İstediğimiz hayatı yarattığımız bilimsel olarak kanıtlandı

timthumb1

 

 

“Eğer şu ana kadar isteklerimiz gerçekleşmediyse, en şiddetli arzularımıza ulaşamadıysa; eğer hayatımıza hiç istemediğimiz şeyler girdiyse, eğer mutsuzsak veya yenilgiye uğradıysak, bütün bunların sebebini Rezonans Kanununda bulabiliriz. “ Pierre Franckh, bu kitabında Rezonans Kanununu kavrayıp onu nasıl kullanacağımızı anlamaya başladığımız anda, hayatımızdaki her şeyin mümkün olabileceğini anlatıyor. Yazar, hayatımızı kalbimizle değiştirebileceğimizin de altını çiziyor.
Düşünce gücümüzle maddeye etki edebilir miyiz?
Kim olmayı istiyorsun?
İsteklerimizi hangi yolla yayıyoruz?
ideal partneri yaşamımıza çekmemizi sağlayan en uygun rezonans alanını nasıl oluştururuz?
Rezonans alanın yazılı ve görsel izlenimlere nasıl tepki verir?
Eğer istediğimiz sonuçları elde etmeye çalışıyorsak; düşüncelerimizi, duygularımızı ve inançlarımızı gözlemleyerek yönlendirmeye başlamalıyız. Çünkü hissettiğimiz ya da düşündüğümüz her şey, bir rezonans alanı oluşturur ve biz isteklerimizi yönetebiliriz.
İmkansız, sadece bizim imkansız olduğunu düşündüğümüz şeydir.
Belki de şu anda imkansız olduğunu düşündüğün şey, işte bu sınırsız olanakların imkansız olmadığı fikridir. Öyleyse bu senin şahsi kanaatindir. Bunun doğru ya da yanlış; iyi ya da kötü bir tarafı yok. Bu senin, kendi kanaatindir ve yaşamın da bu doğrultu da ilerleyip gelişecektir.
Ama ya hayat görüşün ve inandıkların yanlış bilgi ve olgulara dayanıyorsa?
En yeni bilimsel araştırmalar, duygu, düşünce ve inançlarımız sayesinde olduğumuzu, hiçbir şüpheye yer bırakmazsızın ispatlıyor. Zira duygularımızla desteklenmiş ve kaydedilmiş inançlarımız muazzam bir rezonans alanı oluşturuyor. Ve bu rezonans alanındaki titreşimlerle uyum içinde olan her şey, evet dünya üzerindeki her şey, bu titreşime ayak uydurmak durumunda kalıyor.
Demek ki asıl soru şu: Sen şu anda hangi rezonans alanını oluşturuyorsun? Ve bu soruyla kendimizi konunun tam ortasında buluyoruz.
Rezonans Nedir?
Resonantia = Akis
Rezonans = Eko, yankı, titreşim
Rezonans Kanunu, evrendeki her şeyin birbirleriyle titreşimler aracılığı ile nasıl iletişim halinde olduğunu anlamamızı sağlar. Vücudumuzun her bir organı ve hücresi de dahil olmak üzere dünyadaki bütün nesnelerin ve canlıların kendilerine has bir titreşimleri vardır. Bu, madde içinde böyledir. Maddenin titreşim enerjisini incelediğimizde farklı objelerin genellikle farklı frekanslarda titreştiğini görürüz. Bazıları da aynı ya da benzer frekansta titreşir.
Bunu piyanodan da biliriz; piyanonun herhangi bir tuşuna bastığımız zaman, bu tuşla uyumlu olan diğer bütün teller de titremeye başlar. Notaların daha pes ya da tiz olması, hiç önemli değildir. Uygun frekansta olmaları onların titreşime geçmeleri için yeterlidir.
Diğer insanlar, nesneler veya olaylar, eğer bizimle aynı frekansta iseler, içimizde oluşturduğumuz titreşim alanına karşı koyamazlar. Bizim titreşimlerimize tepkisiz kalmaları mümkün değildir. Nasıl ki piyanonun basılan tuşuyla aynı frekanstaki diğer teller bu tuşun hareket ile titreşmek durumunda kalıyor ise, bizimle aynı frekanstaki insanların, nesnelerin ve olayların da bizim titreşimlerimize katılmaktan başka seçeneği yoktur.
Peki ama diğer varlıkların bizim enerjimizle titreşime geçmesi bize ne yarar sağlar? Burada, Rezonans Kanununun şu temel kuralı devreye giriyor: BENZERLER BİRBİRİNİ ÇEKERLER.
Bizim titreşimlerimizle uyumlu olan her şey, karşı koymaksızın bizim hayatımıza çekilecektir. Bu, bizim için her zaman olumlu bir şey anlamına gelmez. Mesela titreşim bazen maddeyi tahrip edecek kadar kuvvetli olabilir. Bir opera sanatçısı sadece sesinin gücü ile bir bardağı çatlatabilir. Burada yaptığı şey enerjiyi boşluktan bardağa iletmektir. Eğer bardağa iletilen enerji bardakla aynı titreşime sahipse, yani bardağın moleküler yapısı ile aynı frekanstaysa, basınç bardağı çatlatacak kadar büyük olabilir.
Biz bir bardak gibi çatlamayız tabii ki. Ama içimizdeki “negatif titreşim enerjisi” olarak adlandırdığımız şey; bizde hoşlanmadığımız, huzursuzluk verici hislerin uyanmasına, hatta belki sarsıcı olayların yaşamımıza çekilmesine sebep olabilir.
İşte bu yüzden, nasıl bir titreşim içinde olduğumuzun, bilerek veya bilmeyerek hangi rezonans alanını oluşturduğumuzun farkına varmak, bizim için çok mühimdir.
İsteklerimizi Hangi Yolla Yayıyoruz?
“Ön yargıları yıkma, atomu parçalamaktan daha zordur” Albert Einstein
Kalp, ezelden beri sevginin en kuvvetli sembolü ve duygularımızın merkezi olarak kabul edilirdi. Ama sonra tıp ve modern bilim ortaya çıktı ve bize, kalbin sadece vücudumuzda kanın dolaşımını sağlayan bir pompa olduğunu yutturmaya çalıştı. Biz “normal insanlar” ise, elimizde halihazırda bunun aksini kanıtlayacak herhangi bir delilimiz olmamasına rağmen, kalbimizin duygularımızın merkezi olduğu inancımızı asla kaybetmedik. 1993 yılında duyguların insan vücudu üzerindeki hakimiyeti hakkında bir araştırma yapılmak istenmiş ve bunun için duygularımızın oluşumundan sorumlu olduğu düşünülen bölgeye, yani kalbimize odaklanılmış. Oldukça çabuk, daha araştırmaların başında herkesi hayrete düşüren bir şey tespit edildi ve bu buluşun neden daha önce yapılmadığının şaşkınlığı yaşandı. Bu nefes kesici buluş; kalbin muazzam büyük bir enerji alanıyla çevrili oluşuydu. Burada bahsedilen alanının çapı yaklaşık iki buçuk metredir.
Bir düşünün, kalbimiz beynimizin oluşturduğundan çok daha büyük bir enerji alanı oluşturuyor. Bilim şimdiye kadar beynin, sahip olduğu elektromanyetik nabızlarla en büyük yayın alanına sahip olduğunu varsayıyordu. Ama şimdi bundan çok daha büyük bir enerji alanı bulundu, insan vücudundan dışarı uzanacak kadar kuvvetli bir enerji. Böylece ilk şaşkınlık atılmasıyla birlikte, akıllara kalbimizin etrafındaki bu enerji alanın nasıl bir görevi olduğu sorusu geldi. Geldiğimiz noktada ulaştığımız bilgiler şaşırtıcı olduğu kadar önemlidir de.
Kalbimiz tarafından oluşturulan elektromanyetik alan vücudumuzdaki organlarla iletişim halindedir. Hatta beyin ve kalbin arasında bir bağlantının bulunduğu ve bu bağlantıyla kalbin beyne hangi hormonları, endorfini ya da diğer kimyasalları salgılaması gerektiğini bildirdiği kanıtlanabildi.
Beynimiz bağımsız hareket etmiyor, aktiviteleri için gerekli sinyalleri kalbimizden alıyor.
Hepsi bu kadar da değil! bilim adamları araştırmalarında kalbimizden yayılan bu elektromanyetik alanın sadece duygularımız tarafından oluşturulmadığını ve gücünü diğer önemli bir kaynaktan, kanaatlerimizden; yani derin bir inançla bağlandığımız ve hayatımıza doğrultusunda yön verdiğimiz düşüncelerimizden aldığını buldular. Bütün duygu ve düşüncelerimiz kalbimizin enerjisinde bilgi olarak bulunmakta ve vücudumuzdan yayılan en kuvvetli sinyal olarak sadece beynimize ve organlarımıza değil, aynı zamanda dünyanın derinliklerine doğru taşınmaktadır. Bu ezeli gerçeğin yansımalarını “kendini derin bir inançla savunmak” “bir şeyi kalpten istemek” ve tabii “kalbinin sesini dinlemek” gibi bazı deyimlerimizde görmek mümkündür.
