Bedenimizin Duygusal Enerji Merkezleri…

28279706_330791654078937_1265253065200364855_n[1]

HASTA EDEN DUYGULAR.🤗

Nefret, bencillik, kızgınlık, hased, su-i zan, korku, ümitsizlik, aşırı merak, şüphe, endişe gibi negatif duygular vücutta fazla miktarda hormon üretir.

Bu hormonlar kana karışarak zararlı maddeler oluşmasına neden olur.

Bu maddeler beyindeki su havuzlarını bulandırır, hormon üretim dengesini bozar, psikolojik hastalıklara, karaciğer, kalp ve dalak hastalıklarına sebep olur.

Bu zararlı düşünce ve fikirlerden ne kadar çabuk kurtulursak bizim için o kadar iyidir. Güzel ahlâk, güleryüz, iyi niyet, hüsn-ü zan insan sağlığı için fevkalâde yararlıdır.

VİTAMİNLERİ DOĞRU KULLANMANIN FORMÜLÜ…

17499288_2256404357918309_5609881549305831940_n[1]
Vitamin kullanımı çok tartışılan konulardan bir tanesi. Ancak bilinmesi gereken çok önemli bir kural var, o da vitamin eksikliği tedavisinin mutlaka hekim kontrolünde yapılması gerektiği ve bilinçsiz vitamin tüketiminden kaçınılması gerektiğidir.
Bağışıklığın desteklenmesinde A, B, C, D ve E vitaminleriyle demir, çinko ve selenyum gibi mineraller rol oynuyor. Bu maddelerin besinlerden alınması, her zaman öncelikli tercihimiz. Ancak bunun yetersiz kaldığı durumlarda hekim kontrolünde kişiye özel destekleyici vitamin takviyeleri önerilebilir.
İşte vitaminler ve bize yararları…
A vitamini: Bu vitamini içeren gıdalarla beslenmenin, bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve kanseri önlediği bilimsel araştırmalarla desteklendi. Ispanak, kayısı, havuç, yeşil sebzeler, domates, portakal ve greyfurt A vitamini kaynakları arasında.
B12 vitamini: Sağlıklı bir sinir sistemi için B12’ye ihtiyaç var. Besinlerin vücutta emilimi, güçlü hafıza ve konsantrasyon açısından da büyük önem taşır. Eksikliği durumunda; zihinsel sorunlar ortaya çıkar, kansızlık görülür, el ve ayaklarda uyuşmalar meydana gelir. Kırmızı et, balık, süt ve süt ürünleri gibi gıdalardan alınabilir.
C vitamini: Kanserin önlenmesinden enfeksiyonlarla savaşmaya, damar pıhtılaşmasının engellenmesinden kötü kolesterolü dengelemesine kadar pek çok faydası bulunan C vitamini, stresle baş etmede de en büyük yardımcı. Eksikliğinde bağışıklık direnci azalır, diş eti kanamaları meydana gelir, yaralar güçlükle iyileşir, inme, kalp hastalıkları ve kanser ortaya çıkar.
Portakal, mandalina, greyfurt, limon, çilek, yeşil biber, taze kekik, brokoli, kivi, kavun, karnabahar, kara lahana ve ahududu, bezelye kaynakları arasında.
D vitamini: Kemik ve dişleri güçlendiren D vitamini, sindirim sistemi ve bağırsakların düzenli çalışmasında önemli rol oynar. Kaslar üzerinde de etkili olan bu vitamin, sinir sisteminin düzenli çalışmasına destek olur. Güneş ışınları, balık, tereyağı, kırmızı et ve sebzelerde bulunur.
E vitamini: Kanser başta olmak üzere kalp-damar hastalıklarını engeller. Güzel bir cilt ve sağlıklı gözler açısından da önemli. Tahıl, kabak, lahana, fındık ve cevizden alınabilir.
Koenzim Q10, son yıllarda üzerinde en çok çalışma yapılan vitaminlerin başında gelir. Çok güçlü bir anti-oksidan olup, bağışıklık sistemini destekler. Dozu, kişiye özel belirlenir.
Çinko takviyesi, kişide böbrek yetmezliği yoksa kür olarak verilmeli. Yara iyileşmesi, kan şekerinin düzenlenmesi ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde rol oynar.
Magnezyum desteği, saman nezlesi ve diğer alerjik durumlarda verilir.
Türkiye’de D vitamini düşüklüğü kadınlarda çok yüksek oranda bulunur. Kalsiyum ve magnezyumla beraber alınması tavsiye edilir.
GIDALARIN VİTAMİN KAYBINI ÖNLEMEK İÇİN
* Yenilebilen kabuklu sebze ve meyveleri kabuklarıyla tüketin.
* Sebze yemeklerini az suda ve kısık ateşte, mümkünse buharda pişirin.
* Çiğ olarak yenebilen sebzeleri pişirmeden tüketin.
* Meyve ve sebzeleri mevsiminde tercih edin.
Mutlu günler

Neşe ektim içime…

mutlulukpapatya[1]

 

Neşe ektim içime…
Hoşgörü, güven, sevgi ektim…
Almadan vermeyi, sevilmeden sevmeyi, paylaşmayı ektim…
Çılgınlık ektim, doğallık, bağışlama ektim içime…
Aşk ektim her hücreme…
Coşku, heyecan, sessizlik ektim…
Tüm güzel fikirler sessizken geliyor bana…
Kabullenme ektim…
Baş eğme değil… Olduğu gibi kabullenme…
Her gün yeni yeni endişelerle beslenen yeni korkular birikmişti içimde… Mutluluklarımı, umutlarımı ne de çok ertelemişim…
O an, bu ilgiyi onlara verseydim, her gün onları düşünüp birer umut daha ekleseydim, almadan verip, beklemeden sevseydim, her şeyden önce içimdeki sevginin ve gücün daha fazla farkında olsaydım, böyle temizliklere ihtiyacım kalmazdı…
Edward Morrison

Dünya okulunda ne kadar sevmeyi öğrendiniz?

