İnsanın kendi gücünü anlaması…

Taş İşçisinin Hikayesi

Bir zamanlar bir taş işçisi varmış… Kızgın güneşin altında bir dağın eteğindeki taş ocağında çalışır, sabahtan akşama anası ağlayarak taş çıkartırmış. Bir gün kan ter içinde çalışırken kafasını bir an kaldırıp güneşe bakmış:
– Ah bir güneş olsaydım, demiş, öylesine yüksekte, öylesine güçlü…Öykü bu ya… O an bir mucize gerçekleşmiş… Taş işçisi güneş olmuş…
Ama kısa süre sonra fark etmiş ki, dünyaya gönderdiği ışınları bulutlar kesiyor, onları aşamıyor:
– Bulutların arasından ışınlarımı geçiremedikten sonra güneş olmak neye yarar,  demek ki bulut daha güçlü, keşke bulut olsaydım diye söylenmiş. O anda bir mucize daha gerçekleşmiş. Bulut olmuş… Dünyayı yüksekten zevkle izlerken, başlamış rüzgârın önünde sağa sola uçuşmaya. Sıkılmış:
– Rüzgâr istediği anda bulutları dağıtıyor, demek ki rüzgar buluttan daha güçlü, keşke rüzgâr olsaydım demiş… Rüzgâr olmuş o anda… Bir iki esmiş sevinçle…
Ama bakmış ki önüne duvar gibi dizilen dağlara çarpıp kalıyor:
– Dağları aşamadıktan sonra rüzgâr olmanın faydası ne, demek ki dağ rüzgardan daha güçlü, keşke dağ olsaydım diye söylenmiş kendince… Ve dağ olmuş o anda… Bütün heybetiyle ulaştığı gücün keyfini sürerken karnından darbeler hissetmiş.. Birisi vura vura karnından parçalar söküyor. Dağ oyuluyor…
Bir bakmış… Bir başka taş işçisi çalışıyor eteklerinde… Ne yaptıysa durmamış işçi; demek ki bir taş işçisi benden daha güçlü diye düşünmüş ve keşke taş işçisi olsaydım demiş.

Hayat bazen insanları birbirleri için ne kadar çok şey ifade ettiklerini anlasınlar diye ayırır. Paul Coelho… Nilgün Alantara teşekkürlerimle…

öfke üzerine…

ÖFKE BASTIRMA NEDİR??

BASTIRMA; yaşaman gerekmeyen bir hayatı yaşamak demektir.
BASTIRMA; hiçbir zaman yapmayı istememiş olduğun şeyleri yapmaktır.
BASTIRMA; olmadığın bir kimse olman demektir.
BASTIRMA; kendini yok etmenin bir yoludur.
BASTIRMA; intihardır; elbette çok yavaş bir şekilde.

ama çok kesin, yavaşça zehirlenmedir.
İfade etmek hayattır,
bastırma intihardır.

NİÇİN?

Niçin insan bu kadar çok bastırıp sağlıksız hale gelir?

Çünkü toplum sana dönüştürmeyi değil, kontrol etmeyi öğretir.
Ve dönüştürmenin yöntemi tamamıyla farklıdır.
Hepsinden önce o, kontrol etme yöntemi hiç değildir.
O TAM TERSİDİR.

BASTIRARAK ZİHİN BÖLÜNÜR.
Kabul ettiğin kısım bilinç haline gelir ve reddettiğin kısım bilinçaltı haline gelir.
Bu bölünme doğal değildir, bölünme bastırma yüzünden oluşur.
Ve bilinçaltına toplumun reddettiği tüm pislikleri atmaya devam edersin.
Ancak unutma; oraya attığın her ne olursa olsun giderek daha çok senin bir parçan haline gelir:
O senin ellerine, kemiklerinin içine, kanına;
Kalp atışlarının içine siner.

