Hayat tıkanınca :

Hayat tıkanınca :
Buda : Kendi içine dön.
Gandhi : Sabret.
Karma : Bir gün karşılığını alırsın.
Windows : Yeniden başlat.
Annem : Çık dolaş biraz.

Anette: Unutma bu da geçicek…

Feyz: Pınar ÖZFİDAN

Hey Dahiler Ve Dahi Olduğunu İddia Edenler…Resimde Neler Olduğunu 5 Sn’yede Sayabilecek Misiniz Bakalım…Hodri MEYDAN…

Saat Sekiz Yönünde Şahane Hatun VAR…

YÜKSEK KOLESTEROLÜ DÜŞÜREN DOĞAL VE BİTKİSEL TEDAVİLER

 
Kolesterol, vücuttaki hücrelerin, fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için, ihtiyaç duyulan yağımsı …bir maddedir. Sağlıklı bir yaşam için kolesterol düzeyinin normal değerlerde olması gerekir. Eğer ki kolesterol değeri yüksek olur ise, damar duvarlarında plakalar oluşur ve bu damarların beslediği organlara yeterli kan gitmeyebilir. Sonucunda, o organ ile ilgili sıkıntılar hasıl olur. Ender Saraç, yüksek kolesterolün en önemli sebeplerinin, genetik eğilim, stres, yanlış beslenme ( hayvansal ve doymuş yağların, şekerli gıdaların aşırı tüketilmesi) ve buna bağlı olarak fazla kilo ve hareketsizlik olarak vurguluyor.

Ender Saraç’a göre yüksek kolesterol tedavisinde, yağ yememek ve vücuttaki  yağların yakılması çok önemli. Şimdi, Dr. Ender Saraç’ın kaleminden doğal ve bitkisel Yüksek Kolesterol Tedavilerini sizlere aktarmaya çalışacağız. Yüksek Kolesterol için Faydalı Bitkisel Destekler : Yüksek kolesterol için, soya lesitin, omega-3 yağı, ayurveda tabletleri, lifli preparatlar, üzüm çekirdeği özü , greyfurt, enginar ve ananas hapları, faydalıdır. Yüksek Kolesterol için Faydalı Bitki Çayları : Yüksek kolesterol için, yeşil çay, zencefil, biberiye, kuşburnu, kekik çaylarının içilmesi faydalıdır. . Yüksek Kolesterol için Faydalı Baharatlar : Yüksek kolesterol için, zencefil, biberiye, kekik, kırmızı pul biber, sivribiber çok faydalıdır.

Yüksek Kolesterolü Olanlar Nasıl Beslenmeli? Dr. Ender Saraç; beslenmede, özellikle, yemek aralarında bol miktarda sıcak su ve bitki çayı içmenin önemli olduğunu söylüyor.. Beslenmede Dikkat Etmeniz Gerekenler : * Gece yoğurt ve peynir yememelisiniz. * Akşam vakti geç ve ağır beslenmeyin. * Yeşil lifli yapraklı sebzeleri bolca tüketmeye özen gösterin. ( özellikle yulaf ezmesi, kepek ve kepekli ürünler, çavdar ve çavdarlı ürünler, lifli veya bağırsaklarda posalı etki gösteren özel preparatlar) * Bol taze sebze ve meyve, soya fasulyesi, kekik suyu, yosun, (deniz ve tatlı su), derin deniz balıkları, kontrollü ölçüde zeytinyağı ve bitkisel yağlar, taze yeşil salatalar, limon, taze narenciye ve kivi genelde kolesterolü düşürmede yardımcı besinlerdir.

Ender Saraç

Yüksek Kolesterolü Olanlar Neler Yapmalı, Nasıl Yaşamalı? Ender Saraç düzenli yapılan ve aşırı yorucu olmayan spor ve egzersizin kolesterolü düzenlemek için faydalı olduğunu söylüyor. Spor ve egzersiz özellikle sabah 06.00-10.00 saatleri veya 18.00-22.00 saatleri arasında düzenli yapılmalıdır. Ender Saraç günde 30-45 dakika egzersiz yapılmasını öneriyor. Ender Saraç, egzersiz süresine ve düzenli yapılmasını özellikle vurguluyor. Eğer egzersiz, 20 dakikayı geçmiyor ise, yağların yeterince yakılmasını sağlamazsınız. . Benzer şekilde bütün gün hareketli olsanız bile, düzenli spor yapmaz iseniz, yağların yeterince yakılmasını sağlayamazsınız. Araştırmalara göre beden, ortalama 20 dakika tempolu hareket veya spordan sonra yağları yakmaya başlıyor.

