19 Mayıs Pazar Dolunayında Sevgi Ve Şans Tetikleniyor… Buna Uygun Kolye ve Bileklikler İçin Sip. Tel. Aslı 0541 242 23 24

anette inselberg el vedüd şans

 

Bahar tüm enerjisiyle, coşkusuyla yavaş yavaş kendini hissettirmeye başladı. Bu coşkuya ek olarak gökyüzü şans ve sevgiyi destekliyor. O zaman bize düşen tabi ki bu temalı takıları takmak…

Çok yakın arkadaşlarım olan Murat ve Aslı çiftinin 19 mayıs dolunayıyla ilgili küçük notunu ve güzel tasarımlarını sizlerle paylaşıyorum.

Paylaşması benden, seçmek sizden…

Kucak dolusu sevgilerimle,

Anette İnselberg

 

Merhabalar,
Takip ettiğimiz astroloji yazarlarından ve websitelerinde okuduğumuz kadarıyla 19 mayıs 2019 Pazar günü yaşanacak Akrep Dolunayı özellikle Sevgi teması üzerine etkileşimler yaşatacak ve içinde bulunduğumuz gökyüzü evresi de Şans enerjilerini tetiklemeye çalışıyor.
Bunun üzerine dedik ki iki kolye ve iki bileklik hazırlayalım.
Modellerimizin birincisi yonca sembolünü kullandığımız kolyeler ve bileklikler, şansınız açık olsun…
Ve istedik ki, El-Vedud esmasından yola çıkarak yaptığımız tasarımımızla hazırladığımız kolye ve bileklikler sizlere Sevgi’nin en güzel şeklini gönlünüzden dilediğinizce yaşatsın…
Bildiğiniz gibi El-Vedud esması ‘’Çok seven ve Sevilmeye çok layık olan’’ anlamındadır.

Gümüş kolyeler altın kaplama ve rodyum kaplama olarak hazırlanabiliyor. Ayrıca yonca kolyede yeşim boncuk kullandık…

Bileklikler gümüş üzerine altın kaplama ve rodyum kaplama olarak siyah ya da kırmızı ipte hazırlanabiliyor.

Gümüş Kolyelerin Fiyatı 110.-₺
Gümüş Bilekliklerin fiyatı 75.-₺
Fiyatlara KDV Kargo Dahil.

Murat ve Aslı…

http://www.agdsign.com
http://www.instagram.com/agdsign.tr
http://www.facebook.com/agdsign2009
wattsapp sipariş hattımız: 05412422324

Mutluluk bir seçimdir

anette inselberg mutluluk bir seçimdir

 

Mutluluk bir seçimdir

Bugün size, Nöroanatomist Dr. Jill Bolte Taylor’ın 90 saniye kuralından bahsetmek istiyorum

Yaşadığımız her duygunun bedenimizde kalma süresi 90 saniye. Yani, korku, öfke, üzüntü gibi her duygunun ömrü bilimsel olarak sadece ve sadece 90 saniyecik. 90 saniyeden sonrası artık bizim kendi seçimimiz! Ya mutlu olacağız ya da mutsuz. O yüzden, olumsuz bir duygu durumundayken, kendinize söylediklerinize dikkat edin. Kafanızda olumsuz senaryolar yazmayın ve olumlu dil kalıpları kullanmaya özen gösterin. Mutluluğu seçtiğiniz bir hayatınız olsun olsun ❤️

Kaynak: seldasusal

Yapabileceğin düşündüğün kadardır…

anette inselberg

 

