Arşivler

Vücudunuz Felç Geçirmeden Önce Sizi Uyarıyor – İşte Felç Geçirmek Üzere Olduğunuzun 8 İşareti

felç[1]
Yapılan araştırmaya göre ülkemizde her yıl 200 bine yakın kişi felç geçiriyor.

Yapılan iyileştirmeler sayesinde bu oran giderek azaltılırken hala yapılması gerekenler var.
Araştırma yapan kurumlara yapılan para bağışları hayati önem taşıyor. Her 50 kişiden 1’i felç geçirmeden 24 saat önce felç geçireceğinin işaretlerini görüyor.
Felç genelde beyin enfarktüsü veya beyin kanaması ile bağlantılı olarak görülüyor. Beyindeki sinir hücreleri damarlar yardımıyla aktarılan oksijen ve besinlerin sayesinde işlevlerini yerine getiriyor. Damarların beslediği beyinde oluşan bir pıhtılaşma sonucunda da beyin felci ortaya çıkıyor.
Beyin felci geçirmeden önce belirtiler kesin olarak görülmese de beyin felci geçiren birçok kişi, önceden belirtileri hissettiklerini söylüyorlar.
1- Yüksek tansiyon
Tansiyonu yükselenler değişikliği anında hissedemiyorlar. Yüksek tansiyon, beyin enfarktüsü ve beyin kanamasının en büyük belirtisidir.
Tansiyon yükselmesi sonucunda beyne giden damarlar zamanla daralıyorlar, şekilleri bozuluyor ve kan sızdırmaya başlıyor.
Mayo Clinic’in önerisine göre tansiyonunuz sürekli yükseliyorsa mutlaka bir doktora görünmeniz gerekiyormuş.

2- Boyun tutulması
Beyindeki damarlarda oluşan kanama boyun tutulmasına neden oluyor.
Eğer çenenizle göğsünüze değemiyorsanız ve başınız çok ağrıyorsa derhal doktora görünmeniz tavsiye edilir.
3- Ayak düşmesi
Ayak düşmesi veya kısmi felç gibi ayağınızı tamamen kullanamamanıza neden olan rahatsızlıklar, dizinizle bacağınız arasında köprü görevi gören sinirlerin hasar görmesi sonucunda oluşur ve felçle bağlantılıdır.
4- Şiddetli baş ağrısı
Herkes hayatının bir kısmında sıradan baş ağrıları çekmiştir.
Eğer başınız birden şiddetle ağrımaya başladıysa ve daha önce böyle bir şeyle karşılaşmadıysanız, derhal doktora görünmeniz tavsiye edilir.
New York Times’da yazılanlara göre, şiddetli baş ağrılarının hemen ardından beyin felci geçiren insan sayısı bir hayli fazlaymış.

5- Kan şekeri düşüklüğü
New York Times’ın sağlık köşesinde belirtilenlere göre beynin belirli kısmında meydana gelen uyuşma beyin felcinin habercisiymiş.
Bunun farkına varmak biraz zor olabilir. Kafanızdaki kısmi ağrının ayrıca ayağınızı ve bacağınızı uyuşturduğu ve konuşmanızda aksaklık yarattığını aklınızda bulundurun.
6- Görme bozuklukları
Tek veya her iki gözünüzde de oluşan ani bozulmalar felç geçireceğinizin habercisi.

7- Omuz ağrısı
Çoğu olmasa da felç geçirenlerin az bir kısmı felcin hemen öncesinde omuzlarında şiddetli bir ağrı hissediyorlar.
8- Çabuk yorulma
Felcin habercisi olan son belirti de yorgunluk. Çabuk yorulan kişiler uykularında felç geçirebiliyorlar ve bilinçlerini kaybedebiliyorlar.
Eğer birinin felç geçirdiğinden emin değilseniz YKKZ testini deneyin.
Y= Yüz: Kişinin suratı öne düşüyor mu?
K: Kol: Kişi iki kolunu da havaya kaldırabiliyor mu yoksa bir kolunu daha mı güçsüz hissediyor?
K: Konuşma: Kişinin konuşmasında bir gariplik var mı?
Z: Zaman: Zaman çok önemli! Derhal ambulansı arayın!

Felcin kişiden kişiye değişen farklı belirtileri olduğunu ve felç geçirme riski olan birinin bütün belirtileri göstereceğine dair bir kesinlik olmadığını göz önünde bulundurun.
Yine de bu 8 belirtiyi göz önünde bulundurarak birilerinin hayatını kurtarabileceğinizi unutmayın!
Yazıyı paylaşmayı ve insanları konu hakkında bilinçlendirmeyi ihmal etmeyin.

Kaynak: Newsletter

Bilim dünyasını şaşırtan limon ve sarımsak mucizesi!

AAtz6T0[1]

 

Limon suyu ve sarımsak mucizesi
2 litre limon suyu, 40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak, ağzı sıkı kapanan koyu renkli veya üzeri kağıtla kapatılmış bir kavanoza karıştırılıp doldurunuz.

Sarımsak yıkanmadan ve ezilerek limon suyunun içine koyulacak, kavanozun kapağı sıkıca kapatılacak. 25 gün boyunca normal ılık bir yerde saklanıp her gün çalkalanacak. (sarımsaklar iyice erimiş olacak),Karışım içildikten sonra, kahvaltıya kadar (yarım-1 saat sonra) kahvaltı yapılacak. Mümkünse her sabah aynı saatte içilecek.

25 gün sonra kavanozu açıp her sabah kahvaltıdan yarım saat 1 saat kadar önce aç karnına yarım veya içilebiliniyorsa 1 çay bardağı içilecek. Kavanozun kapağı hep kapalı tutulacak, kavanoza asla su, şeker v.b. karıştırılmayacak, ancak çay bardağına aldığınız kısmına istenirse sulandırılıp içilebilinecek.

İkisi de ayrı ayrı sağlık deposu olan limon ve sarımsak bir araya gelirse ne olur dersiniz? İşte limon suyu ve sarımsağın beş kanıtlanmış faydası…

1- Tüm damar iltihapları (vaskülir) tedavi ediyor, tıkanan damarları açıyor, damar sertliklerini ve hipertansiyonu önlüyor.

2- Kollestrol ve lipidi düşürüyor zararlı yağların yakılmasını sağlıyor,kilo verdiriyor (bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların yakılmasını sağladığı için iştahı açıyor, bu dönemde diyete dikkat etmek gerekiyor)Şekeri düşürüyor,pankreas’ın yenilenmesini sağlıyor.

3- Böbrek ve safra taşlarını eritiyor, idrar söktürüyor, vücuttaki şişkinlik ve tüm dokulardan ödemi kaldırıyor.

4- Helycobeacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek mide ve oniki parmak bağırsağı ülserinin kesin tedavisini yapıyor.

5- Tüm romatizmal iltihabı önleyip, her tür romatizmal ağrıları dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor. Eklem düzeylerinin yenilenmesini sağlıyor. Ağrıları kesiyor.

6- Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerinin yenilenmesini sağlıyor. Sinirdeki aksiyon potansiyelini düzenleyip ileri-refleks hızını arttırıyor. Felçlere ve Vertigo’da fayda veriyor.

