Ve senin beni görmek istediğin gibiyim.

anette inselberg beden

1. Senin benim hakkımda düşündüğün gibi görünüyorum. Lütfen, benim güzel olduğumu düşün ve ben öyle olacağım.
2. Çeşitli hastalıklarla ilgili düşündüğünde ve bunları bende bulmaya çalıştığında senin düşüncelerine boyun eğiyorum ve hasta oluyorum.
3. Sende olumsuz hisler, duygular yaratan düşüncelere çok fazla zaman ayırdığında, ben de hasta olmaya başlıyorum. Çünkü pahabiçilmez hayat enerjin bu düşüncelerle heba oluyor.
4. Mutluluk verici şeyler düşündüğünde ben de çiçek açıyorum ve gözlerinin önünde gençleşiyorum.
5. Benim kaynaklarım ve olanaklarım çok fazladır. Bana sadece güven. Kendimi yenileyebilirim, bazı organlarımı ve dokularımı kendi kendime yenieyebilirim. Doktorlar bana iyileşemez tanısı koysalar bile iyileşebilirim. Benim bu arzuma yardım et ve benim olanaklarıma inan.
6. Ben yüzyıllarca fonksiyon gösterecek şekilde programlanmışım. Neden daha 35-40 yaşlarında yaşlanmayı düşünmeye başlıyorsun? Sen beni düşüncelerinle yaşlandırıyorsun. Çünkü sizin toplumunuzda 100 yıl yaşamanın bir sınır olduğunu söyleyen bulaşıcı bir program yaygın.
7. Bir şey atıştırmaya karar verdiğinde, en azından bazı seferlerde bana da bir sor. Beni duymayı başarırsan, sana her zaman cevap vereceğim. Ve bu sadece senin yararına olacak. Oysa sen yemeği ya otomatik pilotta ya da okuduğun o bir sürü akıllı kitaba göre yiyiyorsun.
8. Güzellikle ilgili konuya bir daha dönmek istiyorum. Beni bir sürü tablet, silikon, botoks, akril, jel gibi şeylerle doldurma. Ben bunlarsız da güzel olabilirim. Sadece bana biraz yardım et. Büyük bir sevinçle, sana gerekli olan ve beğendiğin forma gireceğim.
9. Temiz havada dolaşmaya bayılıyorum. Yüzmeye, koşmaya, dans etmeye, masaja ve seks’e..
Oysa ki sen bilgisayar ve televizyon önünde oturup duruyorsun…
10. Ben sana inanıyorum. Bir dilim pasta yediğinde kilo alacağını düşünüyorsun ben ise senin düşünceni gerçekleştiriyorum ve kilo alıyorum.
11. Seni çok seviyorum. Ve senden aşk ve şükretmek ile ilgili kelimeler duymak istiyorum. En azından bazen….
Ama yapmasan da fark etmez, seni koşulsuz seviyorum.
Ben, senin bedenin, senin evrenin. Sen de sonsuz evrenin kutsal bir parçasısın.
Her şey olması gerektiği gibi olduğu için şükrediyorum.
Beni dinlediğin için teşekkürler.
Ben sadece sen arzu ettiğin için varım.
Ve senin beni görmek istediğin gibiyim.
Hadi birbirimize yardım edelim.
Bedenin..
Sevgiyle

Kaynam facebook namaste grubu

Her gün Yapmış Olduğunuz 5 Şey Bilinçaltınızdaki İnsanüstü Güçlerinizi Engelliyor

anette inselberg bilnçaltı

Hepimiz içimizde belli bir maneviyat seviyesinde doğarız. Her nasılsa, hayatımız boyunca, başlangıçta doğduğumuz benlikle temasımızı kaybederiz.

Yaşamın bizimle oynamasına izin veriyoruz. Kentsel (hava kirliliği) alanlarda çok fazla zaman harcarsak, negatif enerjilere maruz kalırız. Bu şeylerin her bir parçası muazzam strese neden oluyor… genel sağlığınıza ne yaptıklarından bahsetmiyoruz bile.
Bizler gerçekten güçlü insanlarız. Etkileyici olduğumuza karar vermeliyiz. Etkilenmemeliyiz. Kimse bir şey yapıp yapamayacağınızı söyleyemez. Çünkü bizler süper güçlü insanlarız
Bu 5 şeyin sizden alınmasına izin vermeyin:

 

1) Negatif Enerjili Kişilerin Yanında Durmak

Kötü insanların senin üzerinde kötü bir etkisi vardır. Çoğuna inanmamayı tercih etmeliyiz çünkü bu, arkadaşlarımızı kaybetmek demektir. Ama kibar görünmeden önce ruh sağlığınızı nasıl önceliklendireceğinizi öğrenmelisiniz.

Yani, kendinize nasıl iyi davranacağınızı bile öğrenemiyorsanız, tüm ‘iyilik’ titreşimleriyle ne yapacaksınız? Dürüst olmak gerekirse, kendinize doğru davranmazsanız ve kendi kendinize iyi davranmazsanız, başka insanlara karşı nazik olmanın bir faydası yoktur.
Olumsuz insanları hayatınızdan bilinçli olarak ayıklayın. Onları tanımak sizin için kolay olacaktır. Bunlar enerjinizi düşürüyorlar ve onlarla takılınca sizi sürekli olarak üzüyorlar. Sürekli olarak sizi eleştirirler yaşamınızı daha iyi geçirmek istiyorsanız onlardan uzak durun.
2) Doğada Zaman Geçirmemek

