DÜNYANIN SON GÜNÜ

18813933_1775243942786819_673552136374182843_n

 
Bir üniversitede bir hoca derse şöyle başlamış. “Düşünün ki bugün dünyanın son günü. Yarın bu saatte herşey bitecek. Kurtuluş şansınız yok. Bugun ne yapardınız?” Tüm öğrencilerden birçok değişik cevap gelmiş:
– İbadet eder Allah’tan günahlarımı affetmesini dilerdim.
– Tüm sevdiklerimle vedalaşırdım.
– Üzdüklerimi arar özür dilerdim, beni affetmesini isterdim.
– Sevdiğim insanın son ana kadar yanımda olmasını sağlardım.
– Ailemle zamanımı geçirirdim.
– Anneme veya babama giderdim.
– Arkadaslarımla yarım saat eski günlerdeki gibi basket oynardım.
– Barbeku partisi yapardım.
– Sevgilimle zamanımı geçirirdim.
– Tüm sevdiğim yemekleri son bir defa yerdim.
– Yatar uyurdum.
– Güneşin doğuşunu ve batışını son defa seyrederdim.
– En sevdiğim yemeği hazırlar tüm sevdiklerimi akşam yemeğe davet ederdim.
– Hayatta en çok gitmek istediğim yere gider orda ölümü beklerdim.
– Jet uçağına binerdim.
Hoca bütün hepsini tahtaya yazmış. Sonra gülerek sormuş. “Bunları yapmak için dünyanın son günü olması şart mı?”

“Bedenimin verdiği mesajları sevgiyle dinliyorum”