Kaynak: msn

 

ÖKSÜRÜK İÇİN…. ESKİMEZ KİTAPLARA GÖRE,

10494829_10152506223898248_3629221686115355853_n[1]
ESKİMEZ KİTAPLARA GÖRE,
Sadece Öksürükleri geçirmekle kalmıyor;
Romatizma ve damar sertliğine,
salata olarak yemek diş ve diş eti sağlığına,
kanı temizlemeye, soğuk kış aylarında vücudun ısınmasına,
astımda solunum düzenlenmesine kullanılmıştır.

Önemli Not% Bal ile kullanımı 2 kez ile sınırlı, 2 defada bir yeni turp kullanmayı unutmayın.
Sağlıklı bir Yaşam Dilerim..

Bu Basit Yöntem Sizi Cep Telefonunun Yaydığı Radyasyondan Koruyor!

cep-telefonu-zararlari-radyasyon-elektromanyetik-dalga-biorezonans[1]

Modern çağın kaçınılmaz iletişim aracı cep telefonu, hayatımızda çok önemli bir yere sahip. Çoğumuz cep telefonlarıyla yatıp kalkıyoruz. Geceleri bile cep telefonlarımızı yanımızdan ayırmıyoruz. Hele ki akıllı telefon sahibiysek geceleri en son ve sabah uyandığımızda ilk gördüğümüz şey o oluyor. Çoğu zaman cep telefonları bizim onlara sahip olduğumuzdan daha çok bize sahip oluyor.

Bu arada cep telefonlarının yaydığı radyasyonun vücudumuza ne büyük zararlar verdiğini de göz ardı ediyoruz. Atina Üniversitesi Hücre Biyolojisi ve Biyozik Bölümü’nün yayınladığı araştırma sonucuna göre cep telefonlarının başlıca zararları arasında; hafızaya zarar vermesi, DNA tahribatına yol açması ve beynin metabolizma proteinlerinin etkisini değiştirmesi yer alıyor.

Cep telefonunun yaydığı radyasyonun zararlarından korunmak için; direkt başınıza ve vücuduna tutmamak, konuşurken kulaklık kullanmak, açıkken cepte ve göğüste taşımamak, uyurken yakınınızda tutmamak gibi önlemler söz konusu. Şimdi de cep telefonlarının yaydığı radyasyonun zararlarından doğal bir yöntem ile korunmak mümkün.

 

 

Evet yanlış okumadınız.Bu hazırlaması ve içimi son derece kolay içecek sizi radyasyonun zararlarından koruyor. Biberiye çayının vücudumuzu toksinlerden arındırma konusundaki faydası yakın zamanda bilimsel olarak kanıtlandı. Hafızayı güçlendiren, konsantrasyonu artıran, hazımsızlığı gideren, bağışıklık sistemini
destekleyen, kan dolaşımını hızlandıran, baş ağrısı ve migren ağrılarını haeten mucizevi içecek Biberiye çayının faydaları saymakla bitmiyor. Ayrıca toksinlerin vücuttan atılmasını hızlandırdığı da biliniyordu. Biberiye çayının bu çok önemli yararı British Journal of Radiology (İngiliz Radyoloji Yayını)‘de yayınlanan bilimsel bir makale ile literatüre geçmiş oldu. Araştırmada biberiyenin içindeki carnosic ve canosol asitlerin hasara uğramış DNA hücrelerini onarmada ve radyasyon ile savaşta çok güçlü anti-oksidanlar olduğu tespit edildi.

Tek yapmanız gereken 2 yemek kaşığı biberiyeyi, ocaktan indirdiğiniz 1 bardak kaynamış suya atıp karıştırmak. 10-15 dakika demlenmesini sağlayıp soğumaya bıraktıktan sonra içebilirsiniz. Ayrıca buharını da soluyabilirsiniz. Çünkü biberiye çayının buharı ciğerler ve bütün organizma için de son derece faydalıdır. Biberiye yağını diyetinize de ekleyebilirsiniz. Ayrıca günde 5 dakika biberiye yağını nefesinizle içinize çekmek hafızanızın %75 oranında güçlenmesine yardımcı olacaktır. Bu konuda yapılan bir araştırma da gösteriyor ki; biberiyenin içindeki cineole adlı etken madde hafızamızı güçlendirmede büyük rol oynuyor.

Cep telefonunun yaydığı radyasyonun zararlarından korunmak ve toksinlerden arınmak için biberiye çayını ne kadar süre içmeniz gerekiyor? Aslında cevabı gayet iyi biliyorsunuz. Cep telefonu hayatınızda olduğu sürece haftada  3-4 kez biberiye çayı içmenizi öneririz.

Kaynak spritüeller

 

 

 

Alzheimer Hastası Olmamak İçin Yapmanız Gereken 9 Şey…

77777777-728x410[1]

Demans hastası olan bir tanıdığınız varsa hastalığın kişi ve ailesi üzerindeki etkisini çok iyi bilirsiniz.Alzheimer bir demans çeşididir ve maalesef tedavisi yoktur.Peki haftada üç kez spor yapmanın demansa yakalanma şansını %70 azalttığını biliyor muydunuz.Amerikan Alzheimer Derneği, 5 milyondan fazla Amerikan’ın Alzheimer hastası olduğunu ifade ediyor.İlaçlar hastalığın belirtilerini azaltırken, Alzheimer için kesin bir tedavi yöntemi hala bulunamadı.Demansa yakalanmak istemiyorsanız derhal terketmeniz gereken 9 alışkanlık:
1- Sigarayı bırakın Sigara içmek vücudunuz çeşitli bölgelerine zarar verir ve beyin de bunlardan biridir. Sigara içenlerin, içmeyenlere oranla Alzheimer’a yakalanma riski %45 daha fazla.
İşte sigarayı bırakmanız için iyi bir neden.

2- Daha fazla B12 vitamini alın B vitamini sizi demanstan korur. Finlandiya’da yapılan bir araştırmaya göre B12 vitaminini ne kadar çok alırsanız, Alzheimer’a yakalanma riskiniz o kadar düşüyormuş.Genelde yaşlılarda B12 vitamini eksikliği görülmekte. B12 vitamini yumurtada, ette, balıkta ve deniz mahsullerinde bolca bulunmakta.

3- Daha aktif olun Düzenli olarak spor yapın. Hem kalbiniz düzenli atacaktır hem de kan dolaşımınız sağlıklı bir şekilde gerçekleşecektir.Tansiyonunuza dikkat etmenizde de fayda var. Orta yaşlıysanız ve kolesterolünüz yüksekse, Finlilerin yaptığı araştırmaya göre demansa yakalanma riskiniz çok fazla.
4- Daha fazla D vitamini alın D vitamini eksikliği Alzheimer’a neden olmakta.ABD’de yapılan bir araştırmada D vitamini eksikliğinin Alzheimer’a yakalanma riskini %125 arttırdığı görüldü. Araştırmacı Miia Kivipelto, SVT’ye “D vitamini alımı Alzheimer’a yakalanmamak için önemli faktörlerden” dedi.Olabildiğince güneş ışığı almaya çalışın. Güneşin fazla olmadığı yerlerde yaşıyorsanız D vitamini takviyesi alın.

5- Kahve için Kahve içiyor musunuz? Çoğu kişi bilmese de kahve beyninizi korumakta.Kahve bolca magnezyum içerir ve güçlü bir antioksidandır. Alzheimer’a yakalanma riskinizi %50 azaltır. İtalya’da yapılan bir araştırma günde bir bardak kahve içmenin Alzheimer’ı önlediğini savunuyor.

