Hepimiz bazen korkunç, acı veren, çözümsüz sandığımız, anlamadığımız sınavları yaşarız.

anette inselberg kızılderili

 

Cherokee Kızılderililerinin 12-13 yaşına gelen erkek çocuklarına uyguladıkları bir sınav vardır. Babası bir akşam oğluna artık erkek olduğunu kanıtlamak için bir sınavdan geçmesi gerektiğini söyler ve onu ormanın içlerine götürür. Orada oturması için bir ağaç kütüğü gösterir, çocuğun gözlerini bağlar ve onu gece boyunca yalnız bırakacağını belirtir. Çocuk bağırmamalıdır, gözlerini de sabahın ilk ışıkları bağın arasından süzülene kadar açmamalıdır. Orada kütüğün üzerinde sessiz kıpırdamadan sabahı beklemek zorundadır. Bunu başardığı zaman çocuk erkek olarak kabul edilir. Yaşadığı bu sınavı da başkasına anlatması yasaktır. Her erkek çocuk geceyi/sınavı yalnız bir başına yaşamalıdır.
Sınav zordur. Doğal olarak çocuk korkar. Rüzgarın sesi, orman hayvanlarının bağırtıları korkunçtur. Her yönden çıtırtılar, yaklaşan ayak seslerine benzer gürültüler gelir. Çocuğun aklından binbir türlü korkunç olasılıklar geçer durur. Ama sınavı geçmek ve erkek olabilmek için sabırla beklemek ve gözünü açmamak zorundadır.
Korkunç gecenin sonunda güneşin ilk ışıkları ile birlikte çocuk gözünü açar ve karşısında sessizce kendisini izleyen babasını görür. Onu yalnız bırakıp gideceğini söylemiş olan babası aslında bütün gece orada sessiz oturmuş bir tehlike durumunda oğlunu korumak için beklemiş, oğlunu sınavını yaşarken izlemiştir. Bu sınavı birlikte yaşayan baba ile oğul birbirlerine çok farklı bağlanırlar, baba oğlunu anlar çünkü aynı sınavdan geçmiştir, aynı zamanda oğul da babası için ne kadar değerli olduğunu anlar.
Hepimiz bazen korkunç, acı veren, çözümsüz sandığımız, anlamadığımız sınavları yaşarız. Bu sınavlar kendimizi kanıtlamak için de olabilir.
Her sınavla birlikte yaşamı anlar ve olgunlaşırız. Zaman zaman yalnız kaldığımızı da sanırız ama eğer oyunu kuralına göre oynarsak daima birileri, hatta sınavı yapan, bizi gönüllülükle gözetir..
Hayatınıza dokunan ve el verenleriniz eksik olmasın…

SON BİR KİŞİ…16 mart ctesi 10.30-19.00 arası sizleri Access bar bilinçaltı temizliği seminerine bekliyorum… REZ.TEL.ANETTE 0536 798 68 68

39515443_258085721501271_541501604004626432_n[1]

 

SON BİR KİŞİ…

Tekrarlayan aşk, ilişki, para, iş, sağlık sorunlarının çözülmesine niyet edenler
Kendinizi engelleyen korku, endişe, önyargı gibi duyguların iyileşmesine niyet edenler,
Yaşam enerjisini yükseltmek isteyenler,
Geçmiş travmalarının etkisini dönüştürmek isteyenler
16 mart ctesi 10.30-19.00 arası sizleri Access bar bilinçaltı temizliği seminerine bekliyorum…
REZ.TEL.ANETTE 0536 798 68 68

Mantramız: Hayatın tümü bize Kolaylık, Neşe ve İhtişamla gelir!

Yaşamımızda anlam yüklediğimiz önem verdiğimiz duygularımız, düşüncelerimiz, hislerimiz, inançlarımız, kararlarımız beynimizde depolanarak bir elektrik yükü oluştururlar.
Bu elektrik yükü başımızda yer alan (zaman, umut, farkındalık, yaratıcılık, güç, kontrol, şifa, yaşlanma, cinsellik, para gibi) ve “Bars” adı verilen 32 adet enerji noktasında birikir.

“Bars” çalışması ile amaçlanan o noktalara enerji verilerek orada oluşmuş manyetik alanı serbest bırakmaktır. “Bars” seansında bu noktalara parmak uçları ile yumuşakça dokunularak, bu noktalar aktif hale getirilir. Bu noktalardaki enerji birikiminin serbest bırakılması ile vücudunuzdaki blokajların çözülmesi sağlanır.

Her bir “Bars” seansında hayatınızın (dokunulan belli “Bars” noktasının temsil ettiği alanda) 5 ila 10 bin yıllık kısıtlamaları serbest bırakılabilir. “Access Bars” binlerce kişinin uyku, sağlık, kilo, para, seks, ilişkiler, korku, stres gibi birçok konuda değişimine yardımcı olmuştur.
Eğitim sürecinde 2 seans almış ve 2 seans uygulamış olursunuz
Bir seans yaklaşık 60 ile 90 dakika arası sürmektedir
Seminer saatleri hafta içi ve hafta sonu 10:00 – 19:00 arasıdır

“Bars” ların çalışmasının faydaları:

Zihin ve bedendeki gerilimi yok eder
Günlük yaşamın getirdiği stresi azaltır
Yaşamın üzüntülerini en aza indirir
Aşırı kızgınlık ve öfke eğilimlerini azaltır
Öfke, yorgunluk, tükenmişlik gibi duygular tarafından vücudunuzda oluşturulmuş kısıtlamaları çözer
Duygusal iniş çıkışları yatıştırarak, daha dengeli bir ruh hali içinde olmanızı sağlar
Depresyonu ortadan kaldırarak, neşeyi yaşamınıza geri döndürür
Korkularınızın, fobilerinizin, endişelerinizin giderilmesini sağlar
Enerjiyi arttırırken, yıpranmayı azaltır
Bedenin yaşlanma hızını azaltır
Yıkıcı düşünceleri kökünden söküp atar
Kafanızın içinde sürekli konuşup duran gereksiz düşünce diyaloglarını susturur
Huzur, güven ve iyi hal duyguları yaratır
Hamilelikte kolay, rahat ve sakin doğum sağlar
Çocuklarda ve gençlerde sınav öncesi sıkıntı ve endişelerin giderilmesini temin eder
Kendiniz ve diğer kişiler için zihninizde daha geniş bir kabullenme ortamı yaratmanızı sağlar (bu sayede ilişkilerde düzelme sağlanır)
Kendinize koyduğunuz kısıtlamaları ortadan kaldırarak hayatınızın her alanında daha fazla olasılığa yer açmanıza olanak verir ve fırsatları kendinize çekmenizi sağlar
Kendiniz için şu an kullandığınız enerjiden daha fazlasını kullanmanızı sağlar
Artan odaklanma, problem çözme, hayattan daha fazla keyif alma, işlerin daha kolay yürütülmesi, ruhsal gelişme sağlar

Anette İnselberg
Cep: 0(536) 798 68 68 & http://www.anetteinselberg.com
( Access The Bars Eğitmeni / Uygulayıcısı, Kurucular: Gary Douglas ve Dr. Dain Heer)

Nea Yaşam Akademisi 0212 219 19 30
Valikonağı cad. Poyracık sok. İlgen apt. No:28/15 Kat:4 Teşvikiye/Nişantaşı İSTANBUL

Hayatta bazen öfkeyle hareket edip bizi inciteni biz de incitmek isteriz

anette inselberg öfke yerine sevgi

Bir yılan marangoz dükkanına girer ve köşeyi döner dönmez testereyi görür ve ona doğru ilerler. Testereyle temas edince biraz yara alır. O anda dönerek tepkiyle testereyi ısırır ve bu sefer de ağzını çok fena keser.

Sonra ne olduğunu anlamayan yılan testerenin kendisine saldırdığını düşünüp testereyi bütün gücü ile çepeçevre sararak onu öldürmek ister. Çok acıdır ki yılan kendini testere ile vahşi bir şekilde öldürür.