Kalbimiz, inanç ve duygularımızı elektromanyetik titreşimlere ve dalgalara dönüştüren bir tür aracı olarak hizmet eder. Ve bu elektromanyetik dalgalar vücudumuzla sınırlı kalmaz, bütün çevremize uzanır, bizi kuşatan her şeyle iletişim halindedir. Kalbimiz, bütün inançlarımızı, geleceğe yönelik düşlerimizi ve duygularımızı başka bir dile, titreşimlerin ve dalgaların kodlanmış diline çevirir ve bunları evrene gönderir.
İnançlarımız kalbimizin yaydığı elektromanyetik dalgalar sayesinde fiziksel dünyayla etki alışverişinde bulunur. Yayılan bu enerjinin ne denli büyük olduğunu HeartMath Enstitüsü’nün yaptığı araştırmalar gözler önüne seriyor:
Kalbin elektrik akımı (EKG), beyinde oluşan elektrik akımından (EEG) altmış kez daha kuvvetlidir.
Kalbin manyetik alanı ise beyninkinden beş bin kez daha kuvvetlidir.
Demek ki kalbimizle, beynimizle yaydığımızdan çok daha fazla enerji yayıyoruz. Peki bunu bilmek, bizim için neden bu kadar önemli? Çok basit, çünkü bu sayede, bazı dileklerimiz hemen gerçekleşirken, bazılarının gösterdiğimiz tüm çabalara rağmen neden bir türlü tezahür etmediğini anlıyoruz.
İsteğimizin gerçekleşeceğine gerçekten inanmadan olumlama (imgeleme) yaparsak ya da bir şeylerin hayalini kurarsak, sadece beynimiz elektromanyetik dalgalar yayarken, duygularımızın gerçek merkezi olan kalbimiz beş bin kat daha büyük bir kuvvetle, genellikle tereddüt ve korku olan asıl inancımızı dünyaya yayar. Bunun sonucu apaçık ortadadır; hayatımızda sadece kalbimizin derinliklerinde gerçekleşeceğine inandığımız şey gerçekleşecektir.
İnançlarımızı duygularımızla desteklediğimiz zaman yaydığımız enerji çok daha büyük olur. Ama üzgün, depresif ya da bitkinsek, istediğimiz şeyi dileyebiliriz, bu durumda kalbimizden yaydığımız hüzünlü duygular, mantığımızdan gelen isteklerden her zaman daha güçlü olacaktır. Peygamberle, günümüzün ve geçmişin dünyaca ünlü alimleri ve bilgeleri ısrarla “Kalp gözüyle görmeyi” öğrenmemizi söylerler.
Kalbimizle Dünyayı Değiştirebiliriz.
Tüm bu anlatılanlar, sahip olduğumuz inançların evrene yollandığı ve Rezonans Kanununun esaslarına göre evrende kendileriyle aynı titreşimdeki enerjileri aradığı anlamına gelir.
Benzerler birbirini çeker. Bizim enerjimizle rezonans içinde olan her şey hayatımızda tahakkuk edecektir. Sözün özü; inandığımız her şey yaşamımızda gerçekleşecektir.
Bu nedenle, isterken dikkat edilmesi gereken en önemli noktalar:
Ne dilersen dile, bunu mantık seviyesinden kalp seviyesine taşı,
İsteklerimizin gerçekleşebilmesi için, bunun mümkün olduğuna kesinlikle inanmalıyız.
İsteklerimizin gerçekleşebilmesi için önce kendimizi mutlu bir ruh haline sokmalıyız.
Öncelikle bilincimizi hedefimize yönlendirmeliyiz ki, hayatımızda gerçekleştirmek istediğimiz şeylerle etkileşime geçebilelim. Hayatımızda sadece derinden inandığımız şeyler gerçekleşebilir. Bu en başta kendi hakkımızdaki düşüncemiz için geçerlidir. Kendimizle ilgili görüşlerimiz yaşayacaklarımızı belirler. Tabii ki bu, bir şeyleri harekete geçirebilmek için gerekli olan güç ve kudrete sahip olabilmek için, bu kudretin bize dışarıdan verilmediğini, içimizden husule geldiğini anlamamız gerektiği anlamına da geliyor. Demek ki dış dünya, her zaman bizim iç alemimizi yansıtır.
İnançlarımız Dış Alemimizi Değiştirmeyi Nasıl Başarıyor?
Son yıllarda modern bilimin tespitlerinde köklü değişiklikler oldu. Değişim 1995 yılında Rus Bilim Akademisi’nde Vladimir Poponin ve Peter Gariaev yönetimindeki araştırmalarla başladı. Bu iki bilim adamının deneylerinin sonuçları o kadar hayret vericiydi ki, bu deneyler Amerika’da tekrar edildi ve sonuçta orada kamuoyuna duyuruldu.
Vladimir Poponin ve Peter Gariaev, “foton” adı verilen ışık parçacıkları vasıtasıyla DNA’nın tutumunu incelemek istiyorlardı. Bu test serisinde vakum oluşturmak için bir borunun içindeki tüm havayı aldılar. Artık vakumda bile kesin bir hiçlik olmadığı biliniyor. Her mekanda özel aletlerle oldukça isabetli ölçülebilen fotonlar (ışık enerjisi) kalıyor. Böylece fotonlar borunun vakumunda oldukça düzensiz bir şekilde dağıldı.
Bir sonraki adımda boruya insan DNA’sı verildi. Ve o anda çok şaşırtıcı birşey oldu. Parçacıklar DNA’nın varlığında daha farklı sıralandı. DNA, fotonlara direkt olarak etki ediyordu. Sanki görünmez bir güçle, fotonları, boruda düzenli bir şekilde sıralamıştı. Artık bu deneyde kesinleşen şey şuydu; İnsanın DNA’sı, fiziksel dünyaya direkt etki ediyor.
Klasik fizikte, daha önce böyle birşey gözlemlenmemişti. Dahası, klasik fiziğin alışılagelmiş mantığında, böyle bir şeye yer yoktu. Yani fotonlar insanların açıklayamadığı bir tutum sergiliyordu. Aslında bu yeteri kadar heyecan vericiydi, ama daha sonra olanlar tartışmasız bir devrim niteliğindeydi…Bilim adamları, DNA’yı borudan aldıkları zaman, fotonların düzenli sıralarını bozup dağınık hallerine geri döneceklerini düşünmüştü. Ama beklenenin tam tersi oldu! Fotonlar sanki DNA hala oradaymış gibi düzenli sıralarında kaldı.
Araştırmacılar deneyleri defalarca tekrarladılar, varılan sonuç aynıydı; fiziksel olarak ayrılsalar bile DNA ve fotonlar arasında hala bir bağ vardı. Görünüşe göre, kuantum fiziğinin “kuantum alanı” dediği bir alan aracılığıyla birbirleriyle bağlantılıydılar. Boşluk olarak tabir ettiğimiz şey aslında hiç de “boş” değildir, bilakis içinde milyarlarca verilerin dalgalar aracılığı ile hareket ettiği ve yayıldığı bir alandır.
Bu deney Rezonans Kanununu anlayabilmemiz için oldukça aydınlatıcı olmuştur. Ayrıca bu enerji alanını ayrıcalıklı kılan ise; tanıdığımız hiçbir enerji türüne benzememesidir.
Sıkı dokunmuş bir ağ gibi işlediği görülen enerji yüklü bu alan, iç ve dış alemimiz arasında bir nevi köprü görevi görür.
Tıpkı ses dalgalarının, havayı taşıyıcı olarak kullandığı gibi, yaydığımız inanç ve düşünce gücü de dünyaya taşınabilmek için bir aracıya ihtiyaç duyar. Burada, kuantum alanı devreye girerek, bu aracılık görevini üslenir.
Bu enerji alanı, farkında olsak da olmasak da her şeyle ve herkesle bağlantı içinde olmamızı mümkün kılar.
Bu esnada “alıcının” bizden ne kadar uzaklıkta olduğunun hiçbir rolü yoktur. Bu alıcı yan komşumuz da olabilir, dünyanın öbür ucunda bulunan bir kişi de olabilir. Oluşturulan ve yayılan rezonans alanı, her zaman doğru kişiye ulaşır. Böylece istediğimiz hedefimizle aramızda, enerji yoluyla kesin ve aktif bir bağlantı kurabileceksek eğer, neden en büyük arzularımızın gerçekleşmesi için daha fazla bekleyelim ki?
Kuantum alanı sayesinde herşeyle ve herkesle hemen bağlantıya geçebiliriz. Tek yapmamız gereken şey bunun için bir adım atmaktır;
Rezonans Kanunu, her zaman “evet” der.
İnançlarını her zaman doğru çıkarır.
Sana karşı gelmez.
Mesela, hayatının önemsiz olduğuna ve hiçbir anlam taşımadığına mı inanıyorsun, bu inancın, onaylanacaktır.