Ender Saraç “tüm gün hareket halindeyim diyen hastalarına bile, mutlaka, en az, 20 dakika ve hafif terleten bir egzersiz yapmalarını öneriyor.

kaynak: ŞİFACI

HAYAT, SEÇTİĞİN KARARLARA ÖDEDİĞİN BEDELLER İLE ŞEKİLLENİR.

images[8]
Moralin mi bozuk. Öyleyse kaldır başını. Kimse başı yukarda ağlayamaz çünkü.Kendini mutsuz hisseden insan içine döner.Çünkü duygular içtedir.Durumunu değiştirmek istiyorsan, kaldır başını ve umuda bak. Ve ne seçtiğini kendine tekrar et. Polyannacılık oynamak değil bunun adı.
Bulunduğun yeri ve şartları en iyi bilen sensin. İhtiyacın olanı en iyi bilen sensin. Sen değiştirirsen değişecek dünya. Sen istersen gelecek başarı. Sen kapılarını açarsan girecek mutluluk içeri.
Öncelikle gerçeği olduğu gibi kabul etmekle işe başla. Sonra başını kaldırır ve ne olmasını istiyorsan onu seç hayatına. GERÇEĞİ GÖR. KARARINI VER. SEÇİMİNİ YAP. BEDELİNİ ÖDE. HAYAT, SEÇTİĞİN KARARLARA ÖDEDİĞİN BEDELLER İLE ŞEKİLLENİR.
Kaynak: Gelişimsel Olumlama

Kuru İncir’in Faydaları…

Kendini geride tutmaya devam edersen hiçbir ilişki gerçekten büyüyemez.

Kendini geride tutmaya devam edersen hiçbir ilişki gerçekten büyüyemez.

Kurnaz olursan, kendini güvenceye alıp korumaya devam edersen sadece kişilikler karşılaşır, gönüller yalnız kalmaya devam eder. Bu durumda sadece masken ilişki kurar, sen değil. Böyle bir şey olduğunda ilişkide dört kişi bulunur, iki değil…

İki sahte kişi buluşmaya devam eder; iki gerçek kişinin arasında dünyalar kadar mesafe kalır.

_____OSHO

Yaşadığım Süre İçinde Bir Kadını Zor Zaptettim…

Bakakaldım ardından, ne gözümü alabildim, ne göze alabildim ….

Bakakaldım ardından, ne gözümü alabildim, ne göze alabildim ….

Kaynak. Filiz Kılıçarslan

FOÇA’DA KEDİLERE HER GÜN BAYRAM…

Bundan iki sen önce arkadaşlarla Ege’yi arabayla dolaşmaya karar verdik. Rotamızı üç aşağı beş yukarı belirledikten sonra kalacağımız yerleri araştırmak, gideceğimiz yerlerin tarihini ve meşhur yiyeceklerini öğrenmek gibi bir sürü konuda görev bölümü yaptık. Herkes harıl harıl hazırlandıktan sonra nihayet hareket günümüz geldi. Arabaya doluştuk, bavullarımızı yükledik ve rastgele diyerek yollara döküldük. Assos’tu, Kazdağları’ydı, Çandarlı’ydı, Dikili’ydi derken sıra Foça’ya geldi…