6- Başınızı koruyun Başınızı çok sert bir yere çarparsanız demansa yakalanma riskiniz var. ABD’de yapılan bir araştırmada travmatik beyin yaralanmasının, Alzheimer’a yol açtığı görüldü.
Motor sürüyorsanız kask takmayı ihmal etmeyin.

7- Alkol tüketiminizi azaltın Fazla alkol tüketimi demans riskini arttırıyor.Günde bir kadeh şarap içmenin Alzheimer’ı önlediğine dair araştırmalar olsa da fazla alkol tüketiminin Alzheimer’a neden olduğu bir gerçek.

8- Beyin egzersizleri yapın Beyninize tıpkı kaslarınıza davrandığınız gibi davranmalısınız.Bunun için de en bilinen yöntemler bulmaca çözmek ve puzzle. Yeni şeyler öğrenmekten çekinmeyin. Yeni şeyler öğrenirken beyniniz ekstra efor sarfeder ve bu da sizin için sağlıklıdır.

9- İyi dinlenin Araştırmacılar stresle demans arasında bir bağlantı olduğuna inanıyorlar. Stres kişiden kişiye değişebilen bir ölçüye sahip. Bu nedenle Alzheimer’ı gelişimini nasıl etkilediğine dair araştırmalar sürüyor.Yine uyku beyin için çok önemlidir. Yeterince uyumamak demansa yol açmaktadır. İsveç’te yapılan bir araştırmada uyku sorunu olan erkeklerin demansa yakalanma risklerinin bir hayli fazla olduğunu kanıtladı.El ele vererek bu bilgilerin yayılmasını sağlayabilir ve insanları demans hakkında bilinçlendirebiliriz.
Paylaşmayı ihmal etmeyin.

Kaynak: Haber webte

İlaç Şirketlerinin Kimsenin Bilmemesini İstedi 25 Saniyede Burun Tıkanıklığını Geçiren Yöntem

cold[1]
Kış kapıda ve soğuk algınlığına yakalanmamız an meselesi.
Dışarıdan geldiğinizde ellerinizi yıkasanız da hasta olan insanlarla yakın temasta bulunmasanız da maalesef hasta olabiliyorsunuz.
Gerek işte gerekse de okulda sürekli burnunuzu silmek rahatsız edici olabiliyor. Yapacağınız iki yöntemle burun tıkanıklığından 25 saniye içinde kurtulmak mümkün!

 

Kulağa inandırıcı gelmeyebilir ancak denemekten zarar çıkmaz. Burnunuzun sürekli akması, kızarması ve tahriş olması son derece rahatsız edici bir durum.
Youtube’a yüklendikten hemen sonra 8 milyon kişi tarafından izlenen videoda doğal yöntemlerle burun tıkanıklığını gidermenin yöntemleri anlatılıyor.

1- Baskı ve akupunktur
Dilinizin ucunu, ağzınızın iç kısmının en yüksek noktasına kadar değdirin.
forkyld4[1]
Orta parmağınızı ve işaret parmağınızı birleştirip kaşınızın tam ortasından olacak şekilde ileriye ve geriye hareketler yapın.
İlk verdiğimiz yöntemi ve bu yöntemi sırayla 20 saniye boyunca uygulayın.

2- Nefesinizi tutun
İkinci yöntem de nefesinizi tutmak. Yeterince nefes alamadığınızda, beyin yaşama iç güdüsünü dikkate alarak burun deliğinizi temizliyor.

Kış gelince sık sık burnu tıkanan arkadaşlarınız var mı? Yöntemleri kesinlikle onlarla paylaşın.

Kaynak: newsletter

Bileklerinize Bir Kaç Damla Limon Suyu Damlatarak; Hafıza, Dil Gibi Zihinsel Fonksiyonlarınız Dinamik Kalmasına Yardımcı Olursunuz…

22405557_1838252319819430_1172277140022878347_n[1]

Limonlu su içerseniz içindeki C Vitamini sayesinde kanınızdaki toksinlerden de arınırsınız. Limonun en önemli faydalarından birisi de zihnimizi zinde tutmamıza yardımcı olması.

Bunun için yapmanız gereken bileklerinize bir kaç damla limon suyu damlatıp hafifçe ovma hafıza, dikkat ve dil gibi zihinsel fonksiyonlarınızı dinamik tutmaya yardımcı oluyor.

Kırmızı pancarın, bünyesinde barındırdığı özellikleri ve vücuda sağladığı faydaları ile adeta mucize bir sebze olduğunu söyleyebiliriz.

6c8d410e-85e6-4fe7-9b80-08e78064aa95[1]

Kırmızı pancarın toprak içindeki yumrularının kırmızı renkte olduğunu belirten Arı, “Meyve ve sebzelerdeki kırmızı renk, bu bitkinin antioksidan özellik taşıdığını gösterir. Antioksidan da güç, sağlık demektir. Kırmızı pancara rengini veren pigmentler kansere karşı savaşta etkili bir sebze olmasını sağlıyor” dedi.
Kırmızı pancarın, vitamin ve mineral zengini olmasına karşın, tüketiminin çok yaygın olmadığını anlatan Arı, şöyle konuştu:
“Kırmızı pancar A, B, C ve P vitaminlerinden zengindir. İştah açıcı, besleyici özelliği vardır. Bileşiminde bulunan ve radyoaktif bir eleman olan rubidyumun sindirim üzerinde olumlu bir etkisi vardır. Pancar aynı zamanda fosfor, demir, bakır, potasyum, magnezyum, kalsiyum, brom, çinko ve manganez bakımından da zengindir. Bitki, beta karoten ve folat bakımından zengin yapısıyla bağışıklık sistemini güçlendirip kan yapımına destek verir. Kırmızı pancarın suyu en güçlü kan düzelticilerden biridir. Havuç suyu ile yarı yarıya karıştırılan kırmızı pancar suyu, içildiğinde alyuvarların sayısını kısa zamanda yükseltir. Özellikle soğuk algınlığı enfeksiyonlarının arttığı kış aylarında kırmızı pancarın tüketilmesi, vücudun direncini artırır.”
Bir bardak pancar suyu hipertansiyona karşı etkili
Arı, genellikle elma, havuç gibi meyvelerle kokteyl yapılarak içilmesini önerdiği kırmızı pancar suyunun hipertansiyona karşı da etkili olduğunu bildirdi.
Kırmızı pancar suyunun kan basıncını düşürücü etkiye sahip bir sebze olduğunu belirten Arı, “Yüksek oranda potasyum içerdiği için günde bir bardak kırmızı pancar suyu içmek yüksek tansiyonu düşürür. Kırmızı pancar suyunu yoğurtla karıştırıp yemek ise vücudun enerji depolarını doldurur” dedi.
Arı, kırımızı pancarın taze sıkılmış suyunun yanında, taze, çiğ ve rendelenmiş şekilde de tüketilebileceğini kaydetti.
Kırmızı pancarın salatalarda tüketilmesinin alışkanlık hale getirilmesini öneren Arı, demir eksikliği olanlar için de önemli bir sebze olduğunu bildirdi. (alıntı)

GRİP: SAHIP OLDUĞUNUZ ENERJIYİ ICERIYE ÇEKEREK BEDEN TEMIZLIĞI YAPMASIDIR.