Kafanın derinliklerine gömüldüğünde, gerçek dünyayı ve onun güzelliğini kaybetmek son derece kolaydır. Doğa’yı bir ekrandan görüyoruz. Doğaya yakın olmak, bir kişinin ruh sağlığı için çok faydalıdır. Hayattan asla kaçınılmamalı ya da bir öncelik olarak gösterilmemelidir. Yoğun programınızdan biraz zaman ayırın ve Doğanın kucağında hiçbir şey yapmadan geçirin.
Bir bahçede oturun, bir ağacın altında kitap okuyun, bulutların üzerinizden geçtiğini izleyin. Bu Sizinle doğal güçler arasında daha yakın bir ilişki kurar. Dünya ile arkadaş olun doğa sizin içinde kapılarını açacaktır.
3) Stresin Hayatımızın Bir Parçası Olmasına İzin Vermek

Bu 21.yüzyılda doğal bir olay, ama bu sağlıklı veya herhangi bir şekilde normal olduğu anlamına gelmez. Stresin yenilmez olduğunu varsaydık, bu yüzden hayatımıza hoş geldin diyoruz. Kaynağı ne olursa olsun vücudunuzu insanlık dışı bir baskıya maruz bırakmak asla gerekli değildir. Kendini sev ve bazı yüklerini serbest bırak.

Esnek bir çalışma programı bulun, kendi kendinizden gerçekçi olmayan beklentileriniz yok, kendinizi bolca hile günleri ve molaları verin, işinizin hayatınızın her yerinde olmadığını anlayın. Lütfen gereksiz baskıya, çoğu kendi kendine empoze olmasına izin vermeyin, iç sesinizle bağlantınızı mahvetmeyin.
4) Sağlığınızı Koruyun ve Kendinize Dikkat Edin

Hem fiziksel hem de zihinsel demek istiyorum. İki bölüm birbirini tamamlıyor. Genelde hasta bir kişiyseniz, o zaman siz de mutsuz olursunuz. Kasten eğlenceli düşüncelerinizi veya duygusal istismarınızı yaşıyorsanız, o zaman vücudunuza yansıyacaktır. Değişimlere sürekli ve bilinçli bir şekilde şahit olun.
İki çalışmanın hiçbiri yalıtılmamıştır. Eğer iyi ruh halindeyseniz, daha hızlı iyileşirsiniz. Sürekli kötü iseniz, o zaman vücudunuzdaki bazı iyi hücreleri mahvedersiniz. Ayrıca, hastaysanız, depresyonunuz daha kolay saldırmak için bir yolunu bulur.
5) Topraklanmış Kalın

er çekiminin çekilmesini hissedin. Köklü ve bu Dünya ile bir olun. Doğa yatağında çıplak ayakla yürümek. Çevrenizdeki yeşil renklere dokunup hissedin. Duyusal algılar ve çeviklikleri, maneviyatın gerçekleşmesi için çok önemlidir.
Eğer Doğa’nın yapay ikameleri ile sürekli olarak uğraşıyorsanız, o zaman kendinizi birincil enerjiden koparırsınız. Bunu yapmayın. Doğa mucizesi ile temasta kalmak için yukarıdaki tüm noktaları birleştirin. Asla hayal kırıklığına uğramazsınız.

Kaynak: baykush

Silkinip Kendine Gelmenin 8 Yolu…

18157958_1262455450534101_8058989290735407814_n[1]

Hepimiz enerjimizin düştüğü, yataktan kalkmak bile istemediğimiz günler yaşarız. Kendimizi moralsiz ve amaçsız hissederiz. Bu duygular geçiciyse sorun değil fakat süreklilik göstermeye başladıysa ”eyvah” demenizin ve silkinip kendinize gelmenin zamanı gelmiştir.

Peki nasıl silkinip kendime geleceğim dediğinizi duyar gibiyim.

1)Önce kendinize bir bardak su doldurun ve oturun. Elinizdeki su bardağından üç yudum için ve suya üç kez ”hayat çok güzel, bugün çok güzel  şükürler olsun” deyin ve suyu için…

2)Ardından elma sirkesini yanınıza alıp doğru duşa girin. Elma sirkesiyle (dokuz- on damla yeter) vücudunuzu arındırın arkasından duşunuzu alın. Su üstünüzden akıp giderken ”tüm sıkıntılarım, endişelerim, pişmanlık ve acılarım üzerimden akıp gidiyor, üzerimden akıp gidiyor, üzerimden akıp gidiyor” deyin…

3)Şimdi giyindiğiniz gibi (yanınıza parkta oturmak için örtü, kağıt-kalem ve küçük şişe su alıyorsunuz) dışarıya çıkıyorsunuz ve yarım saat yürüyüş yapıyorsunuz. Arkasından parka girip bir ağacın dibine oturuyorsunuz. Sırtınızı mutlaka ağaca yaslıyorsunuz, ayakkabılarınızı çıkarıyorsunuz. Gözü kapalı on dakika oturduktan sonra ” içime huzurun, sakinliğin, neşenin, şifanın akmasına izin veriyorum, izin veriyorum, izin veriyorum” diyorsunuz.

4)Şimdi kağıdı kalemi çantanızdan çıkarıp sahip olduğunuz şeylerin listesini yapmaya başlıyorsunuz. Aman sanki neyim var ki demeyin. Aslında o kadar şanslısınız ve o kadar çok şeye sahipsiniz ki. Sadece bunları tekrar hatırlamaya ihtiyacınız var. Sahip olduğunuz şeyleri yazıp yanına da şükürler olsun yazın. ( En az 21 madde yazmanız gerekiyor) Mesela ben liste yapacak olsam:

Ailem için şükürler olsun.

Arkadaşlarım için şükürler olsun.

Seminer (işim olduğu için) verdiğim için şükürler olsun.

Her gün başımı soktuğum, keyif yaptığım, çayımı içip yemeğimi yediğim, film seyredip, müzik dinleyebildiğim bir evim olduğu için şükürler olsun.