  1. BEDEN – Louise Hay
    “Bedenimin verdiği mesajları sevgiyle dinliyorum”
  2. 18557149_1437155689640334_3463930581916824227_n
    Hayatta herşeyin olduğu gibi, beden de içsel düşünce ve inançlarımızın bir aynasıdır. Dinlemesini bilirsek bedenimiz daima bizimle konuşur. Bedenimizin her hücresi, düşündüğünüz her düşünceye, söylediğiniz her söze karşılık verir.
    Sürekli düşündüğünüz ve söylediğiniz şeyler, beden yapınızı, şeklini, sağlığını ve hastalığı oluşturur. Asık görünüşlü bir surata sahip kişi, bu görünüşünü sevecen ve mutlu düşüncelerle oluşturmamıştır. Yaşlı insanların yüz ve bedenleri açık bir biçimde hayat boyu sürdürdükleri düşünce kalıplarını yansıtır. Siz yaşlandığınızda nasıl görüneceksiniz?
    Bu bölümde bedende hastalık yaratan Olası Düşünce Kalıplarını ve sağlık yaratmakta kullanacağımız Yeni Düşünce Modellerini ve Olumlu ifadelerini göreceksiniz. Size fikir vermesi açısından bazı yaygın sorunları nasıl yarattığımız konularından da bahsettik.
    Her hastalığın zihinsel nedeni herkes için yüzde yüz geçerli değil elbette. Ama hastalığın nedenlerini araştırmaya başladığımız için bir başlangıç noktasını veriyor.
    BAŞ, bizi temsil ediyor. Dünyaya gösterdiğimiz şey. Genellikle başımızla tanınırız. Baş bölgesinde bir sorunumuz varsa bu, genellikle “bizde” çok yanlış bir şey olduğu duygusunu taşıdığımız anlamına gelir.
    Olumlaması “Barış, sevgi, haz, gevşeme, rahatlık. Hayatın akışına kendimi bırakıyor ve hayatın içinde kolaylıkla gelişiyorum“
    SAÇ, dayanıklılığı temsil ediyor. Gergin ve korku dolu olduğumuzda, sıklıkla omuz kaslarında başlayan katılaşma başımızın tepesine, hatta göz çevresine kadar yayılır. Saç, saç kökleriyle beslenir. Kafa derimizde gerginlik olduğunda, sıkılmaktan dolayı saç nefes alamaz. Ölür ve dökülür. Gerginlik sürüyorsa, kafa derisi gevşeyemez. Saç kökleri sıkıştığı için yeni saç büyüyemez ve sonuç; kellik.
    Gerginlik güçlü olmamaktır. Gerginlik zayıflıktır. Gerçekten güvenli ve güçlü olmak demek, sakin, dengeli ve huzurlu olabilmektir. Bedenlerimizi daha çok gevşetmeliyiz, baş derimizi de.
    Şimdi deneyin. Baş derinize gevşemesini söyleyin ve bir farklılık hissedip hissetmediğinizi gözleyin. Eğer gevşediğini hissediyorsanız bu egzersizi sıkça yapmanızı öneririm.
    KULAKLAR, işitme kapasitesini temsil ediyor. Eğer kulaklarınızda sorununuz varsa, genellikle işitmek istemediğiniz bir şeylerin olup bittiği anlamına gelir. Kulak ağrısı işittiğiniz bir şeyden kızgınlık duyduğunuzun göstergesidir.
    Kulak ağrıları çocuklarda çok yaygın. Çocuklar, genellikle evlerinde işitmek istemedikleri şeyleri duymak zorunda kalıyorlar. Çoğu ailede çocuğun kızgınlığını ifade etmesine izin verilmez. Çocuk olayları değiştirme gücüne sahip olmamasının tepkisini, kulak ağrısı yaratarak gösterir.
    Sağırlık, birlikte yaşamak zorunda olduğunuz bir kişiyi dinlemeye katlanamamanın göstergesidir. Dikkat edin, çiftlerden birinde sağırlık sorunu varsa, diğeri sürekli konuşur, konuşur, konuşur.
    Yeni Düşünce Modeli: “Tanrıyı dinliyorum. Hayatın coşkusunu işitiyorum. Hayatın bir parçasıyım. Sevgiyle dinliyorum“
    GÖZLER, görme kapasitesini temsil ediyor. Göz sorunları, görmek istemediğimiz bir şeyler olduğu anlamına geliyor. Kendimizle ya da hayatla ilgili; geçmişle, şimdiyle ya da gelecekle ilgili görmek istemediğimiz şeyler.
    Bir çok insan gözlük takmaya başlamalarından 1-2 yıl öncesine dönüp görmek istemedikleri şeylerle yüz yüze gelmeyi kabul ettiklerinde, gözlerinde gözlük takmalarına gerek kalmayacak kadar iyileşme görüldü.
    Şu anda olanları görmezden mi geliyorsunuz? Ne ile yüzleşmek istemiyorsunuz? Şu andan mı, yoksa gelecekten mi korkuyorsunuz? Eğer gerçekleri net bir şekilde görebilseydiniz, şu anda görmediğiniz neleri görüyor olacaktınız? Kendinize ne yaptığınızı görebiliyor musunuz?
    Bakın, kendimize sormamız gereken ilginç sorular var, değil mi?
    Yeni Düşünce Modeli: “Özgürüm. Özgürce ileriye doğru bakıyorum. Çünkü hayat sonsuzdur ve mutluluklarla doludur. Sevecen gözlerle bakıyorum. Kimse bana asla zarar veremez“
    BAŞ AĞRILARI, kendimizi yanlış, geçersiz, değersiz görmekten kaynaklanıyor. Bir daha başınız ağrıdığında, kendinizi hangi konuda hatalı bularak yargıladığınıza dikkat edin. Kendinizi affedin. Baş ağrınızın geçtiğini göreceksiniz.
    BOĞAZ, “istediğimiz şeyi söyleyebilme” ve “kendimizi ifade etme” yeteneğini temsil ediyor. Boğazla ilgili sorunlar, bunları yapmaktan korkmak, hakkımızı aramaktan çekinmek, “ben buyum” demek cesaretini gösterememekten kaynaklanıyor.
    Kızgınlık, boğaz ağrılarının sebebidir. Eğer soğuk algınlığı da varsa zihinsel karışıklık yaşıyoruz demektir. LARENJİT, konuşamayacak kadar öfkeli olmak demek.
    Boğaz ayrıca bedendeki yaratıcı akışı da temsil ediyor. Yaratıcılığımızı ifade ettiğimiz bu bölgede, yaratıcılığımız engellendiğinde, boğazla ilgili sorunlarımız olur. Hepimiz tüm hayatlarını başkaları için yaşayan bir çok insan tanıyoruz. Kendi istediklerini hiç yapamayan, sürekli anne-baba-eş-sevgili-patronların istekleri ve beklentileri doğrultusunda yaşayan ne çok insan var. BADEMCİK ve TİROİD sorunları, kendi isteklerinizi gerçekleştirememekten kaynaklanan, engellenmiş yaratıcılığın sonucu oluyor.
    Boğazdaki enerji merkezi, yani beşinci çakra, bedende değişimin olduğu yerdir. Değişime karşı koyduğumuzda, değişimin tam ortasında ya da değişmeye çalıştığımızda, genellikle boğazımızda etkinlik artar. Öksürdüğümüzde ya da biri öksürdüğünde dikkat edin. Ne konuşuluyordu? Neye tepki gösteriyoruz? Direnç ve inatçılık mı, yoksa değişim süreci içinde miyiz? Grup çalışmalarımda öksürmeyi, kendini keşfetmede bir araç olarak kullanırım. Birisi öksürdüğünde, elini boğazına götürmesini ve yüksek sesle “Değişmeye Hazırım” ya da “Değişiyorum” demesini söylerim.
    Yeni Düşünce Modeli: “Düşüncelerimi, hissettiklerimi, isteklerimi rahatlıkla ve özgürce dile getirebiliyorum. Yaratıcıyım. Sevgiyle konuşuyorum“
    KOLLAR, hayat deneyimlerini kucaklama kapasitesini ve yeteneğini simgeler. Kolların dirsekten yukarısı kapasitemizle, dirsek altı bölümü yeteneklerimizle ilgilidir. Duygu birikintilerimizi eklem yerlerinde depolarız ve dirsekler yön değiştirmede esnekliğimizi simgeler. Hayatınıza yeni bir yön verme konusunda esnek misiniz? yoksa eski duygu birikimleriniz sizi aynı noktada mı tutuyor?
    ELLER, yakalar, tutar, kavrar. Bir şeylerin parmaklarımızın arasından akıp gitmesine izin veririz. Bazen gerektiğinden fazla tutarız. Açık elli, sıkı elli, el becerili, yumruk sıkan, yumuşak elli oluruz. Elden veririz, el veririz, elde edemeyiz, elinin hakkını veririz. El ele veririz, avucumuzun içine alırız, elimizden gelmez. Eli maşalıdır, eli uğurlu gelir veya ele avuca sığmaz.
    Eller yumuşak olabilir veya parmak boğumları çok fazla evhamlı ya da katı düşünceli olmaktan dolayı sert ve yumru yumru olabilir. Elleri sıkmak korkudan kaynakların; kaybetme korkusu, asla yetmeyeceği korkusu, bırakırsan gider korkusu.
    Bir ilişkiye sıkı sıkıya yapışmak, eşin arkaya bakmadan kaçmasına yol açar. Sıkılmış yumruklar yeni bir şeyi tutamazlar. Elleri bileklerden rahatça sallamak, insana rahatlık ve açıklık duygusu verir. Size ait olan şey, sizden alınamaz. Rahat olun.
    Yeni Düşünce Modeli : “Tüm düşüncelere sevgiyle ve kolaylıkla uyum sağlıyorum”
    SIRT, destek sistemimizi temsil eder. Sırt sorunları genellikle yeterince destek görmediğimizin ifadesidir. Sıklıkla bizi işimizin, ailemizin, eşimizin desteklediğini düşünürüz. Gerçekte, tümüyle Evren ve Hayatın kendisi tarafından destekleniyoruz.
    Üst sırt ağrıları, duygusal destek yoksunluğunun hissedilişidir. Kocam-karım-sevgilim-arkadaşım-patronum beni anlamıyor ve desteklemiyor.
    Orta kısım suçluluk duygusuyla ilgili. Geçmişimizde arkamızda kalan bir şey. Arkanızda ne bıraktığınızı görmekten mi korkuyorsunuz ya da arkada bıraktığınız bir şeyi mi gizliyorsunuz? Sırtınızdan hançerlenmiş gibi mi hissediyorsunuz? Gerçekten “bitip tükendiğinizi” mi hissediyorsunuz? Ekonomik sorunlarınızla bir çıkmaz içindesiniz? Ya da ekonomik endişeleriniz çok mu fazla? Bu durumda, alt sırt bölgenizde sorunlarınız olacaktır. Parasızlık ya da parasal korku bunu yaratacaktır. Miktarın hiç önemi yoktur.
    Çoğumuz hayatımızda en önemli şeyin para olduğunu düşünürüz. Onsuz yaşanamaz. Bu doğru değildir. Paradan çok daha önemli, onsuz yaşayamayacağımız bir şey var. O nedir? Nefesimiz.
    Nefesimiz hayattaki en değerli şey. Ama nefes verdiğimizde, bir sonraki nefesi almak için havanın orada olacağından zerre kadar şüphe etmeyiz. Bir nefes daha alamazsak, üç dakika dayanamayız. Bizi yaratan GÜÇ, hayatımız boyunca yetecek nefesi bize verdiğine göre, neden tüm diğer ihtiyaçlarımızın da karşılanacağına güvenemiyoruz?
    Yeni Düşünce Modeli: “Hayat beni destekliyor. Evrene güveniyorum. Sevgi ve güveni özgürce veriyorum“
    MİDE, tüm yeni düşünce ve deneyimlerimizi hazmeder. Mideniz neyi alıyor, neyi almıyor? Hazmedemediğimiz şey ne? Mide sorunları, yeniliklere kolaylıkla adapte olamadığımızın göstergesi. Korkuyoruz.
    Çoğumuz uçakla yolculuğun yaygınlaşmaya başladığı ilk dönemleri hatırlıyordur. Kocaman metal bir kuşun içine girip, güvenli bir şekilde yolculuk edeceğimizi düşünmek oldukça zordu. Her koltukta kusma torbaları vardı ve çoğumuz torbaları kullanıyorduk. Şimdi aradan geçen yıllardan sonra torbalar hala var. Ama çok ender kullanılıyorlar. Uçma fikrini hazmettik artık.
    Yeni Düşünce Modeli: “Yeni düşünceleri kolaylıkla özümlüyorum. Hayat benimle uyum içinde. Hiçbir şey bana rahatsızlık veremez. Dinginim“
    BACAKLARIMIZ, hayatta bizi ileriye doğru götürüyor. Bacaklardaki sorunlar, öne adım atma korkusu ya da bir yolda ilerlemekteki kararsızlığımızın göstergesi. Ayaklarımızla koşarız, ayağımız geri geri gider, ayağımız sürünür. Bir şeyleri yapmak istemediğimiz zamanlar, bacaklarımızda küçük sorunlar yaratırız. VARİS DAMARLARI nefret ettiğimiz bir yerde veya iş de olduğumuzu gösterir. Damarlar zevki taşıma yeteneklerini kaybederler. Siz istediğiniz doğrultu da mı ilerliyorsunuz?
    AYAKLARIMIZ, kendimiz ve hayat hakkındaki anlayışımızla ilgilidir. Geçmişle, şimdiyle ve gelecekle. Çoğu yaşlı insan yürümekte zorluk çeker. Hayat anlayışları geçerliliğini yitirmiştir ve gidecek bir yerleri kalmamış gibidir. Küçük çocukların hoplayıp, zıplayıp, dans eden ayakları vardır. Yaşlı insanlar hareket etmekten korkarcasına durdukları yerde bile sallanırlar.
    Yeni Düşünce Modeli: “Gerçek benim desteğim. İleriye doğru zevkle adım atıyorum. Spiritüel anlayışa sahibim“
    CİLDİMİZ, bireyselliğimizin ifadesidir. Cilt sorunları genellikle bireyselliğimizin bir şekilde tehdit edilmesinden kaynaklanır. Başkalarının üzerimizde gücü olduğu duygusuna kapılırız. Cilt sorunlarından kurtulmanın en iyi yollarından biri, günde yüzlerce defa “kendimi onaylıyorum” demektir. Gücünüze tekrar sahip çıkın.
    Yeni Düşünce Modeli: “Olumlu yollarla dikkat çekiyorum. Güvenliyim. Kimse bireyselliğimi tehdit edemez. Huzurluyum. Dünya güvenli ve dostça. Tüm kızgınlık ve öfkelerimden kendimi özgür kılıyorum. İhtiyacım olan şeyler bir şekilde karşılanacaktır. Suçluluk duymadan iyi olan her şeyi kabul ediyorum. Küçük mutluluklardan yararlanmasını biliyorum“
    KAZALAR, kaza değildir. Her şeyi olduğu gibi kazaları da biz yaratırız. Tabii ki, “bir kaza geçirmek istiyorum” demeyiz. Ama düşünce kalıplarımızla kazaları kendimize çekeriz. Bazıları “sakardır”, kazalar her yerde onları bulur, bazılarının ise hayat boyu başlarına birşey gelmez.
    Kazalar kızgınlık ifadesidir. Birikmiş öfkedir. Kazalar ayrıca otoriteye karşı çıkma arzusudur. O kadar kızarız ki birisine vurmak isteriz, ama birisi bize vurur (çarpar). Kendimize kızdığımızda, suçluluk duyduğumuzda, kendimizi cezalandırma ihtiyacı duyduğumuzda , kaza bu işlevi görür.
    Kazada bizim hiç suçumuz yokmuş gibi görünebilir, kaderin talihsiz bir kurbanıyızdır. Kaza, başkalarından ilgi ve şefkat görmemizi sağlar. Birileri bize bakar, yaralarımızı iyileştirir. Bazen yatakta uzun süre istirahat etmek zorunda kalırız. Ve ağrılarımız olur. Ağrılarımızın bedenimizde oluştuğu yerler, hayatımızın hangi alanında kendimizi suçlu hissettiğimiz konusunda bize ipucu verir. Bedensel hasarın boyutu, ne kadar ağır cezalandırılmak istediğimizi ve mahkumiyetimizin süresini gösterir.
    ASTIM, Kendin için nefes almayı hak etmeme duygusu. Astımlı çocuklar aşırı duyarlılığa sahip oluyorlar. Çevrelerinde tüm olan bitenlerden kendilerini sorumlu hissediyor ve suçluluk duyuyorlar. Kendilerini “değersiz” ve bu yüzden de suçlu hissederek, kendilerini cezalandırma ihtiyacındalar. Coğrafı değişiklikler bazen astım için yararlı oluyor, özellikle aileden uzaktaysa.
    Genellikle astımlı çocuklar büyüdükçe hastalıklarını “yeniyorlar”. Yani ev ortamından okula giderek, evlenerek ya da yanlız yaşamaya başladıklarında, hastalık geçiyor. Ama hayatlarının bir döneminde, çocukluk dönemlerini hatırlatan bir deneyim yaşarlarsa bir astım nöbetine yakalanıyorlar. Böyle bir durumda, tepki gösterdikleri şey, o anda olanlar değil, çocukluklarında yaşadıkları bir şeyle duygu bağlantısı kurmaları oluyor.
    YARALAR, YANIKLAR, KESİKLER, ATEŞLENME, ŞİŞME, KABARMA, KAŞINMA kızgınlığın bedendeki ifadesi oluyor. Ne kadar bastırmaya çalışırsak çalışalım, kızgınlık ifade edilmenin bir yolunu bulur. Birikmiş öfke patlamaması için içimizden çıkmalıdır. Öfkemizle dünyamıza zarar vereceğimizden korkarız. Ama kızgınlık kolaylıkla “şu konuda kızgınlık duyuyorum” diye ifade edilebilir. Tabii bu sözleri patronumuza her zaman söyleyemeyiz ama yastığı yumruklayabilir, arabada avazımız çıktığı kadar bağırabilir veya tenis oynayabiliriz. Bunlar, kızgınlığı fiziksel olarak ifade etmenin zararsız yollarıdır.
    Spiritüel insanlar genellikle kızmamaları gerektiğini sanırlar. Evet hepimiz duygularımız için başkalarını suçlamayacağımız noktaya gelmeye çalışıyoruz. Ama o noktaya erişinceye kadar, an içinde ne hissettiğimizi olduğu gibi kabul etmek daha sağlıklı.
    ŞİŞMANLIK, Korunma ihtiyacını temsil eder. İncinmelerden, eleştiriden, tacizden, cinsel sömürüden korunmaya ihtiyaç duyarız. Yani genelde hayattan ya da bazı konulardan korkarız. Siz seçiminizi yapın.
    Ben şişman bir insan değilim. Ama yıllar boyu, kendimi güvende hissetmediğim dönemlerde birkaç kilo aldığımı farkettim. Tehlike gittiğinde, kilolar da kendiliğinden gidiyordu. Kilolarla savaşmak zaman ve enerji ziyanıdır. Rejimi bıraktığınız anda kilolar tekrar geri geliyor. Kendinizi sevmek ve onaylamak, yaşam sürecine güvenmek, aklınızın gücünü bilmekten gelen güvencede olma duygusu, bence en iyi rejim. Olumlu düşünenlerin rejimini yapın, kilolarınız kendiliğinden kaybolacaktır.
    Birçok anne, baba sorun ne olursa olsun, bebeğin ağzına yiyeceği dayıyor. Bu bebekler büyüdüklerinde bir sorunları olduğu zaman “ne istediğimi bilmiyorum” diyerek buzdolabının kapısını açıyor.
    AĞRI, Her türlüsü bir suçluluk duygusunun belirtisi. Suçluluk duygusu daima ceza arar, ceza da ağrıyı yaratır. Kronik ağrılar, kronik suçluluk duygusundan kaynaklanır. Bu duygular o kadar derinlere gömülmüştür ki, çoğunlukla farkında bile olmayız. Suçluluk duymak, tümüyle faydasız bir duygu. Ne kimsenin kendisini daha iyi hissetmesini sağlar, ne de durumu değiştirir.
    KASILMA, TUTULMA, Zihindeki tutukluğun ifadesi. Korku, bildiğimiz eski yollara yapışıp kalmamıza neden oluyor, esnek olmakta zorlanıyoruz. Eğer birşeyi yapmanın sadece “tek yolu” olduğuna inanıyorsak, genellikle bir yerimiz tutulur. Daima başka yollarda vardır.
    Beden ile ilgili çalışabileceğiniz bir olumlama
    Hayatın sonsuzluğunda, bulunduğum noktada her şey mükemmel, bütün ve tam.
    Bedenime iyi bir arkadaşım olarak bakıyorum.
    Bedenimin her hücresi kutsal zekaya sahip.
    Bana ne söylediğini dinliyor ve önerilerinin geçerli olduğunu biliyorum.
    Daima güvendeyim ve tanrısal olarak korunuyor ve yönlendiriliyorum.
    Sağlıklı ve özgür olmayı seçiyorum.
    Dünyamda herşey iyi ve güzel.
    Düşünce Gücüyle Tedavi / Louise Hay
    Görsek sanat :
  3. 18557149_1437155689640334_3463930581916824227_n

