ACININ ARKASINA SAKLANARAK KOLAYCA SORUMLULUKTAN KAÇABİLİRİZ, VE BU HİÇBİR ŞEYİ ÇÖZMEZ.
Yaşamın doğasına has dalgalarında boğulmadan sörf yapabilmek için en temel iki sörf tahtamız yüzleşebilmek ve sorumluluk almaktır. Bu sayede büyür, bu sayede olgunlaşır, bu sayede örnek olup aktarabiliriz. Bu yaklaşım ve anlayış olmadan ne kabul edebilmek, ne de affederek yüklerimizden kurtulabilmek mümkün olur. Sorumluluklarından kaçmak için kurban olarak yaşamanın kolay olduğunu düşünenler, bu mükemmel sistemin işleyişinde bir süre sonra Faile dönüşeceklerini de bilmelidirler. Fail olmak demek mutlaka birinin bedenini öldürmek değildir. Kendinden zayıf olana her duygusal baskı, öfke, manipülasyon, kontrol gibi negatif tavır gösterdiğimizde, fail enerjiyi yansıttığımızı bilmek önemlidir. Bu bilinç ile kendimize odaklanıp her yaptığımız, ve yapmayı planladığımız eylemin sorumluluğunu alarak ilerlememiz dileğiyle.

alıntı

NASİPTEN ÖTESİ YOK…

543144sp3565si1411

 

 

NASİPTEN ÖTESİ YOK…
Gencin birisi Kâbede hep, “Ey doğruların yardimcısı olan Allahım,
Ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allahım,
Sana hamdü sena ederim” diye dua eder.
Bu durum herkesin dikkatini çeker.
Birisi, (neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka bir şey bilmiyor musun?) der.
O da anlatır:
7-8 sene önce yine Kâbede iken içi altın dolu bir torba buldum.
Tam 1.000 altın vardi. İçimden bir ses bu altınlarla, şunları şunları yaparsın) diyordu. Hayır dedim kendi kendime, bu benim değil, başkasının malı, kullanmam haram olur dedim.
bu sırada birisi,
“Şöyle bir torba bulan var mı?” diye bağırıyordu.
Çağırdım onu, nasıl bir torbaydı, içinde ne vardı diye sordum.
Torbayı tarif etti ve içinde 1.000 altın vardı dedi.
Al öyleyse torbanı diyerek verdim.
Adam torbayı açıp içinden bana 30 altın verdi.
pazara gittim.
Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı.
Gencin temizliği dikkatimi çekti.
Yanlarına gittim, bu köle için ne istiyorsunuz dedim.
30 altın dediler.
Adamdan aldığım 30 altını verip genci satın aldım.
Bir iki yıl geçti. Genç çok çalışkan, çok edepli idi.
Onu aldığıma çok memnun olmuştum.
Bir gün onunla giderken karşıdan iki üç kişi geliyordu.
Genç bana dedi ki,
-Efendim, ben Fas Emirinin oğluyum.
Bu gelenler babamın adamları.
Beni buldular. Senden beni satın almak isterler.
Sen iyi bir insansın,
Onlara 30 bin altından aşağıya satma dedi.
o kişiler yanıma geldi, bu esiri bize satarmısın dediler.
Satarım dedim. 60 altın verelim dediler.
Olmaz dedim. İyi ama sen bunu 30 altına almadın mı ?
Biz sana iki mislini veriyoruz dediler.
Öyleyse gidin pazardan alın dedim.
Artıra artıra 20 bin altına kadar çıktılar.
30 binden aşağı olmaz dedim.
Çaresiz kabul ettiler.
Altınları verip, genci alıp gittiler.
Ben o 30 bin altınla iş yerleri açtım, ticaret yaptım,
Daha çok zengin oldum.
Bir gün bana arkadaşlar, “çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var.
Babası yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim” dediler.
Ben de “olur” dedim.
Nikah kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler.
Çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti.
Kıza, “bu nedir” dedim.
İçinde 970 altın var, babam Kâbe de bunu kaybetmiş,
Bulan gence 30 unu vermiş.
Kalanını da bana hediye etti, çeyizine koyarsın dedi”.
Demek ki bulduğum altınlar benim rızkım imiş,
Vermese idim haram yoldan gelecekti,
Şimdi helal yoldan yine bana geldi.
Bana yardim edip, haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce
Rabbime Hamd ederim.
Takdirden ötesi yok…
Nasipten ötesi yok…

Biraz da Gülelim.

gulen-surat-pasta-13971

 

Üniversitede okuyan bir öğrenci yılsonu sınavlarına girmiş ve arkadaşına:
-“Ben memleketime gidiyorum, sınavlar belli olduktan sonra bana sonuçları bildir, ancak telefona ben çıkarsam bana söylersin. Telefona annem çıkarsa zayifım olmaz da eğer bir tane olursa Ebubekir’in selamı var, dersin. İki zayıf imkânsız da eğer olursa Ebubekir’in Ömer’in selamı var, dersin. Üç zayıf hiç olmaz da eğer olursa Ebubekir’in, Ömer’in, Osman’ın selamı var dersin. Dört zayıf imkânsız da eğer olursa, Ebubekir’in, Ömer’in, Osman’ın, Ali’nin selemi var dersin, seklinde konuşup memleketine gelir.
Bir zaman sonra sınavlar belli olur, arkadaşı sınav sonuçlarını bildirmek için telefona sarılır, telefona öğrencinin annesi çıkar.
-“Teyze, oğluna söyle Ümmet-i Muhammed’in selemi var”

Titreşimlerin Sırrını Çözen Kainatın Sırrını Çözer : Nikola Tesla

1610087_10153436972678095_8050093322372117453_n1

 

 

