Arşivler

Bir zamanlar bir delikanlı bir bilgeye talebe olmak istedi…

 

 

 

Bir zamanlar bir delikanlı bir bilgeye talebe olmak istedi…
-”Bana öğrenci olmak zordur…” dedi bilge…
“Korkarım sen bunu başaramazsın…”
Fakat genç kararlıydı…
Kendisinden ne isterse yapmaya hazır olduğunu söyledi…
Bilge de ona manevi yoldaki ilk görevini verdi:
-”Bir yıl boyunca, seni kim kızdırmaya çalışırsa ona bir lira vereceksin…”
Genç denileni yaptı ve tam bir yıl boyunca kendisini öfkelendirmeye çalışan insanlara para verdi…
Bir yılın sonunda genç bilgeye geldi ve bundan sonra kendisine verilecek vazifeye hazır olduğunu bildirdi…
-”Önce şehre git ve bana biraz yiyecek al…” dedi bilge…
Genç yanından ayrılır ayrılmaz, bilge dilenci kıyafetine bürünüp, sadece kendisinin bildiği kısa bir yoldan gençten önce şehre ulaştı…
Gencin geçeceği yola oturdu, onu beklemeye başladı…
Bir süre sonra genç göründü…
Tam yanından geçerken, dilenci görünümündeki bilge ona hakaret etmeye başladı…
Başkalarının duyacağı kadar yüksek sesle, onun ne kadar aptal göründüğünü söyledi…
Fakat gençte hiçbir öfke işareti yoktu…
Tam aksine,
-”Ne kadar harika…” diye karşılık verdi genç sakin bir şekilde…
-”Tam bir yıl bana hakaret eden herkese para ödemek zorunda kaldım…
Şimdi tek kuruş ödemek zorunda değilim…”
Bunun üzerine bilge üzerindeki dilenci kıyafetini çıkardı ve gence dönerek şöyle dedi.
-”Başkalarının ne dediğine aldırış etmemeyi başaran bir kişi bilgelik yoluna adım atmış demektir…”

Hiçbir karşılaşma tesadüf değildir.

 

 

Hiçbir karşılaşma tesadüf değildir. Hiçbir hissediş, düşünüş, bakış, algılayış, seziş de öyle. Hatta bunların tersi de tesadüf değil.
Alışveriş yaptığımız market, yemek yediğimiz lokanta, su içtiğimiz çeşme, yürüdüğümüz kaldırım ve orada yanlarından birer yabancı olarak geçip gittiğimiz insanlar… Tesadüf gibi görünen karşılaşmalar, yolu sorduğumuz herhangi biri, hafifçe çarptığımız insan… Bize gülümseyen küçük bir çocuk, önümüzden aniden uçuveren kuş…
Gün boyu yaşadığımız en basit olay bile herhangi bir zihinsel, fiziksel, ruhsal ya da duygusal bir olayın tetikleyicisi olur. Küçük ya da büyük…
Bazen hiç hesapta olmayan durumların içine çekiliveririz. Hayal bile etmediğimiz olayları yaşarken buluruz kendimizi. Bir martı çığlığı, bir satıcı bağırışı, alır götürür bizi yıllarca ya da yollarca uzaklara…
Hem öğretmen hem de öğrenciyizdir her ilişkinin içinde. Doğduğumuz aile, gittiğimiz okullar, sıra arkadaşımız, sevgilimiz, eşimiz, çocuğumuz vs. Her ilişki, farklı bir yönümüzün aynasıdır. Ve bizler de onlar için birer aynayız.
Farkındalığımız yükseldikçe, durumları ve ilişkileri yaşarken, kendimizi ve yaşanılanları gözlemlemeye başlarız. Ve eğer yaşadıklarımıza yüksek idrakle bakabilmeyi başarırsak, o ilişki ya da durumu ne için yaşadığımızı kavrarız. Düğmelerimize en fazla basan insanlar, en iyi öğretmenlerimizdir. O ilişkide kurban olmadığımızı anlar, ilişkinin bize neyi öğretmeye çalıştığını kavrarsak, dersimizi alır ve yolumuza devam ederiz. Eğer bunu yapamazsak, o ilişkide ya da durum içinde tutsak olur, ya daha ağır durumlar yaşar ya da daha travmatik durumları (o dersi alıncaya, eksik yönümüzü tamamlayıncaya, kendimizi düzeltinceye kadar) tekrar takrar yaşamaya devam ederiz.
Bazen bazı insanların hayatına yalnızca katalizör olarak gireriz. Onların hayatlarında değiştirmesi gereken durumun düğmesine basar ve sessizce çekiliriz. Ve yüksek farkındalık içinde kalırsak, yaşanılan durumdan etkilenmeden, arkamıza bakmadan yolumuza devam ederiz.
Özet olarak, en büyük düşmanımız en iyi dostumuzdur aslında. Çünkü bizde en büyük değişime neden olur genellikle. Ve her karşılaşma kutsaldır. Karşımızdaki insanın tanrısallığını kabul edip o şekilde yaklaşırsak, nefreti, öfkeyi, suçluluk duygusunu, o insana karşı sorumlu olduğumuz ve o ilişkiye mahkûm olduğumuz duygusunu ve kini söküp atarız varlığımızdan.
Yaşadığımız her durum, tanıştığımız her insan öğretmenimizdir. Ne kadar kısa sürede öğrenirsek öğrenmemiz gerekenleri, karmamızı çözüp, iç huzuruna, mutluluğa, ideal ilişkimize ve ruhsal eşimize kavuşuruz.