Heart-Shaped-Clouds[1]

 

 

Bir adam ölümünün ardından,öbür dünyada yargılanmak üzere sırasını bekliyormuş. Sıra kendisine gelip mahkeme salonuna girdiğinde bir de ne görsün? Yargıç kürsüsünde bir insan oturuyor. Tanık sandalyesinde ise Tanrı yerini almış.
Adam şaşkın bir şekilde, “ Beni senin yargılayacağını sanmıştım. Oysa orada hakim olarak bir insan oturuyor. Aman Tanrım, bu nasıl oluyor?” diye sormuş.
Tanrı gülümsemiş ve “Ben hiçbir zaman sizi yargılamadım. Sonsuz sevgimle, ne yapmayı seçtiyseniz, sizi seçiminizde özgür bıraktım. Bana yargılamak değil, sevmek yakışır. Çünkü ben saf sevgiyim. Sizi kendimden yarattığım için, sizi yargılamak kendimi yargılamak olur. Ayıca benim yargılamama ne gerek var ki?
Her şeyi bilen ben, sadece burada tanıklık ediyorum. Dünyada olduğu gibi burada da insanlar tarafından yargılanıyorsunuz. Birazdan salonu hayattayken, senin zarar verdiğin, hoşgörülü davranmadığın, yargıladığın, kalplerini kırdığın insanlar dolduracak. Onlara kendini affettirmeye çalış. Onlar seni affederse ne ala! Çünkü cennetin yolu onların affından geçiyor,” demiş.
Adam merakla sormuş: “Peki ya affetmezlerse ne olacak?” Tanrı yine sevgiyle gülümsemiş ve “Ben cenneti de, cehennemi de yeryüzünde yarattım. Seni tekrar yeryüzüne göndereceğim. Orada öyle bir yaşam süreceksin ki, tüm yaptığın kötülükler, verdiğin zararlar sana aynen yaşatılacak. Yani ettiğini bulacaksın. Ama bunun amacı sana ceza vermek değil. Sadece o insanların hissettiklerini bizzat yaşayıp anlaman, yaptığın kötülüklerin bilincine varman. İşte o zaman sen kendini affetmiş olacaksın,” demiş.
Adam bir süre düşünmüş, “Peki cennet nasıl bir yer?” diye sormuş Tanrı’ya. “Cennet, bir yer değil, bir bilinç düzeyidir evladım. Dünyada mutlu, huzur ve sevgi dolu, insanlara destek olmaktan haz duyan, yarattığım canlı ve cansız her varlığa saygı göstermeyi bilen insanlar var ya, işte onlar, dünyada cenneti yeniden yaratmaları için geri gönderdiğim cennetliklerdir. Cennet de dünyadan başka yerde değil,” demiş Tanrı.
“Ama kutsal kitap bana öyle öğretmedi,” diye karşı çıkmış adam. “Kutsal olan tek şey yaşamdır. Ben o kitapları kutsal kılmadım. Siz kıldınız. Her şeye sevgi ile bakmasını bilerek yaşayan insan, en büyük ibadeti yapandır!” demiş Tanrı. “Peki dünyaya döndüğümde, doğru yola görmemde yardımcı olacak mısın?” diye sormuş adam. “Ben bunun için siz insanların içine ‘vicdan’ denen bir pusula koydum. Eğer bu pusulanın etrafına ördüğünüz kalın bencillik duvarlarını yıkarsanız, vicdanınızın yani benim sesimi kolaylıkla işitebilirsiniz!” diye yanıt vermiş Tanrı.
“Peki biz insanlara ne kadar yakında bulunuyorsun?” diye sormuş adam. “Hem size şah damarınızdan daha yakınım hem de düşman olduklarınız kadar sizden uzağım,” demiş Tanrı. “Çünkü düşmanlarınız da benim, siz de bensiniz”
“Yani mahkeme salonunda insanlara hiç mi hesap sormuyorsun Tanrım?”
Gülmüş Tanrı ve yanıt vermiş: “Sadece iki sorum oluyor tüm insanlara: Dünya okulunda ne kadar sevmeyi öğrendiniz? Ne kadar bilgi kazandınız

İyilik Kazandı: Tombi Sınıfına Geri Dönüyor

Ajanimo-4[1]
İzmir’in Bayraklı ilçesindeki Ticaret Borsası İlkokulu öğrencilerinin sınıflarında beslediği ve bir velinin endişesi üzerine sınıftan uzaklaştırılan ‘Tombi’, yarın öğrencilerin yanındaki yerine yeniden kavuşacak. ‘Tombi’ sınıflarından çıkarılırken, ağlayan ve kedi için mektup yazan öğrenciler, bu haberle büyük sevinç yaşadı.

Durumdan haberdar olan İzmir Milli Eğitim Müdürü Ömer Yahşi, öğrenciler için sağlık sorunu oluşturup, oluşturmayacağı kontrol edildikten sonra ‘Tombi’nin sınıfa tekrar alınmasını ve öğrencilerin yanında kalmasını söyledi. ‘
Tombi’nin okul bahçesinde besledikleri 9 kediden farklı olduğunu belirten sınıf öğretmeni Özlem Pınar İvaşçu, şunları söyledi:
“Sokağa atılmış bir kedi olduğunu düşünüyoruz; çünkü insanlara çok kolay yaklaşıyor, çok kolay güveniyordu. Sabahları benim sınıfımdaki çocuklar, sıra olduklarında ilginç bir şekilde onları tanıyordu ve onların peşinden sınıfa geliyordu. Tüm aşılarını ve kontrollerini yaptırdık, karnesini çıkarttık ve kendisini sınıfta misafir etmeye başladık. O günlerde zaten hava da çok soğuktu. Çocuklar üzerindeki olumlu etkisini gördük, velilerden çocukların okula daha bir istekle geldiğini yönünde çok olumlu yorumlar aldık. Sonrasında ben, ‘Tombi’nin misafirliğe devam etmesini istedim. Gidince çok üzüldüler; ancak onları ‘Tombi’nin bir evi olmasını, sıcak bir yuvaya kavuşmasını istemez misiniz?’ diyerek ikna ettim.”
Özlem Pınar İvaşçu “Tombi’nin gerçek yerinin, öğrencilerin yeri olduğunu anladık. İl Milli Eğitim Müdürümüz Ömer Yahşi’ye, konu üzerindeki ilgisi için çok teşekkür ediyorum. ‘Tombi’ için okulda bir yaşam alanı oluşturup, tekrar çocuklarda buluşmasını sağlayacağız” dedi.
Okul Müdürü Mehmet Aydoğdu ise ‘Tombi’nin öğrencilerle iyi ilişki kurduğunu ve bu ilişkiyi çok değerli bulduklarını vurgulayarak, çocukların mutluluğunun, kendilerinin mutluluğu olduğunu söyledi.

İlkokul öğrencilerinden Azra Akbunar, ‘Tombi’nin kendilerini rahatsız edebilecek hiçbir harekette bulunmadığını belirtip, “Çok güzel ve uysal bir kediydi. Bizim bebeğimiz gibi olmuştu. Öğretmenimiz gideceğini söyleyince çok ağladık; ona mektuplar yazıp, resimler çizdik. Geleceğini duyunca da çok mutlu olduk” dedi.
Berilsu Tütüncü isimli öğrenci ise ‘Tombi’nin kendilerini tanıdığını ve görünce takip ettiğini anlatarak, “Yemeklerini hocamız alıyordu, biz de suyunu veriyorduk. Gidecek, diye çok üzülmüştük; ama öğretmenimiz bir yuvaya sahip olacağını söylediğinde de sevinmiştik. Şimdi dönecek olmasından ötürü çok mutluyuz” diye konuştu.