grip-cabuk-atlatma-620x330[1]
*GRİP BİR HASTALIK DEĞİLDİR*
*GRİP* METABOLIZMANIN ANA ORGANLARI YANİ KALP VE BEYNI TEHDIT EDECEK KADAR DOLMASI SONUCU *KENDINI TEMIZLEMEK IÇIN TÜM VUCUDU KONTROLLU ÇALIŞTIRMASIDIR*
SAHIP OLDUĞUNUZ ENERJIYİ ICERIYE ÇEKEREK BEDEN TEMIZLIĞI YAPMASIDIR.
🌟🌟🌟🌟🌟🌟🌟🌟
GRİP İLE BEDEN NE ISTER;
🔹 *HALSİZLIK YAPARAK;*
VUCUDUN HAREKETE AYIRDIĞI ENERJIYI TOKSİN YAKIMINA YÖNLENDİRİR.
🔹 *İSTAHI KESEREK*
SINDIRIM ORGANLARINDA KI KIREÇLENME, ILTIHAPLANMA, IÇ ZAR VE KASLARDA KI ( AĞIZ MIDE VS. VS.) BAKIM ONARIMI SAĞLAR
🔹 *ÖKSÜRÜK* , *BALGAM VE GENİZ AKINTISI YAPARAK*
BEYNI TEMIZLER TÜM ÜST SOLUNUM YOLLARINI TEMIZLER.
🔹 *ISHAL YAPARAK*
BEYNIMIZDEN AŞAĞIYA DOĞRU INEN TÜM TOKSINLERI BOSALTIM YOLU ILE ATAR VE BAGIRSAKLARI DA ONARIR.
🌟🌟🌟🌟🌟🌟🌟

🌟GRIPLI IKEN BOLCA ISTIRAHAT EDINIZ.
🌟BOL SU TUKETIN.
🌟PISMIŞ YEMEGI YEMEYİNIZ.BOLCA MEYVE YİYİN,TAZE SIKILMIŞ MEYVE SUYU İÇİN.
🌟 LIMON SUYU TAZE ZENCEFIL SUYU ICINIZ.
🌟STRESTEN YOGUNLUKTAN KACININIZ.
🌟BOLCA ÇIĞ SARIMSAK YUTUP TERLEMEYE ÇALIŞINIZ.
🌟🌟GRIP ŞIFADIR.
ONUN İÇİN ESKİDEN GRİP OLUNCA
ŞİFAYI KAPTIN DENİRDİ

kAYNAK: kARBONAT

Karbonatın Hiç Duymadığınız 19 Yararı

fft20_mf3532957[1]

 

Aşağıdaki listede karbonatı günlük hayatınızda kullanabileceğiniz birçok alan var. Benim favorim ise karbonatı deodorant olarak kullanabilmek.

1- Sivrisinek ve diğer böceklerin ısırıkları canınızı yakıyordur mutlaka. Artık yakmayacak. Karbonatı su ile karıştırın ve ısırılan bölgeye sürün. 10 dakika bekletin ve daha sonra soğuk su ile bölgeyi temizleyin. Isırığın acısı anında geçecek!

2- Alışverişe gittiniz ya da uzun süre yürüdünüz diyelim. 3-4 çay kaşığı karbonatı 2.5 litre su ile karıştırın ve ayağınızı suda bekletin. İnanın masaj koltukları kadar etkili olacak.

3- Karbonat sadece ayak masajı konusunda işe yaramıyor. Ayrıca ayakkabınızdaki kötü kokuları yok ediyor. Göz kararı karbonatı ayakkabınızın içine döküp bekletin. Ertesi gün kokunun yok olduğunu göreceksiniz.

4- Fasulye, mercimek ve bamya gibi diğer sebzelerden yemek yaparken yemeğin içine birkaç çay kaşığı karbonat ilave edin. Yumuşadıklarını göreceksiniz.

5- Buzdolabınız kötü mü kokuyor? Küçük bir kaba karbonat doldurun ve ağzı açık şekilde buzdolabınızda bekletin. Kötü kokuların yok olduğunu hissedeceksiniz.

6- Yazın vazgeçilmezi olan soğuk içecekler tazeliğini çabuk kaybeder. Soğuk suyun içine biraz şeker, limon suyu ve yarım çay kaşığı karbonat ekleyin. Karbonat, limondaki asidi karbonik aside dönüştürecektir. Karbonat az miktarda tüketildiğinde zararsızdır. Günde en fazla bir çay kaşığı karbonat tüketin.

7- Karbonat, mide ekşimesini önlemede en önemli yardımcınızdır. Bir çay kaşığı karbonat ile bir bardak suyu karıştırın ve için. Göreceksiniz ki ne mide ekşimesi kalacak ne de şişkinlik.

8- Eğer küvet kullanıyorsanız, 50 ile 100 gram arasında karbonatı su dolu küvetinize dökün. Karbonat, suyu yumuşatır. Bunu haftada en fazla iki kez yapabilirsiniz.

9- Hafif nemlendirilmiş pamuğun üzerine karbonat serpin. Doğal deodorant olarak kötü kokuları uzun süreli yok edecektir.

10- Ağzında istenmeyen koku olanlara müjde! Ilık su ile bir çay kaşığı karbonatı karıştırın ve gargara yapın. Kötü koku anında yok olacaktır.

11- Evdeki minik dostlarımız da karbonattan faydalanabilirler. Kedi kumlarına ekleyeceğiniz bir miktar karbonat, kumdaki kötü kokuyu yok edecektir. Ayrıca karbonatı çöplerinize de atabilirsiniz.

12- Suyun metalle tepkimeye girmesi sonucu termoslarda rahatsız edici bir koku oluşur. Birkaç çay kaşığı karbonatı ılık suya ilave edin ve termosa boşaltıp çalkalayın.

13- Bir miktar sirkeyle beraber karıştırıldığında, karbonat lekeleri temizlemeye de yardımcı olur. Lavabonuzu tıkadıktan sonra bir miktar sirkeyi dökün, üzerine de biraz karbonat. Lavabonuzdaki lekelerin azaldığını göreceksiniz.

14- Gümüşten yapılma kaşık ve çatal benzeri gereçlerinizi sıcak suyun içinde bekletin. Parçalar halinde alüminyum folyo ve birkaç çay kaşığı karbonat ekleyin. Soğuk suyla duruladıktan sonra iyice kurulayın.

15- Karbonatın ne kadar etkili olduğuna hala inanmıyorsanız bir de bunu deneyin. Dişlerinizi karbonat ile fırçalayabilirsiniz. Karbonat, ağzınızdaki korozif asitleri etkisiz hale getirir. Gerçekten harika!

16- Bunu yaptığınız için çiçekleriniz adeta dile gelip size teşekkür edecek. Su ile karbonatı karıştırın ve toprağa dökün. Sonuçlara siz bile inanamayacaksınız.

17- Bifteğiniz çok mu sert? Üzerine karbonat dökün ve birkaç saat bekletin. Daha sonra doğrayıp pişirebilirsiniz. Ne kadar yumuşadığına inanamayacaksınız.

18- Bulaşık makinenizin sıvı deterjan bölümüne karbonat ekleyin. Tabii ki bunu bulaşık makineniz boşken uygulamanız gerekiyor. Kokular yok olacaktır.

19- Karbonat ile hem ocağınızı hem de fırınınızı temizleyebilirsiniz. Su ile karbonatı karıştırın ve yumuşak bir sünger ile kirli bölgeyi temizleyin. Sonuçlara ancak gözünüzle görünce inanabilirsiniz.

