Sonunda delikanlı kitaplarına dönmüş, kendinden asla veremeyeceği şeyler talep etmeyen kitaplarına.’

The spy[1]

‘Bir delikanlı sevdiği kızı dansa davet etmek istemiş ama kız ancak kırmızı bir gül getirirse kabul edeceğini söylemiş.Ne tuhaftır ki delikanlının yaşadığı yerde, güller ya sarı ya beyazmış. İkisi arasındaki konuşmayı bülbül duymuş. Delikanlının üzüldüğünü görünce zavallıya yardım etmeye karar vermiş. Önce güzel bir şarkı söylemeyi düşünmüş ama bunun delikanlıyı daha fazla üzebileceğine karar vermiş; yalnızlığı yetmezmiş gibi şarkı yüzünden kasvete de kapılabilirmiş. O sırada oradan geçen bir kelebek ne olduğunu sormuş  ‘Delikanlı aşk  acısı çekiyor. Kırmızı bir gül bulması lazım.’ ‘Aşk yüzünden açı çekmek ne saçma,’demiş kelebek. Ama bülbül delikanlıya yardım etmeye kararlıymış. Koca bir bahçenin ortasında bir gül ağacı varmış ve beyaz güllerle doluymuş. ‘Bana kırmızı bir gül verin, lütfen’ Ama gül ağacı bunun imkansız olduğunu, eskiden kırmızı olan gülleri beyaza dönüşmüş başka bir gül ağacını aramasını söylemiş. Böylece bülbül söyleneni yapıp aramaya koyulmuş.Uzaklara uçmuş ve aradığı yaşlı gül ağacını bulmuş.’Kırmızı bir çiçek lazım bana,’demiş. ‘Ben artık çok yaşlandım,’diye karşılık vermiş gül ağacı.’Kışlar damarlarımı dondurdu, güneş yapraklarımı soldurdu.’ ‘Bir tanecik gül,’diye yalvarmış bülbül.’Elbet vardır bir yolu!’ ‘Yolu olmasına var ama öyle fena ki söylemeye bile korkarım.’ ‘Benim korkum yok.Kırmızı bir gülü nerden bulabilirim, söyleyin bana.Bir tanecik kırmızı gül.’ ‘Gece buraya dönüp bülbüllerin bildiği en güzel ezgiyi şakımalısın bana, ardından da göğsünü dikenlerimden birine bastırmalısın.Böylece kanın özsuyuma karışacak ve gülü kırmızaya boyayacak.’ Gece olunca bülbül söyleneni yapmış, yaşamını aşk uğruna feda etmeye hazırmış.Ay doğar doğmaz bülbül göğsünü gül ağacının dikenine bastırıp şakımaya başlamış.Birbirlerine aşık olan bir erkekle bir kadının şarkısıyla başlamış.Ardından aşkın her türlü fedakarlığa değdiğini anlatan bir şarkı söylemiş.Ay gökyüzünü boydan boya geçerken, bülbül şakımayı sürdürmekte ve gül ağacının en güzel gülü bülbülün kanıyla kırmızıya dönüşmekteymiş. ‘Daha hızlı şakı.’demiş gül ağacı.’Birazdan güneş doğacak.’ Bülbül göğsünü daha da hızlı bastırınca diken doğruca kalbine batmış. Yine de şakımayı kesmemiş, gül kıpkırmızı oluncaya kadar şakımış. Yorgunluktan bitkin, ölmek üzere olduğunu bilse de gelmiş geçmiş en güzel gülü dalından koparıp delikanlıya götürmüş. Penceresine konup çiçeği bırakmış ve oracıkta ölmüş. Delikanlı tıkırtıyı duymuş ve pencereyi açınca en çok hayalini kurduğu şeyi karşısında görmüş.Güneş doğmaktaymış; gülü alıp koşa koşa sevdiği kızın evinin yolunu tutmuş. ‘İşte benden istediğini getirdim,’ demiş, kan ter içinde ama sevinçliymiş. ‘İstediğim böyle bir gül değildi ki,’ demiş kız. ’Bu gül aşırı büyük, elbisemle de uyuşmayacak. Zaten bu akşamki dansa başka birinin davetini kabul ettim bile.’ Delikanlı hayal kırıklığı içinde kızın yanından ayrılmış, gülü yolun kenarına atmış ve atar atmaz üstünden bir at arabasının tekerlekleri geçmiş .Sonunda delikanlı kitaplarına dönmüş, kendinden asla veremeyeceği şeyler talep etmeyen kitaplarına.’
Coelho Casus Ktabından…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s