Em Lübüf Nenel!

Hayat Der Ki…Sevdiklerinizi Artı Ve Eksileri İle Kabul Etmeyi Öğrenmedikçe, Sevmeyi Ve Sevilmeyi Beklemeyin…

Şakayla karışık anlatayım, hangi burcun başına bütün dertler neden gelir;

Mona Lisa ''Manga Style'' by NISAI

KOÇ: Kendi başına durduk yerde dert açan insan görürseniz, bilin ki o bir KOÇ’tur. HAŞA huzurdan, Koç’un başına hiç kimse herhangi bir şey getiremez! Zira Koç bu zevki kimseye bırakmaz. O her şeyi olduğu gibi derdi de, bizzat ve itinayla bulur.  Bir sabah kalkar, kendini yoklar, maşallah gayet formda bulur… Ve günü DEĞERLENDİRMEYE karar verir :))) Koç’un, her şeyin altında kalkabileceğini sanmak gibi ”naif sayılabilecek” bir yanı vardır! Üstelik, bir şey onun ilgisini çektiği zaman da, onun MUTLAK ve MUTLAK yapılması gerektiğine dair bir alay meşrulaştırıcı açıklaması da vardır… Sonuç dizi yapılacak bir tefrika roman ya da yıkılan bir fıkra olabilir! Kısaca ve kibarca şöyle desek: Koç olmak kendi içinde hem bir lütuf,  hem de bir lanettir 🙂

BOĞA: Başına ne gelirse, hazza düşkünlüğünden gelir 😉 Yani tabi estafurullah… Kendileri şahsen çok ağırbaşlı, oturaklı ve tumturaklı kişilerdir. Amma ve lakin, az bişey zevk-u sefaya düşkün, yemeye içmeye, efendime söyleyeyim oynaşıp koklaşmaya, gözlerine ve gönüllerine hoş gelen şeyleri etraflarında biriktirmeye meraklıdırlar :))) İşte zaten insan neye meraklıysa, oradan kırıklıdır… Sevdiği şeylerle arasında kopmayan bağlar kurma huyu, tutarlıklık, basiret ve mantık abidesi gibi görünen Boğa’nın yaşam hikayesini yazan görünmez eldir! Arzu ettiği şeyleri elde der, elinde tutar ve bıkana kadar hatta kusacak hale gelene kadar onlarla yaşar. YETER! dediği an ise görülmesi gereken bir şamatadır :)))

İKİZLER: Başına ne gelirse, elinde olanın kıymetini bilmemekten gelir! O hep bir sonraki ilginç, renkli, cazip, hareketli, değişik, heyecanlı konuya yönelmek ister ve ilgisini, zamanını, emeğini oraya kaydırır. O zaman da elindekini çar çur eder… Gerçi İkizler bunu pek de dert etmez :))) ”Gelen ağam, giden paşam … Bu kaçtıysa, başka fırsat mı yok!” der geçer. Namussuzlar haklı da çıkar iyi mi!!!

YENGEÇ: Başına ne gelirse, kafasının dağınıklığından … şeyy pardon …. her şeyi pek teferruatlı ve geniş kapsamlı düşünme alışkanlığından gelir :)))  Öyle her bir boyutu kapsayıp kavrayayım derken, bir bakmışsın Yengeç dağılmııış gitmişş… Şöyle örnek vereyim; Elbisesinin konseptine uygun parfümü olmadığını son anda fark edip, zaten geç kaldığı randevusuna gitmeden, bir saati de kozmetik reyonunda harcayan ve sonunda kendine rimel alan insan görürseniz o Yengeçtir!!! Üstelik uyarılmaktan, yönlendirilmekten, engellenmekten, eleştirilmekten ve azarlanmaktan da hiç ama hiç hoşlanmaz 🙂

