Özlem Çetinkaya’dan Mucizevi Bir Kitap ” Aslında Çok Kolay”…

0001685055001-11

Özlem’le bloğum sayesinde yollarım kesişti ve çok şükür iyi ki kesişti. O benim dert ortağım, desteğim, yol göstericim, arkadaşım, dostum, kardeşim, ablam ( tanımlamaya sıfatlar yetmez) oldu.

Sadece var olduğum için beni seven ve sadece var olduğu için sevdiğim Özlem’im ”Aslında Çok Kolay” adlı bir kitap yazdı. Hemen aldım bir solukta okudum. Okurken sanki  Özlem karşımdaydı, bazen benle dertleşti, bazen güldürdü, bazen düşündürdü ama hep ruhuma iyi geldi beni besledi…

Onun sayesinde deniz kaplumbağam ”Zeytin”i evlat edindim, onun sayesinde gidip üç kişiye sarıldım, onun sayesinde her şeyin aslında çok kolay olduğunu öğrendim…

Size de çok iyi gelecek olan bu kitabı en kısa zamanda alıp okumanızı tavsiye ederim…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Kuru Öksürüğe Kara Kürü…

kara-turp

Kara turpu üst kısmından kesip, içerisini alt kısmına kadar oyun. Daha sonra alttan çok minik bir çizik atın ki, içerisine koyduğunuz bal, turp suyuyla özdeşleşip bardağa akabilsin.

İçerisine  bal koyun ve kestiğiniz kapağı üzerine kapatıp en az 3-4 saat bekletin. Turp suyuyla özdeşleşip bardağa akan kürü sabah-akşam olacak şekilde günde 2 defa kullanabilirsiniz…

alıntı

Uzakdoğu’nun Bu Güzellik Sırrı Yüzünüzü Kırışıklık ve Lekelerden Koruyor!

728xauto1

 

 

Çinliler’in ifşa olmamış başka kaç tane güzellik sırrı var acaba?
Gerçekten de ifşa olmuyor, kendi kıtalarıyla bile paylaşmıyorlar!

Her ırka, tüm kadınlara büyük sevgi, beğeni besliyoruz elbette; işte bu da kanıtı. Elbette saygısızlık etmek istemeyiz ama şöyle bir durum var; Çinli kadınlar her zaman porselen gibi ciltlerle fotoğraflanırken, neden Hintli kadınların ciltleri Asya bozkırları gibi görünüyor? Neden Endonezyalı kadınların güzel yüzlerinde güneş izlerinden geçilmiyor?
Sağlıklı, doğal, etkili doğal cilt bakımını tüm kadınlar hakeder elbette, ancak anlaşılan Çinliler kendi güzellik sırlarını komşularına dahi açık etmemekte kararlılar…
Neyse ki bir sır daha açık edildi.

Ve sanıyoruz ki 9 milyon 597 bin metre kare’den dışarı yeni bir sır kaçırılıncaya kadar, en iyisi bu! 100 yılı aşkın süredir Çinli kadınların kullandığı bu doğal krem sayesinde cildiniz parıl parıl parlayacak, kırışıklar ve lekelerden uzak duracaksınız. Üstelik bu krem her yerde, oldukça ucuza bulabileceğiniz malzemelerle, çok kısa sürede hazırlanıyor!
İşte ihtiyacınız olanlar;

İki aspirin, bir yemek kaşığı bal ve bir bardak su. Bu kadar 🙂
Suyun içine iki aspirini kırın, iyice eriyinceye kadar karıştırın. Ardından balı ekleyin, kremsi kıvama ulaşıncaya kadar iyice karıştırın. Karışımınız hazırlandıktan sonra yüzünüzü iyice yıkayın, kurulayın ve maskeyi uygulayın. 10 dakika boyunca dairesel hareketlerle yüzünüzü ovun, ılık su ile yüzünüzü durulayarak maskeyi çıkartın.

