Bana harflerden ve kelimelerden arınarak "gel"

Bana harflerden ve kelimelerden arınarak “gel”

.. Kalıplardan kurtul, kâlbinle”gel”

.. Kâlinden sıyrıl, hâlinle “gel”

.. İster bu âşk’ın ‘Sen’ hâli ister’Ben’ hâli olsun..

“Gel”diğin zaman;

Ne ‘Sen’ ne de ‘Ben’ olmayacağız burada…

… O hâlde sadece “gel”…
İster’Sen’inle “gel”…

İster ‘Sen’siz…

Yeter ki “gel…
_____ Hz. Mevlana

Geçmişinde çok acı çekmiş insanlar bir süre sonra yalnızlık diye bir duvar örerler insanlarla aralarına…

Anane Sence Paralel Evrenler Var Mı?

Kim ne derse desin, aynanın karşısına geç ve gülümse…Sivilcene, kilona ve en önemlisi kendine küsme..

550042_613834975312084_952546238_n[1]

Kim ne derse desin, aynanın karşısına geç ve gülümse
Sivilcene, kilona ve en önemlisi kendine küsme..
Çık, dolaş, sev, ağla. Her türlü duyguyu tat.
… Açık sözlü ol ama asla kırma. Sev ama abartma. ♥
En çok kendine değer ver, başkalarını değil kendini sahiplen.
Kendini odana kapatma, kilitleme çünkü hayat dışarıda.
Annenden veya babandan nefret etme, bil ki sana en çok onlar değer veriyor. Onlara  kızmak yerine onları mutlu etmeye çalış. Unutma ki onlar da bir gün gidecek.
Sevdiğin insanlara sevdiğini hissettir, onlara onları ne kadar sevdiğini söyle. Yarın belki çok geç olabilir.
Geçmişe takılıp kalma. Hep geleceğe bak. Hayaller kur. Hayallerinden kimse için asla vazgeçme.
Kimseyi küçümseme gözünde ve kimseyi büyütme. Yeni insanlarla tanış mesela, onların hikayelerini dinle.
Kendine güven, kimse senden üstün değil.
Evet, belki berbat bi hayatın var veya kendini çok yanlız hissediyorsun seni kimse anlamıyor olabilir ama unutma ki senin gibi milyonlarca insan var dışarıda.
Seni değersiz hissettiren insanlara gül geç. Seni tanımıyorlar, sen kusurlarınla mükemmelsin. Senden bir tane daha yok bu dünyada.
Şimdi kaldır o başını ve gülümse. Gülümsemek herkese yakışır çünkü, en çok da sana…

KAYNAK: gELİŞİMSEL oLumlama

Yağ Yaktıran ve Tok Tutan Mucize


Tok tutan yoğurtlu salata tarifi:
1 göğüs eti iyice didiklendikten sonra, karabiberle iyice ovulur. Yarım bağ maydanoz ve yarım bağ dereotu ince ince doğrandıktan sonra, tavuk eti ve sarımsaklı yoğurt ile …karıştırılır. Üzeri kırmızıbiberle süslenir.
Yüksek kalsiyum kaynağı olan yoğurt (içeriğindeki konjuge linoetik asit (CLA) nedeniyle), uygun bir diyetle beraber özellikle karın bölgesindeki yağları eritmektedir. Özellikle kadınların günde yarım kilo yoğurt yemesinde çok fayda vardır. Her gün düzenli olarak yoğurt tüketilmesi daha hızlı yağ yakımına sebep oluyor.
Suyundaki B2 vitamini nedeniyle ağız yaralarına iyi gelen yoğurt, karın yağlarını azaltıcı etkisinin yanı sıra, bağışıklık sistemini kuvvetlendirirken, bağırsak kanseri riskini de azaltıyor.
Tatlıyı fazla kaçırınca, yoğurt yiyin…
Şekerin vücuda verdiği etkiyi nötralize eden yoğurt, yüksek şekerin ani insülin salgılatma özelliğini azaltırken; iştahı keser, daha uzun süre tok kalmayı sağlar.
Günde 3 bardak tüketildiğinde vücudun tüm kalsiyum ihtiyacını sağlayan yoğurt, kan yağlarını azaltır; kötü kolesterolü düşürürken, iyi kolesterolü artırır. Kalp ve damar sağlığına iyi gelir.
Cilde parlaklık katan yoğurt, aynı zamanda ağız sağlığı dostudur. Günde 2 kez sadece 90 gr. yoğurt tüketmek; plak oluşma riskini azaltır, kötü nefes kokusunu engeller.
Evde de yapabilirsiniz… Etin olmadığı öğünlerde, mutlaka yer alması gereken yoğurt, her bütçeye uygun kuvvetli bir protein kaynağıdır. Tercih edilirse, günlük sütten evde de yapabilecek yoğurt, 1 lt süte 3 kaşık maya eklendikten sonra ılık bir ortamda 4-5 saat beklenerek elde edilir.