ASLAN: Başına ne gelirse herşeyi ve herkesi kendine göre çekip çevirmek konusundaki ısrarından gelir! Aslan bir şeyi bir türlü yapmayı aklına koyduysa, öldür Allah vazgeçmez… Bakmayın öyle rahat ve sevimli göründüğüne, kastı mı fena kasar! Patronluk taslamaya, herşeyin en iyisini o bilirmiş gibi davranmaya bayılır. Amma ve lakin, bir süre sonra hayat çok sıkıcı olmaya ve kendi başına açtığı bir alay işten bunalmaya başlar… Het hüt diye durmadan ayar veren hallerinden sıkılanlar etrafını boşalttığı için kendini sevgisiz ve mutsuz da hisseder… İşte ”İmparatorlar Yalnızdır” filan gibi üstten alan pişmanlık ifadeleri böyle durumlara istinaden söylenmiştir 😉

BAŞAK: Başına ne gelirse, KAZA ESERİ gelir! Çünkü Başak herşeyi o kadar kontrol altına almıştır ki, kendisinin bilgisi ve yetkisi dahilinde ters birşey olamazzzz!!! Eh bu durumda mutlaka dış mihraklar suçludur ve Başak mağdurdur… Aslına bakarsanız, evren arada bir Başağa acır ve hayatında değişiklik olsun diye başına bir takım sürpriz işler gönderir. Ama Başak bir anda kapısında pasta paketi bulsa bomba ekibi çağırmak, marketin yılbaşı piyangosundan araba çıksa şimdi bunun bir alay prosedürü, masrafı olacak diye dertlenmek gibi bir takım panikler yaratır. Ama yani işte bu kadarcık kusur, kadı kızında da bulunur di mi :)))

TERAZİ: Başına ne gelirse  kolaycılığından ve her şeyi mümkün olduğunca erteleme isteğinden gelir! Terazinin hayatı neyin nerede olduğunu sadece kendisinin bildiği dağınık bir çekmece gibidir. Orada, burada halledilmeyi bekleyen bir takım meseleler vardır… Ama Terazi aklını o aralar en fazla hoşuna giden konuya taktığı için, diğerleri örümcek bağlamış vaziyette bir kenarda beklerler. Üstelik, çıkan krizleri de kendi çözmekten acizdir. Zira bayılmakla meşguldür. Genelde konuyu bir ahbap ya da hayran halleder :))) Yani Teraziyle fazla takılanın başına illaki bir takım angaryalar gelir!!!

AKREP: Başına ne gelirse, hesapsız arzularından ve hırslarından gelir! Gözü kararmak lafı hakikaten Akrep için icat edilmiş bir laftır… Akrebin gözü karardı mı, neler olacağını kendisi bile tahmin edemez. Zira, amacına ulaşmak için o anda içinden gelen her şeyi yapmaya eğilimlidir. Eh tabi ilk coşkusu geçtikten sonra, ortalığın biraz fazla dağıldığını ve gereksiz bazı komplikasyonlar doğmuş olduğunu farkedebilir :)))  Haa, bir de istediğini elde edemeyeceğini anladı mı, etrafını boşaltmak gerekir! Zira hayal kırıklığı fenadır. Yani, kızdığı zaman onun başına bir şeyler gelmeden genelde etrafındakilerin başına bir şeyler gelir :)))

YAY: Başına ne gelirse, ısrarcılığından gelir! Yay’a olmaz demeyin. ”AMA NEDEEEENNNNNN” sorusunu bu kadar YAY’arak ve mükerrer bir şekilde sorabilen bir başka insan icat edilmemiştir… Bir hedef bulup okunu saplayana kadar, kendisi gerilir. Ama bir hedefe saplandımı da, kendini geri çekmeyi bilmediğinden etrafındaki herkesi gerer. Mübarek Yay değil, darbeli matkap gibi davranır. İstediği şeyi elde edene kadar aklı çıkar, içi çıkar, canı çıkar… Sonra elde eder!!! Aaa, bir bakmışsın Yay yok :)))) Ve ardında ”Ya Sabır!” çeken bir sürü insan…