Hayatta bazen öfkeyle hareket edip bizi inciteni biz de incitmek isteriz. Ama aslında farkında olmadan kendi kendimizi harap ederiz. Bu yüzden nefret ve öfkeye zor olsa da sevgiyle karşılık vermeliyiz…

Anksiyete Ve Acı Çekmeyi Sonlandıracak 8 Yol

anete inselberg doğru çaba doğru kaar

 

1. Doğru görüş
Adil olmanın en iyi yolu, kesinlikle yargılamamaktır. Bir şeyin iyi ya da kötü olup olmadığına karar vermek yerine, o şeyin doğasını tamamen anlamaya çalışmalısınız. Birçok insan yanlış şekilde davranır. Ancak onları yargılamak sizin haddinize mi? Acıya son vermek için yargılamaktan ziyade kapsamlı bir tutum geliştirmek gerekir. Başkalarının davranışlarını değerlendirmek, onaylamak veya kınamak size kalmış bir şey değildir. Onlar da aynı şeyi size yapma gücüne sahip değildir.
2. Doğru karar
Başarılı hedefler belirlemekle asil hedefler belirlemek arasında büyük bir fark vardır. Birincisi, bireysel övgü almak arzusundna kaynaklanır ki bu sonunda kendinizi boş hissetmenize neden olur. Zaferinizi alkışlarsınız ama bunun evrende herhangi bir amacı var mıdır? Öte yandan Budistler, insanları soylu amaçlarla hareket etmeye davet ederler. Bu acıyı sona erdirmenin bir yoludur, çünkü her zaman başkalarının da paylaşabileceği derin bir tatmin duygusuna bizi götürür. Kendinizi faydalı ve işe yarar hissetmek, çabalarınıza daha fazla anlam kazandırır.

3. Doğru konuşma
Kelimeler hayat verdiği gibi alır da. Sizi vezir de rezil de edebilir.Kelimeler temiz bir ruhtan geldiğinde, onlar dünya için bir merhem gibidir. Kelimeler anlayış, sevgi ve kardeşlik aktarır. teselli ve motive eder, yaşamın en büyük değerlerini yüceltir. Ancak bazen kelimeler yalan söylemek, incitmek veya küçültmek için de kullanılır. Sözleriyle başkalarına zarar veren kimse mutlu olamaz. Er ya da geç bu, geri teper ve yaralayıcı bir dil kullanan kişiye zarar verir.
4. Doğru davranış
Başkalarına zarar vermeyin ve hiçbir şeyde aşırıya kaçmayın. Farklı kültürlerin neredeyse tüm etik kodlarında bir ilke vardır. Kimsenin hayatını tehdit etmemeli ve kimseyi öldürmemelisiniz. Dahası, bu sadece fiziksel şeyler için geçerli değildir, aynı zamanda semboliktir; maneviyatı da kapsar. Izdırabınıza son vermek için başkalarının acı çektirmemek önemlidir, çünkü bu büyük bir çelişki olacaktır. Aynı şekilde, her türlü aşırılık sağlığınıza zarar verir ve bundan kaçınılmalıdır. Uyum sağlamak için kendi yaşam tarzınızda dengeyi sürdürmekten daha iyi bir yol yoktur.
5. Doğru geçim
Kendi emeğiniz dışındaki şeylere dayanarak bir yaşam tarzı oluşturmaya çalışmak doğru değildir. Böyle yaptığınızda, kişisel gurur duygunuz azalır ve değişir. İş insanı dönüştürür ve daha iyi kılar. Çalışmak; haysiyetinizi oluşturmanın, büyümenin ve başkalarına hizmet etmenin bir yoludur. Tembellik er ya da geç tatminsizliğe ve ızdıraba yol açar. Duraksama yaşarız ve en iyi erdemlerimizi ve yeteneklerimizi kaybederiz. Ancak bazen kelimeler yalan söylemek, incitmek veya küçültmek için de kullanılır. Sözleriyle başkalarına zarar veren kimse mutlu olamaz. Er ya da geç bu, geri teper ve yaralayıcı bir dil kullanan kişiye zarar verir.

6. Doğru çaba
Sürekli bir evrim yoluna girmediğiniz takdirde acınızı sonlandırmak mümkün değildir. Genel anlamda erdem, gökten düşüveren bir şey değildir, sabırlı bir çabanın meuvesidir. Erdemlerinizi büyütmek, kendinize olan sevginizi artıracaktır. Kendinizi tanıma ve büyüme sürecinde kendinizi gerçek bir insan olarak görmenizi sağlar. Eleştirilere ve hatalara açık olmanıza ve evrimleşme fırsatlarını görmenize izin verir.
7. Doğru farkındalık
Eğer acı çekmeye son vermek istiyorsanız, vücudunuzun gönderdiği mesajlara dikkat etmelisiniz. Bedenlerimiz herhangi bir dengesizlik konusunda bizi uyarır. Bizi zararlı olabilecek yaşam tarzlarına karşı uyarır. Aynı şekilde, nasıl davrandığınızdan haberdar olmanız iyi bir fikirdir. Kendinizi yargılamaya çalışmamalı veya kendinizi onaylamamalı veya cezalandırmamalısınız. Bunun yerine, kendinizi daha iyi tanımak için bir seyirci gibi davranarak kendinizi görmeniz önemlidir.

8. Aklı sakinleştirmeyi öğrenmek
Akıl, duygulara kapılıp giderse gücünü kaybeder. Ve eğer kendinizi kontrolsüz duygulara ya da tutkulara kendimizi bırakırsak, sonunda daha çok acı çekmemize neden olacak durumlara gireriz. Her insan, kafa karışıklığı, korku veya ızdırap dönemlerinde zihinlerini sakinleştirmelerine yardımcı olacak araçları bulmalıdır. En çok hata yaptığınız zaman, bu etkiler altında hareket ettiğiniz zamandır İşte bu yüzden bu duyguları kontrol etmeyi öğrenmek önemlidir.

KAYNAK: FİLOJİ

Yeni başlangıçlar ile hayatımızı değiştirecek 14 öneri

anette inselberg yeni başlangıçlar

Kişinin kendini yenilemesi, yeni hedefler koyması ve bu hedeflere ulaşması için yeni kararlar alması çok önemli. Hayatımızı değiştirecek 14 öneri…
Kişinin güçlükleri yenmesinde, zorluklar karşısında pes etmemesi için pozitif düşünce son derece önemli. Umudun anahtarı, pozitif düşüncedir. Umudu içinizde sürekli yeşertin. Duygularınızı yaşamaktan ve dile getirmekten korkmayın. Düşünceleriniz, duygularınızla kardeştir bunu unutmayın.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Psikolog Yıldız Burkovik, insanı yaşatan umudun ve umut etmenin yolunun pozitif düşünebilmek olduğuna dikkat çekti.
Umut etmenin yolu, pozitif düşünebilmektir
İnsanı yaşatan umuttur. Umut etmenin yolu ise pozitif düşünebilmek. Karamsarlığa düşmeden, olumsuzluklara yenilmeden sabretmek, gerekiyorsa yılmadan defalarca denemek ama asla vazgeçmemek.
Yorulma ve umutsuzluk, tükenmeye zemin hazırlar
Hayat boyu yaşanan birçok duygu olduğunu, bu duygu ve düşüncelerin birbiri ile anlaşmasının umuda, anlaşmazlığının ise insanı umutsuzluğa sürüklediğini ifade eden Burkovik, sözlerini şöyle sürdürdü:
Umudun yolu açık ve parlaktır
Ancak umutsuzluğunki kapalı ve karanlık… Karanlık yolda göz gözü görmez ve ilerleyemez insan. Ya da görmeden yürür ancak çarpa çarpa, belki de bir şeyleri yıkarak. Ya kendine ya da çevresindekiler zarar vererek, canını acıtarak, can acıtarak. Kırar, döker ve sonunda yorulur. Yorulma ve umutsuzluk ise tükenmeye zemin hazırlar. Yorgunluk ve sürekli yorgun hissetmek ise artık karamsarlık havasına girmeye sebep olur ve karamsarlık kaygı ile birleşince, pozitif düşünce ve duygular, sisin içinde kaybolur.