Alüminyum Folyo Mutfağınızdan Eksik Olsun


Nedeni tam olarak belli olmasa da yapılan çalışmalar gösteriyor ki alzheimerlı hastaların beyin dokusunda yüksek oranda alüminyum bulunmaktadır.
Folyo mutfakta çok kullanışlı ama…
… Alüminyum folyo, yiyeceklerin saklanması ve pişirilmesinde mutfağımızın vazgeçilmezidir. Ateşe dayanıklı olması nedeniyle bizlere kolaylık sağlayan alüminyum folyo, bazı maddelerle bir araya geldiğinde reaksiyona geçip çözülebiliyor. Özellikle sıcak, sulu, asitli yiyeceklerin uzun süre alüminyum folyoya maruz kalması ve ısı ile beraber gıdanın alüminyum ile temas etmesi halinde gıdalara alüminyumun migrasyonu, nüfuz etmesi söz konusu olabiliyor. Gıdaların alüminyum emmesine neden oluyor.
Ondokuzmayıs Üniversitesinde yapılan bir çalışmaya göre alüminyum kaplarda pişirilen yemeklerin sağlık yönünden birçok sakıncası bulunmaktadır, özellikle fırında yemek pişirirken kullanmak alzheimer, kemik erimesi ve kansere neden olabilmekte ve diyaliz hastaları için sakıncalı sonuçlar oluşturmaktadır.
Alüminyum folyo veya kaplarda yemek pişirmeyin
Alüminyum tencerelerde yemek yapmak, alüminyum folyo veya kapları içerisinde yemeğe ısıl işlem uygulamakla tüketilecek besine daha çok alüminyum geçmesine neden olacaktır. Ayrıca bu şekilde pişmiş bir yemeğin yanında asidik bir besin varsa örneğin bol limonlu bir salata veya portakal suyu gibi alüminyum emilimi daha da hızlanacaktır.
Alüminyumu birçok yoldan alabilmekteyiz
Alüminyum birçok paketlenmiş ürün içerisinde, kullandığımız şampuanlarda, antiperspirant ve deodorantlarda, bazı ilaçlarda hatta eser miktarda içtiğimiz su ve çay içerisinde dahi bulunmaktadır ama emilimi folyo veya kapları kadar olmamakta.
Bebeklerde zeka geriliğine neden olabilmekte
Alüminyum fazlalığı bebeklerde zeka geriliğine de neden olabilmekte, özellikle hamilelikte uygunsuz kullanımından kaçınmak, bebeğin yemeklerini folyo veya kaplarında pişirmemek önemli.
Demir eksikliğini tetiklemekte
Vücutta mineral dengesi çok önemlidir, eğer alüminyum seviyesi artarsa diğer mineral eksiklikleri görülebilmektedir. Özellikle demir eksikliği en sık görülen problem.
Dikkat edilmesi gerekenler;
*Alüminyum folyoyu eğer buzdolabında veya derin dondurucuda kullanacaksak içerisindeki yiyecek asitli, tuzlu ve sulu bir besin olmasın.
*Yiyecekleri özellikle etleri folyoya sarıp veya alüminyum kaplar içerisinde pişirmeyin.
*Pişirme işlemi için alüminyum tencere yerine çelik tencere, alüminyum folyo veya kapları yerine yağlı kağıt veya kağıt ambalajları tercih edin.

TEST / İLİŞKİNİZİN GELECEĞİNİ ÖĞRENİN!

İlişkinizin geleceğini öğrenin!

1 / 21

Partneriniz boş vaktinin çoğunu arkadaşlarıyla veya sizin dahil olmadığınız çeşitli aktivitelerle geçirir.

                     Hiç/nadiren                                          Genelde doğru

http://www.mahmure.com/yeni-testler/soru/33/22?param=

Hayatta en büyük keyf, karşılık beklemeden destek veren ve başkalarına hizmet anlayışında olduğunuzda gelir.

417673_584473814898780_841609098_n[1]

