Arşivler

ENERJİ BAĞLARIMIZ

18034153_1176860949103178_5717524924112542717_n[1]

 

ENERJİ BAĞLARIMIZ
Kordonlar, kesinlikle fiziksel olmayan ,iki veya daha fazla insan arasında enerji seviyesinde gerçekleşen bir iletişim türüdür.
Astral ve eterik enerjiden oluşur ve duygusal anlamda ilişkili olduğumuz insan ile süptil bedenlerimizi birbirine bağlar.
Genelde yakınlarımız ;baba, anne, eş, eski eş, eski sevgililer, şimdiki sevgili, arkadaş, çocuklar gibi iki farklı insan arasında göbek kordonuna benzer şekilde uzanarak duygusal enerji ve chi aktarırlar.Bu kordonlar esenlik duygusu veren pozitif bağlar olduğu gibi,enerjimizi aşağı çeken, tüketen negatif bağlarda olabilirler..
Paylaşılan bağlar
çevremizdeki dünyamızla enerjik iletişimin doğal bir sürecidir.
Bağlar, ilişkinin doğasına bağlı olarak
farklı enerji merkezleri ( çakralar )
ve farklı zamanlarda paylaşılabilir.
Kordonlar genelde çakra merkezlerimiz aracılığıyla bağlanır
ve diğer kişiyle takılı olduğumuz baskın çakra merkezine karşılık gelir.
Kordonlarla kodlamanın en temel biçimi,
yeni doğmuş bir çocuk ile annesi arasındadır.
Omurganın tabanındaki çocuğun ilk çakrası ile annenin ilk çakrası arasında göbek kordonu gibi bir enerji kablosu vardır.
Bazen ikizler arasında ilk çakra enerji kablosu kalır,
ki ikizler binlerce mil ayrılmış olmalarına rağmen
birbirleriyle samimi bir iletişim içinde kalabilirler.
Geçici kodlama, yaşam boyu insanlar arasında gerçekleşir. Kodlamada ilke yedi çakradan herhangi birisi arasında gerçekleşir
ve her iki taraftan biri tarafından başlatılabilir
veya karşılıklı olarak ikisi tarafından da başlatılabilir.
Bu kablo, başka biriyle psişik bir bağlantıdır.
Çoğu insan bu yolla ne kadar psişik olduklarından habersizdir.
Psişik bir bağ, bilgi gönderen ve alan iki insan arasındaki
göbek bağı gibidir.
Düşünce ve duyguların değiş tokuş edildiği bir telefona benzer.
Sağlıklı ilişkilerde bu harika bir şeydir;
Sevgi, koruma, şifa, bakım ve niyet gönderilebilir ve alınabilir
Aşıklar cinsel ilişki içine girdiklerinde enerji alışverişi daha da artar ve birçok durumda bağ bir bağımlılık haline gelir.
Bir aile üyeleriyle ya da yakın dostlukla paylaşılan bir bağ,
bir ya da daha fazla üst spiritüel çakranın ve bazı alt çakraların bir bağlantısı olabilir.
Biriyle çok güçlü bir entelektüel ilişki,
diğerinin boğaz çakrası ile bağlanan
fikirlerin ve zihinsel enerjinin değişimini temsil eden bir kablo olarak görülebilir
(bu, öğrencilere öğretmenler veya eğitimciler için tipiktir).
Öğretmenler ve öğrenciler beşinci çakradan daha üst seviyede
altıncı veya yedinci çakralara kablolanabilir
( yüksek öğrenim merkezleri)
Aşıklar sıklıkla dördüncü çakralar arasına bağlanır
Rakipler, üçüncü şakra aracılığıyla itaatkar tipleri kontrol etmeye veya birbirlerine hakim olmaya çalışabilirler.
Aksine, başkasına güçlü bir cinsel ilişki (veya cinsel ilişki arzusu), cinselliği ve arzuyu temsil eden temel çakra veya 2. çakradan kaynak olarak algılanabilir.
Kordonlar fiziksel bir ilişki olmadan da oluşabilir.
Enerji, basitçe birisini düşünmenin sizi enerjik alanına bağlayabileceği düşüncesini takip eder.
Medyumlar ve gözlemcilerin, başkaları hakkında bilinçli olarak herhangi bir şey bilmeden bilgi toplamaları olayı budur.
Düşünce niyeti kişinin adını duyunca gönderilir
ve sonra diğer kişinin aura ve çakra merkezlerine bağlanır
ve böylece sezgisel bilgiler gelir.
Hiç birini düşündüğümüz
ve birkaç saniye sonra bizi aradığı bir durum yaşamadık mı?…
Paylaşılan bağ tüm çakraların farklı zamanlarda bir bağlantısı olabilir.
Paylaşılan bağın gücü, bağ yoluyla değiştirilen enerjiye bağlıdır ve dünya çapında veya bu boyutun ötesinde bir kaç metreden uzanabilir.
Mistikler, çakra merkezleri aracılığıyla insanları birbirine bağlayan altın kordonlar olarak görülür.
İnsanlar, onlara her zaman pozitif ve negatif enerji sağlayan binlerce (ya da milyonlarca) kodlamaya sahipler.
Bir kordon temel olarak iki veya daha fazla varlığın
astral ve eterik bedenleri arasındaki bir bağlantıdır ki
bu da duygusal ve / veya eterik enerji alışverişine izin verir.
Kordon fiziksel bir madde olmadığı ve mesafenin alakasız olduğu bu yüzden gezegenin öteki tarafında da etkili olduğu için, diğer kişinin ne kadar uzakta olduğu önemli değildir.
Bazen paylaşılan bağ,
eterik bir kordona dönüşebilir
ve bu eterik kordonlar sağlıksız olabilir.
Eterik kordonun gücü, kordondan çekilen enerjiye bağlıdır
Tüm bebekler, fiziksel göbek kordonu kesildikten sonra göbeklerinden annelerine giden bir kordonla yine bağlıdırlar.
Bazılarının, kalpten, güneş sinir ağından veya hatta başından annenin enerji bedeninin çeşitli yerlerine giden fazladan kordonları olabileceği belirtilir.
Bebeklik döneminde var olan kordonlar veya kablolar
birkaç yıl sürer ve çocuğun anneden daha bağımsız hale gelmesiyle giderek azalır ve zamanla bağlantıya artık ihtiyaç duyulmaz.
İdeal olarak böyle olur,
ama burada Dünya’da birçok insan duygusal sorunlara sahiptir ve bu da kordonların yetişkinliğe kadar süreceğini gösterir.
Gerçekte birçok anne duygusal açıdan muhtaç durumda
ve aslında kendisini bebeğin taze ve bol enerjisinden beslemek için bu kordonu kullanır (Tabii ki bu bilinçaltı ) 😦
Oysa bebek genellikle neler olup bittiğinin farkındadır
ve hatta anneye istediği gibi kabloyla enerji ve duygusal destek vermektedir…
Bebekler, bu aşamada, çok az miktarda astral enkarnasyon ve çok az ego yapısı ile çok saf ve sevecen varlıklardır
bu nedenle,
anne için ellerinden gelen her şeyi yapmak isterler.
Ne yazık ki bebek büyüdükçe,
bu tür metafiziksel algıları yavaş yavaş kaybettiği
ve bu yüzden ipi unuttuğu belirtilir.
Anneniz tarafından, negatif duygular ve duygusal isteksizlik ile kalınlaşmış ve brüt hale gelen bir kordon yoluyla, 30 yıl boyunca enerjiden kurtulduğunuzu hayal edin.
Neler olup bittiğini tam olarak bilmiyorsun ama bir şekilde onun tarafından boşaltıldığını hissediyorsun.
Gitmek için başka bir ülkeye taşınıyorsunuz ama nereye giderseniz gidin neredeyse sanki sizinle birlikte olduğu gibi hissediyor – sizi uzaktan boşaltıyor.
Yakınlarımıza bağımlı olmak da negatif yönde bir eterik kordondur
Bu durum sadece bir örnektir;
Bir diğer ortak ip
iki sevgili arasındadır.
Her biri kendi enerjisini diğeriyle paylaşmak ister
ve birliktelik esnasında bu güçlendirilir.
Aşk ve paylaşım duyguları
genellikle bir kablo kurmak için yeterlidir.
Bu kordonlar genellikle karınlar arasında bulunur,
ancak kalp ya da diğer bölgeler de olabilir.
Kordonlar, herhangi iki kişi veya hatta duygusal ilişkileri olan insanların grupları arasında oluşturulabilir;
Dostlar, iş arkadaşları, düşmanların hepsinin ipleri olabilir.
Ya da diğer boyutsal varlıklar tarafından
bizimle iletişime geçilip enerjimizi boşaltmak için kullanılabilirler.
Bu enerji hatları fiziksel ve duygusal ilişkilerimizi yansıtan
enerjik bir goblen yaratırlar
Örneğin, hayatta kalma temelli (birinci çakra),
cinsiyete dayalı (ikinci çakra),
iletişim tabanlı (boğaz çakrası),
görme esaslı (boğaz çakrası) gibi
veya diğer çakraların neredeyse herhangi biriyle bağlantılı olan alışverişlere de dayanabilirler.
(Üçüncü göz ya da manevi bazda taç çakra.)
Genellikle bunlar, ilişkilerimizin kendilerinin karmaşık doğasını yansıtır ve çoğunun birleşimidir.
Çok sıklıkla, eşeysel birliktelik yaşadığımız insanlar
bizin sakral (2 nci) çakramıza bağlanmıştır.
Tartışmamızın olduğu insanlar ise solar pleksusumuza bağlanır.
Üzüntü duyduğunuz/bizi mutsuz eden insanlar da
kalp çakramıza bağlanır.
Acı verici ilişkiler yaşadığımız insanlar
veya tüm yükü omuzlarınızda taşıdığımız bir ilişki yaşadığımız insanlar omuzlarımıza bağlanır.
Kodlamanın kabul edilmesi gerekmez.
Bununla birlikte, çok ince olduğu için,
alıcı genellikle bunu fark etmeden gerçekleşir.
Çakra sisteminizi aşırı yüklenmiş bir santral gibi sıkışan birçok insandan gelen kablolarla sonuçlanabilirsiniz.
Aşırı derecede yorgun veya bunaltılmış hissedebilirsiniz
Duygusal açıdan muhtaç kişiler,
bağımlı olduklarını düşündüklerine kordonlar gönderirler.
Bu, alıcıda yorgunluk veya boşalma hissi ile sonuçlanabilir.
Öğretmenler, danışmanlar, ebeveynler ve sağlık çalışanlarının her türü bu biçimdeki strese yatkındır.
Bazen de birini aklınızdan çıkaramazsınız.
Uykunuzu, tanıdığınız birinin ya da bir gün önce yeni tanıştığınız birinin görüntüsüyle rahatsız bulabilirsin.
Bu, genellikle, ilgili kişinin sizinle bir kablo aracılığıyla iletişim kurmaya çalıştığının bir işaretidir.
Tanımak istediğimiz yabancı birine
bir kablo gönderilmesinin mümkün olduğu ,
bilinçli bir şekilde başka birine bir kordon oluşturmanın da mümkün olduğu belirtilir,
ancak bu kara büyü alanı olarak nitelenir.
Bir başkasının enerjisini kendi izniyle bilerek kontrol etmek
veya etkilemek için psişik araçlar kullanmamalıdır.
Bu kuraldan muafiyet yoktur ve karmik etkilerinin çok fazla olduğu belirtilir.
Kordon zihinsel / duygusal enerjiden başka bir şey olmadığından ve enerji düşüncesinden yola çıkarak bazen kordonu koparmak için yeterli olabilir.
Bununla birlikte, bazı kordonlar kötü bilinen bir şekilde yapışkantır ve yinelenebilir.
Bazı kordonlar da ilgili kişi / mekan / şeyle olan karmik sözleşmeniz nedeniyle parçalanamaz.
Buna ek olarak bir kabloyu kesmeye karar verebilirsiniz,
ancak diğer kişi enerjik olarak kabloyu kesmek istemiyorsa tekrar tekrar dönebilir.
Hatırlanması gereken önemli bir nokta,
bu hatları dengelemek
ve enerjik sınırları zorlamamaktır.