Bir Bardak Çayını İçerek Vertigoya Son Verin…

18699906_825649637589254_642448907414440135_n

Kekik ile vertigo tedavisi: Baş dönmesi olarak adlandırılan vertigo hastalığının en sık nedeni iç kulaktaki mekanik sorundur. En doğal ve etkili tedavisi ise kekik ve portakal tohumu ile yapılandır. İç kulakta dengemizi sağlayan sıvı içinde kristaller bulunur ve bu kristaller vücut pozisyonumuza göre şekil alarak dengemizi sağlar.
Vertigo hatalığı nedeni ile denge sorunu, baş dönmesi sorunları gündelik yaşamımızı olumsuz etkiler ve size vereceğimiz doğal tarif ile bu hastalığın tedavisi mümkün.
Kekik hakkında kısa bilgi: Kekik ilaç sektörü tarafından romatoid artrit, fibromiyalji ve multipl skleroz gibi patolojileri baskıladığı ve tedavi ettiği için oldukça sık kullanılmaktadır. Kan basıncını düzenlemede, potasyum, demir ve kalsiyum gibi mineraller eksikliklerini gidermede oldukça etkili olduğu kadar kan hücrelerinin yeniden oluşmasında, doğal vertigo tedavisinde de çok etkili sonuç verir.
Tarifi birkaç gün kullanmak bile vertigo tedavisinde çok etkili sonuçlar doğuracaktır.

Kekik ile vertigo tedavisi nasıl yapılır
Malzemeler: 5 dal kurutulmuş kekik , yarım su bardağı kadar portakal tohumu ve 1 su bardağı kadar suya ihtiyacımız var.
Hazırlanışı: Kekik ve suyu karıştırıp çayını yapın. Bardağa sıcak olarak doldurun ve süzgeç ile portakal tohumlarını içine bırakın demlenmesini bekleyin. Sabahları uyanınca ve akşam yatarken bir bardak için hafta içi her gün bu tedaviyi uygulayın ve 1 haftada şikayetleriniz yarı yarıya azalacaktır.
Vertigo hastalığından pek çok kişi şikayetçi ve siz bu haberimizi sosyal medya hesaplarınızda paylaşarak daha fazla insana faydalı olabilirsiniz.

Parmağınıza 60 saniye bastırın bakın ne oluyor. Görsele tıklayarak foto galerimizi adım adım okuyabilirsiniz
Vertigo hangi yaş aralığında sık görülen bir hastalıktır?
Bir kez daha belirtelim vertigo bir hastalık adı değil, değişik hastalıklarda gördüğümüz denge bozukluğu ile kendini gösteren bir belirtidir. Her yaş grubunda görülebilir. Vertigonun en sık görüldüğü hastalıklardan biri olan olan Meniere Hastalığı kadınlarda erkeklere oranla daha sık görüldüğü için vertigo da kadınlarda daha sık görülmektedir. 20 ile 60 yaş arasında herhangi bir dönemde ortaya çıkabilir.

Kaynak: http://www.bayanlarbilir.com

Posted in Bitki Alemi. Comments Off on Bir Bardak Çayını İçerek Vertigoya Son Verin…

EN ETKİLİ AĞRI KESİCİDEN BİLE ETKİLİ : KUŞBURNU ÇAYI ve FAYDALARI

rosehip-tea-against-autumn-colds

LİMONA GÖRE TAM 60 KAT C VİTAMİNİ İÇERİR. ÇOK İYİ BİR AĞRI KESİCİ, YAŞLANMA GECİKTİRİCİ, YORGUNLUK GİDERİCİDİR…

Bilimsel araştırmalar kurşburnu bitkisinin çok güçlü bir antioksidan olduğunu tespit etmiştir. Bu nedenle herkes için tavsiye edilen şifalı bir bitkidir.

Üstelik lezzeti de oldukça güzeldir. Özellikle çayı sıcak ve soğuk olarak tüketilebilir.

Kan dolaşımını hızlandırır ve kanı zararlı maddelerden arındırarak temizler. Kanda ki şeker oranını dengeler. Bu nedenle şeker hastalarının düzenli olarak tüketmesi tavsiye edilmektedir.

Kuşburnu çayı yaşlanmayı geciktirir. Limondan tam 60 kat daha fazla C vitamini içerir. Tam bir C vitamini deposudur.

Kuşburunun saymakla bitmez diğer faydaları :

Stresin azaltır. Bu konuda çok etkili olduğu bilinmektedir. Vücudun yaşlanmasını geciktirir, Dokulardaki sertleşmelerde ve kemik erimesine karşı tedavide çok başarılıdır.

Grip, sekresyonun azaltılmasında, solunum yolları enfeksiyonunda ve öksürük tedavisinde kullanılıur.