Hayatta en büyük keyf, karşılık beklemeden destek veren ve başkalarına hizmet anlayışında olduğunuzda gelir.
Öyleyse sadece kendinize odaklanıp, olaydan ve kişiden ne elde edeceğinizi, nasıl bir geri dönüş alacağınızı düşünme alışkanlığını bırakıp, karşılıksız hizmet ve destek anlayışı ile değiştirin.
Yaşantınızda başkalarını her hangi bir karşılık beklemeden desteklemeye başladığınızda, bu de…ğişimi gerçekleştirdiğinizde, ne istediğiniz konusunda daha az düşünürsünüz ve böylelikle kendinizi hizmet etmenin ve destek olmuş olmanın mutluluğu içersinde bulursunuz.
Aynı şekilde kendisini başkalarına hizmete adamış kişilerin hayatlarında negativiteler oldukça azdır çünkü böyle bir odaklanma için vakitleri yoktur. Azize Teressa, Gandhi ve adını duymadığımız birçokları bu yolda mutluluk ve huzur içersinde hayatını idam ettiren muazzam örneklerden.
Geleneğimizde de “duasını almak” terimi tam da bu manaya geliyor. Ne kadar çok dua edeniniz olursa o kadar mutlu, bereketli, huzurlu olmaz mısınız?
Aslında buradan da anlaşılacağı gibi sadece kendi negativitesinde, şikayette, depresyonda, öfkede, sıkıntıda olan insanlar küçük benlerinin egemenliğinde, bencil bir döngü içersindeler. Ta ki çerçeveyi genişletip, bulundukları duruma objektif olarak bakacakları güne kadar, ıstırap döngüsünde, uyurgezer halde yaşamlarına devam edecekler.
Bu zamanlar uyanma ve birbirimize destek olma zamanları.

Dereotu’nun Faydaları…


Dereotu, maydanoz, defne yaprağı ve kimyonla aynı aileye aittir.
Orijini Akdeniz’dir. Demir, manganez ve kalsiyum içerir. Bunun yanı sıra güçlü antioksidanlar içerir ve anti enflamatuar özelliği vardır.
…     Taze veya kuru hali birçok tıbbi amaç için kullanılır.      Sindirim sorunları, solunum problemleri, karaciğer problemleri, safra kesesi bozuklukları, böbrek hastalıkları ve idrar yolu hastalıkları tedavisinde kullanılır. Aynı zamanda enfeksiyonlarda, ateşte ve uyku bozukluklarında yardımcıdır.      Boğaz iltihaplarında dereotu tohumlarının çiğnemek faydalıdır.      Baharat olarak da kullanabilir.
Dereotu yağı sabun ve kozmetiklerde kullanılmaktadır.
Dereotu Tohumları:
Dereotu tohumları flavonoidler bakımından zengindir ve karvon ve limonen gibi yağlar tıbbi özellikleri için kullanılmaktadır.      Tohumlar kalsiyum bakımından zengindir ve kemik sağlığını güçlendirir ve osteoporozdan korur.      Antibakteriyal özelliğinden dolayı, bakterilerin artmasını engeller.      Kötü nefes kokusundan kurtulmak için tohumları çiğneyebilirsiniz.      Dereotu tohumları; grip, bronşit ve soğuk algınlığı gibi solunum bozukluklarının tedavisinde faydalıdır.      Bal ve tohumları karıştırıp günde 3 defa tüketerek solunum problemlerinizi rahatlatabilirsiniz.
Dereotu Yağı
Dereotu yağının dezenfektan özelliği olduğu için besinlere eklenerek enfeksiyonlardan korur. Özellikle idrar yolları, böbrek, sindirim ve genital bölge enfeksiyonlarından korur. Cilde uygulandığında da yaraları iyileştir.      Süt oluşumunu artırır.      Sakinleştirici etkisiyle depresyondan korur. Geceleri uykuya da yardımcıdır.
Dereotu Yaprakları
Serbest radikallerden korur.      Kan şekerin seviyesi düzenler diyabet hastaları için idealdir.      Mide rahatsızlıkları için çok etkilidir. Doğranmış dereotu az yağlı yoğurda eklenerek tüketilebilir. Dereotu çayı hazırlayarak da midenizi yumuşatabilirsiniz.      Yanık tedavisine de yardımcıdır. Toz zencefil ve dereotu yapraklarını ezip püre      haline getirip, yanık alana sürün. İyileşmeyi hızlandırır.      Susam yağında dereotunu kaynatıp eklemlere sürünce ağrıları hafifletir.
Dereotu Turşusu
Kalorisi düşük olduğundan kilo vermede faydalıdır. 28 gramında sadece 5 kalori vardır ancak yüksek oranda sodyum içerir.      Salatalıkla karışık dereotu turşusu C vitamini bakımından yüksektir ve cilde faydalıdır. Bağışıklık sistemini de güçlendirir.
Bebekler İçin:
Bebeklerdeki kolik rahatsızlıklarında çok faydalıdır. Tarçın ve papatya çayı ile beraber sindirim sistemlerini rahatlatır. Bebeğin kilosuna göre günde 2-10 ml arası çayı bebeklere daha rahat uyumaları için verilebilir. Tabii ki önce pediatriste danışmak gerekmektedir.
Diğer Besin Değerleri :
Çinko, demir, A vitamini, C vitamini içerdiğinden emziren anneler için faydalıdır. Çinko prolaktin salgılanmasını sağlar bu da sütü artırır. Demir hamilelikten sonra kan kaybı olduğu için alınması gerekir. A vitamini vücudun yenilenmesine yardımcı olurken C vitamini cilt için iyidir.      Kolesterol içermez, kalorisi düşüktür. Lif de içerdiği için kilo vermeye yardımcıdır.      Gaz spazmları çekenler için rahatlatıcıdır.
Yazının Devamı: Dereotu | Bitkiblog.com Follow us: @bitkiblog on Twitter | Bitkiblog on Facebook