Yapabileceğin düşündüğün kadardır…
Bir laboratuvara büyük bir akvaryum koyuluyor.
İçine bir büyük balık ve çok sayıda küçük balık atılıyor.
Doğal olarak, büyük balık acıktıkça küçük balıkları yiyor.
Bu durum sonrasında, akvaryumun tam ortasına dikey bir cam yerleştiriliyor ve böylece akvaryum ikiye ayrılmış oluyor…
Bu işlem sonrasında, büyük balık bir tarafa, küçük balıklar da cam bölmenin diğer tarafına yerleştiriliyor…
Büyük balık acıktığında, cam bölmeyi geçmek ve küçük balıkları yemek için defalarca deneme yapmasına rağmen cam bölmeyi geçemiyor… Büyük balığın bu mücadelesi tam 28 saat sürüyor…
28. saat sonunda büyük balık artık cam bölmenin diğer tarafına geçme mücadelesine son veriyor… Bir müddet sonra, cam bölme kaldırılıyor…
Sonuç çok ilginçtir!…
Küçük balıklar, büyük balığın etrafında dolaşıp duruyorlar fakat büyük balık, onları yemek için hiçbir girişimde bulunmuyor… Bu durum, büyük balığın çaresizliği öğrendiğinin ispatıdır… Sonuçta; büyük balık, etrafında dolaşan çok sayıda küçük balık olmasına rağmen açlıktan ölüyor!…
Burada büyük balık yiyememeyi, yapamamayı, mücadele etmemeyi yani çaresizliği öğrenmiş oluyor…
Psikolojide buna “ Öğrenilmiş Çaresizlik” diyoruz…
Öğrenilmiş çaresizlik, organizmanın davranışlarıyla olumsuz bir sonucu kontrol edemeyeceğini öğrenmesinden sonra, davranışlarıyla olumsuz sonucu ortadan kaldırabileceği durumlarda gereken çabayı gösterememesi olarak tanımlanır.
Bu rahatsızlığı olan kişi, daha önce yaşadığı olumsuzluklarla tekrar karşılaşmaktan kaçınmak için çaba sarfetmez.
Dr. Seligman’a göre, bireyin olumsuz olaylara maruz kalmasıyla gelişen öğrenilmiş çaresizlik duygusu; motivasyonsuzluk, uyumsuzluk, pasiflik, depresyon, umutsuzluk, eylemlerin sebepleri ve sonuçlarıyla ilgili bir bağ kuramama gibi sorunlara neden olmaktadır.
ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK (Learned Helplessness)
Dr. Seligman ve çalışma arkadaşları tarafından bulunan bir psikoloji terimi olan öğrenilmiş çaresizlik, hayvanların ya da insanların, karşılaştıkları olumsuz olaylar üzerinde kontrollerinin olmadığını düşündükleri durumlarda ortaya çıkan apati (duygusuzluk) durumuna denir.
Öğrenilmiş çaresizlik, organizmanın davranışlarıyla olumsuz bir sonucu kontrol edemeyeceğini öğrenmesinden sonra, davranışlarıyla olumsuz sonucu ortadan kaldırabileceği durumlarda gereken çabayı gösterememesi olarak tanımlanır.
Alıntı.

Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle.

anette inselberg dur sessizce dur

 

Kendine dikkat et. Büyürken, yanlışların yerine doğruları koymak istediğinde şunu anımsa: Yapılacak ilk devrim, insanin kendi içinde yapacağıdır, evet ilk ve en önemli devrim budur. İnsan kendi hakkında bir düşünceye sahip değilken, bir düşünce uğruna savaşmak, yapılabilecek en tehlikeli şeylerden biridir. Yolunu yitirdiğini, şaşırdığını hissettiğin zaman ağaçları düşün, onların büyüme biçimini anımsa.

Unutma ki yaprağı gür ama kökü zayıf bir ağaç ilk güçlü rüzgarda devrilir. Oysa kökü güçlü ve az yapraklı ağaçta can suyu bin güçlükle dolaşır. Kökler ve yapraklar aynı ölçüde gelişmelidir, olayların içinde ve üzerinde olmalısın, ancak böyle gölge ve sığınak sunabilir, ancak doğru mevsimde çiçekler ve meyvelerle donanabilirsin. Ve sonra, önünde pek çok yol açılıp sen hangisini seçeceğini bilmediğin zaman, herhangi birine, öylece girme, otur ve bekle.

