Ne yapardiniz?… Karari siz verin.

anette inselberg farkındalık

 

Ne yapardiniz?… Karari siz verin. Komik bir cümle beklemeyin, çünkü yok. Yine de okuyun.
Sorum su: Ayni kararı siz verir miydiniz?
Okuma ve ogrenme zorluğu çeken çocuklara özel egitim veren bir okul için bağış toplama yemeğinde, çocuklardan birisinin babasi katılımcılar tarafından asla unutulmayacak bir konusma yapti. Okula ve kendini adamış öğretmenleri kutladıktan sonra şöyle bir soru sordu: ‘Dışardaki etkenler tarafindan etkilenmedikçe doga herseyi mükemmel bir şekil ve sırada yapıyor.
Ama yine de oğlum Shay, diğer çocukların öğrendikleri gibi öğrenemiyor. Diğer çocukların anlayabildikleri gibi anlayamıyor. Oğlumda doğal olması gerekenler şeyler nerede?’
Bu soru karşısında dinleyiciler sessiz kaldılar.
Baba devam etti. ‘Ben inanıyorum ki, dünyaya fiziksel ve zeka engelli Shay gibi bir çocuk geldiğinde, gerçek insan doğası kendini gösterme fırsatını buluyor ve bu da insanların o çocuğa davranış şekillerinde kendini gösteriyor.’
Ve sonra aşağıdaki hikayeyi anlatmaya başladı:
Shay ve babası bir gün parkta Shayin tanıdığı birkaç çocuğun baseball oynadıklarını gördüler. Shay sordu, ‘Acaba oynamama izin verirler mi?’ Shay’in babası çoğu çocuğun Shay gibi bir çocuğun takımlarında oynamasını istemeyeceklerini ama ayni zamanda eğer oğluna izin verirlerse oğlunun o çok ihtiyacını duyduğu, engellerine rağmen başkaları tarafından kabul edilmenin özgüveni ve sahiplenme duygusunu vereceğini de biliyordu.
Shay’in babası çocuklardan birinin yanına yaklaştı ve (fazla birsey beklemeyerek) Shay in oynayıp oynayamayacağını sordu. Çocuk şöyle danışabileceği birilerine baktı ve sonra ‘Su anda 6 sayı gerideyiz ve oyun sekizinci turunda. Herhalde takıma girebilir ben de onu dokuzuncu turda vurucu olarak sokmaya çalışırım’ dedi.
Shay büyük bir gayretle takimin yanına gitti ve yüzünde kocaman bir gülümseme ile takim t-shirtini giydi. Babası gözünde yaş, kalbi sıcak duygularla dolu onu izledi. Çocuklar oğlunun kabul edilmesinden dolayı babanın mutluluğunu gördüler. Sekizinci turun sonunda Shay’in takimi birkaç puan kazandı ama hala 3 sayı gerideydi. Dokuzuncu turun başında Shay eldiveni eline geçirdi ve sağ açık sahaya cıktı. Ona doğru hiç top isabet etmemesine rağmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babası ona tribünlerden el salladığını gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Dokuzuncu turun sonunda Shay’in takimi yine puan kazandı. Simdi bütün kaleler doluydu, oyunu kazanma şansı ortaya çıkmıştı ve topa vurma sırası Shay’e gelmişti.