En iyi sonucu almak için, bu maskeyi haftada 2-3 defa uygulayın. Daha ilk haftanın sonunda cildinizin sağlığına, gençliğine kavuştuğunu göreceksiniz.
Güzel ciltler dileriz!

Kaynak: Mynet

Mutlaka doktorunuza danışınız…

HACHİKO HER AKŞAM SAHİBİM METRODAN ÇIKAR DİYE İNATLA BEKLEDİ

hachikoadogsstory1292931

 

 

1924 YILINDA TOKYO ÜNİVERSİTESİ’NDE GÖREV YAPAN JAPON PROFESÖR HİDESABURA UENO, KENDİNE TREN İSTASYONUNDA BULDUĞU KÜÇÜK BİR KÖPEK YAVRUSU EDİNDİ. PROFESÖR UENO KÖPEĞİNE, JAPONCADA “SEKİZ TANE” ANLAMINA GELEN HACHİKO ADINI KOYDU. … SAFKAN AKİTA CİNSİ BEYAZ BİR ERKEK OLAN HACHİKO, HER SABAH ÜNİVERSİTEYE GİTMEK İÇİN EVDEN METROYA YÜRÜYEN SAHİBİNE EŞLİK ETTİ. METRONUN DIŞ KAPISINA KADAR GETİRDİĞİ SAHİBİNİ UĞURLADIKTAN SONRA DA EVE DÖNDÜ.

ÇOK GEÇMEDEN BİR AKŞAM ÜNİVERSİTE DÖNÜŞÜNDE METRONUN ÇIKIŞINDA HACHİKO’YU KENDİSİNİ BEKLERKEN GÖRDÜ PROFESÖR VE ÇOK ŞAŞIRDI. BU AKILLI KÖPEK SAHİBİNİN EVE DÖNÜŞ SAATLERİNİ HESAPLAYARAK VE AYNI YOLU KULLANACAĞINI DÜŞÜNEREK METRONUN ÖNÜNE GİTMİŞTİ. ONDAN SONRAKİ BİR YIL BOYUNCA HER SABAH SAHİBİNİ METROYA KADAR GÖTÜRDÜ, HER AKŞAM İŞ ÇIKIŞINDA DA METRONUN ÖNÜNDE KARŞILADI. SAATİNİ HİÇ ŞAŞIRMADI.

AMA BİR AKŞAM PROFESÖR METRODAN ÇIKMADI. HACHİKO GÖZLERİ METRONUN KAPISINDA, GECE BOYUNCA BEKLEDİ. BİR SONRAKİ AKŞAM PROFESÖR YİNE YOKTU. ÜÇÜNCÜ AKŞAM METRODAN YİNE ÇIKMADI. ÇÜNKÜ PROFESÖR ÜNİVERSİTEDE KALP KRİZİ GEÇİRİP ÖLMÜŞTÜ.. HACHİKO HER AKŞAM SAHİBİM METRODAN ÇIKAR DİYE İNATLA BEKLEDİ. HAFTALAR, AYLAR,YILLAR BOYUNCA HER AKŞAM TOKYO METROSUNUN SHİBUYA İSTASYONUNUN KAPISINA GİTTİ.

TAM 10 YIL BOYUNCA. HACHİKO 12 YAŞINDAYKEN METRONUN KAPISINDA ÖLDÜ. BUGÜN TOKYO’YA GİDENLERİN SHİBUYA İSTASYONUNUN KAPISINDA KARŞILAŞTIĞI KÖPEK HEYKELİ HACHİKO’DUR. JAPONLAR, SADAKAT VE İNSAN HAYVAN İLİŞKİSİNİN SEMBOLÜ OLARAK ÖLÜMÜNDEN HEMEN SONRA 10 YIL BOYUNCA SAHİBİNİ BEKLEDİĞİ YERE HACHİKO’NUN HEYKELİNİ DİKTİLER.

En Sevdiğim Nazım Hikmet Şiiri… Yaşamak Şakaya Gelmez…

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yani ağır bastığından.