Dünyaya geldiğin gün nasıl güvenli ve derin derin soluk aldıysan, öyle soluk al. Hiç bir şeyin senin dikkatini dağıtmasına izin verme, bekle ve gene bekle. Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle. Seninle konuştuğu zaman kalk ve yüreğinin götürdüğü yere git…”

Susanna Tamarro

Kaynak: Filiz Kılıçarslan yaşam öğretileri sayfası

Sadako ve Kağıttan Bin Turna Kuşu”

anette inselberg sadoko ve kağıttan bin turna

 

Küçük Japon kız Sadako, 6 Ağustos 1945′ te Hiroşima’ya atom bombası atıldığında 2 yaşındaydı. 12 yaşına geldiğinde maruz kaldığı radyasyon nedeniyle kansere yakalanmış ve hastaneye yatırılmıştı. Ama durumu ümitsizdi.
Hastanedeki tüm doktorlar, küçük kızın ölümü için gün sayarken, küçük Japon kız hayat doluydu. Koridorlarda koşuyor, oynuyor ve diğer hastalara yardım ediyordu. Hastaların arasında en sevdiği kişi ise 80 yaşlarında, kendisi gibi kanser olan yaşlı bir kadındı.
Küçük Japon kızı, ölüm döşeğindeki bu yaşlı kadını hiç yalnız bırakmamıştı. Kadın ölmeden hemen önce “Benim için çok geç ama, bizim inanışımıza göre; eğer bir kişi kağıttan 1000 tane turna kuşu yaparsa, her istediği kabul oluyor. Ben yapamadım, sen yap ve kurtul” demiş ve son nefesini vermişti.
Küçük Japon kız çok üzülmüş ama hayatta kalma arzusuyla geleneksel Japon sanatı olan origamiyle kağıttan turna kuşları yapmaya başlamıştı. Neşe içinde çalıştığından ilk başlarda öyle hızlı yapıyordu ki,1000 tane turna kuşu yapması işten bile değildi.
Ama sağlığı da hızla bozuluyordu. Bu hazin öykü önce yerel, sonra da uluslararası basında yer almış; dünyanın dört bir yanından insanlar küçük kıza, binlerce turna kuşu göndermeye başlamıştı.
Ama ne yazık ki küçük Japon kız, haberler basında çıktığında artık elini kıpırdatamaz hale gelmişti. Hayattaki son saatlerini 644. kuşu yaparak geçirdi. Kuşu bitirmiş, gözleri kapanırken hemşireler ve hastabakıcılar, postadan çıkan yüzlerce origami kuşuyla odasına girmişlerdi. Ama küçük Japon kızı yüzünde bir tebessüm yatağında cansız yatıyordu. Postacılar aylarca kağıttan turna kuşu taşıdılar hastaneye.😔
Sayısı milyonlara ulaşan o turna kuşları Japonya’da bir müzede sergileniyor…
İşte bu hikaye Japonya’da 1943-1955 yılları arasında yaşayan Sadako Sasaki’nin hikayesidir. Arkadaşları, eksik kalan 356 turnayı katlayıp onunla birlikte gömdüler.
Turna kuşu, o zamandan beri barışın ve nükleer silahsızlanmanın simgesidir ve o gün bugündür dünyanın her yanından insanlar rengarenk kağıtçıklardan binlerce turna kuşu yapıp, 6 Ağustos’ta Japonya’ya; Sadako’nun heykeline konsun diye, turnalar barışa uçsun diye, nükleere karşı kanat çırpsın diye, nükleer silahsızlanma olsun diye, çocuklar ölmesin diye, şiddet bağımlısı dünya iyileşsin diye uçururlar.
Küçük kızın hayatı “Sadako ve Kağıttan Bin Turna Kuşu” adıyla 1977 yılında Eleanor Coerr tarafından kaleme alınmıştır.

