Hasta Olmamak İçin Ne Yapmalı…

14495414_1152054451528221_7662697932878866115_n1

Mektuplarıyla Dünya Edebiyatı’nda İz Bırakmış Aşk..

14469517_1254781677886121_7273493984563790639_n1

 

Mektuplarıyla Dünya Edebiyatı’nda İz Bırakmış Aşk.. < Halil Cibran (1883 – 1931) & May Ziyade (1886 – 1941)
May Ziyade, Filistin’de Arap Edebiyatı’ndaki ilk kadın yazarlarından. Denemeler yazar, bir süre gazete yöneticiliği yapar, aynı zamanda kadınların özgürlüğünün aktif savunucusudur. Çocukluğunda ailece Lübnan’a, oradan da Mısır’a göç etmek zorunda kalmıştır. Halil Cibran ise Lübnan doğumludur, on iki yaşında ailece önce Boston’a sonra New York’a yerleşir. May Ziyade, 1912’de Halil Cibran’ın Kırık Kanatlar adlı kitabını okur ve özellikle kitaptaki Selma Karami’den etkilenir ve Halil Cibran’a mektup yazar. Uzun bir bekleyişten sonra Cibran’dan yanıt gelir. İşte o günden, Cibran’ın öldüğü 1931 yılına dek tam on dokuz yıl boyunca aralıksız sürecek olan mektuplaşmalar başlar. Edebi ve felsefi görüşlerin paylaşıldığı entelektüel sohbetler içeren bu mektuplaşmalar, giderek derin bir tutkuya ve aşka dönüşür. Uzun yıllar görmeden, sesini duymadan, mektuplarıyla hayatını dolduran Cibran’ın ölümünden sonra intihara bile kalkışır. Bu girişiminin ardından yakınları onu Mısır’dan alıp Lübnan’a götürür. Bir süre akıl hastanesinde kalır. 1941 yılında Kahire’de ölür.
”Sana karşı taşmalarım ne demek bu? Bütün bunlarla ne demek istediğimi gerçekten bilmiyorum. Ama senin sevdiğim olduğunu ve sevgiye saygı duyduğunu biliyorum… Bu düşünceleri sana itiraf etmeye nasıl cesaret edebiliyorum? Böyle yaparak onları yitiriyorum. Yine de bunu yapmaya cesaret ediyorum. Tanrıya şükürler olsun ki, bunları söylemeyip yazıyorum, çünkü şimdi şu anda burada olsan, hemen geri çekilip uzunca bir süre senden kaçarım ve söylediklerimi unutuncaya kadar da beni görmene izin vermem.” (May Ziyade)
“May, aşkı bir amaç olarak görürüz, bir sona ulaşmada bir araç olarak değil. Sen bende yaşıyorsun ve ben sende, bunu sen de biliyorsun, ben de. Tüm insanlar içinde ruhuma en yakın olanı, yüreğime en yakın olanı sensin, ruhlarımız ve yüreklerimiz asla kavga etmez. Sadece düşüncelerimiz kavga eder. Bana aşktan korktuğunu söylüyorsun, neden küçüğüm? Güneş ışığından korkuyor musun? Denizin gelgitinden korkuyor musun? Günün doğuşundan korkuyor musun? Baharın gelişinden korkuyor musun? Aşktan neden korktuğunu merak ediyorum. Sıradan bir aşkın beni memnun etmeyeceği gibi senin de sıradan bir aşktan hoşlanmayacağını biliyorum. Sen ve ben ruhtaki duyguları sınırlamakla asla doyuma ulaşamayız. Daha çoğunu istiyoruz biz, her şeyi istiyoruz. Ah May, aşktan korkma, aşktan korkma, gönül dostum. Acıdan, perişanlıktan, arzudan yana ne getirirse getirsin, ne kadar karmaşık ve şaşkın olursa olsun kendimizi ona teslim etmeliyiz.” (Halil Cibran)

50’lerden itibaren bırakmanız gereken 10 şey”