Parka yürüyerek sağlıklı bir şekilde gelebildiğim için şükürler olsun…

Gökyüzünü, kuşları, yeşilliği görüp tadını çıkarabildiğim için şükürler olsun…

5)Sıra su şişesini çantadan çıkarmaya geldi. Önce kapağını açıp bir kaç yudum için. Sonra şişeyi iki elinizin arasına alın (şişenin kapağı açık haldeyken) ve suya 11 kez şunları söyleyin ”ben güçlüyüm ve kuvvetliyim, her şeyin üstesinden gelebilir ve çözebilirim” ve sudan 11 yudum alın…

6)Sıra ” Doğa Meditasyonu” yapmaya geldi… Getirdiğiniz örtüyü çimlere yayıp  sırtüstü uzanın. Gözlerinizi kapayın. Burnunuzdan nefes alıp vermeye başlayın. Üç kez ” ben evrenle birim” deyin.

Sonra burnunuzdan nefes alırken doğa anadan yani topraktan enerji çektiğinizi hayal edin. Nefes verirken de içinizdeki can sıkıntısını dışarıya boşaltın. Bunu 11 kez yapın.

Ardından burnunuzdan nefes alırken gökyüzünden enerji çektiğinizi hayal edin. Nefes verirken de içinizdeki can sıkıntısını da dışarıya boşaltın. Bunu da 11 kez yapın…

Şimdi sakince burnunuzdan nefes alıp vermeye devam ederken üç kez ” enerjiyle doldum, enerjiyle doldum, enerjiyle doldum” deyin.

Hazır olduğunuzda gözlerinizi açın ve parkta biraz daha vakit geçirin…

7)Eve dönerken mutlaka sadaka verin…

8)Akşam uyumadan önce yanınıza bir bardak su alın. Sudan önce üç yudum alın, için ve arkasından suya üç kez  ” hayat çok güzel, yarın çok güzel bir gün şükürler olsun” deyin ve suyu için..

Bu sekiz maddeyi yedi gün boyunca mutlaka yapın ve nasıl hayatla dolduğunuzu, yaşamdan zevk almayı başladığınızı fark edin…

Hepinizi kocaman kocaman öpüyorum cancanlar…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

 

 

Dalay Lama’nın Hayat İçin 18 Kuralı

 

Tibet's exiled spiritual leader the Dalai Lama greets the audience as he arrives at a talk titled "Beyond Religion: Ethics, Values and Wellbeing" in Boston

Bu yüzyılında başında, Dalay Lama yaşam için aşağıdaki on sekiz kuralı yayınladı.

 

1.Kural: Büyük bir sevgi büyük başarılar büyük riskler içerdiğinin farkına varın.

2.Kural: Her kaybettiğinde, ders almak gerekir.

3.Kural: Kendine saygı duy, başkalarına saygı duy. Tüm eylemlerin için sorumluluk taşı.

4.Kural: İstediğinizi elde edemeyebilirsiniz bazen şansın döneceğini unutmayın.

5.Kural: Kuralları doğru kullanmak için öğrenin.

6.Kural: Küçük bir anlaşmazlığın büyük bir dostluğa zarar vermesine izin vermeyin.

7.Kural: Eğer bir hata yaptığını fark etmişsen,bunu düzeltmek için acil adımlar atılması gerekir.

8.Kural: Bütün gün boyunca yalnız kendinizle biraz zaman geçirmeye çalışın.

9.Kural: Bazı şeyleri değiştirmek için kollarınızı sıvayın.Ancak değerlerinizin gitmesine izin vermeyin.

10.Kural: Sessizliğin bazen en iyi cevap olduğunu unutmayın.

11.Kural: İyi,onurlu bir hayat yaşamak.Sonra yaşlandıkça ve geçmişe baktığınızda, bunu ikinci kez zevkle hatırlamak mümkün olsun.

12.Kural: Evinizde sevgi dolu bir ortamda yaşamak en önemli temeldir.

13.Kural: Sevdiklerinizle anlaşmazlıklarınız olacak, mevcut durumda sadece anlaşmaya varın.Geçmiştekileri getirmeye çalışmayın.

 

14.Kural: Bildiğinizi paylaşın. Bu ölümsüzlüğü elde etmek için bir yoldur.

15.Kural: Toprağa nazik olun.

16.Kural: Yılda bir kez, daha önce hiç gitmediğiniz bir yere gidin.

17.Kural: En iyi ilişki birbirlerine aşk ile bağlı birbirleri için ihtiyaç duyanların olduğunu unutmayın.

18.Kural: Bunları elde etmek için vazgeçmek zorunda kaldığınız başka şeyler için kendinize hakim olun.

Aslında, hepimiz birer çatlak testiyiz.

anette inselberg çatlak testi

 

Çin’de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna asılı testilerle dereden su taşırmış evine..
Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış…
Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve..
Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yari dolu olarak varırmış.
İki sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldurmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış…
Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş …
Fakat zavallı çatlağı olan kusurlu testi, çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş.
İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama şöyle demiş:
“Kendimden utanıyorum. şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor..” Adam gülümseyerek dönmüş testiye:
-Göremedin mi? yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu.
Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlağını biliyordum.. Senin tarafına çiçek tohumları ektim.
Ve her gün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın..
2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp, masamı süslüyorum.
Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı, evime böyle güzellik ve zerafet veremeyecektim ” diye cevap vermiş.
HEPİMiZ BİRER ÇATLAK TESTİ DEĞİL MİYİZ ?
Her birimizin kendine has kusurları vardır.
Aslında, hepimiz birer çatlak testiyiz.
Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı ilginç yapan, mükâfatlandıran, renklendiren..
Etrafınızdaki her kişiyi, oldukları gibi kabullenin.