Kaynak: Hülya Reis

NATURA BİZE DER Kİ; “ Bu Dünyaya doğan her canlının bir görevi vardır !

536147_orig[1]

 

NATURA BİZE DER Kİ; “ Bu Dünyaya doğan her canlının bir görevi vardır ! (Böcek,çiçek,insan,kedi ,köpek vs )”
Yaratılan her canlının bir amacı vardır,bir görevi vardır,bir misyonla gelmiştir bu Dünyaya…
Kimi bilgi veren,kimi bilgi alan ,kimi de bilgiyi satan …
Kimi can yakacak ,kimi can kurtaracak…
Kimi dert dinleyecek,kimi dertli edecek,kimi de dertten delirecek…
Kimi zengin olacak,kimi fakir kalacak…
Kimi gül koklarken ,kimi dikenine katlanacak…
Kimi doğurduğuna sahip çıkmayacak,kimi evlat diye aranacak…
Kimi geniş sofrada karnını doyuracak,kimi bir ekmeğe muhtaç olacak…
Kimi toprağa birini vererek üzülecek,kimi bir doğana sevinecek…
Birileri var biryerlerde muhteşem hayatlar yaşıyor,birileri var biryerler de acıdan kıvranıyor…
Her varlık bir sınav ,tekamül için gelmiştir bu hayata…Kimimiz tamamlamak ,kimimiz bitirmek adına ama hep diğerlerine birşeyler katmak adına gelmişizdir …Tabiat birbirine görünmeyen bir bağ ile bağlıdır aslında,Evren bir bütündür ! bizlerde o bütünün parçalarıyız…
Hep sorarız kendimize ;” NEDEN HEP İYİLER,KİMSEYE ZARARI OLMAYANLAR,HATTA FAYDASI OLANLAR ERKEN ÖLÜRLER ?“ diye…
Cevap basittir ! “ Onlar insanlığa birşeyler öğretmek üzere gelen ruhlardır”
Neden hayvanlar erken ölür ? neden yaşam süreleri insanlar kadar uzun değildir?
Çünkü; Onlar biliyorlar,onlar insan oğlunun eksiğini biliyorlar,onlar bizim neye ihtiyacımız olduğunu biliyorlar…Bilerek geldikleri için ,insanlar gibi öğrenecek deneyimleri yoktur,bu yüzden de yaşam süreleri kısadır…Onlar bize ;Sevgiyi,şefkati,merhameti,konuşmadan anlaşmayı ,bakışarak konuşmayı,güven duymayı öğreten ve öğretmek üzere gelen yegane varlıklardır…
Bazen bir tekmeye maruz kalarak,bazen aç kalarak,bazen donarak,bazen de bilinçli öldürülerek tüm insanlığa “ merhameti,şefkati ve sevgiyi unutan kitleler olduğunu vurgularlar,diğer kitlelerinde birleşmesini sağlarlar”
Bir görevi tamamlarlar,insan oğluna hatırlatması gerekilenleri hatırlatır,mesajlarını verip giderler…
Tıpkı Vaidata katkısı olan ,ilkesi olan,bir duruşu olan ve tabi ki mesajı olan o “ İYİ İNSANLAR “ gibi…
Bazen nefret ettiğimiz,bize acı veren birileri olacak hayatımızda ,acı tecrübelerde yaşayacağız,diplerde de dolaşacağız,bazen en sevdiklerimiz bizi terk edecek,bazen beş kuruşsuz kalacağız.Hayat bu ya hep gülemeyiz ,tabi ki ağlayıp üzüleceğizde …Bunların hepsi tekamülümüz için gerekli olan deneyim alanları ve duygu yoğunluklarıdır…
Yaşanan acı olaylardan alınan dersler vardır ,kimi ruh bunu alır ve içselleştirir,kimi de “ neden bunlar benim başıma geliyor” diye sorgularlar…Halbuki kişiyi yaşadıkları acılar olgunlaştırır …
MATHESİS;Bilgiyi eğitimle öğretimle alma şeklidir(okullarda veya kurslarda)
PATHESİS;Bilgiyi ızdırap ,acı çekerek öğrenme şeklidir…Ancak ve ancak o acıyı çekerek içindeki bilgiyi içselleştirebiliriz.Manevi olgunluğa ancak acı ve ızdırapla ulaşırız…
PATHESİS sayesinde idrak etmeyi öğreniriz…
URANÜS,SATÜRN VE PLUTON işte bu yüzden gökyüzünde süzülürler…
CARL GUSTAV JUNG ;HİÇBİR BİLGİ ,BİLİNÇALTINDAN BİLİNÇDIŞINA ACI VE IZDIRAP OLMADAN ÇIKMAZ ! Diyerek ,PATHESİS’İ ve gerekliliğini bu sözleriyle çok net anlatmıştır…
Bazen bu acı çekme şekli ,acı vererekte olur .Karşımızdaki kişinin idrak etmesi ve olgunlaşması için acı çekmesi gerekiyordur ve bu görevde diğer kişiye misyonlanmıştır…
Burada önemli olan kişinin etrafını değil kendini yargılamayı öğrenmesidir.Yaşanan her olaydan ders çıkarmak ,bilgiyi almak ve hayatında o bilgiyi içselleştirmek adınadır tüm yaşananlar…
ATEŞİN YAKICI OLDUĞUNU BİLİRİZ,ÖĞRENMİŞİZDİR AMA ACISINI, KALACAĞI İZİ VE ALACAĞIMIZ BİLGİYİ ANCAK ELİMİZ YANDIĞINDA ANLARIZ.BİR DAHADA ELİMİZİ ATEŞE SOKMAYIZ