Titreşimlerin Sırrını Çözen Kainatın Sırrını Çözer : Nikola Tesla
Frekanslar ve Hayatımıza Etkileri
Bundan yirmi yıl önce size evrenin aslında kocaman bir titreşim olduğu söylenseydi, küçük evren insanın da etrafındaki her şeyle birlikte her an titreşmekte olduğunu ve hayatın sırrının titreşimlerde saklı olduğu söylenseydi ne düşünürdünüz
Nikola Tesla titreşimlerin sırrını kısmen de olsa çözmüştü
Muhtemelen bu söylenilenlere çok fazla anlam veremez ve üzerinde de fazla durmazdınız. Çünkü o zamanlar titreşimlerin bu derece önemli olduğu insanlık tarafından bilinmiyordu. Gerçi hala da tam olarak bilindiği söylenemez… Hâlbuki bundan 100 yıl önce Nikola Tesla kendi icadı olan deprem makinesini anlatırken şu sözleri söylemişti “Birkaç saniyede binanın titremeye başladığını hissettim. On dakika daha devam etseydim binayı ve sokağı yıkabilirdi. Aynı cihazla Brooklyn Köprüsünü 1 saatten kısa bir süre içinde East River’a indirebilirdim.” Tesla frekansların yani titreşimlerin sırrını kısmen de olsa çözmüştü. Tesla’ya göre evren kocaman bir titreşimdi ve hepimiz bu titreşimin küçük birer yansımasıydık. Ya da başka bir deyişle evren bir gitar, bizler de onun telleriyiz ve diğer tüm tellerle birlikte her an titreşiyoruz. Bilim adamları yüzyıllardır bu şarkıyı anlamlandırmaya çalışıyorlar ve sonunda notaları keşfettiler. Şimdi de gitarın tellerini koparmadan melodiyi çözmeye çalışıyorlar… Bu yazıda melodiye ait birkaç sol anahtarı vermeye çalışacağız.
Saniyede 10 bin kez hızla titreşen canlıları göremiyoruz
Her şeyin özü enerjidir. Kütle, enerjinin yoğunlaşmış halidir. Düşünce enerjidir. Enerji sürekli titreşerek bir salınım oluşturur. Bizler de insanoğlu olarak sürekli titreşen enerjileriz. Titreşim seviyemiz düşük olduğu için yeryüzünde çökeltilmiş şekilde yani kütle-beden olarak hayatlarımızı devam ettiriyoruz. Bizim titreşimimize uygun şekilde titreşen enerjileri de kendi titreşim dünyamızda kütle olarak görebiliyoruz (diğer insanlar, hayvanlar, masa, sandalye vs.) İnsan bedeninin doğal titreşim düzeyi saniyede ortalama 300 titreşimdir. Dünya işleriyle fazlaca ilgili olan insanlar bu titreşimin altındadırlar. Frekans yani titreşim düzeyi arttıkça kişilerin doğaüstü güçleri de artmaktadır. Şifa verme gücüne sahip olan kişilerin titreşim düzeyleri saniyede ortalama 500 titreşimdir. 800 titreşim seviyesine gelindiğindeyse medyumik güçler ortaya çıkar. 1000 titreşimin üzerinde telepati kanalı gayet akıcı şekilde açıktır. Saniyede 10 bin titreşim seviyesindeki insan astral seyahat yapabilir konuma gelir. Bu tıpkı bir gitarın tellerinin titreşmesi gibidir. Gitarın telini oynattığınızda önce hızla titreşir, teli göremezsiniz. Sonra titreşim azalmaya başlar ve tel görünür hale gelir. Bizler de şu anda saniyede 300 titreşimle birbirimizi görebiliyoruz ama saniyede 10 bin kez hızla titreşen canlıları göremiyoruz. Onları boyut üstü varlıklar olarak adlandırıyoruz. İçimizden pek azımız yani medyum diye tabir ettiğimiz kişiler onlarla temasa geçebiliyor. Bazen kanal olarak da onlardan gelen bilgileri aldıklarını iddia edebiliyorlar. Bu kişilerin bir kısmı şizofren hastası, bir kısmı dolandırıcı olabilir ama titreşim seviyesini saniyede 10 binin çok üzerine çıkartıp zaman mekân mefhumunu aşan insanların da var olduğu biliniyor. Çok büyük kâhinler bu frekans seviyesinde oldukları için söyledikleri pek çok şey doğru çıkmaktadır. Duru görü yapan medyumlar kaybolan eşyaları bu şekilde bulabilmektedir. Şifacılar tek bir dokunuşla hastanın hasarlı olan organına en uygun frekansı vererek onu iyileştirebilmektedir. Şifacı ya da bioenerji uzmanı olarak tabir ettiğimiz kişilerin yaptıkları şey özünde kendileri vasıtalarıyla hastaya doğru frekansları vermektir.
Frekanslarla (titreşimlerle) hastalıkları iyileştirmek mümkün!
Her organın kendine özgü titreşimi vardır. Bedenin titreşiminin dışında organlar da kendi aralarında farklı hızlarda titreşirler. Örneğin kalbin titreşim hızıyla böbreğinki aynı değildir. Böbrek arıza yaptığında bu aynı zamanda onun titreşiminde bir sorun olduğu anlamına gelir. Bir insanı kalbine iyi gelmeyecek titreşimlere maruz bırakırsanız o kişi kalp krizi geçirip ölebilir. Bu şekilde uzaktan suikastların yapılması bile teoride mümkündür. Doğru titreşim hayat kurtardığı gibi yanlış titreşim de can alır. Dozer kullanıcıları, asfalt delici vibrasyon cihazlarını kullanan kişilerin kalp krizi geçirip ölmeleri ya da uzun vadede çeşitli hastalıklara yakalanmaları olasıdır. Çünkü bu cihazlar çok güçlü titreşimlere sahip oldukları için vücudun titreşimini bozmaktadır. Frekanslarla (titreşimlerle) hastalıkları da iyileştirmek mümkündür.
Her titreşimin ölçüsü bir frekans değeriyle hesaplanır. Farklı titreşimlerin farklı frekansları vardır. Bir titreşimin ne tür bir titreşim olduğunu frekans değerleriyle ölçeriz. Frekans teknolojisi günümüzde kısmen de olsa tıpta kullanılıyor ancak gün gelecek pek çok hastalığın tedavisi frekanslarla yapılabilecek. Her hastalığa uygun frekans bulunacak ve hasta kişi o frekans ortamına sokularak tedavi edilecek. O gün geldiğinde modern tıp ile alternatif tıp birleşmiş olacak. Aslında bu bilinen bir şey ama hala hastalıkların çaresini ilaçlarda arayıp duruyoruz ve bu durum ilaç sektörünün çok işine yarıyor. Plasebo etkisi bile aslında frekansların değişmesiyle alakalı. İnanmak denilen şey, hastanın hastalığa karşı tutumu değişince frekansının da değişmesi ve hastalığın artık o frekansta kendine yer bulamamasından başka bir şey değil. Birinin elini tuttuğunuzda bedeniniz otomatik olarak onun frekansına ayarlanıyor. O halde kimin elinden tuttuğunuza dikkat edin çünkü eğer onun manyetik alanı sizinkinden daha kuvvetliyse sizi kendi frekansına çekebilir ve o frekans gerçekte size yaramayan bir frekans olabilir.
İlişkilerde de asıl mesele doğru frekansı bulabilmekte…
Frekans teknolojisi hızla gelişmeye devam ediyor. İleride öyle günler gelecek ki, kişiler eş seçimini yaparken sadece kan uyuşmazlığına değil frekans uyuşmazlığına da bakacaklar. Bu şekilde kimin kiminle anlaşamayacağı net bir şekilde bilinebilecek. İyi başlayıp kötü giden ilişkilerin de sebebi frekansların değişmesi aslında. On yıldır birlikte olduğunuz kişiyle artık anlaşamıyorsunuz çünkü ikiniz de on yıl önceki frekanslarınızda değilsiniz artık ve bugün apayrı iki frekansta yaşıyorsunuz hayatı. Kısmet dediğimiz şey de frekanslarla son derece ilintilidir. Dünyanın iki ayrı ucunda da olsa en doğru frekanslar her zaman birbirlerini buluyor. Tıpkı göçmen kuşların yollarını bulması gibi dünyanın manyetik haritasında hepimizin ayarlı olduğu bir frekans var ve kendimize en uygun frekansı bir göçmen kuş edasıyla buluyoruz. Bazen de bulamıyoruz. İşte o zaman hayatımızda problemler ortaya çıkıyor. Bizimkinden daha güçlü bir frekansın etkisine girdiğimizde kendi manyetik alanımızdan kopuyoruz ve kendimizi kötü giden bir evliliğin içinde ya da istemediğimiz bir işi yaparken bulabiliyoruz. İşte bütün bunların sebebi yanlış frekanslar… İlişkilerde de asıl mesele doğru frekansı bulabilmekte.
Herkesin kendisine en uygun titreşimi bulma potansiyeli vardır. Kendimizi dinlemek diye ifade ettiğimiz kişinin bir karar vermeden önce içe dönme hadisesi de budur aslında. Kendimizi dinlediğimizde titreşimlerimizi de fark ediyoruz ve titreşimler iç ses olarak bizim için neyin iyi ve doğru olacağını bize söylüyor. Bir miktar derin düşünme ve yalnız kalmak kendimizi yani titreşimlerimizi anlamak için yeterlidir. Yeter ki kendimize bu fırsatı verelim…