İşin tarih kısmı bende olduğu için arabada yavaş yavaş Foça’nın tarihini aktarmaya başladım. Buradaki ilk yerleşim taaa MÖ XI. yüzyılda Aerolı’lar tarafından başlamış. Sonra MÖ IX. yüzyılda İyonlar’ın Ege sahillerinde kurdukları on iki iyon kentinden en önemlilerinden biri olmuş. Ve İyonlar bu kente Phokia adını vermiş. Bu ismi almasının sebebi de çevredeki adalarda yaşayan foklardan dolayıymış. Hatta Homeros bile ünlü Odysseia destanında bu foklardan bahsetmiş. Ve çevredeki fokların bolluğuna dikkat çekecek biçimde ‘’çok sayıda fok denizden kıyıya çıktı ve güneşli sahile uzandılar’’ demiş. Bu laflarımın üzerine beraber yolculuğa çıktığımız arkadaşlarımdan Emir lafa karışıyor ve “peki şimdi fok görme şansımız var mı” diye soruyor. Dur acele etme oraya sonra gelicem diyerek hiç istifimi bozmadan bilgi vermeye devam ediyorum.

Phokia’lılar zamanın en büyük deniz filosuna sahipmiş. Yüksek hıza ulaşabilen elli kürekçili ve beş yüz yolcu taşıyan tekneleri varmış. Bu filoyla taaa Atlantik’e kadar gitmişler. O zamanlar kentin bir diğer sembolü de horozmuş. Horoz dirliği ve erken uyanışı simgelermiş. Phokia’lılar bütün teknelerin baş tarafına tahtadan oyulmuş horoz figürü koyarlarmış. Ayrıca topraktan yapılan horozları da tapınaklara ve halk meclislerine koyarlarmış.

Fakat tarihte sıkça görüldüğü üzere her uygarlık başka bir uygarlık tarafından alt edildiği için Phokia’lılar da bu sondan kaçamamış ve MÖ VI. yüzyılda güçlenen Persler tarafından ele geçirilmişler. Fakat Phokia’lılar yine de Perslere bir oyun yapmayı başarmışlar. Kentleri Persler tarafından kuşatılınca ertesi gün teslim olacaklarını Pers Komutanı Harpahos’a bildirmişler ve geceleyin değerli eşyalarını da gemilerine yükleyerek kaçmışlar. Pers komutanı ertesi gün boş bir kente girmiş ve tabi çok sinirlenmiş. Neyse, Phokia bundan sonra sırasıyla MÖ IV. yüzyılda Büyük İskender, MS II. Yüzyılda ise Romalılar tarafından alınmış, MS 395’te Doğu Roma’ya bağlanmış. Arkasından düğün hediyesi olarak Cenevizlilere verilmiş. Yani sizin anlayacağınız Phokia’nın başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmemiş. En sonunda MS 1455‘te Fatih Sultan Mehmet tarafından alınmış.

Bu arada Alev ‘’Anette içim şişti ne olur biraz sus deyip’’ bana sataşırken Yeni Foça’dan geçtiğimizi fark ediyoruz. Ancak Yeni Foça yazlıkçıların baskınıyla tam bir apartman kasabasına döndüğünden orada durmayıp Eski Foça’ya doğru yolumuza devam ediyoruz. Aradaki koyların birinde de durup denize girme molası veriyoruz. Su çok temiz ama bir o kadar da soğuk. Benim gibi soğuk denize girmeyi sevmeyenler için doğrusu Ege biraz zorlayıcı olabiliyor ama ne yapalım gire gire alışıcam herhalde diye umut ediyorum. Neyse mayolarımızın kurumasını bekledikten sonra Eski Foça’ya doğru yolumuza devam ediyoruz. Foça’ya girer girmez de yol yorgunluğumuzu atmak için önce otelimize yerleşiyoruz.