50-den-sonra-neler-yapilmali1
Hayat çok kısa. Ya da çok uzun. Nereden baktığınıza bağlı.
Ama logaritmik bir ilerle…yişi olduğu kesin.
Yani yaşamın çocukluk-gençlik döneminde yılların araları çok çok uzun ama yaşlandıkça feci kısalıyor. 6 yaşla 10 yaş arasında neredeyse asırlar varken, 45 ile 49 arası bir göz kırpmalık mesafe sanki.
O yüzden de ilerleyen yaşlarda hayat daha kıymetli geliyor hepimize. Acayip uçucu olduğu için.
Yabancı bir internet sitesinde “50’lerden itibaren bırakmanız gereken 10 şey” konulu bir yazı görünce, ilgilendim haliyle. Ve sizlerle de paylaşmak istedim.
1… Eski eşinizden ya da sevgilinizden nefret etmeyi bırakın.
Nefret insanı sinsi sinsi kemiren bir duygudur. Son günlerin moda deyimiyle “affetmeyi öğrenin”. Affedemiyorsanız, en azından “kayıtsız kalın”.
2… Dedikoduyu ve başkaları hakkında kötü konuşmayı bırakın.
Artık lisede değilsiniz. Dedikodu sizin için enerji ve zaman kaybından başka bir şey değil.
3… Minnet duymama huyunuzu bırakın.
Size iyi davrananları değil, kötü davrananları önemseme ve sürekli bunları gündemde tutma huyunuzu bir tarafa bırakın. Kızınızın ya da oğlunuzun doğum gününe, nişanına, nikahına kimlerin gelmediğine değil, kimlerin “geldiğine” odaklanın. Size kazık atanları değil, hoşluk yapanları “parlatın”.
4… “Ümitsiz vaka” arkadaşları bırakın.
Herkeste vardır öyle bir ya da iki arkadaş. Sürekli bir takım dertlere batıp çıkarlar ve her battıklarında size koşup saatlerce kafanızı ütülerler. Ama söylediğiniz hiçbir lafı da iplemezler. Ayrıca, siz zor durumda kaldığınızda nedense hiç ortalarda görünmezler. Gençken tamam da, 50 yaşından sonra kıymetli vaktinizi böyle boş işlerle harcamayın.
5… Karmaşayı bir tarafa bırakın.
İnsan 50 yaşına yaklaşırken, neyin değerli neyin daha az değerli olduğunu az buçuk anlıyor. Aile, gerçek arkadaş(lar), dost(lar) ve sizin için gerçekten anlamı olan bir “iş”. Gerisi hakikaten kuru gürültü. Dolaplar dolusu giysiye ve elli tane ayakkabıya da ihtiyacınız yok, laf olsun torba dolsun misali sosyal aktivitelere de. Ve ruhunuzu öldüren bir işe de.
6… Kafası karışıklığı iyi bir şey sanmayı bırakın.
“Karmaşık insanlar” ilginçtir. Ezbere konuşmazlar, her davranışlarının bir nedeni vardır. Bilgileri süs gibi durmaz üstlerinde, içselleştirmişlerdir. Onlar sayesinde yeni bakış açıları keşfederiz, zenginleşiriz. Ama “kafası karışık insanlar” ilginç değildir. Hayatı çorbaya çevirmekten başka işe yaramazlar.
7… Daha fazlasını istemeyi bırakın.
Mutlu insanların ortak sırrı, ellerinde olanın kıymetini bilmeleridir. Elindekinin kıymetini bilmiyorsan, daha fazlasını istemenin bir anlamı yok, çünkü o da seni mutlu etmeyecek. Daha da fazlasını isteyeceksin.
8… Şu fazlalık 10 kiloyu bırakın.
40’ların sonundasınız ve 5-10 kilo fazlanız var… Derhal o kiloları bir yerlerde bırakın. Yürüyüşte, yüzmede, spor salonunda… Fark etmez. Sorun “estetik” değil, sağlık. Fazla her kilo 50’lerden itibaren sağlık açısından bir tehdit çünkü.
9… Her şeye evet demeyi bırakın.
Kimsenin kalbini kırmamak ya da sevimli görünmek adına, olur olmaz her isteğe “evet” demeyi bırakın. Sizi zorlayacak, size ters gelen, sizi gerecek hiçbir şeyi yapmak zorunda değilsiniz. Hele 50 yaşından sonra!
10… Yaşlılıkla ilgili klişe düşünceleri bir tarafa bırakın.
Nasıl bir orta yaş ve yaşlılık dönemi geçireceğinize kendiniz karar verin. Canınız istiyorsa ve paranız varsa Küba seyahatine 60 yaşında da gidersiniz, sörf yapmaya 50 yaşında da başlarsınız, kime ne?
Neslihan Acu

Karaciğeriniz İçin Bal ve Sarımsak Tedavisi –

 

Bugün size anlatacağımız basit bal ve sarımsak tedavisi karaciğer sağlığınızı iyileştirmek için güçlü bir yöntemdir. Antioksidan ve vitaminler bakımından zengin doğal bir antibiyotiktir ve bu iki özelliği de sağlıksız veya toksik karaciğeri yenileyebilir.

Balı olabildiğince saf ve organik seçmeniz önemlidir. Eğer evde bulunan balınızdan şüphe duyuyorsanız, en iyisi onu tüketmemektir çünkü fayda sağlayacağına size zarar vermektedir.

