Archive | 18 Mayıs 2017

Üç Günlük Dünya

th3R3YX8Y5

 

Üç Günlük Dünya
by.Julia Grigorieva
“Nereye koşuyorsun öyle! Yetişebilecek misin sanki gerçekten? Bir yere, birine yetiştiğinde mutlaka başka bir şeye gecikiyorsun aslında, bunu bilip unutarak koşuyorsun. Koşuyorsun da bu kadar hızlı koşmak niye?
Nereye koşuyorsun? Kaşların devrilmiş, yüzünde yüksek bir duvarın grisi, cümlelerini kısa ve buyurgan fiillerden seçiyorsun. Varacağın yer sana ne vaat ediyor? Ayaklarından, yüreğinden ve yüzünün renginden çaldığını geri alabilecek misin yetiştiğin yerde?
O kadar acelen var ki, kime kızacağını, kimi seveceğini, neye ilgi gösterip, neden uzak duracağını başkaları öğretmiş sana. Eh doğru ya, keşfetmek demek başka bir hayat demek… Keşfetmek başka türlü olmaya niyetlenmek… Senin bunlara ayıracak vaktin yok.
Bir de aşkına koşanlar vardır, evladını kucaklamak için koşanlar… Onların yüzünde ılık, kayısı renginde bir telaş… Bakışları kış bahçesi gibidir onların: Etrafın hoyratlığına, serinliğine ilişmeyen saydam bir hat… Bunu ayrıştırdın mı, senin de o telaşa kapılasın gelir. Onlar bir ırmaktır, sen de o devinimde sürüklenebilirsin, onlar nereye gidiyorsa peşlerinden gidebilirsin.
Hayır… Bu yangından kaçma hali… Tabakhaneye bok yetiştirmece oyunu…
Gideceğin yere ulaşmak için, geçtiğin her köprüyü atabilir, çiçekleri ezebilir, kalpleri kırabilirsin… Sonunda dokunacağın, elde edeceğin her ne ise, bu saçma sapan koşuyu aklamak için onu yüceltebilirsin. Herkesten ve her şeyden değerliymiş gibi gösterebilirsin, kendinden ve kaybettiklerinden… Kendinden ve ıskaladıklarından… Kendinden ve olabileceğin başka insandan…
Öfkeler biçer, kırgınlıklar dikersin… Gerçekten nedir peki senin istediğin? Böyle sakil bir entari gibi giyinmeyi mi düşlemiştin hayatı? Sonu gelmez koşular, kutu içinden çıkan kutular gibi, seni hiçbir yere taşımazken aslında, sen uydurduğun bu telaşla avunup duracak mısın?
Yer yer yakınıp, acıtıp kendini devam edeceksin öyle mi?
Hiçbir zaman “senden kıymetli mi kardeşim!” diyemeyeceksin, çünkü sahip olduğun, tanık olduğunu, imrendiğin, bir vakitler arzu ettiğin, hayalini kurduğun her şeyin tepesine yerleştirdin şimdi bu amaçlarüstü şeyi…
Belki de bu yüzden kırdığın, parçaladığın, kızdırdığın herkes yanlış sen doğrusun…
Kimse bilmiyor hakikati sen biliyorsun.
Eğer aksini söylersen kendine, bütün o yıkıcı acelelerin boşa çıkacak… Hayatını bir yerine kadar başa sarıp, yeniden okuyacaksın gözucuyla bakıp koştuğun bütün satırları, telafi etmeye çalışacaksın belki adamakıllı… Yorucu iş bu canım! Yorucu iş… Koşmaktan daha yorucu! Bu emeğin en hası çünkü…
Sen kaptırıp aktığın gibi devam edeceksin. Geri dönüp durarak, tadarak, damağında ezerek, anlayıp görerek, tamir ederek, kurarak başlayamazsın çünkü… Işık hızı diye bir şeyden söz ediyorsa fizik, sen karanlığın yoğunluğunda ve onun kendine has kör süratinde yok olacaksın. Başka türlüsüne üşeneceksin.
“Kırdıysam affet…” diyemeyeceksin, çünkü sahiden kırdın.
“Ben bir bok yedim” diyemeyeceksin, çünkü sahiden yedin o boku…
Tozunu attırarak koşuyorsun sen, üstünü örterek o tozlarla hakikatlerin…
“Şu üç günlük dünyada değer mi?” diyemeyeceksin, çünkü sahiden hayat kısa ve sen hâlâ deli bir telaşla koşuyorsun.
Yetişebileceğini mi zannediyorsun? Yetişsen de göreceğini mi zannediyorsun bu karanlığınla?”