İleri Seviye Bağ Kesme Ritüeli…

ANETTE İNSELBERG İLERİ SEVİYE BAĞ KESME MEDİTASYONU

Şimdiye kadar birçok çalışma yaptınız ama istediğiniz sonucu alamadığınızı mı düşünüyorsunuz. Sakın böyle düşünmeyin. İnanın her çalışma içinizdeki kilitleri gıdım gıdım çözmeye yardım ediyordur.

Her çalışma, her eğitim konuyla ilgili içinizdeki dönüşümün taşlarıdır. İşte içinizde yaşadığınız derin pişmanlıklarla, acılarla, isyanlarla, özlemlerle dolu kalbinize bir damla iyi gelecek yeni bir çalışmayı aktarmak istiyorum.

Peki niye bunun adını ‘’ileri seviye bağ kesme ritüeli’’ koydunuz o zaman diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Biliyorsunuz enerjiler çok hızlı değişiyor ve dönüşüyor. Ben de klasik bağ kesme çalışmama bazı eklemeler yaptığımdan başka bir isim koymak istedim. Rüyamda da bunun adı ‘’ileri bağ kesme ritüeli” olsun dediler. Ben de “hay hay” dedim.

Ritüelin Uygulanışı:

Çalışmayı yapmak için sessiz ve 20 dakika kadar rahatsız edilmeyeceğiniz bir ortama geçin. 3 adet mavi mum ve sandal ağacı tütsüsü yakın. Sevdiğiniz rahatlatıcı bir müzik koyun ve uzanın. Ellerinizi ve ayaklarınızı düz uzatın, çapraz yapmayın.

Beş dakika sadece uzanın. Hiçbir şey yapmayın. Sonra sizi uzun süredir sıkan konuya ve kişiye odaklanın. Yaşadığınız acıları, kalp kırıklıklarını, özlemleri, değersizlik hissini, hıncınızı, hırsınızı, pişmanlıklarınızı, söyleyemediklerinizi düşünün.

Ve şimdi o kişiye bakarak şu sözleri tekrarlayın: “Tüm zaman ve boyutlarda, sende bıraktığım tüm parçalarımı, tüm duygularımı geri alıyorum ve onları şifalayarak, arındırarak, dönüştürerek bedenime yerleştiriyorum. VE BÖYLECE TEKRAR TAM VE BÜTÜN OLUYORUM.”

“Tüm zaman ve boyutlarda, bende kalan tüm parçalarını, tüm duygularını sana geri iade ediyorum ve boşalan yerlere koşulsuz saf sevgiyi dolduruyorum. VE BÖYLECE TEKRAR TAM VE BÜTÜN OLUYORUM.”

“Tüm zaman ve boyutlarda aramızdaki tüm olumsuz duygu bağlarını KESİYORUM. KESİYORUM. KESİYORUM (kişiyle aranızdaki olumsuz duygu bağlarını kırmızı ışın kılıcıyla kestiğinizi imgeleyin). VE BÖYLECE TEKRAR TAM VE BÜTÜN OLUYORUM.”

Bunları söyledikten sonra kişinin uzaklaştığını hayal edin ve beş dakika kadar gökyüzünden inen mavi ışık hüzmesiyle yıkandığınızı hayal edin. Ve şu sözleri tekrarlayın: “ARTIK TAM VE BÜTÜNÜM. KENDİMİ SEVGİYE, HUZURA, BOLLUĞA VE BEREKETE, BAŞARIYA AÇMAYI SEÇİYORUM. ÇOK ŞÜKÜR”.

Biraz daha uzanın ve hazır olduğunuzda gözlerinizi açıp derin nefesler alın. Bir bardak su için mumlarınızı ve tütsünüzü söndürün. Bunu aynı kişi için arka arkaya yedi gün yada yirmi bir gün tekrarlayın.

Özellikle dolunay zamanları bu çalışmayı yapmaya başlamak için harika zamanlardır.