Gerçek, büyük bir aşkı hak ettiğine mi inanıyorsun, para, manevi ve maddi zenginliği hak ettiğine; hayatının derin, her şeyi kuşatan bir anlamı olduğuna mı inanıyorsun, bu inancın yaşamında gerçekleşecektir.
Neye inandığın enerjinin umurunda değildir, inancın yüksek ahlaki değerler taşıyabilir ya da çok kötü bir şey olabilir sana fayda sağlayabilir ya da hayatını zorlaştırabilir, enerji işin ahlaki kısmıyla ilgilenmez ve yargılamaz.
Enerji daima senin yaydığın içtekiler doğrultusunda çalışır.
İç alemimizde sahip olduğumuz her şey, dış dünyada da karşımıza çıkacaktır.
Dünyada karşılaştığımız her şeyin bir kaynağı vardır ve bu kaynak düşüncelerimizdedir. Eğer istediğimiz sonuçlara ulaşmak istiyorsak, düşüncelerimizi kontrol etmeye başlamalıyız, çünkü düşündüğümüz her şey bir rezonans alanı oluşturur.
Uzun süreli ve sık olarak düşündüğümüz, hissettiğimiz ve söylediğimiz her şey rezonans alanımızı yoğunlaştırır. Bu yüzden kaybetmek hakkında her düşünce kaybetmek, kazanmak hakkındaki her inanç da kazanma ihtimalini kuvvetlendirir. Bu yüzden dış dünyada değiştirmek istediğimiz her şeyi düşünce gücümüzle değiştirebiliriz.
İçindeki yaratıcılığı hatırla ve onu bilinçli olarak kendi iyiliğin için ve diğer insanların iyiliği için kullan!
Arzularımız gerçekleşmek üzere bizi nasıl bulur?
Artık aydınlık getirmemiz gereken tek nokta, bizimle etkileşime geçen enerjinin, bizi nasıl bulacağı konusudur. Sonuçta evrende milyarlarca DNA var ve bunların her biri enerji alışverişinde bulunuyor. Peki, evren arzularımızı, daha doğrusu arzulananı yolunu şaşırmadan bize nasıl iletir?
Bir yandan sürekli “yayındayız”. Rezonans alanımızı durmaksızın pozitif ve negatif düşüncelerimizle programlıyoruz. İstek ve amaçlarımızı koruduğumuz sürece, korku ve endişelerimiz içinde aynı şey geçerli, rezonans alanımız bizimle aynı titreşimde olanları bize çeker. Diğer yandan ise hepimiz “kod” olarak adlandırdığımız genetik bir isme sahibiz. Kriminal teknik ve babalık testi ile ilintili olarak bu kavramı daha önce duymuşsunuzdur. Her bir hücrenin DNA’sı da, aynı parmak izi gibi, eşsizdir. DNA, başkalarıyla karıştırılması mümkün olmayan genetik bir parmak izi bırakır. İşte bu enerji içinde geçerlidir. DNA’mızın enerji parmak izi , açık ve net bir adres bırakır. Titreşim o kadar belirgindir ki, her zaman bizim için en uygun çözümü bulur.
Düşünce Gücümüzle Yeni Bir Gelecek Oluşturabilir Miyiz?
“Zaman hiç de göründüğü gibi değildir. Sadece bir yöne doğru hareket etmez ve gelecek, geçmişle aynı zamanda mevcuttur.”
Albert Einstein
Düşünce gücümüz sayesinde geleceğimizi etkileyebilir miyiz?
Kesinlikle evet! Bunu yapabiliriz, hem de tahmin ettiğimizden daha fazla. Kuantum fizikçilerinin nefes kesici buluşları hayatımızı her an tamamen değiştirebileceğimizi ve istediğimiz her şeyi değiştirebileceğimizi, bize bir kez daha gösterdi.
Bildiğimiz gibi düşünce gücümüzle enerji yaymaktayız. Tabii ki sadece biz değil, diğer bütün insanlarda aynı şekilde enerji gücü yaymakta. Aynı titreşimdeki enerjiler birbirlerini çektikleri için tıpkı bizim diğer insanları ve olayları kendimize çektiğimiz gibi başka insan ve olayların da bizi çekiyor olması doğaldır. Buradaki tek koşul, iki enerjinin birbiriyle uyumlu olması yani titreşimlerinin birbirine yakın olmasıdır.
Bu arada kuantum fiziği, kuantum dalgası denilen şeyin, örneğin; düşünce ve inançlarımızın, sadece fiziksel olarak yayılmakla kalmayıp zaman içine de yayıldığını bulmuştur. Yani inançlarımız sadece yer değil, zaman da değiştiriyorlar (zaman dalgaları). Demek ki “normal kuantum dalgası” diye adlandırdığımız, geçmişten geleceğe giden kuantum dalagaları var. Bunun dışında, bir de “birleşik karmaşık dalgalar” olarak adlandırdığımız gelecekten geçmişe yayılan dalgalar vardır! Hayret verici değil mi? Ama gerçek. Geleceğe yayılan dalgalar “teklif dalgası”, geçmişe geri dönen dalgalar ise “eko dalgası” olarak adlandırılır.
Eğer bu iki dalga karşılaşırsa, yani gelecekten gelen bir eko dalgası, bizim yolladığımız bir teklif dalgasına rastlarsa, bu durumda dalgalar birbirlerini modüle ederler ve ikisinin ortak ürünü olarak ortaya “olay ihtimali” dediğimiz şey çıkar. Kuantum fiziğine göre “bir olayın gerçekleşmesi ihtimali, geçmişten gelen teklif dalgası ile gelecekten gelen uygun bir eko dalgasının buluşması sonucu ortaya çıkar”. Bu şu anlama gelir : “Sadece geçmiş geleceği değil, aynı zamanda gelecek de geçmişi etkiler”.
Aklımız bunu idrak etmekte biraz zorlanabilir, çünkü şimdiye kadar hep zamanın geçmişten geleceğe, doğrusal bir biçimde ilerlediğini düşünmüştük. Şimdiyse bunun tam tersinin de mümkün olması aklımız için şaşırtıcı. Demek ki : Gelecek dışarıda bir yerlerde, çoktan beri mevcut. Aksi halde geçmişe, yani bizim şimdiki zamanımıza, dalgalar yollaması mümkün olmazdı. Senin geleceğin de şu an, şu saniye mevcut. Ama yine de geleceğinin akışı önceden belirlenmemiş, zira geleceğin çeşitli mahiyetlerini seçme imkanına sahibiz.
Tabii ki bilincimiz, sadece bir tek zaman algılıyor. Farklı bir şey tanımıyoruz. Bu şaşılacak bir şey değil, sonuçta duyularımız çok sınırlı.Bütün ışık yelpazesinin sadece % 8′ini algılayabiliyoruz. Geri kalan % 92′lik gerçeği, aynı şekilde bizi çevrelemesine rağmen algılayamıyoruz. Aslında var olduğu halde tamamen yok sayıyoruz.
Ama yine de etrafımızda hiç tanımadığımız diğer enerji titreşim, dalga ve bilgilerle çevrili.
“Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.” Sokrates
Teklif dalgamız tüm geleceğimizi dolaşır. İster bir saniye sonrası, ister bir ya da on yıl sonraki olaylar olsun, tüm olasılıklar tek tek kontrol edilir. Bu aşamada kuantum fiziği şu fenomeni keşfetmiştir: Gelecekteki olay, zaman açısından ne kadar yakındaysa, rezonans da o kadar nettir. Bu şu anlama gelir; “Gelecekte gözlediğim bir olay zaman açısından bana ne kadar yakınsa, o olayın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği kararı o kadar kesindir.”
Yakın gelecekteki bütün olayları, bugünkü bilincimiz belirler.
İşte bu noktadan sonra “istemek” konusuna varıyoruz. Zira istemek birçok ihtimalden birini yaşamımıza çekmekten başka bir şey değildir.
Bir şey istediğimizde, bu doğrultuda bir teklif dalgası yolluyoruz.
Bu dalga, bir eko dalgasıyla irtibata geçiyor.
Bir gerçekleşme ihtimali meydana getirebilirsek istediğimizin gerçekleşmesi için en uygun şartları sağlamış oluyoruz.
İç alemimizde sahip olduğumuz her şey, dış alemde de karşımıza çıkacaktır.
Zira dış dünya her zaman iç alemimizi yansıtır.
Ancak bilincimizi hedefe yönlendirirsek yaşamımızda sahip olmak istediğimiz şeylerle etkileşime geçebiliriz.
Eğer istediğimiz sonuçlara istiyorsak; düşüncelerimizi, duygularımızı ve inançlarımızı gözlemleyerek yönlendirmeye başlamalıyız, zira hissettiğimiz ya da düşündüğümüz her şey, bir rezonans alanı oluşturur.
Rezonans Kanunu-Pierre Franckh