Nazım Hikmet

 

NE İSTEDİĞİNE DİKKAT ET… GERÇEKLEŞİR !

10-adet-grup-istek-charm-tohum-cam-topu-ile-gerek-drt-yaprakli-yonca-kolye-kolye-drt1

 

 

Hepimiz hayatımızda elde etmek istediğimiz şeylerin peşinde koşuyoruz. Bu statü, para, aşk, komşunun arabası, akrabanın yazlığı, herhangi bir şey olabiliyor. Mutlu olmak istiyoruz ve paramız olunca, ve ya bizi terk eden sevgili geri dönünce mutlu olacağımızı düşünüp sürekli istemeye odaklanıyoruz. Çok önemli bir detayı da gözden kaçırıyoruz ve ya düşünmek işimize gelmiyor: Evren yasaları.
Evrende her şey denge üzerine kuruludur ve asla sadece pozitif ve ya negatif olaylar yaşanmaz. Yani şanslı ve ya şansız insan yoktur, şans, şansızlık bunlar hep göreceli kavramlardır. Yolda yürürken bulduğunuz para dolu cüzdan sizi şanslı yapmaz, ve ya çekilişten kazandığınız araba, ve ya giden ve uzun süredir dönmesini istediğiniz sevgilinin geri dönmesi. Çünkü gelen her şeyin bedeli vardır ve bu bedeli siz ödemek zorundasınız.
Hep istiyoruz, fakat istediğimiz şeylere hazır olup olmadığımızı hiç düşünmüyoruz. Sadece istiyoruz. Ve istediğimiz şey olduğu zaman mutsuz oluyoruz. Çünkü istemek güzeldi, ama beraberinde getirdiği diğer değişimleri hiç düşünmedik. Sadece istedik…
Evrene sadece verdiğiniz kadar alırsınız, gram fazlasını size vermez. Uykularınızı verirseniz mucit olabilirsiniz, öfkenizi verirseniz, düşman sahibi olursunuz, sabrınızı verirseniz, gerçek dost sahibi olursunuz ve bu liste uzayıp gider.
Ana konudan çok uzaklaşmadan, söylemek istediğim şu ki, daima ne istediğinize, ve istediğiniz şeye hazır olup olmadığınıza dikkat edin. Sizi hazırlıksız yakalayan bir evlilik felakete sebep olabilir, eyleminiz hastalık getirebilir, özendiğiniz hayat sizi yokedebilir…
Yaradan, evren, hayat daima bize istediklerimizi verir.. Gelen ne olursa olsun, kucaklamaya hazır olun, çünkü bunu siz istediniz…
Kanlı-canlı, sarsıcı bir hayat dersi aldım dün. Midas’ın dokunuşunu yaşadım. Ne dilediğine dikkat et, çünkü bir gün gerçek olabilir sözünü ben de rahatlıkla cümle içinde kullanabilirim artık.
Midas’ın Dokunuşu efsanesine göre, Dionysos ve alayı, Frigya yaylarında oradan oraya dolaşırken, yaşlı Silenos yorulur, bir ağaç gölgesinde uyuyakalır. Yaşlı adamı bulanlar, alay edip aşağılayarak Kral Midas’a getirirler. Midas, Silenos’u krallar gibi ağırlar ve Dionysos’a götürür. Tanrı Dionysos, çocukluğunda Silenos’un himayesinde büyüdüğü için, ona çok değer vermektedir. Midas’ın davranışından çok memnun olur ve ona ”dile benden ne dilersen” der. Midas; Her tuttuğum altın olsun diye yanıtlar. Akşam olur, Midas büyük bir iştahla sofraya oturur. Gerçekten de her tuttuğu altın olmaktadır.
Ekmeği…
yemeği…
bardağı…
hatta sevmek için sarıldığı güzeller güzeli kızı…
Kral dileğinden bin pişman olur ve isteğinin yanlışlığını anlar. Tanrı’dan, dileğini geri almasını ister. Tanrı, Paktolos Irmağı’nda (Şimdiki Gediz Nehri) arınmasını söyler. Midas, burada yıkanır, dileğinden kurtulur, ırmağın kumları da altın olur. Irmağın kıyısında yer alan Sardes kenti (Salihli’ye bağlı Sart köyü), ırmaktan topladığı altınla zengin olur. Dünyada ilk para burada basılır. “Karun gibi zengin” sözü, bu olay üzerine, Sardes Kralı Kraisos için söylenmiştir.