Eski Mısır Medeniyetinde bir kadının gebe olup olmadığı bir uygulama ile anlaşılabiliyordu.

egypt.2.large[1]

Günümüzde hamilelik testleriyle gebelik durumu belirlenirken, bebeğin cinsiyeti ise ultrason cihazıyla saptanabilmektedir. Eski Mısırda ise bu teknoloji olmadan bunlar zaten belirlenebilmekteydi. Ve bu bilgilere papirüsler sonucunda ulaşılmıştır.
Hamilelik Testi
Eski Mısır Medeniyetinde bir kadının gebe olup olmadığı bir uygulama ile anlaşılabiliyordu. Uygulamada bir adet arpa, bir adet de buğday dolu iki torba bulunuyordu. Hamilelik şüphesi bulunan kadın, her sabah idrarıyla bu iki torbayı ayrı ayrı sularmış. Hamilelik şüphesi olmayan bir kadın bulunur ve o da diğer arpa ve buğday dolu torbaları idrarıyla sularmış. Bu uygulamada hamilelik şüphesi taşıyan kadının idrarla sulamış olduğu torbalar, diğer kadının sulamış olduğu torbalardan daha önce çimlenirse, kadının hamile olduğu anlaşılıyormuş. Eğer her iki kadının idrarla sulamış olduğu torbalar aynı anda çimlenirse, ortada hamilelik gibi bir durumun olmadığı anlaşılırmış. Bu uygulamada hamile kadının arpa ve buğday torbalarının daha önce çimlenmesinin nedeni ise, hamile kadınların sabahki idrarlarında aşırı miktarda hormon bulunmasıdır. Bu fazla hormon, daha önce çimlenmeyi sağlamaktadır.
Bebeğin Cinsiyeti
Bu medeniyette gebelik durumu anlaşıldığı gibi bebeğin cinsiyeti de anlaşılabiliyordu. Hamilelik testini belirlemede bir arpa ve bir de buğday dolu torbalar kullanılmaktaydı. İdrarla sulanan torbalardan buğday taneleri arpa tanelerinden daha önce çimlenirse bebeğin cinsiyetinin erkek, eğer arpa taneleri daha önce çimlenirse bebeğin cinsiyetinin kız olduğu anlaşılmaktaydı.
Bu uygulama 1933 yılında bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Prof. Julias Manger laboratuarda kutuların içine kurutma kağıtları yerleştirmiş ve bunların üzerine de buğday ve arpa taneleri koymuştur. Ardından bu taneleri hamile bir kadının idrarıyla sulayıp, Eski Mısırda uygulanan bu yöntemin doğruluğunu bilimsel olarak kanıtlamıştır.

Ne demiş şair “Kendi peşimi bile bıraktım.”

LMP3CA06INJACA3SORANCAO8JXWKCATNGQ01CA2LRY6RCAE0UETFCARZMMYUCAMTPCZSCAKMG68LCA8G92X3CALJ0RUQCADO7PNKCAZLINJNCA5CBJRUCA51ONAACA73QM4VCA9PD[1]

 

Ne demiş şair “Kendi peşimi bile bıraktım.”
İyiyim desem yalan, kötüyüm desem daha da yalan. Mutluyum desem değil, mutsuzum desem hiç değil.. Kah şeker kız candy modunda gülücükler saçıyorum etrafıma, kah Tatar Ramazan gibi masaya vurup ” ben bu oyunu bozarım ülen !” diye terör estiriyorum.. Ya da bi şarkı çalıyor derinlerden dalıp gidiyorum uzaklara. Artık neyim, nasılım hiç bilmiyorum. İdare ediyorum diyelim.
Kimim, kim olamadım, kim olabilirdim.. Belkiler, keşkeler..
Hayat zaten belkilerden ibaret değil mi? Ölümün olduğu bi dünyada hiç bişey ciddi veya kesin değil aslında. İnsan düşünmeden edemiyor yine de “belki yıllar önce şurda olsaydım, şunu yapsaydım, şu fırsatı değerlendirseydim…… Ne olurdu? Ne değişirdi hayatımda, daha mı iyi, daha mı kötü olurdu herşey?” vs vs..
Şimdi şu adımı atsam, neleri getirir neleri götürür hayatımda diyorsun. Soruların ardı arkası kesilmiyor. Mühim olan “acaba neler bekliyor beni hayatta?” sorusunu keyif alarak sorabilmek.. Kendine rağmen, kendin için bişeyler yapabiliyorsan değişim yapıyorsundur. Cesaret gerek diyorum, halbuki ne var olmazsa baştan başlarsın dimi. Bu kadar karmaşık olmamalı..
“En iyisi düşünmemekti. Kaçmaktı. Kendi içime kaçmak. Fakat bir içim var mıydı? Hatta ben var mıydım?”
Ahmet Hamdi Tanpınar