5 DAKİKADA STRESİ BEYNİNİZDEN SİLİN

stress11

 

1.Rahatlayın: Bütünüyle kendinizi çok çok iyi hissettiğiniz bir zamanı düşünün… Daha önce yaşadığınız bir durum veya gelecekte imkan olsa yaşamak isteyeceğiniz bir durum. Bu olayı ´sanki şimdi oluyormuş´ gibi yeniden beyninizden yaşayın. Oradaki tüm duyguları bütünüyle hissederken bu rahatlığı ve diğer verdiği olumlu duyguları fark edin…

2. Değiştirin: Zor durumunuzdaki (Hayatınızda zorlandığınız yer neresi ise, stres ve baskı yaşadığınız o durum ne ise….) sizi düşünün.
(a). Oradaki tüm insanları palyaço gibi giyinmiş ve suratlarını o şekilde görün. Kendi durumunuzu da. Ve bunu gerçekten her yönüyle yaşayın. (En az 5 kez bunu yapın ve her seferinde gözlerinizi açıp başka yerlere bakın ve parmağınızı şıklatın.)

(b). Oradaki olayları ´hızlı´ bir şekilde sondan başa oynatın ve çok komik bir müzik duyun. (Komik bir film, reklam veya sirk müziği gibi….) ve olayı en az bir 3 kez daha bu şekilde yaşayın.

3. Odaklanın: Şimdi nasıl bir durum yada duygu yaşamak istiyorsanız (rahat, güçlü, kararlı, huzurlu, hayır diyebilen,….) istediğiniz durum her neyse sanki onu yapmış gibi düşün… Sanki siz bir film yönetmenisiniz. Nasıl bir sonuç yaşamak istiyorsanız onu hayal edin, nasıl davrandığınızı neler hissettiğinizi fark edin. Bu yeni durumunuzdaki gibi giyinin, yürüyün, konuşun ve hareket edin. Bu olayı tüm ayrıntıları ile en az 3 kez yaşayın.

4. Kontrol Edin: Her gün güne bu olayı beyninizde bir kez yaşayarak başlayın

kaynak: spritüeller

La La Land…

maxresdefault1

 

Oscar ödüllü Wiplashin yazarı Damien Chazelle’in yazıp yönettiği bu romantik müzikal, modern zamana adanmış bir Hollywood masalı.