Bu noktada Shay’in vurucu olmasına izin vererek oyunu kaybetme riskini mi almalıydılar? Şaşırtıcı bir hamleyle Shay’e sopayı verdiler. Herkes topa isabet ettirme şansının sıfır olduğunu biliyorlardı çünkü bırakın topa vurmayı Shay sopayı bile elinde tutmasını bilmiyordu.
Ama Shay sahaya çıktığında top atıcı, diğer takımın kazanma şanslarını bir kenara bırakarak Shay’e bu fırsatı tanıdıklarını görünce birkaç adım öne giderek yumuşak bir şekilde topu Shay’e doğru fırlattı. İlk topa Shay zorlukla sopayı savurdu ama ıskaladı. Atici tekrar birkaç adim öne doğru geldi ve topu yine yumuşak bir şekilde Shay’e doğru attı. Shay sopayı savurdu ve hafifçe topa dokunarak yere atıcıya doğru vurdu. Oyun simdi bitecekti. Atici topu yerden aldı ve ilk kaledeki adamına kolaylıkla atabilecek ve Shay’i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti.
Ama atici topu aldı ve ilk kaledeki adamının başının üzerinden diğer takim arkadaşlarının erişemeyeceği yere fırlattı. Tribünlerdeki herkes ve iki takımda bağırmaya başladılar, ‘Shay, ilk kaleye koş, ilk kaleye koş!’ Shay hayatında hiç bu kadar uzağa koşmamıştı ama ilk kaleye gidebildi. Şaşkınlıktan büyümüş gözleriyle yere çoktu.
Herkes bağırmaya devam etti, ‘İkinci kaleye koş, ikinci kaleye koş’ Nefes nefese Shay zorlukla ikinci kaleye koşabildi. Shay ikinci kaleye geldiği sırada acık sahada diğer takımdan biri topu almıştı… Takimin en küçüğü olan bu çocuk kahraman olma şansını elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki adamına atabilirdi ama top aticisinin niyetini anladığından o da kasıtlı olarak topu üçüncü kaledeki arkadaşının başının üzerinden attı.
Herkes bağırıyordu, ‘Shay, Shay, Shay, bütün yolu koş Shay’
Karşı takımdan birinin yardim ederek onu üçüncü kaleye doğru döndürmesiyle Shay üçüncü kaleye koşabildi, ‘Üçüncüye koş! Shay, üçüncüye koş!’
Shay üçüncüye gelirken diğer takımdaki çocuklar ve seyirciler ayağa kalkmışlardı ve bağırıyorlardı, ‘Shay, hepsini koş! Hepsini koş!’ Shay hepsini koştu ve oyunu takimi için kazanan bir kahraman olarak herkes tarafından alkışlandı.
‘O gün’, dedi babası, gözlerinden yaslar aşağıya doğru süzülerek, ‘iki takımdaki çocuklar da dünyaya bir parça sevgi ve insanlık getirmeyi başardılar’.
Shay bir sonraki yaza yetişemedi. O kış öldü. Bir kahraman öldüğünü ve babasını mutlu ettiğini ve eve geldiğinde annesinin de gözyaşları içinde onu kucakladığını asla unutmadı.
Bunu size yollayan kişi hepimizin bir farklılık yaratabileceğimiz inancını taşıyor. Hepimizin her gün binlerce fırsatı olabiliyor ‘doğal olan şeyleri’ gerçekleştirmek için.
Bilgin bir adam bir zamanlar demişki: her toplum, kendilerinden daha az şanslı olanlara nasıl davrandığıyla değerlendirilir.