Işıklar birleşince
Birinin yaktığı sis ışığı, insana yol gösterebilir belki, eğer gözleri açıksa… Sisin içinde iken yola devam edecekse insan, o ışığa dikkat eder ve kendisi de bir ışık yakar ki bir başka karamsar da onun ışığını görüp kendi yolunu açsın diye. Böylece ışıklar birleşince, daha güçlü bir görüntü oluşur. İşte karanlıkta yakılan bu ışık, umudun ışığıdır. İnsan bir kere görsün yeter ki. O zaman pozitif düşünce kapıdan içeri girebilir.
Sabırlı olmak
Yavaş yavaş, sanki tarlada ekin eker gibi pozitif düşünceler ekilmeye ve umutla birlikte büyümeye başlar. Kimi zaman ekini büyütecek yağmur olmaz. Ancak birden başlayan yağmurla birlikte de ekinler canlanır ve büyürler an be an. Burada yapılması gereken tek şey ‘sabırlı olmak’tır. Sabırla çalışıp toprağı çapalarsak, toprak da istediğimizi verir bize, hem de doyurana kadar, mutlu edene kadar.
Pozitif düşüncede sabır ve çaba önemli
Atıl kalmak, hiçbir şey yapmadan öylece beklemek asla çözüm değil. Pozitif düşünen insan durmaz, yerinde ve doğru düşünmeye gayret eder. Doğru bilgiyi katar kendisine, bunun için çabalar.
Yanlış, hatalı ve çarpıtılmış düşünceleri ise kendinden uzaklaştırır sabırla. Kimi zaman çarpıtılmış düşünceleri düzeltmek kolay olmaz. Düşüncenin içindeki temel düşünceyi bulmak gerekir. O düşünce eğer hep imkansızlık üzerineyse, her şeyi imkansız olarak değerlendirir.
Zihni ve yüreği mutsuzluk yayar. Üzgün bakar hayata, şaşkın hisseder kendini; hele bir de hiç tanımadığı, aşina olmadığı bir düşünce ise bu. Fakat insanın içinde yaşanmışlıklarla birlikte olgunluk varsa, bunu sabır ve güç ile birleştirerek olumlu yönde adım atabilir.
Zihni umut yaymaya başlar ve karamsarlığın izlerini silebilir. Yine de bir zamanlar karamsar olduğunu hemen unutmamak gerekir. Çünkü olumsuz düşüncenin unutulması, olumluya sahip çıkılmasını engelleyebilir. Önemli olan tecrübelerden, yaşadıklarımızdan ders almaktır” diye konuştu.

Pozitif düşüncede vazgeçmek yok!
“Pozitif düşüncede umut vardır. ‘Asla yapamam’, ‘olmaz’ demeyen bir bakış açısı vardır” diyen Burkovik, “Düşünce yapısı, çözüm odaklıdır. Yol buldurur, yol açar. Yollar kapalı ve hiç açılmayacak gibi olsa bile sabırla beklenir ve tekrar tekrar denenir, asla vazgeçilmez. Umutsuzluk değil umut beslenir, duygu ve düşüncelerde.
Sizler de duygu ve düşüncelerinizde, umudu besleyen, büyüten olmalısınız. Bunu hak ediyorsunuz, buna inanmalısınız. Hak ettiklerinizi asla unutmamalısınız. Hafızanızı canlı tutmalı ve daima ileri bakmalısınız. Geçmiş tecrübelerinizi değerlendirin ama geçmiş duygularınızın esiri de olmayın. Onlardan ders çıkarın ve geleceğinizi tıpkı oya gibi işleyin” tavsiyesinde bulundu.

Yeni başlangıçlar ile hayatımızı değiştirecek 14 öneri:
Uzman Psikolog Yıldız Burkovik, pozitif düşüncenin hep var olması için önerilerini de şöyle sıraladı:
Umudu içinizde sürekli yeşertin.
Kelime dağarcığınızdan umutsuzluk kelimesini silin, yerine umudu koyun.
Yaşamaktan, doğruyu ve güzeli görmekten, iyiyi duymaktan asla geri durmayın.
Pozitif düşünceyi yaşam tarzınız haline getirin, hayata karşı zafer kazanın.
Duygularınızı yaşamaktan ve dile getirmekten korkmayın.
Düşünceleriniz, duygularınızla kardeştir bunu unutmayın.
Kendinizi olumsuz düşünenin bakışıyla yargılamayın.
‘Dürüstlük’ adınız ‘güven’ soyadınız olsun.
Tecrübelerinizin getirilerini birbirinizle paylaşın.
Birbirinizi saygıyla ve değer bilir biçimde dinleyin.
Birbirinize verdiğiniz ve birbirinizden aldığınız hep umut olsun.
Birbirinizi gönlünüze alırken, içinizde olumsuz düşünce varsa eğer temizleyin.
Söylediğinizin, inandığınızın arkasında durun ve ellerinizi birbirinize sevgi ile uzatın.
Hatalarınızı da paylaşın ki tekrar yapmamak üzere size bir hatırlatma, başkalarına ise bilgi olsun.

Kaynak: indigo

Sanat Uzun Hayat Kısa…

52698950_556658841509041_1282852507353088000_n[1]

Dünyada o kadar çok izlenecek film, okunacak kitap, gezilecek yer var ki insan, hayatı boyunca bir çoğunu yapamayacağı için üzülüyor.
Romalılar bu durumu ”ars longa, vita brevis” diyerek özetlemiş. Sanat uzun hayat kısa…

Mutluluk Güzel Kokar

anette inselberg mutluluk nasıl kokar

 