OĞLAK: Başına ne gelirse, İŞGÜZARLIĞI’ndan gelir! Ya bi karışma di mi, bi rahat dur!!! Yok… olmaz… olabilemez… Oğlak, mutlaka istim üstünde olmalı ve nedense hep acil bir meseleyi halletmek için uğraş içinde bulunmalıdır. Taşikardik hissetmediği zaman, hastamıyım diye merak eden veya bunun depresyona girmek olduğunu zanneden kişi Oğlaktır :))) Kardeşim, kusura bakmayın ama yani bu kadar her şeye burnunu sokmaya meraklı insana da, dert müstahaktır…

KOVA: Başına ne gelirse, ÇEKİNCE ve KAYGI’larından gelir… Şaşırdınız dimi :))) Kovanın herşeyi öngörmek ve hesap etmek gibi bir entellektüel saplantısı vardır! Kendi hayatını planlarken de son derece pimpirikli davranır ve adım atmakta hep biraz zorluk çeker. Mükemmel kurgular, onun temel takıntısıdır. Bu nedenle bir olaya dahil olduğu anda, mutlaka eksik ve aksak gidebilecek şeyleri görmek gibi bir de huyu vardır… Eh, hal bu olunca elbette itiraz etmesi, süreci durdurması, bir küçük düzeltme konusunda ısrarcı davranması FARZ’dır :))) Ağzını açtığı anda AMA ya da FAKAT o da olmadı NE VAR Kİ türünden bir laf edecek ve hem kendinin hem de duruma hasbelkader dahil olan herkesin başına bir dert açacaktır 🙂

BALIK: ‘başına ne gelirse, İYİ NİYETLİ ve SEVECEN tabiatından gelir :))) Hani hep biraz dalgın ve melankolik bir halleri vardır ya… İşte aslında Yaratan onları koruyup sakınmak için öyle yapmıştır. Zira, mutlu ve coşkulu hissetmek Balığa hiç iyi gelmezzz!!! Nayna nayna nay naaa …. Nayna nayna naay naaa… diye yolda giderken, bir şey görür, hoşlanır ve ona takılır… Hoşlandı mı Balık biter :))))) Aklına hiiiç kötü birşey gelmez. Daha doğrusu o andan itibaren artık aklına hiç birşey gelmez! O andan itibaren herşey Balığın BAŞINA gelir

Kaynak: juno astrology

Nasıl da erteliyorum herşeyi… Tüm inançlarımı, tüm hislerimi tüm kararlarımı… Ne çok şey yapabilirim ya da hiçbir şey belki ama herşeyi erteliyorum…

484029_238368136309404_1428064891_n[1]

Nasıl da erteliyorum herşeyi… Tüm inançlarımı, tüm hislerimi tüm kararlarımı… Ne çok şey yapabilirim ya da hiçbir şey belki ama herşeyi erteliyorum…Hayatla
kavgayı, aşkı, başkaldırışı… Boşuna yaşıyorum ben…İnsanları ne çok önemsiyorum… Aptallıkları bile acılar bırakıyor bana… Ama değişmeye karar verdim… Hayatımın
karşısına dikildim,ondan alamadığım ne varsa savaşmaya karar verdim… Ertelemeyeceğim artık… İçimdeki coşkuyu, acıyı, aşkı neşeyi çıkaracağım,kendime
izin vereceğim… Erteleme! Bekleme! Ve en önemlisi üzülme artık olmayanlar için… Sahip oldukların yüzünden özür dileme kimseden, annenin hatırı için sil
gözyaşlarını… Hayata dürüst ol…Şartlar ne olursa olsun kendine dürüst ol… Bunu yap artık.’

http://haber.gazetevatan.com/belki-de-biz-baskalarinda-sakliyiz-kimbilir%85/527999/4/yazarlar#.UWFojWFjXWR.twitter