Evinizin Titreşimini Yükseltmeniz İçin 7 Önemli İpucu

anette inselberg evin enerjisi

Son zamanlar da evinize girdiğinizde üstünüze bir ağırlık çökmeye başlamışsa, işinizde, özel hayatınızda bazı tatsızlıklar baş göstermeye başlamışsa mutlaka bu yöntemleri yapmalısınız…

1)Adaçayı veya kurumuş zeytin dalı yakma zamanı…

Bir tasın içine adaçayı ya da zeytin dalını koyun ve ucundan azcık yakıp söndürün. Tasın dumanı çıkarken tüm odaları tütsüleyin… Bunu yaparken her odaya  girdiğinizde önce bir köşe seçin ve soldan sağa (saatin ters yönünde olacak şekilde) tüm köşeleri gezin ve gezerken şöyle deyin: Bu odadaki negatif enerjinin gitmesini hayatıma bolluk bereket şans girmesini seçiyorum…

2)Evde temizlik zamanı…

Alın elinize bir kova ve bleda ve temizleme suyunun içine elma sirkesi, karanfil ve lavanta atın sonra evinizi bu karışımla bir güzel silin…

3)Evde kullanmadığınız eşyaları ayıklama zamanı

Ev gerçekten dipsiz bir kuyu gibi. olur olmaz bir sürü şeyi sağa sola dolap ve çekmecelere doldurup duruyoruz. Ve aldıklarımız bunun içinde senelerce kullanılmayı bekliyor.

Geçiyoruz dolapların önüne iki seneden fazla kullanmadığımız ne varsa ayıklıyoruz torbaya koyup bir hayır kurumuna bağışlıyoruz. Valla burdan bile bana ferahlık geldi 🙂

4) Evde sevdiğin şeyleri yapma zamanı…

Biraz kendine ve sevdiğin şeylere vakit ayırma zamanı… Dans et, film izle, kitap oku, müzik dinle… Seni mutlu eden ne varsa bunu her gün yarım saat yap…

5) Reiki, Meditasyon, Yoga ,Tai chi

Bu ya da benzeri uygulamalardan birini biliyorsan her gün bir odada bu çalışmalarını yapmaya başla… Kısa zamanda evin enerjisinin nasıl yükseldiğini fark edeceksin…

6)Evi Yeşillendirme Zamanı

Salona, oturma odasına, balkona bitki alma zamanın gelmiş demektir. Evin içinde yeşillik görmek insana sakinlik ve huzur hissi verir. Beğendiğin bitkileri al, yerlerine yerleştir ve sularken onlarla konuş, evine sevgi ve huzur yaymalarını rica et…

Kısa zamanda evindeki huzur ortamının nasıl geliştiğine inanamayacaksın…

7)Evini süslediğin kırılmış objeleri, yapma çiçekleri temizleme zamanı…

Bazen sevdiğimiz objeler kırılıyor ama yine de atmaya kıyamıyoruz. Çekmeceye, dolaba kaldırıveriyoruz. Onları artık atma zamanı geldi. Haydi hemen kalkın çekmece ve dolapları karıştırın. Kullanmadığınız, kırılmış, çatlamış yapay olan ne varsa evin dışına çıkarın…

Yukardaki yedi ipucunu hemen uygulamanızı öneririm…

Böylelikle eve girdiğiniz de mutlulukla mırıldanan bir kedi gibi siz de kendi köşenize huzurla kıvrılabileceksiniz…