Öfkeye tutunmak, zehiri kendin içip, ötekinin ölmesini beklemek gibidir…

Ay…Yatakta Çok İyisin Fuat…

46648_4645221979478_1165348065_n[1]

Yalan Söyledikçe Şuur Daralıyor


Şuurun yeterli yükseklikte olmadığı yerde gerçeğin, doğru ve iyi olanın ne olduğunu anlamak mümkün değildir. Bütün dinler, “yalan söylemeyeceksin” der. Öyleyse yalandan uzak durmak O’na olan inançtan, imanda…n gelir. Yalan tek başına bir eylem değildir. İnsanın sayısız yanlış eylemlerinin, sevgisizliğinin, korkularının, açgözlülüğünün, tembe lliğinin, hırslarının, kıskançlığının paravanasıdır. Hiç yalan söylememeye karar verin, yaşamınızı değiştirmek zorunda kalırsınız. Bu açıdan bakınca tüm dinlerin şaşmaz emri olan “yalan söylemeyeceksin” kuralına uymadan, Musevi, Hıristiyan veya Müslüman olmak, spiritüalist olmak kısaca insan olmak mümkün müdür? Bilim adamı, doktor, manav, politikacı, anne, baba, sevgili kısaca şu veya bu, yalan söylemeden eylemlerini sürdürebiliyorlar mı? En büyük yalanları kendimize karşı söylemiyor muyuz? Diyebiliriz ki insan dünya yaşamını yalan üzerine kurmuştur. Doğal olarak insanın dâhil olduğu toplumsal sistem de yalan üzerine kuruludur ve insanı yalancılığa itmektedir. Yalan geri bir şuur realitesinin ürünüdür ve ne yazık ki, geri şuurlar, diğerlerinin de yükselişini önlüyor.
Şuurun yeterli yükseklikte olmaması yalanın şuur üzerindeki yıkımının fark edilmesini önlüyor. Burada bir kısır döngü var. Yalan söyledikçe şuur daralıyor. Şuur daraldıkça daha büyük yalanlar söyleniyor, yalan başka yalanlara zemin hazırlıyor ve doğruyu söylemek artık büyük bir cesaret meselesi oluyor. O zaman sevmek, iyi olmak, gerçeğin bilgisine ulaşmak, azim ve irade sahibi olmak da olanaksızdır Zira tüm iyi ve doğrular kendi aralarında bir bilinç sistemi oluştururlar. Sistem kendine uymayanı dışarıda bırakır.
Çözüm nedir? Önce gereksiz yalanlardan vazgeçmek gerekir. Her halde en kolayı budur. Sonra biraz cesaret isteyen doğruları koruyabiliriz. Örneğin, bizi sevmekten vazgeçebilirler, bizi onaylamayabilirler, bize kızabilirler. Bunları göze almak gerekir. Ancak şunu da kabul etmek gerekir ki herkes, herkesin yalan söyleyip söylemediğini zaten bilir ve bu biliş nedeniyle bizim o kişiler nezdinde saygınlığımız, güvenirliliğimiz zaten yoktur. Acı ama bu böyledir. Biz bunun da pek farkında değilizdir. Çünkü aynı yanlış eylem içindeki arkadaşlarımız bunların pek üzerinde durmazlar. Ve biz herkesin zaten yalan söylediğini ileri sürebiliriz.
Gerçekte ise yalan söylemeyen inanç ve iman sahibi kişiler vardır. Onlar her şeyin yalan üzerine kurulu olduğu dünyamızda, doğruluklarıyla kendilerine farklı bir şuur alanı açarlar ve o şuur alanında herkesten sevgi ve saygı görerek yaşarlar, işlerinde başarılı olurlar. Yani doğru olmaktan dolayı zarara girmek şöyle dursun, ruhsal sistemle güçlenen irtibatları dolayısıyla tam tersine başarılıdırlar.
Aynı bilinçteki insanlar kendi aralarında bilinç kümeleri oluşturur. “Arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyeyim” sözü bunu ifade eder. Doğruluktan ayrılmamağa karar verdiğimizde karşılaştığımız kimi zorluklar gerçekte bizim küme değiştirmemizden ileri gelir. Önce yaşadığımız yalnızlık, sonra daha güzel insanlarla bir araya gelmemizi, O’na, Büyük Gerçek’e yaklaşmamızı sağlar.
Güney Haştemoğlu

27.06.2008 *dostsite.org*

Aşk ve Bilinçaltı (Enerji Kancaları)