Bazen Merak Ediyorum Balıklar Bu Fanusun İçinde Nasıl Delirmiyorlar…

YEDİ KUTSAL GERÇEK


 – Kaç yıldır benim yanımdasın?
… – 20 yıldır efendim.
– Bu zaman süresince benden ne öğrendin?
– Hiçbir şeyle değişmeyeceğim yedi gerçek öğrendim.
– Ömrüm seninle geçtiği halde topu topu yedi gerçek mi öğrendin?
– Evet.
– Söyle bakalım öyleyse neler öğrendin?
– Baktım ki herkes bir şeyi dost ediniyor, ona gönül verip bağlanıyor. Ancak, bunların hemen hepsi insanı yarı yolda bırakıyor. Ben ise, beni hiç bırakmayacak, ölümden sonra bile benimle gelecek şeyleri aradım. Ve dost olarak iyilikleri seçtim kendime Ki, onlar sonsuz bir yükselme yolculuğuna çıkmış insanoğlunun hiç tükenmeyecek azığı ve en gerçek dostlarıdır.
– Çok güzel, ikincisi ne bakalım?
– Baktım ki, insanların bir çoğu geçici dünya değerlerine dört elle sarılmış onları koruyor, kasalarda saklıyor, kaybolmaması için her çareye başvuruyor. Kimi zenginliğine, kimi güzelliğine, kimi ününe tutunmuş sımsıkı, onları elden çıkarmamak için çırpınıp duruyor. Oysa ben varlığımı ve bütün isteklerimi O’na satıp, gönlümü yalnız O’nun sevgisine açtım.
– Devam et!
– İnsanların üstün olmak için birbirleriyle yarıştıklarını gördüm. Ancak bir çoğu üstünlüğü yanlış yerlerde arıyor ve birbirinin üstüne basarak yükselmek istiyordu. Bunun üzerine üstünlüğü geçici dünya değerlerinde değil, akıl ve ahlâkça yükselmekte, kötülüklerin her çeşidinden el etek çekip, iyiliklere vasıta olmakta aradım.
– Devam et yavrum.
– Yine baktım ki, insanlar sabahtan akşama birbirleriyle uğraşıyor, boş yere hayatı zehir ediyorlar kendilerine. Bütün bunların benlik, bencillik ve çekememezlikten ileri geldiğini gördüm. Ve gönlümü bu kirlerden arıtarak, herkesle dost olup, huzur ve güven içinde yaşamanın yolunu buldum.
– Sonra?
– Nedense herkes hatasının sebebini hep dışta arıyor ve başkalarını suçlamak yoluna sapıyordu. Böylece suçlarının örtüsü altına saklanıyordu. Oysa insanın başına ne geliyorsa kendi yüzünden ve kendi eliyle geliyordu. Bunu bilip yalnız kendimle cenge girerek, nefsimin iradesine uymamaya ve vesvese verenin ağına düşmemeye çalıştım.
– Doğru.
– Baktım ki insanlar şu bir lokma ekmek ve dünya geçimi için helal haram demeden, her türlü hakkı çiğnemekten çekinmiyorlar. Hem başkalarının hakkını alıp onları yoksul bırakmakla, hem de bu haksızlığın azabını ağır bir yük gibi vicdanlarında taşımakla iki kere kötülük etmiş oluyorlar. Oysa doğru yaşanıldığında ve hakça bölüşüldüğünde dünya nimetleri insanlara yeter de artardı bile.
– Ve yedinci?
– Yedinci olarak şunu gördüm ki, insanlar bir şeye dayanmak ve güvenmek ihtiyacındadırlar. Kimi zenginliğine, kimi güzelliğine. Bunların hepsi de bir süre sonra yıkılacak eğreti desteklerdir. Ben ise yalnız O’na sığınıp yalnız O’ndan yardım diledim. Ve bunun karşılığı sonsuz bir güven oldu.
– Seni tebrik ederim evladım. Ben de yıllar yılı bütün din kitaplarını inceledim. Hepsinin bu yedi gerçek etrafında döndüğünü tespit ettim.
(Yazarı bilinmiyor)
Yedi Kutsal Gerçek,
Kaynak: ipek Mistik

