Archive | 06 Mayıs 2017

Peşin Hükümlü Olmak

dort-mevsim[1]

 

Peşin Hükümlü Olmak
Oğullarının öncelikle insanlar ve hayatta hemen her konuda çabuk hüküm ve karar vermenin yanlışlığını öğretmek istiyordu.
Bir gün dört oğlunu yanına çağırdı. En büyük oğluna, ülke dışını kış mevsiminde çıkıp bir mango ağacını görüp incelemesini istedi. Daha küçük oğluna bahar mevsiminde yolculuğa çıkıp bir mango ağacını görüp incelemesini istedi. Üçüncü sırdaki büyük oğluna da yaz mevsiminde yola çıkıp göreceği mango ağacını iyice incelemesini istedi. Oğullarının en küçüğüne ise sonbaharda yolculuğa çıkıp göreceği mango ağacını incelemesini söyledi.
Mevsimler geldi geçti ve bütün oğulları yolculuklarını tamamladılar. Bilge baba bütün çocuklarını yanına çağırdı ve: “Haydi, şimdi de görüp incelediğiniz mango ağacının özelliklerini bana anlatın.” dedi. Kışın yolculuğa çıkan en büyük oğlu:
– Baba, ağaç sanki yanmış, kuru bir kütük gibiydi.
Ondan daha küçük olan, bahar mevsiminde yolculuğa çıkan oğul söze başladı ve:
-Ağabeyim dediği yanlış, ağacın yemyeşil yaprakları her tarafını sarmıştı, dedi.
Üçüncü sıradaki oğul ise ağabeylerine itiraz ederek,
– Sizin söylediğiniz gibi değildi, dedi, ağaç gül gibi güzel çiçeklerle donanmıştı.
Sıra en küçüğüne gelişti, o bütün ağabeylerine itiraz etti ve:
– Siz hepiniz ne gördünüz bilmiyorsunuz, ağacın meyveleri vardı, ben tattım, tadı armudun tadına benziyordu, ağaçta armut ağacına benziyordu, dedi.
Şimdi konuşma sırası bilge babaya gelmişti. Bilge baba konuşmaya başladı ve şöyle dedi:
-Oğullarım, aslında hepiniz doğru soyluyorsunuz. Çünkü ağacı ayrı mevsimlerde gördünüz. İşte size hayat boyu aklınızda bulunması için öğüdümü vermek istiyorum: İnsanların hal ve tutum ve davranışları hakkında hüküm verirken, o insanların her mevsimini, her yönünü bilip bilmediğinizden iyice emin olduktan sonra karar verin!

Yaşınız kaç olursa olsun sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim

90YaşındakiKadındanHayatTavsiyeleri[1]

 

 