Oteli bulmaktı, odalara çıkıp biraz dinlenmekti derken öğleden sonrayı bulduğumuzdan hepimizin karnı kurt gibi acıkıyor. Hemen sahile iniyoruz ve yemek yiyecek güzel bir yer aranmaya başlıyoruz. Aranırken ilk gözümüze çarpan sahil kenarına dizilmiş balıkçı tekneleri ve bu teknelerde yakalanan balıkları satabilmek için açılmış dizi dizi lokantalar oluyor. Hemen bu lokantalardan birine oturuyor ve yöresel yemeklerden olan yoğurtlu kupa balığını ısmarlıyoruz. Yanına da yine yöresel üne sahip radika, turp otu ve hardal otu çeşitlerinden oluşmuş salatayı söyleyip keyfimize bakıyoruz. Bu arada Foça’nın meşhur poyrazı biraz sert estiğinden üşümemek için lokantadan şal isteyip zevkle yemeklerimizi yemeğe koyuluyoruz. Arkasından yine yöreye özgü dibek kahvelerimizi söylüyoruz. Kahveler masaya geldikten sonra “oh ne güzel kokuyor” deyip fincanı elime almaya doğru hareketlenmişken garson koşup yetişiyor ‘’aman abla’’ diyor ‘’fincana hemen dokunma dibek kahvesi fincanda pişer’’ diyor. Bu hızlı garson sayesinde yanmaktan kurtulmanın sevinciyle ertesi günün programını soruyorum. Çevrede neler yapılır sorusunun cevabı Mehmet’ten geliyor. Eeee ne de olsa bu görev ona düşmüş. Bilmiş bilmiş sırıtıp “yarın tekne turu ve mangal var arkadaşlar ona göre” diyor…

Sabah yine sahile inip önce güzel bir kahvaltı yapıyoruz. Kahvaltıda yine balıkçı teknelerini seyrediyoruz ama bu sefer balıkçıların ağlarını nasıl tamir ettiklerine de dikkat ediyoruz. Upuzun balık ağlarını ne de çabuk tamir ettiklerine şaşıp kalıyoruz. Bu arada kediler de ağların arasında kalmış balıklardan ziyafet çekiyorlar tabi kiii. Kediler bir o ağdan bir bu ağdan atılan balıkları yemenin yarışı içinde bir sağa bir sola sıçrayıp duruyorlar. “Yani kedi olacaksan mutlaka Foça kedisi olmalı yoksa bu kadar balığı başka yerde yemek mümkün değil” diye düşünüyor insan. Bana fazla gelen sucukları kedilere atıyorum ama lütfen yiyorlar. Bana yemek attı hadi gönlü olsun der gibi yiyorlar. Yani anlayacağınız günün her saati balık yemeğe alışmış kedileri sucuk atarak mutlu edemiyorum…

Kahvaltıdan sonra bizi Orak adasına götürecek teknemize biniyoruz. Fakat burada esas görmek istediğimiz yer rüzgarın ve dalgaların aşındırarak müthiş bir şekil verdiği Siren Kayalıkları… Siren kayalıklarının bir özelliği de Akdeniz de kalmış son fokların yerleşim yeri olması. Teknenin kenarından Emir’e sesleniyorum ‘’Emir Emir’’ diyorum ‘’bak fok görecek miyiz diye sormuştun ya işte görürsen anca burada görürsün gözlerini dört aç’’ diyorum. Bu sözlerimden sonra hepimiz acaba fok görür müyüz diye etrafı taramaya başlıyoruz. Denizdeki her kımıltıda birbirimize “işte bak fok fok” diye bağırıyoruz. Böyle dikkatli bir taramadan sonra ben yine sazı elime alıp Siren kayalıklarıyla ilgili efsaneyi anlatmaya başlıyorum.

“Siren kayalıkları adını mitolojiden almıştır” diyorum. Mitoloji de bahsi geçen Sirenler, vücutları kuş şeklinde, başları ise kadın şeklinde olan, yaptıkları büyülü müziğin güzelliğiyle tanınan yaratıklardır. Efsaneye göre burada yaşayan Sirenler, yaptıkları doğa üstü müzikle buradan geçmekte olan teknelerdeki denizcileri büyülerlermiş. Müziğin ve Sirenlerin güzelliğinin büyüsüne kapılan denizciler ölene kadar burada kalmak isteğine kapılırlar, bu düşünceler içinde gemileriyle bölgedeki kayalıklara çarparlarmış.