Akciğer kanserini zerdeçal ile yendi, dünya tıp tarihine geçti‼️

16684345_1894451464108721_6733717754285265083_n1
Kanser hastalığında Türk doktor ve Akciğer kanseri hastasından sevindirici haber geldi. Zerdeçal’in faydaları son yıllarda araştırılıyordu. Prof. Dr. Mutlu Demiray bu araştırmalar ışığında yeni bir tedavi yöntemi uyguladı.
İki ciğeri de kanser nedeniyle biten 43 yaşındaki hasta, 2 yılda zerdeçal tedavisi ile akciğer kanserinden kurtuldu. Prof. Dr. Mutlu Demiray, adım adım başarıya ulaştığı hastasıyla tıp literatürüne girdi.
Zerdeçal içerisinde bulunan Curcumin maddesini damar yoluyla hastasına enjekte eden ve bu sayede kanserli hücreleri yok eden Prof. Dr. Mutlu Demiray, bu yöntemi şimdi farklı hastalarında uygulayacağını söylüyor.Demiray uyguladığı bu yöntemle dünya tıp tarihinede geçti. Bu tedavi denemesi Kanser hastaları için umut vaat eden bir gelişme. Dünyada Zerdeçal ile ilgili oldukça fazla çalışma yapılmaktadır bu çalışmaları yapan Amerikalı doktorun zerdeçal ile ilgili düşünceleri ve zerdeçal karışım tarifi alt kısımda yer alıyor.
Kızgın zeytinyağı içerisine ekleyeceğiniz toz zerdeçal ve karabiber ile şifaya ulaşabilirsiniz.
Amerikalı doktor’da ZERDEÇAL, ZEYTİNYAĞI VE KARABİBER‘İ tavsiye etmişti!
Amerikalı doktor, Carolyn Anderson, aşağıda ki tarifin kanseri önlediğini iddia ediyor. Bu basit tarif hemen hemen her evde bulunan 3 maddenin karışımı.
Dr. Anderson’a göre bu 3 madde Doğu Hindistan’da 2000 yıldan bu yana kullanılmakta olup, son zamanlarda batılı tıp bilim adamları tarafından da onaylanmıştır. Dr. Anderson, bu 3 besin karıştırılıp her gün tüketildiği takdirde, kanser riskinin hemen hemen tamamen ortadan kalktığını, belirtmektedir.
Bu olağanüstü karışım, zerdeçal, zeytinyağı ve taze çekilmiş karabiber.
👉 Kanseri Önleyen Karışımın Tarifi:
Çeyrek çay kaşığı zerdeçal, yarım çay kaşığı zeytin yağı, çeyrek çay kaşığından az taze çekilmiş karabiber.
Bu üç maddeyi bir fincanda karıştırın. Karışımı sade ya da salatalarınıza, çorbalarınıza, yemeklerinize katarak tüketebilirsiniz. Eğer, pişmiş yemeğe koyacaksanız, yemeğin sonuna ekleyin.
Bu karışımı günde en az 3 kez tüketmelisiniz. Dr. Anderson, bu karışımın kanseri önlediği gibi, kötü huylu kanser hücrelerini de yok ettiğini belirtmektedir.