Caz, dans, aşk, seçimler, bedeller, uzlaşmalar, ayrılmalar, sonuçlar, hayaller gibi iç içe geçmiş duyguların ve olayların müzikal şekilde yansıtıldığı La la land insanın kalbine dokunuyor. Özellikle son sahne paha biçilmez…

Mutlaka gidilmeli,

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Elma Sirkesinin 15 Mucizevi Etkisi…

elma-sirkesi-zayiflatiyor-183921

 

 

Elma sirkesinin evde harikalar yarattığı biliniyor. Sirke, rahatsızlıkları önler, hastalıklarla mücadele eder ve vücut sağlığınızı denge tutar.
Bazen elma sirkesini suyla karıştırıp içiyorum. Tadı güzel olmasa da, işe yarıyor. Elma sirkesinin vücudumuza sağladığı yararları okuduktan sonra da, sirkeye daha çok yöneldim. Ancak, elma sirkesinin yararları sadece bunlardan ibaret değil.
Elma sirkesi besin değeri yüksek 30 maddeden oluşuyor. İçerisinde yüksek oranda A ve B vitamini, yararlı yağ asitleri ve mineraller bulunduruyor. Yıllar boyunca yapılan araştırmalar ve çalışmalar elma sirkesinin metabolizmayı düzenlemede, cildinizi  yenilemede, alerjilere karşı vücudunuzu korumada ve solunum yolu hastalıklarıyla baş etmenizde yardımcı olduğu saptandı. Yıllardan beri sirkenin faydalarını “Kocakarı ilacı” gibi görsem de artık bunlara daha çok inanmaya başladım.
1.  Boğaz ağrısına iyi gelir.
Elma sirkesi, bakterilerle mücadele etmede oldukça iyidir. Bir dahaki sefere ballı ılık su yerine elma sirkesi içmeyi deneyin. 2 su bardağı suya yarım su bardağı sirke ilave edin ve saatte bir gargara yapın.
2. Mide ekşimesine iyi gelir.
Mide asidinin yemek borusuna temas etmesi halinde mide ekşimesi rahatsızlığı ortaya çıkar. Sirke, midenize yediğiniz besinleri parçalamada yardım eder ve daha az mide asidi salgılanır. Birkaç çay kaşığı sirkeyi bir bardak suya ilave edin ve için.
3. Tıkalı burunları açmaya yardımcı olur.
Elma sirkesi, kalsiyum ve magnezyumun yanı sıra, B ve E vitamini açısından da zengindir. Bunların hepsi de alerjiye ve burun tıkanıklığına birebirdir.  Daha önce de söylenildiği üzere elma sirkesi bakterilerle mücadelede çok iyidir. Eğer burnunuz tıkanırsa, bir bardak suya birkaç çay kaşığı sirke ekleyin ve sonucuna kendiniz şahit olun.
4. Kepeği önler.
Elma sirkesinin bir diğer faydası da saçtaki kepeği önlemesi. Sirkede bulunan asit saç kepeklerini yok ediyor ve oluşmasını engelliyor. Konsantresi yüksek bir sirkeyi sprey şişesine suyla beraber koyun ve saçınınıza püskürtün. Saçın tamamına püskürttükten sonra saçınıza havlu sarıp 15 dakika bekletin.
5. Kramp girmesini engeller.
Geceleri bacağınıza sık sık kramp giriyorsa, vücudunuzda yeterince potasyum yok demektir. Elma sirkesinde ise bolca potasyum vardır. 2 çay kaşığı elma sirkesini 1 çay kaşığı bal ile beraber bir bardak ılık suya ilave edin ve için.

6. Cildi sağlığa kavuşturur.
Antiseptik etkisi olan sirke enfeksiyonlara karşı savaşır. Kaşınan ve yanık cildi yumuşatır. Pamuğa birkaç damla sirke damlatın ve rahatsız olan bölgeye uygulayın. Ayrıca sirke akneye de iyi gelmektedir.
7. Siğilleri yok eder.
Vücudunuzda siğil mi çıktı? Su ve sirkeyi karıştırıp pamuğa damlatın ve çıkan yere uygulayın. Siğil elinizde veya ayağınızda çıktıysa su ve sirke dolu bir leğende elinizi ya da ayağınızı 20 dakika bekleterek siğilden kurtulabilirsiniz. Günde bir kez uygulamanız önerilir.
8. Ayak kokusunu yok eder.
Elma sirkesi bakterilerle savaştığından, ayaktaki kötü kokuyu yok etmede de etkilidir. Mendile sirke damlatın ve buzdolabında bir gece bekletin. Daha sonra mendili ayağınıza sürün. Ayrıca yine su ve sirke ile doldurulmuş leğende ayağınızı bekleterek ayakta oluşan kötü kokulardan kurtulabilirsiniz.
9. Mide şişmesine ve gaza iyi gelir.
Sindirim sorununuz varsa elma sirkesi bir numaralı yardımcınız olacaktır. Yemek yemeden hemen önce sirke ilave edilmiş suyu için. Böylelikle mide şişmesinden ve aşırı gazdan kurtulacaksınız. Sirke, sindirime yardımcı olarak midedeki besinlerin daha etkili ve hızlı parçalanmasına yardımcı olur.
10. Odalardaki kötü kokuyu yok eder.
Elma sirkesi sadece ayakta oluşan kötü kokulara değil aynı zamanda odada oluşan kötü kokulara da yardımcı olur. Oda spreyi almak yerine, iki sur bardağı sirkeyi iki bardak suyla karıştırıp sprey şişesine boşaltın. Kötü koku olan odaya sprey sıkarak kokudan kurtulun.

Fotoğraf Kaynağı: Mostphotos
11. Ev temizliğinde kullanılabilir.
Sabun veya elma sirkesi gibi doğal maddeler varken evinizi kimyasallarla temizlemeyin. Su ve sirkeyi karıştırdıktan sonra suya bezinizi bandırarak istenmeyen lekelerden kurtulabilirsiniz.
12. Tıkanan boruları açar.
Lavabo gideri ya da mutfak borunuz tıkandığında yapacağınız şey elma sirkesi kullanmak olmalıdır. Bir su bardağı karbonatı iki su bardağı elmalı sirke ile karıştırın ve lavaboya dökün. Lavabonuzda bir yanardağ etkisi göreceksiniz.
13. Küfü önler.
Küflü yüzeyleri yok etmekte de elma sirkesi kullanılıyor. İki su bardağı elma sirkesini bir su bardağı karbonat ile karıştırın. Daha sonra çamaşır makinenizin deterjan kısmına ilave edin. Ayrıca, çabuk küf tutan duş perdesi gibi eşyalarınıza yine bu karışımı dökerek hemen sonuç alabilirsiniz.
14. Kırışık kıyafetleri düzleştirmeye yardımcı olur.
Elma sirkesi, kırışık kıyafetleri önlemedi ipuçlarından en önemlisi. Sirke ile suyu karıştırarak sprey şişesine koyun ve kırışık bölgelere uygulayın. Açık havada kıyafetinizi biraz bekletin ve sonuca siz bile inanamayacaksınız.
15. Mobilya lekelerini yok eder.
Evet, elma sirkesi iksir gibi. Elma sirkesi, mobilyalarınızda ve halınızda oluşan su veya diğer lekeleri yok etmede yardımcıdır. Biraz tuz ve elma sirkesini karıştırın. Suya bezi bandırın ve o bölgeyi sürtün. Daha sonra ise elektrikli süpürgeyi bölgeye uygulayın.