Kaynak: ajanimo.com

Böylece yeni bir dünya yarattım

27973561_10155521317612675_6599735861900131971_n[1]

 

Yıllarca yaşamın benden başka bir şey olduğunu düşündüm. Dünyada benden bağımsız bir şeyler olduğuna ve bu olan bitenin bana bazı şeyler hissettirdiğine inandım. Her şey bana bir şeyler hissettiriyordu. Sevdiğim insanlar, nefret ettiğim insanlar, haz verici olaylar, acı verici olaylar. Bana bir şeyler hissettiren insanların ve olayların merhametinde yaşamaya çabalarken, onların bana hissettirdiklerini kontrol etmeye çalışıyordum. Bunun için sevdiklerim ve sevmediklerim diye bir şey yarattım. Sevdiklerimden ayrılmamaya, sevmediklerimden kurtulmaya çalıştım. Sonra baktım ki bu her zaman mümkün olamıyor. O zaman da sevmediğim ve kurtulamadığım, bana kötü şeyler hissettiren kişiler ve olaylar için suçlamaları ve yargıları, sevdiğim ve bana iyi şeyler hissettiren kişiler ve olaylar için de övgüleri geliştirdim. İyi hissetmek için övdüm, kötü hissetmemek içinse yerdim. Derken dost ve düşman yarattım. Dost ve düşman yaratınca kendimi bir savaşın içinde buldum. Bu savaş bana iyi niteliklerimi kaybettirirken kendime aslında iyi bir insan olduğum palavrasını attım. İyi bir insan olmayı sürdürmek için bana kötü hissettiren her durumu ve kişiyi lanetlemeyi, suçlamayı sürdürdüm. Yıllar boyunca bir mantra gibi “kalbim kırık” dedim, “hayal kırıklığına uğradım” dedim. Yakınmalarımın tek amacı birilerinin beni kurtarması için dilenmekten ibaretti. Elbette beni kimse kurtarmadı. Böyle olunca inancımı yitirdim. Sevdiklerime, dostlarıma, öğretmenlerime… Yine de yalnız kalma korkusuyla onlarla akıl oyunları oynamayı ve kendimi türlü şekillerde kandırmayı sürdürdüm ve böylece sahtekarlaştım. Bir sahtekar olarak yaşayamayacağım için de kendime olan biteni unutturdum.
Yeterince acı çektikten sonra bir gün uyandım ve anladım ki, yaşam benden başka bir şey değilmiş. Dışarısı dediğim şey benim zihnimden başka bir şey değilmiş. Acı ve haz yalnızca benim zihnimde oluyormuş. Hissettiğim duygulara odaklanıp bunların bana dış dünya tarafından hissettirildiğini sanıyormuşum. Dış dünyadaki olayları ve kişileri oraya kendimin yerleştirdiğimi anlayamamışım. Zihnim berraklaştıkça dış dünyayı nasıl yarattığımı daha da net bir şekilde gördüm. Gördüm ve anladım ki, dış ve iç ikiliği bir illüzyondan başka bir şey değil. Hissettiğim hiçbir şey dünyanın ya da diğerlerinin suçu değil. Dünyamı ben yaratıyorum. Acıya da hazza da ben karar veriyorum. Her şey dünyaya hangi gözle baktığıma göre belirleniyor. Bakış açım ise anlayışımdan kaynaklanıyor. Her şey ama her şey basit bir anlayış meselesi. Dünya benim eserim. Ben bu dünyanın mimarıyım.
Böylece yeni bir dünya yarattım

Cem Şen Hocamdan…

Test: Size En Hayret Verici Gelen Görsel Hangisi? Bakış Açınızı Ve Bilinçaltınızı Ortaya Döken Test

hayret-uyandiriyor[1]

 

İki resim arasında kaldıysanız, iki görsele de ait yorumları okumanızı tavsiye ediyoruz.

Eğer 1 numaralı resmi seçtiyseniz;

Seçtiğiniz bu görsel “kuzey ışıkları” denen fenomeninin fotoğrafıdır. Siz doğayı seven, doğaya saygı duyan birisiniz. Bitkilere ve hayvanlara karşı sevecen bir ilgi beslemeniz mümkündür. Hayvanlara kötü davranılmasından asla hoşlanmıyor bu tarz insanları korkunç buluyorsunuz. Ayrıca aynı duyarlılığı bitkilere karşıda besliyor olabilirsiniz. Genel olarak doğaya saygılı ve ondan etkilenen birisiniz.
Eğer 2 numaralı resmi seçtiyseniz;

Siz araştırmaya, okumaya, yazmaya kısacası eğitime ve gelişime önem veren birisiniz. İnsanın kendini geliştirmesi ve kendine bir şeyler katmak için çabalamasını saygın bir uğraş olarak görüyorsunuz. Kitap okumaktan, internette araştırma yapmaktan veya kendinizi geliştirecek diğer uğraşlardan keyif aldığınızı söylemek hiçte yanlış olmaz. İnsan teknolojisinin ve gelişimin zirve noktalarından biri olan Ay’a inişi seçmeniz bunu kanıtlar nitelikte.
Eğer 3 numarayı seçtiyseniz;

Eğer bu görseli seçtiyseniz, siz ruhani tarafı kuvvetli ve duygusal birisiniz. Saygılı olmaya, şükretmeye ve insani bağları güçlü kılan diğer şeylere minnettar olmaya çalışıyorsunuz. Bu özellikleriniz sizi etrafınca sevilen biri haline getiriyor. İnsanoğlunun ve yaratılışın en büyük mucizelerinden biri olan yeni doğmuş bir bebeği seçmeniz bunu işaret ediyor.