Kaynak: Sağlık haberleri facebook sayfası

ARTIK FARKINDAYIM

5-sayi_kkaratas-326x1591

• Artık kendimi kimseye sevdirmeye çalışmıyorum. Sevmeyenin hep bir bahanesi olduğunun farkındayım.
• Artık kimseye olur olmaz beni eleştirme hakkı tanımıyorum. Biliyorum ki ben özel ve değerliyim ve kimseye kendimi kanıtlamak zorunda değilim.
• Artık kendini beğenmişe, ukalaya, kibirliye hayatımda yer vermemem gerektiğinin farkındayım.
• Artık her şeye bir “ama” cevabı verenlere bir şeyler anlatmaktan onlara çözüm üretmemek gerektiğini fark ettim.. Biliyorum ki isteyenin planı istemeyenin “ama”sı var.
• Artık körü körüne eleştirenler ile körü körüne savunanları aynı kefeye koyuyorum. Fanatiklere nefes tüketmemek gerektiğinin farkındayım.
• Artık başkasının dedikodusunu yapanla, sırrımı ve özelimi paylaşmıyorum. Bugün ona yapanın,yarın bana yapacağının farkındayım.
• Artık inatçı insanlara bir şey inandırmaya, ikna etmeye çalışmıyorum. “Bu onların kişiliği” demem gerektiğinin farkındayım.
• Artık affedemeyen, mükemmeliyetçi ve katı insanlardan uzak duruyorum. Hata yapan, özür dilemesini bilen insanlarla hayatı paylaşmam gerektiğinin farkındayım.
• Artık kimseyi mutlu etmek zorunda olmadığımı farkındayım. Beni hayatının merkezine koyanları, benim üzerimden var olanları, benim üzerimden mutlu olmak isteyenleri, istemediğimi fark ettim.
• Artık kendini geri çektiğinde de senin sayende yaşayanların ve mutlu olanların başının çaresine baktığını farkındayım.
• Artık kendini ulaşılmaz gösterenin aslında ambalajdan ibaret olduğunu farkındayım.
• Artık kimseyi hayatında zorla tutamayacağını, gitmek isteyenin bahanesi olduğu gibi kalmak isteyenin de bahane aradığını farkındayım.
• Artık iyi insanlar için daha çok çabalamam gerektiğini farkındayım.
• Artık iyi hissettiren insanlar için, daha çok emek vermem gerektiğini farkındayım.
• Artık iyi bir ilişki için sevgiden çok iyi anlaşmanın önemli olduğunun farkındayım.
• Artık kimin yanında “kendim “isem onun yanında daha mutlu olduğumun farkındayım.
• Artık hırslı insanlardan uzak durmam gerektiğinin farkındayım. Amaçları için herkesi kullanabileceklerinin farkındayım.
• Artık gerçek dostluklarda mesafenin önemli olmadığının farkındayım. Yıllar sonra bile bir araya geldiklerinde kaldıkları yerden devam ettiklerini öğrendim.
Serhat Akıncı

Çinli doktorlar binlerce yıl öncesinden beri, hastalıkları saptamak için dil inceleme yöntemini kullanıyorlar.

12717160_1036588746379251_7076035641643586167_n2

 

 

Teşhiste dilin önemi

Çinli doktorlar binlerce yıl öncesinden beri, hastalıkları saptamak için dil inceleme yöntemini kullanıyorlar. Günümüzde de doktorlar, teşhis için hastanın önce dilini muayene etmek istiyor. Dil, çok hızlı bir şekilde yeni hücreler üretir. Eğer vücudun herhangi bir bölgesinde bir sorun varsa, dili inceleyen doktor bunu anlayabilir.

Çinli doktorlar dilin renginde ve görünüşündeki bazı değişikliklerin bazı hastalıkların habercisi oldukları kanısındalar.

Örneğin dilin ucundaki değişiklik bir kalp sorununun habercisidir.

Dilin sağ kenarı, safra kesesiyle ilgili değişiklikleri simgeler.

Sol kenarı ise karaciğerdeki sorunların habercisidir.

Arka kısmı böbrekler, bağırsaklarla ilgili sorunları haber verir.