Kaynak: Sema Yavuz

Simyacı’nın meşhur yazarı Paulo Coelho`dan bir hikaye …

the-last-supper1[1]

 

LEONARDO ve SON AKŞAM YEMEĞİ
‘Simyacı’nın meşhur yazarı Paulo Coelho`dan bir hikaye …
Leonardo da Vinci `Son Akşam Yemeği` isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı. İyi`yi İsa`nın bedeninde, Kötü`yü de İsa`nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda`nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı.
Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında, korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi. Aradan üç yıl geçti. `Son Akşam Yemeği` neredeyse tamamlanmıştı, ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için kullanacağı modeli bulamamıştı.
Leonardo`nun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başladı. Günlerce aradıktan sonra Leonardo vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı.
Leonardo, yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi. Çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı. Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler. Zavallı, başına gelenleri anlamamıştı. Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçiriyordu..
Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü. Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi: `Ben bu resmi daha önce gördüm…`
`Ne zaman?` diye sordu Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı..
`Üç yıl önce` dedi adam. `Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce… O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum. Pek çok hayalim vardı. Bir ressam beni İsa`nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti…`
İyi ve Kötü`nün yüzü aynıdır…
Her şey, insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır.
ALINTI

Yeni Bir Hayat İçin 40 Öneri…

945386_520945787967786_2120748923_n[1]

 

*SAĞLIK:*
1. Çok su için.
2. Kahvaltıyı kral, öğle yemeğini prens ve akşam yemeğini de
dilenci gibi yiyin.
3. Ağaçlarda ve bitkilerde yetişen yiyecekleri daha çok ve
fabrikalarda üretilen yiyecekleri daha az yiyin.
4. 3 E ile yaşayın — Energy, Enthusiasm, and Empathy *(enerji, *
* heyecan ve duygu paylaşımı).*
5. *Meditasyon, yoga ve dua yapacak zaman yaratın*.
6. Daha çok oyun oynayın.
7. 2011’de okuduğunuzdan daha fazla kitap okuyun .
8. Her gün en az 10 dakika sessiz olarak oturun.
9. 7 saat uyuyun.
10. Hergün 10-30 dakika yürüyüş yapın. Ve yürürken
gülümseyin.

KİŞİLİK:

11. Hayatınızı başkalarınki ile karşılaştırmayın. Onların
seyahatinin ne hakkında olduğuna dair hiçbir fikrin yok.
12. Kontrol edemeyeceğiniz olumsuz düşüncelere veya şeylere
sahip olmayın. Bunun yerine enerjinizi olumlu şekilde şu an
için harcayın.
13. Kendinizi fazla abartmayın; sınırlarınızı bilin.
14. Kendinizi çok da ciddiye almayın.
15. Kıymetli enerjinizi gevezelikle, dedikoduyla boşa harcamayın.
16. Uyanık iken daha fazla hayal kurun.
17. Kıskançlık, çekememezlik zamanın boşa harcanmasıdır.
İhtiyacınız olan herşeye zaten sahipsiniz.
18. Geçmiş meseleleri unutun. Partnerinizin geçmiş hatalarını
hatırlatmayın. Bu durum mevcut mutluluğunuzu bozar..
19. Hayat, birisine kin duyarak zamanı boşa harcamak için çok
kısadır. Kimseden nefret etmeyin.
20. Geçmişinizle barış yapın ki, şimdiki zamanı bozmasın.
21. Sizden başka hiç kimse senin mutluluğundan sorumlu
değildir.

22. Hayatın bir okul olduğunu ve öğrenmek için burada
olduğumuzu unutmayın. Problemler, cebir dersi gibi gelip
giden, ancak aldığımız derslerin bir ömür boyu devam
ettiği eğitim programının bir parçasıdır.
23. Daha fazla gülümseyin ve gülün.
24. Her tartışmayı kazanmak durumunda değilsiniz. Aynı
fikirde olmamak için anlaşın.

SOSYAL YAŞANTI:

25. Ailenizi sık arayın.
26. Her gün diğerlerine iyi bir şey verin.
27. Herkesi herşey için affedin.
28. 70 yaşından büyük ve 6 yaşından küçük kimselerle vakit
geçirin.
29. Hergün en az 3 kişiye gülümseyin ve tanımadığınız en az 1
kişiye “GÜNAYDIN” deyin.
30. Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğü sizi
ilgilendirmez.
31. Hasta olduğunuz zaman işin sana bakmamalı. Arkadaşların
bakmalı. Onlarla temasta olun.

HAYAT:

32. Doğru şeyi yapın!
33. Faydalı, güzel veya neşe dolu olmayan herşeyden uzak
durun.
34. ALLAH herşeyi iyileştirir.
35. Bir durum iyi veya kötü olsun, nasılsa değişecektir.
36. Nasıl hissettiğinizin önemi yok, haydi kalkın, giyinin ve
ortaya çıkın.
37. En iyisine henüz sıra gelmedi.
38. Sabah canlı olarak uyandığınız zaman, bunun için ALLAH’a
şükredin.
39. Maneviyatınız daima mutludur. Öyleyse mutlu olun.
*SONUNCU ANCAK ÇOK ÖNEMLİ:*
40. Lütfen bu dilekleri önemli saydığınız herkese iletin.

Üç Günlük Dünya

th3R3YX8Y5

 

Üç Günlük Dünya
by.Julia Grigorieva
“Nereye koşuyorsun öyle! Yetişebilecek misin sanki gerçekten? Bir yere, birine yetiştiğinde mutlaka başka bir şeye gecikiyorsun aslında, bunu bilip unutarak koşuyorsun. Koşuyorsun da bu kadar hızlı koşmak niye?
Nereye koşuyorsun? Kaşların devrilmiş, yüzünde yüksek bir duvarın grisi, cümlelerini kısa ve buyurgan fiillerden seçiyorsun. Varacağın yer sana ne vaat ediyor? Ayaklarından, yüreğinden ve yüzünün renginden çaldığını geri alabilecek misin yetiştiğin yerde?
O kadar acelen var ki, kime kızacağını, kimi seveceğini, neye ilgi gösterip, neden uzak duracağını başkaları öğretmiş sana. Eh doğru ya, keşfetmek demek başka bir hayat demek… Keşfetmek başka türlü olmaya niyetlenmek… Senin bunlara ayıracak vaktin yok.
Bir de aşkına koşanlar vardır, evladını kucaklamak için koşanlar… Onların yüzünde ılık, kayısı renginde bir telaş… Bakışları kış bahçesi gibidir onların: Etrafın hoyratlığına, serinliğine ilişmeyen saydam bir hat… Bunu ayrıştırdın mı, senin de o telaşa kapılasın gelir. Onlar bir ırmaktır, sen de o devinimde sürüklenebilirsin, onlar nereye gidiyorsa peşlerinden gidebilirsin.
Hayır… Bu yangından kaçma hali… Tabakhaneye bok yetiştirmece oyunu…
Gideceğin yere ulaşmak için, geçtiğin her köprüyü atabilir, çiçekleri ezebilir, kalpleri kırabilirsin… Sonunda dokunacağın, elde edeceğin her ne ise, bu saçma sapan koşuyu aklamak için onu yüceltebilirsin. Herkesten ve her şeyden değerliymiş gibi gösterebilirsin, kendinden ve kaybettiklerinden… Kendinden ve ıskaladıklarından… Kendinden ve olabileceğin başka insandan…
Öfkeler biçer, kırgınlıklar dikersin… Gerçekten nedir peki senin istediğin? Böyle sakil bir entari gibi giyinmeyi mi düşlemiştin hayatı? Sonu gelmez koşular, kutu içinden çıkan kutular gibi, seni hiçbir yere taşımazken aslında, sen uydurduğun bu telaşla avunup duracak mısın?
Yer yer yakınıp, acıtıp kendini devam edeceksin öyle mi?
Hiçbir zaman “senden kıymetli mi kardeşim!” diyemeyeceksin, çünkü sahip olduğun, tanık olduğunu, imrendiğin, bir vakitler arzu ettiğin, hayalini kurduğun her şeyin tepesine yerleştirdin şimdi bu amaçlarüstü şeyi…
Belki de bu yüzden kırdığın, parçaladığın, kızdırdığın herkes yanlış sen doğrusun…
Kimse bilmiyor hakikati sen biliyorsun.
Eğer aksini söylersen kendine, bütün o yıkıcı acelelerin boşa çıkacak… Hayatını bir yerine kadar başa sarıp, yeniden okuyacaksın gözucuyla bakıp koştuğun bütün satırları, telafi etmeye çalışacaksın belki adamakıllı… Yorucu iş bu canım! Yorucu iş… Koşmaktan daha yorucu! Bu emeğin en hası çünkü…
Sen kaptırıp aktığın gibi devam edeceksin. Geri dönüp durarak, tadarak, damağında ezerek, anlayıp görerek, tamir ederek, kurarak başlayamazsın çünkü… Işık hızı diye bir şeyden söz ediyorsa fizik, sen karanlığın yoğunluğunda ve onun kendine has kör süratinde yok olacaksın. Başka türlüsüne üşeneceksin.
“Kırdıysam affet…” diyemeyeceksin, çünkü sahiden kırdın.
“Ben bir bok yedim” diyemeyeceksin, çünkü sahiden yedin o boku…
Tozunu attırarak koşuyorsun sen, üstünü örterek o tozlarla hakikatlerin…
“Şu üç günlük dünyada değer mi?” diyemeyeceksin, çünkü sahiden hayat kısa ve sen hâlâ deli bir telaşla koşuyorsun.
Yetişebileceğini mi zannediyorsun? Yetişsen de göreceğini mi zannediyorsun bu karanlığınla?”