Genel enfeksiyonlar, kabızlık, safra kesesi, böbrek ve mesane rahatsızlıklarında şifa kaynağıdır.

Bağırsak hastalıklarında ve ishalin önlenmesinde kullanılır.

Safra kesesi taşlarının önlenmesinde etkilidir. Ayrıca karaciğer iltihabını önler, var olanı temizleme de fayda sağlar.

Gözleri kuvvetlendirir.  Gece körlüğünü önlemede (göz banyosu şeklinde) çok etkilidir.

Romatizmada ve bulaşıcı hastalıkların tedavisinde faydalıdır.  Kemik kırılmalarında, raşitizmde, vücudun bağ dokularını güçlendirmede mutlaka içilmelidir.

Ateş, genel yorgunluk sırasında ve immün sistemin güçlendirilmesinde etkilidir.

Kavrama yeteneği ve beyin fonksiyonlarını güçlendirmede etkilidir. Bu yüzden bolca tüketilmelidir.

Bu önemli bilgi ve yöntemlerden daha fazla kişinin faydalanması için, beğenip, paylaşmayı unutmayın lütfen… k

Kaynk: hayat mutfakta

4 Bademi Bir Gece Suda Bekletin Ve Ertesi Sabah Yiyin

4badem

Suda bekletilmiş bademler gerçek birer doğal mucizedir. E vitamini, magnezyum, çinko, kalsiyum ve omage 3 gibi vitaminler ve mineraller açısından oldukça zengindir.
Ayrıca kabukları da filizlenmeyi önleyen bir enzim durdurucu içerir böylece bademler suda beklerken filizlenmeden yeteri kadar suyu çekebilirler. Su da bu enzimi aktif hale getiriyor.
Vücut ıslatılmış bademi kolayca hazmeder ve besin değerlerini emer. Badem yemenin diğer faydaları da şunlardır:
Enerji verir
Her gün bir avuç badem yemek enerji verir. İçerdiği bakır, manganez ve riboflavin de metabolizmayı hızlandırır.
Kan basıncını düzenler
Potasyum etkili bir şekilde kan basıncını düzenler. Sodyumu düşük olduğu için de tansiyon iniş çıkışlarını düzenlemeye yardımcı olur.
Kalbi güçlendirir

Suda bekletilmiş badem kalbe iyi gelen potasyum, tekli doymamış yağ ve protein açısından zengindir. Buna ek olarak suda bekletilmiş bademler damarlara zarar veren iltihaplanmayı azaltır. E vitamini kalp rahatsızlıkları riskini düşürür ve magnezyum da ani kalp krizlerini engeller.
Kolestrolü düzenler
E vitamini ve kalsiyum kolestrol seviyelerini kontrol altında tutar.

Kemikleri güçlendirir
Bademin içerdiği bileşenler kemikleri ve dişleri güçlendirir ve osteoporozu önlemeye yardımcı olur.
Beyne iyi gelir
Badem beyin fonksiyonlarını geliştiren besinlerle doludur. Riboflavin ve L-karnitin beyin aktivitesini geliştirir ve Alzheimer riskini azaltır.
Kanseri önler
Badem vücutta zararlı maddelerin birikmesine engel olur ve kolon vasıtasıyla yiyeceklerin vücuttan atılmasını sağlayarak kolon kanserini önlemeye yardımcı olur.

kaynak: https://hayatbilgileri.com/hayat-bilgileri/4-bademi-bir-gece-suda-bekletin-ertesi-sabah-yiyin/

BURÇLAR VE TAŞLAR

18739656_366324310436641_4346375443681031166_n[1]
(Lütfen yükselenler ile inceleyin)
KOÇ burcu: Bu burç Akik, Ametist, Hematit, Sitrin, Yakut, Akuamarin, Magnezit ve Zümrüt taşlarıyla özdeşleşmektedir. Bu taşların anlamları ise şu şekildedir.
AKİK: Akik taşı taşıyan kişilerde öz güveni yüksek tutup tehlikeden korur. Ayrıca metabolizmayı da daha iyi çalıştırdığı bilinmektedir.
ZÜMRÜT: Kişiye huzur, denge ve de sakinlik hissi verir. Ayrıca sevgiyi derin ve güçlü hissettirmeyi sağlamaktadır.
AMETİST: Aşk taşıdır. Pozitif enerji yayarak strese bağlı hastalıklardan korur.
MAGNEZİT: İç huzur verir, kişinin yaratıcı fikirlerle kendini geliştirmesinde yardımcı olmak anlamına gelmektedir.
HEMATİT: Hastalıktan daha çabuk çıkmanızı sağlar, enerji ve güç verir.
AKUAMARİN: Ruhumuzu dinlendirir ve yaratıcılığımızı da ortaya çıkarır.
SİTRİN: Güç ve güven vericidir. Ayrıca dolaşım sistemini hızlandırmaktadır.
YAKUT: Yaşam enerjisi veren yakut mutluluk duygularımızı da üst seviyede yaşatır.
BOĞA: (22 Haziran-21 Mayıs)
BOĞA burcu: Bu burç ise Türkuaz, Akik ve Zümrüt taşlarından oluşmaktadır.
Turkuaz: negatif enerjiyi atmanıza ve pozitif enerjiyi vücuda almanıza yardımcı olur. Kişinin bedenini güçlendirir.
ZÜMRÜT: Zümrüt taşı Boğa burcu için huzur ve sakinlik taşı olarak adlandırılmaktadır.
AKİK: Cesaret verici, korku engelleyici özelliğe sahip olan bu taş, ayrıca metabolizmanın da düzgün çalışmasını sağlamaktadır.
İKİZLER: (22 Mayıs-21 Haziran)
İKİZLER burcu: Akik, Zümrüt, Yeşim, Obsityen, Aytaşı ve Turkuazdır.
AKİK: Özellikleri içinde koruma, korkuyu engelleme bulunmaktadır.
ZÜMRÜT: Sevgiyi derinlerde güçlü yaşamaya yardımcı olur. Bu taşta diğer taşlar gibi huzur ve sakinlik vermektedir.
YEŞİM: Mutluluğu ve huzuru simgeler. Adet sancısı çeken kadınlara iyi geldiği bilinmektedir.
OBSİTYEN: Kaygıları azalttığı gibi sindirim sistemine yardımcı olur.
AYTAŞI: Duygusal sorun yaşayanlar da dengeyi sağlar.
TURKUAZ: Negatif enerjiyi atıp pozitif enerjiyi yükler.
YENGEÇ: (22 Haziran-21 Temmuz)
YENGEÇ: Akik, Ametist ve Kuvars taşların özelliklerini taşımaktadır.
AKİK: Akik yengeç burcunda da korkuyu engeller kişiye öz güven kazandırır.
AMETİST: Uyumsuzlukları ortadan kaldıran bu taş Meditasyona da enerji verir.
KUVARS: Kişiye özel enerjiyi depolar ve duygularınızı dengede tutmada yardımcı olur.
ASLAN: (22 Temmuz-21 Ağustos)
ASLAN: bu burcun uğurlu sayılan taşları Kuvars, Kehribar, Akik, Sitrin, Topaz ve Ametist’tir.
Kuvars: Ağrıları dindirir.
Kehribar: Kolye olarak kullanıldığı zaman boğaz, burun bölgesindeki enfeksiyonları tedavi etmeye yarar.
Akik: Kişinin sosyalleşmesine yardımcı olduğu gibi cesaret vererek bedeni güçlendirir.
Sitrin: Kişinin enerjisini ortaya çıkarır, canlılık verir, kıskançlık sorunlarını ortadan kaldırır ve gözede iyi geldiği bilinmektedir.
Topaz: Sinir ve stresi iyi gelir. Uyku problemleri ne ve zihni güçlendirme özelliğine de sahiptir.
Ametist: Vücuttaki elektriği atar, kanı temizleme özelliğine sahip ve ağrı kesici etkisi bulunmaktadır.
BAŞAK: (22 Ağustos-21 Eylül)
BAŞAK: Topaz, Akik, Sitrin, Ametist, Kaplan gözü, Türkuaz, Yeşim ve opsidyen taşlarının özelliğini taşımaktadır.
Akik: Metabolizmanın çalışmasına yardımcı olan akik, kişiyi korkularından ve tehlikelerden korur.
Sitrin: Nazardan ve kazalardan uzat tutma da kullanılır.
Ametist: Bu taş bedendeki bir çok kas ağrılarına ve eklem ağrılarına iyi gelir, bedeni dinç tutar.
Kaplan Gözü: Sinüzit ve migren ağrılarına iyi gelen bu taş ayrıca kalp rahatsızlıklarında da fayda sağlamaktadır.
Turkuaz: Kişinin kendine olan cesaretini güçlendirmesini sağlar. Boğaz ağrılarına ve öksürüğe iyi gelir.
Yeşim: Göz için faydalı olan bu taş, ruh sağlığı içinde şifadır.
Opsidyen: Zihni karışıklıklardan kurtarır.
TERAZİ: (22 Eylül-21 Ekim)
Terazi: Yeşim, Akik, Akuamarin, Türkuaz, Pembe kuvars, Mercan ve Lapis lazuli bu taşların özelliğini taşır.
AKREP: (22 Ekim-22 Kasım)
Akrep burcu ise: Mercan, Ametist, Kaplan gözü, Pembe kuvars, Lal ve Obsidyen’den oluşmaktadır.
YAY: (23 Kasım-21 Aralık)
Yay: taşları Lapis Lazuli, Akik, Topaz, Ametist olarak belirlenmiştir.
OĞLAK: (22 Aralık-21 Ocak)
Oğlak: Yakut, Akik, Kehribar, Ametist ve Kaplan gözüdür.
KOVA: (22 Ocak-21 Şubat)
Kova: Burcundada Akik, Kuvars, Ametist ve lal taşları yer almaktadır.
Lal Taşi:
ticaret hayatında başarılı olmamızı sağlar. Hafızamızı kuvvetlendirir ve geçmişi hatırlamamızı sağlar. Hayal gücümüzü geliştirir ve buna bağlı olarak kişinin yeni şeyler keşfetmesine yardımcı olur. Karabasanlardan kurtulmamızı sağlar.Lal taşının verdiği enerji damarlar için faydalıdır. Kristal kuvarsla birlikte kullanılması lal taşının etkisini arttırır. Bedensel zayıflığa karşı ve acımasızlık duygusuna karşı iyi geldiği bilinmektedir. Akciğer ve kalp rahatsızlıklarına iyi geldiği tespit edilmiştir. Bulaşıcı rahatsızlıkların tedavisinde etkilidir. Hormonsal dengeleyicidir. Üreme gücünü arttırıcı etkileri bilinmektedir. Belimizdeki ağrıların tedavisinde kullanılan bir taştır. Heyecanı yatıştırır.
BALIK: (22 Şubat-21 Mart)
Balık: Balık burcu’da diğer burçlar gibi Ametist, Pembe Kuvars, Mercan ve aytaşı taşlarının özelliklerini taşımaktadır. Ayrıca Mercan kişiye yaşam enerjisi sağlamaktadır