Kancalar
İnsanlarla ilişki kurmaya başladığımız anda birbirimizle eneri bağları oluştururuz. Bu görünmez bağlara, ben kanca adını veriyorum. Ve kancalar yoluyla birbirimizden beslenmeye başlarız. Bizle…r sadece fiziksel bedenlerimizden ibaret değiliz. Vücudumuzun etr afında bir de enerji alanı vardır. Burası tıpkı ikinci bir beden gibi, etrafımızı sarar ve bize yaşam sevinci verir. Enerji alanını, fiziksel bedenimizi saran bir balona da benzetebiliriz. Bu alanda bulunan enerji, kişiye özgüdür. Herkesinki farklıdır, çünkü kişinin duygu ve düşünceleri, korkuları, endişeleri önyargıları, ya da yaşam şekli ile biçimlenmeye başlar. İki insanın ilişki kurmaya başlamasından itibaren enerji alanları arasında gözle görünmeyen bir bağ oluşur. Örneğin, bir aşk ilişkisi yaşamaya başlayan kadın ve erkek arasındaki enerji balonları, görünmeyen kancalarla birbirine bağlanır. İşte o dakikadan itibaren, artık iki kişinin duyguları, düşünceleri, korkuları birbirine akmaya başlar.
Kancalar, en kolay cinsellikle oluşur. İki kişi bedenlerini birbirine açtığı andan itibaren, duygusal yapıları birbirlerine akmaya başlar. Çünkü o enerji alanları, korkular, endişeler, hatta yaşam dersleri ve bilinçaltı kalıplarının verdiği huzursuzluklardan oluşmaktadır. Aynı şekilde, olumlu duygular, sevinç ve yaşam enerjisi de birbirine karışmaya başlar. Çok uzun birliktelik yaşayan çiftlerin, zaman içinde birbirlerine benzerlik göstermeye başlamaları dikkatinizi çekmiştir. İşte sırf bu yüzden, vücudumuzu kime açtığımız konusunda çok dikkatlı olmalıyız. İki kişi birbiriyle ilişkiye girdiği andan itibaren, enerji alışverişi başlar. Birbirlerine akıttıkları sevgi de bu kancalar yoluyla iletilir. Birbirine sevgi ve olumlu duygular hissettiren kişiler, karşısındakinin enerji alanını besler ve zenginleştirir. Ona ne kadar değerli olduğunu hissettirir. Böylece kök korkularımızdan biri olan başkaları tarafından onaylanma ihtiyacımız, değersizlik duygumuz yok olur ve dengeli bir insan haline geliriz. Ama ne yazık ki, insanlar bu dengeyi başkalarından aldıkları enerjiyle değil, kendi başlarına kurabilmek zorundadırlar. Bir çok insan hayal edin. Herkesin birbiriyle ilişkisi olduğu için, arada pek çok kanca oluşacaktir. Bu insanlar birbirlerinden beslenmeye devam ederler.
Buna yatay beslenme adı veriyoruz. Bu tarz beslenme, bizi başkalarına bağımlı kılar. Sevgilimize, kocamıza, çocuklarımıza, anne ve babalarımıza, bazı arkadaşlarımıza kendimizi bağımlı hissederiz. Artık onların sürekli bizi desteklemesini bekleriz. Bunu yapmadıkları zaman öfkeleniriz. Kırılırız. Hatta kimi zaman onların bizi beslemeye devam etmelerini sağlayabilmek için farkında olmadan duygusal oyunlar oynariz. Özellikle kontrolcü yapıya sahip kişiliklerde, bu tarz oyunlar daha belirgin olur. Sevgilime bağımlı oldum. Örneğin, bir kadın ve erkek birbirlerine aşık olurlar. Aşkın ilk günlerinde erkek kadını sık sık arar. Kadın bundan beslenmeye başlar. Erkeğin iltifatları, ilişkiyi rayına oturtana kadar onu el üstünde tutması, kadındaki değersizlik duygusunu azalttığı için oluşan kanca görevini yapmaya başlar. Artık kadın bu yoğun ilgiden beslenmeye başlamıştır ve eğer hayatında değer duygusunu artırabilecek başka alanlar yoksa, bir tür bağımlılık geliştirir. Bu tıpkı uyuşturucu almaya başlamak gibi birşeydir.