Hayallerine ulaşmak mı istiyorsun?

18447541_425512374483866_1563953640581950958_n[2]

 

Hayallerine ulaşmak mı istiyorsun?
Bu 5 sebebi atlama…
1- Hayal kurarak balık tutamazsın.
Bir balıkçı sabah erken kalkar, tüm hazırlıklarını yapar ve öyle tekneye adım atar. Kimse size yattığınız yerden balık vermez. Kısaca hayal kurarak balık tutamazsınız. Ancak tekneye biner ve harekete geçerseniz balık tutarsınız.
2- Bazen ne yaparsan yap balık tutamazsın. (Rastgele)
Her şey hazır olduğu halde bazen balık olmaz. Kısaca rast gelmez işte. Ama bir balıkçı o gün balık tutamadığı için balıkçılıktan vazgeçmez.
3- Balık tutmak istiyorsan balık tutmayı öğrenmen gerekir.
Eğer balık tutmak istiyorsan bunu öğrenmen gerekir ve onun için de sıfırdan başlaman gerekir. Bir balıkçının yanında çalışman, tekneyi temizlemen, pis ve ağır işleri yapman gerekir. Kimse sana kolay olacağını söylemedi. Unutma!
4- Eğer o bölgede balık tutamıyorsan rotanı yeni yerlere çevir.
Her gün aynı denizlerde balık tutamazsın. Rotanı değiştirmen gerekebilir.
Yeni şeyler denemekten korkma. Hep aynı şeyleri deneyerek başarılı olmak imkansızdır…
5- Balık tutarken bu işten zevk almıyorsan çok fazla başarı bekleme. Hemen balıkçılığı bırak ve başka bir hayal bul.
Her zaman sevdiğin şeyi yap ve böylece başarın %100 olur.
Hayallerin balık tutmayla ne alakası var dersen…
Balık “amacın ve hayallerindir”
Balıkçı ise “sensin”…
Bilgi Erdemdir …

Güzel Bir Yazı…Ne kadar çabuk eskimeye başladı her şey..

1912373_806200999410055_280583975_n[1]

Ne kadar çabuk eskimeye başladı her şey..
Arabalar; daha bir yıl olmadan eskiyor, insanlar birbirlerine yenisini gösteriyorlar.
Oysa dayımın otomobili 1951 Ford çocukluğum boyunca hep yeniydi..

Cep telefonları, televizyonlar çabuk eskiyorlar..

Evler çabuk eskiyor, semtler çabuk eskiyor, kaldırımlar çabuk eskiyor..
Kaç sene giymiştim o ceketi..
Her tersyüz edildiğinde cebi yer değiştirirdi.
Bizim dönekler gibi soldan sağa, sonra sağdan sola, tekrar soldan sağa geçerdi..
Ama şimdi eve getirip de giymekte elinizi çabuk tutmazsanız, modası çabuk geçiveriyor giysilerin, “eski” oluyorlar..
Ayakkabıların derisinden önce kendisi eskiyor..

Sözler eskiyor..
Papağan gibi herkesin diline düşen yeni sözler çabuk bayatlaşıyor..
Bir-iki yerde çabuk söylediniz söylediniz..
Yok eğer geç kaldıysanız söylediğinizde “Bu bayat..” anlamında tuhaf tuhaf bakıyorlar yüzünüze..

Yüzler çabuk eskiyor..
Birkaç sene önce herkesin merak ve hayranlıkla izlediği yüzler kaybolup gittiler..
Cem Yılmaz’a artık kimse gülmüyor..
Recep İvedik bayatladı..

Şarkılar çabuk eskiyorlar..
“Gezdiğim dikenli aşk yollarında, elimden bir kırık saz geldi geçti”yi tam kırk yıl söyleyip durmuştu eniştem.
Tarkan’ın “Dudu dudu” şarkısını söyleyen yok..
Şarkısı da eskidi..
Tarkan da..

Dostluklar..
Arkadaşlıklar..
Tüketim toplumunda, para karşılığı olmadan, kredi kartı ile her şeyi alıp tüketmek gibi, duygu karşılığı olmayan aşklar da çabuk eskiyor..
İsimler koymuşlar; “Yaz aşkları” misal..
Bir aylık aşklar, bir haftalık aşklar, hatta bir günlük aşklar..
Ve o aşkların üzerine kurulan evlilikler eskiyor, ceketler, ayakkabılar, arabalar, telefonlar, televizyonlar, mutfak robotları gibi..
Benim ise canım sıkılır bu eskimelere..
Biliyorum..
Eskidi kafam..

– Bekir Çoşkun –

 

Psikologlar diyorlar ki …

psikoloji_hakkindaresimler4[1]

 

1) Eğer bir kişi çok gülüyorsa, en küçük şeyler için bile . O kişi yanlızlık çekiyordur…
2) Bir kişi çok uyuyorsa o kişi sıkıntılıdır…
3) Bir kişi az konuşup çok çabuk bir şekilde konuşursa , o kişi bir sır saklıyordur.…
4) Bir kişi hiç ağlayamıyorsa , o kişi zayıf kişiliğe sayiptir.
5) Bir kişi düzensiz bir şekilde yemek yiyorsa, o kişi tansiyonludur.
6) Bir kişi çok çabuk ağlıyorsa , o kişi çok masum ve temiz kalplidir.
7) Bir kişi çok çabuk ve anlaşılmaz şeylere sinirleniyorsa, o kişinin sevgiye ihtiyacı vardır.
BİRBİRİMİZİN PSİKOLOĞU OLALIM, BİRBİRİMİZİ ANLAYALIM
SEVDİKLERİNİZ İÇİN MUTLAKA PAYLAŞIN..!

Fark Etmeden Yaptığınız 11 Sağlıksız Alışkanlık

seviyor-sevmiyor[1]