Karbonatın faydalarına bayıldım. Arkadaşlarınızla yazıyı paylaşarak karbonatın sihirli gücünden yararlanmalarını sağlayın!
Kaynahk: newsletter

Yatmadan Önce Elma Sirkesi İçin ve Büyük Değişime Hazır Olun

elma-sirkesi-mideye-zarar-verir-mi[1]

 

Bir bardak suya 1 yemek kaşığı elma sirkesini yatmadan önce tüketmek, aşağıda sıralanan çeşitli sağlık sorunlarını etkili bir şekilde tedavi eder.
Hazımsızlık
Vücudun, tüketilen gıdayı gerektiği gibi hazmedememesi, asit reflü, şişkinlik, bulantı, kabızlık ve uykusuzluğa yol açar. Bir fincan ılık suya bir tatlı kaşığı bal, bir çay kaşığı elma sirkesi ​​ekleyin ve yatmadan yarım saat önce için uykuya uyku sorununuz varsa bu karışım mucizevi etkiler yaratır!

Obezite
Elma sirkesi tüketimi, yağ oluşumunu azaltmanıza ve pektin varlığından ötürü bir tokluk hissi vermenize yardımcı olacaktır. Makarna ve çerez gibi nişastalardan yüksek gıdalarda, vücudun üretebileceği kalorilerin sayısını azaltabilir.
Karın ağrısı
Bir bardak ılık içme suyuna bir çay kaşığı elma sirkesi ​​ekleyin ve karın bölgesinde ağrı tedavisi için yatmadan önce bu karışımı için.
Yüksek kan şekeri
Vücudun insülin duyarlılığını artırır ve kan şekeri düzeylerini düşürür, böylece tip II diyabetleri önler. Yatmadan önce gece 2 yemek kaşığı elma sirkesi ​​almanız gerekir.
Boğaz ağrısı

Elma sirkesi güçlü anti-bakteriyel özelliklere sahiptir ve boğaz ağrısı yapan bakterileri etkili bir şekilde iyileştirmektedir. Bu nedenle, yatmadan 1 saat önce yarım bardak suya 1 tatlı kaşığı sirke döküp için.

 

Bacak ağrısı
Bacak krampları genellikle vücutta potasyum eksikliğinin bir sonucudur. Uykuya başlamadan önce bir fincan ılık suda 2 çorba kaşığı elma sirkesi ​​tüketimi bu sorunu tedavi eder ve vücuttaki potasyum düzeylerini arttırır.
Asit reflüsü
Asit geri akışı, mide asidi miktarları düşmesinden kaynaklanır. Elma sirkesi asit seviyesini yükseltir, bu nedenle bir fincan elma sirkesini temiz içme suyuna eklemelisiniz ve yatmadan bir saat önce içmelisiniz.
Tıkalı burun
elma sirkesi sinüslerde mukus birikimini ortadan kaldıran potasyum, magnezyum, A vitamini, E, B1 ve B2 bakımından yüksektir. Bir bardak suya bir çay kaşığı elma sirkesi ​​eklemelisiniz, iyice karıştırın ve burnunuzdaki tıkanıklığı hızla gidermek için yatmadan hemen önce için.
Ağız kokusu
Ağız içindeki biriken bakterileri tedavi etmek ve ağız kokusunu gidermek için uyurken yatmadan hemen önce bir çorba kaşığı elma sirkesi alın.
Hıçkırık
Hıçkırığa yakalandığınız zaman elma sirkesi ile suyu karıştırın ve boğazdaki sinirleri tetikleyin.

Kaynak: Kadınlar Sitesi

Aç Kal, Uzun Yaşa; Nobel Ödülü

Acim[1]

Neden hastalanınca iştahımız kesilir hiç düşündünüz mü? Acaba vücudumuz, sindirim sistemini kapatarak hastalıkla tüm gücüyle ilgilenebilmek için bize işaret mi veriyor?
Uzun süreli açlık diyetlerinde hiçbir şey yenmez ancak bolca SU içilir. SU seçerken sodyum oranı düşük suları seçmeniz gerekmektedir. Yapılan araştırmalar, 3 gün aç kalmanın, vücudun savunma mekanizmasını yenilediğini ortaya koyuyor. Bu araştırmalar, özellikle savunma mekanizması ağır hasar görmüş kanser hastaları ve yaşlılıkla mücadelede çığır açacak nitelikte. Açlık ve vücudumuzdaki sonuçlarıyla ilgili bir araştırma geçtiğimiz günlerde Nobel Tıp Ödülü kazandı.
AÇLIK ÜZERİNE ARAŞTIRMA NOBEL KAZANDI
Nobel Tıp ödülü 3 gün önce açlık ya da hücrenin kendi kendini yemesi ve gereksiz parçaları atarak, otofaji adı verilen savunma mekanizmasını yenilemesi sisteminin nasıl çalıştığını ortaya çıkaran Japon bilim insanı Yoshinori Ohsumi’ye verildi.
Nobel’den yapılan açıklamada, “Ohsumi’nin keşifleri, hücrenin içeriğini nasıl ayrıştırdığını anlamamızı sağladı. Keşifler, otofajinin açlığa adapte olma ya da enfeksiyonlara verilen yanıt gibi birçok fizyolojik süreçteki temel önemini anlamamıza da yardımcı oldu. Otofaji genlerindeki mutasyonlar, hastalıklara neden olurken otofajik süreçler, kanser ve nörolojik hastalıklar gibi bazı vakalarda önemli rol oynamaktadır” denildi.
Hücrenin kendi kendini yemesi olarak da bilinen otofaji alanındaki çalışmalarıyla ödülü alan Ohsumi, 8 milyon İsveç Kronu (1 milyon dolar) para ödülünün de sahibi oldu. Japon bilim insanı Yoshinori Ohsumi’ye Alfred Nobel’in ölüm yıldönümü 10 Aralık’ta düzenlenecek ödül töreninde diploma ve altın madalya da verilecek.
Yoshinori Osumi Japonya’dan bir hücre biyoloğu.
OTOFAJİ BİR ANLAMDA ÇÖP TEMİZLİĞİ

Otofaji- hücrelerin içlerindeki gereksiz parçalardan kurtularak temizlenmesi. Bir anlamda çöpü yok etmesi.
Aslında otofaji 1960’larda keşfedilmiş, ancak bilim adamları mekanizmanın nasıl çalıştığını anlAyamamıştı. Nobel kazanan Oshumi araştırmasıyla otofaji’den sorumlu olan genleri ortaya çıkarıyor, ve 39. Nobel ödülünü bu sayede kazanıyor.
Otofaji insanlar da dahil olmak üzere canlıların hepsinde mevcut. Ve bu sayede hücreler ihtiyaç duymadıkları maddelerden ve hatta vücut ihtiyaç duymadığı hücrelerden temizleniyor.
Hücreler bize benzemeseler bile bazı durumlarda aynı insanlar gibi hareket ediyorlar. Çöplerini özel torbalara dolduruyorlar (otofagozomlar), ve konteynerlere depoluyorlar (lizozomlar). En kirli olanları yokedilip sindiriliyor, bazıları da yeniden dönüştürülerek enerji üretiminde kullanılıyor.
Otofaji vücut stres altındayken çok daha fazla çalışıyor. Mesela oruç tutarken ya da açlık sırasında. Bu durumda hücre enerji üretimini kendi iç imkanlarını kullanarak yapmaya çalışıyor ve tabii ki ilk olarak çöpünü ve patojen bakterileri sindirerek başlıyor.
Nobel komitesinin de onayladığına göre açlık ve bazen oruç hala faydalı olabiliyor.
Ohsumi’ye göre otofaji vücudu erken yaşlanmadan da koruyor.
İŞTE BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR: 3 GÜNLÜK AÇLIK ORUCU NE YAPAR