Organik sarımsak ve saf balın karışımı basit ve harika bir kombinasyon yaratarak size bütün vücudunuzu temizleyen ve bağışıklık sisteminizi güçlendiren bir iç denge sağlayacaktır.

 

1 haftadan sonra sonuçları görmeye başlamak için bu 1 kaşık bal ve sarımsak tedavisini denemeye başlayın. Hazır mısınız?

Bal ve Sarımsağın Karaciğeriniz için Faydaları

Unutmamanız gereken en önemli şeylerden birisi, sağlıklı bir karaciğerin günlük hayatınız ve genel sağlığınızın temel taşlarından biri olmasıdır.

Bu da demek oluyor ki, herhangi kötü bir alışkanlık, mesela sigara kullanımı, kötü beslenme ve hareketsiz bir yaşam sürmek gibi şeylerin hepsi negatif sonuçlar doğurmaktadır.

Bazı günlerde vücudunuzu daha şişkin hissettiğiniz, düşük enerji seviyelerine sahip olduğunuz, ağzınızda kötü bir tadın olduğu veya sindiriminizin çok ağır olduğu bir dönem mutlaka olmuştur. Peki ya bunun sebebi nedir

Normalde bu semptomlar karaciğerinizin toksinlerle dolu olduğuna ve onlardan etkili bir biçimde kurtulamadığına işaret etmektedir. Fakat bunun için direkt olarak eczaneye gitmeden önce, ilk olarak doktorunuzla konuşmak ve beslenmenizi iyileştirmek en iyisidir.

  • Sağlıklı bir karaciğer düzgün kan dolaşımını ve kan akışını destekler. Aynı zamanda zamanla vücutta biriken toksinleri de atar.
  • Bu doğal detoksu desteklemek için bol miktarda sıvı tüketmelisiniz.
  • Karaciğeriniz ayrıca yeterli miktarda C vitaminine ve antioksidana ihtiyaç duyar, çünkü bunlar doku yenilenmesine ve karaciğerin fonksiyonlarını optimize edebilmesine yardımcı olur.
  • Doğal olan bir beslenme şeklini tercih edin, işlenmiş yiyeceklerden, un ve şeker gibi gıdalardan uzak durun. Bu şekilde karaciğerinizin sağlığını güçlendirebilirsiniz.

Bu arada, sarımsak ve bal her gün beslenmenize dahil edebileceğiniz, karaciğeriniz için harika iki gıdadır. Nasıl işlediklerini size açıklayacağız.

karaciger

Karaciğer Sağlığı için Saf Bal

Bal, doğal sağlık demektir. Glikoz, mineraller, antioksidanlar ve vitaminler bakımından çok zengindir, bu sebeplerden dolayı da karaciğer için en çok tercih edilen gıdalardan birisidir.

  • Balın en iyi özelliklerinden birisi enflamasyonla savaşan doğal bir antibiyotik olmasıdır. Bunun sebebi de inhibin olarak bilinen içeriğidir ve inhibin antimikrobik özelliklere sahiptir.
  • Karaciğerinize en iyi gelecek bal biberiye çiçeğinden yapılan baldır. Glikoz kolay bir şekilde absorbe edilebilir ve hızla enerjiye çevrilebilir. Bu şekilde karaciğerinizin ne çok çalışmasına ne de dönüşümde çok fazla glikojene ihtiyaç duymasına sebep olur.
  • Bal doğal bir detoks ajanıdır, karaciğerinizdeki dokuları güçlendirir ve yağlı karaciğer hastalığından muzdarip insanlar için yenilemeyi destekler.

Fakat şunu yine de tekrar etmeliyiz, seçtiğiniz bal kesinlikle saf ve organik olmalıdır.

 

Karaciğer Sağlığı için Organik Sarımsak

Sarımsağın içinde allisin olarak bilinen güçlü bir antioksidan, antibiyotik ve mantar öldürücü bir içerik bulunur – bunların hepsi de karaciğer sağlığı için muhteşem faydalara sahiptir.

  • Bir çok insan sarımsağı aç karnına tüketmeye alışmıştır. Eğer siz bunu rahatsız edici buluyorsanız veya bunu yaptığınızda nefesiniz kötü kokuyorsa, bunun yerine basit ve leziz olan bu sarımsak ve bal tedavisini deneyin.
  • Sarımsağın karaciğeri hedef alan herhangi bir patojene karşı savaşmak için harika bir gıda olduğunu unutmayın. Aynı zamanda bazen tehlikeli seviyelere gelebilen toksinleri de giderir.
  • Metabolizmanız burada büyük bir rol oynamaktadır, aminoasitler ve proteinler karaciğeri güçlendirirken, sindirim sisteminizi de iyileştirir ve kötü kolesterol olarak bilinen LDL ile de savaşır.