Fark Etmeden Yaptığınız 11 Sağlıksız Alışkanlık
Bazı yaygın alışkanlıklar var ki günlük hayatın bir parçası oldukları için zararlı olup olmadıkları kimsenin aklına bile gelmiyor. İşte günlük hayatta sık sık yaptığınız ama kurtulmanız gereken 11 sağlıksız alışkanlık. Dikkatli olmakta fayda var…
1) Bacak Bacak Üstüne Atmak
bacak bacak üstüne atmak
Bacak bacak üstüne atmayanımız var mı? Herhalde yoktur… Oysa ki sağlıksız alışkanlık olduğu yaklaşık 20 yıldır konuşuluyor. Nasıl zararları mı var? Araştırmalara göre uzun süreler bu şekilde oturmak, hipertansiyon, varis ve sinir hasarına neden olabiliyor.
2) Kuşlara Yem Atmak
kuşa yem atmak
Özellikle güvercinleri beslemek başta çocuklar olmak üzere hemen herkesi mutlu eder. Ama kuşlara yem atmanın sağlığınız için tehlikeli olabileceğini biliyor muydunuz? Çünkü yüzde 50 ihtimalle kuşlardan en az birinin bulaşıcı hastalığı bulunuyor ve tüberkülozdan salmonelloza kadar birçok ciddi virüsü bulaştırabiliyorlar.
3) Kalitesiz Güneş Gözlüğü Kullanmak
kalitesiz güneş gözlüğü kullanmak
Orijinal güneş gözlüklerini pahalı bulup kalitesiz cama sahip olanları satın alarak tasarruf etmeye çabalarken göz sağlığınızdan olabilirsiniz. Oysa ki kalitesiz güneş gözlükleri zararlı ultraviyole ışınlarını engelleyemiyor. Bu nedenle de retina ya da katarakt rahatsızlığı yaşamanıza neden olabiliyor.
4) Çok Fazla Su İçmek
fazla su içmek
Her ne kadar bolca için dense de çok fazla su içmek, az içmek kadar zararlı. Bilim insanları vücudun su ihtiyacının kişiden kişiye değiştiğini vurguluyor. Aktif biriyseniz ve spor yapıyorsanız çok su içebilirsiniz ancak böbrek probleminiz varsa uzmanların tavsiyesinin dışına çıkmamanızda fayda var.
5) Sıcak Su Torbasıyla Tedavi
sıcak su torbasının zararları
Ağrılı veya sancılı bölgeye sıcak su torbası koymak geçmişten beri en çok tercih edilen alternatif tedavi yöntemlerinden biri. Ancak kanama, burkulma ve yaralanma gibi rahatsızlıklarda sıcak su torbası kullanmaktan kaçınmalısınız. Bu tarz sıcak veya soğuk uygulamalar kanser tedavisi için de kesinlikle tavsiye edilmiyor.
6) Mikrodalgada Patlamış Mısır Hazırlamak
mikrodalgada yiyecek hazırlamak
Mikrodalgada ısıtıp kolayca hazırlamak için paketlenmiş olarak satılan ve son yıllarda yaygınlık gösteren patlamış mısırlar, diasetil adı verilen tehlikeli bir kimyasal madde yayıyor. Bu sentetik yağ, ısıtıldığında buharlaşıp ciğerlerinize zarar veriyor. Yemeden önce soğumasını bekleyerek tehlike ihtimalini azaltabilirsiniz.
7) Çalışma Masasında Yemek Yemek
çalışırken yemek yemek
Evde veya işteyken çalışma masanızda yemek yemek sindirim sisteminiz için tehlikeli binlerce bakterinin vücudunuza girmesine neden oluyor. Ayrıca çalışma masasında başka bir işle ilgilenerek yemek yediğiniz için beyniniz yiyecekleri algılamakta zorlanıyor. İş yoğunluğunu bahane etmeyin, bir an önce bu sağlıksız alışkanlıktan kurtulun.
8) Büyük Şehirlerde Açık Ayakkabı Giymek
açık ayakkabı giymek
Bahar ve yaz aylarının vazgeçilmezi olan sandalet ve terlikler, şehir hayatının koşturmacasında ayaklarınızı bakterilere, mantarlara ve böcek sokmalarına karşı korunaksız bırakıyor.
9) Yağsız Süt İçmek
yağsız süt içmek
Yağsız sütler her ne kadar tat ve görüntü olarak normal süte benzeseler de aslında değiller. Yağdan arındırılmış süt vitaminini de kaybediyor ve geriye sadece sağlık için hiç de iyi olmayan sentetik maddeler kalıyor.
10) Duruş Bozuklukları
duruş bozuklukları
Kalçanız sandalyenizin en az üçte ikisini doldurmalı, sandalyenizin sırtı omurganıza uymalı ve bacak bacak üstüne atmamalısınız. Doğru duruş tüm organların simetrik pozisyonda olması anlamına geliyor. Bu da beden sağlığı için olduğu kadar iç organların sağlığı için de önem arz ediyor. Bilgisayar başında fark etmeden yamuk oturmak, hemen herkesin sıklıkla yaptığı bir sağlıksız alışkanlık.
11) Cenin Pozisyonunda veya Karnınızın Üzerinde Uyumak
uyuma pozisyonları
Çoğu kişi uykuya en rahat daldığı pozisyonu tercih eder ancak bu iki pozisyon bazı sağlık sorunlarına yol açabilir. Yana dönerek yattığınızda diyaframınızın rahat hareket etmesini engelleyerek kronik sırt ağrılarına yol açabilirsiniz. Karnınızın üzerinde uyumak ise çok daha tehlikeli. Bu pozisyon tüm organlarınıza baskı yaparak uzun vadede sinir hasarı ve kalp problemlerine neden olabilir. En sağlıklı pozisyon sırt üstünde uyumaktır.

alıntı

Tüm Hatalı Alanlarını Yok Etmiş Bir Bireyin Portresi…

mutlu-insanlar-ulkesi[1]

1)Bu insanlar, yaşamın her yönünü severler, şikâyet etmekle ya da olayların daha değişik olmasını istemekle vakit kaybetmezler.

2)Bağımsızlıklarına çok düşkündürler. Aileye güçlü bir sevgi ve bağlılık duymalarına rağmen, ilişkilerinde bağımsız olmaya özen gösterirler.
3 )Sevgi anlayışları, sevdiklerine hiçbir değeri zorla kabul ettirmemeyi gerektirir.

4)Onay aramak gereksinimleri yoktur. Övgü ve ödül talep etmezler.
5) Çok açık ve dürüst konuşurlar, çünkü vermek istedikleri mesajları, başkalarını memnun etmek için dikkatli sözcükler arkasına gizlemezler.

6)Gülmeyi ve başkalarını güldürmeyi iyi bilirler.

7)Kendilerini şikâyet etmeden kabullenirler. Fiziksel benliklerini, sahteliklerle gizlemezler.

8)Doğal yaşamı takdir ederler. Başkalarına eğlenceli gelmeyen şeylerden zevk alma yetenekleri vardır. Gün batımını izlemek, ya da kırlarda küçük bir gezinti yapabilmek, doğum yapan bir kediyi izlemek onlar için mükemmel bir şeydir ve şükran duyarlar.

9)Başka insanları çok iyi anlarlar ve asla şaşırıp şok olmazlar.

10)Hastalık hastası değildirler.

11)Gereksiz kavgalarda asla taraf olmazlar.

12)İnsanlar hakkında konuşmaz, insanlarla konuşurlar

13)Titizlik ya da düzenlilik gibi dertleri yoktur, verimli yaşamaya bakarlar. Organizasyon nevrozundan bağımsız oldukları için yaratıcıdırlar.

14)Bu insanların müthiş bir enerjileri vardır. Enerjileri doğaüstü değildir, yalnızca yaşamı ve yaşamdaki aktiviteleri sevmelerinin bir sonucudur.

15)Şiddetli bir merak duygusuna sahiptirler. Hep araştırır, yaşamlarının her anını kavramak isterler. Her insan, her varlık ve her olay, daha çok öğrenmek için bir fırsattır.

16) Başarısız olmaktan korkmazlar, hatta onu sevinçle kabul ederler. Bu insanlar, kendilerine zarar verecek duyguları yok etme ve kendilerine verdikleri değeri artıracak olanları doya doya yaşama yeteneğine sahiptirler.

17) Bu mutlu insanlar, asla kendilerini savunma gereksinimi duymazlar. Basitçe ‘her şey yolunda, biz yalnızca farklıyız. Anlaşmak zorunda değiliz’ derler. Bir tartışmayı, kazanma ve karşısındakini konumunun yanlışlığına ikna etme gereksinimi duymadan, burada keserler.

18) Değerleri dar değildir. Kendilerini tüm insan ırkının bir parçası olarak görürler. Daha çok düşman öldürmekten sevinç duymazlar.

19)Kahramanları ya da putlaştırdıkları insanları yoktur. Herkesi insan olarak görür ve hiç kimseyi kendilerinden önemli konuma getirmezler.

20)Başkalarının yeteneksizliği nedeni ile kazanmak yerine, zaferi kendi çabaları ile elde etmeyi yeğlerler.

21)Komşularının ne yaptığını fark etmezler, çünkü var olmakla meşguldürler.
22)En önemlisi bu insanlar ‘KENDİLERİNİ SEVERLER’. Kendilerine acımak, kendilerini reddetmek, kendilerine öfkelenmek için zamanları yoktur. Elbette sorunları vardır, ama sorunların onları duygusal paralizasyona götürmesine izin vermezler Tökezleyip düştüklerinde, tekrar ayağa kalkar ve sızlanmadan yaşamaya devam ederler.

23)Hatalı alanlardan bağımsız insanlar, mutluluğu kovalamazlar, sadece yaşarlar ve mutluluk onları bulur. Gerçekten nadir bulunan insanlardır, onlar için her gün mükemmeldir.

Kaynak kitap: Hatalı Alanlarınız Dr. Wayne W. Dyer

Bir zamanlar birbirlerine aşık iki genç vardı.

karadut2[1]

 