Zerdeçalı Göz Çevresine Sürün ve 5 Gün Sonra Değişime İnanamayacaksınız

zerdeçal-siyah-göz-halkalarına-iyi-geliyor

 

Zerdeçal, Hint mutfağında yaygın olarak kullanılan inanılmaz derecede sağlıklı bir baharattır.
Farklı, benzersiz bir lezzet ve karakteristik rengin yanı sıra şaşırtıcı sağlık özellikleri de vardır.
Güçlü özelliklerinden dolayı, bin yıldır kullanılıyor ve Çin ve Ayurvedik tıbbın önemli bir parçasıdır. Ağrı, soğuk algınlığı, grip, kansere ve diğer şiddetli sağlık koşullarına kadar olan çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmaktadır.
Zerdeçal ayrıca güçlü anti-aging, antioksidan ve anti-inflamatuar özelliklere sahip güçlü bir baharattır.
Bu baharatın sağlık özelliklerinin çoğu aktif cinsten zerdeçal kaynaklı. Zerdeçal en yeni çalışmaların konusu olmuştur ve bulgular, sayısız antioksidan, antiseptik ve anti-inflamatuar özelliği teyit etmektedir.
Üstelik, zerdeçal lif bakımından zengin ve mineraller, vitaminler gibi önemli besinler içerir.
Ayrıca, toksik değildir ve yan etkilere neden olmaz, bu nedenle kullanımı tamamen güvenlidir. Bunlar, bu baharatın en önemli sağlık faydalarından bazıları:
Diyabet kontrol eder
Yaraları iyileştirir
Acıyı hafifletir
Cildin sağlık ve görünümünü iyileştirir.
Alzheimer hastalığını önler
Kalp sağlığını geliştirir
Artrit önler
Sindirime yardımcı olur
Karaciğer detoksifikasyonu
Kanseri önlemek
Cilt pigmentasyonunu ve tonlamayı önler
Ruh durumu iyileştirir
Zerdeçalın sağlık yararlarından yararlanmak için, günlük diyetinize ekleyebilirsiniz ve bazı basit tarifler de hazırlayabilirsiniz.
Karanlık cilt sorununu çözmeye çalışan bir kadının gözleri etrafında piyasadaki olası tüm ürünleri denedi ve hiçbiri onun istenen bir etki yapmadığını belirtiyor.
Ancak, zerdeçal macunu denediğinden, karanlık çevreleri ilk 5 günden sonra bile kayboldu. Bu maskeyi uyguladı, bir süreliğine hareket etmesi için bıraktı ve yıkanır çıkmaz yüzü inanılmaz derecede gençleşti ve bu koyu halkalar belirgin bir şekilde aydınlandı.

Örneğin, göz çevresindeki karanlık çevrelerden kurtulmak için, aslında bu sayı için en iyi doğal çare olan aşağıdaki yapıştırmayı yapabilirsiniz:
Yarım çay kaşığı limon suyu, bir tutam zerdeçal, bir tutam un ve bir çay kaşığı domates suyu karıştırın. Daha sonra, bu macunu gözlerin etrafına uygulayın ve 10 dakika süreyle bırakın.
Ayrıca ananas suyu ve bazı zerdeçal tozları karıştırıp cildi aydınlatmak için bu karışımı gözlerin etrafında bırakabilirsiniz.
Ayrıca, altın sütü, baş ağrısı, ateş, soğuk algınlığı, parazit, kırışıklık, böbrek enfeksiyonu, viral enfeksiyonlar, mesane enfeksiyonları, kas ağrısı, diyare, bronşit gibi çeşitli sağlık durumlarını tedavi etmek için kullanılan son derece sağlıklı, eski bir yoga kürüdür. Ve artrit.

Bu mucizevi çare nasıl hazırlanır:
Malzemeler:
Yarım çay kaşığı öğütülmüş zerdeçal
1 su bardağı süt
1 tatlı kaşığı çiğ bal
Yarım çay kaşığı hindistan cevizi yağı
Çeyrek çay kaşığı taze rendelenmiş karabiber
Hazırlama metodu:
Başlangıçta, sütü ıslatın ve tarçın ekleyin. Sonra bal, zerdeçal, biber ve hindistan cevizi yağı ekleyin. Sütü ısıtıncaya kadar sürekli karıştırmalısınız, benmari usulü bu maskeyi hazırlayın ve kullanmadan önce ideal sıcaklığa ulaştığından emin olun.