Sizi seven hiçbir zaman terketmeyecektir çünkü bırakmak için 100 sebep de olsa tutmak için bir sebep bulacaktır

ratan-tata_416x4161

 

 

Hintli iş adamı yatırımcı, yardımsever ve Tata Sons’un başkanı Ratan Naval Tata’nın Londra’daki konuşmasından güzel satırlar…

  1. Çocuklarınızı zengin olmaları için eğitmeyin. Onları mutlu olmaları için eğitin. Böylece yetişkin olduklarında eşyaların fiyatını değil değerini bilirler.
  2. Yiyeceklerinizi ilaçlarınız gibi yiyin. Aksi durumda yiyeceğiniz olarak ilaçları yemek zorunda kalırsınız.
  3. Sizi seven hiçbir zaman terketmeyecektir çünkü bırakmak için 100 sebep de olsa tutmak için bir sebep bulacaktır.
  4. İnsanoğlu olmakla insan olmak arasında pek çok fark vardır. Çak azı bunu anlar.
  5. Doğduğunuzda sevilirsiniz. Öldüğünüzde sevileceksiniz. Arasını siz başarmalısınız…!
  6. Hızlı yürümek istiyorsanız yalnız yürüyün. Fakat uzun yürümek istiyorsanız beraber yürüyün…
  7. Dünyadaki altı en iyi doktor Güneşışığı, Dinlenme, Egzersiz, Diyet, Kendine Güvenme ve Arkadaşlar… Hayatın her aşamasında devam ettirein ve sağlıklı hayatın keyfini yaşayın
  8. Aya bakarsanız;  Tanrının güzelliğini görürsünüz… Güneşe bakarsanız; Tanrının gücünü görürsünüz ve Aynaya bakarsanız; Tanrının en iyi yarattığını görürsünüz… Bu yüzden kendinize inanın…
  9. Bizler turistiz ve Tanrı bizim bütün Yol Rezervasyonlarımızı ve Varış Yerlerimizi önceden belirlemiş seyahat acentamız…Bu yüzden Ona güvenin ve HAYAT denilen yolculuğun keyfini yaşayın…
  10. Sizin için önemli olan tüm kişilere gönderin… BEN ŞİMDİ YAPTIM…

Bazı erkekler ”Hatun dediğin ,sevişmesini bilecek” deyip

yanlis-iliski-dogru-yasanmaz1

Bazı erkekler ”Hatun dediğin ,sevişmesini bilecek” deyip evlenecekleri kızın bakire olmasını istiyorlar.
Yabancı kızların açık saçık potoğraflarını paylaşıp ”Üff bee” yazıp dışarıda öyle giyinen birine orospu gözüyle bakıyorlar.
Başkalarının kız kardeşleriyle sorunsuz ilişkiye giriyorlar fakat kendi kız kardeşleri öyle bir şey yapsa kafasına sıkarlar.
Uzun etek giyen kızlara kezban diyorlar mini etek giyen kızlara yollu diyorlar.
Ne olur ne olmaz lazım olur diye ceplerinde cüzdanlarında prezervatif taşımayıda eksik etmiyorlar ama.
Herşeyden önce namus bizim namusumuz.
Namus kızların namusu.Ne bizim abilerimizin,ne babamızın nede ailemizin..
Bir erkek bir kızla birlikte olduktan sonra ”patlattım” ”Sahip oldum” kelimelerini kullanıyor.
Neye sahip oldun sen !! Eşyamıyız biz !! Torpilmi patlattın !! Sex bir erkek için gurur kaynağı olurken,bir kadın için utanç kaynağı oluyor..
Demek istediğim şey şu ,
erkekler sexi kendileri için normal görüyorlarsa,yapan kızlara da orospu demeyecekler..
Eğer diyeceklerse çok rica ediyorum lütfen işinizi erkek erkeğe yapın.
Size helal olsun,aslansınız siz.
Kendi aranızda hallediverin…

ALINTI

= Bir yaşlının, not defterine yazdığı 42 ilke=

15941090_1353672067997409_6098740097435518738_n1
*Hiçbir şeyden korkma!
*Sev, ama kimseye obsede olma!
*Gaddarlık etme, kimseye karşı acımasız olma! (Zaman olur ki sen de merhamet beklersin)
*Kibirlenme! (Karşındakinden üstün olsan da ona karşı alçakgönüllü ol!)
*Kimseyi küçümseme!
*Bencil olma, diğerkam ol!
*Kıskanma! (Herkes layık olduğu veya ihtiyaç duyduğu şekildedir.)
*Kimseyi kıskandırmaya da çalışma!
*Öfkelenme! (Öfkelenmek, duyguların aklı geçici olarak iptal etmesidir; zararı kendine de dokunabilir.)
*Hiçbir realiteye bağnazca bağlanma, ilerleyemezsin! (Hakikatlerden oluşmuş bir mutlak realite yoktur.)
*Alıcı olduğun kadar verici de ol! (Ama kime, neyi, ne ölçüde, ne zaman, nasıl ve nerede vermek gerektiğini de gözeteceksin!)
*Yardım isteyene yapabileceğin yardımı esirgeme!( Ama aşırıya da kaçma, aşırıya kaçarsan ona zarar da vermiş olursun.)
*Yolu, ihtiyacı olana göster! (Ama kimseyi o yola zorlama!)
*Güldür, ama kimseyi ağlatma! (Ağlatan ağlar)
*Kimseyi putlaştırma!
*Kimseyi hor görme!
*Muhtaç olana sırtını dönme!
*Garibanın elindeki son kuruşuna göz dikme!
*Laf taşıma!
*Dedikodu etme!
*İkiyüzlü olma, dürüst ol!
*Cimrilik yapma, cömert ol!
*Yalan söyleme, doğruları ise yeri geldiğinde söyle!
*Aldatma!
*Bilmediğini biliyor görünme!
*Kanaatkar ol, elindekiyle yetinmesini bil, açgözlü olma!
*Kinci olma!
*Şefkatini, göstermen gerekenden esirgeme!
*Kimsenin umudunu kırma!
*Sevenleri ayırma!
*Kimseyi aşağılayıp küçük düşürme, kimsenin onuruyla oynama!
*Kimseyi kışkırtma!
*Kimseyi pohpohlama!
*Kimseye yalan söyleme!
*Kimseyi bilerek ateşe atma/tehlikenin kucağına atma!
*Kimseye nankörlük yapma!
*Bilerek adaletsizlik yapma!
*Hakkın olmayana el uzatma!
*Hiçbir canlıya işkence etme!
*Hiçbir canlıyı gereksiz yere öldürme!
*Tanrıya asla isyan etme!
*Vicdanının sesini daima dinle