Aynanın karşısına geçin ve dilinizi alıcı gözüyle inceleyin. Size yardımcı olmak için bazı ipuçları verelim: Dilinizin rengi soluksa, bu anemi işaretidir.

Dilin rengi koyu pembe olmuşsa, kan dolaşımında sorun var demektir.

Dilin ucu kırmızıysa kalp yanması var demektir.

Dilin kenarları kırmızıysa, alkolik olduğunuz anlaşılır.

Dilin üzerinde beyaz lekeler varsa, soğuk algınlığına işarettir.

Dilin kuruması, menopoz başlangıcını belirtir.

alıntı

Dünya’nın Frekansı…

dunyanin-frekansi-i1

Önceki yazılarımızda her şeyin, ama her şeyin, enerjiden ibaret olduğunu ve kendine has bir frekansı ve titreşimleri olduğundan bahsetmiştik. Öyleyse, üzerinde yaşayan her şeyin titreşimleri olduğuna göre, dünyanın da kendine has bir titreşimi olsa gerek. Evet, var; buna Schuman Rezonansı da deniyor. Bu Batılı biliminsanlarının verdiği isim. Halbuki elin Çinlisi bunu asırlardır dile getiriyor.

Atomlar an ve ana dair her şeyle titreşimlerini uyumlama halindedir. Negatif yüklü dünyamız (buna Yin enerjisi diyoruz) ile pozitif yüklü evrenle (buna iyonosfer diyoruz, aynı zamanda Yang enerjisi) sürekli bir elektriksel iletişim söz konusudur.
Dünyadan gelen Yin enerjisini, evrendeki Yang enerjisiyle uyum içinde taşıyan tek canlı ise insandır. Bunu ise bedenimizde Yin-Yang dengesini kurarak başarabiliriz. Elbette bu herkesin harcı değildir. Ancak ve ancak nefes teknikleri, meditasyon ve Çigong gibi beden-zihin-ruh bütünlüğü çerçevesinde çalışan öğretilerle mümkündür.
Çin’deki ustalarımın anlattığına göre insanlar öldüklerinde ruhları Yin olarak dolaşırmış. Dünyayı seyahatleri esnasında, tanıdıkları tüm insanları ziyaret ederlermiş. Onlar hakkında her türlü anıyı detayına kadar hatırlarlarmış. Çocuğunun nasıl büyüdüğünü, ilk yürümeye başlamasını, ilk öpücüğü vs… Hatırlayamadıkları tek şey ise onları sevmenin nasıl bir şey olduğu imiş. Bunu başarabilen tek ruh ise daha ölmeden önce bu hayattayken Yin-Yang dengesini kurmayı başararak bu hayatla vedalaşabilen ruhlarmış. Yine filmlerde ve büyük ustaların hikâyelerinde, hep “Ölen ustam akşam beni ziyaret etti, kulağımı çekti, şunu bunu nasihat etti, sonra kayboldu” gibi cümleler duyarız. Yin-Yang dengesini kurmayı başarmış olarak göçen ruhların istedikleri an tekrar bu dünyada bedenlenme lüksleri olduğu söylenir. Bu yüzden alınan öğreti ne olursa olsun, bir dövüş sanatında ne kadar usta, ne kadar güçlü ve yenilmez olursanız olun, Yin-Yang dengesini kurmayı başaramamışsanız ve yeterince meditasyon yapmamışsanız, asıl hocaların gözünde değeriniz koca bir sıfırdır (bakınız, Man of Tai Chi-Keanu Reeves). Bunlara benzer hikâyeleri Java Büyücüsü adlı kitapta da bulabilirsiniz.
Peki, seyrettiğimiz filmlerde, ister Beşinci Element (Bruce Willis), ister G.O.R.A ve A.R.O.G olsun, aşağıdan yukarı çıkan ve beş döngüyle isimlendirilen enerjileri hatırlayalım. Bunlar filmdeki gibi gözle görülmese de, gerçekte var olan ve Yin’den Yang’a yol alan enerji dalgaları. Bu enerjilerin kimisi pozitif, kimisi negatif, kimisi de nötr olabiliyor. Enerjinin negatif olarak yukarı çıkması, tam olay mahallinde bulunan bizleri ve mekânlarımızı acayip etkiliyor. Mesela ağzıyla kuş tutsa bile para yapmayan mekânlar bir bir kapanır ve taşınır. Yerine gelen de orda tutunamaz. Uğursuz diye adı çıkar. Ev vardır; orada kavga dövüş, ayrılıklar, boşanmalar, hastalıklar, hatta intiharlar eksik olmaz. Ona da uğursuz der çıkarız işin içinden. Hiç bunu enerji yönünden düşünmeyiz. Elin Çinlisi bunu asırlardır düşünüp, mekânlarını yaparken ya da yaptıktan sonra hep bu enerjileri en ince ayrıntısına kadar inceler. Tapınakların yerleri, özel mekanların, özellikle de ruhsal yerlerin enerjileri özel olarak elden geçirilir. Bu bilim dalına Batıda şu anda Jeomansi (ya da Jeomanti) deniyor. Mekanın enerjisi duru görüyle (Çi ustası tarafından) ya da belli aletler kullanılarak tespit ediliyor ve negatif enerji bloke edilerek yukarı çıkması engelleniyor ve o andan itibaren mekanın enerjisinde gözle görülür bir değişim başlıyor. Tabii bunu ticari amaçla yapan pek çok biliminsanı da var. Kim onlara kızabilir ki?