Bal ve Sarımsak Tedavisini Nasıl Yapacağız?

sarimsak

Neye ihtiyacınız olacak?

  • Balı koyacağınız 1 cam şişe veya kavanoz
  • 1 baş sarımsak
  • Seçtiğiniz cam kabı doldurabilecek kadar bal

Hazırlanışı

  • İlk yapmanız gereken şey sarımsağı soymak. Keskin bir bıçak ile hepsini ikiye kesin. Bu sarımsağın doğal ve tedavi edici faydalarının bal tarafından absorbe edilmesini sağlayacak.
  • Bir sonraki adım ise çok basit. Sarımsak dişlerini cam kavanoza doldurun ve üste de yavaşta balı dökün.
  • Amacınız herhangi bir baloncuğun oluşmadığından ve sarımsağın üzerinin tamamen bal ile kapandığından emin olmak. Herhangi bir hava kabarcığı oluşmuşsa eğer bunu bir kaşık yardımıyla yok edin.
  • Kabı güzelce kapatın ve 1 hafta beklemeye bırakın. Ardından karışımımız tüketime hazır olacak.
  • Günde sadece 1 yemek kaşığı bu bal ve sarımsak tedavisinden yemeyi deneyin, karaciğer ve genel sağlığınızın iyileşmesine yardımcı olun.

Kesinlikle çok etkili olduğunu göreceksiniz!

kaynak: sağlığa bir adım

ELEŞTİRMEK: BU GÜNE DEK ELEŞTİRDİĞİNİZ KAÇ KİŞİ ONA HATALARINI GÖSTERDİĞİNİZ İÇİN SİZE TEŞEKKÜR ETMİŞTİR…

14484992_1883017405250375_3277356919986809157_n1

 

 

ELEŞTİRMEK: BU GÜNE DEK ELEŞTİRDİĞİNİZ KAÇ KİŞİ ONA HATALARINI GÖSTERDİĞİNİZ İÇİN SİZE TEŞEKKÜR ETMİŞTİR…
Bir insanı yargıladığımız veya, eleştirdiğimiz zaman bu davranış o kişi hakkında hiç bir şey açıklamaz; sadece bizim eleştirmeye ne kadar muhtaç olduğumuzu açığa çıkarır.
Bir toplantıda bulunup, orada olmayanlara yöneltilen bir dolu eleştiriyi dinledikten sonra eve gidip düşünürsünüz. yapılan onca eleştirinin dünyayı daha güzel bir hale getirmek için bir yararı olmuşmudur.?
Cevabı hiç duraksamadan verirsiniz Hayır! Hiç bir yararı olmamıştır. Ama hepsi bu kadarla bitmiyor.
Eleştirici olmak sadece çözüm getirmekle kalmaz, yaşadığımız dünyaya karşı bizi daha öfkeli ve güvensiz kılmaya da yol açar.
Unutmayalım ki hiç birimiz eleştirilmekten hoşlanmayız. Eleştirilmek çoğu zaman bizi savungan yapar, yada içimize kapanırız.
Saldırıya uğrayan insanın iki türlü tepki göstermesi mümkündür ya ezilip büzülerek geri çekilecektir, ya da öfke içinde karşı saldırıya geçecektir.
Bu güne dek eleştirdiğiniz kaç kişi ona hatalarını gösterdiğiniz için teşekkür etmiştir.
Eleştirmek de tıpkı sövmek gibi kötü bir alışkanlıktan başka bir şey değildir. Buna çok kolay alışırız, çünkü can sıkıntımızı giderir ve bize konuşacak bir şey sağlar.
Ne var ki, eleştiriden sonra bir an durup neler hissettiğinize bakacak olursanız, kendinizi biraz utanmış ve havası kaçmış bulduğunuzu fark edersiniz; sanki siz saldırıya uğramışsınızdır. Şu doğrudur, çünkü eleştiri yaptığımız zaman bu bütün dünyaya ve kendimize “Benim eleştirilmeye ihtiyacım var ” diye ilan etmekten farksızdır. Eh, doğrusu bunu da itiraf etmekten pek hoşlandığımız söylenemez.
Çözüm, tam eleştiriye geçecekken kendinizi frenlemektir. Yeterki bunu ne denli sık yaptığınızı ve kendinizi ne kadar hissettiğinizi fark edin. Ben bunu bir oyun haline getirmeye seviyorum.
Hala ara sıra eleştirme isteğim kabarır, ama tam o anda frene basar ve kendimi,
“Bak,işte yine yapıyorum,” diye uyarırım. Umarım, çoğu zaman eleştiri dürtümü hoş görüye ve saygıya çeviriyorumdur. Dr.Richard Carlson