asuman büyükspy

Sonunda delikanlı kitaplarına dönmüş, kendinden asla veremeyeceği şeyler talep etmeyen kitaplarına.’

The spy[1]

‘Bir delikanlı sevdiği kızı dansa davet etmek istemiş ama kız ancak kırmızı bir gül getirirse kabul edeceğini söylemiş.Ne tuhaftır ki delikanlının yaşadığı yerde, güller ya sarı ya beyazmış. İkisi arasındaki konuşmayı bülbül duymuş. Delikanlının üzüldüğünü görünce zavallıya yardım etmeye karar vermiş. Önce güzel bir şarkı söylemeyi düşünmüş ama bunun delikanlıyı daha fazla üzebileceğine karar vermiş; yalnızlığı yetmezmiş gibi şarkı yüzünden kasvete de kapılabilirmiş. O sırada oradan geçen bir kelebek ne olduğunu sormuş  ‘Delikanlı aşk  acısı çekiyor. Kırmızı bir gül bulması lazım.’ ‘Aşk yüzünden açı çekmek ne saçma,’demiş kelebek. Ama bülbül delikanlıya yardım etmeye kararlıymış. Koca bir bahçenin ortasında bir gül ağacı varmış ve beyaz güllerle doluymuş. ‘Bana kırmızı bir gül verin, lütfen’ Ama gül ağacı bunun imkansız olduğunu, eskiden kırmızı olan gülleri beyaza dönüşmüş başka bir gül ağacını aramasını söylemiş. Böylece bülbül söyleneni yapıp aramaya koyulmuş.Uzaklara uçmuş ve aradığı yaşlı gül ağacını bulmuş.’Kırmızı bir çiçek lazım bana,’demiş. ‘Ben artık çok yaşlandım,’diye karşılık vermiş gül ağacı.’Kışlar damarlarımı dondurdu, güneş yapraklarımı soldurdu.’ ‘Bir tanecik gül,’diye yalvarmış bülbül.’Elbet vardır bir yolu!’ ‘Yolu olmasına var ama öyle fena ki söylemeye bile korkarım.’ ‘Benim korkum yok.Kırmızı bir gülü nerden bulabilirim, söyleyin bana.Bir tanecik kırmızı gül.’ ‘Gece buraya dönüp bülbüllerin bildiği en güzel ezgiyi şakımalısın bana, ardından da göğsünü dikenlerimden birine bastırmalısın.Böylece kanın özsuyuma karışacak ve gülü kırmızaya boyayacak.’ Gece olunca bülbül söyleneni yapmış, yaşamını aşk uğruna feda etmeye hazırmış.Ay doğar doğmaz bülbül göğsünü gül ağacının dikenine bastırıp şakımaya başlamış.Birbirlerine aşık olan bir erkekle bir kadının şarkısıyla başlamış.Ardından aşkın her türlü fedakarlığa değdiğini anlatan bir şarkı söylemiş.Ay gökyüzünü boydan boya geçerken, bülbül şakımayı sürdürmekte ve gül ağacının en güzel gülü bülbülün kanıyla kırmızıya dönüşmekteymiş. ‘Daha hızlı şakı.’demiş gül ağacı.’Birazdan güneş doğacak.’ Bülbül göğsünü daha da hızlı bastırınca diken doğruca kalbine batmış. Yine de şakımayı kesmemiş, gül kıpkırmızı oluncaya kadar şakımış. Yorgunluktan bitkin, ölmek üzere olduğunu bilse de gelmiş geçmiş en güzel gülü dalından koparıp delikanlıya götürmüş. Penceresine konup çiçeği bırakmış ve oracıkta ölmüş. Delikanlı tıkırtıyı duymuş ve pencereyi açınca en çok hayalini kurduğu şeyi karşısında görmüş.Güneş doğmaktaymış; gülü alıp koşa koşa sevdiği kızın evinin yolunu tutmuş. ‘İşte benden istediğini getirdim,’ demiş, kan ter içinde ama sevinçliymiş. ‘İstediğim böyle bir gül değildi ki,’ demiş kız. ’Bu gül aşırı büyük, elbisemle de uyuşmayacak. Zaten bu akşamki dansa başka birinin davetini kabul ettim bile.’ Delikanlı hayal kırıklığı içinde kızın yanından ayrılmış, gülü yolun kenarına atmış ve atar atmaz üstünden bir at arabasının tekerlekleri geçmiş .Sonunda delikanlı kitaplarına dönmüş, kendinden asla veremeyeceği şeyler talep etmeyen kitaplarına.’
Coelho Casus Ktabından…

50’den Sonra Hayat…Yaşam Tarzınızı Değiştirmek İçin 10 Öneri

590193eb67b0a9235c57adba

 

Hepimizin bir dönem motivasyonunu kaybettiği ve hayatı konusunda umutsuzluğa kapıldığı bir dönem olmuştur. Özellikle bizim yaşımızda daha sık rastlanan bir durum bu…
Oysa hayatınızın kontrolünü elinize almak ve doğru bir yaşam tarzı benimsemek hiç de zor değil. Hayattan zevk almanın yolu hayatınızı zenginleştirmek ve kendinize yapıcı hedefler belirlemekten geçiyor. İşte hayattan zevk almanızı sağlayacak tavsiyeler:

1. Yaptığınız şeyleri sevin veya sevdiğiniz şeyleri yapın
Eski bir söz olmasına rağmen hayattan zevk almanın temel yolu sevdiğiniz şeyi yapmaktan geçiyor. Sevdiğiniz bir işi yaparak kendinizi çok daha mutlu ve motivasyonu yüksek bir birey haline getirebilirsiniz. İşinizle fark yaratmak ve başarılı olmak ancak sevdiğiniz işi yapmakla mümkün.

2. Hayal kurmayı ihmal etmeyin
Hayal kurmak ruhunuzu beslenmenin ve tazelemenin yollarından biri. Hayal kurarak onları gerçekleştirmeye çalışmak sizi dinç tutar ve yaşama bağlar.
3. Sağlıklı beslenin
Sağlıklı beslenmek sağlıklı zihin yapısı ve sağlıklı bir bedene sahip olmanızı sağlar. Sağlıklı beslenmeye başlayarak kendinizi çok daha enerjik hissedebilirsiniz.

4. Kendinizi aşmaya çalışın
Kendinize her zaman daha uzak hedefler koymaya çalışın. Kendini geliştirmenin ve ilerlemenin yolu her zaman gözünü daha yukarılara dikmektir.
5. Evcil hayvan besleyin
Evcil hayvan beslemek uzmanlara göre insanı rahatlatıyor ve kötü enerjileri yok ediyor. Sokak hayvanlarını sahiplenmek ise yapılabilecek en doğru hareketlerden biri. Evcil hayvanlar stresi azaltmasının yanında sorumluluk sahibi olmayı da sağlıyor.

6. Hiçbir işi yarım bırakmayın
Başladığınız her işi bitirmeye çalışın. Vazgeçmemek ve her ne koşulda olursa olsun devam etmek sizi daha güçlü bir insan yapar.
7. Seyahat edin
Seyahat etmek sizi geliştirir ve yeni deneyimler edinmenize katkıda bulunur. Yılda bir veya iki defa hiç görmediğiniz yerleri görmeye çalışın ve anılarınızı ölümsüzleştirin.