Hatta Homeros’un Odysseia destanında tanrılara denk Odyseus’un uzun ve çileli serüvenlerinin bir durağı da Siren kayalıklarıdır. Efsaneye göre Odyseus gemisiyle bu kayalıkların arasından geçmek üzereyken büyücü Kirke’nin sirenler hakkındaki uyarısını hatırlar. Sirenlerin büyülü çağrılarına kapılmamak için kendisini geminin direğine sıkıca bağlatır, ağzını tıkatıp tayfalarının kulaklarını da balmumuyla kapattırır. Böylece Siren kayalıklarından çıkan sesleri sadece kendisi duyacak, sonsuza kadar bu körfezde kalmak için tayfalarına emir vermek isteyecek fakat ağzı tıkalı olduğu için başaramayacaktır. Siren kayalıklarından çıkan sesler rüzgarın uğultusuna ve dalgaların coşkusuna karışarak, körfezin kıyısına vururken Odyseus’un gemisi bu büyülü dünyanın içinden süzülerek geçip gitmiş…

Tekne turu ve efsanelerden sonra kıyıya çıkıp bir taksiden bizi İngiliz burnuna götürmesini istiyoruz. Amacımız buradan İncir adasına gitmek. Adada burayı devletten kırk dört yıllığına kiralayan Ferdi yaşıyor ve İngiliz burnunun kenarına astığı levhaya bakılacak olursa tam o çıkıntıda durup el sallarsak bizi hemen gelip alacakmış. Biz de levhaya göre davranıp kuzu kuzu beklemeye başlıyoruz. On beş dakikaya kalmadan Ferdi oğluyla beraber sandalla beliriyor. Adaya doğru yaptığımız sandal macerasından sonra karnımız çok acıktığından Ferdi’ye hemen siparişlerimizi veriyoruz. Kimimiz mangalda balık (özellikle olta balığını tavsiye ederim) kimimiz de et yiyoruz. Arkasından antik yerleşim yeri bulanan adayı şöyle bir dolaştıktan sonra Foça’ya geri dönmek üzere yola çıkıyoruz. Foça’ya varınca yemekten sorumlu bakanımız Ebru şimdi dondurma yeme zamanı diyerek bizi Nazmi Usta’nın yerine sürüklüyor. Ve sakızlı dondurmalarımızı keyifle yiyoruz. Ertesi gün biraz da Foça’nın içinde dolanmaya karar verip otelimize dönüyoruz.

Sabah büyük bir enerjiyle kalkıp, hızlıca kahvaltılarımızı yapıp kendimizi Foça’nın sokaklarına atıyoruz. O iki katlı evlere, daracık sokaklara bayılıyoruz. Hele çarşısının üstünü boydan boya kaplamış asmalara tapıyoruz. Bu arada benim aklıma Karataş efsanesi geldiğinden sokaktaki bütün taşlara tek tek basmaya çalışıyorum. ‘’Karataş efsanesi ne mi’’ diyorsunuz hemen anlatayım… Rivayete göre Foça’nın neresinde olduğu bilinmez bir Karataşı varmış. Bu taşın üzerine basan da Foça’ya tekrar gelirmiş. Ben herhalde bu taşın bir yerine sürünmüş olmalıyım ki Foça’ya yazmak bana nasip oldu diye düşünüyorum. Neyse konuyu dağıtmayalım. Çarşıdan sonra Athena tapınağını ve onun eteklerinde yer alan Kybele açık hava tapınağını görmeye gidiyoruz. Arkasından surları ve Beşkapıları görmeye gidiyoruz. Bu arada ben “Beşkapılar Osmanlı dönemi kalesinin kayıkhane bölümüymüş” diye bir taraftan arkadaşlara bilgi vermeye devam ediyorum.

Foça içindeki gezinmemiz bitince sahildeki kahvelerden birine kurulup birer ada çay söylüyoruz ve karşı tepede gözüken değirmenleri inceliyoruz. “Ahh” diyorum “şimdi yıkık dökük gözüken bu değirmenler kim bilir zamanında ne buğdaylar ne arpalar öğütüp insanları doyurmuştur”. Kahveci “yakında değirmenlerin restorasyonu yapılacakmış” deyince seviniyorum. Nedense onları böyle bakımsız görmek içimi sızlatmıştı.