“Aman evladım , birlikte olduğun kişilerin beyin dalgalarına dikkat et !”

 

 

 

“Aman evladım , birlikte olduğun kişilerin beyin dalgalarına dikkat et !”
Gülmeyin ama, bundan sonra böyle uyaracağız çocuklarımızı. Hatta sadece onları değil, mümkünse kendimizi de.
Nöroloji profesörü Dr. Moran Cerf’e göre uzun süre beraber olan kişilerin beyin sinyalleri birbiri ile uyum sağlayarak bir nevi senkronize oluyor. Hatta bazı vakalarda birebir aynı bile olabiliyormuş. Duyduk duymadık demeyiniz efendim…
Bu Moran Cerf enteresan adam. Gençliğinde bildiğiniz “hacker” ! Bunu resmen meslek edinecek derecede hem de… Bir gün fizikçi ve nörobilimci Crick ile tanışıyor. Koskoca bilim adamı benimle niye bu kadar ilgilendi diye şaşırırken bakıyor ki, adamın derdi bir hacker beyninin nasıl çalıştığını anlamak.
Bu acaip etkiliyor Cerf’i. Tuhaf işini bırakıp fizik ve nörobilim okumaya girişiyor. On yıldır da , beyinle ilgili bilumum başka konuların yanında; “insanların karar alma süreçlerini “ inceliyormuş.
Öncelikle beyin röntgenlerini kullanarak insanların farklı olaylara tepki verdiklerinde hangi beyin bölgelerinin faaliyete geçtiğini tespit etmiş. Bununla da kalmamış, iki farklı insanın beynindeki senkronizasyonu incelemiş.
Geldiği nokta şu : “Biriyle birlikte sürekli vakit geçirdiğinizde, her iki beyinde de uyum oluşuyor”
Mesela film özeti izletiyor genelde birlikte vakit geçiren iki ayrı insana. Bir bakıyorlar ki beyinleri aynı faaliyet kalıplarını izliyor ikisinde de.
Hatta dahası var, “Sadece iki hafta sonra, aynı filmi izleyen, aynı kitapları okuyan, aynı tecrübeyi paylaşan ve sadece birbiriyle konuşan iki kişi; dil, duygu ve bakış açısında ortak kalıplar geliştiriyorlar.”
Bu yüzden , hayatta alabileceğiniz en doğru karar, kiminle vakit geçirdiğinizi akıllıca seçmek.
Yani efendim, dostlarınız, iş arkadaşlarınız, eşiniz… Aman diyeyim, çok dikkatli seçin.
Hani olur ya bazen, aslında kendisini seversiniz de, bazı huyları rahatsız eder sizi. Hah işte onlar çok tehlikeli. Çünkü o beğenmediğiniz alışkanlıklarını kopya etmeniz an meselesi. Bu sizi karaktersiz yapmıyor sakın alınmayın; beyin dalgalarınız sizden bağımsız uyum sağlayıveriyor onunkine.
Bu mantıktan bakarsak huysuz biriyle sürekli beraberseniz aynı huysuz tepkileri vermeniz, ya da sürekli şikayet eden karamsar biriyle devamlı vaktinizi geçiriyorsanız, sizin de olaylara aynı umutsuz gözle bakmanız çok olası. Sonra, “Ay ben böyle değildim, ne oluyor bana? “ demeyin, benden söylemesi…