HANIMLAR ÜZÜLMESİN…
YILLANMIŞ ŞARAP,.OLABİLMEK İÇİN.
ÇARELER TÜKENMEZ..MİŞ..
TAVSİYELERE UYMAK LAZIM.!.
Yaşınız kaç olursa olsun sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim ☺
60 Yaşın Üzerindekilere Nasihatler…
Yaşam boyu tasarruf ettiğiniz parayı kullanma zamanıdır. Bunları, onu biriktirmek için bulunduğunuz özverileri bilmeyenlere bırakmayınız. Size üzüntü verecek yatırımlar için kullanma zamanı değildir, sizin için huzur ve sükunet dönemi başlamıştır artık.
Çocuklarının ve torunlarının, parasal problemleri ile uğraşmaktan vazgeç; senin için harcadıkları paralar için suçlu hissetme kendini. Eğitim dahil, onlar için en iyisini yapmaya çalıştın daima. Şimdi sorumluluk onlarındır.
Biraz bencillik yap, ama tefeci olma. Gezintiye çık ve başkalarının hoşuna gidecek şeylerin peşinden koşmaktan vazgeç.
Sağlıklı, büyük fiziki hareketler gerektirmeyen bir yaşamın olsun. Ölçülü bir şekilde jimnastik yap ve iyi beslen.
En iyisini ve en zarifini al. Bu dönemde, ana gaye, paranın sizin tarafınızdan, zevkinize ve arzularınıza göre harcanmasıdır. Unutma ki, ölümden sonra para, sadece kin ve nefrete yol açar.
Küçük şeyler için kendini üzme, hatırlamak isteyeceğin güzel anlar gibi unutulması gereken kötü anlarında olur
Yaşa bağımlı kalma, sevgini hep canlı tut.
Kendine iyi bak, temizliğine dikkat et. Görünüşün Görkemli olsun: sık sık kuaföre git, tırnakların bakımlı olsun, cildiyeciye, diş hekimine git, düzenli bir şekilde parfüm ve krem kullan. Artık genç ve yakışıklı olmasan bile, en azından bakımlı olursun.
Modern olmak önemli değil, iyi bir klasik olmaya çalış. Saçlarını boyatarak ve şatafatlı giyinerek gülünç olma.
Gün, bu gündür. Kitapları ve gazeteleri oku, radyo dinle, TV de ki güzel programları seyret, internete gir, mailler gönder ve al, sosyal ağlara katıl, dostlarına telefon et.
Gençlerin düşüncelerine saygılı ol, onlar senin bildiklerine bilmeselerde, yaşadıklarını yaşamasalarda, senin yaşına geldiklerinde muhtemelen senin konumunda olacaklardır, kendi düşüncelerini de söyle onlara, dinlemesini bilen yararlanır, yanılmış olsalar bile, onlarla tartışma.
Sadece anılarınla yaşama, “bizim zamanımızda” deyimini çok sık kullanma, senin zamanın da bu gündür. Kıymetini bil…
Çocukların ve torunlarınla birlikte yaşamaktan kaçın, sadece onları görmeye git veya davet edildiğinde onlarla beraber ol.
Gerektiğinde bir yardımcı kadın bulundur evinde. Gündelik Yaşamını mümkün olduğunca ve imkanların nisbetinde kolaylaştır.
Seyahat etmek, yürümek, resim yapmak, dostlarınla oyun oynamak veya bir şeylerin koleksiyonunu yapmak gibi hoşuna giden bir“hobin” mutlaka olsun, olanakların dahilinde ki şeyleri yap.
Yeni veya faydalı bir şey öğrenmeye gayret et ve zoruna gitse bile ileri teknolojinin gerisinde kalmamaya çalış.
Sosyal ve kültürel etkinliklere katıl. Müzeleri gez, sinemaya git… Önemli olan, biraz evden uzaklaşmaktır. Eğer arzu ettiğin bir yere davet edilmezsen, sakın gücenme, Unutma ki, gençliğinde, sende birilerini hayal kırıklığına uğratmış olabilirsin, anne ve babanı fazlaca davet etmemiş olabilirsin.
Az konuş, çok dinle, yaşamın ve geçmişin, sadece seni ilgilendirir. Bir şey ile ilgili fikrini soran olursa, kısa konuş ve sadece, iyi ve hoşa giden şeylerden bahsetmeye çalış. Yavaş bir tonla ve kısa konuş, eleştirme. Herşey gelip geçicidir, olduğu gibi kabul et. Bir dönemin doğruları bazen başka bir dönemin yanlışları olarak kabul edilebilir.
Acılar ve üzüntülerle hep karşılaşılır, onlarla ilgili problemleri fazlaca dile getirme. Azaltmaya gayret et. Sonuçta, sadece sizi etkilerler bu yaşta sorunlarınız sadece sizin ve doktorunuzun problemleridir.
Her fırsatta gül, yaşadığın ve sağlıklı olduğun için mutlu ol,unutma sen şanslısın, hayatının geleceğinin belirsiz olması gibi, ölümünde başka bir meçhul evre olacaktır.
Eğer biri size, artık hiçbir işe yaramıyorsunuz derse, duymamazlıktan gel ve bunu dert etme. Sende kendi dünyanda sana göre önemli bir şeyler yapmışındır. Mühim olan bunu senin hissetmendir.
Unutma hayat hikayen iyi veya kötü olsun, bir daha tekrar etmeyecektir.

alıntı

 

 

80 Yaşındaki Kadın Ve Doktor Arasındaki Konuşma Okuyanları Ağlatıyor

Marco Deplano, İtalya’nın Sardunya Adası’nda yaşayan bir ürolog. Genç yaşına rağmen doktorluk mesleğini çok iyi icra eden Marco, kariyeri boyunca moral bozucu olaylarla karşılaşmış. Hastalarının bazıları iyileşirken bazıları hayatını kaybetmiş.

Bir gün muayene için gelen bir kadının hikâyesinden çok etkilenmiş ve kadının hikâyesini Facebook’ta paylaşmış. Gönderi hızla yayılmış.

© Facebook

Bugün başka bölümden bir meslektaşım fikrimi almak için yanına çağırdı. İdrar yolundaki basınçtan dolayı böbrek yetmezliği oluşan kadın amansız hastalığın son evresindeydi. Hasta 70-80 yaşları arasında, kızıl saçlı ve pembe tırnaklıydı.