Ardından bizim gitmek üzere olduğumu anlayan kahveci ‘’abla mutlaka Foça pazarına uğrayın, yöresel çok güzel şeyler bulursunuz’’ deyince benim, Alev’in ve Ebru’nun gözleri parlıyor. Erkekleri tavla oynamak üzere bırakıp Foça’nın o dar ve sevimli sokakları arasında yürüyerek pazar yerine varıyoruz. Aman Allah’ım o ne kalabalık öyle. Biranlık şaşkınlıktan sonra biz de kendimizi tezgahların arasına bırakıyoruz. Ballar, zeytinler, zeytinyağları, balıklar, meyve ve sebzelerin arasında keyifle yürüyüp gözümüze kestirdiğimiz bir kaç şeyi alıyoruz. Bu arada üstünde Foça yazan anahtarlıktan tişörte, kalemlikten vazoya bir sürü incik cinciğe bakıyoruz. Tabi bu arada biblo fokları, kedileri, balıkları, horozları da unutmamak lazım. Arkasından pazarın giyim kuşam bölümüne giriyor ve yöresel elbiselere bayılıyoruz. Ben bir tişörtün üstüne ‘’Foça’da Kedilere Her Gün Bayram’’ yazdırıp hemen üstüme giyiyorum. Kızlar bana çok gülüyorlar ama aldırmıyorum.

Anlayacağınız pazar keyfimizi de yaptıktan sonra bu sevimli ve kendine özgü Ege kasabasından ayrılıp yeni yerler görmek üzere yola devam ediyoruz…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Ak ve Kara Yönleriniz Beraber… Okumaya Cesareti Olanlar İçin…

İşte kısa kısa iyi ve gölge yönleriyle burçlar

KOÇ
Pozitif özellikleri: cesur, enerjik, macerayı seven, yaratıcı, kendine güvenen, tutkulu, pratik zekalı, liderlik kabiliyeti, başkalarına ilham veren, bağımsız, samimi Negatif özellikleri: çabuk sinirlenen, sabırsız, aceleci, istekleri hemen olsun isteyen, gereksiz riskler almaya eğilim, egoist, patavatsız

BOĞA
Pozitif özellikleri: güvenilir, sabırlı, dayanıklı, yüksek irade, estetik algısı gelişmiş, hayatın güzellikleirnden zevk alabilen, şefkatli, yapıcı ve uyumlu, tuttuğunu koparan
Negatif özellikleri: inatçı, sabit fikirli, katı, çabuk alınan, tembelliğe eğilim, rahatına aşırı düşkünlük, kıskanç, maddiyata fazla değer veren

İKİZLER
Pozitif özellikleri: çabuk kavrayan, zeki, hitabet ve iletişim yeteneği kuvvetli, espirili, neşeli, hazırcevap, ortama ve günün şartlarına kolay ayak uydurabilen, çok yönlü, öğrnemeye açık
Negatif özellikleri: gergin, değişken, meraklı ve dedikoducu, her şeyi eleştiren, maymun iştahlı, çabuk sıkılan ve bu yüzden olayların derinine inemeyen, geveze

YENGEÇ Pozitif özellikleri: merhametli, korumacı, fedakar, sezgileri kuvvetli, başkalarının hislerine duyarlı, becerikli, dikkatli, algıları açık, tutumlu, güçlü hafıza
Negatif özellikleri: endişeli, kuşkucu, depresif, kıskanç, duyguların çabuk değişmesi, anlaşılması güç, bağımlı, kaprisli, huzursuz, vesveseli

ASLAN
Pozitif özellikleri: mert, cesur, cömert, vizyonu geniş, büyük düşünen, yaratıcı, şefkatli, güçsüz ve zayıflara karşı merhametli, lider ruhlu, dost canlısı, organizayon yönü kuvvetli
Negatif özellikleri: otoriter, müdahaleci, kibirli, ilgi odağı olmak isteyen, bencil, sabit fikirli, başkalarının düşüncelerini önemsemeyen, egosit, lükse düşkünlük

BAŞAK Pozitif özellikleri: çalışkan, ayrıntılara önem veren, araştırmacı, olayların derinine inebilme kabiliyeti, mantıklı, pratik, üstlendiği görevi hakkıyla yerine getirme
Negatif özellikleri: acımasızca eleştirebilen, zor beğenen, endişeli, çekingen, hastalık korkusu, aşırı titizlik, risk almaktan hoşlanmayan, günlük rutininin dışına çıkmaktan huzursuz olan