Spiritüel dünyanın geldiği son nokta

images1

 

 

Başınıza gelen berbat bir olayın ertesinde ola ki birisi size “Her deneyimi insan kendisi seçer” derse, kendisini bayıltacak bir yumrukla yere yıkın 🙂
Ayıldığında kendisine “kendi seçmiş olduğu bu deneyimi yaşamasına imkan verdiğiniz için size teşekkür borçlu olduğunu” söyleyin. Sonra ısrarla, hemen ve hatta kafasına sargı dahi sarılmadan, hemen sizi affetmesini söyleyin; affetmenin en acil yüksek vasıf olduğunu hatırlatın…
Sonra “acı”nın zaten bir ilüzyon olduğunu, “fark etme” ve “gözlemleme” ile “An’ın Farkındalığı”nın gücünü yakalayacaklarını anlatın.
Ve devam edin, “kurban” diye bir şey yoktur deyin; hatta kafasının acısı hala taze olduğundan kendisi için yaratmış olabileceği “kurban hikayesi”ni tersine çevirmenin kendi elinde olduğunu vurgulayın.
Tam ayağa kalkacağı sırada iterek tekrar yere yapıştırın ve hatırlatın ki ‘gördüğün ve deneyimlediğin her şey, aslında sana kendini yansıtıyordur”. ”Demek ki senin şiddetle yüzleşmeni gerektiren bazı hayat sorunsalların vardı. Bak sana ne güzel bir hediye sundum. Şimdi şükran duy” deyin.
Ardından da kendisine yaptığınız bu iyiliğe karşılık para isteyin. Kredi kartının pin numarasını da isteyin.
Kızmaya başlayacak olursa, hatırlatın ki, “öfke ve yargılama düşük frekanslı enerjilerdir” ve “hiçbir zaman hiç kimse suçlu değildir”.
Eğer bu ifadeler onu yatıştırmadıysa, “ego’nun en büyük düşman” olduğunu anlatın; yaşanan bu durumu kabul edilemez bulan kısımlarının sadece yeniden tanımlanması gerektiğini ekleyin.
En son da şunu ekleyin:
“Sen bir matrix içerisinde hapsolmuş olarak dünyayı sınırlı merceklerden görüyorsun”
Kendisini bu matrix tuzağından kurtarmak için burada olduğunuzu söyleyin.
Sonra da cüzdanını çalın ve gidin ki, hayata dair son derecede değerli bir başka dersi, yani hiçbir şeye bağlanmamak gerektiğini anlasın ve düşüncelerin nasıl manifest olduğunu bir daha unutmasın…”
JEFF BROWN

STRESTEN KURTULMAK İÇİN MUCİZEVİ NOKTA

stresten-kurtuma-yollari1

 

İş yaşamının ve günlük hayat telaşının getirdiği stresin üstesinden gelmek için uygulayabileceğimiz çok kolay bir yöntem cennet kapısı (shen men) ve sıfır noktası. (point zero)
Akupunkturdan da aşina olduğumuz vücudumuzun belli yerlerindeki sinir noktaları artık sağlıklı bir hayata destek için kendi kendinize uygalayacabileceğimiz pratik yöntemler sunuyor.
Yapılan araştırmalar gösteriyor ki çeşitli sebeplerden dolayı stres içinde olan insanların vücutlarının farklı bölgelerinde hissettikleri ağrı ve sıkışma hisleri cennet kapısı (shen men) diye adlandırılan kulaktaki noktalara yapılan hafif bir masaj ile son bulabiliyor.
Cennet kapısı
Cennet Kapısı (shen men) adını hafif bir basınç ile doğru noktaya yapılan masaj sonucunda insanların rahatlayıp kendisini cennette hissetmesi yorumlarından alıyor.
Stresli bir zamanımınzda ilk yapmamız gereken şey negatif düşüncelerden uzaklaşıp, bizi mutlu eden rahatlamamızı sağlayacak şeyler düşünmek. Rahatlamanın fiziksel kısmında ise refleksoloji çok işimize yarayabilir. Gerçek olan şu ki içinde yaşadığımız mucizevi dünyanın mucizevi bedenlerine sahip olan bizler dünyaya anti stres noktalarıyla beraber geliyoruz. Tek yapmamız gereken bu noktalara masaj yapıp rahatlamak.
Eski Çinlilerin Kullandığı bir Yöntem
Eski Çinlilerin Shen men olarak adlandırdıkları olanağan üstü bir güce sahip olan cennet kapısı noktası, vücuttaki bütün stresi yok edip, enerjinizi yükseltecek bir güce sahip.
Cennet kapısı noktasına yapılan masaj aynı zamanda iltihabı atma, alışkanlıklardan kurtulma, vücuttaki ağrıyı ve acıyı azaltmak için de kullanılan bir yöntem. Bütün bunlar için masaj yapmamız gereken cennet kapısı noktası kulağımızın iç üst tarafında yer alıyor.
Medikal bilim ve pskiyatri uzmanı olan Mark Sandomirsky nin açıkladığı bu yöntem için bazı tavsiyeler:
Masaj Önerileri
Küçük bir pamuk parçası yardımı ile parmaklarınızla nazikçe bu bölgeye masaj yapın.,
Vücudunuzda olup biteni izleyin.
Derin nefes alıp verin.
Nefes alırken sola ve nefes verirken saga doğru bakarak kan akşını destekleyin.
Vücudunuzun nasıl rahatladığını hissedeceksiniz.
Ne zaman stresli hissederseniz bu yöntemi kullanın.
Gece yatmadan önce rahatlamak ve güzel bir uyku için bu yöntemi kullanın.

ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ VE ÇÖZÜM YOLLARI.

dusunen-kadin1

 

 

Kendiniz hakkında olumlu düşünerek, gerçekçi hedefler belirleyerek, ‘hayır’ demeyi bilerek özgüveni artırmak mümkün
Özgüven şu kavramlarla tanımlanabilir: fikirlerini kabul ettirmek, iyimserlik, istekli olmak, sevgi, gurur, bağımsızlık, güven, eleştirilere açık olmak, duygusal olgunluk ve kapasitesini doğru değerlendirme becerisine sahip olmak…
Özgüven nedir?
Özgüven; kendimiz ve yeteneklerimiz hakkında pozitif ve gerçekçi bir anlayışa sahip olduğumuz anlamına gelmektedir Diğer taraftan, özgüven eksikliği ise; kendinden şüphe duymak, pasiflik, boyun eğme, aşırı uyum gösterme, yalnızlık, eleştirilere karşı hassas olma, güvensizlik, depresyon, aşağılık duygusu ve sevilmediğini hissetme gibi kavramlarla tanımlanabilir
Özgüven eksikliği nasıl gelişir?
* Aşağılık duygusu, umutsuzluk gibi duygular, genellikle evde, okulda veya işte yaşadığımız kimi olumsuz yaşam deneyimlerinden sonra ortaya çıkar Örneğin, siz büyüme aşamasındayken, ebeveynleriniz size sağlıklı ve destekleyici bir çevre sağlayamamış olabilir Size karşı çok eleştirel, talepkar ve/veya aşırı koruyucu olabilirler Sonuç olarak, kendiniz hakkında olumsuz düşünmeye başlarsınız
* Aileden birini veya yakın bir arkadaşı kaybetmek Örneğin: anne-babanızın boşanması, evinizden ilk kez ayrılıyor olmak (ailenizden ve arkadaşlarınızdan ayrı olmak), erkek/kız arkadaşınızdan ayrılmak
* Başarısızlık, hayal kırıklığı gibi olumsuz olayları bir deneyim gibi algılamaktansa, bunların üzerinde fazla durmak
* Kendini veya yeteneklerini çok acımasız bir şekilde eleştirmek
* Olayların sonuçlarını, gerçekte olduklarından daha kötü bir şekilde değerlendirmek
* Ailenizin ve arkadaşlarınızın, sizinle ilgili istek ve beklentilerini karşılayabilmek için çok fazla baskı hissetme ve bu durumun sizin kendi kimliğinizi geliştirmenize ve kendinize ait kararlar almanıza mani olması
* Gerçekçi olmayan hedefler belirleme
* Başarısızlık korkusu Örneğin; bir dersinizden kaldığınızda, kendinizi bir dersten kalmış, iyi bir insan olarak düşünmektense, işe yaramaz ve başarısız biri olarak düşünmek
Özgüveninizi nasıl arttırırsınız?
* Kendiniz hakkında olumlu düşünün
* Gerçekçi olan ve beklentilerinizi karşılayan hedefler belirleyin Makul seviyede hedefler belirleyin ki, böylece başardığınız şeyler, başta ulaşmayı düşündüğünüz hedeflerlere yakın olsun Bu durum, özgüveninizi ve kendinizle ilgili memnuniyetinizi destekler
* Bir şey başardığınızda kendinizle gurur duyun ve kendinizi ödüllendirin
* Kötü veya üzücü bir şey olduğunda, olumsuz düşüncelerinizin farkına varın Tamamen duygularınızla hareket etmek yerine, içinde bulunduğunuz durum hakkında mantıklı olarak düşünün
* Zayıf taraflarınız yerine, güçlü taraflarınıza ağırlık verin Belirli konularda, diğerlerine göre daha becerikli ve iddialı olduğunuzun ve hayatınızın her alanında mükemmel olmanın imkansız bir şey olduğunun farkına varın

* Yaptığınız ve başardığınız şeyleri sadece şansa bağlamayın Bunun yerine, kişisel başarılarınız için kendinizle de gurur duyun
* Fikirlerinizi savunun Diğer bir ifadeyle, başkalarının haklarını ihlal etmeden, kendi duygularınızı, düşüncelerinizi, inançlarınızı, ihtiyaçlarınızı, dürüst ve net bir şekilde ifade etmeyi öğrenin
* Haklarınıza sahip çıkmayı öğrenin ve sizin için makul olmayan isteklere “hayır” deyin Fikirlerinizi açık ifade edebilme konusunda alacağınız bir eğitim, özgüveninizin gelişmesinde size çok yardımcı olabilir
* Yaşamınızda önemli olduğuna inandığınız sorunların bir listesini çıkartın Daha sonra bunları iyileştirmenin veya değiştirmenin yollarını yazın Bütün sorunlarınız tabii ki kolay ve hızlı bir şekilde çözülemez ama hemen harekete geçebileceğiniz bazı alanlar da olacaktır
Özgüveni iyileştirmek için hatırlanması gerekenler
* Kötü şeyler yerine iyi şeylere ağırlık verin
* Kendiniz hakkında olumlu düşünün
* Deneyimlerinizden ders çıkartın
* Gerçekçi hedefler belirleyin
* Cesaretli olun
* Öğrenmeye devam edin
* İşe yarar şeyler yapın
* Basitliğe önem verin
* Değişimi hoş karşılayın
* Alıntı
____________________________________________________________________________

Karma’nın 10 Yasası…

images21

 

 