Bir zamanlar birbirlerine aşık iki genç vardı. Kızın adi Tispe delikanlının ki ise Piremus idi. Bunlar yanyana evlerde otururlardı.Birlikte büyüdüler ve çocukluklarından beri birbirlerine karsi aşk beslerlerdi. Fakat aileleri görüşmelerini istemezler birbirlerine uygun olmadıklarını düşünürlerdi. Oysa onlar birbirlerini ölesiye seviyorlardı. İki evin arasında gizli bir çatlak vardı aileleri bunu bilmezler onlarda geceleri burda buluşur o aradan birbirlerine seslerini duyurur aşklarini dile getirirlerdi.
Bir gece ormandaki agacın altında buluşmaya karar verdiler. Tispe agaca Piremus dan önce varmıstı. Gittiğinde avını yeni yemiş, ağzından kanlar akan kocaman bir aslanla karşı karşıya geldi. Korkarak bir magaraya dogru koşmaya basladı. Farkında olmadan yolda boynundaki eşarpını düşürmüştü. O sirada Piremus geldi. Gördükleri karşısında donup kalmıştı. Kocaman aslan agzında kanlarla birlikte biricik sevgilisi Tispe nin eşarpını parçalıyordu.
O an aklina gelen ilk ve tek sey aslani Tispe yi öldürerek yediğiydi. Tispesiz yasayamazdı. Aklından geçen sadece aşkı uğruna canına kıymaktı.Belinden hançerini çıkardı ve göğsüne sapladı. Kanlar içinde cansız bedeni yere düştü.
Tispe ise korkusunu bir kenara atıp bir an önce aşkını görmek için mağaradan çıkmaya karar vermişti. Ağacın altına geldiğinde o korkunç sahneyle yüzlesti. Piremus un cansız vücudu yerdeydi ve elinde Tispenin düşürdüğü eşarpını tutuyordu. Ilk once genç kız olanlar karsısında ağlamaktan hiçbir seyi anlayamamıştı. Ama eşarpı ve uzaklaşan aslanı görünce anladı. Bir an mağarada düşündüğü o korkunç sey başına gelmişti. Ve onun öldüğünü düsünen Piremus aşki uğruna canına kıymıştı. Tispe bir an bile düşünmeden hançeri aldı ve göğsüne götürdü.
Onların aşkı ölesiye bir aşktı ve ölüm bile onları ayıramazdı.
Eğer Piremus aşkı uğruna ölümü göze aldıysa o da hiç cekinmeden canına kıyabilirdi ve haneri sapladı. Birden vücudu Piremusun bendeninin üstüne yığıldı. O anda tanrılar bu yüce aşkı ölümsüzleştirmek istediler ve bu çiftin üstünde duran agaci onlarin aşkına adadılar.
Piremusun kanını bu ağacın meyvelerine, Tispenin gözyaşlarını ise ağacın yapraklarına verdiler. O günden beri kara dut agacının meyvesinin cıkmayan lekesini,(Piremusun kan lekesini), dut ağacının yaprakları,(Tispenin gözyaşları) temizler.. Bilir misiniz; dut agacının meyvesinin lekesi çıkmaz ama elinize ağacın yapragını alır avuşturursanız lekenin gittigini göreceksiniz !!!..Alıntı

BİLMEK ve ALGILAMAK FARKI

bozulmusalgilama5[1]
* Ben düşüncelerim değilim; onları “düşünen” kişiyim
Ben duygularım değilim; onları “hisseden” kişiyim
Ben bedenim değil, onu kullanan, yöneten kişiyim.. Onunla yürüyen, onunla dokunan, yiyen, nefes alan vs.
Yani düşüncelerim, duygularım ve bedenim benim araçlarım; hal’den hal’e geçmem için..
Dolayısıyla ben deneyimlerim de değilim;
onlar da benim hal’den hal’e geçişim, tekamülüm sırasında kullandığım araçlar..
10 yıl önceki bedenime sahip olmadığım gibi,
10 yıl önceki deneyimlerime de sahip değilim..
Ben onları 10 yıl önce yapan kişiyim, şimdi değil..
Tıpkı bir çocuğun 10 yıl önce emzik kullanıp bugün buna ihtiyaç duymadığı, hatta ta o zaman bıraktığı gibi..
* “Problemi yaratan beyinle problemi çözmek mümkün olmaz.
BAKIŞ AÇINIZI DEĞİŞTİRMELİSİNİZ. “(Einstein)
TANRI SİZE İSTEDİĞİNİZ İNSANLARI DEĞİL, İHTİYACINIZ OLAN İNSANLARI VERİR…
ÖYLE Kİ, BU İNSANLAR SİZE YARDIM EDECEK, SİZİ İNCİTİCEK, ACI VERECEK, SİZİ TERKEDECEK, SİZİ SEVECEK VE OLMANIZ GEREKEN İNSAN OLABİLMENİZİ SAĞLAYACAKTIR….Lao tzu
* Birine bir tepki vermeden önce “kendine” sor
(öfke, had bildirme, laf sokma, ezme, üstün çıkmaya çalışma… vs’den önce):
-Bunu yapmak benim hayrıma?
-Bunu yapmam Onun hayrına mı?
-Bunu yapmam bütün insanlığın hayrına bir şey mi?
Eğer birşey sadece nefsinin/egonun hoşuna gittiği için yapacak olursan;
bu ne senin, ne karşındakinin, ne insanlığın hayrınadır.
Üstelik geçici bir nefs tatmininden sonra yaşayacağın kayıplar, asla telafi edilemeyebilir…
Sevgi ararken sevgisizlik, yakınlık ararsan uzaklık, dostluk ararken kimsesizlik.. bulacaksındır..
Kendi Ruhuna/Özüne aykırı davranmış olmanın mutsuzluğu ve çatışması ise ölçülemez.

Enerji Topu Tekniğiyle Çakralarınızı Dengeleyin…

enerji-topu-oluşturmak-ve-Fırlatma-Egzersizleri[1]

 

Yaşamımızda çakralarımızın dengede olması, tüm katmanlarda sağlıklı olmamız açısından önem taşır. Dengesi bozulmuş çakralar düşünce-duygu ve fizik beden üzerinde rahatsızlıklara sebebiyet vermektedir. Reiki veya farklı şifa sistemleri ve teknikleri ile çalışan dostların, kendileriyle çakra dengelemeleri açısından çalışmaları yerinde bir hareket olur. Bu yazımda da yine enerji uygulayıcı dostlarım için bir çalışma yönteminden bahsetmek istiyorum. Kanalı olduğunuz enerji kanalıyla enerji toplu çalışmasıyla çakralarımızı nasıl dengeleyebiliriz, ilgili çakramız için nasıl bir yönerge izleyebiliriz?

Kendimle veya danışanlarımla yaptığım çalışmalarda ilk olarak, Allah’tan yapacağım seansın bütünün hayrına olması dileyerek başlar ve ondan bu çalışma için izin isteyerek başlarım. Ayrıca çalışma boyunca korunma talebimi de belirtirim. Bu konuda sizler de Yaradan’dan, Başmeleklerden ve kendi rehberlerinizden korunma ve şifa talep edebilirsiniz.

Çakralar için enerji topu uygulamasını, istediğiniz çakradan başlayarak yapabilirsiniz. Sadece tavsiyem ya kökten taç çakraya doğru bir yön izleyin ya da taçtan kök çakraya doğru. Özellikle belli çakranızda bir tıkanıklık, dengesizlik olduğunu düşünüyorsanız, tek bir seansta tek çakra için de çalışma gerçekleştirebilirsiniz.

Taç Çakra

Kanalı olduğunuz enerji kanalından akış için niyet edin. Şayet Usui Reiki, Karuna Reiki, İsis Blue Moon, Şambala Çok Boyutlu Şifa Enerjisi vb. sembollerle şifa gönderebileceğiniz sistemleri kullanıyorsanız, çalışma amacınıza uygun sembol veya sembolleri avcunuzun içine çizin. Ardından taç çakra için mor rengin avcunuzun içinde bir top gibi oluşmaya başladığını imajine edin. (Yukarıdaki görsel el pozisyonunuz için bir örnek teşkil etmektedir.) Bu enerji topunun kanalı olduğunuz enerji ile dolmaya başlamasına niyet edin. (Çizile semboller olduysa, sembol isimlerini sesli olarak telaffuz edin.) Avuçlarınız içinde şarj olan enerji topunun, taç çakranızın bütünün ve sizin en yüce hayrına dengelenmesi ve şifalanması için niyet edin. Ardından taç çakramız için 3 kere sesli olarak bu olumlamayı söyleyin: “Ben, İlahi olanla ve ilahi bilgelikle kolaylıkla bağlantı kuruyorum.” Ardından avuçlarınızdaki ufak yaprakları üfler gibi yavaşça açın ve enerji topunu serbest bırakın.

Alın Çakrası – 3. Göz

Alın çakranız için tekrardan ellerinizi yukarıdaki pozisyona getirin ve lacivert renkte yeni bir enerji topu oluşmasına niyet edin. Yine, yeni enerji topunuzun da kanalı olduğunuz enerji ile dolması için niyet edin. (Çizdiğiniz sembolleri tekrardan sesli olarak telaffuz edin.) Avuçlarınız içinde şarj olan enerji topunun, alın çakranızın bütünün ve sizin en yüce hayrına dengelenmesi ve şifalanması için niyet edin. Ardından alın çakramız için 3 kere sesli olarak bu olumlamayı söyleyin: “Ben, sezgilerime koşulsuz olarak güveniyorum.” Yine avuçlarımızı yavaşça açıp enerji topunu serbest bırakın.

Boğaz Çakrası

Boğaz çakramız için de ellerimizi, mavi renkte yeni bir enerji topu oluşturabilmek için uygun pozisyona getirip niyetinizi edin. Enerji topunuzun kanalı olduğunuz enerji ile dolması için tekrar niyet edin. (Varsa semboller yine sesli olarak bu sembollerin isimlerini söyleyin.) Avuçlarınız içinde şarj olan enerji topunun, boğaz çakranızın bütünün ve sizin en yüce hayrına dengelenmesi ve şifalanması için niyet edin. Ardından boğaz çakramız için 3 kere sesli olarak bu olumlamayı söyleyin: “Ben, kendimi güvenle ve sevgiyle ifade ediyorum.” Avuçlarınızı, olumlamayı söyledikten sonra, yavaşça açıp, enerji topunu serbest bırakın.