Uzun süreli açlığın savunma mekanizmasını yenilediğine yönelik geniş bir bilimsel araştırma yazısı da İngiliz The Telegraph gazetesinde yayınlandı. Yazıda en büyük uyarı, açlık diyetinin doktor kontrolünde yapılması yönünde.
İşte bu araştırma yazısına göre, 3 günlük oruçtan sonra vücudun bağışıklık mekanizması yeni akyuvar oluşumunu tetikleyerek vücudun bağışıklık sistemini tamamiyle yeniliyor.
Çığır açan bir araştırmaya göre 3 günlük oruç yaşlılarda bile vücudun bağışıklık mekanizmasını komple yenileyerek vücudun dinçleşmesini sağlıyor.
DİYETİSYENLER ELEŞTİRİYOR AMA…
Diyet uzmanları tarafından oruç diyetleri sıkı bir şekilde eleştirilse de, araştırmaya göre vücudu aç bırakmak kök hücreleri tetikleyerek yeni akyuvar üretilmesine yol açıyor.
Güney Kaliforniya üniversitesindeki bilim adamları bu bulgunun bağışıklık sistemi zarar görmüş hastalarda mesela kemoterapi gören kanser hastalarında çığır açabileceğini belirttiler.
Ayriyeten bağışıklık sistemleri yaşlılık nedeniyle zayıflamış,ve basit hastalıklara karşı bile dirençsiz kalmış yaşlılarda da bu oruç faydalı oluyor.
Açlık vücuttaki kök hücrelerindeki bir düğmeyi aktif hale getirerek vücudun bağışıklık sisteminin kendini yenilemesini gerçekleştiriyor.
KÖK HÜCRELERE ‘AKTİF OL’ EMRİ

Kaliforniya Üniversitesi’ndeki gerontoloji ve biyolojik bilimler profösörü Walter Longo’ya göre oruç kök hücrelere ‘AKTİF OL’ emri vererek onların bağışıklık sistemini yenilemesine neden oluyor.
Ve işin güzel tarafı vücut bu bağışıklık sistemini yenilemek için gereksiz ve hasarlı parçaları yokederek bunlardan elde ettiği malzemeyle yeni sistemi oluşturuyor.
Kemoterapi yada yaşlanma nedeniyle aşırı şekilde hasar görmüş bir sistemle başlasanız bile oruç döngüleri kelimenin tam anlamıyla yeni bir bağışıklık sistemi oluşturulmasına neden oluyor.
Uzun süreli açlık, glikoz ve yağ depolarını kullanmak için vücudu zorlar ama aynı zamanda beyaz kan hücrelerinin de önemli bir bölümünü yokeder. Beyaz kan hücrelerindeki bu azalma kök hücre bazlı rejenerasyonu tetikler ve bu da yeni bağışıklık sistemi hücrelerinin değişimini gerçekleştirir.
Yapılan testlerde insanlardan altı ayı aşan sürelerde 2 ile 4 gün arasında oruç tutmaları istendi.
KANSER HÜCRELERİ DE AZALIYOR
Uzun süreli oruç sırasında yaşlanma ve kanser riskini ve tümör büyümesini artıran bir hormon olan enzim PKA da azalmış bulundu.
Doktor Longo’ya göre, uzun süreli açlık süresince vücut hücreleri azalan enerjiyi korumaya çalıştıkları için öncelikli olarak hasarlı ve çok verimli olmayan bağışıklık hücrelerini yok etti.
Dr. Longo, “Hem insan hem hayvanlarda ölçümlerimize göre akyuvar sayısı kayda değer miktarda azaldı. Ardından kişi tekrar yemeye başlayınca tüm akyuvarlar tekrar yerine geldi. Biz acaba nereden ortaya çıktı, nereden üredi bu akyuvarlar diye merak ettik. Kök hücrelerinin aktifleşip bunları ürettiğini sonradan bulduk” dedi.
72 saat tutulan oruç aynı zamanda kemoterapi gören kanser hastalarına da faydalı oldu.Araştırmanın yazarlarından olan USC Norris Kanser merkezi asistan profösör Tanya Dorff’a göre, kemoterapi hayat kurtarmasına rağmen vücudun bağışıklık sistemini önemli miktarda çökertir. Bu araştırmanın sonuçlarına göre uzun süreli açlık kemoterapinin zararlı etkilerini büyük miktarda azaltıyor.
Profosör Longo ayrıca “Daha fazla klinik deneyler yapılırsa ve sadece bağışıklık sistemi değil diğer organ ve sistemlerin de olumlu olarak etkilendiği bulunabilir” görüşünde.
UCL’de yeniden oluşturma ilaçları Profösörü Chris Mason’a göre: Çok ilginç sonuçlar bulunmuş. Bu araştırmaya göre 72 saatlik bir açlık sırasında vücudun akyuvar ve diğer bağışıklık hücresi sayısı hatırı sayılır miktarda azalıyor, ardından tekrar yemek yenildiğinde bu sefer hücre sayısı eskisinden de yüksek miktarda geri geliyor. Potansiyel olarak faydalı olabilir, çünkü 72 saat çok uzun bir süre değil, kanser hastalarını geri dönüşü olmayacak şekilde zarar verdirecek kadar bir süre değil. Bence en doğru devam yolu bir şekilde ilaçlarla birlikte oruç tutturmak hastalara. Ayrıca oruç konusunda kesin olarak emin olduğumu söyleyemem insanlar düzenli yemek yiyerek savaşıyorlar hep hastalıklarıyla.
Doktor Longo’ya göre oruç zarar vermiyor, tam tersine bulgulara göre fayda sağlıyor.
Kanser hastalarından yüzlerce e-mail aldım. Onkolojistleri gözetiminde oruç tutuyorlar ve çoğunda ilerleyiş olumlu yönde. Sadece az sayıda yan etki görüldü bayılma ve karaciğer işaretleyici testlerinde kötü sonuç tespit edildi. Bunun dışında herhangi bir yan etkiye rastlanmadı.
http://pusulakibris.com/2016/10/07/nobel-odulu-ac-kal-uzun-yasa/