Dünyanın tüm biliminsanları tarafından kabul edilmiş ferakansı 7.83 Hz’dir. Buna dünyanın kalp atışı da denmektedir. Dr. Anker Mueller adındaki başka bir biliminsanı daha derinlerine inip dünyanın frekansının insan beyni ile aynı attığını bulmuştur. Herbert König ise Schuman rezonansının beyin ritmleri ile tam uyumunu ispatlamıştır.  Beyindeki EEG değerleri incelenerek bu ritimlerin doğadaki Schuman ritimleriyle Alfa seviyesinde uyum sağladığı görülmüş. Bu yüzdendir ki, nefes teknikleri ve meditasyon sayesinde beyin dalgalarımızı Alfa konumuna taşımayı hedefleriz.
Dusseldorf Ünivesitesi’nde yapılan araştırmalarda, bu ritmin kasten bozulduğu, yani beyin frekansının doğadaki frekanstan şaştırıldığı deneylerde,  deneklerde  fiziksel hastalıklar ve zihinsel bozukluklar oluşmaya başlamış. Bu da doğayla BİR olamama sorunumuza parmak basıyor aslında.
Yine okulda gönüllü öğrenciler 4 hafta boyunca tam yalıtımlı bir sığınakta doğadan izole bir şekilde yaşamışlar. Öğrencilerin günlük ritimlerinde şaşmalar olmuş ve hepsi migren ve baş ağrılarıyla duygusal stres yaşamaya başlamışlar. Genç oldukları için ciddi bir fiziksel soruna rastlanmamış ve ortamda gençler yerine yaşlıların ya da hastaların olması halinde bunun kaçınılmaz olduğuna inanmışlar. İnanılmaz olan ise, aynı ortama Schuman rezonansı verilmeye başlanınca tüm öğrenciler beliren sorunlardan kurtulmuş ve sağlıklarına geri kavuşmuş.
Bizler üzerinde yaşadığımız doğa ana ile tam bir bütünlük içindeyiz. Bu bütünlüğün bozulması halinde hastalıklar, mutsuzluklar, kavgalar, savaşlar, kaos kaçınılmaz hale geliyor. Bu bütünlüğü bozmak içinse sistem var gücüyle çalışıyor.
Doğa anayla ritmimizi nasıl senkronize edeceğiz?
Çıkarın ayakkabıları, çorapları! Basın toprağa, çimene… Bu çimen o lüks konutların sonradan doldurulma suni çimenleri olmasın. Gerçek doğaya gidin. Ağaçlarında kuşlar cıvıldasın. Toprağı kazıdığınızda solucanlar çıksın. Ayakların toprağa değmesine biz topraklanma yöntemi diyoruz. Bunu yapan istisnasız herkes bütün negatif enerjisinden anında kurtulmaya başlar, stresini toprağa atar, topraktan ise en güzel enerjileri almaya başlar. Ağaç Duruşu Meditasyonu bu yüzden tüm meditasyonlar içinde en değerlisidir. Gerçek Yin-Yang dengesini kuran bir tekniktir. Sahiden de bir ağaç gibi durduğunuz ve kollarınızı açtığınız  vakit, kollarınız Çi enerjisiyle dolar ve ağacın doğadan aldığı tüm bilgelik de size akmaya başlar.
Eski insanlar vakitlerinin büyük bir bölümünü üretim yaparak doğada geçirirmiş. Temiz havasını alır, toprakla haşır neşir olur, bir ağacın altında kestirir, çimlerde koşar, yuvarlanır, nehirlerinde yüzermiş. Şimdi o insanın üzerine kocaman bir kurumsal bina ve apartmanlar konmuş. Florasan ışığında akşam olduğunu sadece saate bakarak anlayarak çalışan, sadece klimadan çıkan mikroplu havayı soluyan, ayaklarında yalıtımı en kuvvetli ayakkabılarla gezen, her yere arabasıyla giden, onda da klimayı her şekilde kökleyen, asansör, yürüyen merdiven derken hayatında günde 100 metre bile yürümeyen insanlar türedi. Bunların bırakın doğayla aynı titreşime geçmesini, doğa kavramını tamamen unutmasından korkuyorum.