Eğer 4 numarayı seçtiyseniz;

4 numaralı resim sizde en çok hayret uyandıran görsel ise bu, yeni yerler görmekten, yeni kültürler tanıyarak kendinize bir şeyler katmaktan hoşlandığınız anlamına gelir. Başka ülkeler ve kültürler hakkında araştırmalar yapıyor olmanız gayet olasıdır. Diğer insanlar normal tatilin hayalini kurarken, siz farklı yerleri gezme ve keşfetme isteğiyle dolup taşıyor olabilirsiniz. Ayrıca yeni insanlarla tanışmaktan da keyif alıyor olabilirsiniz.
5 numaralı görseli seçtiyseniz;

Bu görseli en hayret verici resim olarak seçtiyseniz, siz gerçekten zeki ve entelektüelsiniz. Birbirinden farklı resimler arasında gayet basit duran bu elektronik devreyi seçmeniz bir mantık ve zeka insanı olduğunuzun kanıtıdır. Size göre hayret verici olan ve şaşılması gereken şeyler insanın beyin gücü ile başardıkları ve zeka ile gelebildiği noktadır. Bu sebeple eğitime ve kendinizi geliştirmeye ekstra önem veriyor olabilirsiniz.

http://filoji.com/test-size-en-hayret-verici-gelen-gorsel-hangisi-bakis-acinizi-ve-bilincaltinizi-ortaya-doken-test/

Araştırmalara Göre O Meşhur Ağır Babaanne Yorganının Sağlığa Yararlı Olduğu Ortaya Çıktı

137424[1]

 

Düzgün bir şekilde gece uykusu uyumamak zamanla çok daha önemli hale gelebilecek birçok sağlık problemi yaratıyor. Sebebi her ne olursa olsun uzun süren uykusuzluk problemleri yaşam kalitenizi hatırı sayılır bir derecede aşağıya çekecektir. Konsantre olmanız güçleşir, işte veya okulda üretkenliğiniz düşer, arkadaşlarınıza, sevdiklerinize karşı toleransınız azalır, çabuk irrite olabilirsiniz. Ayrıca uzun süreler devam eden uykusuzluğun kalp krizi ile ilişkili olabileceğine dair yapılan bazı araştırmalar mevcuttur. Yani kısacası uyku oldukça önemli. Peki ama bunun hangi yorganla yattığımız ile ne ilgisi var?

 

Aslında bu bilgi, aile büyükleriyle vakit geçirmiş ve çocukluğunda o meşhur ağır babaanne yorganlarının altında huzurla uyumuş kişiler için hiç şaşırtıcı olmayacak. Ancak son yıllarda uluslararası deneylerde yapılan gözlemler biz Türklerin bizzat şahit olduğu bir etkiyi bilimsel olarak kanıtlamış durumda; Ağır yorgan altında uyumak, stres bozuklukları, anksiyete, uyku bozuklukları ve daha birçok psikolojik rahatsızlığa gerçekten de fayda sağlıyor.

Konu üzerinde araştırma yapan bilim insanlarına göre, özellikle uyku öncesi vücut üzerinde hissedilen ve rahatsız edici olmayan bir baskı kişiyi oldukça hızlı bir şekilde rahatlatıyor. Bu etkinin çalışma prensibinin kucaklaşma ile benzer olduğunu dile getiren araştırmacılar, anne kucağındayken, sıkıca sarılınan çocukların ağlamayı bırakmasının altında yatan bilimsel nedeninde bu etki olduğunu söylüyorlar.

İşte bu noktada, özellikle çocukken, ağır bir yorganın altında uyurken huzurlu hissetmenizin sebebi ortaya çıkıyor. Yorganın üzerinizde yaptığı ağırlık ve sarmalama hissi, anne kucağındaki güvenliği anımsattığı için beyinde oksitosin salınımını arttırarak size kendinizi huzurlu ve güvende hissettiriyor! Yani çocukluğumuzdan gelen ve esprilere konu olan bu olayın altında yatan bilimsel gir gerçek var.

Birbirinden bağımsız olarak yapılan birçok araştırmaya göre vücut ağırlığının yüzde onu kadar ağırlıktaki bir yorganla uyumak ciddi manada, parasempatik sinir sistemini harekete geçirerek, güvenlik ve sakinlik hissi yaratarak, stres, korku, sinir gibi duyguları azaltıyor. Yani ortalama 70 kg ağırlığında bir bireyin 7 kg’lik bir yorganla uyuması, depresyonu azaltıcı ve sinir sistemine fayda sağlayıcı etkiler ortaya çıkartıyor.
Ne diyelim eskilerin gerçekten de, bir bildiği varmış…

http://filoji.com/arastirmalara-gore-o-meshur-agir-babaanne-yorganinin-sagliga-yararli-oldugu-ortaya-cikti/

Sağ ve sol beyin testi: Beyninizde hangi lobu daha iyi kullanıyorsunuz?

sag-ve-sol-beyin-testi-beyinde-hangi-lobu-daha-iyi-kullaniyorsunuz[1]

Beynimizdeki sağ ve sol lobun hangisi baskın ise kişi hayatında o özellikleri ön plana çıkarır. Beyninizin hangi lobunu daha iyi kullandığınızı biliyor musunuz? Sağ beyin mi sol beyin misiniz?

İnsan beyni, doğuştan genetik kodlar ile birlikte aile, çevre ve sonradan edinilen bilgilerin yani eğitimin katkılarıyla da şekillenir. Kişilerin meslek seçimlerinde, doğuştan gelen yapısal özelliklerin rolü oldukça büyüktür.