Hele ki eşler söz konusu olduğunda durum iyice ciddileşiyor. Şimdi yazarken düşünüyorum da, hani bebeğin sarışın mı esmer mi olacağını belirleyen baskın olan genler misali, iyimser zihin mi, yoksa kötümser zihin mi baskın çıkıyor acaba?
İlla kötü etkileri değil, iyi etkileri de konuşalım.
Hani derler ya, “Kimin yanında kendini ferah , kimin yanında sıkıntılı hissediyorsun?” diye.
İşte o ferah hissettirenlere yapışın, asla ayrılmayın derim. Belli ki o insancıkların beyin frekansları, tertemiz, berrak, huzurlu, size de o elektriği yolluyor.
Kimisi de, birer enerji vampiri. Bana oluyor bazen. Yanından ayrıldığımda değil konuşacak, elimi kaldıracak halim kalmıyor. Sadece ses tonunu duyunca bile öyle hissettiklerim var. Topuklayarak kaçasım geliyor onların yanından. Asla kötü insan değiller, ama öyleler işte. Benim beyin onlarla olmayı bir çeşit reddediyor sanırım.
Konu öylesine derin ki , mesela bir annenin beyin frekansları bebeğini nasıl etkiliyor? Örneğin çok ağlayan, huzursuz bir bebeğin aslında derdi annesinin beyin dalgaları mı? Demek ki çocuklarımızın bazı tepkilerin şikayet ediyorsak, önce kendimizi sorgulayacağız.
Aklımda deli deli sorular…
Çok da tehlikeli olabilir bu. Ucu taaa kitleleri topluca etkilemeye, hatta kodlamaya kadar gidebilir.
Hani var ya, “aynı filme aynı tepkiyi verenler”. Bu kısmı beni gerçekten dehşete düşürüyor mesela.
Diyorum ki içimden, o zaman bunca akla ziyan televizyon dizisi tesadüf değil. Kötülüğün iyilikmiş gibi servis edildiği onca senaryo. Eli silahlı erkekleri, kötü kalpli entrikacı kadın karakterleri rol model yapmaya çalışan, örfümüzü, adetlerimizi, aile terbiye anlayışımızı saçma sapan gelin kaynana kavgalarına indirgeyen, içkiyi sigarayı buzlayıp her türlü şiddeti öne çıkartan hikayeler. İzlerken isyan edip, “edep ya hu” dediğimiz… Dengesiz insanları sırf rating artırıyor diye iyice delirtip, o sahneleri defalarca yeniden yeniden gösteren magazinel yayınlar.
Almışlar ellerine kocaman bir enjektör, beynimize umutsuzluk zerk ediyorlar sanki.
Biz de bunu dalga dalga birbirimize aktarıp köpürtüp duruyoruz.
Ey beyin dalgaları temiz, berrak, iyimser insanlar…
Yan yana durun, birleşin, bol bol birlikte vakit geçirin lütfen. 🙂
Bu ülkenin, bırakın yüreğini, beyninden ne geçtiğinin bile farkında olan, onu kontrol edebilen, o nefis terbiyesini geliştirmiş bireylere ihtiyacı var.
Pir Sultan Abdal boşuna dememiş,
“Ne mutlu eğri zamanda
Doğru yerde durabilene…”
Bige Güven Kızılay
16.01.2019