Hepinizi kocaman kocaman öpüyorum cancanlar,

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Seninle gurur duyuyoruz…

anette inselberg ilham

Turgay Tanülkü, 18 yaşındayken girdiği cezaevinden 26 yaşında bambaşka bir insan olarak çıkmış
Ünlü oyuncu, 1970’lerde Ulucanlar Cezaevi’nde siyasi nedenlerle hapse girdiğinde daha 18 yaşındaymış. Hem hukuk fakültesini hem de konservatuvar sınavlarını kazandığı sırada girmiş cezaevine. Ve oradayken birçok işkenceye maruz kalmış… Tanülkü, ilk olarak, koğuştaki arkadaşlarını eğlendirmek için fıkraları canlandırarak sokmuş tiyatroyu koğuşa.
Ailesi onun hapiste olduğunu bilmiyor, onu Almanya’da sanıyorlarmış. Bu yüzden de tek bir ziyaretçisi bile yokmuş yanına gelen.
Cezaevindeyken okula gidip gelebiliyormuş gardiyan eşliğinde; bu sayede bitirebilmiş konservatuvarı
Okulla cezaevi arası iki caddeymiş ve gardiyan okula kadar getirip bırakıyormuş onu; akşam üzeri de alıyormuş. Okuldakilerse bilmiyormuş onun cezaevinde olduğunu.
“Çocukları kurtarmam gerekiyordu. Onlar için bir şeyler yapmam gerekiyordu.”
Böyle söylüyor Turgay Tanülkü. 26 yaşındayken -yani tam 8 yılı uçup gitmişken- , suçsuz olduğu anlaşılmış ve serbest bırakılmış. Ama hapisten çıkarken bir söz vermiş kendisine: “Bir gün cezaevine tekrar gideceğim!”
Bu yüzden, 26 yaşındayken çıktığı cezaevine, mahkumlarla gönüllü olarak tiyatro yapmak için geri dönmüş
1981’de gönüllü olarak tiyatro yapmaya başlamış mahkumlarla ünlü oyuncu. Tıpkı kendisine söz verdiği gibi, geri dönmüş cezaevine ama bu sefer bir suçlu(!) olarak değil. Ve sonra, mahkumlardan bir grup oluşturmuş; kısa sürede de ilk oyunlarını sahneye koymuşlar.
“Çocuklar gelirdi babasını, annesini seyretmeye. Oyun biter, misafirler gider, o koca koca adamlar sahneden iner, ailesinin oturduğu koltukları koklardı.”
Böyle söylüyor Turgay Tanülkü, mahkumlarla yaptıkları oyunlar hakkında. Ve ekliyor: “Tiyatro bir insan kokusudur.”
27 yıldır evli olan ünlü oyuncu, cezaevindeyken gördüğü işkenceler yüzünden hiçbir zaman çocuk sahibi olamamış ama bu oyunlar ve galalar sayesinde mahkumların çocuklarıyla tanışmak iyi gelmiş ona her zaman.
Oyunlar sayesinde tanıştığı mahkumların çocuklarına elinden geldiği kadar yardımcı olmuş her zaman; daha fazlası içinse tiyatro dışında bir iş yapması gerekiyormuş
Çocuklarını okutabilecek durumu olmayan mahkumların çocuklarını okutmaya başlamış önce; sonra erzaklarını almış, kiralarını ödemiş. Ama tüm bunları sağlayabilmesi için tiyatro dışında başka bir işe de ihtiyacı varmış.
Bir yandan TRT’de Ferhunde Hanımlar dizisinde oynarken bir yandan naylon torba satmış, çay ocağı işletmiş… Ve oradan kazandıklarıyla destek olmaya çalışmış çocuklara
Daha sonra da eşiyle birlikte, çaresiz kalıp sokağa ve suça yönelmesinler diye almaya karar vermişler bu çocukları
Ve şimdi 23 tane çocuğu var ünlü oyuncunun. 11 tanesi üniversitede okuyor; ortaokul ve lise çağında olanlar da var. Mesela 45 yaşında bir oğlu var.2 çocuğu, sahne aldığı oyunda rol alıyor… Çocuklarının hepsiyle tek tek gurur duyuyor ünlü oyuncu ama Merve Sultan Elgün isimli kızıyla bir başka… Çünkü Merve okulunu bitirip, savcı olmuş.
Tam 23 tane çocuğu var şimdi Tanülkü’nün, hepsiyle de ayrı ayrı gurur duyuyor ama kızı “Savcı Merve Sultan Elgün” bir başka
Merve’nin babası Buca Cezaevi’nde kalan mahkum oyunculardan. Bir oyun sırasında, küçücük bir kız olan Merve gelip tutmuş ünlü oyuncunun elinden ve “Turgay Baba dedikleri sen misin?”, “Biz okumak istiyoruz.” diye girmiş lafa. Böylece tanışmışlar.
Cezaevine babasını ziyaret etmek için geldiklerinde, içeri girerlerken bir savcı saçlarını okşamış Merve’nin. İşte o gün karar vermiş 12 yaşındaki küçük kız “savcı” olmaya. Sonrası zaten malum. Ünlü oyuncunun desteğiyle çok çalışıp kazanmış sınavları ve sonunda hayallerindeki gibi bir “savcı” olabilmiş.
Turgay Tanülkü, Merve için çok endişelenmiş zamanında… Nedeni ise ünlü oyuncunun şu sözlerinde saklı:
“Çünkü benim çocuklarım geçmişlerinden dolayı hayata bir sıfır yenik başlıyor. Kimileri yönetici oluyor, kimi başka pozisyonlarda görev alıyor. Çocukların geçmişleri bilindiğinde farklı davranmaya başlanıyor. Sultan sınavlara hazırlanırken, saçları ağardı, sarılık geçirdi. Çok sıkıntılar yaşadı. O sırada hep aklımdan şu geçiyordu: Benden kaynaklı sıkıntı yaşar mı, babasından dolayı sıkıntı yaşar mı? Savcı olacak ama her şeyini araştırıyorlar. Kendi kendimi yiyordum. Ona da belli edemiyorum. Sınav bitti, başmüsteşar Kenan İpek ‘Seninle gurur duyuyoruz’ dedi kızıma. O gün bütün dünya benim oldu. Bu çocuklar sıfırdan gelme…”
“Karıma anneler gününde 23 demet çiçek geliyor.”
Turgay Tanülkü’nün beş tane evi var, çocuklarına bu evlerde ve halen çalışarak bakıyor. Büyüyüp para kazanan çocukları, daha küçük olanlara destek oluyor. Böyle böyle geçinip gidiyorlar hep birlikte. Karısı da her zaman en büyük destekçisi olmuş yolculuklarında.
Baba mı diyorlar size diye sorulduğunda ise şöyle cevaplıyor ünlü oyuncu bu soruyu: “Evet baba… Ağır bir laf!”
Ve bu güzel yürekli oyuncu şöyle bitiriyor sözlerini: “Tüm çocuklarım ailelerine gitsin istiyorum.”
Merve savcı olmuş, babası ise cezaevinden çıkmış… Ama babasının Merve’ye söylediği şu laf çok ağrına gidiyormuş ünlü oyuncunun: “Ben sadece seni doğurttum kızım ama Turgay Baban sahip çıktı.”
Çünkü o diyor ki: “Tüm çocuklarım ailelerine gitsin istiyorum.”