SEVGİ ELİNİ ÖNCE SİZ UZATIN


Pek çoğumuz bir tartışma, yanlış anlama, veya yetiştirilme biçimindeki farklılıklardan kaynaklanan küçük kırgınlıklara dört elle sarılırız. Kırıldığımız kişi bir dost veya akraba olsun, inatla onun bize el uzatmasını bekler, onu bağışlamak ve eski ilişkiyi tekrar, başlatmak için bunun tek yol olduğuna inanırız.
Sağlığı pek de iyi olmayan bir hanım dostum yakınlarda bana oğluyla üç yıldan beri konuşmadığını söyledi. “Neden?” diye sordum. Bana geliniyle ilgili bir konuda ters düştüklerini ve önce oğlu aramadıkça, onunla bir daha hiç konuşmayacağını söyledi. Ona kendinin el uzatmasını önerince önce itiraz etti ve “Bunu yapamam, çünkü onun özür dilemesi gerekir” dedi. Kadın biricik oğluna elini uzatmadan nededeyse ölmeye bile hazırdı. Biraz tatlı dil döküp onu ikna ettikten sonra telefon açmayı kabul etti. Sonuçta oğlu annesi onu aradığı için büyük minnet duydu ve kendiliğinden özür diledi. Hep olduğu gibi, taraflardan biri bir fırsat bulup dostluk elini uzatırsa, bundan herkes kazançlı çıkar.
Ne zaman öfkemize saplanıp kalsak “ufak şeyleri” kafamızda kurup, gerçekten “büyük mesele” haline getiririz.
Sanki haklı oluşumuz mutluluğumuzdan da önemliymiş gibi görünür. Oysa, hiç öyle değildir. Eğer daha huzurlu bir insan olmak istiyorsanız şunu anlamanız gerekir ki, haklı olmak hemen hiçbir zaman kendinizi mutlu etmekten daha önemli değildir. Mutluluğun yolu yargıları bir yana atıp, sevgi elini uzatmaktır. Bırakan, başkaları haklı oluversin. Bu sizin haksız olduğunuz anlamına gelmez. Her şey yoluna girecektir. Siz işin ucunu bırakmanın keyfini yaşayacaksınız. Elinizi uzatıp, haklılığı başkalarına bıraktığınız zaman onlar da size karşı daha az savungan ve daha çok sevecen olurlar. Çoğu kez onlar da size el uzatırlar. Ama eğer bu gerçekleşmezse, hiç dert etmeyin. Daha çok sevgi olan bir dünya yaratmak için size düşeni yapmanın huzuru yeter.
– Sevgi elini önce siz uzatın,

Kaynak: Bizsiziz

Hücrelerimizi yenileyici, bağışıklık sistemini düzenleyici, vücudumuzun biyolojik ritmini ayarlayıcı, anti-oksidan, yaşlanmayı geciktirici özellikleri olan melatonin hormonu gece salgınlandığı için “KARANLIKLAR HORMONU” olarak da bilinir

KARANLIKLA GELEN ŞİFA -MELATONİN HORMONU-
407579_344467408906667_1464815359_n[1]
Hücrelerimizi yenileyici, bağışıklık sistemini düzenleyici, vücudumuzun biyolojik ritmini ayarlayıcı, anti-oksidan, yaşlanmayı geciktirici özellikleri olan melatonin hormonu gece salgınlandığı için “KARANLIKLAR HORMONU” olarak da bilinir
Melatonin vücudun biyolojik saatini koruyup, doğal ritmini ayarlayan önemli bir hormon.