Daha sonra erkek ilgisini yavaşlatmaya başlar. Bu hem erkeklerin hem de ilişkinin doğasında vardır. Erkek ilgisini normal boyutlara indirirken, kadın sebepsizce acı çekmeye başlar. Sürekli ilişkinin nereye gittiğini düşünür. Endişelenir. Üzülür. Olumsuz duygu ve düşünceler başladığı andan itibaren, artık kanca ters yönde işlemeye başlamış, erkek kadının enerjisinden beslenir olmuştur. Kadının enerji alanı yavaş yavaş küçülürken, erkeğinki büyümeye başlar. Aslında bundan kötü bir taraf yoktur. Hem kadın hem de erkek, bunu bilinçsizce yaparlar. Birbirini besleyebilmek çok güzel bir duygudur. Ama, çoklukla insanlar arasında bunun tersi de yaşanır. Birbirinin yaşam enerjisini çalan insanlar vardır. Üstelik enerji çaldıklarının farkında değillerdir, ama sonuçta kendilerini iyi hissedeceklerini bilirler. Karşısındakinin ruhsal ve duygusal durumunun ne olacağına aldırış etmezler. Enerji vampirlerinin pek çok yöntemleri vardır. Bunların en bilineni, karşısındaki kişiyi suçlu hissettirmektir. Bunun için bir insan diğerine bağırabilir, aşağılayabilir, alay edebilir, ya da kendisini acındırabilir.
Sonuçta karşısındaki kişi kendisini suçlu hissederse yaşam enerjisi çalınacak, kendisini güçsüz ve yeteneksiz hissedecektir. Bir başka yöntem, karşımızdaki insana sessiz ve mesafeli durmak, duygularımızı saklamaktır. Mesafeli durduğumuz zaman, karşımızdaki insan bizim ne hissettiğimizi ve düşündüğümüzü bilemez ve endişeye kapılır. Endişe ve huzursuzluk, yaşam enerjimizin karşımızdaki kişiye geçmesini sağlar. Karşımızdaki insana aşırı sevgi vermek ve bunun karşılığını beklemek te bir çeşit enerji vampirliğidir. Kontrolcu kişiliklerin baş vurduğu bu yöntem, anne çocuk ilişkilerinde ya da karı koca ilişkilerinde sıklıkla yaşanır. Sonuçta, karşımızdaki kişiye olumsuz duygular yaşatıyorsak, onun yaşam enerjisini çalıyoruz demektir. Peki, yaşam enerjimiz çalındığı zaman ne olur? Genelde, yaşam enerjimiz küçüldüğünde, yaşamdan zevk alamayız. Günlük işlerimizi yapamaz hale geliriz, çünkü en ufak bir iş bile bize külfet gibi görünür. Sürekli bir can sıkıntısı duyarız. Yüreğimizde, sebebini bilmediğimiz bir ağırlık oluşur. Toleransımız azalır. Bir gün önce başkalarına dağıtacak sevgimiz varken, bir anda kendimizi dibe vurmuş gibi, sanki derin bir kuyuya inmiş gibi hissederiz. Artık başkalarına sevgi vermek yerine, onlardan beslenmeye çalışırız. Bütün bu yaşanan olumsuzluklara rağmen, kancalar sağlıklıdır ve insanların birbirine sevgi akıtabilmeleri için oluşurlar. Bu konuda neler yapılabileceğini, AŞK başlığı altınaki yazımda bulabilirsiniz.
Dikey Beslenmek İnsanların başkalarına bağımlılık geliştirmemeleri, ve başkalarından enerji çalacak yöntemlere başvurmamaları için, dikey beslenmeyi öğrenmeleri gereklidir. Her insanın ruhu, çeşitli zenginliklerle doludur. Bu zenginlikleri, yaratıcılık alanlarımızı keşfederek bulabiliriz. Örneğin, bir ressam, resim yaparken kendisinden beslenir. Çünkü o sırada ruhundaki zenginlikleri ifade etme fırsatını bulmuştur. New York?ta yaşarken bir kanser hastamın takı yapmaktan hoşlandığını keşfetmiş ve kendisine her gün en az 1 saat bu işle uğraşmasını tavsiye etmiştim. Kendisine çok iyi gelmiş, adeta duygusal ve ruhsal bir terapi gibi iş görmüştü.
İnsanların kendilerini hiç korkusuzca, olduğu gibi ifade edebilmeleri, en büyük güç kaynağıdir. Bu, herkese tarif edilemez bir mutluluk ve doyum verir. Hayatımızda hobilerin yer alması, iste bu yüzden önemlidir. Dikey beslendiğimiz sürece, ne başkalarına bağımlı yaşarız ne de yaşam enerjimizi çaldırırız. En önemlisi de, hayatta verdiğimiz önemli kararlar hatalı olmaz. Doğru karar verebilmek için bağımsız ve mutlu olmalıyız. Özgür bir zihne ve duygusal yapıya sahip olmalıyız. Hiçbir şeyden korkumuz olmamali. Başkalarını kaybetme korkusu, bağımlılıklarımızın ardındaki kök korkudur. Bilinçaltımızın derinliklerinde kaybetme korkusu olduğu müddetçe sağlıklı kararlar alıp uygulayabilmemiz hemen hemen imkansız gibidir. Gelin özgürlüğümüzü ele alalım İlişkilerimizde kuvvetli taraf biz olalım Sevgiyle kalın
Alıntıdır
Kaynak: Şifacı