Gülse Birsel yine harika döktürmüş 🏵❤………..Kafamda deli sorular.

anette inselberg deli sorular
Neden bozulan otobüsün yolcuları bizim otobüsümüze aktarıldığında onlara mültecilermiş gibi bakarız?
Neden her gördüğümüz haritada hemen Türkiye`yi bulmaya çalışırız? Millet olarak dünyada kaybolma kompleksimiz mi vardır?
Neden birbirimize sarılınca sağa sola sallanırız?
Neden öğrenciler ilkokul 5. sınıfa kadar öğretmene ‘öğretmenim’ diye seslenirken 6. sınıfta bir anda ‘hocam’ diye seslenmeye başlar?
Neden sınavlarda ‘3 yanlış bir doğruyu götürür’ şeklinde bir uygulama ile cezalandırılır da; ‘3 doğruyu bil, bir doğru da bizden’ gibi bir kampanya başlatılıp zekaya ve riske girme cesaretine ödül verilmez?
Neden insanlar kapalı bir alandan yağmur yağan alana çıktığında kafalarını eğerler? Yağmura duyulan saygıdan mıdır, yoksa ondan tırstığımız için midir?
Neden dükkanı kapatıp giden esnaf, kapıya ’10 dakika sonra dönücem’ yazar? Esnafın ne zaman gittiğini nasıl anlarız?
Televizyona çıkan insanlar neden kendilerini Türkiye`deki herkesin izlediğini zanneder? Örneğin; 70 milyon bizi izliyor( 5 milyon eksik anketimize göre )
Düğünlerde neden ‘Dom dom kurşunu’ ile göbek atılmaktadır? ‘Bir avcı vurdur beni, bin avcı yedi beni’ gibi sözlerle kendinden geçen başka bir millet var mıdır?
Cumartesi ve pazartesinin neden kendi isimleri yoktur? (Cuma-ertesi, pazar-ertesi)
Dolmuşlardaki fiyat tarifesinde en kısa mesafe neden ‘indi-bindi’ olarak tabir edilmektedir? Önce inilip, sonra mı binilir? Bir terslik yok mudur?
Bir programı bilgisayarımıza kurarken neden ‘kabul ediyorum’ ya da ‘kabul etmiyorum’ seçenekleri vardır? O kadar parayı bayılıp programı aldıktan sonra ‘kabul etmiyorum’ seçeneğini işaretleyen saf kişiler mevcut mudur?
Bulmacalarda neden boru sesinin karşılığı hep ‘ti’ dir? Bulmacaları hazırlayan arkadaşlar hiç ‘ti’ diye ses çıkaran boru görmüşler midir?
Neden ilanlarda ‘doktordan temiz araba’ şeklinde yazılır? Hipokrat yemininde ‘arabamı temiz kullanacağım’ diye bir madde mi vardır?

Kaynana Dediğin Böyle Olmalı…

anette inselberg kaynana

Aşçılığıyla ün yapmış yaşlı bir kadın, akşam yemeğine gelecek olan oğlu ve yeni gelini için yine mutfağına kapanmış,
yemek yapıyordu.
Aynı akşam yemeğe eski bir aile dostu da davetliydi. Beklenen misafirler gelip sofraya oturduklarında çok şaşırtıcı
bir durumla karşılaştılar…
Yaşlı kadının o gece yaptığı yemekler değme oburların bile iştahını kapatacak kadar berbattı.
Tatlılar un kokuyordu, patatesler yanmıştı, köfteler ise neredeyse hiç pişmemişti.
Oğlu, yeni gelini ve aile dostu, kadıncağıza durumu fark ettirmemek için ellerinden geleni yaptılarsa da, yemek sırasında pek iştahlı göründükleri söylenemezdi.
Nihayet yemek bitti ve yeni evli çift annelerinin ellerini öperek evlerine gittiler. Aile dostları ise biraz daha kaldıktan sonra gitmeyi düşünüyordu. Oğlu ve gelini gittikten sonra, yaşlı kadına :
” Senin harika bir aşçı olduğunu adım gibi biliyorum. Bana söyler misin, bu geceki yemekler neden o kadar kötüydü ? Bence ya hastasın ya da bir bildiğin var. ” dedi.
Yaşlı kadın gülümseyerek cevap verdi:
– Hayır, hiçbir şeyim yok. Kasten yaptım. Bu yemekten sonra oğlum asla ikide bir annesinin yemeklerini hatırlatıp karısının kalbini kıramayacak

Birbirimize gülümsedik…

anette inselberg çay

Oturduğum apartmanın kapısından ben girerken, bir hanım da elinde çay bardağı ile dışarı çıkıyordu…
Birbirimize gülümsedik.
Ben afiyet olsun dedim.
Ve o anda içimden ”Eve çıkınca ben de demlerim bir çay!” diye geçirdim.
Kadıncağız bardağı gülerek bana uzattı ve ”Hiç içmemiştim daha. Canınız çekti, siz için.” dedi. ”Çok tatlısınız!” dedim.
O da bana öpücük verdi eliyle 😀 ”Bardağı alt komşunuza bırakın, ben ona uğruyorum.” dedi ve gitti.
Hayatımda içtiğim en güzel çay desem yeridir… Bazen her şey çok güzel olmaz…
Bazen yarın daha iyi olacağına dair inancımız eksilir.
Ama hayat derinlerde bir yerde bütün güzelliği ile devam etmektedir.
Kalbimizin derinlerinde de buzlarının çözülmesini bekleyen bir taze pınar vardır.
Ve o pınarı küçücük, miniminnacık bir sıcaklık harekete geçirebilir.
KALBİNİZİ ISITAN Bİ ÇAY VERENİNİZ EKSİK OLMASIN 🙂
VE SİZİN DE DAİMA VERECEK BİR GÜLÜŞÜNÜZ, BİR GÖZ KIRPIŞINIZ, BİR SELAMINIZ OLSUN.
O zaman hayat bir anda aşırı güzel oluverir…

Juno Gözlemci Facebook Sayfası

Dünyamıza kalıcı barış ve huzuru getirebilmenin yolu “ben değil, biz varız” diyebilmenin önemini kavramak ve odağımızı buraya kaydırabilmekten geçiyor.