Bu konuda genetik kodlar ile birlikte ailelerin çocukları yönlendirmesi de büyük önem taşıyor. Beyin çocuklarda meslek seçimlerini nasıl etkiliyor? Çocukları bu konuda nasıl yönlendirmek gerekiyor? Siz beyninizin hangi lobunu daha iyi kullandığınızı biliyor musunuz?
Beyinde sağ ve sol yarımkürelerin farklı görevler üstlenir. Bu anlamda sol beynin, sağ beyinden daha önemli görevler üstlendiği söylenebilir. Aşağıdaki 8 soruluk testi yaparak beyninizin hangi lobunu daha iyi kullandığınızı öğrenebilirsiniz.
Sağ ve sol beyin testi
1- Okuldayken hangi dersleri daha çok severdiniz?
a) Türkçe, resim, sosyal vb.
b) Fenle ilgili olanları.
2- Hangi tip sporları yapmaktan hoşlanırsınız?
a) Takım sporlarını.
b) Tek başına yapılan sporları.
3- Gördüğünüz rüyaları hangi sıklıkta hatırlarsınız?
a) Çoğunlukla hatırlarım.
b) Ender olarak hatırlarım.
4-Ellerinizi ve mimiklerinizi konuşurken ne sıklıkta kullanırsınız?
a) Çok kullanırım.
b) Çok az kullanırım.
5- İki elinizin parmaklarını birbirine geçirerek kapatın. Hangi elinizin başparmağı üstte kalıyor?
a) Sağ.
b) Sol.
6- Şu an saatin kaç olduğunu tahmin edin, şimdi saate bakın, yanılma payınız ne kadar?
a) On dakikadan fazla.
b) On dakikadan az.
7- Aşağıdakilerden hangisini daha kolay hatırlarsınız?
a) İnsanların yüzlerini.
b) İnsanların isimlerini.
8- İki gözünü açık tutarak elinizdeki kalemi, bir cam kenarı veya kapı kenarı ile hizalayın. Önce sol gözünüzü, sonra sağ gözünüzü kapatın. Hangi gözünüzü kapatınca kalem daha az oynuyor?
a) Sağ gözümü kapatınca.
b) Sol gözümü kapatınca.
Değerlendirme:
A‘ların sayısı fazla ise sağ beyin daha gelişmiştir.
B‘lerin sayısı fazla ise sol beyin daha gelişmiştir.
Eğer A’lar ile B’ler aynı sayıda ise, her iki beyin yarımküresi de iyi kullanılıyor demektir.
Beynin doğuştan gelen özelliklerinin meslek üzerindeki etkisi
Beynin sağ ve sol yarımküreleri bilgiyi farklı şekilde işler. Genelde her çocuk, beyninin bir tarafını ağırlıklı olarak kullanır. Fakat düşünme ve öğrenme işlemleri her iki tarafta dengeli olarak kullanıldığında gerçek verimine ulaşır. Bu nedenle çocuklarda daha az kullanılan beyin tarafı, eğitim ve kişisel gelişim ile güçlendirilmelidir. Beyin yarımküreleri arasındaki bağlantıları gelişmemiş çocuklar, beyinlerine ne kadar bilgi depolamış olursa olsun; düşünce, muhakeme ve akıl yürütme becerilerini yeterince geliştiremez.
Sol yarım küre mantıksal taraf (IQ) sağ yarım küre ise duygusal zeka olarak tanımlanıyor. Birisi analiz yapıyor, diğeri sentez. Biri taraf ayrıntılara da dikkat ederken diğer taraf bütünü de algılıyor.
Elbette her iki taraf da birbiri ile iletişimde ve birbirini tamamlıyor. Burada önemli olan nokta ‘nerelerde kötü kullanıyoruz ve nasıl geliştirebiliriz?’ sorularına cevap bulmaktır.
Sağ beyin estetik zeka, sol beyin duygu durum merkezi görevlerini üstleniyor
Sağ beyin özellikle boyut ve hacim değerlendirmelerinde ön plana çıkar, bilgiyi şekil ve hayal gücü ile işlemede önemli görevler üstlenir. Çocukların ileriki yaşlarda mimari ve mühendislik yetenekleri için sağ beyne ihtiyaçları vardır. Buna karşılık matematik işlemleri için de sol beyine ihtiyaç duyulur. Ünlü mimar ve mühendislerin sağ beyinlerinin çok gelişmiş olduklarını söylenebilir. Aynı şekilde müzikle uğraşan, müzik icra eden ya da enstrüman çalan müzisyenlerde de sağ beyin iyi gelişmiştir. Şairlerde ve ressamlarda da sağ beyin özellikleri baskın durumdadır. Bu nedenle sağ beyin fonksiyonları iyi olmayan çocuklardan iyi şair ya da besteci çıkmayabilir.
Korpus kallosumu gelişen çocuklar, liderlik vasıflarıyla öne çıkıyor
Korpus kallosum ne kadar iyi gelişmiş ise, çocukların yeteneklerini sergilemesi ve beynini bir bütün olarak en üst seviyede kullanabilme ihtimali de o kadar artar. Eğer bir çocukta korpus kallosum iyi gelişmemişse, sağ ve sol beyinden hangisi baskın ise kişi o özellikleri ön plana çıkarır.
Toplumda lider kişilerin, beynini bütünsel olarak iyi kullanmayı beceren kişilerdir ve bu kişilerde korpus kallosum iyi gelişmiştir. Dolayısı ile çocuklarda korpus kallosumun yeterli gelişmesi, lider olma vasıflarını olumlu yönde etkiler.
Beyinde yarım kürelerin kullanım oranları, yetenekleri etkiliyor
Günlük hayatında sol elini kullanan ve solak olan çocukların sağ beyinleri baskın durumdadır. Eğer çocuk sağ elini kullanıyorsa o zaman da sol yarımküresi baskındır. Aslında hem sağ hem de sol yarımküre matematikle ilgilenir, ancak sağ daha çok matematiğin geometri, sol ise cebirsel bölümünde etkilidir.
Bazı çocuklar doğuştan sağ beyin hakimiyetli olup, sol ellerini baskın kullandıkları halde, anne baba baskısıyla bir takım yeteneklerini sağ elleriyle yapmaya eğitilebilir. Örneğin solak bir çocuk, ailesi tarafından sağ eli ile yazmaya yönlendirilebilir. Bu çocuklar, kalemi ya da kaşığı sağ elleriyle kullansalar da güç kullanmayı gerektiren durumlarda asıl yetenekli oldukları sol ellerini tercih eder. Dolayısıyla bu çocukların sağ beyinleri baskın olduğu halde, bazı yetenekler için beynin sol tarafını da randımanlı kullanabilmeleri mümkün olur. Her iki beyin yarımküresini de yerine göre kullanmayı öğrenen çocukların liderlik vasıfları güçlenir.
Çocukların yeteneklerine paralel olarak yönlendirilmesi gerekiyor
Sağ elini kullanan çocuklarda sol beyin özellikleri, sol elini kullananlarda ise sağ beyin özellikleri baskın olduğundan; solak olan bir çocuğun, mimarlığa ya da güzel sanatlara yönlendirilmesi gerekir. Bu çocuğun fen ya da konuşma becerisi gerektiren avukatlık veya pazarlama gibi bir meslekle uğraşması hata olabilir. Çünkü sol yarımküre konuşma becerilerinde rol oynar. Dolayısıyla solak olanlardan iyi avukat ya da pazarlamacı çıkmayabilir. Eğer solak bir kişi hukuk mesleğini seçmişse bu kişi, avukatlığı değil; estetik muhakeme yeteneğini yönelten sağ yarımküreden dolayı, hakimliği tercih etmelidir. Böyle bir karar anında, sağ elini kullananların avukatlığı, sol elini kullananların ise hakimliği seçmeleri gerektiği söylenebilir.

Günümüzde eğitim sistemi çocukların sol beyin özelliklerini geliştirmeye yöneliktir ve matematik, fen, mantık ve dil becerilerine ağırlık verilir. Çocuklar muhakeme, hayal gücü ve estetik bakış açısından yoksun yetişir. Oysa sosyal zekayı oluşturan unsurlar, çocukların gelecekteki mesleki başarıları açısından oldukça önemlidir. Çocukları sağ sol el kullanımlarına ve sağ ya da sol beyin özelliklerine bakmaksızın bir eğitim sistemine zorlamak, onların yetenekli olmadıkları alanlara kaymalarına, böylece asıl başarılı olacakları ve severek yapacakları mesleklerden uzaklaşmalarına neden olur. Bu anlamda ilköğretimde rehberlik ve danışmanlık birimlerine çok iş düşmektedir.