“Karma yasaları aslında cezalandırıcı değil, geliştirici bir yapıya sahiptirler”
Karma, Newton’un etki-tepki prensibine benzeyen, her hareke…tin etkisi ve sonucu olduğuna inanan bir öğretidir. Sanskritçe kökenli bu kelime, yapmak, bir fiilde bulunmak anlamına gelir. Bu yasa aslında cezalandırma değil, eğitimdir. Bir insan davranışlarının sonucundan kaçamayabilir, fakat sadece acı çekmek için ortam hazırlar ise Karma o kişiye acı getirecektir.
1. Büyük yasa
Neden-sonuç, etki-tepki yasasıdır.
-Eğer mutluluk, sevgi, barış ve arkadaşlık istiyorsak, o zaman bizzat kendimiz mutlu, sevgi dolu, barışçıl ve arkadaş canlısı olmalıyız.
-Ne ekersek, onu biçeriz.
2. Yaratılış yasası
-Hayat kendiliğinden meydana gelmez, bizim de dahil olmamız gerekir.
-Hem içimizde hem dışımızda, hepimiz evren ile biriz.
-Etrafımızı çevreleyen her şey, bize içimizde ne olduğu hakkında ipucu verir.
-Kendin ol ve etrafını, hayatında olmasını istediğin şeylerle çevrele.
3. Büyüme yasası
-Nereye gidersen git, orada da sen varsın.
-Ruhumuzu geliştirmek için çevremizdekileri ya da bulunduğumuz mekanları değil, kendimizi değiştirmeliyiz.
-Sahip olduğumuz tek şey hayatlarımızdır. Üzerinde kontrol sahibi olduğumuz tek şey de budur.
-Kalbimizde olanı değiştirirsek, hayatımız da buna uyum sağlayacaktır.
-Kalbimizde olanı değiştirirsek, hayatımız da buna uyum sağlayacaktır.
4. Sorumluluk yasası
-Ne zaman hayatımızda bir problem varsa, bizde de bir sorun var demektir.
-Bizi çevreleyen her şeyi yansıtırız, çevremizdeki her şey de bizi yansıtır.
-Hayatımızda olup bitenin sorumluluğunu almamız gerekir.
5. Bağlılık yasası
-Yaptığımız şey bize mantıksız gelse bile, evrende her şey birbirine bağlantılı olduğundan, o işin yapılması önemlidir.
-Her adım, bizi biraz daha ileri götürür.
-İşin tamamlanması için, birinin ilk görevi yapması gerekir.
-Bir işin ilk aşaması da son aşaması da aynı öneme sahiptir. Çünkü hepsi de işin tamamlanması için gereklidir.
-Geçmiş, şu an ve gelecek bağlantılıdır.
6. Odaklanma yasası
-Aynı anda iki şey hakkında düşünemezseniz.
-Bu sebeple eğer odağımız olumlu ruhsal kazanımlarsa, bizim için öfke ve açgözlülük gibi düşük seviye duyguları hissetmek mümkün değildir.
-Ne olduğunu anlayabilmek için geçmişi deşmek ya da gelecek hakkında endişelenmek bizi anı yaşamaktan alıkoyar.
7. Şu an ve burada yasası
-Ne olduğunu anlamak için geçmişi deşmek ya da gelecek hakkında endişelenmek bizi anı yaşamaktan alıkoyar.
-Eski düşünceler, eski alışkanlıklar ve eski hayaller yenilerini edinmemize engel olabilir.
8. Değişim yasası
-Tarih, doğru yola girmek için değiştirilmesi gerekeni anlamadığımız sürece, kendini tekrar eder.
9. Sabır ve ödül yasası
-Bütün ödüller, öncesinde çaba gerektirir.
-Uzun süreli değeri olan bir ödül kazanmak için, sabırlı olmak ve ısrarla çalışmak gerekir.
-Gerçek mutluluk, yapmamız gereken işi yaptığımızda ve ödülün bize kendi zamanında geleceğine inandığımızda elde edilebilir.
10. Önem ve ilham yasası
-Her kişisel katkı, aslında bütüne yapılan bir katkıdır.
-İsteksizce yapılan işlerin bütüne faydası yoktur, hatta zarar bile verebilir.
-Sevgi ile yapılan şeyler hayata canlılık ve ilham kazandırır.
uplifers
kaynak: şamil erkan facebook sayfası

“PAŞA ÇAYI “”

15871564_1701996480111566_5454483190682927773_n1

 

 

PAŞA ÇAYI
Paşa çayı diye bir ifade vardır; çabuk soğusun diye çocukların sıcak çaylarının üzerine su döküp, “Bak, sana paşa çayı yaptım” denir. Çay soğutmaya niçin bu ad verilir? Bu konudaki genel tahmin -veya rivayet- şudur:
Paşalar, işlerinin çokluğu yüzünden masalarında bırakılan çayları bir türlü zamanında içmez, ancak soğuduktan sonra bir yudum alırlarmış. Paşa, ikinci çayı söylese de bir şey fark etmez, ikinci çayı da soğumadan içemezmiş.
Çayı zamanında içememek, bir anlamda yaşamı ertelemek anlamına geliyor. Bunu sadece paşalar değil, hemen pek çoğumuz yapıyoruz. Genel müdürlerin, müdürlerin, sürekli olarak onların emri altında yoğun iş temposu içinde yaşayan elemanların da çaylarını zamanında içebildiklerini sanmıyorum.
Çayı zamanında içememek de stresli yaşam tarzının bir göstergesi olsa gerek.”
Küçük Şeyler 3: Yaşama Yerleşmek / Sayfa 43 / Remzi Kitabevi””

Bu adamların size söylediği hiçbir şeye inanmayın.

15871947_10207643562499741_1072526862920855533_n1

20 Temmuz 1969’da Neil Armstrong ve Buzz Aldrin, Ay’ın yüzeyine indiler. Apollo 11 astronotları bu seyahatten önceki aylarda ABD’nin batısında Ay’a benzeyen ıssız bir çölde eğitim gördüler. Bu alan pek çok Kızılderili topluluğa ev sahipliği yapıyordu; bir yerliyle astronotlar arasında geçen bir diyaloga dair şöyle bir hikaye vardır:
”Bir gün eğitim esnasında astronotlar yaşlı bir Kızılderili’yle karşılaşır. Adam orada ne yaptıklarını sorar. Astronotlar kısa süre içinde Ay’a yapılacak bir araştırma seyahatinin parçası olduklarını söyler. Yaşlı adam bunu duyunca bir an sessiz kalır, sonra astronotlardan kendisine bir iyilik yapmalarını ister.
Astronotlar ”Ne istiyorsunuz?” diye sorar.
Yaşlı adam, ”Kabilemdeki insanlar Ay’da kutsal ruhların yaşadığına inanır. Onlara halkımdan önemli bir mesaj iletmenizi isteyecektim.”
Astronotlar ”Mesaj nedir?” diye sorar.
Adam kendi dilinde bir şeyler mırıldanır, sonra da astronotlara bunu ezberleyene kadar tekrar etmelerini söyler.
Astronotlar ”Bu ne demek?” diye sorar.
”Bunu size söyleyemem. Sadece bizim kabilemizle Ay ruhlarının bileceği bir sır,” der.
Üsse geri döndüklerinde astronotlar uzun uğraşlardan sonra yerel dili konuşabilen birini bulurlar ve ondan mesajı tercüme etmelerini isterler. Ezberledikleri şeyi söyleyince çevirmen kahkahalarla gülmeye başlar. Nihayet sakinleşince, astronotlarının o kadar dikkatle ezberlediği sözlerin, ”Bu adamların size söylediği hiçbir şeye inanmayın. Topraklarınızı çalmaya geldiler.” olduğunu söyler.”