Şifa olsun…

Anette İnselberg / Her Şey Değişir Kitabından

SEN MUTLULUK ENERJİSİ YAYDIĞIN ZAMAN HERKES SANA YAKLAŞIR;

anette inselberg huzurlu ol

Sen huzurlu olduğunda, insanlar sana yaklaşır;
Huzursuz olduğunda uzaklaşır…
Bu o kadar fiziksel bir olaydır ki; kolaylıkla gözlemleyebilirsin.
Ne zaman huzurlu olsan, herkesin sana yakın olmak istediğini hissedeceksin;
Çünkü huzur, etrafında bir titreşim yaratır.
Etrafında huzur halkaları hareket edecek ve her kim yaklaşırsa, bir ağacın gölgesine
girip, rahatlamak ister gibi, sana daha yakın olmayı arzu edecek.
Unutma; başkalarına ancak sahip olduğun şeyi verebilirsin.
Sen mutluysan, sadece orada bulunman bile, diğer insanların mutluluğunu tetikleyecek.
Senin müziğin, senin dansın mutluluk dalgaları yaratacak, neşen sana yaklaşan
herkese bulaşacak

* Osho

Durumlar her zaman değişiyor, o halde ihtiyacın olan sabit bir hayat modeli değil, bakış açısıdır,

renkli-taraf[1]

 

Yakın zamanlarda bir dükkân açmış olan bir adam, dükkânının tepesine “Burada Taze Balık Satılır” yazan büyük bir tabela astı.
Yanına bir arkadaşı geldi ve dedi ki “ Tabelada neden “Burada” yazıyor?” Adam “Burada” kelimesini tabeladan kaldır…dı.
Sonra başka bir arkadaşı geldi ve dedi ki “ “Satılır”? Tabii ki satılır. Bağış yapmıyorsun, öyle değil mi?” “Satılır” kelimesi tabeladan kalktı.
Üçüncüsü geldi ve dedi ki “ “Taze Balık”? Taze olmak zorunda. Bayat balığı senden kim alacak? “Taze” kelimesi çıkartıldı.
Dükkân sahibi boynunu eğdi. Tabelada şimdi sadece “Balık” kelimesi vardı ve dördüncü gelerek“ “Balık”? Bunu çıkartmak ne iyi olur! Zaten bir kilometre öteden kokusunu alabilirsin” dedi. Dükkân sahibi tabeladaki son kelimeyi de sildi.
Beşinci bir adam geldi ve dedi ki “Dükkânın tepesine boş bir tabela asmanın ne anlamı var?” Dükkân sahibi tabelayı çıkarttı.
Sahneye altıncı bir adam geldi ve dedi ki “ Bu kadar büyük bir dükkân açtın. “Burada Taze Balık Satılır” yazan bir tabela asamıyor musun?”
İnsanları dinlemeye devam edersen daha çok ve daha çok aklın karışacak; bu şekilde aklın karışmış duruma geldin. Senin karışıklığın bu: bir sürü insanı dinlemek ve hepsi farklı tavsiyelerde bulunuyorlar. Ve ben onların iyi niyetli olmadıklarını söylemiyorum; iyi niyetliler, ancak bilinçli değiller; öyle olsalar sana tavsiyede bulunmazlardı. Sana bir iç görü verirlerdi, tavsiye değil. Sana ne yapman, ne yapmaman gerektiğini söylemezlerdi. Senin daha uyanık hale gelmen için sana yardım ederlerdi ki, sen ne yapılması ve ne yapılmaması gerektiğini kendin görebilesin.
Gerçek arkadaş, sana tavsiyede bulunmayan, ancak daha tetikte olman, daha uyanık olman, hayatın içinde daha bilinçli olman için yardım edendir- hayatının problemlerinin, fırsatlarının, gizemlerinin içinde- sana kendi yolculuğuna çıkman için yardım edendir, deneyimlemen için, araştırman ve araman için, birçok hata yapman için seni cesaretlendirendir.
Çünkü hata yapmaya hazır olmayan, asla hiçbir şey öğrenmeyecektir.
Gerçek arkadaş, zekânı keskinleştirmen için yardım eder. Sabit tavsiyelerde bulunmaz, çünkü sabit tavsiye işe yaramaz. Bugün doğru olan, yarın doğru olmayabilir ve bir durumda doğru olan başka bir durumda yanlış olabilir. Durumlar her zaman değişiyor, o halde ihtiyacın olan sabit bir hayat modeli değil, bakış açısıdır, böylece nerede olursan ol, kendini hangi durumda bulursan bul, kendiliğinden nasıl davranacağını ve kendi varlığına nasıl dayanacağını bilirsin – OSHO