8. Bir hobi edinin
Şarap yapmayı öğrenmek veya dalmak gibi farklı hobiler edinerek sınırlarınızın dışına çıkmaya çalışın. Böylece hayata daha farklı bir bakış açısı ile bakma fırsatı yakalayabilirsiniz.
9. Zararlı alışkanlıklar konusunda detoks yapın
Zararlı alışkanlıklarınız konusunda kendinize detoks uygulayın. Sigara veya alkol kullanmayarak bir dönem yaşamaya çalışın ve kendinizi nasıl hissettiğinize bakın. Kendinizi daha hafiflemiş, temizlenmiş ve canlı hissettiğiniz zaman kötü alışkanlıklarınızı daha kolay bırakabilirsiniz.

10. Sporu hayatınıza adapte edin
Sporun dönüştürücü gücünden yararlanın. Daha önce denemediğiniz bir spora yönelin. Bisiklete binmek veya yoga yapmak arasında seçim sizin.

Kaynak:Hürriyet Gazetesi

Bekâr Bir İnsansanız Okudukça ‘Yuh Artık Beni Anlatmış!’ Diyeceğiniz 14 Psikolojik Gerçek

s-4f0dc3797c0883db228d83ba6eecc215fd38bdeb[1]

 

Günümüzde insanların yalnız insanlara içten içe acıdığını görürüz hep. Oysaki sanılanın aksine yalnızlık çoğu zaman bir tercihtir.
İşte karşınızda yalnız insanların neden bu durumu tercih ettiklerini açıklayabileceğini düşündüğümüz 12 gerçek:

1. Yalnız olmayı tercih eden insanlar hayatlarını en iyi ve anlamlı şekilde yaşadıklarına inanırlar.

Bu nedenle birilerine ihtiyaç duymazlar.
2. İnsanların evliyken daha mutlu, daha sağlıklı ve daha sosyal olduğu iddiası fazlasıyla abartılı ve asılsızdır.

British Sociological Association tarafından yapılan bir araştırmada 22.000 evli ve bekâr kadının mutluluk oranları ölçüldü. Amerika, Bulgaristan, Brezilya ve Meksika gibi geleneksel evlilik anlayışının yaygın olduğu ülkelerde yapılan bu araştırmada evli kadınların daha mutsuz olduğu sonucuna ulaşıldı. Bu durum da evli insanlar daha mutludur! gibi ifadelerin abartılı olduğunu kanıtlamış oldu.
3.  yalnız insanların depresif ve özgüvensiz olduğu iddiası da…

4. Evli insanlar kendi dünyalarında yaşarken, yalnız insanlar daha dışa dönük ve insanlarla iletişim halinde olmaya eğilimlidirler.

5. Yalnız insanlar, evlilik meraklısı insanların kendilerine yapmış oldukları baskıyı umursamazlar.

Çünkü onlar hayatta evlilikten çok daha önemli şeylerin olduğunun farkındadırlar.
6. Bilim insanları çoğunlukla evlilik ve evli insanlar üzerine araştırma yapmaktadırlar.

Yalnız insanları ise sadece örnekleme grubu olarak kullanmaktadırlar.
7. Yalnız insanlar, yalnızlığın ve özgür olmanın tadını çıkarırlar.

8. Yalnız insanlar ilişkide olmanın ve aşkın önemini daha çok benimserler.

Uzun süre boyunca yalnız kalan insanlar birilerine değer verdiklerinde onları mutlu etmeyi iyi bilirler.

9. Yalnız insanların kendi kendilerine yetebilme özellikleri gelişmiştir.

Hatta bazen yalnızlığa alışmaya çalışan yeni boşanmış veya dul kalan insanların hayattaki deneyimleri çok fazla olsa bile, bu konuda bekâr insanlardan öğrenebilecekleri çok şey vardır.
10. Yalnız insanlar yardımlaşmaya daha yatkındırlar.

Özellikle çocuklara ve yaşlılara…
11. Özgürlüklerine düşkün olan yalnız insanları tutkuları peşinden giderken kimse alıkoyamaz.

12. Yalnız yaşamayı tercih eden insanlar kişisel gelişimlerine daha çok önem verirler.

Kaynak: listeliste

Auralarımızla, Birbirimizi, Çevremizi, Yediklerimizi-İçtiklerimizi, Eşyalarımızı, Başımıza Gelen Olayları Etkiler, Yön Verir Ve Onları Yeniden Yapılandırırız.

18813497_10155355733680818_4798503963052398704_n[2]

 

Auralarımızla, Birbirimizi, Çevremizi, Yediklerimizi-İçtiklerimizi, Eşyalarımızı, Başımıza Gelen Olayları Etkiler, Yön Verir Ve Onları Yeniden Yapılandırırız.
Herşey ve herkes birbirine görünmez iplerle bağlıdır. Kendini, ruhunu,bilincini,bedenini sağaltan çevresini de iyileştirir.🍀
BİLGİ :
İnsanların vucudunu çevreleyen elektromanyetik alana AURA denir. Aura enerji alanı temel olarak beden, zihin ve ruh arasında bağlantıyı sağlar.
Auralar diğer alanlarla etkileşim halindedir.
Her temas bir enerji değişimidir.
Evrensel enerjiyi vucüdumuza alarak yaşamımızı idame ettirmemizi sağlayan çakralar aurada bulunur.
Aura vücudun çevresini sarmış bir kalkan vazifesi yapar.
Eğer sağlam ve güçlü bir auramız varsa bize dışarıdan bir hastalığın yada negatif etkinin gelmesi düşünülemez. Ancak auramız zayıflamış veya yırtılmış ise negatif enerjilere ve hastalıklara açık halle geliriz.
Biz diğerlerinin auralarını farkederiz, hissederiz.
Onları görmeyi öğrenebiliriz.
Atomik yapısı olan her şeyin aurası vardır
Elektronlar ve protonlar elektromanyetik alan yayarlar.
Yaşayan nesneler auralarını çok çabuk değiştirebilirler
Taş gibi nesnelerin aurası daha durağandır.
İnce ve hafif titreşimlerden oluşmuştur.
Aura insan enerji bedeni olarak da bilinir.
Gün boyunca her an değişebilir.
Ne yaptığınıza bağlıdır.
Değişik renklerdedir.Renklerin farklı anlamları vardır.Yorumlamak zordur
Aura iyileştiricileri önsezilerini kullanırlar. Çocuklar 16 yaşına kadar anneleri ile auralarını paylaşırlar
Güçlü bir auraya sahip olan kişiye dışarıdan negatif enerjiler etki edemez, hastalıklara daha dayanıklıdır, ikna gücü daha gelişmiştir, çevresine huzur ve canlılık duyguları verir.
AURA’ NIN KATMANLARI
Aura 4 katmandan oluşmaktadır.Bu katmanların herbirinin kendine özgü işlevleri vardır.
1.ETERİK BEDEN: Şekil olarak fiziksel bedene benzer.Çakralar bu alanda bulunur ve auranın üst katmanlarından gelen enerjileri bedene alma işlevi yaparlar.Temel işlevi fiziksel bedenin sağlıklı kalmasını sağlamaktır.
2.DUYGUSAL BEDEN: Eterik bedenin üstünde bulunan ve sıvımsı yapıya sahip olan bir katmandır. Gökkuşağının tüm renklerini barındıran duygusal bedenin o anki rengi kişinin duygusal durumuna göre değişir. Zihinsel bedenden gelen üst düzey enerjiler duygusal bedene ulaşır ve burada bir değişimden geçerek Eterik bedene iletilir.
3.ZİHİNSEL BEDEN: Duygu bedeninin bitiminde başlar ve ruhsal bedene kadar uzanır. Genelde rengi sarıdır. Fikirlerimizin yapısını barındırır ve düşünce formları bu bedende görülebilir. Hastalıklarımızın büyük bir çoğunluğu zihinsel bedenimizden kaynaklanmaktadır. Tüm hastalıkların zihinsel nedenlerinin olduğu artık bir çok araştırmacı tarafından ortaya konmuştur.
4.RUHSAL BEDEN: Ruhsal beden kişinin bütün ile bağlantısını simgeler. Bütünle bağlantısı güçlü olan bir insanın ruhsal bedeni sağlıklı olacak ve evrensel enerjiyi en iyi şekilde alarak diğer katmanlara ulaştıracaktır. Bu evrensel enerji zihinsel katmanda bir değişimden geçerek, duygusal katmanda daha farklı bir yapıya bürünecek ve en son eterik bedenden chakralar vasıtasıyla fiziksel bedene geçerek kişinin yaşam enerjisi haline gelecektir. Ancak bunun için öncelikle ruhsal bedenin sağlıklı olması gerekmektedir.
ZAYIF AURA NASILDIR ?
*Açıklanamayan sürekli yorgunluk hali
*Tehdit edici korkutucu kabuslar
*İyi görünmediğiniz küçük hastalıklar
*Açıklanamayan stress
*Açıklanamayan kötü gidiş ve kötü şans
*Bilinmeyen nedenlerle depresyon
*Sürekli sinirli olma hali
*Düşük kalite enerji birikimi
*Hortumla çekiliyormuş hissi
*Tuhaf yada çıldırmış gibi hissetme
*Enerji vampirleri
*Tartışmalar, çatışmalar
Auralar tükenebilir, zayıflar, kirlenir, bulanıklaşırlar.