– Günaydın, hanımefendi.
– Günaydın, doktor bey.

Hemen dosyasına baktım ve tekrardan muayene ettim.

– Hanımefendi, böbrekleriniz iflas etmiş. İdrarınızı doğal yollarla filtreleyemiyor. Bu nedenle size yapay tüpler yerleştireceğiz. Bu iki tüp, iki farklı torbaya bağlı.
– Afedersiniz doktor bey. Yani anüsüme de mi delik açılacak?
(Daha önce kolostomi geçirmiş)
– Evet, hanımefendi.

Derin bir sessizlik oldu. Hiç bitmeyecek sandım. Daha sonra samimi bir gülümsemeyle sessizliği bozdu.
– Adınız neydi?
– Deplano.
– Hayır, adınızı sordum.
– Marco.
– Marco… Ne kadar güzel bir isim. Size bir şey söyleyebilir miyim?
– Tabii ki.
– Ben zaten öldüm. Anlıyor musunuz?
– Hayır, anlamadım.
– 15 yıl önce 33 yaşındaki oğlum kalp krizi sonucunda hayatını kaybedince ben de zaten öldüm.
– Başınız sağolsun.

© Facebook

-Oğlum öldüğünde zaten ben de öldüm. 10 yıl önce bana bu hastalığın teşhisi koyulduğunda bir kez daha öldüm. Artık yaşıyor gibi yapmama gerek yok. Çocuklarım ve torunlarım ayaklarının üstüne basabiliyorlar. Bu keselerle birkaç gün fazla yaşamanın anlamı ne? Sevdiklerimin önünde küçük düşmek istemiyorum. Çok gururlu biriyim. Eğer keselerin yerleştirilmesini istemesem kararıma saygı duyar mısınız? Çok yoruldum. Artık huzurlu bir şekilde son günlerimi yaşamak istiyorum. Son günlerimde acı çekecek miyim?

-Hayır, hanımefendi. Kararınıza saygı duyarım. Ancak keseleri yerleştirmek zorundayız.

-Hayır, dedim Marco. Bu benim hayatım. Kararımı çoktan verdim. Bana yardım etmek istiyorsan lütfen tedaviyi uygulama. Eve gidip torunlarımla beraber dondurma yemek istiyorum.

Söylediği her söz gardı düşen bir boksörün yediği yumruklar kadar acı verdi bana. Bir anlığına sorun olarak gördüğüm şeyler aklımdan uçup gitti. Yıllar boyunca aldığım eğitimi, çalıştığım sınavlar için okuduğum kitapları ve kısacası her şeyi unuttum. Hastanın ölümü kabullenmesi beni derinden yaraladı.

© Facebook

Hemşire ağladığımı görmesin diye dosyaya bir şeyler karalıyor gibi yaptım. O kadar duygulandım ki… Ben normalde böyle biri değilimdir.

-Marco, üzüldün mü halime?

-Evet, hanımefendi. Kusura bakmayın.

-Hayır, sevindim aslında. Beni önemli biri gibi hissettirdiğin için teşekkür ederim. Bana bir iyilik daha yapmanı istiyorum. Eğer çocuklarım gelir de beni tedavi etmedin diye sana kızarlarsa hemen beni ara. Olur mu?

-Tabii, hanımefendi.

-Marco, bir şey daha söylemek istiyorum.

-Buyrun.

-Sen çok özel birisin. Daha başarılı olacağını biliyorum. Oğluma çok benziyorsun. Yanağımdan bir kez öper misin?

-Tabii ki öperim.

-Senin için dua edeceğim. Oğlum için de. Tekrardan görüşmek üzere.

-Görüşmek üzere, hanımefendi.

İşte o anda bana hastam dünyanın en zarif ve en güzel kadını gibi geldi. Kendinden emin, kalbi sevgi dolu bir anne ve anneanneydi.

Bana birkaç kelimeyle hayatımın en büyük dersini verdi. Ölüm, hepimizin son durağı. Durağa yaklaşırken artık hiçbir şeyden endişe etmenize gerek kalmıyor. Ne paranız ne de statünüz bu durakta inmemenize yardımcı olabiliyor. Böylesine bilge bir kadının gözlerinin önünde içten içe ezildim.