Bugüne kadar yaptığım tüm seçimler, verdiğim tüm kararlar ve yaptığım her şey için kendimi kabulleniyorum ve affediyorum.

553689_10151534182572229_361393737_n[1]Bugüne kadar yaptığım tüm seçimler, verdiğim tüm kararlar ve yaptığım her şey için kendimi kabulleniyorum ve affediyorum. Bunlardan dolayı başıma gelen olumsuzluklar için artık kendimi suçlamaktan vazgeçiyorum. Kendimi bedenen ve ruhen her halimle kabulleniyor, onaylıyor ve seviyorum. Yaşandı ve bitti…

Bülent Gardiyanoğlu

Renklerle Şifa…

 

TURUNCU: Vücuda enerji verir
Dolaşım sistemini, zihinsel faaliyetleri, sinir ve solunum sistemini harekete geçirir. Ayrıca vücuda enerji vererek, dolaşım siste…mini ve metabolizma süreçlerini hızlandırır. Turuncu renk. kalsiyumun rengidir ve çocuğunu kendi sütüyle beslemek isteyen yeni annelere ve hamile kadınlara tavsiye edilir. Sağlıklı saç, tırnak, kemik ve dişler bu rengin ürünüdür. Dalak ve b öbrek rahatsızlıkları nda tavsiye edilir. Turuncunun açık tonları eklem iltihabı ve romatizmal hastalıkların tedavisinde kullanılır. Turuncu, kolay sinirlenen ve stres altındaki insanlara uygun bir renk değildir. TURKUAZ: Stresi azaltır
Son derece dinlendirici ve soğuk bir renktir. Bu özelliğiyle baş ağrısı, alerji, tahriş, kesik ve yanık gibi rahatsızlıkları n tedavisinde kullanılır. Turkuaz, deri hastalıklarına iyi geldiği için akne, egzama ve benzeri hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadı r. Bu renk, stresi ve gerginliği azaltır, ayrıca vücuttaki toksik maddelerin dışarı atılmasını sağlar. Turkuaz, vücudun bağışıklık sistemine katkıda bulunur ve zararlı bakterilerin vücuda girmesini engeller. Turkuazın kalın bağırsak iltihabı (kolit) ve dizanteri gibi ateşli hastalıklar üzerinde de etkisi vardır. Burun yollarını açar ve zihinsel yorgunluğu alır. Kısacası organizmanın tüm sistemlerini yeniler. Turkuaz pasif ve tembel insanlara tavsiye edilmez.
TURKUAZ: Stresi azaltır
Son derece dinlendirici ve soğuk bir renktir. Bu özelliğiyle baş ağrısı, alerji, tahriş, kesik ve yanık gibi rahatsızlıkları n tedavisinde kullanılır. Turkuaz, deri hastalıklarına iyi geldiği için akne, egzama ve benzeri hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadı r. Bu renk, stresi ve gerginliği azaltır, ayrıca vücuttaki toksik maddelerin dışarı atılmasını sağlar. Turkuaz, vücudun bağışıklık sistemine katkıda bulunur ve zararlı bakterilerin vücuda girmesini engeller. Turkuazın kalın bağırsak iltihabı (kolit) ve dizanteri gibi ateşli hastalıklar üzerinde de etkisi vardır. Burun yollarını açar ve zihinsel yorgunluğu alır. Kısacası organizmanın tüm sistemlerini yeniler. Turkuaz pasif ve tembel insanlara tavsiye edilmez.
MAVİ: Melankolikler uzak dursun
Mavinin sakinleştirici ve dinlendirici bir etkisi vardır. Yüksek nabız, hipertansiyon ve ateşli hastalıklarda tedavi amacıyla kullanılan bir renktir. Stres, baş ağrısı, ses kısıklığı, gırtlak iltihabı gibi solunum yolları rahatsızlıkları nda yararlıdır. Adet kanamalarıyla ilgili sorunları olan kadınlar bu rengi adet öncesi ve sonrasında tedavi amacıyla kullanabilir. Mavi renk iç çamaşırı, gecelik, bornoz ve gündelik kıyafetler bu rahatsızlıklarda fayda sağlar. Mavi, migren, menenjit, kolit, dizanteri, uykusuzluk ve ishale iyi gelir. Bazı çocuk hastalıklarına karşı da etkilidir. (Diş çıkarma, boğaz ve bademcik ağrıları, kızamık, boğmaca, öksürük, su çiçeği ve hıçkırık tutması gibi.) Ayrıca miyop, katarakt ve benzeri göz rahatsızlıkları nda mavinin enerjisinden yararlanılır. Mavi renk, felç, düşük tansiyon ve nezle sorunu olanlara tavsiye edilmez. Ayrıca kendisini baskı altında ve melankolik hissedenler de bu renkten uzak durmalıdır.