Mutluluk Güzel Kokar
Dostum birden soruverdi:
– Bir insanın mutlu olduğu nasıl anlaşılır?
Şöyle düşünmüş olmalıyım:
– Bilmem gözlerinin parlaklığından, neşesinden, belki yüzüne vuran iç aydınlığından.
Dostum hepsini kabul eden ama yeterli bulmayan bir el işareti yaptı:
– Bunlar doğrudur. Mutluluk saklanamaz. Mutluluk insanın içinden sızar, bir yerlere girer, orayı değiştirir. Bir de kokusu vardır. Bilir misin mutluluk kokar.
– Mutluluğun kokusu mu?
Doğrusu duymamıştım.
Dostum anlayışla baktı:
– Doğrudur, duymamışsındır. İnsanlar pek farketmezler. Oysa, her ruh halinin kendine özgü bir kokusu vardır. Eğer insanlar koku duygularını kaybetmeselerdi, bunları da bilirlerdi. Ama bir çok şey gibi bunu da kaybettiler.
– Yani, önceden biliyorlar mıydı?
– Elbette, biliyorlardı. Bak hayvanların birbirleriyle iletişim kurmalarında koku nasıl önemli bir rol oynar…
– Evet ama konuşamadıkları için… Dostum biraz sabırsız, sözümü kesti:
– İnsanlar konuştukları için artık kokuya gerek duymuyorlar değil mi? Şimdi sen bana insanların konuştuklarını mı söylüyorsun?
Artık yanıt vermiyordum. Dinlemeyi sürdürdüm.
Dostum:
– Sen de biliyorsun ki insanlar gerçekte konuşmuyorlar. Konuşur gibi yapıyorlar. Öğrendikleri sözcükler var. Birbirlerine onları söylüyorlar. Gerçekte çok azı, çok az zaman için konuşuyor. Onlara da dikkat et, duygu sözcükleri yoktur. Birbirlerine söylemeleri gereken sözleri söylerler. Onun için de çoğunlukla birbirlerini dinlemezler. Gerçekte konuşmayan, gerçekte dinlemeyen insanlar iki önemli iletişim aracını da kaybettikleri için artık anlaşamıyorlar. Koku ve dokunma. İşte gerçek iletişimin iki yolu. İnsanlar ikisini de unuttu.
Onu biraz kışkırtmayı denedim.
– Şimdi insanların birbirlerini koklamalarını mı söylüyorsun?
Umutsuz ve kırgın bir bakışla baktı:
– Keşke ne dediğimi anlasalardı da söyleseydim. Koklamak, öyle incelikli bir duygudur ki, bugünün insanına öğretilmesi gerekir. Zavallı koku alma duygumuz. Öylesine kötü kokularla bozuldu ki, yeniden eğitilmesi gerekiyor. Biliyor musun, insanlar insan kokusunu bile alamıyor. Bir kadının kokusu. Bir erkeğin kokusu. Çocuğun kokusu. Yaşlı insanın kokusu. Umudun kokusu. Bezginliğin kokusu. Hayata kırılmanın kokusu. Mutluluğun kokusu. İnsanlar bütün bunları unuttular. Dokunma da öyle insanlar bunu da unuttu. Bir elin el üstüne konması. Bir omuzun omuza dayanması. Bir sırtın sırta dayanması. Ayakların birbirine sarılması. Bedensel dokunma. Unuttuğumuz ne çok şey var…
Günümüz insanını savunmak istedim:
– Ama sözcükler var, yazı var. Belki o yüzden unutmuşuzdur.
Dostum biraz dalgınlaştı:
Evet yalanların aracı sözler, yalanların aracı yazılar. Bir türlü içimizden geleni söylemeyi, yazmayı bilemediğimiz için yalanlarımızın aracı olanlar. Beden yalan söylemez, dokunuşun yalan söylemez. Bunlar gerçekleri iletir. Sadece gerçekleri…
* * *
Parfüm dünyasının gerçek bir uzmanı şunları söylemişti:
– Parfümler doğanın verdiklerine insan ustalığının katılmasının ürünüdür, ama hiçbir parfüm kadın tenine değmeden gerçek bir koku değildir. Parfüme kişiliğini veren, kadının özel ten kokusudur. Onun içinde parfüm her kadında birbirinden farklı özellikler kazanır. Parfüm sürmenin ustalığı, bu karışımın oluşmasına yardımcı olacak ölçüde biçimde sürmeyi bilmektir.
Böyle sürülmediği zaman kadın sadece parfüm kokar, ama sürmesini bilen kadının kendisi kokar. Önemli olan da parfüm değil, kadının özel kokusudur.
Bu özel kokuyu kadının kadının giydiği eşyaların durduğu gardropta, çamaşırlarında, özel yerlerinde bulabilirsiniz. Dikkat edin özel kokusunu tanımadığınız hiç bir kadını gerçekte tanımış sayılmazsınız. Ne yazık ki insanın kokusuna önem vermeyi bilmiyoruz. Sonra bir gün “mutluluğun kokusunu” tanıyacaksınız. Tenin hafifçe pembeleştiğini göreceksiniz. Güneşin ilk ışıklarına eşlik eden tozpembedir bu. Mutluluğun biraz utangaç, biraz ürkek, biraz çekingen başlayan, ama sonra cesaretle yayılan, güç veren, kendini duyuran özel pembesi. Bu pembeliğin üzerine dikkatle bakacaksınız. Orada buğulu bir nemlenme göreceksiniz. Hep uçan, hep havaya karışan, hep yenilenen uçucu bir nemlenme. Görenlere <<Sende bir şey var, aşıksın galiba>> dedirten bir bahar tazeliği, filiz tadı… Yaklaşın o tene. Yaklaşın ve mutluluğun kokusunu duyun. Birbiriyle uyum içinde binlerce kokunun süzülmüş kokusunu duyun. Pembeden eflatuna, deniz mavisinden güneş sarısına değişen gökkuşağı renklerindeki özel kokuyu. İ
nsanı rahatlatan, dinlendiren, coşturan, kıpırdatan, susturan, konuşturan <<mutluluk kokusunu>>nu duyun. Dünyanın en güzel kokusu budur. Bebeğin annesinden aldığı koku budur. Annenin bebeğinden aldığı koku budur. Seven insanın sevilen insandan aldığı koku budur. Ama bu koku kendiliğinden olmuyor. Buna emek vermek gerekiyor. Sabahların, gecelerin, günışıklarının birbirine karışması gerekiyor. Umutsuz günlerde, umutlu günlerde birbirinin değerini bilmek gerekiyor. <<mutluluk kokusu>> dağlarda, ırmaklarda değil. Bu koku yalnız insanda. İnsanın insan da yarattığı koku bu. İnsanı insan kılmanın kokusu. Sevginin kokusu. Güvenin kokusu. <<İyi ki sen varsın>>ın kokusu. <<Keşke şimdi yanımda olsaydın>>ın kokusu. <<Seni Seviyorum>>un kokusu. <<beni seviyor>>un kokusu. Bir gün mutluluğun kokusunu tanıyacaksınız. O zaman daha da mutlu olacaksınız, biliyorum.
” Kırmızı Işıkta Yürümek … Erdal Atabek “

Eğer kendinizi yitik ve kafası karışmış hissediyorsanız hayatınızı tamamıyla değiştirebilecek insanlarla tanışmaya yakın olabilirsiniz

anette inselberg insanlar öğretmek

 

Bu güzel dünyada, hayatınıza giren her insanın bir sebebi vardır. İster ilahi yolla olsun ister ibretlik olsun, herkes hayatınıza bir sebep için girer ve daima ortada daha büyük bir amaç vardır. Bazen biriyle tanışırsınız ve öyle bir şey olur ki ikinizin hayatı da bir anda değişiverir ya da bu insan her şeyi allak bullak eder. İster iyi ister kötü algılayın ama her rastlantı size en iyiyi sunabilmek için gelir.

Bu gibi farklı ilişki tipleri hayatınızı ilginç hale getiren ve değiştiren şeylerdir. Bazen birileriyle tanışırsınız ve bunu hayatınız boyunca yaşadığınızı veya tevafukun(eşzamanlılık) gücünü tecrübe ettiğinizi hissedersiniz. Eşzamanlılık(tevafuk), Carl Jung’un anlamlı rastlantıları açıklayan, evrenin bize yardım etmek için işaretler ve insanlar gönderdiği inancına sahip bir kavramıdır. Kimse kimseye tesadüfen gönderilmez
Böyle derin manaları anlamak sizi daha ileriye yol almanıza ve kendiniz hakkında daha fazla şey öğrenmenize yardımcı olur.

Eğer kendinizi yitik ve kafası karışmış hissediyorsanız hayatınızı tamamıyla değiştirebilecek insanlarla tanışmaya yakın olabilirsiniz. Belki onların gelişi size ilk bakışta pek fayda etmeyecek ve daha fazla acıya sebep olacak, belki siz de alışılmadık şekilde davranacaksınız ve ancak o kişiyle yollarınız ayrıldığında bir şeyler öğreneceksiniz, Unutmayın bu tecrübelerin hepsi sizi büyütmek ve tekrar kendi yolunuza koymak içndir.

Sebep
Hayatınıza giren insanın bir sebebi vardır ve bu sebep sizin içinizde saklı bazı şeyleri ifade edebilmenizi sağlamak içindir. Hayatınızda zor bir süreçten geçiyorsanız bazı ruhsal bağlantılar gelebilir ve size bu düşünceli anlarınızda çok yardımcı olabilir. Ancak bunun için işaretleri görmelisiniz. Kendi beyninizin içine tıkılıp kalmayın. Örneğin, otobüste yanınıza oturan ve konuşmaktan kaçındığınız o yaşlı teyzenin sizinle sohbet etme çabası, size yeni ufuklar açacak bir koridorun anahtarı olabilir…

Süre
Hayatınıza sadece bir süreliğine giren insanlar olacaktır. Hayatınıza belli süreliğine giren bu insanlar sizi uyandıracak kıvılcımı ateşleyecek kişiler olabilir ya da sizin iyiliğiniz adına takip ettiğiniz yolda size bariyerler koyabilir veya yeri geldi mi sizi durdurabilir. Genellikle bu enerjik bağ o kadar güçlüdür ki çok rahatlıkla hissedersiniz. Bu kişiler bir süreliğine hayatınızda kaldıktan sonra, giderler…
Ömür
Ömürlük ilişki çok özeldir, huzur içinde akar gider ve neşe verir. Sakindir ve çılgın enerjilere ya da telaşa gerek yoktur. Bu ilişkiler size hep iyi hissettirir ve iki taraf da hayat amaçlarına ulaşmak için birbirlerine hizmet ederler. Bu ilişki tipleri bir ömür sürer, çok nadirdir ve değerlidir. Bu bir aşk vasıtasıyla da olabilir, bir arkadaş hatta aile bile olabilir.
Bu gibi bağları tecrübe ederken, insanları etkilemenin en iyi yolu rahatlayıp, kalbinizi sevgiyle doldurmaktır.

Asla ilişkileri zorlamayın, akışına bırakın. Affedin ve karşılaştığınız herkese sevgi yollayın. Hiçbir şey tesadüfen yaşanmaz; her durum, her insan ve her tecrübe sizi olmanız gereken yere götürür. Ömürlük tabir edilen, bu kişilerle ilişkileriniz bu sebepl çok ama çok özeldir.

Etrafınızdaki Bazı Kişilere Dikkat Edin: Hayatınıza Giren Bazı İnsanlar Size Bir Şeyler Öğretmek İçin Gönderildi..Anette

“Söylediğim gibi yaratacağım!”