Artık psikologlar hastalıkların neredeyse yüzde yetmişinin
bastırılmış duygulardan kaynaklandığını söylüyor:
Çok kalp rahatsızlığı, kalpte bastırılan çok fazla öfke demektir,
O kadar çok nefret var ki kalp zehirlenmiştir.

İLK ŞEY: KONTROL ETMEDE BASTIRIRSIN,
DÖNÜŞTÜRMEDE İFADE EDERSİN.

Fakat başka birisine ifade etmeye gerek yoktur çünkü “başka birisi” konu dışıdır.

Bir dahaki sefer öfke hissettiğinde git ve evin etrafında yedi kez koş
ve bundan sonra bir ağacın altında otur ve öfkenin nereye gittiğini izle.
Onu bastırmadın, onu kontrol etmedin,
Onu hiç kimsenin üzerine kusmadın.
Çünkü eğer bunu birisinin üzerine kusarsan bir zincir oluşur,
Çünkü diğerleri de en az senin kadar aptaldır, senin kadar bilinçsizdir.
O senin üzerine daha çok öfke akıtacaktır, o senin kadar bastırılmıştır.
O zaman zincir ortaya çıkar.
Sen onun üzerine kusarsın, o senin üzerine kusar. Ve her ikiniz de düşman olursunuz.

ONU HİÇ KİMSENİN ÜZERİNE KUSMA.
Bu tıpkı kusma isteğinin gelmesi gibidir: Gidip birisinin üzerine kusmazsın.
Öfkenin kusulmaya ihtiyacı vardır. Tuvalete gider kusarsın.
Bu tüm bedeni arındırır; kusmayı bastırırsan bu tehlikeli olacaktır.
Ve sen kustuğunda tazelenmiş hissedeceksin.
Yediğin yiyecekte yanlış bir şey vardı ve bedenin onu reddediyor.
ONU İÇERDE KALMAYA ZORLAMA.
Öfke sadece zihinsel bir kusmuktur.
İçine aldığın şeyde yanlış bir şey vardır.
Ve senin tüm psişik varlığın onu kusmak ister.
Fakat onu başka birisinin üzerine kusmana gerek yoktur.
Onu başkalarının üzerine kustuğun için toplum onu kontrol etmeni söyler.

OSHO

Yol Hikayeleri…

Yola çıkma duygusu çok karışıktır. İnsana hem heyecan, hem korkuyu aynı anda yaşatır. Bir yandan bilinmeyeni bilinir kırma , yeniyi keşfetme arzusu çok güçlüdür. Diğer yandan bilinmeyenin verdiği ürkeklik alır başını gider. Sonuçta önyargılar yıkılır, yeni tatlar tadılır, değişik hayvanlarla tanışılır, dans ve müziğin farklı güzellikleri keşfedilir. Ve her defasında insanların özünün hep aynı olduğunu bir defa daha anlarsınız. Onların da bir kalp kırıklığı , unutamadığı bir aşkı, özlemleri, sevinçleri, yaraları, beklentileri, hayal kırıklıkları olduğunu anlarsınız.

Benim için gezmenin en büyük anlamı dışımdan yapmış olduğum bu yolculukların, aslında kendimi ve ruhumu tanımak için kullandığım bir yöntem olmasıdır. Tamamen bir tezatı yaşıyorum yani. İçimi tanımak için dışarıyı dolaşıyorum. Tabi bu yolculuklarda insanlarla konuşmak, onları tanımak, dertleşmek, tavsiyelerini dinlemek en büyük itici gücüm. Böyle olunca bir sürü hayatı aynı anda yaşamış oluyorsun. Başkalarında kendini, kendini başkalarında buluyorsun. Bir sürü olaya şahit oluyorsun. Her gün yollarda olduğun için yoğunlaştırılmış bir programda yaşamış gibi oluyorsun. Hergün ama hergün ama hergün yeni bir sürü deneyim yaşıyorsun.