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, sayfa 263-264, Yuval Noah Harari, Kolektif Kitap, 12. basım

Her Derdin Kaynağı Stresten Uzak Durmanın 10 Etkili Yolu:

falda-kosan-kadin-gormek1
İş hayatının getirdiği sorunlar, ilişkilerde yaşanan problemler, hayatın gittikçe zorlaşması, insanların maddiyatçı yaklaşımı, değerlerimizin gün geçtikçe önemsizleşmesi, savaşlar, gelir dağılımında yaşanan eşitsizlikler ve daha birçoğu…
Günümüzde bizi strese sokacak o kadar çok neden var ki çağımızın en büyük sorunlarından biri olarak gösterilmesi gayet olağan bir durum diye düşünüyorum.
Yani pek çok doktorun, psikologun ve yaşam koçunun bu konu üzerinde odaklanması, stresle başa çıkabilmek için inanlara farklı tavsiyeler vermesi, durumun ne kadar önemli olduğunu kanıtlayacak nitelikte. Kaldı ki sürekli yaşanan stresin hem birey hem de toplum için ne kadar zararlı olduğunu görebiliyoruz.
Bunun için haberlere ve gazete sayfalarına şöyle bir göz atmak yeterli oluyor. Sonuçta; kaygının kişiyi olduğundan çok daha negatif ve kötü bir insan yaptığı, psikolojik sağlığın yanı sıra fiziksel sağlığı da olumsuz etkilediği kanıtlanmış bir gerçek.
İş Hayatında Stresle Baş Etmenin Yolları
Stresin neden olduğu o kadar çok hastalık var ki kişinin stresten uzak durması gerçekten hayati önem taşıyor. Ama biz ne yapıyoruz? Bu tehlikeli duygunun bizi ölüme kadar sürükleyebileceğini genellikle görmezden geliyoruz. Stresin neden olduğu hastalıklar denilince aklımıza hep depresyon gibi psikolojik rahatsızlıkları getiriyoruz.
Sanki bu rahatsızlıklar bizi ölüme götüremezmiş gibi! Düşününce en tehlikeli ve en sinsi olanı bunlar aslında. Kişinin hem kendisine hem de çevresindekilere zarar vermesine neden olan şey, psikolojik rahatsızlık değilse nedir?
Anne, babaların cinnet getirdiğini söyleyip çocuklarının ölümüne neden olacak kadar zarar vermesi, çıkan küçük bir tartışma yüzünden insanların birbirini öldürmeye çalışmasın altında yatan sebep nedir, lütfen söyleyin bana! Stresten kaynaklanan psikolojik rahatsızlıklar ne yazık ki hayati önem taşıyor ve biz bunu unutuyoruz.
Öte yandan, stresin kişinin fiziksel sağlığına verdiği olumsuz etkiler de görmezden gelinecek gibi değil. Çünkü neredeyse her hastalığın altında yatan sebep olarak karşımıza çoğu kişinin küçümsediği o stres faktörü çıkıyor.
Oysaki kalp rahatsızlıkları, migren, soğuk algınlığı, astım, bel ağrısı, egzama, kilo alma ya da verme, kısırlık ve kanser gibi hastalıkları tetikleyen stres; hayatımızı ciddi oranda etkiliyor. Peki, stresten nasıl kurtulabiliriz? Aslına bakarsanız, stresten tam olarak kurtulmak imkânsız.
Çünkü stres, kişinin karşılaştığı herhangi bir olumsuzluk karşısında verdiği tepkilerin bütününe verilen addır. Anlayacağınız stressiz bir insan yoktur. Çünkü bu aynı zamanda tepkisiz bir insan anlamına da gelecektir. Bu nedenle bizim aşırı stresten uzak durmayı ve stresle başa çıkmayı öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü aşırı stres sizi yavaş yavaş öldüren sinsi bir zehir gibidir.
Çoğumuz herkesin stresli olduğunu düşünür ve bu zehre karşı kendimizi savunmasız bırakırız. Aslında yapmamız gereken, daha az stresli ve daha mutlu bir hayatın yollarını aramak olmalıdır. Tıpkı aşağıdaki listeyi dikkate alacak insanların yaptığı gibi! Siz de stresle nasıl başa çıkacağınızı öğrenmek istiyorsanız, bu faydalı listeyi incelemeden geçmeyin derim.
Meditasyon Yapın!
Günümüzün en yaygın sorunu olan stresten kurtulmak için meditasyon yapmayı denemelisiniz. Bu sizin stresle başa çıkmanıza yardımcı olurken, kendinizi daha üretken ve mutlu hissetmenize hem fiziksel hem de zihinsel anlamda daha zinde olmanızı sağlayacaktır.
Öte yandan, şimdiye kadar hiç meditasyon yapmamış olabilirsiniz. Eğer öyleyse bunu bir engel olarak düşünmeyin. Pahalı eğitmenler tutup, meditasyon yapmayı öğrenmeye de ihtiyacınız yok. Meditasyonun nasıl yapılacağını öğrenmek için internette küçük bir araştırma yapmanız size yetecektir.
Bunun üzerine biraz çalıştığınız zaman meditasyon yapmaya doğuştan yetenekli olduğunuzu fark edecek ve şimdiye kadar meditasyon yapmadığınız için kendinize kızacaksınız. Sonuçta akşam yatağa gitmeden önce ya da sabah kalktığınızda yapılan bir terapinin size hiç ummadığınız kadar iyi geleceğinden emin olabilirsiniz.
Okuyun!
İşte yaşanan sorunlar, özel hayatınızdaki problemler, ödenmesi gereken faturalar… Tüm bunlarla başa çıkmak için kuşanmanız gereken en etkili silahlardan biri de kitaplar olmalıdır. Kitaplar dediğime de aldanmayın. Elinize geçen ve ilginizi çeken her türlü yazıyı okumak sizin çok daha mutlu bir insan olmanızı sağlayacaktır.
Aslına bakarsanız kitap okumayı seven insanların, hayattan kopuk ve kendi dertlerini unutmak için kurtuluşu başka dünyalarda arayan depresif insanlar olduğu düşünülmektedir. Ancak gerçekler hiç de bu şekilde değildir. Onlar yeni dünyalar keşfetmenin kişiyi ne kadar mutlu ettiğini anlamış ve okumanın insanı her anlamda büyük bir mutluluğa götürdüğünün farkına varmışlardır.
Plan Yapın!
Stresle başa çıkamayan ve bu hissin yarattığı olumsuz durumdan kurtulamayan kişilerin bir diğer eksikliği ise plansız hareket etmeleridir. Tıpkı dersine çalışmadan sınava giren bir öğrencinin yaşadığı kaygı gibi.
Ya da raporunu tam olarak hazırladığından emin olmayan bir çalışanın yaşadığı durum gibi! Her ikisinde de plansız hareket etmenin kişiye yaşattığı stresi görüyoruz, değil mi? İşte bu nedenle, siz siz olun plan yapmayı asla ihmal etmeyin.
Mesela, akşam eve gittiğinizde ertesi gün yapmanız gereken işleri planlayın ve sabah olduğunda içiniz rahat bir biçimde güne koca bir “merhaba” deyin. Yapmanız gerekenleri önceden belirlediğinizde, yaşadığınız stresi büyük oranda azaltacağınızdan emin olabilirsiniz.