Melatonin hormonu beynimizin orta kısımlarında bulunan epifiz bezi tarafından salgılanan bir hormondur. .
Epifiz bezi beynimizde bezelye kadar küçük bir organdır ve vücudumuzdaki melatoninin çoğunu o sağlar. Ortalama 40-50 yaşlarında beyin epifizinin faaliyeti yavaşlar. Uyku kalitesi bozulur ve bağışıklık sistemi de zayıflamaya başlar. Önlem alınmazsa, bu gerilemeyi diğer yaşlanma belirtileri ve hastalıklar takip eder.

Bu hormonun üretimi ve salınımı karanlık ile başlar ve aydınlık ile sona erer. Gece saat 23.00 ile 05.00 arasında salgılanan bu hormon 02.00-04.00 arasında en yüksek değerlerine ulaşır. Aydınlık döneminin uzaması veya aniden ışığa çıkılması melatonin üretimini durdurur.
Büyüme hormonunu arttırıcı ve ergenliği başlatıcı özellikleri de vardır.
GÖRME ENGELLİ kişilerde kanser olma riskinin diğer kişilere oranla çok daha az olmasının sebebi görme engellilerde melatonin hormonunun fazla olmasına bağlanmaktadır.
Melatonin, başta kanser olmak üzere hastalıklar üzerinde baskılayıcı etki yapmaktadır. Gece çalışan kadınlarda meme kanseri gelişimi çok daha fazla olmaktadır. MELATONİN ve KANSER ilişkisi için birçok çalışma yapılmıştır.
Yapılan çalışmalar melatoninin gerçekten kanser önleyici etkileri ve hücresel hasarın onarımında çok önemli rolü olduğunu ,ayrıca bağışıklık sistemini destekleyici etkisi oluğunu gösteriyor.
ABD ve Avrupa’da lösemili ve kanserli çocuk sayılarının artmasından sonra yapılan araştırmalar sonucunda, ailelerden çocuklarını kesinlikle karanlık ortamlarda yatırmaları isteniyor. Çünkü melatoninin güçlü salgılanmasının kansere karşı koruyucu etkisi olduğu biliniyor.
Melatonin MEME tümörlerinin büyümesini azaltıyor, KALP VE DAMAR hastalıklarını yavaşlatıyor, üreme fonksiyonlarını artırıyor.
Vücudumuzun yeteri kadar kendini koruma mekanizması var. Önemli olan bu mekanizmaların çalışmasına engel olmadan, bu mekanizmaları destekleyici davranış biçimlerini geliştirmektir.

TRATAK çalışmaları da bu yardımcı çalışamalardan biridir. Tratak sözcüğü kesintisiz bakış, devamlı dikkat anlamına gelir. Bir nesneye, gözlerin kırpılmadan, yaşlar boşanıncaya dek bakılmasıdır. Farklı bir açıdan bakarak bunun yoğun meditasyon anlamına geldiğini de söyleyebiliriz En bilinen tratak nesnesi MUM ışığıdır.

Tratak için mum haricinde kullanılabilecek diğer objeler, beyaz duvardaki siyah bir nokta, aynada gözün irisi, iki kaş arasındaki boşluk, burnun ucu, gökteki parlak bir yıldız, bir çiçek resmi olabilir. Tratak beynin her iki yarısında dengeyi sağlar, olaylara kolay konsantre olma gücümüzü arttırır. Tratak, epifiz bezinin büyük miktarda melatonin hormonu üretmesini destekler.

Hangi gıdalarda melatonin var?
“Kızılcık, deve dikeni, rezene, anason, kereviz, ayçiçeği, çemen, hardal ve sarı kantaron, papatya çayı, vişne, lahana, badem, fındık gibi gıda maddeleri ile magnezyum ve çinko içeren diğer gıdalar melatoninden zengindir. Bu tür gıdaların aksam saatlerinde alınması, gündüz alınmasından daha uygun olabilir.”

Kaynak: Ruhların Görüntüsü

Bugün yeni doğdum ben.