anette inselberg ben deği biz

Bazı Uzakdoğu öğretilerinde dünyadaki yaşamımız karanlık bir odaya benzetilir. Odada birçok kişi toplanmıştır ve herkes çıkışı aramaktadır. Birbirlerini görmedikleri içinde çarpışmalar yani üzüntüler, saldırılar, hastalıklar olur. Karanlık odada ışığa giden yolu bulmak için bütün insanların el ele tutuşarak ilerlemesinin gerekliliği anlatılır. Birlik ve beraberliğin önemi ile ilgili buna benzer birçok yazı okuduğum halde bunun nasıl olabileceğini hep merak ederdim.
Japonya’da felaketler karşısında, insanların nasıl saygıyla birbirlerine yardım ettiklerini, sakince yemek kuyruğuna girdiklerini ve ellerinde ne varsa, tanıdık tanımadık, birbirleriyle paylaştıklarını televizyonlardan saygıyla ve hayretle izlerdim. Kendimi koçluğa hazırladığım dönemde edindiğim bilgilerle bunun altındaki sebebin eğitimin çok küçük yaşta başlaması olduğunu öğrendim. Japonların ilkokula başlayan çocuklar için müfredata koydukları aşağıdaki hikâyeyi okuyunca tüm bunların ancak çocukluktan başlayan eğitimle mümkün olabileceğini anladım.
Hikâye şöyle:
Allah bir grup kötü adamı cehenneme göndermiş ve onlar orada ıstırap çekerken, içlerinde bulunan ve oraya yanlışlıkla düşmüş bir kişi için ince bir örümcek ağı sarkıtıp, tutunarak çıkmasını ve kendini kurtarmasını istemiş. Bu iyi kişi örümcek ağına tutunmuş, tırmanmaya başlamış ve tam ortalara geldiğinde diğer kötü kişiler de ağı fark etmiş ve onlar da ağa tırmanmaya başlamışlar. İyi adam, ağın çok ince olduğunu ancak onu taşıyabileceğini, onun için gönderildiğini, diğer kişilerin gelmemesini istemiş; aşağıya bağırmaya başlamış. Ancak diğerleri dinlememiş ve cehennemden kurtulmak için can havliyle tırmanmaya devam etmişler. Az sonra da ağ kopmuş ve hepsi beraber aşağıya düşmüşler. İyi adam bunun üzerine diğerlerine sitem etmeye başlamış, “Sizin yüzünüzden bende buraya geri düştüm” demiş. Bu ara yukarıdan Yaratan’ın sesi duyulmuş ve eğer o iyi kişi yalnız kendini düşünüp bencillik yapmasa o ağın kopmayacağını, hepsini taşıyabilecek güçte olduğunu ama iyi kişinin yalnız kendini düşünmesinin ağın kopmasına neden olduğunu haykırmış. Bu hikâyenin verdiği ders tek tek kurtuluşun olmayacağı, hepimizin el ele tutuşarak, beraberce kurtulabileceğimiz, ışığı bulabileceğimizdir. Birlikte, kendi kalbimizden başlayarak, her seferinde bir kalple dünyayı değiştirebiliriz.
Japon deneyimi gösteriyor ki böyle bir bilgeliğin küçük yaşta çocuklara anlatılması, onların gelecekteki davranışlarını son derece olumlu etkiliyor.
Dünyamıza kalıcı barış ve huzuru getirebilmenin yolu “ben değil, biz varız” diyebilmenin önemini kavramak ve odağımızı buraya kaydırabilmekten geçiyor. Bu bilincin etrafımıza bir an evvel yayılması dileğiyle…
Banu Uzkut Onuk

OKUMAYAN ÇOK ŞEY KAYBEDER

anette inselberg yaşam kalitesi

 

Dünyada ve ülkemizde günden güne artan kanser vakaları insan yaşamını tehdit eden en büyük sorunlardan biri. İletişim ve teknoloji çağının yan etkisi radyasyon, sağlıksız gıdalar; GDO’lu ürünler, sigara, stres ve daha birçok neden, sağlıklı yaşam kalitemizi düşürüyor.

Bu duruma bir nebze olsun önlem alabilmek için organik beslenmeye çalışanların sayısında da artış gözlemleniyor. Bir yandan direncimizi zayıflatacak faktörlerden kaçınırken, diğer yandan bilmediğimiz fakat gün içinde maruz kaldığımız hangi nedenler bizi olumsuz etkiliyor? Sağlık sektörüyle alakalı ortaya çıkan yeniliklerin yarar ve zararları hakkında ne derece bilgiliyiz? Hastalıkların nedenleri, bilinmeyenleri ve alınabilecek önlemleri Fitoterapist ve Bioenerji Uzmanı Dr. İsmail Soner Sekman’la konuştuk.

1)Günümüzün en ölümcül hastalıklarının başında gelen kanserin tedavisi yok mu?
Tedavisi var. Bugün ilaç firmaları istese, dünyada tek bir kanserli hasta kalmaz. 1920 yılında Amerikalı doktor Royal Rıfe kanserin nedeninin virüs olduğunu tespit etmiştir. Kendi yaptığı cihazla kanserli dokulara frekans yollayarak bunları tamamen yok etti. İcadını hükümete sundu ama mahkemelerle uğraştı. Laboratuvarı yakıldı ve bu buluşun üstü kapandı.
2)Kanserin tedavisi olduğunu söylüyorsunuz. Bu neden gizleniyor veyahut engelleniyor?
Çünkü işin içinde trilyon dolarlar var. Bugün hastalıkları tedavi ettiklerinde hastaneler, doktorlar işsiz kalacak. İlaç firmaları kapanacak. Maalesef sistem bunu gerektiriyor. Bununla birlikte en azından bir röntgen yazmıyorsa o doktor da hasta için kötü oluyor.