İz bırakmak , farklı olmak, faydalı olmak, çözüm üreten olmak,

12144091_1639304149653748_915330299_n[1]

 

İki arkadaş bazı girişimcilerin nasıl olup da daha başarılı oldukları konusunda sohbet ediyorlardı. Bir tanesi şansın ve metotlu çalışmanın en önemli nedenler olduğunu söyledi. Diğeri ise şansın ve çalışmanın önemini yadsımadığını ama yaratıcı düşünme ve problem çözme becerisinin insanı bir adım öne götürdüğüne inandığını belirtti. Tartışma uzayınca arkadaşlardan ikincisi ” Gel sana bir şey göstereceğim ne demek istediğimi anlayacaksın” dedi ve arkadaşını bir züccaciye dükkanına götürdü. Dükkana girer girmez tezgahta bulunan dükkan sahibine şu soruyu sordu;
– Sizde sol el için fincan var mı?
Dükkan sahibi şaşkın baktı ve ;
– Ne istediğinizi anlamadım, dedi
– Solaklar için çay fincanı istiyorum, dedi adam.
Dükkan sahibi arkasındaki rafta duran fincanlara baktı sonra kafasını olumsuz anlamda salladı ve
– Yok, dedi, bizde normal çay fincanı var, dedi.
İki arkadaş ikinci bir dükkana gittiler ve aynı senaryo orada da tekrarlandı. Sonra da üçüncü dükkana gittiler ve yine aynı şey oldu. Anlaşılan hiç bir züccaciye dükkanında solaklar için fincan yoktu.
Arkadaşlardan birincisi bu anlamsız gezintiden sıkılmıştı ki ikinci adam,
– Bak şimdi ne olacak? deyip işinde oldukça başarılı olmuş bir başka zücaciyecinin dükkanına gideceklerini söyledi.
İçeri girer girmez dükkan sahibine aynı soruyu sordu;
– Sizde sol el için fincan var mı? Yani solaklar için çay fincanı…
Dükkan sahibi bir an tereddüt etti ve sonra gülümseyerek;
– Tabi ki efendim, dedi ve arkasındaki raftan olağan bir çay fincanını aldı kulpunu karşısındakinin sol elinin tarafına doğru döndürerek;
– İşte solaklar için fincan, dedi.
Arkadaşını dükkan dükkan gezdiren adam bu noktada “farkı gördün mü?” der gibi dostuna baktı ve ayıp olmasın diye “solaklar için olan” fincanı satın alıp birlikte dışarı çıktılar. Bir süre sessiz birlikte yürüdüler. Birinci adam bir anda durdu ve isyankar bir sesle.
– Bu yaptığın gösterinin hiç bir anlamı yoktu! Adam alt tarafı dükkanında daha fazla çeşit bulunduruyor, dedi…
———-
Bu öyküyü tekrar okuyunca bütün olanaksızlıklara rağmen dolapta buldukları az bir malzeme ile bile leziz bir şeyler pişiren büyükannelerimizi anımsadım. Şartlar onlara tel dolaplarına “yaratıcı bakış” ile bakmayı öğretmişti.
İçinde bulunduğumuz durum, birden bire karşımıza çıkıveren yeni koşullar, her gün yanı başımızda olanlar bile -bakmasını bilir isek eğer- yeni bakış açıları, yöntem, olanak ve fırsatlarla doludurlar. Peki, nedir onları fark etmekten bizi alıkoyan?