Çocuk sağ ve sol beyin özelliklerine göre, asıl yetenekli olduğu alanlara yönlendirilmelidir. Buna ek olarak, örneğin sağ beyin özellikleri baskın olduğu için matematik dersinde istenen düzeyde olmayan çocuğa, psikolojik problemlere neden olabileceğinden, yüksek not için baskı yapılmamalıdır.

https://indigodergisi.com/2016/10/sag-ve-sol-beyin-testi-beyinde-hangi-lobu-daha-iyi-kullaniyorsunuz/

Üçüncü Göz Öpücüğü : Alındaki Öpücüğün İnanılmaz Gücü

thirdeye-404x227[1]

 

Alnınıza kondurulan öpücük inanılmaz derecede güçlü olabilir. Yapması çok kolay ve sevimli bir şey, size sıcak duygular hissettirmekle kalmayıp çok daha yoğun etkileri bulunmakta. Bunun nedeni alnın üçüncü gözün bulunduğu yer olmasıdır.
Birini alnından öpünce, aslında üçüncü gözlerini öpüyorsunuz.
Dudakların veya yanağın öpücüğünden farklı olarak, bu daha samimi, çünkü o kişinin özüne uzanıyoruz. Genellikle birbirimizin alnına temas etmiyoruz. El sıkışması ya da sarılma kadar yaygın bir şey değildir.
Üçüncü göz, varlıklarınızın derinliklerine açılan portaldır ve sizi ruhun en yüksek alemlerine götürebilir. Bu uyanmayı temsil eder, ancak aynı zamanda sizin de bir parçanızdır. Doğduğumuz andan itibaren var olan ve hayatın bedeni bıraktıktan sonra da var olmaya devam eden görünmez bir varlığıdır.
Üçüncü göze bir öpücük yerleştirildiğinde yani biri sizi alnınızdan öptüğünde, içinizde derin bir aydınlanma hissi uyanır. Vücudumuzun bu özel kısmı hakkında bilmediğimiz çok şey var, ancak aynı zamanda derin bir bilgi sahibiyiz.
Üçüncü gözü öpmek, epifiz bezi ve ayrıca hipofiz bezini de etkileyecektir. Bu, geceleri iyi dinlenmenize yardımcı olan hormona melatoninin salınmasını uyarır. İyi geceler öpücüğünüz, bildiğinizden çok daha fazla size yardım ediyor. Kolay dinlenmenize yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda sizi güvende, güvenli ve mutlu hissettirir. Atalarımıza bu bilgiyi böyle yaygın bir alışkanlık haline getirmek için hangi bilginin verildiğini merak edebiliriz.
Bunun ne yapılacağı konusunda emin olmamanız iyi bir şeydir, ancak en iyi bölüm kendi başınıza deneyebilmenizdir. Birini alnından öpün. Onlardan size olan ilahiyatı hissedin, bütün endişelerinizi ortadan kaldırıp onlara bakın ve etkili bir şekilde şifa uygulayın. Bunu sık sık yaptığınızda, hayatınızdaki ve çevrenizdeki insanların hayatlarının belirsiz fakat emin adımlarla değiştiğini fark etmeye başlayacaksınız.
Üçüncü gözü öpmek veya üçüncü gözünüzün öpülmesi,sizi yeniler.
Bu yazıyı okuduktan sonra biri sizi alnınızdan öptüğünde nasıl hissettiğinizi düşünün.Bu şekilde deneyimlemek, içinizde farklı bir his uyandıracaktır.

Kaynak: Galaksi Arşivi

Kiminle Vakit Geçirirsek Beynimiz Onunkine Benziyor…

5a86c78418c7731c281986ff[1]

 

Araştırmayı, ABD’deki Northwestern Üniversitesi bilim insanları yaptı. Beynin elektrik sinyallerinin senkronizasyonu üzerine çalışan nöroloji uzmanı Prof. Dr. Moran Cerf ve ekibi, birlikte zaman geçiren insanların beyin dalgalarının da zamanla ‘benzer’ görünmeye başladığını belirledi. BBC’nin İspanyolca Servisi’ne bu dalgaların bazı vakalarda iki insan beyninde birebir aynı bile çıkabildiğini vurgulayan Prof. Cerf, “Birbiriyle vakit geçiren insanlarda her iki beyinde de uyum oluşuyor” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Sadece iki hafta sonra bile aynı filmi izleyen, aynı kitapları okuyan, aynı tecrübeyi paylaşan ve sadece birbirleriyle konuşan iki kişi, dil, duygu ve bakış açısında ortak kalıplar geliştiriyorlar.” Prof. Cerf’e göre, zamanla gelişen bu ‘beyin ikizliği’, sosyal olduğu kadar duygusal ilişkilerde de oluşabiliyor. Prof. Cerf, çalışmalarının sonucunu ise şöyle açıkladı: “Hayatta alınabilecek en doğru karar, kiminle vakit geçirdiğinizi akıllıca seçmek.”

Üzerinizde Nazar Olduğunu Gösteren 5 Önemli İşaret. 4’e dikkat edelim

nazar-degmesi-ne-demektir-nasil-olur-740x494[1]

 

 

Nazarın olup olmadığını tespit etmek üzere çok sayıda belirti bulunur. Bu nazar belirtilerini şu biçimde sıralamak mümkündür ama öncesinde nazarın dinimizce de çokça anlatıldığı ve asla batıl bir şey olmadığını da unutmayın. Nazar vardır ve nazara önem alınması şarttır.

 

Beğenerek, imrenerek veya kıskanarak bakılan şeylere nazar değer. İnsana, hayvana ve hatta cansıza da nazar değer. Nazar hastalık yapar, hatta öldürür. Kadınlara ve çocuklara daha çok tesir eder.

Nazar haktır; nazara inanmak günah değildir.

Göz değmesi hakkında rivayet edilen hadisler, bunun hak ve gerçek olduğunu açıklığa kavuşturmakta ve nazara karşı yapılması gereken hususları da ortaya koymaktadır. Yani nazar, bazılarının zannettiği gibi “batıl” bir inanç değil, hak ve gerçektir.

1-) Nazar belirtilerinin en yaygını: “karşı konulamaz uyku isteği”

Nazara maruz kalan insanlarda yoğun bir uyuma isteği vardır. Çok uzun zaman uyuyup gerçekte uykularını alsalar dahi uykuya şiddetli gereksinim duyarlar. Sabahları çok güç uyanırlar. Gün içinde boş bırakılırlarsa hemen uykuya dalarlar.

Üzerinde nazar olan şahıs herhangi biri ile konuştuğunda onun da uykusunu getirir. Ne kadar heyecanlı bir konu anlatırsa anlatsın karşıdaki kişi esnemeye başlar. Telefonda dahi konuştuğu kişinin uykusunu getiren insanlar vardır ki bunlar yoğun nazara maruz kalan kişilerdir.