Kalp Çakrası

Bu sefer de, yeşil renkte yeni enerji topu oluşturabilmek için ellerinizi uygun pozisyona getirin, niyetinizi edin, kanalı olduğunuz enerjiyle enerji topunun dolması için izin verin. (Ve yine semboller varsa, sesli ifade edin isimlerini.)  Avuçlarınız içinde şarj olan enerji topunun, kalp çakranızın bütünün ve sizin en yüce hayrına dengelenmesi ve şifalanması için niyet edin. Ardından kalp çakramız için 3 kere sesli olarak bu olumlamayı söyleyin: “Ben, kendimi her halimle kabul ediyor ve seviyorum.” Ardından ellerinizi yavaşça açın ve enerji topunu serbest bırakın.

Karın Çakrası – Solar Pleksus

Karın çakramız için oluşturacağınız sarı renkteki yeni enerji topu için ellerinizi uygun pozisyona getirin, kanalı olduğunuz enerjinin bu topa akması için niyetinizi edin. (Ve yine semboller varsa, biliyorsunuz ne yapacağınızı.) Avuçlarınız içinde şarj olan enerji topunun, karın çakranızın bütünün ve sizin en yüce hayrına dengelenmesi ve şifalanması için niyet edin. Ardından karın çakramız için 3 kere sesli olarak bu olumlamayı söyleyin: “Ben, arzu ve isteklerimi kolaylıkla gerçekleştiriyorum.” Ardından ellerinizi yavaşça açın ve enerji topunu serbest bırakın.

Sakral Çakra

Yeni enerji topumuz için ellerinizi uygun pozisyona getirin, turuncu renkte yapacağınız bu yeni enerji topuna kanalı olduğunuz enerjinin akması için niyetinizi edin. (Semboller varsa, söyleyin.) Avuçlarınız içinde şarj olan enerji topunun, sakral çakranızın bütünün ve sizin en yüce hayrına dengelenmesi ve şifalanması için niyet edin. Ardından sakral çakramız için 3 kere sesli olarak bu olumlamayı söyleyin: “Ben, arzu ve zevklerimi sevgiyle kabul ediyorum.” Ardından ellerinizi yavaşça açın ve enerji topunu serbest bırakın.

Kök Çakra

Son olarak kök çakramız için de kırmızı renkte oluşturacağımız enerji topu için ellerinizi uygun pozisyona getirin, kanalı olduğunuz enerjinin bu topa akması için niyet edin, semboller varsa sesli olarak telaffuz edin. Avuçlarınız içinde şarj olan enerji topunun, kök çakranızın bütünün ve sizin en yüce hayrına dengelenmesi ve şifalanması için niyet edin. Ardından kök çakramız için 3 kere sesli olarak bu olumlamayı söyleyin: “Ben, tamamen sevgiyle güvendeyim.” Ardından ellerinizi yavaşça açın ve enerji topunu serbest bırakın.

Çalışmadan sonra Yaradan’a şükretmeyi, meleklere ve rehberlerinize teşekkür etmeyi ihmal etmeyin. Enerji topu çalışmanızdan sonra hemen normal yaşamınıza da devam edebileceğiniz gibi, belli süreliğine pozisyonunuzu koruyup akışa kendinizi bir süre bırakabilirsiniz. Çalışmayı sonlandıracağınız zaman kanalı olduğunuz enerjinin de kapanmasını istemenizi öneririm.

Bu çalışma için bu kadar vakit ayıramam diyen dostlarım olursa, tek bir enerji topu hazırlayıp tüm çakraların dengelenmesi ve şifalanması için niyet edebileceklerini ve şifa çalışmalarında imkansız bir çalışma şeklinin olmadığını hatırlatmak isterim. Ayrıca uygulayıcı dostlar yine, uzaktan bu çalışmayı danışanlarına güvenle uygulayabilirler.

kaynak: spritüeller

Problem sizsiniz, çözümü de. İşler zora girdiğinde hatırlamanız gereken 13 faydalı şey;

17861476_1338580172902497_8435491528613537673_n[1]

 

Problem sizsiniz, çözümü de.
Hepimizin hayatında zor dönemler oluyor ve hepimiz de bunları bir biçimde atlatıyoruz. Ancak aramzıdan bazıları bu dönemleri çok daha hızlı ve kolay atlatıyor. Peki bunun sırrı ne? Sırrı bakış açısı ve tutumda yatıyor. İşte, işler zora girdiğinde hatırlamanız gereken 13 faydalı şey;
1. Olanı olduğu gibi kabul et.
Buda’nın bize söylediği gibi: “Acı çekmenin sebebi ‘olmakta olan’a direncindir.” Bunun anlamını bir düşünün: Acı çekmemizin sebebi olan bitene direnmemizden başka bir şey değil. İçinde bulunduğunuz durumda sizi rahatsız eden olayla ilgili bir şeyler yapabiliyorsanız hemen harekete geçin ve durumu değiştirin! Ama eğer değiştiremiyorsanız yapabileceğiniz 2 şey var: (1) Ya durumu olduğu gibi kabul edip negatif duygu ve düşünceleri bırakacaksınız (2) ya da obsesif biçimde duruma kafayı takıp sefil olacaksınız.
2. Problem, sadece siz onun problem olduğunu düşünüyorsanız problemdir.
Çoğu zaman en acımasız ve kötü düşmanımız yine kendimiziz. Mutluluk dediğinz şey gerçekten tamamen bakış açımıza bağlı. Eğer bir şeyin problem olduğunu düşünüyorsanız duygu ve düşünceleriniz olumsuz olacaktır. Ama eğer bunun sizin bir şeyler öğrenebileceğiniz, sizi büyütecek bir şey olduğunu görebilirseniz, bu artık problem olmaktan çıkar.
3. Bir şeylerin değişmesini istiyorsanız, kendinizi değiştirmekle başlamalısınız.
Dışarıda olan biten her şey (HER ŞEY) iç dünyanızın bir yansımasıdır. Stres dolu kaotik yaşamları olan insanlara bakın, bunun en büyük sebebi iç dünyalarında da kaotik ve karmaşık hissetmeleridir. Sıklıkla düşündüğümüz şey içinde bulunduğumuz koşulları değiştirdiğimizde hissettiklerimizin de değişeceği yönündedir. Doğru olan bu düşüncenin tam tersi aslında: Duygu ve düşüncelerimizi değiştirdiğimiz anda, içinde bulunduğumuz koşullar kendiliğinden değişiverir.
4. Başarısızlık diye bir şey yoktur – Sadece kendimize “öğrenme fırsatı” yaratan deneyimler vardır.
“Başarısızlık kelimesini sözlüğünüzden silin. Önemli şeyler başarmış bütün büyük isimlerin tamamı, defalarca “başarısız” olmuşlardır. Thomas Edison ampulü bir türlü yakamadığında şöyle demiş: “Elektirik ampulünü icat etme konusunda başarısız olmadım; sadece onu yakmadan evvel işe yaramayan yüzlerce yol buldum”. Sözüm ona “başarısızlık” denilen şeyleri alın ve onlardan öğrenecek şeyleri bulun. Bir dahaki sefere nasıl daha iyi yapacağınızı öğrenin.
5. İstediğiniz bir şeye sahip olamıyorsanız bunun tek sebebi çok daha iyi bir şeye sahip olmak üzere olmanızdır.
Biliyorum bazen buna inanmak zor olabiliyor ama bu doğru. Hayatınızı şöyle bir gözden geçirin; olmasını istediğiniz iyi bir şeyin gerçekleşmemesinin çok daha iyi sonuçlar getirdiğine dair sayısız örnek göreceksiniz. Belki de o çok istediğiniz ama giremediğiniz iş, sonradan gelen rahat zamanlı işte olduğu gibi ailenizle daha fazla vkit geçirmenize izin vermeyecekti. Şuna derinden inanın: Her şey olması gerektiği zamanda olması gerektiği gibi oluyor.
6. İçinde bulunduğunuz anı kabul edin ve onurlandırın. Bu an bir daha asla gelmeyebilir.
Her anın içinde çok değerli bir şey vardır. Onu kaybetmeyin. O anda kötü gibi görünen bir şey bile hayatınız için son derece kıymetli bir hazine olabilir: her anı “değerlendirin”.
7. Arzularınızı sevgiyle bırakın.
Birçok insan “aklına takılan” şeylerle yaşıyor. Bunu şöyle açıklayabiliriz: Gerçekten arzuladığınız şeylere bağlanırsanız, o şeyler gerçekleşmediğinde duygularınız olumsuza döner ve bu tüm hayatınızı etkiler. Bir şeyi istemek iyidir, ama bunu kafaya takmak yerine, istediğiniz şey olsa da olmasa da mutlu olduğunuzu bilmek (mutluluğunuzun o çok istediğiniz şeye bağlı olmadığının farkında kalmak) sizi özgürleştirir ve duygu durumunuz mutlu ya da nötr kalır.
8. Korkularınızı anlayın ve onlara minnet duyun.
Korku muhteşem bir öğretmendir. Ve yendiğiniz her korku sizi muzaffer kılar. Korktuğunuz şey ne olursa olsun (Toplum önünde konuşmak, yüksekli, kedi vb) bilin ki; korkunuzu yenmek için yapmanız gereken şey ısrarla korkunuzun üstüne gitmek ve bu konuda pratik yapmak. Korku bir ilüzyondur ve korkup korkmamak bir seçimdir.
9. Keyif almak için kendinize izin verin.
Birçok insan eğlenmek, rahat hissetmek ve keyif almak konusunda kendilerine izin vermeyecek kadar “problem”lerine ve içlerindeki karmaşaya odaklanmış durumda yaşıyor. Öyle ki o sırunlar olmadan kendilerinin kim olduğunu bile tanımlayamaz durumdalar. Siz mutlu olmak için kendinize izin verin! Çok kısa anlar için bile olsa; olan bitenin zorluğuna değil içinde bulunduğunuz anda ki mutluluk verici olaylara odaklanın.
10. Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın.
Hayatın bir yarış olduğu öğretiliyor bize: Başarı, kazandığınız para, güzellik, sahip olduklarınız… İlla kıyaslama yapacaksınız, sizden daha azına sahip olanlarla, sizden daha başarısız olanlarla, sizden daha az güzel görünenlerle kıyaslayın kenidinizi ve sahip olduğunuz her şeyle ilgili şükredin. Yine de en iyisi sadece ve sadece kendinizle “yarış”tığınızı fark edin. İçinde bulunduğunuz durumdan daha iyi bir durumda nasıl olacağınıza odaklanın, sizden daha iyi olanlara değil.
11. Kurban değilsiniz, kurban rolü oynamayı bırakın ve kendi yolunuzdan çekilin.
“Kurban” olduğunuzu düşünüyorsanız, bilin ki; sadece kendi düşünce, söz ve hareketlerinizin kurbanısınız. Hiç kimse “size bir şey yapmıyor”. Kendi tecrübenizi kendiniz yaratıyorsunuz (Bkz Madde 1, 2 ve 3). Sorumluluğunuzu üstlenin ve zor durumlardan çıkabileceğinizi BİLİN. Sadece düşünce biçiminizi değiştirmek ve aksiyon geçmek yeterli. “Kurban” psikolojisini bir kenara bırakın ve zafere oynayın!
12. Her şey değişebilir ve değişir de!
“Bu da geçer” ne harika bir cümle, değil mi? Kötü bir duruma düştüğümüzde, o durumdan çıkamayacağımızdan korkarız. Asla değişmeyecektir, hep böyle üzüntü içinde kalacağızdır. Ama ne olur? “O da geçer”… Hep geçmedi mi? Neler atlattınız bir düşünsenize! Hepimizin bir gün öleceği gerçeğini bir tarafa bırakırsak hiçbir şey kalıcı değildir… HİÇBİR ŞEY! Bu yüzden de eski “her şey aynı kalacak” düşünce alışkanlığınızdan hemen kurtulun. Bunun için tek yapmanız gereken bir şekilde harekete geçmek, çünkü işler kendi kendine istediğiniz yönde değişmez; sizin bir şeyler yapmanız gerekir.
13. Her şey mümkündür… HER ŞEY !
Mucize dediğimiz şey her gün herkese olur. Terminal hastalıklardan kurtulup sağlığına kavuşanlardan, en ümitsiz anda ruh eşini bulup mutlu mesut yaşayanlara, dibe vurmuş işlerini düze çıkarıp muazzam servet elde edenlere kadar sayısız mucizeye şahit oldum… Siz de olmuşsunuzdur. Hayatınızdaki mucizeleri fark etmeye niyet edin… Her sabah! İşte o noktada yenilmez olursunuz.
(Wright State Üniversitesi’nden, İletişim Doktoru Profesör Carol Morgan’dan)