Mesela bir lokantada oturuyorum yeni bir lezzet denemenin eşiğinde heyecanlıyım. Karşı masada İtalyan erkekler oturuyor. Bir gürültü şamata yapıyorlar inanılmaz. İstemeden onlara bakıp bir yandan eğleniyorsun. Bir anda masadakilerden biri telaşla ayağa kalkıp, benim arka tarafımda bir yere doğru koşturuyor. Hepimiz ne oldu diye merakla dönüyoruz. İki Japon kızı bankamatik önündeler, para çekmeye çalışmışlar çekememişler. Saat 21.00 suları, yabancı ülkedeler, yerel dili bilmiyorlar, gencecik kızlar korkup başlamışlar ağlamaya. Bizim İtalyan adam bunların hepsine şahit  olunca yerinde duramıyor kızlara yardım etmek için  koşuyor. Gerisi bizim meraklı bakışlarımız arasında yaşanıyor… Çıkarıyor cebinden bir tomar para, kızlara veriyor. Az da değil hem yemek, hem kalacak yer, hemde yol parası veriyor. Kızlar biraz daha ağlamaya başlıyor. Bu sefer sevinç ve şaşkınlıktan ağlıyorlar. Adamda başlıyor ağlamaya. Hepimizin gözleri doluyor. Bu manzara hala tüylerimi ürpertiyor.

Ya da tanıştığım insanların anlattığı değişik hikayeler oluyor. Mesela yeni evli bir çiftle tanışmıştım. Balaylarında egzotik bir yere gitmişler. Maymunu bol olan bir yere. Kaldıkları otelde bunlara  sıkı sıkı tembih etmiş; odadan çıkarken mutlaka kapınızı, pencerenizi sıkı sıkı kapayın yoksa maymunlar eve girer diye. Tabu bunlar yeni evli, başları hülyalı dışarı çıkıyorlar ama pencereyi kapatmayı falan unutuyorlar. Odaya döndüklerinde odada maymunlar sıçrıyor, atlıyor,  kimisi yatakta yatıyor,  kimisi lambada, çekmeceler açık, kıyafetler maymunların üstünde, sular açılmış içilmiş, buzdolabunda o ekstraya giren fıstıklar çukulatalar yenmiş, duvarlara sürülmüş böyle bir manzarayla karşılaşıyorlar. Tabi korkup hemen otel yönetiminden yardım istiyorlar, bir sürü de maymun zararı ödeyip otelden çıkıyorlar. Artık her yeri sıkı sıkı kapayıp, iki kere de kontrol etmeden hiçbir yere gitmiyorlarmış.

Bir keresinde abla-kız dolaşan çok cici iki kişiyle tanıştım. Bundan beş altı sene önce denize girebilecekleri, güneşlenip tembellik yapacakları bir adaya gitmeye karar vermişler. Adaya ana karadan  sürat motoruyla ulaşılabiliyormuş. Bunlar sürat motorundayken adayı  tsunami vurmuş. Bunlar denizde olduğu için kurtulmuşlar. Ama maalesef bir sürü tatsız anıya da sahip olmuşlar. Şimdi asla ada tatili yapmıyorlarmış.

Bir keresinde de tek başına dolşan bir kızla tanıştım. Kız otobüsten inip on dakikalık bir yürüyüşten sonra kalacağı otele ulaşacakmış. Taksiye binmek istememiş. Fakat o on dakikalık kısa yürüyüş, bilmediği bir yol olunca olmuş 20 dakika, 25 dakika. Sırtında çantası, bir yandan yol yorgunluğu bir yandan açlık adımlarını hızlandırmış. Tabi o sırada bir evi koruyan, üç dobarmanla karşılaşmış. Dobermanlar zincirsiz, kıza doğru hızla koşmaya başlamışlar. Kızın dizlerinin bağı çözülmüş bayıldı bayılacakmış. Hafızasında hayal meyal köpek seni kovalarsa koşma ve onun seviyesine çömel diye bir bilgi varmış. Zaten koşacak halde değil, çömelse yüzü parçalanır diye korkuyor. Bir anda içgüdüsel olarak köpeklerle konuşmaya başlıyor. Köperlerse -ilginç- ses tonuyla bir bir sakinleşip uzaklaşıyorlar. Kız derhal bir taksi çağırıp otele gidiyor. Bir daha da her yere kapıya teslim şeklinde gidiyor.