Önemli olan; Yere düşmemek değil, yerden kalkmasını bilmektir…

586

 

 

Önemli olan; Yere düşmemek değil, yerden kalkmasını bilmektir…
Önemli olan; Hata yapmamak değil, hatalarından ders almaktır…
Önemli olan; Yaşamak değil, yaşamını anlamlı kılabilmektir…
Önemli olan; Nefsine göre değil, nefsini kontrol ederek yaşamaktır…
Önemli olan, Kavga etmemek değil, kavgadan sonra barışabilmeyi bilmektir…
Önemli olan, Geçmişine kızmak değil, geçmişinle barışabilmeyi öğrenmektir
Ve Önemli Olan; Kendini Suçlamak Değil, Kendini SEVMEYİ VE AFFETMEYİ ÖĞRENMEKTİR…
Anette İnselberg

EŞİNİN ÖLÜMÜNDEN SONRA YAZILAN ”ZAMAN PARADOKSU”

george-carlin-zaman-paradoksu1

 

 

Mektubun sahibi, George Carlin (1937 – 2008); 5 Grammy Ödülü kazanmış, ABD’de “100 en büyük TV stand-upçısı” listesinde yer almış bir büyük komedyen, aktör ve yazar.
Bu yazı, eşi Brenda’nın kanserden ölmesinden sonra, “Zamanımızın Paradoksu” başlığı ile yazılmıştı.
Daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız var; daha geniş oto yollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var.
Daha çok harcıyoruz, ama daha az şeye sahibiz; daha fazla satın alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.
Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz; daha çok ev gereçleri, ama daha az zamanımız var.
Daha çok eğitimimiz, ama daha az sağduyumuz; daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var.
Daha çok uzmanımız, ama yine de daha çok sorunumuz; daha çok ilacımız, ama daha az sağlığımız var.
Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, çok savurganca para harcıyoruz, çok az gülüyoruz, çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz, çok geç saatlere kadar oturuyor, çok yorgun kalkıyoruz, çok az okuyor çok fazla TV izliyoruz ve çok ender şükrediyoruz.
Mal varlıklarımızı çoğalttık, ama değerlerimizi azalttık.
Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz.
Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik.
Yaşamımıza yıllar kattık, ama yıllara yaşam katamadık.
Aya gidip gelmeyi öğrendik, ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var.
Dış Uzayı fethettik, ama iç dünyamızı edemedik.
Daha büyük işler yaptık, ama daha iyi işler yapamadık.
Havayı temizledik, ama ruhumuzu kirlettik.
Atoma hükmettik, ama önyargılarımıza edemedik.
Daha çok yazıyoruz, ama daha az öğreniyoruz.
Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuca varıyoruz.
Koşuşmayı öğrendik, ama beklemeyi öğrenemedik.
Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak için daha çok bilgisayarlar yapıyoruz, ama git gide daha az iletişim kuruyoruz.
Zaman artık, hızlı hazırlanan ve yavaş sindirilen yiyeceklerin; büyük adamlar ve küçük karakterlerin; yüksek kârlar ve sığ ilişkilerin zamanıdır.
Günümüz artık, iki maaşın girdiği ama boşanmaların daha çok olduğu, daha süslü evler, ama dağılmış yuvaların olduğu günlerdir.
Bu günler, hızlı seyahatler, kullanılıp atılan çocuk bezleri, yok edilen ahlakî değerler, bir gecelik ilişkiler, obez bedenler ve neşelendirmekten sakinleştirmeye hatta öldürmeye kadar her şeyi yapabilen hapların olduğu günlerdir.
Vitrinlerde her şeyin sergilendiği, ama depolarda hiçbir şeyin olmadığı bir zamandayız.
Öyle bir zaman ki teknoloji bu mektubu size getirebilir, siz bu içselliği ya paylaşmayı, ya da sil tuşuna basmayı seçebilirsiniz.
Yaşam, aldığımız nefes sayısıyla değil, nefesimizi kesen anların sayısıyla ölçülür.

YAŞAM KAYNAĞI NOKTALARI

  • 10923522_926920240675937_842113286770194112_n1
  • Böbrek meridyenin başlangıç noktaları “Kİ” yaşam enerjisinin depolandığı yerdir. Bu enerji vücutta hayati faaliyet ve canlılığı sunar. Böbreklerin iyi çalışmaması toksinlerin birikmesine, kan dolaşımın iyi yapılmamasına neden olur.
    Böbrek meridyeni toksik enerjiyi filtreler, engellenen enerjinin hareket etmeye başlamasına izin verir. Belirli bir sistemi “boşaltmak” istediğinizde böbrek noktalara baskı yapabilirsiniz. Lenf sistemi tembelse sırt gergindir, enerji belin altında sıkışmıştır veya beden bir hastalık taşıyordur. Böbrek noktalarına yapılan baskı, onların taze, berrak ve canlı olmalarını sağlar ve böbrek enerjileri de tazelenir. Resimde gördüğününüz böbrek meridyenlerin başlangıç noktaları- ayağın altında- YAŞAM KAYNAĞI NOKTALARI adı verilir. Böbrek meridyenin Başlangıçlaçların ve Yenilenmenin yaşam gücünü içerdiği eski çağlardan beri bilinir.
    Böbrek noktalarına baskı yapmak bazı hastalıkların iyileşmesine yardımcı olur:
    -Yüksek tansiyon;
    -Akciğerlerde tıkanıklık;
    -İdrar yolları sorunları;
    -Kasıklarda egzama;
    -Mantar;
    -Cinsel sorunlar;
    -Kısırlık;
    -Varis;
    -Ayak bileği şişliği;
    -Sırt ağrılarına yol açabilir;
    -Akne ve sivilce;
    -İşitme zorluğu;
    -Göz ve kulak sorunları;
    -Uykusuzluk.
  • Kaynak: Yaşam Koçu: Nermin Doğruoğlu

Büyüklerin Küçük Prens’ten Öğrendiği 11 Hayat Dersi 

Şanslı olanların çocukken tanıştığı, bu yazıyı yazan gibi çok geç tanışanların hayran olduğu, asla çocuk kitabı olmayan çocuk kitabı: Küçük Prens. Barındırdığı felsefelerle her yıl, her yaş tekrar okunması gereken, her okunduğunda kişiye yeni bir yol açan, farklı bir algı yaratan Saint-Exupéry’nin şaheseri.

“Hiç kimsenin kitabımı özensizce okumasını istemem doğrusu. Bu anılarımı yazarken çok üzüntülü anlar yaşadım. Arkadaşım koyunu ile birlikte beni bırakıp gideli tam 6 yıl oldu. Onu burada anlatmaya çabalıyorsam, bu biraz da onu unutmamak için. Arkadaşı unutmak çok üzücü bir şey. Herkesin arkadaşı olmamıştır. Arkadaşımı unutursam, kendimi o sayılardan başka bir şeye değer vermeyen büyükler gibi hissederim sonra…” Saint-Exupéry

Dünya çapında 140 milyon kopya satan “Küçük Prens” okuyanı yetişkinliğe hazırlayan derslerle dolu. Kitap sadece çocuklara nasıl ‘yetişkin’ olunuru öğretmiyor, yetişkinlere de nasıl “iyi” yetişkin olunuru hatırlatıyor.

“Le Petit Prince”in bizi nasıl yetişkinliğe hazırladığını hatırlayalım istedik sadece. Huzurlarınızda Küçük Prens’in büyüklere verdiği 11 hayat dersi…

Bakmaya değil, görmeye çalış

fil-yutan-boa
Çöldeki pilot fil yutmuş bir boa yılanı çizdiğinde, etrafındaki büyükler bir şapka gördü. Büyüklerin yorumları cansız ve donuk, hayalgüçleri ise çoktan onları terk etmişti. Yetişkinler görmeyi ve hissetmeyi terk ettiği için pilot bu muhteşem kariyerinden vazgeçti.