 

 

Abrakadabra” Ârâmîce bir kelîmedir.
“Abra” Ârâmîce’de “yaratacağım” anlamına gelir. “Alef, Bet, Reş ve Alef” harfleriyle yazılır. Fiilin kökü “B-R-Alef”dir. Bu kök İbrânîce’de de Tevrat’ın ilk cümlesi olan “Başlangıçta Tanrı gökleri ve yeri yarattı”da “Bereşit Bara Eloim et Aşamayim veet Aarets” cümlesinde “Bara”, yani “yarattı” olarak karşımıza çıkar.
Aynı kök Arapça’da da -çoğunlukla yerine H-L-K kökü tercih edilse de- bulunur ve kullanılır. “Abra” sözcüğü de bu kökten az önce sözü edilen gelecek zaman veznine göre türetilmiş bir sözcüktür ve “yaratacağım” anlamına gelir.
“Kadabra” kısmını ise açıklamadan önce bir kez daha bölmek gerekiyor, “Ke’dabra” şeklinde. Buradaki Ke ya da Ki, Ârâmîce’de bir bağlaçtır. Arapça’da “Key”, İbrânîce’de “Ki” şeklinde görülen bu bağlaç İngilizce’deki “like, as, that”, Fransızca’daki “afin que” ya da Farsça’daki “Ke” bağlaçlarıyla benzer ya da aynı anlamdadır. Türkçeye de “ki” olarak çevrilebilir. Kef ve Yod harfleriyle yazılır.
“Dabra”, sözcüğü ise yine Ârâmîce ve İbrânîce’de ortak olan bir kökten, söz, söylemek, demek anlamındaki D-B-R kökünden gelmektedir. Aynı kök İbrânîce’de Tevrat’ın Tesniye Kitabı’nın İbranice adı olan DeVaRim sözcüğünde karşımıza çıkmaktadır ki: bu ad, “sözler” anlamına gelir. Abrakadabra’nın “dabra”sı ise “söyledim, dedim” anlamına gelir Ârâmîce’de…
Netice olarak; Abrakadabra ile ilgili buraya kadarki bilgileri bir araya toplarsak elimizde şu cümlenin olduğunu görürüz: “Söylediğim gibi yaratacağım!”
Abrakadabra, kanımızca Ârâmîce’de “söylediğim gibi yaratacağım” anlamına gelir ve henüz sihirbazlara, “illüzyonist” denmediği dönemlerde, bu türden sihirbazların, bu cümleyi dillendirdikleri anlaşılmaktadır. Arapça, Farsça bir birleşik sözcük olan sihr (büyü) ve baz (oyun, oynayan)’ın böyle bir oyun oynamış olması mümkündür…
Dolayısıyla; bazı sözleri ve söylemleri dillendirirken, ne manaya geldiklerini bilmeden söylediğimizden olacak alışagelmiş bir şekilde kullanıyoruz. Çok değil, az bir araştırmayla “yarı cahilliğimizi cahillik seviyesine” çekebiliriz. Sonrası için ise okumak, okumak, okumak… Ve araştırmak… Belki de edindiğimiz bu bilgiler bizleri aydınlatacak ve söylediğimiz kelîmelerden kurduğumuz cümlelere kadar daha titiz davranmamıza vesîle olacaktır.
Çok fazla uzatmak istemiyorum fakat bir misâl ile noktalayalım yazımızı… Çoğunlukla futbol ve basketbol maçlarında spiker arkadaşlarımız, bir oyuncu için, “pozisyonu yoktan vâr etti” diyerek; aslında ne kavrama, ne kelîmelere, ne de akıl ve mantığa uygun bir cümle kuramadığını her defasında cümle âleme îlân etmektedirler. Bu örnekleri günlük hayatımızdan yola çıkarak da çoğaltabilirsiniz.
Kalın sağlıcakla… İrfan Atasoy- Türkiye Gazetesi yazısıdr.
***
Not: Bu köşe yazım; yazar, dil uzmanı ve çevirmen Mahir Ünsal Eriş’in notlarından derlenmiş olup, konu hakkındaki çeşitli araştırmalarımı kapsamaktadır.
İrfan Atasoy- Türkiye Gazetesi yazısıdr.
Kaynak: Filiz Kılıçarslanla Yaşam Öğretileri

Fırtınadan Sonra…

53764486_402858097166867_699219662176518144_n[1]

Fırtına geçtikten sonra nasıl atlattığınız hatırlamayacaksınız. Nasıl hayatta kaldığınızı da… Hatta, fırtınanın dinip dinmediğinden bile emin olamayacaksınız. Ancak bir şey kesindir, fırtınadan çıktıktan sonra fırtınaya girenle aynı insan olmayacaksınız…

Hariku Murakami

“Söylediğim gibi yaratacağım!”

anette inselberg abra kadabra

 

Abrakadabra” Ârâmîce bir kelîmedir.
“Abra” Ârâmîce’de “yaratacağım” anlamına gelir. “Alef, Bet, Reş ve Alef” harfleriyle yazılır. Fiilin kökü “B-R-Alef”dir. Bu kök İbrânîce’de de Tevrat’ın ilk cümlesi olan “Başlangıçta Tanrı gökleri ve yeri yarattı”da “Bereşit Bara Eloim et Aşamayim veet Aarets” cümlesinde “Bara”, yani “yarattı” olarak karşımıza çıkar.
Aynı kök Arapça’da da -çoğunlukla yerine H-L-K kökü tercih edilse de- bulunur ve kullanılır. “Abra” sözcüğü de bu kökten az önce sözü edilen gelecek zaman veznine göre türetilmiş bir sözcüktür ve “yaratacağım” anlamına gelir.
“Kadabra” kısmını ise açıklamadan önce bir kez daha bölmek gerekiyor, “Ke’dabra” şeklinde. Buradaki Ke ya da Ki, Ârâmîce’de bir bağlaçtır. Arapça’da “Key”, İbrânîce’de “Ki” şeklinde görülen bu bağlaç İngilizce’deki “like, as, that”, Fransızca’daki “afin que” ya da Farsça’daki “Ke” bağlaçlarıyla benzer ya da aynı anlamdadır. Türkçeye de “ki” olarak çevrilebilir. Kef ve Yod harfleriyle yazılır.
“Dabra”, sözcüğü ise yine Ârâmîce ve İbrânîce’de ortak olan bir kökten, söz, söylemek, demek anlamındaki D-B-R kökünden gelmektedir. Aynı kök İbrânîce’de Tevrat’ın Tesniye Kitabı’nın İbranice adı olan DeVaRim sözcüğünde karşımıza çıkmaktadır ki: bu ad, “sözler” anlamına gelir. Abrakadabra’nın “dabra”sı ise “söyledim, dedim” anlamına gelir Ârâmîce’de…
Netice olarak; Abrakadabra ile ilgili buraya kadarki bilgileri bir araya toplarsak elimizde şu cümlenin olduğunu görürüz: “Söylediğim gibi yaratacağım!”
Abrakadabra, kanımızca Ârâmîce’de “söylediğim gibi yaratacağım” anlamına gelir ve henüz sihirbazlara, “illüzyonist” denmediği dönemlerde, bu türden sihirbazların, bu cümleyi dillendirdikleri anlaşılmaktadır. Arapça, Farsça bir birleşik sözcük olan sihr (büyü) ve baz (oyun, oynayan)’ın böyle bir oyun oynamış olması mümkündür…
Dolayısıyla; bazı sözleri ve söylemleri dillendirirken, ne manaya geldiklerini bilmeden söylediğimizden olacak alışagelmiş bir şekilde kullanıyoruz. Çok değil, az bir araştırmayla “yarı cahilliğimizi cahillik seviyesine” çekebiliriz. Sonrası için ise okumak, okumak, okumak… Ve araştırmak… Belki de edindiğimiz bu bilgiler bizleri aydınlatacak ve söylediğimiz kelîmelerden kurduğumuz cümlelere kadar daha titiz davranmamıza vesîle olacaktır.
Çok fazla uzatmak istemiyorum fakat bir misâl ile noktalayalım yazımızı… Çoğunlukla futbol ve basketbol maçlarında spiker arkadaşlarımız, bir oyuncu için, “pozisyonu yoktan vâr etti” diyerek; aslında ne kavrama, ne kelîmelere, ne de akıl ve mantığa uygun bir cümle kuramadığını her defasında cümle âleme îlân etmektedirler. Bu örnekleri günlük hayatımızdan yola çıkarak da çoğaltabilirsiniz.
Kalın sağlıcakla… İrfan Atasoy- Türkiye Gazetesi yazısıdr.
***
Not: Bu köşe yazım; yazar, dil uzmanı ve çevirmen Mahir Ünsal Eriş’in notlarından derlenmiş olup, konu hakkındaki çeşitli araştırmalarımı kapsamaktadır.
İrfan Atasoy- Türkiye Gazetesi yazısıdr.