Bu sefer orta yaşlı bir çift tur programındalar. Her şehirde bir gün duran, yorucu bir tur. Ama çok şanslılar. Uğradıkları şehirlerin birinde karnavala denk geliyorlar. Şapkalar alınıyor. Yüzler boyanıyor. Her yerde dans ve müzik var. Sokaklar da inanılmaz bir coşku ve eğlence yaşanıyor. Bu ortamın bir parçası olup, inanılmaz bir gün yaşıyorlar. Bundan sonra da nerede ne zaman böyle kutlama var ona göre gidiyorlar.

Bu anıların sonu gelmez. O yüzden artık burada kesiyorum.  Bana en çok sorulan soruya cevap vererek yazıyı bitiriyorum.

Bana en çok sorulan soru şu ; yollarda dolaşırken ‘insanların sana zarar vermesinden korkmuyor musun’ diyorlar. Ben de her seferinde şu cevabı veriyorum… Eğer karşınızdaki insana sevgiyle davranır, gönlünü alırsanız, yaralarını sararsanız size elinden gelen en iyi şekilde davranacaktır. Herşeyin tek ilacı sadece birbirimizi sevmek ve kendimizi sevmekten geçiyor diyorum. Bilmiyorum siz ne diyorsunuz ???

Sağlıcakla

Posted in Uncategorized. Tags: . Leave a Comment »

Kalkan Tava…

Kalkan Tava

MALZEMELER
Yarım çay bardağı limon suyu
Yarım çay bardağı zeytinyağı
Yarım çay kaşığı karabiber
1.5 su bardağı ayçiçek yağı
1 su bardağı un
1.5 kg kalkan balığı, dilimlenmiş
Tuz

5 kişilik

HAZIRLANIŞI
Kalkanları 3 er santimlik şeritler halinde dilimleyip karabiber, limon suyu ve zeytinyağında dinlendirin.
Marine edilmiş kalkan balıklarını unlayın, fazla unlarını silkeleyin. Geniş bir tavada yağı kızdırın ve balıkların her iki tarafını alt üst ederek altın sarısı bir renk alıncaya kadar kızartın. Balıkları bir mutfak kağıdının üzerine koyup fazla yağını alın. Limon dilimleri ile servis yapın.Kalkanları terbiye etmeden de pişirebilirsiniz.

Ben yokum.

Hristiyan değilim ne de musevi, ne müslüman ne de hindu, Budist, sufi ne de zen. Hiç bir dine ait değilim. Hiçbir din ya da kültür düzenine ait değilim. Ne doğu, ne batıdan geldim, ne deniz, ne de yerden çıktım.
Ne tabii, ne havai, ne de çeşitli maddelerden oluştum.

Ben yokum.
Ne bu dünyada varım, ne de öteki dünyada.
Ne Ademden, ne Havvadan, ne de başka bir başlangıc masalından çıktım.

Yerim yersiz, izim izsiz.
Ne vücut ne de ruhum.

Sevgiliye aitim.
İki dünyayı bir gördüm,
Bir onu çağırdım, bir onu bildim.

Önce, sonda, dışta, içte,
Sadece o,
nefes alan,
Ve nefes veren
İnsanım.

Mevlana

Huzur nerededir?

HUZUR…


 Bir gün bilge bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan etti. Yarışmaya çok sayıda sanatçı katıldı. Günlerce çalıştılar, birbirinden güzel resimler yaptılar. Sonunda, eserlerini saraya teslim ettiler.

Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlandı. Ama birinciyi seçmek için karar vermesi gerekiyordu.

Resimlerden birisinde, sükunetli  bir göl vardı. Göl bir ayna gibi etrafına yükselen dağların huzurlu görüntüsünü yansıtıyordu.Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslüyordu. Resme kim baktıysa, onun mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşünüyordu.

Diğer resimde de dağlar vardı. Ama engebeli ve çıplak dağlar. Üst tarafta öfkeli gökyüzünden yağmur boşalıyor ve şimşek çakıyordu. Kısacası, resim hiç de huzur dolu görünmüyordu.
Fakat, kral resme bakınca, şelalenin ardında kayalıklarda bir çatlaktan çıkan bir çalılık gördü. Çalılığın üzerinde ise anne kuşun ördüğü bir kuş yuvası görünüyordu. Sertçe akan suyun orta yerinde ise anne kuş yuvasını koruyordu.


Peki ödülü kim kazandı dersiniz?
Kral ikinci resmi seçti.

‘‘Çünkü’’ dedi, ‘‘Huzur hiçbir gürültünün, sıkıntının ya da zorluğun bulunmadığı yer demek değildir. Huzur, bütün bunların içinde bile yüreğinizin sükun bulabilmesidir.

.

Bir vapur olduğunuzu, zamanı yara yara ilerlediğinizi

Kafanızdaki bütün fikirleri kovarak, bütün dikkatiniz saatin tiktağında, zamanın geçişini düşünün. Yaşadığınızı düşünün. Bir vapur olduğunuzu, zamanı yara yara ilerlediğinizi, hayatın saniye saniye yanınızdan kayıp gittiğini…” (Haldun Taner/On İkiye Bir Var)  

tanisma hikayeleri…

Ne zaman evli birilerini gorsem  nasil tanistiklarini merak ederim… O sihirli ani… Birbirini hic tanimayan iki insanin apayri oyklerden gelip, ayni oykude devam etmelerine vesile olan o tanisma anini merak ederim…Binlerce olasilik arasindan secmis olduklari yolda birbirlerini nasil bulduklarini… O gune kadar olan hikayelerini…

Bazen kendiliginden anlativerirler ilgiyle dinlerim… Bazen cekingenligimi ustumden atip soruveririm eeee nasil tanistiniz diye… Hep dikkat ederim iliski ne durumda olursa olsun herkes o hikayeyi anlatmaktan hoslanir… Yuzlere gulumseme yayiliverir… Hevesle anlatilir o tanisma hikayeleri.. Biraz o hikayelere bakalim o zaman…

Benim büyükbabam Samsun’ludur… Sene 1910 lar… Atina’da akrabalari varmis…Onlarla tanismak icin kalkmis taa Atina’lara kadar gitmis… Gidis o gidis… Kismet iste… Buyukannemi orada gorup begeniyor… Asik olup Samsun’a getiriyor… Bu hikayeyi hep cok romantik bulmusumdur…

Yoresel hikayelerden Datcadayiz simdi… Yazikoyde… Bundan 30 sene oncesi… Palamut agaclari kocamanmis… Salincak kurulur sallanilirmis dallarinda… Kiz salincaga bindiginde kim sallarsa onu yavuklusunun o oldugu anlasilirmis…Bir daha da yavuklusundan baska kimse kiza yaklasamazmis…

Yolculuk hikayelerinden Hindistanda bir trendeyiz… Hindistani ayri ayri dolasan iki kisi… Trende tanisiyorlar… Sonra ne mi oluyor… Evleniyorlar…

Kizkardesimin arkadasi hikayeleri… Buyuk agbi eve girip cikan kizkardesinin arkadaslarindan birine asik oluyor… Sen benim cocuklarimin annesi olucaksin diyor kiza… Ardindan ne mi oluyor… Kiz iki tane cocugunun annesi oluyor …