Gerçek duygularını saklamak daha önemli şeylere bedel olabilir

gezegendeki-gul
Küçük prens beslediği ve baktığı gülüne yeni gezegenler keşfetmek istediğini ima ettiğinde, gülü ona ihtiyacı olmadığını ve kendi başına idare edebileceğini iddia etti. Küçük Prens, gülün saçma davranışlarının sebebinin incinmesi olduğunu farketmesine rağmen onu terk etti.

Başkalarını değil kendini yargıla

kendini-begenmis-kral
İlk uğradığı gezegende, tüm gezegen nüfusunu kaplayan ve kendini her şeyin hükümdarı sanan kralla tanıştı. Küçük Prens ne yaptığını tam olarak kavrayamasa da kral ona kendini yargılamanın başkalarını yargılamaktan çok daha zor ve çok daha önemli olduğunu öğretti.

Birey olmak kendini yargılamaktan geçiyor.

Kibirli olma

palyaco-kucuk-prens
İkinci gezegende Küçük Prens’i kendini beğenmiş, zamanını başkalarının hayranlığını arayarak geçiren kibirli bir adam karşıladı.

Başkalarının hayranlığını kazanmak için yaşıyorsan kendin için asla yaşamayazsın. Ve sadece kendin için yaşıyorsan, kimse seni sevmez ve seninle ilgilenmez.

Unutmak için içmek berbat ve zayıf bir çabadır

unutmak-icin-icmek
Unutmak için içen ayyaş adam utandı. Ayyaş utandı çünkü içiyordu. Küçük Prens, çiçek ekmek gibi çok daha heyecan verici şeyler yapmak varken gününü içerek geçiren adamı garipsedi.

Bizim için büyümek sonsuz bir kısır döngüdür ve büyümek her zaman kederlidir.

Kendini asla fazla ciddiye alma

kendini-ciddiye-almak
Küçük Prens, kendini galaksideki tüm yıldızların sahibi olduğunu düşünen bir işadamı ile tanıştı. “Ben onları yönetiyorum. Onları tekrar tekrar sayıyorum. Bu zor bir iş, ve ben ciddi biriyim.” Ama bu ciddiyet onun monoton bir yaşamı olmasına sebep verdi, yalnız bir hayat, sahip olduğu yıldızların güzelliğini göremediği bir hayat.

Eğlenceyi unutma

eglenceyi-unutma
Gün boyunca fenerin ışıklarını açıp kapatması için gelen emirleri görev bilinciyle uygulayan fenerci, Küçük Prens’in saygısını kazanmıştı. Gezegeninde her gün bir dakikaya denk geldiği için, o dinlenecek bir dakika bile bulamıyordu.

Kısacası ömür su gibi akıp geçiyor.

Keşfetmek için içgüdülerini takip et

cografyaci
Küçük Prens, uzak diyarları araştırmakla çok meşgul olduğu için kendi dünyasını keşfetmeyi reddeden bir coğrafyacıyla karşılaştığında öğreniyoruz ki keşfetmek istediğimiz yerleri araştırırken aslında hiçbir yere gitmemiş olma tuzağına düşmek çok çok kolay.

Yabancılardan öğreneceğin çok şey olabilir

yabancilara-guven
Tilkiler genellikle hilebaz ve kötü olarak tasvir edilirdi oysa ki bu tilkinin ihtiyacı olan tek şey dostluk ve arkadaşlıktı. Küçük Prens tilki arkadaşından 3 önemli hayat dersi öğrendi.
“Bir tek kalp ile açıkça görürsün, önemli şeyler göze görünmez.”
“Gülünü önemli kılan, ona harcadığın zamandır.”
“Aldığın terbiye kadar sorumlu biri olursun.”

Sevdiklerinizin yerini hiçbir şey dolduramaz

benim-gulum
Küçük Prens, güzel güllerin bulunduğu bahçenin ortasında bile kendi gülünü düşünmekten vazgeçemiyor. Hiç biri kendi gülünün yerini tutmuyordu.

“..Güzelsiniz ama boşsunuz, diye ekledi. kimse sizin için canını vermez. Buradan geçen herhangi bir yolcu benim gülümün size benzediğini sansa bile, o tek başına topunuzdan önemlidir. çünkü üstünü fanusla örttüğüm odur, rüzgardan koruduğum odur, kelebek olsunlar diye bıraktığımız birkaç tanenin dışında bütün tırtılları uğruna öldürdüğüm odur. Yakınmasına, böbürlenmesine, hatta susmasına kulak verdiğim odur. Çünkü benim gülümdür o…”

Bazen sevdiklerinizin özgürce uçmasına izin vermeniz gerekir

sevdiklerini-ozgur-birak
Pilot Küçük Prensi tanıması ve sevmesine rağmen, onu Dünya’da tutmanın arkadaşını inciteceğini bilmekteydi. Küçük Prens ayrılmadan önce pilota şöyle dedi: “Yıldızlardan birinde ben yaşıyor olacağım… Ben gülüyor olacağım bir tanesinde.. Ve geceleyin gökyüzüne baktığında, bütün yıldızlar gülüyor gibi olacak…”

Bazen insanların gitmelerine izin vermeliyiz, çünkü onları tutmak, onları kapana, kafese koymak, tutsak etmek gibidir. Ve bu noktada onları salıvermek gerçek aşkın en doğru ispatı olacaktır…

Kaynak: Liste liste

Sokakta birine dokunup ebe deyip kaçasım var…

15822652_1534139596600800_2294684246556096177_n1

Sokakta birine dokunup ebe deyip kaçasım var.

Heyecanlı bir şekilde minübüsü durdurup saati sorup teşekkür edesim var.

Elime fotomu alıp yoldan geçenlere bunu gördünüz mü diye sorasım var.

Evlerin zillerine basıp basıp kaçasım var.

Markete gidip sakız alıp kredi kartıyla ödeyesim var.

Dilenciye para verip üstünü isteyesim var.

Ha bi de size Günaydın diyesim var:)

en-yeni-gunaydin-mesajlari-sevgiliye1

 

En Pratik Şekilde Çakraları Düzenleme Yolları…

c3a7akra11

 

KÖK ÇAKRA
1. Çekmecelerini düzenle.
2. Evini temizle.
3. Sıcak su torbasıyla uyu.
4. Rengârenk, neşeli cıvıl cıvıl çoraplar giy.
5. Yumuşak ayakkabılar giy.
6. Eve girmeden ayakkabılarını çıkar…
SAKRAL ÇAKRA
1.Romantik bir film izle.
2.Duygusal müzikler dinle.
3.Yemekte yalnız isen kendin için en güzel sofrayı kur.
4.Çok güzel bir fotoğraf çektir.
5.Günde bir parça Çikolata ye
SOLAR PLEKSUS
1. Kendine bir görev çizelgesi yap.
2. En sevdiğin kalemle kendini anlatan bir yazı yaz.
3. Yatak odana kilit koy ve kendi alanını oluştur.
4. “Hayır” demeyi öğren.
5. Ajanda edin ve onu kullanmayı öğren.
6. Sabahtan günlük hedeflerini yaz ve akşam eve döndüğünde o hedeflerden yaptıklarını ve onun dışında yaptıklarını yaz.
KALP ÇAKRASI
1) Şiir oku.
2) Sevdiğin birinin elini tut.
3) Herhangi bir arkadaşını / kişiyi kucakla.
4) Aşk filmleri seyret.
5) Salata ve taze yeşil sebzeler ye.
6) Üzerinde yeşil yada pembe rengi taşı
7) Senin hayatında sana veya hayatına pozitif etki yapan birine mektup yaz…
BOĞAZ ÇAKRASI
1. Teşekkür mektupları yaz.
2. Konuşmadan önce nefesini dinle.
3. Konuşmadan önce nefes al.
4. Boynunu saracak şekilde Gök Mavisi renginde şal, kolye, kravat.. kullan.
5. Sıcak bitkisel çaylar iç.
6. Söylemek istediklerini konuşmadan önce planla…
ÜÇÜNCÜ GÖZ
1. Aynaya seni iyi hissettirecek bir not yaz
2. Kendine çiçek al
3. Hafıza ve akıl oyunları oyna
4. Gün içinde gördüğün 3 güzel şeyi not al…
TEPE ÇAKRASI
1. Mozart veya Gregorian dinle
2. Yataktan kalkmadan meditasyon yap
3. Her gün Şükret
4. Geçmiş hayatınla ilgili bir hikaye yaz..
Alıntıdır