ÇOK DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN BİR KONU

HTB16wudHXXXXXatapXXq6xXFXXX0[1]
Anneannem 84 yaşında vefat etmeden yaklaşık 2 sene önce çevresinden kopmaya başlamıştı… Son günlerinde ise beni dahi zor tanıyabiliyordu. Teşhis konamamıştı o zaman… Şeker hastalığına bağlanmıştı olay! Ancak aradan bir kaç yıl geçip “Alzheimer” keşfolunup, semptomları yazılınca, anlamıştımki rahmetlinin vefat sebebi de buydu! Altmışına merdiven dayamış bir yaşlı olarak düne baktığımda…
Biz çocukken, evde bakır kaplarda pişerdi yemekler… Arada bir kapı önünden geçen “kalaycı”lar, bakır kapları kalaylardı. Yemekler de bu kalaylanmış kaplarda pişerdi. Sonra birden aluminyum furyası çıktı!. Herkes bakır kaplarını satıp evi aluminyum kaplarla doldurmaya başladı… Büyük kolaylıktı. Hafifti, ucuzdu, kalaylanma derdi yoktu!. Yıllar yılı alüminyum kaplarda pişmiş yemeklerle beslendi beyinlerimiz! . Derken çelik kaplar, teflon tencereler çıktı yakın yıllarda…
Ve atıldı ortaya bir yeni keşif! “Alzheimer”, yani ALUMİNYUM hastalığı!
Bu hastalığa yakalananları n beyin hücrelerinde normalin 4 katına kadar alüminyum fazlalığı tespit oldu 1989 da… Özellikle, beynin hafızayla alâkalı hippocampus bölgesindeki hücrelerde bu birikim çok fazla olarak bulundu. İnsanların farkında olmadan gıda ve diğer yollarla aldıkları fazla alüminyum beyni iflasa sürüklüyordu…
İsimleri, yerleri, kişileri hatırlamaz hâle getiriyordu “ALZHEİMER” hastalığı. Ve bunda, kullanılan alüminyum kapların etkisi çok büyük!Yapılan araştırmalara göre, normal kapta pişen domatesteki aluminyum oranı, alüminyum kapta piştiğinde yüzde yüze yakın artıyordu.
Şimdi aluminyum tencereler kullanılmıyor pek ama tehlike geçti mi?
Bu defa da en başta aluminyum “kutu”larda saklanan, içilen konserve ve meşrubat türü gıdalar çıktı karşımıza! Bunların yanı sıra vücuda alınan bazı ilaçlara da dikkat edilmeli sanırım! Meselâ, stresli toplumlar sürekli mide yanmalarına karşı antiasid almaya başladılar… Ki alınan antiasid hap veya şurupların pek çoğunda yoğun miktarda alüminyum hydroxid ve alüminyum tuzları bulunmakta! Yanı sıra ishal kesici (antidiarrheal) haplar dahi alüminyumlu maddeler ihtiva etmekte. Bir kısım ağrı kesici aspirinler, kepek olmasını önleyici bazı şampuanlar, bazı
deodorantlar, hep beynimizin belâsı alüminyumu ihtiva etmekte…
Bilmem alüminyumlu nesnelerden uzak durmamız gerektiğini yeterince anlatabildim mi?.Yanı sıra kesinlikle LIGHT ve DIET yazan yenecek ve içeceklerden uzak durmak gerekiyor…Rafine beyaz şeker ise beyni “turn-OFF” yapan (çalışmasını durduran) madde olarak adlandırılıyor.
Prof. Dr. Turan GÜVEN
Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi
Biyoloji ABD Öğretim Üyesi. ALINTI

KRİSTALLERİ ve YARI DEĞERLİ TAŞLARI ARINDIRMA VE ENERJİ YÜKLEME YÖNTEMLERİ

images[3]

Akar su:
Suyun zarar vermediği taşları pınarda, derede, denizde ya da musluktan akan suyun altında temizleyebilirsiniz. Bazı kişiler taşlarını yağan yağmurun altında bırakırlarken, bazıları da suyun zarar vermediği taşlarla banyo yaparlar. Taşınızı musluğun altında temizlemek istediğinizde başka bir yöntem: Onu lavabonun yakınında bir yere koyun. Her zaman kullandığınız elinizle sarkacı üzerine getirin ve diğer elinizi musluktan akan suyun altına koyun. “Bu taştaki negatif enerjiyi temizle” dediğinizde sarkaç saat yönünde döner ve taş temizlendiğinde durur. Bu sırada taşın negatif enerjisi her gün kullandığınız elinizden bedeninize, oradan da diğer elinize geçer ve akan suyun altında parmak uçlarınızdan akıp gider.

Ateş:
Taşları, yanan ateşin dumanından geçirerek arındırma ve yeniden enerji yükleme işlemidir.

Güneş ve ay:
Taşlarınızı, güneş ya da ay ışığına bırakabilirsiniz. Güneş ışığıyla direkt temas ettiğinde ametist, pembe kuvars, sitrin, göktaşı, akuamarin, aytaşı, bazı firuze türleri, mavi kalsit, opak ve fluoritin
renkleri solar. Göktaşı da güneş ışığına doğrudan maruz kalmamalıdır.Taşlar güneş ve ayın ışığını massetmek için 24 saat dışarıda bırakılabilir. Negatif enerjiyi pozitife dönüştüren siyah turmalin gibi taşların tamamen temizlenmesi ve yeniden enerjiyle yüklenmesi için 48 saat gerekebilir. Havanın kapalı olması ya da ay ışığının olmaması taşların temizlenmesini etkilemez.

Işık:
Taşların arındırılmasında gün ışığından ya da beyaz, sarı, mor ve mavi yapay ışıklardan yararlanılır. Kristallerinizin üzerine renkli ya beyaz bir ışığın aktığını zihninizde canlandırın ya da onları gerçekten
gün ışığına tutun.

Kristaller:
Küçük kristaller şeffaf kuvars ya da ametist salkımlarının üzerine konarak temizlenebilir, yeniden enerji yüklenebilir. Bu iş için başka kristallerden de yararlanabilirsiniz ama kuvars, ametist ve göktaşı salkımlarındaki uçların değişik yönlere bakması, enerjinin çeşitli yönlerden gelmesini sağlayarak arındırma işlemini daha kolayca yapar. Başka bir yöntem ise şöyledir: Taşınızı şeffaf bir kuvars salkımının üzerine koyun. Tek uçlu dört şeffaf kuvars kristalini teker teker Doğu, Güney, Kuzey ve Batı yönlerinde dizin. Bu kristallerin uçları salkıma baksın. Temizleyip yükleyeceğiniz taşları kristal salkımının üzerinde istediğiniz kadar bırakabilirsiniz.

Kuru tuz:
Kristalleri bir gece ya da daha uzun süre kuru tuzun içine koymak etkili bir arındırma yöntemidir.

Melekler:
Siz talep ettiğinizde melekler, kristal devalar, spiritüel varlıklar kristallerinizi ve taşlarınızı temizler.
Kristal deva, kristallerinizin ve taşlarınızın Yüksek Benliği, ruhu ve zihnidir. O, her taşın spiritüel, zihinsel ve duygusal veçhesi olduğu kadar her taş türünün de kolektif zihnidir.

Nefes:
Küçük parçalar için nefes tekniği çok etkilidir. Taşı her zaman kullandığınız elinizde tutun. Burnunuzdan derin nefes alın. Taşı arındırma ve enerji yükleme niyetinize odaklanın. Nefesini taşın üzerine burnunuzdan verin. Bunu taşın bütün yüzleri temizleninceye kadar tekrarlayın. Nefesinizin hızını kendinize göre ayarlayın. Ya da taşı elinizde tutarak burnunuzdan derin nefes alın, ağzınızı hafifçe açarak “ha” sesi çıkarırken taşın üzerine üfleyerek nefesinizi verin.

Ses:
Ses tonlamaları, küçük çan ve davul sesleri, şarkılar taşları arındırır. Taşları elinize alıp A, E, I, O, U, OM, HA seslerini çıkarmanız onları bir dakikadan daha kısa sürede temizler.