Kaynak: Kadınlarsitesi

Hayallerine ulaşmak mı istiyorsun?

18447541_425512374483866_1563953640581950958_n[2]

 

Hayallerine ulaşmak mı istiyorsun?
Bu 5 sebebi atlama…
1- Hayal kurarak balık tutamazsın.
Bir balıkçı sabah erken kalkar, tüm hazırlıklarını yapar ve öyle tekneye adım atar. Kimse size yattığınız yerden balık vermez. Kısaca hayal kurarak balık tutamazsınız. Ancak tekneye biner ve harekete geçerseniz balık tutarsınız.
2- Bazen ne yaparsan yap balık tutamazsın. (Rastgele)
Her şey hazır olduğu halde bazen balık olmaz. Kısaca rast gelmez işte. Ama bir balıkçı o gün balık tutamadığı için balıkçılıktan vazgeçmez.
3- Balık tutmak istiyorsan balık tutmayı öğrenmen gerekir.
Eğer balık tutmak istiyorsan bunu öğrenmen gerekir ve onun için de sıfırdan başlaman gerekir. Bir balıkçının yanında çalışman, tekneyi temizlemen, pis ve ağır işleri yapman gerekir. Kimse sana kolay olacağını söylemedi. Unutma!
4- Eğer o bölgede balık tutamıyorsan rotanı yeni yerlere çevir.
Her gün aynı denizlerde balık tutamazsın. Rotanı değiştirmen gerekebilir.
Yeni şeyler denemekten korkma. Hep aynı şeyleri deneyerek başarılı olmak imkansızdır…
5- Balık tutarken bu işten zevk almıyorsan çok fazla başarı bekleme. Hemen balıkçılığı bırak ve başka bir hayal bul.
Her zaman sevdiğin şeyi yap ve böylece başarın %100 olur.
Hayallerin balık tutmayla ne alakası var dersen…
Balık “amacın ve hayallerindir”
Balıkçı ise “sensin”…
Bilgi Erdemdir …

Güzel Bir Yazı…Ne kadar çabuk eskimeye başladı her şey..

1912373_806200999410055_280583975_n[1]

Ne kadar çabuk eskimeye başladı her şey..
Arabalar; daha bir yıl olmadan eskiyor, insanlar birbirlerine yenisini gösteriyorlar.
Oysa dayımın otomobili 1951 Ford çocukluğum boyunca hep yeniydi..

Cep telefonları, televizyonlar çabuk eskiyorlar..

Evler çabuk eskiyor, semtler çabuk eskiyor, kaldırımlar çabuk eskiyor..
Kaç sene giymiştim o ceketi..
Her tersyüz edildiğinde cebi yer değiştirirdi.
Bizim dönekler gibi soldan sağa, sonra sağdan sola, tekrar soldan sağa geçerdi..
Ama şimdi eve getirip de giymekte elinizi çabuk tutmazsanız, modası çabuk geçiveriyor giysilerin, “eski” oluyorlar..
Ayakkabıların derisinden önce kendisi eskiyor..

Sözler eskiyor..
Papağan gibi herkesin diline düşen yeni sözler çabuk bayatlaşıyor..
Bir-iki yerde çabuk söylediniz söylediniz..
Yok eğer geç kaldıysanız söylediğinizde “Bu bayat..” anlamında tuhaf tuhaf bakıyorlar yüzünüze..

Yüzler çabuk eskiyor..
Birkaç sene önce herkesin merak ve hayranlıkla izlediği yüzler kaybolup gittiler..
Cem Yılmaz’a artık kimse gülmüyor..
Recep İvedik bayatladı..

Şarkılar çabuk eskiyorlar..
“Gezdiğim dikenli aşk yollarında, elimden bir kırık saz geldi geçti”yi tam kırk yıl söyleyip durmuştu eniştem.
Tarkan’ın “Dudu dudu” şarkısını söyleyen yok..
Şarkısı da eskidi..
Tarkan da..

Dostluklar..
Arkadaşlıklar..
Tüketim toplumunda, para karşılığı olmadan, kredi kartı ile her şeyi alıp tüketmek gibi, duygu karşılığı olmayan aşklar da çabuk eskiyor..
İsimler koymuşlar; “Yaz aşkları” misal..
Bir aylık aşklar, bir haftalık aşklar, hatta bir günlük aşklar..
Ve o aşkların üzerine kurulan evlilikler eskiyor, ceketler, ayakkabılar, arabalar, telefonlar, televizyonlar, mutfak robotları gibi..
Benim ise canım sıkılır bu eskimelere..
Biliyorum..
Eskidi kafam..

– Bekir Çoşkun –