TERAZİ
Pozitif özellikleri: adalet duygusu kuvvetli, gözlem yeteneği gelişmiş, görgülü, yetenekli, sosyal, sanata ve felsefeye eğilim, diplomatik, objektif, çekici, entellektüel, anlayışlı
Negatif özellikleri: kararsız, tembelliğe eğilim, kolay etkilenme, değişken, flörtçü, çabuk sinirlenen, kendini hayallere fazla kaptıran, soğuk

AKREP
Pozitif özellikleri: kararlı, metanetli, analiz yeteneği gelişmiş, sadık, sezgileri kuvvetli, tutkulu, güvenilir, her türlü zorluğun altından kalkabilecek güce sahip, bakşalarını etkileme ve çevresini dönüştürme kabiliyeti
Negatif özellikleri: kıskanç, kuşkucu, kindar, hesapçı, saplantılı, alıngan, insanlara güvenmekte zorlanan ve bu yüzden mesafeli ve soğuk duran, hislerini baskı altında tutan, müdahaleci

YAY
Pozitif özellikleri: iyimser, özgürlüğüne düşkün, neşeli, açıksözlü, enerjik, çok yönlü, cömert, yeniliklere açık, düşünce ve bilgiye önem veren, parlak zekalı, büyük düşünen, dostluklara önem veren
Negatif özellikleri: sabırsız, fanatik, “herşeyi ben biliyorum” havasına kapılan, abartıya eğilim, yanlışta diretme, patavatsız, çabuk sıkılma, dikkatsiz

OĞLAK
Pozitif özellikleri: becerikli, disiplinli, kriz anında soğukkanlılığını koruyabilen, azimli, dikkatli, sabırlı, büyük amaçları olan ve bu amaçlar uğruna her türlü zorluğun üstesinden gelebilen
Negatif özellikleri: karamsar, kindar, bencilliğe eğilim, başkalarının hislerine karşı duyarsız, kendi hislerini belli edemeyen, statüye gereğinden fazla önem veren, cimri

KOVA
Pozitif özellikleri: arkadaşlıklara önem veren, insancıl yönü kuvvetli, idealist, özgürlüğüne düşkün, dürüst, sırdadışı fikirleri olan, yaratıcı, yenilikçi, okuyup araştırmayı seven
Negatif özellikleri: inatçı, asi, ne yapacağı önceden kestirilemeyen, soğuk, duygusal yönden ifadesi zayıf, her şeye muhalefet eden, karmaşık

BALIK
Pozitif özellikleri: hayal gücü kuvvetli, başkalarının hislerine duyarlı, sanata eğilim, sempatik, ruhani yönü ve sezgileri kuvvetli, yeniliklere uyum, tutkulu, merhametli, ketum
Negatif özellikleri: çekingen, endişeli, gerçeklerden kaçmaya eğilim, kindar, dalgın, kolay etkilenen, kararsız, anlaşılması güç, sakar

fw mail

Kalbin aklıyla yaşamak bir ayrıcalıktır.

Bir ruhum var benim. Olmadığını söylemeyin. Beni kesip açsanız onu bulamazsınız. Buharlı makinayı da kesip açsanız buharını bulamazsınız. Ama makinayı yürüten buhardır… Gerçeklerin kaba, düşlerin gerçek dışı olmadığı bir yerde yaşamak ist…erdim.
Mantığın dediğini yapmaya kalkan kişi yitirir kendini: Mantık, ona karşı durabilecek kadar akıllı olmayan herkesi köle yapar.
Simetri sanatın düşmanı olduğu gibi, tutarlılık da girişimciliğin düşmanıdır.
Yaşam bir serüvendir, hazır bir reçete değil.
Diş ağrısı çekenler dişleri sağlam olanları, yoksulluk çekenler parası bol olanları mutlu sanır.
Bir kez kalbiniz gerçekten kırıldı mı, geriye dönüş yoktur bir daha. Hiçbir şeye aldırmaz olursunuz. Mutluluğun sonu, huzurun başlangıcıdır bu.
Bilinçsiz içgüdülerin ortaya çıkardığı şeyleri mantıklı tasarımlara bağlayarak dahileri tanrılaştırıyoruz, tıpkı evrenin yaratıcı gücünü tanrılaştırdığımız gibi. Wagner’in “gerçek sanat” dediği şey, her içgüdü kadar bilinçsiz olan sanatçı içgüdüsüydü. Mozart, yapıtlarını açıklaması istendiğinde, “nasıl bilebilirim?” demişti, açık yüreklilikle.
OKUMAK, Don Kişot’u bir centilmen yaptı; ama OKUDUKLARINA İNANMAK delirmesine neden oldu.
Kalbin aklıyla yaşamak bir ayrıcalıktır.
Bernard Shaw-Gülen Düşünceler