Acı çekmek de sevginin bir parçası aslında. Acılar sayesinde birbirine küs olan insanlar bile bir araya gelebiliyorlar. Bazen içten ve sevgi dolu bir kelime dünyanın en etkili ilacından bile daha etkili olabiliyor. Hazır hayattayken keyfini çıkarın.”

© Facebook

Doktor ve hastası arasında geçen ve herkese örnek olacak konuşmayı paylaşmayı ihmal etmeyin.

kaynak: newsner

Yeter ki gece yatağına yattığında “ben elimden geleni yaptım” de.

bisiklet-balon-cift-sevgili-71[1]

 

Bir şarkın olsun. Senin olsun. Hayatına her giren insana “bu benim şarkım bak” diye dinlet. Bir gün o kişinin hayatından çıktığında bir radyoda denk gelirse, seni hatırlasın.
Tek bir parfümün olsun. Özdeşleşmek iyidir. Dünya bu illa ki bir tek sen kullanmayacaksın. Öyle bir sana ait olsun ki, bir yabancıda bile duysa “acaba burda mi” diye kokuyu duyanın gözü seni arasın.
Bir tane en yakın arkadaşın olsun. Sadece kötü günde değil, iyi günde de aradığın ilk kişi olsun. Birlikte düşün, birlikte kalkın. Birbirinizi toparlayın. Yaralarınızı sarın. Herkes gittiğinde “şanssızlığınıza” biraz gülün, biraz ağlayın.
Bir tane çok büyük aşkın olsun. Rakıya bahane olsun. Bir dönem çok sevmiş ol, bi dönem nefret etmiş. Her şey küllendikten sonra tebessümle hatırla. Biraz da bi yanin acıyarak. “O olsaydı nasıl olurdu acaba hayatım?” diye sorgulayarak. Artık bir şey hissetmesen de “başına bir şey gelse yine de ilk ben koşarım” diyecek kadar. Unutma, masallar mutlu sonla, efsaneler kavuşamamakla biter.
Bir evlat edin. Bir kedi olur, bir köpek de. Ama olsun. Kapılarını aç. Senden olmayan ama senin ilgine bakımına muhtaç bir kalbin atışlarını ellerinde hisset. Bir canlının hayatını değiştirmek acayip bir şey. Birinin kahramanı olmak istersen bundan büyük fırsat olamaz. Sevmek çok güzel. Hele bir de her koşulda sevilmek.
Bol bol kitap oku biri seni derinden etkileyene kadar oku. Onu bulduğunda kimseyle paylaşma. O hikaye senin. Beğenmediğin sayfayı yırt sevdiğin yerleri yıldızlarla donat. Başucunda dursun. Belki bir gün biri gizlice o sayfaları keşfeder. Seni daha iyi tanıma imkanı olur.
Salaş bir restaurant edin. Patronundan garsonuna kadar tanı. Kafan mı bozuk, mekan dolu mu, sana yer açacakları kadar müdavimi ol. Bir masan olsun hep oturduğun. Bir başına gitsen bile başına bir şey gelmeyeceğini bil. Bir gün belki kapanır ya da yıkılır. Ama sen önünden her geçtiğinde “burda eskiden hep bi yerim vardı” dersin.
Bir hobin olsun. Kaçmak için. Hiçbir şey düşünmediğin. Dünyadan uzaklaşabildiğin. Onunla övün. En iyi yaptığın şey olsun. Insanlar şaşırsın. Senin icin çocuk oyuncağı olsun.
Bir şey iste. İmkansız olsun. Peşinden koş. Yorul. Defalarca vazgeç. Defalarca dene. Susmanın çaresizliğini de yaşa bağırmanın da. Uykuların kaçsın. Düşündükçe saç diplerin bile uyuşsun. Her ne ise bu istediğin, aşk da olur iş de. Bağrına taş bas gerekirse. Yeter ki gece yatağına yattığında “ben elimden geleni yaptım” de. Bazen kazanamamış olsan da, yapabileceklerinin ya da bir şeyi delice istemenin limitini görmek de zaferdir.
Vakit ayırdığın bir ailen olsun. Yarın kaybettiğinde keşke daha çok zaman ayırsaydım demeyeceğin. Pişmanlık kötüdür. Bir daha geri getirmeye gücünün yetmedikleri içinse, iskence. Kıymetini bil. Yarin ne olacağı belli degil. Kalp krizi dediğin bir kaç saniye. Kalp kırma.
Sınırların olsun aşılamayacak. Duvarların olsun yıkılamayacak. Herkes bilsin. Ona göre davransın.
Bir alanın olsun metre karesi dert değil. Kapısını kapattığında gercek sen olabildiğin. Dört duvardan birininin dibine çöküp ağlayabildiğin. Güçsüzlüğünü yaşayabildiğin. Sonra daha güçlü kalkabildiğin. Kaldığın yerden devam edebildiğin. İnsan en Çok kendini özlüyor çünkü.
Bir sevdiğin olsun tabi. Belki hayallerindeki gibi olmaz koşullar ama bir şeyleri birlikte var etmenin tadı bir başka. Para amaç değil araç olsun mutluluğuna. Olmadığı zaman da elindekini cömertçe paylaşabil. En çok onla gül. Saatlerce muhabbet edebil. Birbirinize ulaşamadığınızda, “başka biriyle mi acaba” diye değil “başına bir şey mi geldi” diye endişelen. İlişkini başkalarıyla kıyaslama. Biri sevdiğini çok söyler, biri daha çok gösterir. Sen de biri eksikse bu seni daha az seviyor demek değildir. Sonuna kadar güven. Bir gün kırılırsa kalp yenisini inşa eder.
Yapın..Olsun..Her seferinde kalp yenisini inşa eder..