Düşünme tembelliğimiz, yenilikten / alışılmamıştan / bilinmezden korkmamız / kendimize güven eksikliğimiz / elimizi taşın altına koyup sorumluluk almaya gönülsüz olmamız / kafamızda sınırlar çizmemiz, ufkumuzu zaman içerisinde daraltır. Çocukluğumuzdaki merak, heyecan, enerji ve yaşama sevincini kaybettiğimizde yaşlı insanlar gibi düşünmeye başlar ve yaşamı keyifle keşfetmek yerine ondan korkar onu gemlemeye başlarız.Bir süre sonra çok basit fırsat ve keyifleri bile ıskalar sadece bizi engelleyen koşulları görür kendi kendimizi dar bir alana hapsederiz.
Büyük çoğunluğumuz denizlere fırtına korkusu ile açılmaktan korkup güvenli sığ sularda gezen ama öte yandan da kaptan üniformasını üstünden çıkarmayan tatlı su denizcileri gibiyiz. Alışılmış yöntemlere bildik bakış açılarına saplanmak / çoğunluğun her zaman yaptıklarına sığınmak / ağır aksak gitse bile sisteme körükörüne eleştirisiz kapılmak, güvenli limanlarda demir atmak gibidir.
Oysa gemiler limanlarda bağlı olmak için değil açık denizlerde fırtınalarda bile yolculuk yapabilmek için tasarlanır. Bizim yelkenlerimiz de düşünme ve hayal kurma yetilerimizdir. Onları açmadan yeni deryaları ve ülkeleri görme şansımız yok. Eğer değişime ayak uydurmaktan / yeni bakış açılarını reddetmeden anlamaya çalışmaktan / mücadeleye çalışmaya hazır olmaktan kaçınırsak, yüzümüzü her seferinde açık denizlerin güneşle parlayan farklı suları ile değil sadece köyümüzün kuyu suyu ile yıkarız.
2004 yılında çevrilmiş Truva filminde unutulmayacak bir diyalog vardır. Yunan ve Truva orduları karşı karşıya gelir ve çok kan dökülmemesi için her iki taraftan birer savaşçının ortaya çıkarak dövüşmesine karar verilir. Truvalılar dev gibi bir savaşçıyı öne sürerler. Yunanlılar onunla savaşabilecek tek savaşçının Aşil (Achilles) olduğunu düşünür ve onu çağırması için bir ulak gönderirler. Ulak Aşil’e şunları söyler.
– Dövüşeceğin adam hayatımda gördüğüm en iri adam. Onunla dövüşmek istemezdim.
Aşil’de hazırlanırken ona şöyle cevap verir;
– İşte bu yüzden seni kimse hatırlamayacak.
İz bırakmak , farklı olmak, faydalı olmak, çözüm üreten olmak, innovasyon yaratmak, her şeyden önce insiyatif alıp mücadele etmeye hazır olmakla başlar.
Ters gelecek kimilerine ama küçükken bahçeden / evden kaçmayı düşünmeyen çocukların iz bırakabildiklerini görmedim.
İngilizlerin “comfort zone” (Huzur alanı) dedikleri yere kaçış sadece sıradanlıkla ödüllendirilir.
————
Mikets

kAYNAK: Moris Levi Facebook Sayfası

Bütün kocaman yürekli kadınlara…

anette inselberg anneler günü

 

Doğurmuş…

Doğurmamış…

Doğuramamış…

Doğurduğunu bağrına basmış…

Doğurduğunu bağrına bile basamamış…

Doğurmadığını bile bağrına basmış…

Kendi anne olan…

Anne olmayı isteyen…

Vicdanı anne olan…

Ruhu anne olan…

Bütün kocaman yürekli kadınlara…

Anneler Günü’nüz kutlu olsun.” 💞💞💞