I am a piece of paper and I control your entire life…

Herkes kendi uçurumunu yüreğinde taşır.

Her şeyin bir yüreği vardır. Dağın, taşın, ırmağın. İş onu bulmaktadır.

Bir bakışta kimse kimseyi kolay kolay anlayamaz.

Ağanın, bey’in olduğu yerde, sevdaların acıya, ateşe, ayrılığa, yoksulluğa, zulme bulaşması mecburdur. Her sevda hikayesi, sevda hikayesi olmaktan başka bir şeydir aslında. Her sevdanın bir yanı da zulüm hikayesidir.

… Her yürek ses veren bir uçurumdur.

Aşık kısmının diline zincir vurulmaz. Aşık kısmı yürektekini söylemiyorsa eğer sazına namertlik ediyor demektir. Sazın da sözün de hukuku vardır. Saza da söze de yasak konulmaz. Gün gelir o yasak, koyanını yer ilkin. Sazın sözün hukuku ölüme yenik düşmez.

Yasak bir sevdaya at koşturanlar, dünyanın öteki ahvaline suskun kalmalı.

Konuşan bir uçuruma inanmak, çoğu zaman birçok başka şeye inanmaktan çok daha az tehlikelidir.

Aşık demek, yalnızca iyi saz çalmak, kudretli türkü söylemek demek değildir. Aşık dediğin gönül toprağına tohum düşüren kişidir.

Hayat diye bize yaşattıkları şey, koskoca bir sayıklama değil mi?

Zaman en çok sahip olunması gereken şeydir. Zaman bize sahip olur ve zaman tanır. Biz, bize tanınan zamanı değerlendirir, kullanırız. Yazgımız gibidir zaman da; küçük irademizle, büyük irade içerisinde kendimize yer açarız. Bütün bunları bilmekse zaman alır. Her zamanın kendi bilgisini zamanında bilmek, ömrü iyi kullanmaktır. Böyle ömürlerin ardından pişmanlık yaşları dökülmez. Çünkü pişmanlıklar yaşanmamış gerçeklerin bilgisidir.

Güzellik, bin bir lisan kullanır. Dağ bin bir lisanla yazılmış uzun bir masaldır.

Toprağı bölen, malı bölen, emeği bölen, sevdayı da bölecektir elbet. İnsanları birbirine yasak edecektir. İnsanların birbirine yasak olduğu yerde, her vahşet muteberdir.

Ben bir şey önermiyorum. Ben kendi yanılsamalarımı bile güçlükle koruyabiliyorum. Başkalarınınkine hangi güçle, nasıl karışabilirim?

Masalın yoluna çıkmak için gerçeğin yollarında can tüketmek gerekir.

Aptal olanın aptallığı bir çeşit emniyettir; ne ki aptal olan tehlike anlarını savuşturmakta güçlük çeker. Aptal olan gizi saklar, lakin yazgının gizi zorlamak için fal açtığı oyunlarda da aptallık eder. Ele verir. Kurnaz olan, tehlike anlarını savuşturur, önüne çıkan maniaları aşmakta hüner gösterir; lakin aşamadığı yerde, köşeye sıkıştığında her şeyi kurnazlıkla aşikar eder. Kurnaz olanın hayatta kurtaracağı en önemli şey kendi paçasıdır.

Her şeyi öylesine yitirdik ki.. Bir daha dönmemecesine. Belki de her şey geçmişte kaldı. Bir daha yaşanamayacak olan o şey. Biz işte onu yitirdik. Her şey boşlukta silindi.

Lal Masallar/ Murathan Mungan

Hayat Mı Lan Bu?