2-) Çok sayıda eşyanın kırılması ya da bozulması

Üzerinde nazar olan kişinin çok sayıda eşyası kısa bir sürede bozulmaktadır. Uzun yıllardır kullanılan eşyaların bozulup kırılması bir yana yeni alınan ürünler de bir çırpıda ciddi biçimde arızalanmaktadır.

Bazı durumlarda kişinin kullandığı saat, telefon gibi dijital ya da mekanik araçlar da ortada ciddi bir sebep yokken normalden daha sık bozulmaktadır. Eski kuşaklar bu durum için “Nazarın eli değdiği her şeyi bozar.” ifadesini kullanmışlardır ki bu yargı kesinlikle çok doğru bir çıkarımdır.

3-) UNUTKANLIK VE DALGINLIK SIKÇA GÖRÜLEN NAZAR BELIRTILERINDENDIR

Nazara maruz kalan kişi daha önceden çok iyi bildiği birçok şeyi hızlı bir biçimde unutmaktadır. Birçok örnekte kişi kendi telefon numarasını dahi hatırlayamamaktadır. Nazara maruz kalan kişiler sadece ezberledikleri Kuran surelerini canlı biçimde hatırlamakta geriye kalan her şeyi unutma eğilimi göstermektedirler. Bu insanlarda çok iyi bildikleri konular hakkında hızlı cevap verme yeteneği ortadan kalkar. Kendi isimleri dahi sorulduğunda biran durup beklerler daha sonra cevap verirler.

Nazara maruz kalındığını gösteren bir diğer detay ise farkında olmadan dalıp gitmektir. Kişi bir anda içinde bulunduğu dünya gerçekliğinden kopar ve iç alemine dalar. Birisi tarafından uyarıldığında ise hemen toparlanıp kendisine gelir. Ancak kendisine az önce ne düşündüğüne dair bir soru sorulursa cevabı “hiçbir şey” olacaktır. Gerçekten de nazara maruz kalan bireyin iç dalgınlığı anlamlı bir içsel davranış olmayıp sadece “gerçeklikten kopuş” biçimindedir.

4-) Takıntılı hale getirilmiş devamlı davranış kalıpları ve sözcükler

Nazar belirtileri içinde en kolay fark edileni kişinin sürekli aynı hareketleri tekrarlayıp durmasıdır. Son zamanlarda ortaya çıkmış bir el hareketi, tespih, anahtarlık gibi eşyaları elden düşürmeme ve onlarla devamlı ritmik hareketler yapma, bir sözcüğe takılıp devamlı onu kullanma ya da bir şarkı nakaratını tekrarlayıp durma nazar belirtisi olarak kabul edilir.

Nazarlanmış kişi bu takıntılı hareketleri farkında olmadan yapmaktadır. Mesela hiç de uygun olmayan bir ortamda farkında olmadan diline doladığı şarkı sözlerini mırıldanır ve niçin böyle yaptığını kendisi de izah edemez.

5-) Bıçak vb. keskin aletlerden duyulan yoğun korku nazar belirtilerindendir

Günlük hayatta insanlar bıçak ve jilet gibi kesici aletlerden korkmamaktadır. Mutfakta ve normal işlerde çok rahat kullandığımız bu araçlar nazara maruz kaldığımızda bize çok korkunç araçlarmış gibi gelir.

Nazara uğrayan biri bıçak gibi keskin araçlarla çalıştığında normal durumdan çok daha fazla ürküp korkmaktadır. Keskin aletlerden korkmanın yanı sıra ev hayvanlarından, karanlıktan ve yalnız kalmaktan korkma da nazar belirtisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Nazardan korunmak için en sağlıklı yol dua etmek. Nazardan korunmak için ise sıklıkla Felak, Fatiha, İhlas, Nas ve Ayetel Kürsi’nin okunması tavsiye edilmektedir.

Son olarak aşağıdaki olay ile nazar konusunu tamamlayayım.

Peygamber efendimizin zamanında Esed oğullarından nazarı değen bir kimse var idi. Üç gün bir şey yemez, sonra çadırın bir tarafını kaldırıp oradan geçen bir deveye bakıp, (Bunun gibi bir deve hiç görmedim) der demez, deve yere düşer hastalanırdı.

Müşrikler, bu adamı bulup Peygamber efendimizi nazarla öldürmesini istediler. Cenab-ı Hak da Resulullahı bunun nazarından korumuştur. Bu hususta Kalem suresinin (Nerede ise, kâfirler seni gözleri ile yıkacaklardı) mealindeki 51. âyeti inmiştir.

Bu önemli bilgi ve yöntemlerden daha fazla kişinin faydalanması için, beğenip, paylaşmayı unutmayın lütfen…

Kaynak: Hayat Mutfakta

BİLL GATES DÜNYANIN EN İYİ 10 ÖĞRETMENİNİ AÇIKLADI! O ÖĞRETMENLERDEN BİRİ SAMSUN’DA

3680[1]

Bill Gates’in açıkladığı dünyanın en iyi ilk 10 öğretmeni arasında Samsun’dan Ayvacık ilçesinde anaokulu müdürlüğü yapan Nurten Akkuş girdi. Dünyanın En İyi 10 öğretmeni arasına giren Nurten Akkuş, bu başarısı ile Küresel Öğretmen Ödülüne aday gösterilen ilk Türk öğretmen oldu.

Bill Gates, The Global Teacher Prize ödülüne aday gösterilen dünyanın en iyi 10 öğretmenini açıklarken, Samsun’un Ayvacık ilçesinde anaokulu müdürlüğü yapan Nurten Akkuş’un ilk 10 öğretmen arasında gösterilmesi büyük sevinç yarattı.

Samsun’un Ayvacık ilçesinde anaokulu müdürlüğü yapan Nurten Akkuş, uluslararası bir vakıf tarafından organize edilen “Küresel Öğretmen Ödülü Komitesi”nin (The Global Teacher Prize) 2018 yılı için seçtiği “En iyi 10 öğretmen” arasında yer almanın gururunu yaşıyor.

Ayvacık Anaokulu Müdürü Akkuş’un 8 yıl önce okulunda başlattığı “Baba Bana Bir Masal Anlat” Projesi, Türkiye genelindeki 45 ilde uygulanır hale geldi. Nurten Akkuş’un yine köy okulundaki çocukların oyuncak ihtiyacını karşılamak için hazırladığı Oyuncak Kumbarası Projesi de Türkiye’de birçok ödül kazandı. Bu proje de 43 ilde uygulanarak, köy okullarındaki çocukların oyuncakla tanışmasını sağladı.

Hazırladığı projelerle dikkati çeken 11 yıllık öğretmen Akkuş, Hint asıllı iş adamı Sunny Varkey’in eğitim alanında projeler geliştirmek amacıyla kurduğu ve onursal başkanlığını eski ABD Başkanı Bill Clinton’ın üstlendiği Varkey GEMS Foundation tarafından organize edilen “Küresel Öğretmen Ödülü Komitesi”nin 2018 yılı için seçtiği “En iyi 10 öğretmen” arasında yer almayı başardı.