Tatil hikayeleri… Iki kiz beraber tatile cikarlar… Barda takilirlar… Yakisiklica bir erkek gelip kizlardan birini dansa kaldirir… Dans ederlerken evlenmeye karar verirler…

Yukardaki hikayelerin hepsi gercek… Hepsi yasanmis… Hikayelerin devamini anlatmaya gerek yok… Bildigimiz  inis cikislar hepsinin ortak noktasi…

Ben barda tanismaya inanmam… Internette tanismaya da inanmam… Ama her iki sekilde de  tanisip evlenen insanlarin hikayelerini dinledim… Galiba onemli olan nerede tanistigindan ziyade nasil bir insanla tanistiginla ilgili…

Annem hep der ki iyi insanlar yoluna ciksin kizim… Bende burdan yaziyorum iste hepimizin karsisina iyi insanlar ciksin…

Saglicakla

Posted in Uncategorized. Tags: . 2 Comments »

kutup ayisinin kismeti tuttu mu colden deve bile gelin gelir…

Profiterol…

Profiterol tarifi, yemek tarifleri
Malzemeler
1 su bardağı su
1 su bardağı un
125 gr margarin
3 adet yumurta
Kreması için2,5 su bardağı süt
3 yemek kaşığı un
1,5 çay bardağı şeker
1 adet yumurta
1 paket vanilya
Üzeri İçin
1 paket hazır çikolata sosu ya da benmari usulü eritilmiş 80 gr bitter çikolata
Hazırlanışı
Küçük bir tencereye 1 su bardağı suyu ve margarini koyarak kaynatın. Daha sonra 1 su bardağı unu ekleyerek iyice karıştırın. 2-3 dakika karışımı sürekli karıştırarak pişirin. Ocağı kapatarak 10-15 dakika hamurun soğumasını bekleyin.
Hamur biraz dinlendikten sonra 3 adet yumurtayı hamura yedirmemiz gerekiyor ancak bu noktada önemli bir ayrıntı var. Yumurtaları teker teker hamura kırın ve birini iyice yedirmeden diğer yumurtayı kırmayın. Yumurtaları hamura iyice yedirdikten sonra yapışkan bir hamur elde etmiş olduk. Bu kısım biraz yorucu oluyor ama hamurun kabarması için iyice karıştırmış olmanız gerekiyor. Yumurtaları yedirdikten sonra hamuru 10 dakika dinlendirin.

Yağlanmış tepsiye, kaşık yardımı ile hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar alarak aralarında 2-3 cm boşluk bulunmasına dikkat ederek resimdeki gibi dökün. Elinizle şekillendirmeye çalışmayın.

Daha önceden 180 derecede ısıttığımız fırına hamuru sürün. üzeri kızarana kadar yaklaşık 40 dakika pişiriyorsunuz.

Hamurlar piştikten sonra kremasını hazırlayın. Vanilya hariç diğer malzemeleri bir tencereye koyarak kremayı pişirin. Kremayı ocaktan aldıktan sonra vanilyasını ekleyerek karıştırın.
Profiterolün  pişen hamurlarını ikiye bölerek ya da varsa krema sıkma torbası ile içlerini krema ile doldurun ve tepsiye dizin.

Tüm profiterolleri doldurduktan sonra üzerine çikolata sosunu ya da benmari usulü erittiğiniz çikolatayı gezdirin. Afiyet olsun..

Not: Benmari usulü çikolatayı şu şekilde eritiyorsunuz. Çikolatayı ısıya dayanıklı bir kaba koyarak kabınızı kaynamakta olan suyun içine koyuyorsunuz. Çikolata su ile tema etmeyecek şekilde. Çikolata sıcak sudan aldığı ısı ile eriyecektir.

Aylardan oldu şubat/ Bütün dertlerini çöpe at/ Yeni bir hayat / Yarat

Aylardan oldu şubat
 Bütün dertlerini çöpe at
 Yeni bir hayat
 Yarat…