Kaynak: Filiz Kılıçarslanla Yaşam Öğretileri

2019 yılının Göbeklitepe yılı ilan edilmesinin ardından gözler eserin bulunduğu Şanlıurfa’ya çevrildi.

2019 yılının Göbeklitepe yılı ilan edilmesinin ardından gözler eserin bulunduğu Şanlıurfa’ya çevrildi. . İşte Göbeklitepe hakkında merak edilenler… (Fotoğraflar: Anadolu Ajansı)

ANETTE İNSELBERG GÖBEKLİTEPE
“2019 yılını Göbeklitepe yılı olarak ilan ediyoruz. Sadce Göbeklitepe yılı ilan ederken onunla kalmayacağız Gaziantep, Mardin, Adıyaman da bu işin içerisinde olacak. 5 ilimiz bu işinde içinde olacak şekilde bölgeyi ayağa kaldıracağız. Bu kadim yerleşim alanı tüm dünyanın dikkatini çekecek özelliktedir” diyerek geçtiğimiz günlerde 2019 yılının Göbeklitepe Yılı ilan edildiğini duyuran Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Göbeklitepe’nin resmi açılışını yaptı.
Göbeklitepe geçtiğimiz temmuz ayında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Burası “insanlık mirası” kavramının adeta ete kemiğe büründüğü yer çünkü insanlık kültür ateşini burada yaktı.
Doğuş Grubu’nun 20 yıllığına ana sponsoru olduğu Göbeklitepe’nin daha iyi korunması için geçtiğimiz aylarda çatı koruması ve seyir terası inşa edilmişti. Tarihi alanda neolitik döneme ait boyları 6 metreyi buylan yabani hayvan figürlü dikili taşlar ve tapınak kalıntıları yer alıyor.

Yazar Yonca Eldener ise ‘Göbeklitepe Muhafızı’ kitabında, UNESCO Dünya Mirası listesine giren Göbeklitepe hakkında bilmeniz gerekenleri yazdı.
GÖBEKLİTEPE NEDİR?

ANETTE GÖBEKLİTEPE

Arkeologlar bu alanın avcı erkeklerin şölenler düzenlendiği sezonluk bir toplanma yeri olduğunu söylüyor. Avcıların neden bir araya geldiklerine dair fikirler ise çeşitli. Düşman kabilelerin barış yapmak için burada şölenler düzenlediklerini söyleyenler var. Bazıları dikilitaşların avcıların atalarını sembolize ettiğini düşünüyor. Kimileri de sembollerin takımyıldızlarıyla ilişkili olduğunu düşünüyor. Göbeklitepe’yi uzaylıların veya Atlantisvari çok gelişmiş bir medeniyetin yaptığını düşünenler hiç de az değil.

ANETTE TEPE
Dijital çağa gelebilmemiz için sanayi devriminden geçtik ancak ondan da önce geçtiğimiz ilk basamak kültürel devrimdi. Anadolu ise Taş Çağı’nda yaşanan gelişmeler ile bu kültürel devrimin kalbinde duruyor. Taş Çağı bize her ne kadar günümüzle ilgisi olmayan çok eski devirler gibi gelse de aslında bizi bugünkü toplumsal ve zihinsel yapıya taşıyan kavramların tohumları bu dönemde atıldı. Tarıma, üretime ve yerleşik hayata bu çağda geçtik ve ardından kentler, devletler, imparatorluklar ve karmaşık toplumsal kurumlar geldi. Anadolu bu noktada medeniyetin neredeyse kilit taşı rolünde. Bunu tescilleyen ise Göbeklitepe’nin bulunması oldu.

GÖBEKLİTEPE’DE NELER OLDU VEYA OLMUŞ OLABİLİR?

Öncelikle şehirden önce tapınakların geldiğini öğrendik ve şaşırdık. Kalabalık toplulukların bir araya gelmesindeki birleştirici gücün inanç ve şölen eksenli olabileceğini konuşmaya başladık. Çok küçük gruplar halinde gezen avcı-toplayıcılar, kalabalıklar halinde -sezonsal olarak- burada toplanmaya ve şölenler yapmaya başlamışlar gözüküyor. İnşa ettikleri tapınaklar avcı-toplayıcılardan beklenmedik düzeyde bir organizasyon yeteneği, örgütlenme kapasitesi, soyut düşünme becerisi gerektiriyor. Karşımıza sanıldığı gibi ilkel değil, aksine son derece karmaşık topluluklar olarak çıktılar.

Gerçekten de bu tapınakları yapmak için kalabalık bir işgücü, işgücünün organizasyonu, denetimi ve inşaat ustalığı gerekiyor. Bu durumda Göbeklitepe’de devam eden inşaatlar uzmanlaşmanın ve hiyerarşinin önünü açmış olabilir. Uzmanlaşma, bazı avcılar için -en azından inşaatlar süresince- artık karnını doyurmak için avlanmanın ötesinde bir meslek sahibi olmak demek. Kalabalık grupların denetimi ve organizasyonu ise yönetici sınıfına doğru büyük bir adım atılması… Avcı, çiftçi, sanayici, yazılımcı zincirini küçücük bir bitki tetikliyor; buğday…

ANETTE İNSELBERG BUĞDAY

Göbeklitepe’nin tetiklemiş olabileceği değişimler bununla da sınırlı kalmıyor. Kalabalık şantiye çalışanlarını doyurmak için kalıcı bir besin kaynağı arayışına girilmiş ve tarımın keşfi tetiklenmiş olabilir. Dünyada ilk kez evcilleştirilen 2 buğday türü Urfa’da bulunuyor. Sapiens’in yazarı Harari’ye göre aslında biz buğdayı değil, buğday bizi evcilleştirdi. Resme böyle bakınca o buğday çok şeye kadir çünkü insanlığı tamamen dönüştürüyor; avcı, çiftçi, sanayici, yazılımcı zincirini küçücük bir bitki tetikliyor. Ve Göbeklitepe’de düzenli olarak şölenler düzenleniyor olabilir çünkü kazılarda onlarca hayvan kemiği bulundu. Yani medeniyetimizi bu şölenler etrafında kurmuş olabiliriz. Bu şölenlerin sosyal birleştiriciliği kadar bazı hırslı kişilerin öne çıkma çabasıyla eşitsizliğin temelleri atılmış olabilir. Ve kabartmalardaki süsleme olmadığı dile getirilen semboller hiyeroglifler gibi resim yazısının atası olabilir. Ne sıra dışı değil mi?

GÖBEKLİTEPE NASIL BULUNDU?

Göbeklitepe’nin bulunuş hikayesi 1986’da tarlanın sahibi Şavak Yıldız’ın iki kireçtaşı heykel bulup müzeye götürmesiyle başlıyor. Benzeri olmadığı için ne olduğu anlaşılamayan heykeller uzun süre depoda bekliyor. Ta ki Urfa’daki başka bir taş çağı yerleşimini kazan iki arkeolog depoya eser teslim etmek için gelene kadar.

Bu iki arkeolog Nevali Çori adlı taş çağı yerleşimi baraj suları altında kalmadan kurtarma kazısı yapan ekiptenler. Burada hem eşsiz heykeller hem de ilk defa T başlı bir tapınak bulunduğu için tecrübeliler ve depodaki heykeller hemen ilgilerini çekiyor. Ve Göbeklitepe neresi aramaya başlıyorlar.

Klaus Schmidt heykellerin bulunduğu alanda bir süre sonra kazılara başlıyor. 2 yıl sonra nihayet tapınaklara ulaşılıyor ancak arkeologlar tarafından değil. Tarla sahibi alanın diğer bir köşesinde tarlasını sürmek için taşları temizlemeye çalışırken büyük bir taşa rastlıyor. Yerinden oynatamadığı taşı geldiğinde Schmidt’e gösteriyor. Alman arkeolog yerde gömülü taşın Nevali Çori’den aşina olduğu tapınaklara ait T başlı bir dikilitaşın ucu olduğunu hemen anlıyor.