 

Daha önce de “En iyi 50 öğretmen” arasında yer alan Nurten Akkuş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Vakfın, 17-18 Mart tarihlerinde Dubai’de düzenleyeceği törenle ödülünü alacağını söyledi.

 

Bu başarıyı yakalayan ilk Türk öğretmen olduğuna dikkati çeken Akkuş, “En iyi 50 öğretmen arasına zaten girmiştim, sonrasında o 50 öğretmenin içinde yeniden bir değerlendirme yapıldı. Dünya genelinde araştırma yapıldı. İngiltere’den gelen bir yönetmen tarafından kısa film çekildi. Geçen hafta son değerlendirmeler yapıldı ve bugün açıklandı. Dünyanın en iyi 10 öğretmeni duyuruldu. En iyi 10’a giren ilk ve tek Türk öğretmen olarak bir tarih yazdık aslında. Çok mutlu ve gururluyum.” dedi.

Şu an ilk 10’a seçilen tüm öğretmenlerin birinciliğe aday olduğunu, ödül töreninde birincinin seçileceğini ifade eden Akkuş, velilerden, çevresinden ve dünyanın birçok yerinden tebrikler aldığını sözlerine ekledi.

Kaynak: samsun kenthaber

Yine Gülse Birsel Yine Muhteşem Bir Yazı

yine-gulse-birsel-yine-muhtesem-bir-yazi-1-b[1]
Hep söylüyorum, biz çocukken midemiz bulanınca ekmek yedirirlerdi, grip “Yatınca geçer”di, başın ağrıyorsa “Çocukların başı ağrımaz” denirdi, uykun kaçıyorsa “Oyuncaklarını düşün, güzel rüyalar görürsün” şeklinde konuhalledilirdi!
Okuma yazmayı öğrenemiyorsan ya, “Tembel”din ya “Yavaştan, sağlam sağlam öğreniyor”dun! Hüzünlü bir çocuksan “Yazar olacak herhalde” derlerdi, yerinde duramıyorsan, etrafa saldırıyorsan bir tane çakarlardı, susup otururdun.
Kanaatimce pedagojinin zirve yaptığı yıllardı o yıllar.
Çünkü sonra sonra, koşup oynadıktan sonra öksüren çocuk ‘astım başlangıcı’, okuma yazmayı zor söküyorsa ‘disleksik’, hüzünlüyse ‘depresif’, aşırı hareketliyse ‘hiperaktif’ diye nitelendirilmeye başlandı ve o sinameki yetiştirilen tipsizler şimdi büyüdüler!
O kadar ilgi alaka sonrası ola ola ne oldular?
Emo!
Emo ne?
Hani beş-altı yıldır etrafta saçlarını gözlerinin tekini kapatacak şekilde öne öne tarayan, miskin görünüşlü, asık suratlı, beti benzi atmış, sıska, dar pantolonlu, converse’li, siyah ojeli ergenler var ya…
Taksim’de kaldırımlarda filan oturuyorlar.
Aha onlar Emo!
Emo kelimesinin emotional’dan (hissi) geldiği, bu yavruların pek bunalımlı pek güvensiz ve duygusal olduğu, topluma uyum sağlayamadıkları için böyle takıldıkları söyleniyor. Bizim zamanımızda punk vardı ya, onun gibi bir akım, ama bir halta yaramayanı!
HERKESİN KEYFİNİ KAÇIRDIM
Ay kıyamaam!
Zamanında, kendi ergen yıllarımda bu akım daha dünyada yokken 10 gün emo takılmışlığım vardır! Kafam neye bozuktu hatırlamıyorum ama o 10 gün, üstelik de yaz tatilinde, evin o köşesinden bu köşesine oflaya poflaya nemli gözlerle dolaştım.
Saçımı taramadım, denize gitmedim, sohbetlere katılmadım, tebessüm bile etmedim. Akşamları karabasan gibi yemek masasına çöküp herkesin keyfini kaçırdım. Bir akşamüstü, balkonda otururken annem “Ne bu surat her gün, senin derdin ne kızım aaa…” şeklinde pedagojik bir açılım yaptı.
“Sıkılıyorum… Hayat çok anlamsız” cevabımın üzerinden sanırım birkaç saniye geçmişti ki, acı ve can havliyle bir metre havaya sıçradım. Annem, her Türk annesinin uzmanı olduğu ‘mıncırma’ hamlesini oldukça sert ve uyarısız gerçekleştirmiş ti.
Mıncırma, malumunuz evlat artık poposuna terlikle vurulmayacak kadar büyüdüyse, ancak tekdir ile de uslanmıyor ve hakkı kötekse kullanılan, konu komşu, bitişik ev duyar ihtimaline karşı avaz avaz bağırmak yerine geçen bir terbiye şeklidir. Tercihen bel veya bacak bölgesinden bir alan seçilir, elle kavranır ve et, 180 derece çevrilir!Hemen ardından, daha acım ve şaşkınlığım hüküm sürerken, annem kısık sesle,yüzünü yüzüme yaklaştırarak
“Alırım ayağımın altına” diye başladı ve
“Karnın tok sırtın pek! Aklını başına topla! Sıkılıyorsanda git bakkala evin alışverişini yap, sonra da gel yemek kitabından bir kurabiye pişir, akşam misafir var, hadi yallah…” şeklinde bitirdi!
NE DERDİM KALDI NE DE TASAM
Malumunuz eti mıncırılan ergen olay yerinde fazla kalamaz, mıncırandan tırstığı için kendisine yalakalık yapar, arzu ettiği aktiviteleri gerçekleştirir.
Mıncıran mutlu, mıncırılansa artık efendi bir insandır! Aynen öyle oldu. Mıncırma sonrası ne derdim kaldı ne tasam! Emo’luğum o gün bitti, bu yaşa kadar da hep mutlu mesut, uyumlu, üretken biri olarak yaşadım. Şimdinin sokakta bira içen, gelen geçenden ihtiyacı var diye değil, hayat tarzı sandığı için para dilenen, dünyanın bütün derdi sırtındaymış gibi davranıp, bunalım takılıp bir işin ucundan tutmayan emo’larının başında, bizim zamanımızın anne babaları olacaktı ki. Ohoo…
Muma dönerdi hepsi! Bir kere her şeyden önce bütün o yüzü gözü saçla kaplı eşek herifler ibir eşek tıraşına götürürlerdi, kesin!
Ülkenin gençlerine bak.
Tarikat yurtlarında yetiştirilen çocuklar, polise atsın diye eline taş verilenler, bir de emo’lar!
Gelecekten çok umutluyum çok.
Gülse BİRSEL