Kaynak: Ersin İpek -Kuraldışı

Evinizde negatif enerji varmı öğrenin! Negatif enerjiler çeşitli nedenlerden dolayı ister istemez evinize girebilir…

negatif-enerji1

Evinizde negatif enerji varmı öğrenin! Negatif enerjiler çeşitli nedenlerden dolayı ister istemez evinize girebilir. İster kişisel negatif enerjileriniz isterse dışarıdan evinize gelen kişilerin negatif enerjileri evinizin olumsuz enerji ile dolmasını sağlar

Evinizde oluşan negatif enerjileri şu yollarla anlayabilirsiniz. Bitkileriniz varsa solmaya başlarlar, Hane üyeleri arasında gerginlikler ortaya çıkar hatta evde beslediğiniz hayvanınızda bile huzursuzluklar ortaya çıkar bunun yanı sıra maddi durumunuzda dalgalanmalar olur

Bir bardak su ile negatif enerji olup olmadığını anlayabilir ve yok edebilirsiniz

Nasıl mı? Öncelikle şeffaf cam bir bardak alın (Not bu bardağı daha sonra bu iş dışında kullanmayın)

Bardağımızın 3/1 ini deniz tuzu ile doldurun

yine bardağın 3/2 sini beyaz sirke yada elma sirkesi ile doldurun

diğer kalan 3/1 ini ise su ile doldurun

Bu karışımı evin en çok kullandığınız hane halkının beraber oturduğu misafir ağırladığı yere koyun

Ve o şeklide bırakın 24 saat sonra suya bakın:

Eğer bardaktaki su bıraktığınız gibi ise her şey normal negatif enerjiler ortamda yok demektir. Eğer suda lekelernmeler ve renginde yeşile bakan bir renk değişikliği görürseniz bilinki o odada negatif enerji var ve suyu hemen tuvalete dökün ve sifonu çekin

Diğer odalarda da tekrar aynı yeniden temiz suya sirke ve tuz ekleyerek aynı işlemi yapabilirsiniz

Eğer ki su koyduğunuz gibi tertemiz duruyorsa aynı suyu diğer odaya koyarak orada da deneyebilirsiniz

Böylelikle tüm odalardaki negatif enerjileri temizlemiş olacaksınız