GÖBEKLİTEPE TAPINAKLARI NEYE BENZİYOR?

Yüz yılın en heyecan verici arkeolojik buluntusu gün yüzüne çıkarıldığından beri tüm dünyada ilginin odağı. Göbeklitepe heyecan verici çünkü 12 bin yıllık yaşı ve Taş Çağı için gerçekten de çok büyük olan boyutları ile benzersiz. Toprak altında radarla tespit edilenler dahil 20 kadar tapınak bulunuyor. Dairesel formda büyük yapılardan kare şeklinde olan küçük yapılara kadar burası bir tapınak kompleksi. Tapınakların merkezinde iki büyük dikilitaş bulunuyor. Çevresinde ise on kadar dikilitaş daha var ve alçak çevre duvarına yerleştirilmişler. Üzerleri yırtıcıların ağırlıkta olduğu enfes hayvan kabartmaları ile bezeli.

Ziyarete açık bölümde tapınakları daire şeklinde ahşap bir yol çevreliyor . Yukarıdan tamamen kazılmış 4 tapınak görülebiliyor. Bu tapınaklar A, B, C ve D tapınakları olarak adlandırılmışlar. A tapınağında yılan, B de tilki, C de yaban domuzu ve D de kuş ve yılan kabartmaları yoğunlukta. Bu tapınakların farklı klanlara ait olup olmadığı önemli bir soru. Tapınakların en büyüğü ve süslüsü olan D tapınağının ortasındaki iki dikilitaş hemen dikkat çekiyor. Üzerinde kolları, incecik parmakları, süslü önlüğü ve T şeklinde başı ile bu ululuğu vurgulanmış bir insanı tasvir ediyor. Diğer dikilitaşların yüzü saygıyla merkezdekilere dönük. Bizim yüzümüz de saygıyla taşlara…

ANETTE İNSELBERG TAPINAK

Çünkü bu tapınakların yapıldıkları dönemde henüz ne hayvan evcilleştirilmiş ne yerleşik hayata geçilmiş ne de tarım yapılıyor. Göbeklitepe’yi inşa edenler, tarih kitaplarından bildiğimiz uzun saçlı, taş baltalı avcı-toplayıcılar. Ellerinde sadece obsidiyen ve çakıl taşları var ve dikilitaşların üzerlerine çeşitli hayvanlar, hatta soyut semboller işlemişler. Dahası 5-6 ton ağırlıkta ve 5,5 metreye varan uzunluktaki dikilitaşları civardaki taş ocaklarından taşımış ve ana kayadan şekillendirilmiş kaidenin tam ortasına dimdik yerleştirmişler. Bu gerçekten de akıl almaz…

Yazar Yonca Eldener ise Göbeklitepe Muhafızı kitabında, UNESCO Dünya Mirası listesine giren Göbeklitepe hakkında bilmeniz gerekenleri yazdı

Tirit çorbasından Ciğer kebabına, Göbeklitepe’den Balıklıgöl’e 10 maddede Şanlıurfa

2019 yılının Göbeklitepe yılı ilan edilmesinin ardından gözler eserin bulunduğu Şanlıurfa’ya çevrildi. Yerli ve yabancı birçok turisti ağırlayan Göbeklitepe’ye bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan da ziyarette bulunarak resmi açılışını yapacak. Güneydoğu’yu keşfe çıkanların vazgeçilmez duraklarından Şanlıurfa, sayıları bini bulan efsaneleri, tatlıyla acıyı harmanlayan geniş mutfağı ve verimli ovalarıyla meşhur. Peygamberler şehri olarak bilinen Şanlıurfa’nın aslında Babil’den Hitit’e, Pers’ten Roma’ya uzanan muhteşem bir tarihi var. Tam bir uygarlıklar beşiği Urfa’ya yolunuzu düşürmenize neden olacak yüzlerce neden var ama biz 10 tanesini sizin için seçtik. İşte Şanlıurfa hakkında bilmeniZ gerekenler…

1- GÖBEKLİTEPE

ANETTE İNSELBERG GÖBEKLİTEPE

Keşfi 1963 yılına dayanan Göbeklitepe 12 bin yıllık bir geçmişe sahip. İnşası M.Ö 10000 yılına uzanan Göbeklitepe tarihteki en eski ve en büyük ibadet merkezi olarak biliniyor.
GÖBEKLİTEPE, UNESCO DÜNYA MİRASI KALICI LİSTESİ’NE ALINDI
Göbeklitepe İngiltere’de bulunan Stonehenge’den 7 bin Mısır piramitlerinden ise 7500 yıl daha eski. Ayrıca yerleşik hayata geçişi temsil eden buğdayın atasına da Göbeklitepe eteklerinde rastlanmış.
Neolitik döneme ait Göbeklitepe’de kazılar 80 dönüme yayılan bir alanda devam ediyor. Bölgede şu ana kadar 20 tapınak tespit edildi ancak yalnızca 6 tapınak gün ışığına çıkartılabildi.
2- BALIKLIGÖL

ANETTE İNSELBERG BALIKLI GÖL

Urfa peygamberler kenti olarak biliniyor. Geçmişi 12 bin yıllık tarihe sahip kentte Âdem, Eyyüp, İbrahim, Şuayip ve İlyas peygamberlerin yaşadığına inanılıyor.
Bu nedenle kentte çok sayıda kutsal kabul edilen mekan var. Balıklıgöl ise Urfa’nın en önemli simgelerinden biri. Kutsal kabul edilen balıklarını ve Rizvaniye Camii’nin suyun üstüne düşen muhteşem aksini izlemenin mistik bir büyüsü var. Bulunduğu yerde iki göl, Aynzeliha ve Halil-Ür Rahman yer alıyor.

İnanışa göre Nemrut’un putlarına savaş açıp tektanrı inancını yaymaya uğraşan İbrahim Peygamber’in ateşe atıldığı yer bir göle dönüşmüş, odunlar da balık olmuş. Peygamber de hemen yanındaki bir gül bahçesine düşmüş. Hz. İbrahim’in hemen arkasından kendini ateşe atan Nemrut’un kızı Zeliha’nın düştüğü yerde bir başka göl olup Aynzeliha adını almış.

3- YÖRESEL ŞANLIURFA MUTFAĞI

Urfa 12 bin yıllık bir şehir ve bu uzun geçmişi boyunca pekçok medeniyete ev sahipliği yapmış. Kentin içindeki sinagog, kilise ve camiler bu kültürel geçmiş konusunda ipuçları taşıyor.
DAMAK ÇATLATAN LEZZET: KEME KEBABI

Urfa’nın çok dinli ve kültürlü yapısı mutfağına da yansımış. Arap tiriti, yahudi köftesi, kürt mezesi ve lebeni, bu geniş yelpazaden örnekler.

ANETTE İNSELBERG YÖRESEL YEMEK

Urfa’nın adıyla özdeşleşmiş çiğ köfte, kentin adını verdiği kebabı, müthiş lahmacunu kentin en bilinen yemekleri.

İsot başta olmak üzere birçok baharat, bulgur ve salça ise Urfa mutfağının vazgeçilmez malzemeleri. Özellikle yiyeceklerde doğallığın peşinde olanlar için söyleyelim volkanik Karacadağ toprağında yetişen pirinç ise bir baş yapıt.

Tatlılar ise muhteşem. Unutmadan söylemek lazım. Gaziantep’in medarı iftarı baklavanın tüm malzemeleri Urfa’dan yetişiyor. Hatta fıstık bile.

4- URFA KAHVALTILARI

Urfalılar güne güçlü bir kahvaltıyla başlıyor. En gözde kahvaltı ise sabah erken saatlerden itibaren baştan çıkarıcı kokusu ile gel gel yapan ciğer kebap. Şanlıurfa’da sabah namazının ardından hummalı bir gün başlıyor. Ciğerciler de erken saatlerde gün doğmadan işbaşı yapıyor, güneş batana kadar devam ediyorlar. Güneş ile ciğer bir arada olmuyor.

Bu nedenle ciğer sabahları kahvaltıda ve akşam saatlerinde yeniyor. Urfa’da ciğer; soğan, maydanoz ve biber doğranıp dürüm yapılarak ayran eşliğinde yeniyor. Ciğer dürümü içine başka bir malzeme katmadan yiyenler de az değil. Onlara göre soğan ciğerin tadını bozuyor.