AURAYI NELER ZAYIFLATIR ?
1. Temelinde korku olan sevgiden uzak her türlü düşünce
2. Ağır yiyecekler, zayıf diyet
3. Egzersiz yapmama
4. Kirli hava
5. Az dinlenme ya da uyku
6. Stres, duygusal travmalar
7. Alkol, sigara, uyuşturucu ilaçlar
9. Zihinsel karmaşa
10. Kötü alışkanlıklar,
11. Yakışıksız fiziksel aktiviteler
12. Elektromagnetik kirlilik
13. Jeopatik bozukluklar
14. Seremoniyle yapılan negatif enerjiler
Jeopatik stres hastalıklara neden olur.
Dünyanın elektromagnetik dalgaları auramızı etkiler.
AURAYI NELER GÜÇLENDİRİR?
*Herşeyi koşulsuz sevmek
*Günışığı, ayışığı
*Spor, yağmur altında yürüyüş
*Temiz hava
*Doğru nefes alma
*Daha sık az hafif yemek yemek
*Kepek, hububat, meyva ve sebze elyafı gibi yemekler
*Bol temiz su
*Meditasyon
*Hayalinde canlandırma eksersizleri
*Her şeyde denge, İyi uyku
*Stresten sakınma, kargaşa, endişe, korku, şüphe den kaçınmak
*Fiziksel sömürüde bulunanlardan sakınmak
*Hoşa giden sakinleştirici Müzik
*Güzel koku, tütsü
*Sıcak bir duş
*Bitkisel çaylar
*Kuartz kristaller
*Kozmik enerji, Reiki …
*Büyük bir ağaca sarılmak (Söğüt başağrısına iyi gelir,Çam ağacı suçluluk hissine iyi gelir)
*Evcil hayvanların pozitif etkileri tansiyonda denge sağlar.

Yeniay Ve Takip Eden Bir Hafta Boyunca Yapabileceğiniz Çok Etkilği Bir Rütiel…

15623740_409603979431049_1609618670114308096_n[1]

 

Yeniay dileğim :))
Yeniayın destekleyici gücünün mükemmel etkisinin hayatıma yansımasını istiyorum!
Yüce Allah’ım, lütfen egomu benden uzak tut, lütfen düşüncelerimi güzelleştir, ışığınla hayatımı aydınlat!
Ve deriiiiiin bir nefes alıp başlıyoruz 🙂 Yeniayın büyüyen enerjisiyle birlikte hayatımda olan ………(boşluğu kendinize göre doldurun, hayatınızda olan ve daha da çok olmasını istediklerinizi yazın; duygu, düşünce, maddi manevi ne varsa) artmasına ve hayatıma …………(şu an için çok istediğiniz ama hayatınızda olmayan; duygu, düşünce, maddi manevi her ne varsa olması için yazın) girmesine niyet ediyorum!
Şu anda aklıma gelmeyen ama yaşadığım zaman beni mutlu, huzurlu, keyifli, sağlıklı, başarılı kılacak tüm güzelliklerin de hayatıma kolayca ve sevgiyle girmesine niyet ediyorum!
Artık biliyorum ki; ben son derece sağlıklıyım! Hayatımı mutlulukla, huzurla dolu geçiriyorum!Sevdigim insanla, ailemle, sevdiklerimle, arkadaşlarımla bu hayatın keyfini çıkarıyorum! Onların mutluluklarıyla hayatım daha da şenleniyor!
Sevgili Allah’ın sevdiği ve sevdirdiği kullarındanım!
Mükemmel başarılarla dolu bir işim, bol bereketim, yaşam amacıma uygun bir hayatim var!
İlahi olanın rehberliğini ve desteğini sevgiyle hissediyorum, akıştayım!
Evrenin sonsuz sınırsız, maddi manevi her türlü bereketi benim için hazır!
Evren hayatımdaki her şeyi istediğim güzelliklere dönüştürüyor! beni hayırlı bir değişim için destekliyor!
İstediğim her şey hayatımda!
Daha fazlası ve niceleri için şükürler olsun! öyle de oldu! Işık sarsın sizi🙏
Sevgiyle…

TOPRAKLANMA, DÜNYA ANAYA BAĞLANMA MEDİTASYONU

18671312_10154957027354262_1882009635030134840_n[1]

 
Seninle bir çalışma paylaşmak istiyorum. Çok faydalı bir arınma, topraklanma çalışması. Sadece nefeslerle izin vererek kolayca yapabilirsin. Amacımız Dünya Anaya bağlanarak üzerimizdeki yükleri sevgiyle kendisine teslim etmek ve ona hep bağlı kalmak. Dünyaya demirli olduğumuzda yaşamda sağlam, dinç ve dengeli varoluruz.
Hazırsan başlıyoruz…
Koltukta otururken gözlerin kapalı halde derin derin diyafram nefesleri almaya başla. Yani nefeslerle karnını şişir, aşağıya doğru al. Aynı bebeklerin yaptığı gibi… İlk nefesi alırken başının tepesinden başlayan ve omurilik boyunca aşağıya uzanan parlak bir tüp/hortum olduğunu hayal et, ki zaten var. Adı prana tüpü. Yaşam enerjimiz onun içinden akıyor. Sadece bilinçle orada olduğunun farkına var. Hazır olduğunda her nefesle beraber bu tüpün aşağıya, Dünyaya doğru uzamasına izin ver.
Ve niyetlen: “Şimdi Dünya Ana’nın Gaia’nın kalbine bağlanmaya niyet ediyorum.”
Prana tüpü senden, kök çakrandan çıkarak dünyanın merkezine doğru uzuyor, gidiyor. Nefeslerini o parlak tüp dünyanın merkezine ulaşana kadar sürdür ve tüpün ucunu dünyanın merkezine demirlendiğini hisset. Zaten düşündüğün anda olur.
Şimdi çıkmasını istediğin, içsel dengeni bozan sana zarar veren tüm duyguların, düşüncelerin, blokajların, travma kayıtlarının…yani herşeyin tüpün içinden dünyaya aktığını ve arındığını hisset. Zaten hissedersin, gitmesi gerekenlerin çıkışına izin ver. Aksın.. seni terk etsinler.
Ve o tüp mümkünse hep dünyaya bağlı kalsın. Ne gitmesi gerekiyorsa oradan gitsin. Herşeyi gönderdikten sonra bu kez Dünya’nın tertemiz enerjisini o tüpten yukarı doğru çek. Serin bir enerji bu. Bir anne şefkati ve sevgisinin titreşiminde. Tüm alanını doldur bununla.. Dünyaya demirli olduğunda hiçbir şey senin dengeni bozamaz.
Bunu her yerde, her an yapabilirsin. Şifa olsun
Ilker Durmaz

Dünyanın en büyük sorunu, asaletini her geçen gün yitirmesidir. İnsanlığın en büyük sorunu bir türlü asalet kazanamamasıdır.

Cem

cemşen1[1]

 