Her Günü Analiz Edin!
Daha az stresli ve daha mutlu bir hayat istiyorsanız, her günün analizini yapmanın önemini kavramalısınız. Burada ne demek istiyorum? Hemen örnekleyerek açıklayayım.
Mesela, her günün akşamında sizi neyin strese soktuğunu düşünün. O gün ulaştığınız hedefleri, başarısızlıklarınızı ve sizi başarısızlığa götüren nedenleri bir bir masaya yatırın. Bunların üzerine kafa yorun ve ertesi gün yapmamanız gereken şeyleri belirleyin.
Kısacası gün içinde yaşadığınız her saati tekrar yaşayarak inceleyin. Bunu böyle uzun uzadıya anlattığıma da bakmayın. Çünkü yukarıda söylediklerimi yapmanız taş çatlasın 15 dakikanızı alacaktır.
Minnettar Olun
Akşam kafanızı yastığınıza koyduğunuzda, sahip olduklarınız için minnet duyun. Çünkü stresli insanlar genellikle minnet duygusundan yoksun kişilerden oluşmaktadır.
Onlardan biri olmamak için hayatınızdaki güzel şeyler için teşekkür etmeyi öğrenmelisiniz. “Aman, neyime şükredeceğim ki” diye düşünüyorsanız da bir an önce bu tutumunuzdan vazgeçmeniz gerektiğini söyleyeyim.
En basitinden sağlığınıza, kafanızı koyabileceğiniz bir yastığınızın olduğuna, öyle ya da böyle bir işinizin olmasına, her şeyi bir kenara bırakın hala nefes aldığınıza şükredebilirsiniz. Bu sizi kesinlikle daha az stresli ve daha mutlu bir hayata götürecektir.
Rahatlamayı Öğrenin
Stresli olduğunuzu düşündüğünüz anlarda kendinizi rahatlatmak için bir şeyler yapın. Mesela, büyük bir fincan bitki çayı için veya dışarı çıkıp temiz hava alın. Açın ve kaldığınız yerden kitabınıza devam edin. Eğlenceli videolar izleyin ya da yakın bir arkadaşınızdan size masaj yapmasını isteyin. Akşam eve gidin ve uzun bir banyo yapın.
Çocuğunuzla oyun oynayın veya köpeğinizle sahile inin. Örgü örün, sevdiğiniz biriyle konuşun, makyaj yapın, tıraş olun yani canınız ne istiyorsa onu yapın. Ama ne yaparsanız yapın, rahatlamanıza yardımcı olacak bir şeyler yaptığınızdan emin olun.
Sağlıklı Beslenin
Stresi tetikleyecek yiyecek ve içeceklerden uzak durmayı öğrenin. Mesela, içtiğiniz çay ve kahve sayısını azaltın. Daha çok su tüketip, sağlıklı sebze-meyve sularına ve bitki çaylarına yönelin. Akşamları ağır yiyecekler yerine besleyici çorbalar ve salataları tercih edin.
Özellikle de gece yiyip içtiklerinize dikkat edin. Tabii sağlıklı olanı, akşam 7’den sonra su haricinde hiçbir şey yenilip içilmemesi; ama çok acıktıysanız da gidip bir tava yumurta yemeyin. Bunun yerine meyve ya da sebze yiyebilirsiniz. Ya da yatmadan önce ballı bir bardak ılık süt veya muz da size iyi gelecektir. Çünkü hem muzun hem de sütün insanı rahatlatarak uyumasına yardımcı olduğu kanıtlanmıştır.
Gerektiği Zaman Teknolojiden Uzak Durun
Zaten tüm gün sosyal medyada takılıyor, ülkenizdeki ve dünyadaki haberleri takip ediyor, telefonunuza ya da bilgisayarınıza yapışık yaşıyorsunuz. Bu nedenle, akşam eve gittiğinizde tüm bu aletlerden uzak durmaya çalışın. Kafanızı dağıtacak başka işlerle meşgul olun, hatta televizyonunuzu bile açmayın.
Özellikle de çoğu insanın düştüğü şu hataya düşmeyin. Uyumaya bile telefonuyla gidenlerin, internette sörf yaparken uyuyakalanların yaptığı büyük hatadan bahsediyorum. İşte bunu yapmayın. Asla ama asla yatağınıza telefonla gitmeyin. Çünkü bu bağımlılık, siz farkında olmasanız bile hayatınızda büyük bir stres kaynağı rolü üstlenmektedir.
Şimdi hemen bahane üretmeye başlayanlar şöyle düşünecektir: “alarm işi ne olacak?” cevabı çok basit, gidin ve bir çalar saat alın. Hatta yeri gelmişken, başarılı insanların çoğunun evlerindeki olmazsa olmaz eşyalarından birinin çalar saatler olduğunu da dile getirmeliyim.
Diğer eşyaların neler olduğunu merak ediyorsanız da buradan başarılı kişilerin evlerinde bulundurduğu temel eşyalara ulaşabilirsiniz. İnsanlar telefonlar olmadan önce nasıl uyanıyorlarsa, siz de öyle uyanın. Hem bu şekilde bütün gece boyunca hemen başucunuza koyduğunuz telefonunuzdan yayılan radyasyona da maruz kalmamış olursunuz.
Spor Yapın
Spor, spor, spor! Evet, depresyonda olan pek çok kişiye önerilen kendi kendini tedavi yöntemleri arasında göze çarpan spor. Kişiyi hem zihinsel hem de fiziksel anlamda mutlu eden spor. Çağımızın en büyük sorunu olan stresle baş etmek için kuşanacağınız zırhlardan bir tanesi de spor yapmak olmalıdır.
Bu sizin için mükemmel bir enerji kaynağı olacak, üretkenliğinizi arttıracak, sakinleşmenize yardımcı olacak ve çok daha fit bir görünüm kazanmanızı sağlayacaktır. Bu nedenle ister spor salonuna kaydolun, isterseniz de kendi imkanlarınız dâhilinde çalışın; ama düzenli olarak spor yapmayı ihmal etmeyin.
Kendinize Bir Uyku Ritüeli Oluşturun
En büyük stres kaynaklarından biri de hepimizin bildiği gibi uykusuzluk! Bu nedenle, uyku saatlerinize dikkat etmelisiniz. Bir gece 3’te yatıp ertesi gece 10’da yatarak uykusuz kaldığınız saatleri telafi edemezsiniz.
Vücudunuz rahat ve yeterli bir şekilde dinlenemediği takdirde bazı hormonların seviyelerinde değişiklik yaşanır ve doğal olarak bu durum sizi olduğunuzdan çok daha stresli bir hale sokar. İşte bu nedenlerden dolayı uyku düzeninin daha az stresli ve daha mutlu bir hayat için kritik önem taşıdığını bilmelisiniz. Bu aşamada da kendinize bir uyku ritüeli oluşturmayı deneyebilirsiniz.
Mesela ılık bir duş, belki biraz rahatlatıcı oda kokusu, dinlendirici müzik, birkaç sayfa kitap, eğer yanınızda bir yakınınız varsa 5-10 dakikalık bir masaj, uyumanıza yardımcı olacaktır.
Belirlediğiniz ritüeli her akşam düzenli olarak uygularsanız, uyku saatleriniz kısa süre içinde düzene gireceğinden emin olabilirsiniz. Böylelikle de yataktan eskisine göre çok daha fazla dinlenmiş bir vücut ve aynı oranda gülen bir yüzle kalkma şansına sahip olacaksınız.

alıntı