MOR: Hormonları düzenler
Mor renk, beynin arka kısmındaki bezleri etkilediğinden, vücuttaki tüm salgı bezleriyle ilişkilidir. Hormonal aktiviteleri düzenler. Menenjit, beyin sarsıntısı, sara gibi zihin ve sinir sistemi hastalıklarında, göz ve kulak rahatsızlıkları nda tedavi amacıyla kullanılabilir. Morun kanı temizleyici özelliği vardır ve akyuvarların yapımında rol oynar. Vücuttaki su miktarını ve kalp atışını ayarlayan sodyum ve potasyumun dengesini sağlar. Akciğer, karaciğer ve böbreklerin sağlığı da bu renge bağlıdır. Siyatik gibi birtakım hastalıklar, mor rengin pozitif enerjisiyle tedavi edilebilir.
YEŞİL: Korkuları kontrol eder
Yeşil, sinir sistemi ve hücre onarımı için yararlı bir renktir. Kalp ve diğer vücut fonksiyonları yla yakından ilgilidir. Kanın akışkanlığını ve hücre yapısının güçlenmesini sağlar. Ayrıca kas, deri ve doku oluşumlarına katkıda bulunur. Toksik maddelerin vücuttan uzaklaştırılması na yardımcı olur. Kan basıncım düşürerek yüksek tansiyonu önler. Hücre yapışı üzerinde etkili olduğu için kist ve tümör oluşumlarının engellenmesinde kullanılır. Anjin, kronik bronşit, astım, nezle, baş ağrısı ve karaciğer iltihaplanması gibi hastalıkların tedavisinde kullanılır. Bu renk dengeleyici özellik taşıdığı için korku ve şok hallerinin kontrol altına alınmasını sağlar. Bunların yanı sıra kapalı yerlerden korkan insanların korkularını yenmesinde yardımcı olur.
MACENTA: Hafızayı canlandırır
Bu renk beyne giden kanı arttırır ve sinir sistemini dengede tutar. Baş ağrısı, yüksek tansiyon, kronik sinir bozukluklarını kontrol altına alır. Çalışırken normalden fazla bir çaba harcıyorsanız, macenta veya pembe renk giysiler kullanın. Hafıza kaybı ve koma hallerinde tedavi için bu renk kullanılır. Macenta, mide ekşimesi ve kalp çarpıntısı gibi rahatsızlıkları tedavi etme özelliğine de sahiptir. Macentanın enerjisi yumuşak, dinlendirici ve koruyucudur. Solunum sistemini, adrenalin salgısını ve böbreklerin çalışmasını ayarlar. Saldırgan ve sert davranış gösteren kişileri sakinleştirici etkisi vardır.
KIRMIZI: Hayat verir
İnsanlara hayat ve enerji verir. Tıbbi açıdan ise, kanda kırmızı kan hücrelerinin oluşması için hemoglobin üretimini arttırır. Kan dolaşımını arttırır, adrenalin miktarını yükseltir. Sinir sistemini harekete geçirmeye yardımcı olur. Anemi, nezle, zatürree gibi hastalıkların hafifletilmesinde kullanılır. Bu renk kişideki tembellik, melankoli ve üzüntü duygularını ortadan kaldırarak fiziksel fonksiyonlara canlılık getirir. Kişinin ayakta kalması için gerekli enerjiyi, ruhsal yönü devreye sokarak sağlar. Direncin kırıldığı zamanlarda insanların en büyük yardımcısıdır. Soğuk algınlığı halinde, kırmızı renkli çorap, eldiven, yelek veya kaşkol kullanmak vücudun ihtiyacı olan enerjiyi sağlayabilir. Ancak ateşli hastalıklarda, yüksek tansiyonda veya yanıklarda kullanılması tavsiye edilmez.
SARI: Hazımsızlığı önler
Sarı, sinir ve kas sisteminin güçlenmesini sağlar. Dolaşım sistemini ayarlayarak kalbin daha iyi çalışmasına yardımcı olur. Karaciğerin ve safra kesesinin çalışması gibi bazı vücut fonksiyonları nın devamlılığına yardım eder. Mide sularının salgılanmasını yönlendirir. Düzenli bağırsak hareketleri yaratarak kabızlığı ve hazımsızlığı önler. Ayrıca doku ve kemik iltihaplanması na karşı kullanılan bir renktir. Romatizma ve gut hastalığına karşı tavsiye edilir. Rahatsızlık duyulan bölgeleri sarı renge maruz bırakarak enerji sağlamak mümkündür. Güneşe oturup tüm vücudu altın sarısı ışınlara terk etmek de başka bir alternatiftir. Bu renk karaciğeri ve böbrekleri düzenli çalıştırır, kanı temizler ve lenfatik sistemi harekete geçirir.
Kaynak: Şifacı