Shakti enerjisi:
Taşınızı ellerinizin arasına alın. Beyaz, altın sarısı ya da gökkuşağı renginde bir şifa ışığı demetinin taç çakranızdan girerek kollarınızdan ya da kalbinizden avucunuzun içindeki taşa aktığını, ona hayat verdiğini zihninizde ya da gözünüzde canlandırın. Bu sırada, “Shakti enerjisi, taşın doğal şifa enerjisini evrenin en yüksek hayrına düzeltiyor ve (1-10 kat) artıyor” deyin.

Toprak:
Taşlarınızı dinlendirmek ve arındırmak için onları pamuk, yün ya da ipek gibi doğal bir kumaşa sararak 24 saat toprağa gömebilirsiniz. Eğer aşırı negatif enerji depolamış olduklarını hissediyorsanız onları, ayın bir evresinden diğerine, örneğin yeniaydan ilkdördüne kadar ya da daha uzun süre toprakta bırakabilirsiniz. Hematit, bakır ve demir açısından zengin olan diğer taşların toprakta paslanabildiğini unutmayın. Ayrıca gömdüğünüz yeri kaybetmemek için işaretler koyun.

Tuzlu su ve sirke:
Çok yaygın başvurulan ama dikkat edilmesi önerilen hızlı bir arındırma yöntemidir. Bu yöntemde taşlar, kristal bir kasenin içinde hazırladığınız bir litre ılık su, bir çay kaşığı deniz suyu ve yarım çay bardağı elma sirkesi karışımının içinde 20 – 30 dakika tutulur. Taşlar bu karışımın içine konduğunda, kase iki yanından tutularak bu işlemin onları arındırmasına niyet edilir. Bunun başka bir çeşidi, taşların 24 saat tuzlu ve sirkeli suda bekletildikten sonra 24 saat de açık havada bırakılmasıdır. Ama çok soğuk, dona çekmiş havalar taşların çatlamasına yol açabilir. Tuzlu su fluorit, göktaşı, yıldız taşı, kalsit, kırmızı akik, labrodorit, lepidolit, opal, moldavit ve firuzeye zarar verir. Mika ve kristallin taşlarda da bu yöntem dikkatle kullanılmalıdır.

Tütsülemek:

Taşlarınızı adaçayı, sedir ağacı, sandal ağacı ile tütsüleyebilirsiniz. Onları elinize alın ve tütsünün dumanını iyice massedinceye kadar 3-4 dakika tutun. Bu onları arındırır ama yeniden enerji yüklemez.

Zihni odaklama – Niyet etme:
Zihninizi doğrudan niyetinize odaklayarak ya da sevgi enerjisi göndererek taşları arındırabilirsiniz. Ama bu sırada kuşku ya da başka duyguların dikkatinizi dağıtmaması gerekir. Taşı elinize alın veya avucunuza koyun ya da ellerinizi taşın üzerine koyun. Onu temizlemeye ve yeniden enerji yüklemeye niyet edin. Bazı taşlar bir
dakikadan daha az bir zamanda temizlenir. Eğer uzaktan çalışma yapmaya alışkınsanız taşı elinize almanız gerekmez. Bazı kişiler dikkatlerine taşa verirlerken, kalp ya da üçüncü göz çakralarından çıkan ışık demetinin taşı içine aldığını zihinlerinde canlandırırlar. Taşı sevgi enerjisiyle arındırmak için, onu elinizde tutun, kalp çakranızdan
çıkan yumuşak, pembe sevgi ışığının onu içine aldığını zihninizde canlandırın. Burada önemli olan sevgiyi hissetmek ve taşa yansıtmaktır.

Alıntıdır.

Öğrenirken Sağ, Hatırlarken Sol Yumruğunuzu Sıkın

Öğrenirken-sağ-hatırlarken-sol-yumruk-sıkın[1]

 

 

Bir araştırma, yumruk sıkma yoluyla hafızanın güçlendirilebileceğini ortaya koydu.
Amerikalı psikologlar, sağ yumruğun 90 saniye süreyle sıkılmasının hafıza oluşumuna yardımcı olduğunu, aynı işlemin sol yumrukta yapılmasının ise hatırlamayı kolaylaştırdığını açıkladı.
50 yetişkin ile yapılan deneyde, kişilerin bu yolla uzun bir kelime listesini hatırlamaya çalışırken daha iyi performans sergilediği görüldü.
Araştırmacılar, yumruk sıkmanın beyinde hafıza ile ilgili bazı özel bölgeleri harekete geçirdiğine inanıyor.
New Jersey’deki Montclair Üniversitesi’nden Ruth Propper’a göre bu araştırma, bazı basit vücut hareketlerinin beynin işleyişini geçici olarak değiştirip hafızayı geliştirebileceğini gösterdi.
Dr. Propper BBC’ye yaptığı açıklamada, “Bir şey öğrenmeden hemen önce sağ yumruğun, hatırlamaya çalışırken de sol yumruğun sıkılması hafızayı geliştiriyor.” dedi.
Daha önceki araştırmalarda, sağ yumruğun sıkılması ile beynin sol yarısının, sol elin sıkılması ile de sağ yarısının harekete geçtiği gözlenmişti.
Bu eylemin duygularla bağlantısı kurulmuş, örneğin sağ yumruğun mutluluk ve öfke ile, sol yumruğun ise üzüntü ve endişe ile bağlantısına dikkat çekilmişti.
Hafıza ile ilgili süreçlerde beynin iki yarısının da kullanıldığı, sol yarısının hafıza kaydında, sağ yarısının ise hatırlamada etkili olduğu düşünülüyor.
Yapılacak yeni araştırmalarla yumruk sıkmanın sözel ya da uzamsal, kelimelerin yanı sıra resim ve yerlerin de hatırlanması ile ilgili diğer zihinsel işlevleri de etkileyip etkilemediği incelenecek.
Ancak araştırma sonuçlarını kesin bir dille ifade etmek için daha fazla konu üzerinde daha fazla çalışma yürütülmesi gerektiği belirtiliyor.
Londra Üniversitesi Bilişsel Sinirbilim Enstitüsü’nden Profesör Neil Burgess, hafıza üzerindeki özel etkinin kesin olarak belirtilmesi için daha geniş bir araştırma gerektiğini, örneğin taram yoluyla beynin sol ve sağ yarısına kan akışının incelenmesi gerektiğini ifade etti.
İŞTE DENEY:
*Sağ elini kullanan 50 öğrenciye ezberlemeleri için bir kelime listesi verildi.
*Öğrenciler beş gruba ayrıldı.
*Bir grup, ezbere başlamadan önce 90 saniye sağ yumruğunu, kelimeleri hatırlamadan önce de 90 saniye sol yumruğunu sıktı.
*İkinci grup ise aynı deneyi sol yumruğu sıkarak yaptı.
*Diğer iki grup ise ezberden önce istedikleri yumruklarını, hatırlamadan önce de diğer yumruklarını sıktı.
*Son gruptakiler ise yumruk sıkmadı.
*Listeyi ezberlemeden önce sağ yumruğunu, hatırlamadan önce de sol yumruğunu sıkan grubun performansının diğer gruplardan daha iyi olduğu gözlendi.
*Bu grup, hiçbir yumruğunu sıkmayan gruptan da daha iyi performans sergiledi; ancak aradaki farkın istatistik bakımından kayda değer olmadığı belirtiliyor.
Araştırma PLOS ONE dergisinde yayımlandı.