alıntı

Önce Okuyun Sonra Karar Verin. Siz Hangisisiniz?

oku-karar-ver-646x323[1]

 

Şikayet edene verilecek hayat dersi… Bir zamanlar, her şeyden sürekli şikayet eden, her gün hayatının ne kadar berbat olduğundan yakınan bir kız vardı. Hayat, ona göre çok kötüydü ve sürekli savaşmaktan, mücadele etmekten yorulmuştu. Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karşısına…
Genç kızın bu yakınmaları karşısında, mesleği aşçılık olan babası, ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi. Bir gün onu mutfağa götürdü. Üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu.
Cezvelerde ki sular kaynamaya başlayınca, bir cezveye bir patates, diğerine bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu. Daha sonra, kızına tek kelime etmeden beklemeye başladı. Kızı da, hiçbir şey anlamadığı bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karşılaşacağı şeyi görmeyi bekliyordu. Ama o kadar sabırsızdı ki, sızlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya başladı. Babası, onun bu ısrarlı sorularına cevap vermedi.
Yirmi dakika sonra adam, cezvelerin altındaki ateşi kapattı. Birinci cezveden patatesi çıkardı ve bir tabağa koydu. İkincisinden yumurtayı çıkardı, onu da bir tabağa koydu. Daha sonra, son cezvedeki kahveyi de bir fincana boşalttı.
Kızına dönerek sordu:
— Ne görüyorsun?
— Patates, yumurta ve kahve? diye alaylı bir cevap verdi kızı.
— Daha yakından bak bir de, dedi baba, patatese dokun.
Kız, denileni yaptı ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi.
— Aynı şekilde, yumurtayı da incele.
Kız, kabuğunu soyduğu yumurtanın katılaştığını gördü.
En sonunda, kızının kahveden bir yudum almasını söyledi.
Söylenileni yapan kızın yüzüne, kahvenin nefis tadıyla bir gülümseme yayıldı. Ama yine de bütün bunlardan bir şey anlamamıştı:
— Bütün bunlar ne anlama geliyor baba?
Babası, patatesin de, yumurtanın da, kahve çekirdeklerinin de aynı sıkıntıyı yaşadıklarını; yani kaynar suyun içinde kaldıklarını anlattı. Ama her biri, bu sıkıntı karşısında farklı farklı tepkiler vermişlerdi.
Patates, daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünürken, kaynar suyun içine girince yumuşamış ve güçten düşmüştü.
Yumurta ise çok kırılgandı; dışındaki ince kabuğu, içindeki sıvıyı koruyordu. Ama kaynar suda kalınca, yumurtanın içi sertleşmiş ve katılaşmıştı.
Ancak kahve çekirdekleri, bambaşkaydı; kaynar suyun içinde kalınca, kendileri değiştiği gibi suyu da değiştirmişlerdi ve ortaya tamamen yeni bir şey çıkmıştı.
— Sen hangisisin? diye sordu kızına. Bir sıkıntı kapını çaldığında, nasıl tepki vereceksin? Patates gibi yumuşayıp ezilecek misin? Yumurta gibi, kalbini mi katılaştıracaksın? Yoksa kahve çekirdekleri gibi, başına gelen her olayın, duygularını olgunlaştırmasına ve hayatına ayrı bir tat katmasına izin mi vereceksin?