15 şey var ki sadece yaş 40 olunca anlaşılacak.

shutterstock_9509137321[1]

 

Kırk yaşına basınca, bir çok şeyi tekrar düşünür ve bir çok soru sorarsınız kendinize. İstediğim hayatı yaşadım mı? Mutlu muyum? Hayallerimi gerçeğe dönüştürdüm mü? Ve belki de bu soruların cevapları, sizi bir orta yaş krizine doğru sürükler. Bu yaşlar, düşünme, gerekirse değişme ve olmak istediğiniz insan olup olamadığınızı keşfetme zamanıdır.
Yaşınız kırk olunca, herhangi bir kriz yaşamanız gerekmez. Akılcı bir şekilde hareket etmek, hayatın her anını eğlenerek ve gerçekten hissederek yaşamak, her bir saniyenin vazgeçilmez bir hazine olduğunun farkına varmak ve şu hayata sadece bir kez geldiğinizi hatırlamak ve anlamak için harika bir zaman dilimidir kırklı yaşlar. Kırk yaşına basmak, aynı zamanda birçok değişikliği de beraberinde getirir. Artık hayatınızın bu evresine ulaştığınız zaman, olağandışı durumlar meydana gelebilir.
Kendinize olan saygınız artar
Kırk yaşınıza geldiğinizde, kusurlarınızın ve erdemlerinizin ne olduğunu zaten biliyorsunuzdur, zaten kendinizi olduğunuz gibi kabul etmiş ve kendinize nasıl değer vereceğinizi öğrenmişsinizdir. Hem hata yaparken hem de doğru bir iş yaptığınız zaman, ağladığınızda ya da güldüğünüzde kendinizi sevmeyi öğrendiniz. Artık kendinizden eminsiniz ve bunu başkalarının görebileceğini de biliyorsunuz. Böylece dünyayla uyum içinde yaşarsınız.

“Hayatımız, kendi değişim süreçlerimize göre küçülür ve büyür.”
– Anaïs Nin

Zararlı insanlardan uzak durursunuz
Size zarar verecek, enerjinizi alıp götürecek, yanlarında olmaktan pek de hoşlanmayacağınız insanları nasıl fark edeceğinizi zaten anlamışsınızdır. Başkalarını değiştirmede ısrarcı davranmazsınız; sadece onları olduğu gibi kabul eder ve yaşamınıza olumlu katkıda bulunan insanları yanı başınızda tutarsınız.
Bedeninizi kabul edersiniz
Çok güzelsiniz, kusurlarınız bile cezbedici, yıllar boyu süren güvensizlik duygunuz artık yok çünkü hepimizin kusurları var ve bu kusurlar da benliğimizin birer parçası. Sizi seven ve sizi takdir eden insanlar, sizi olduğunuz gibi beğenecek ve sizi değiştirmeye çalışmayacaklardır. Bunu biliyor ve bedeniniz ve ruhunuzla beraber huzur içinde yaşıyorsunuz.

Hayatınızın istediğiniz gibi olup olmadığını yeniden düşünürsünüz
Kırk yaşınıza vardığınızda, her zaman istediğiniz hayatı yaşayıp yaşamadığınızı düşünür ve eğer istediğiniz hayat bu değilse, hayal ettiğiniz her ne varsa gerçekleştirmek için gerekli olan tüm değişiklikleri yerine getirmek için tam zamanı olduğunun farkına varırsınız. Şimdi bu değişimin mümkün olduğunu ve istediğiniz şey ne ise, onun için savaşabileceğinizi biliyorsunuz.

Başkalarının sizinle ilgili ne düşündüğünü pek umursamazsınız
Artık başkalarının sizinle ilgili düşüncelerinin ve söylediklerinin bir önemi olmaz, çünkü kendinize ve kendi düşüncelerinize değer vermeyi öğrendiniz. Başkalarının yaşama bakış açıları, sizin hayatınızı yönlendiremez. Bunun yerine, sizi yönlendiren tek şey, kendi değerleriniz ve hayatı algılama biçiminiz olur.

Sizi sevmeyen kişilerden kurtulmayı öğrenirsiniz
Sizi kimin sevmediğini anlamayı öğrendiniz. Sizi arayıp sormayan insanların, sizi özlemeyen insanların ve gerçekten ihtiyacınız olduğunda yanınızda olmayan insanların artık sizi sevmediğinin farkına vardınız. Ve eğer birinin sizi sevmediğini biliyorsanız, siz de onları hayatınızda istemezsiniz ve gitmelerine izin verirsiniz.
“Zamanla, birisinin elini tutmakla, ruhuna zincir vurmak arasındaki ince farkı öğreniyorsunuz.”
– Jorge Luis Borges