303395_10151329227945178_1591536649_n[1]

Bugün yeni doğdum ben.
Bir çiçeğin dalından kayarak ,bir kuşun kanadından uçarak geldim. İlkbaharda yeşermeye , yazın kurumaya razı olarak… Kışın üşüyeceğimi , sonbaharın yapraklarımın teker teker döküleceğini bile bile geldim sana .
Eskiye bir perde çektim ; ” mazi ” koydum adını.Ve yeniden başladım sevmeye. Yeni doğan bir bebeğin bakışında yakaladım mutluluğu.Geleceğe bir köprü uzattım. Sağlam adımlarla ilerliyorum şimdi. Demir parmaklıklardan tutunarak…
… Biliyorum çok zor , yorucu bir yolculuk olacak. Ama ben karanlıkları aydınlatmak için çıktım yola. İmkansızı yakalayıp esir emeye , başarının sırrına ortak olmaya…
Korkmuyorum! Ve vazgeçmiyorum yaşamaktan. Yalnız değilim! Biraz sabır , bir parça cesaret ve bir de umut var yanımda. Sanki dört iyi dost köklü bir çınara dayanmış gibiyiz.
Zaten ihtiyacımız olan da bu değil mi? Sadece ve sadece sevgi… Ne sormak için bir papatyaya ihtiyacımız var , ne de içimizi ısıtacak bir güneşe muhtacız. Tek başına bir hükümdardır sevgi. Aramayı bilene sevgili , gurura kapılana asidir. Esasen gökyüzüne kurulmuş bir salıncak gibidir. Önceleri yavaş , hızlanınca korkusuz bir yeldir. Poyraz olmak ta , ılık bir ilkbahar yeli olmak ta o salıncağı sallayanın elindedir.
Ve tek elimizden gelen ılık bir yel olması için dua etmektir.

_____ALINTI___

Gidenin Kolundan Sıkı Sıkı Tutup Birden Bırakacaksın, Öyle Daha Hızlı Gider:)

Mutlu olmak istiyorsan; önce o ”eski”leri bir kenara bırak…

Neye inanıyorsak oradayız, neyi seçiyorsak yaşıyoruz

58559_447569755319168_1033415047_n[1]

Hiçbirimiz kötü değiliz… Hiçbirimiz masum da değiliz… Her birimiz ne isek, oyuz. Kusursuz da değiliz, hatalı kod da değiliz. Hangimiz doğru, hangimiz yanlış, hangimiz günahkar, hangimiz namusluyuz? Sen mi karar vereceksin? Ben mi bileceğim. Sen ‘ne’ isen ben de ‘o’yum. Koskocaman profesör, karısının yüzünü dayaktan tanınmaz hale getiriyor. Tinerci Adem, enkazdan çocuk kurtarıyor.  Din adamı zi…mmetine para geçiriyor, hayat kadını böbreğini bağışlıyor. Neye göre iyi, neye göre kötü.. Hepimiz önce insanız. Kusursuz değilim. Olamam da. Herbirimizin eksikleri, artıları, güzellikleri, çirkinlikleri, iyiliği, kötülüğü var. Bazılarımızın derisi siyah, bazılarımızın beyaz. Bazılarımız camide, bazılarımız kilisede, bazılarımız Sinagog’da dua ediyoruz.  Neye inanıyorsak oradayız, neyi seçiyorsak yaşıyoruz. Ne doğduğum yeri seçebildim, ne de ailemi… Sen gibi geldim ben de, ben gibi gideceksin sen de…

Aret Vartanyan

Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; asla vazgeçmemeli sevmekten ve öğrenmekten…

72970_445004202248288_1931016549_n[1]

 

Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!
Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi; ama kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin, zaman bulabilsin; bir teşekkür, bir elveda için.
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; asla vazgeçmemeli sevmekten ve öğrenmekten…

Alıntı…

Şimdi YAŞAMAK ZAMANI…

At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi kalk bakalım,
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI

Can Yücel
***