3)Dengeli ve sağlıklı beslenen kişiler de en az sigara kullananlar kadar hastalık riski altında mı?
Bana gelen akciğer kanseri hastaları ve hatta aileleri ömrü boyunca hiç sigara içmemiş insanlar. Yemeklerde tükettiğiniz rafine tuzun içindeki ağır metal büyük tehlike. Kaya ya da deniz tuzu kullanın, yeter ki işlenmemiş olsun.
Mutlaka kulaklıkla konuşun
4)Yediden yetmişe hiçbirimizin elinden düşmeyen cep telefonlarının üzerimizdeki etkisi nedir?
Cep telefonu bir dakikadan sonra beyinde mikrodalga etkisi yapar ve nöronları öldürmeye başlar. Uzun süre konuştuğunuz zaman başınızda ağrı hissedersiniz. Bu, yüksek mikrodalga etkisidir. Mutlaka kablolu kulaklıkla konuşmaya çalışın.

5)Günümüzde neredeyse her vakada çekilen tomografinin insan sağlığı üzerindeki etkileri nelerdir?
Tomografinin sağlığa büyük zararı var. Tomografi çektirenlerin yüzde yetmişi kansere yakalanıyor. Kanserin e büyük nedenlerinden biri. Maalesef sağlık sektöründe insana insan gözüyle değil, makine gözüyle bakılıyor. Sadece bedenden var olan bir canlıymış gibi davranılıyor. Hâlbuki ruhumuz ve zihnimiz var, bunlar gözardı ediliyor. Tomografinin bu kadar sık çekilmesinin nedeni ticaridir. Hastalar onlara göre müşteri.
6)Tomografideki radyasyon miktarı söylenildiği gibi yüksek boyutlarda mı?
Tomografiyle vücudunuza almış olduğunuz radyasyon oranı, nükleer santralde çalışan bir işçinin on yılda almış olduğu radyasyona eşdeğer. Bugün onkoloji servislerine gidin hep kanserli ve otistik çocuklar var. Hepsinin nedeni almış oldukları radyasyon.

7)Gün içinde maruz kaldığımız zararlı ışınlardan ve negatif birikimden kurtulmanın bir yolu var mı?
Evinizde küvete ya da büyükçe biri leğene sıcak su, bir su bardağı kadar elma sirkesi, iki yemek kaşığı karbonatı koyun. Eritip içinde 10-15 dakika oturun. Suyu döktükten sonra leğeni dezenfekte edin. Tomografiye girmişseniz bunu haftada iki kere mutlaka uygulayın. Faydası olacaktır.

 
8)Hepimizin adını bildiği ama hakkında pek fazla bilgi sahibi olmadığı bionerji nedir?

Bioenerji farklı kültürlerde farklı şekilde tanımlanır. Bugünkü modern tıp, bizim sadece bedenimizle ilgileniyor. Vücudumuzun etrafında göremediğimiz enerjetik bir alan var. Tüm canlılar Allah-u Teala’yla bağlantılı haldedir. Onun bize gönderdiği foton enerjisiyle besleniyoruz. Bedensel, ruhsal ve zihinsel alanda yaşadığımız olumsuz düşünceler, çevre şartları ve şehir hayatı, blokajlar meydana getiriyor.
9)Eğitimini alan herkes bioenerjist olabilir mi?
Bioenerji eğitimle sonradan kazanılacak bir yetenek değildir.
10)Baharatçılarda satılan her bitki ya da bitki yağı güvenilir mi sizce?
Bitkilerle bağışıklık sistemini güçlendirebilirsiniz ama bitkileri kendiniz toplamaya çalışın. Bu işin tarımı yapılmaya başlandı. Topluyorlar, gölgede doğal yöntemlerle kurutmak yerine mikrodalga fırınlarda kurutuyorlar. O zaman bitkinin içindeki esansiyel yağları uçuyor moleküler yapısı değiştiriyor. Kullandığınız zaman da size şifadan çok bela olur.

Not: Reiki şifa ve sevgi enerjisi sonradan öğrenebilir bir yöntemdir. Bunun için bir reiki masterdan eğitim almanız yeterlidir

5-6 Temmuz Sirius (Başarı, Bolluk, Dileklerin Kabulu) Yıldızı Zamanı… Namı-ı Diğer El Fettah Takma Zamanı…

Yeni Reklam

Merhabalar,

Aslı ve Murat’ın dükkanına ilk gittiğimde El Fettah ( Her türlü zorluk ve güçlüğü çözen, maddi-manevi bütün kapıları açan. Her şeyi hikmetle açan) kolyesini gördüm ve aşık oldum. Enerjisi, zarifliği kendine çekti ve alıp hemen takmaya başladım. Arkasından çok şükür her şey tıkır tıkır çözülmeye başladı… Bir kaç arkadaşıma hediye de ettim. Onlar da fayda gördü…

Baktım ki gökyüzü sirius yıldızının yani başarının, bolluğun, dileklerin kabulunun etkisinde işte El Fettah kolyemi takmanın ve bu etkileri arttırmanın tam zamanı diye düşündüm…

Ben sevgiyle ve inanarak ve şükrederek takıyorum eğer sizlerin de gönlüne düşerse takmanızı tavsiye ederim…

Hepinizi kocaman kocaman öpüyorum cancanlar,

Anette İnselberg

Not: Murat ve Aslı çiftinden almak isteyenler için iletişim adresini paylaşıyorum…

http://www.agdsign.com
http://www.instagram.com/agdsign.tr
http://www.facebook.com/agdsign2009
wattsapp sipariş hattımız: 05412422324

Kolyeler sırasıyla:
Zincirli kolyeler 80₺
İpli kolyeler 60₺
KDV Kargo dahil.
Kolyeler pirinç üzerine altın kaplama olup, ömürboyu garanti veriyoruz.