Kemik erimesine kesin çözüm

15977097_751364165017802_7370990407617162741_n1

Tüm bu maddeleri karıştırarak kemik erimesine elveda deyin,
ve asla bir daha bel ağrısı çekmeyeceksiniz!
Kemik erimesinden şikayetçi olan herkes için en iyi ve en etkili tedavidir.
Osteoporozu önlemekle kalmaz aynı zamanda bu hastalığın neden olduğu ağrıları iyileştirir ve hafifletir.
Bu mucizenin içerdiği içerikler de kemik yoğunluğuna olumlu etkileri vardır ve erimeyle  mücadelede yardımcı olurlar.
İçindekiler:
1 Çorba kaşığı öğütülmüş susam
2 çorba kaşığı keten tohumu
yarım yemek kaşığı kabak çekirdeği
yarım çorba kaşığı buğday
yarım yemek kaşığı ayçekirdeği
1 çorba kaşığı kuru üzüm
200 gram bal
Hazırlık:
Kabak ve ayçiçeği tohumlarını soyun.
Tüm malzemeleri bir kaba koyun ve iyice karıştırın.
İçeriği kapaklı cam kavanozlarda saklayın.
Kullanım:

Bu mucizeyi bir çorba kaşığı, kahvaltıdan önce ve öğlen öncesinde tüketin. Asla ağrı çekmeyeceksiniz.
Hiçbir yan etkisi yoktur, bu nedenle herkes bunu kullanabilir.(şeker hastaları doktoruna sormalı)
Birkaç günden sonra önemli sonuçlar fark edeceksiniz!
Alternatif HABER

Kaynak: Karbonat

Cumadan verilen ödevi pazar akşamı yapan nesiliz.

kural1

 

Banyo taburesine oturmadan önce su döken nesiliz biz.
.
Annemizin sinirlenince kafamıza ‘dannk’ diye ses çıkartan taslarla yıkandık, banyodan sonra havluya sarılıp sobanın yanına geçtik..
.
Saçlarımızdan düşen suları sobaya düşürür cısss sesini dinlerdik. En güzel mahalle maçlarını annemizin zamansız banyo yaptırmaları yüzünden kaçırdık. Cumadan verilen ödevi pazar akşamı yapan nesiliz. Aynı simidi 2-3 kişi yiyip aynı şişeden gazoz içtik. Arkadaşın bisküvisinden alınca içi yanan değil mutlu olan nesildik. Anne terliğinin tadına doyumsuz bakmış, pazar banyosunu genelde leğende ülfet sabunu ve maşrapayı kafasına yiye yiye yıkanmış tertemiz çocuklardık. Her sabun kokusunda çocukluğum aklıma gelir bu yüzden..
.
Bizler kardan adam yapıp erimesin diye dua eden çocuklardık. Sokak oyunundan vazgeçemeyip, salça ekmek yiyip doyan çocuklardık. Yere düşen ekmeği öpüp başımıza koyardık, tuvaleti geldiğinde annesi eve alır korkusuyla sokağa çiş yapan çocuklardık. O günler çok çok güzeldi hele hele bugünlerle karşılaştırıldığında.”
.
Çocuk gibi çocuktuk biz!.
.
Huzur ve saygı da vardı, mutluyduk küçücük dünyamızda …. Sabahtan aksama kadar oyun oynardik….Karnımızın acıktıgını unuturduk oyun oynarken. Gazoz kapaklarıyla oynayan çocuklardık,
.
Çelik çomak oynardık, çember çevirirdik, çomaktan bez bebekler yapardık, ekmegimize toz seker atıp yerdik mutluyduk…
.
Çam ağacının kabuğundan araba traktör yapardık, yaramazlık yapardık annemizden dayak yememek için saklardık, ilkokulda soba ile ısınırdık…
.
Biz küçükken çok büyüktük. Mesela kollarımızı bir açardık,dünyayı kucaklardık. Güzeldik biz küçükken. Kaşlarımızı almayı bilmezdik,makyaj çok büyüklerin işiydi sevmezdik. Arkadaşlarımızla beraber bir gece uyuyabilirsek eğer velinimetti bizim için, çok lükstü, hayaldi belkide…
.
Bizler bahçeli evlerimizde çevremizdeki insanlara güvenerek büyüdük. Annelerimizin dizlerinin dibinde sokakların,bahçelerin,ağaçların,tozun toprağın kokusunu içimize çekerek büyüdük.
.
Kapi önlerine paspas serip evcilik oynardik, kapı önünde çizgili oynardık,kaldırım taşına oturur saatlerce oyalanırdık…Oyuncaklarımız mutfak esyalarimiz yoktu…..
.
Arkadaşlarla gezerken kapı zillerine basıp kaçardık, horozdan kaçardık..
.
Ekmeğin arkasındaki kağıdı sökmek için uğraşırdık, hep kağıt kalırdı…
.
Bizim hiç bir şeyimiz yoktu ama yinede mutluyduk
.
O günleri yine doya doya yaşamak icin neler vermezdimki…
.
Biz çocuk gibi çocuktuk…

Bu aralar güçlü bir grip salgını olduğunu söyleniyor.

p-txt

Bu aralar güçlü bir grip salgını olduğunu söyleniyor. Ben de bir kaynar tarifi vermek istedim. Anadolu’da lohusalara ve hastalara yapma adeti yaygın ama bu gelenek gitgide kayboluyor. Küçük bir dokunuşla kaynarın sütlü hali, emrinize …amade:)
Tencereye 2 litre su koyun. İçine bir çorba kaşığı yenibahar tohumu, ceviz büyüklüğünde bir parça havlıcan, iki çubuk tarçın, bir çorba kaşığı karanfil ve ceviz büyüklüğünde zencefili soyup atın ve bir saat kaynatın. Sonra bir su bardağı pekmezi ekleyip bir saat daha kaynatın. Bu baharatları bulup yaparsanız sonuçtan inanılmaz memnun kalacaksınız. Servis etmeden önce sıcak sütü mikser ile köpürtün. Kaynarı bardaklara koyduktan sonra, üzerine süt köpüğünden ilave edin, dilerseniz bardağın üzerine bolca ceviz de kırabilirsiniz.
Malzemeler
2 litre su
1 çorba kaşığı yenibahar tohumu
1 çorba kaşığı karanfil
2 çubuk tarçın
ceviz büyüklüğünde zencefil
1 parça havlıcan
1 su bardağı pekmez
250 ml süt köpüğü
Kaynak: Refikanın Mutfağı