Ciğer kebap istemeyenler için ise tirit çorbası var. Kuzu gerdanı eti, kemik ve ilik ile pişirilip içine lavaş ekmegi katılarak servis ediliyor. İsteyenler bu kuvvetli çorbayı sarımsaklı yoğurt ile tüketiyor. Evlerde ise fırından yeni çıkmış tırnaklı pide ve közde pişmiş acı isot biberi en çok tercih edilen kahvaltılık.

Evlerde ise fırından yeni çıkmış tırnaklı pide ve közde pişmiş acı isot biberi en çok tercih edilen kahvaltılık.

5- URFA SOKAKLARINDA KAYBOLMAK

ANETTE İNSELBERG URFA

Her tarafından tarih fışkıran Şanlıurfa, taş duvarlar, kemerler, camiler ve kalesi ile mistik bir şehir. Her biri birbirine bağlı dar sokaklara sahip bu şehir, ziyaretçilerine merak içinde etrafa bakınarak zamanı unutturmayı ve kaybolmayı vaadiyor.

Eski şehir ile birlikte çarşı içindeki Gümrük Han, Hüseyniye Çarşısı’ndaki bakırcılar, Kazzaz Han’da şal ve yöresel kıyafet satan dükkanlar, Sipahi Çarşısı’ndaki kilimciler ve eskiciler ziyaret edilmesi gereken mekanlar.

6- CEVAHİR HAN’DA YEMEK
ANETTE İNSELBERG CEVAHİR HAN
Cevahir Han, Şanlıurfa’da tarihi dokuyu koklayarak, lezzetli bir yemek yemek istiyorum diyenlere önerebileceğimiz tek adres.

İpek yolunda ticaret yapan kervanların duraklarından biri olan büyük bir han içine kurulu bu restoranda sıra geceleri de düzenleniyor.

7- HALFETİ VE TEKNE TURU

ANETTE İNSELBERG HALFETİ

Halfeti, Cittaslow yani Sakin Şehir ünvanını alan nadir yerlerden.

Bir diğer özelliği de, tüm dünyada siyah gülün yetişebildiği tek yer olması. Bu güller tomurcuk şeklinde ve daha fazla büyümüyor. En önemli özelliği ise, dalından koparılıp başka bir yere götürüldüğünde rengi değişiyor, tohumu alınıp başka topraklarda yetiştirildiğinde siyah gül vermiyor.

Halfeti’de yapılacak en etkileyici şeylerden biri tekne turu. Birecik barajı ile sular altında kalan köyleri tekne ile gezmek ve sessizliğin tadını çıkartmak ömrü uzatıyor. Halfeti’den tekneyle yarım saat uzaklıkta yer alan Rumkale ise sıradışı bir zenginlik. Kalede Roma, Bizans ve Haçlıların izleri var. Ermenilerin en üst düzey ruhani liderleri 1200’lü yıllarda burada yaşamış.

8- HARRAN VE KONİK EVLERİ

ANETTE İNSELBERG HARAN VE KONİK EVLER

Harran geçmişte, dünyanın ilk üniversitelerinden birine ev sahipliği yapan bir ilim merkeziymiş. Günümüzde bu geçmişi ortaya çıkaracak kazılar devam ediyor ama Moğolların yıkımına uğrayan üniversiteden geriye pek az şey kalmış.

Yine de müthiş kulesi ve Efes’i andıran antik şehir görülmesi gereken noktalardan biri.

Harran’daki bir başka ilgi çekici yapı ise Konik Evler.

Arı kovanı ya da karınca yuvasını andıran evler; Fransa’daki Avignon ve İtalya’daki Alberobello’nun kubbeli evlerine benziyor.

Bu taştan örülüp çamurla kaplanan evler doğal klimaya sahip; yazın serin, kışın sıcaklar.

9- SIRA GECELERİ

ANETTE İNSELBERG SIRA GECESİ

Sıra gecesi geleneği esnafın uzun kış geceleri hem eğlenmek hem de dertleşmek için bir araya gelmesi ile başlamış. Esnaf her cuma gecesi sırayla bir evde toplanır, önce yemek yer, dertleşir sonra hep birlikte türkü söylenirmiş.

Yemek servisini toplanılan evin kadınları yaptığı için alkol tüketilmezmiş. Çiğ köfte ise bir nevi zorunluluk sebebiyle sıra gecelerinin değişmezi olmuş. Sıra başkanı, evlerinde kendilerini ağırlayacak tüm esnafın arasında ekonomik durumu en zayıf olana göre ortak bir menü yaptırır, her evde aynı yemekler ikram edilirmiş.

10- KENTİN TARİHİ ESERLERİ VE ARKEOLOJİ MÜZESİ

ANETTE İNSELBERG ARKEOLOJİ MÜZESİ

Şanlıurfa Türkiye’nin en fazla arkeolojik kazı yapılan şehri. Şanlıurfa’daki arkeoloji müzesi Türkiye’nin en büyük müzelerinden biri. Müzede 74 bin eser bulunuyor.

Bu eserlerin büyük bölümü kazılardan çıkarılmış, bir kısmını da yöre halkı tesadüfen bulup bağışlamış. Giriş katındaki ilk salon Asur, Babil ve Hitit çağlarına ait taş eserlere ayrılmış. Neolitik, Kalkolitik, Eski Tunç dönemlerine ait çok önemli buluntular sergileniyor.

Balıklıgöl’ün yanı başında yer alan Halepli Bahçe’deki Amazon mozaikleri de görülmeyi hakediyor. Üç bin yıl önce, Ege’den Karadeniz’e ve Anadolu’nun içlerine uzanan kültür havzasında erkek egemenliğine karşı duran savaşçı kadınların av sahnesi mozaiği çok etkileyici.

Halepli Bahçe Mozaikleri; tekniği, sanatı ve Fırat Nehri’nin orijinal taşlarından yapılması gibi nedenlerle dünyanın en kıymetli mozaikleri arasında.

(Cengizhan KOCAHAN – cengizhan.kocahan@ntv.com.tr)

Mart🍃🌟 Mimoza Demektir,

anette inselberg kadın mimoza
Hikayesi de çok güzeldir. Türk kadınları da hikayedeki kadınlar gibidir, güçlüdür. Bu nedenle bu baharda sevdiğiniz kadın dostlarınıza mimoza alabilirsiniz✨🌟
İtalya 1946 yılında ikinci dünya savaşından yıkık dökük çıkmış; insanlar bir coşku, yaşama dair bir umut aramaktalardı.
Derken İtalyan Kadın Birliği üyesi olan 3 kadın, toplumun yeniden inşasının “kadın dayanışmasına” bağlı olduğunu düşündüler: Teresa Mattei, Rita Montagnana ve Teresa Noce.🌟🍃
Üç güçlü kadın, bu yaklaşımlarını sembolize etmesi için bir çiçek seçmeyi teklif ettiler. Sunulan tüm teklifler arasında üç tanesi öne çıktı: Karanfil, anemon ve enfes kokusuyla mimoza çiçeği. Aşağıdaki özellikleri sayesinde kazanan mimoza çiçeği oldu:🌟🍃
Sapsarı renkleri ile neşe saçtığı için (savaşla yıpranan moraller, mimoza çiçeği ile düzelsin diye)
Martta çiçek açtığı için (Dünya Kadınlar Gününü sembolize etsin diye)
Büyük bir ağaç haline gelene kadar çok fazla emek ve bakım gerektirmediği için (İtalya da mimoza çiçeği gibi hızla kalkınabilsin diye)
En önemlisi de, aynı kadınlar gibi kırılgan görünümlerinin arkasında güçlü bir karakter barındırdığı için (mimoza çiçeği zor coğrafi koşullarda bile çiçek açabilir).
O gün bugündür başta İtalya ve Rusya’da olmak üzere, Dünya Kadınlar Gününde (8 Mart) kadınlara mimoza çiçeği hediye edilmektedir. Bir kadın sadece sevgilisinden veya çocuklarından değil; dayanışmayı sembolize ettiği için kadın dostlarından da mimoza çiçeği hediyesi alır.🌟🍃🌟
Mimoza çiçeğinin özelliklerini ve dünya literatüründeki yerini göz önüne aldığımızda, mimoza çiçeğinin aşağıdaki anlamları taşıdığını söyleyebiliriz:
“Dayanışma
Ölümsüzlük ve Diriliş
Hassasiyet, Çoşku ve Umut”🌟