Bir kez daha yazılarından 🙂
Asaletiniz var mı?
Dünyanın en büyük sorunu, asaletini her geçen gün yitirmesidir. İnsanlığın en büyük sorunu bir türlü asalet kazanamamasıdır. Asaletin olmadığı yerde kötülük vardır, yozlaşma ve bozulma vardır, cehalet vardır ve kan vardır. Asalet kan ile kazanılan bir şey değildir; asalet tavırlarla ve eylemlerle kazanılan bir şeydir. Bu sebeple aristokrasi, asalet demek değildir.
Yıllar boyunca kendime hep aynı soruyu sordum: Tüm insanlığa aslında mutluluğun, barışın ve uyanışın mümkün olduğu nasıl anlatılabilir? Bunun yanıtını bir türlü bulamadım. Bu, yalnızca benim sorum değildi. Bu soru, dünyanın en büyük zihni tarafından da sorulmuş bir soruydu. Buda, aydınlanmaya ulaştıktan 7 hafta sonra, farkına vardığı Hakikat’i, böyle bir görevi olmasa da yalnızca varlıklara duyduğu şefkat sebebiyle öğretmeyi düşündüğünde, insanları değerlendirdikten sonra bunun neredeyse olanaksız olduğunu fark etmişti. İnsanlara öğretmek çok güçtü çünkü bu öğretiyi anlayacak zihinsel olgunluğa sahip değillerdi. Söylentiye göre bunu fark eden ve 23. varoluş boyutunda yaşayan Brahma Sahampati, gökten aşağıya indi ve Buda’ya öğretmesi için rica etti. “Bizler gibi gözünde az toz olanlara, biraz yönlendirilirse görebilecek olanlara öğret,” dedi. Buda bunun üzerine bu konu üzerine düşündüğünde gerçekten de, az sayıda da olsa, gözünde az toz olan, biraz yönlendirme ile Hakikat’i fark edebilecek olan insanların var olduğunu anladı. Kendi kendine, “O halde gözünde az toz olanlara öğreteceğim,” dedi ve öyle de yaptı.
Peki ama bu öğreti yalnızca bir grup seçkine mi öğretilebilir? Buda, “Benim kapalı elim yok,” demişti. Yani, hiçbir şeyi saklamıyorum. Gizli öğreti diye bir şey yok. Her şeyi herkese öğretiyorum demişti. Bununla birlikte Buda, herkesin her şeyi öğrenemeyeceğini biliyordu. Peki ama niçin?
Vampir edebiyatının kraliçesi olan Ann Rice’ın Vampir Günlükleri serisinde, tıpkı birer tanrıyı ya da üstün insanı andıran vampirler, başka vampirler yaratmak için yüzlerce, hatta binlerce yıllık hayatları içinde yalnızca bir iki kişiyi seçerler. Seçtikleri bu insanlar çok özel nitelikleri olan, üstün, güzel ve muhteşem insanlardır. Zaten muhteşem olan bu insanlara ölümsüzlüğü ve vampirlere özgü güçleri hediye ederler. Böyle bir güç ve armağanın herkes için olmadığını düşünürler.
Neredeyse 30 seneye yayılmış öğretmenlik maceramda, yavaş yavaş kalfalık sürecimin ortalarına, belki de sonlarına doğru yaklaşırken, acı bir farkındalıkla anlıyorum ki, herkese öğretmek mümkün değil. Öğrenmek yalnızca ve yalnızca az sayıda seçkin insan, muhteşem insan, asil insan için korunan bir ayrıcalık. Eğer asalet yoksa öğrenme ihtimali de yok. Böyle büyük bir bilgi ve güç, yalnızca asil bir insana geliyor.
Buda, kendi öğretisini 4 Yüce Gerçek ve 8 Basamaklı SOYLU Yol olarak adlandırıyor. Yıllarca Buda’nın niçin yolunu SOYLU diye tanımladığını merak eder dururum. Pek çok şey diyebilecekken bunların arasında özellikle soylu tanımlamasını tercih etmiştir. Bunun sebebi bu yolu yüceltmek midir? Böyle bir yüceltme Buda’nın yapacağı bir şey gibi durmamaktadır. Nitekim zaman içinde anladım ki bu yolu Soylu diye tanımlamasının sebebi bu yolun Soyluların yolu olmasıydı. Buda, Hakikat’e ancak ve ancak asalet aracılığıyla varılabileceğini, asalet olmadan Hakikat’e ulaşılamayacağını biliyordu elbette.
Bozulmuş bir aristokrasiye değil gerçek asalete bakalım birlikte:
Asil bir insanın;
Tembellik yapacağını düşünebilir misiniz?
Disiplinsiz olacağını..?
Cimri olacağını…?
Aptal ya da cahil olacağını…?
Terbiyesiz olacağını…?
Kendi sorumluluğunu almayacağını…?
Suçu başkasına atacağını…?
Soğukkanlılığını yitireceğini…?
Şefkatsiz olacağını…?
Arzularının peşinde oradan oraya sürükleneceğini…?
Öfkesinin oyuncağı olacağını…?
Cahillerle dostluk kuracağını…?
Kıskanç olacağını…?
Bu liste böyle uzar gider. Peki size başka bir soru sormama izin verin:
Kim daha mutlu olabilir? Kim dünyayı daha mutlu bir yere dönüştürebilir? Kim güce sahip olmalıdır? Kim Hakikat’i kavrayabilir?
Asalete sahip bir zihin mi ona sahip olmayan bir zihin mi?
Tembel mi çalışkan mı?
Disiplinli bir insan mı disiplinsiz bir insan mı?
Cimri mi cömert mi?
Aptal mı bilge mi?
Terbiyesiz mi, saygılı mı?
Sorumluluk sahibi olmayan mı sorumluluk sahibi olan mı?
Suçlayan mı yoksa anlayan mı?
Soğukkanlı mı kolayca panikleyen mi?
Şefkatli mi acımasız mı?
Arzularının peşinde koşan mı yoksa onları yöneten mi?
Öfkesinin oyuncağı olan mı yoksa onu dizginleyebilen mi?
Cahil mi bilgili mi?
Kıskanç mı yoksa başkalarının başarısına sevinen mi?
Hangisi?
İşte bunu fark eden Buda, öğretisine 4 Yüce Gerçek ve 8 Basamaklı Soylu Yol ile değil ilk olarak asaletin öğrenilmesini sağlayan teknikleri ve Orta Yol’u öğreterek başlamıştır. Büyük Taocu bilge Lao Tzu, Tao’nun önüne De’yi yani erdemi koymuştur. Günümüzde insanlar henüz asalet geliştirmeden güce ulaşmaya kalkışırlar. Bu sebeple de asla bir şey öğrenemezler.
Bunu bilen gerçek öğretmenler cehaletinde direnenlere bir şey anlatmaktansa susarlar.
Gerçek iyilik hâli denebilecek olan bereket, mutluluk, bilgelik, barış gibi niteliklere mi ulaşmak istiyorsunuz? O zaman asalet üzerinde çalışın. Sizi tüm hayatımla temin ederim ki geri kalanlar size gelecek. Cem Şen

Vücut Su Kıtlığı Çektiğinde Hangi Organlar Zarar Görür…

18199149_1006760982792656_6501683768033896766_n[1]

 

Vücut su kıtlığı çektiğinde kandaki suyu kullanırsa, yüksek tansiyon
hastalığına yakalanırız.
* Vücut su kıtlığı çektiğinde omurlardaki suyu kullanırsa, bel ve
boyun fıtığı hastalığına yakalanırız.
* Vücut su kıtlığı çektiğinde kemiklerdeki suyu kullanırsa, gut –
artrit gibi romatizmal hastalıklara yakalanırız.
* Vücut su kıtlığı çektiğinde akciğerdeki suyu kullanırsa, astım
hastalığına yakalanırız.
* Vücut su kıtlığı çektiğinde pankreastaki suyu kullanırsa, şeker
hastalığına yakalanırız.
* Vücut su kıtlığı çektiğinde midedeki suyu kullanırsa, ülser
hastalığına yakalanırız.
* Bağırsaklarda su eksilirse, kabızlık meydana gelir ve kolon kanseri
olma tehlikesi yaşarız.
* Hücrenin su eksikliği çok artarsa, beynimiz hücreye oksijen
göndermeyi keser. Oksijen kesilmesi sonucunda da hücre kanserleşme
sürecine girer !

Birinin bize aynalık yapması ne demektir?

hwaml.com_1291487107_536[1]

 

 

Ayna Çalışması
Bir kişiye kızdığımız ya da bir olaya üzüldüğümüz zaman, burada kendi içimize dönüp aramamız gereken üç şey vardır.
1. Bu olay, negatif bir bilinçaltı kaydımı değiştirmem gerektiğini mi haber veriyor?
2. Bu olay ya da kişi, hangi korkumun düğmesine basıyor?
3. Bu kişi bana aynalık mı yapıyor?
Birinin bize aynalık yapması ne demektir?
Birinin bize aynalık yapması demek, bize kabul etmediğimiz ve kimse fark etmesin diye büyük bir gayretle kendimizden bile sakladığımız yönlerimizi göstermesi demektir
Birine bir sıfat söylüyorsanız, örneğin kıskanç diyorsanız, siz nerede, ne zaman ve nasıl kıskançlık yaptığınızı bulup bu huyunuzla yüzleşmeniz gerekebilir.
Elinize bir kağıt kalem alın. Bütün yakınlarınızın ve birlikte çok vakit geçirdiğiniz kişilerin ismini alt alta yazın. Anne, baba, eş, çocuk, kardeş, çok sık görüştüğünüz yakın dostlar. Şimdi de her bir ismin yanın onların beğenmediğiniz yönlerini yazın. Sonra da bunları bir bir nerede, ne zaman ve nasıl yaptığınızı bulun. Kimin hakkında ne dediyseniz, kendinizde bulabilirsiniz.
“Niye etrafımda bu tip insan dolu?” diye soruyorsanız. Biliniz ki o tip insan sizsiniz ama bunu kabul etmiyor, içinizde bir yerlerde böyle olduğunuz için kızıyor ve değilmiş gibi davranıyorsunuz. Sizinle aynı enerjide olan insanları etrafınıza çekersiniz. Siz onlara, onlar size aynalık yaparsınız. Siz enerjinizi çözdüğünüz zaman, ya hayatınızdan çıkacaklar ya da size karşı davranışları değişecektir. Onlar değişmeyecekler, diğer kişilere yine eskisi gibi davranacaklar, ama size karşı davranışları değişecektir. Siz enerjilerinizi değiştirdiğiniz zaman karşınızdaki kişilerin size karşı olan davranışlarını da değiştirmiş olursunuz. Sizden giden mesaj değiştiğinde, karşıdan yansıyıp size dönen mesaj da değişmiştir
Yalancı, bencil, nabza göre şerbet veren, iki yüzlü, saldırgan, öfkeli, hazır cevap gibi sıfatları karşımızdaki insanlar için kullanırız…. Bunların hepsini nerelerde, nasıl yaptığımızı bulmamız gerekiyor. Gerçekten bizim olmadığımız bir şey yok, biz her şey olduk. Şimdi bize bunları gösteren kişinin varlığına da şükretmeliyiz.
Daha detaylı anlatmak gerekirse diyelim ki çevrenizde yalancı insanlar varsa ve sizi bu huyları ile rahatsız ediyorlarsa, ya “Yalancı benim” demeyi öğreneceksiniz ya da onlara kızıp köpürerek çevrenizde kendinize çektiğiniz yalancı insanların sayısını artıracaksınız. Siz yalancı olduğunuzu kabul ederseniz, ya yalan söylemekten vazgeçeceksiniz (beyaz yalan bile olsa) ki size de yalan söylenilmesin, ya da yalan söyleyen insanlara kızmaktan vazgeçeceksiniz. Çünkü onlar da aynı sizin gibi bir takım korkuları yüzünden yalan söylüyorlar.
Eğer peşin peşin her şey olduğunuzu kabul ederseniz bütün dünyaya bakışınız değişecektir. aLINTI