Art School Of Fish…

36743600_1770249503011931_1863595956230946816_o[1]

Ve senin beni görmek istediğin gibiyim.

anette inselberg beden

1. Senin benim hakkımda düşündüğün gibi görünüyorum. Lütfen, benim güzel olduğumu düşün ve ben öyle olacağım.
2. Çeşitli hastalıklarla ilgili düşündüğünde ve bunları bende bulmaya çalıştığında senin düşüncelerine boyun eğiyorum ve hasta oluyorum.
3. Sende olumsuz hisler, duygular yaratan düşüncelere çok fazla zaman ayırdığında, ben de hasta olmaya başlıyorum. Çünkü pahabiçilmez hayat enerjin bu düşüncelerle heba oluyor.
4. Mutluluk verici şeyler düşündüğünde ben de çiçek açıyorum ve gözlerinin önünde gençleşiyorum.
5. Benim kaynaklarım ve olanaklarım çok fazladır. Bana sadece güven. Kendimi yenileyebilirim, bazı organlarımı ve dokularımı kendi kendime yenieyebilirim. Doktorlar bana iyileşemez tanısı koysalar bile iyileşebilirim. Benim bu arzuma yardım et ve benim olanaklarıma inan.
6. Ben yüzyıllarca fonksiyon gösterecek şekilde programlanmışım. Neden daha 35-40 yaşlarında yaşlanmayı düşünmeye başlıyorsun? Sen beni düşüncelerinle yaşlandırıyorsun. Çünkü sizin toplumunuzda 100 yıl yaşamanın bir sınır olduğunu söyleyen bulaşıcı bir program yaygın.
7. Bir şey atıştırmaya karar verdiğinde, en azından bazı seferlerde bana da bir sor. Beni duymayı başarırsan, sana her zaman cevap vereceğim. Ve bu sadece senin yararına olacak. Oysa sen yemeği ya otomatik pilotta ya da okuduğun o bir sürü akıllı kitaba göre yiyiyorsun.
8. Güzellikle ilgili konuya bir daha dönmek istiyorum. Beni bir sürü tablet, silikon, botoks, akril, jel gibi şeylerle doldurma. Ben bunlarsız da güzel olabilirim. Sadece bana biraz yardım et. Büyük bir sevinçle, sana gerekli olan ve beğendiğin forma gireceğim.
9. Temiz havada dolaşmaya bayılıyorum. Yüzmeye, koşmaya, dans etmeye, masaja ve seks’e..
Oysa ki sen bilgisayar ve televizyon önünde oturup duruyorsun…
10. Ben sana inanıyorum. Bir dilim pasta yediğinde kilo alacağını düşünüyorsun ben ise senin düşünceni gerçekleştiriyorum ve kilo alıyorum.
11. Seni çok seviyorum. Ve senden aşk ve şükretmek ile ilgili kelimeler duymak istiyorum. En azından bazen….
Ama yapmasan da fark etmez, seni koşulsuz seviyorum.
Ben, senin bedenin, senin evrenin. Sen de sonsuz evrenin kutsal bir parçasısın.
Her şey olması gerektiği gibi olduğu için şükrediyorum.
Beni dinlediğin için teşekkürler.
Ben sadece sen arzu ettiğin için varım.
Ve senin beni görmek istediğin gibiyim.
Hadi birbirimize yardım edelim.
Bedenin..
Sevgiyle

Kaynam facebook namaste grubu

Her gün Yapmış Olduğunuz 5 Şey Bilinçaltınızdaki İnsanüstü Güçlerinizi Engelliyor

anette inselberg bilnçaltı

Hepimiz içimizde belli bir maneviyat seviyesinde doğarız. Her nasılsa, hayatımız boyunca, başlangıçta doğduğumuz benlikle temasımızı kaybederiz.

Yaşamın bizimle oynamasına izin veriyoruz. Kentsel (hava kirliliği) alanlarda çok fazla zaman harcarsak, negatif enerjilere maruz kalırız. Bu şeylerin her bir parçası muazzam strese neden oluyor… genel sağlığınıza ne yaptıklarından bahsetmiyoruz bile.
Bizler gerçekten güçlü insanlarız. Etkileyici olduğumuza karar vermeliyiz. Etkilenmemeliyiz. Kimse bir şey yapıp yapamayacağınızı söyleyemez. Çünkü bizler süper güçlü insanlarız
Bu 5 şeyin sizden alınmasına izin vermeyin:

 

1) Negatif Enerjili Kişilerin Yanında Durmak

Kötü insanların senin üzerinde kötü bir etkisi vardır. Çoğuna inanmamayı tercih etmeliyiz çünkü bu, arkadaşlarımızı kaybetmek demektir. Ama kibar görünmeden önce ruh sağlığınızı nasıl önceliklendireceğinizi öğrenmelisiniz.

Yani, kendinize nasıl iyi davranacağınızı bile öğrenemiyorsanız, tüm ‘iyilik’ titreşimleriyle ne yapacaksınız? Dürüst olmak gerekirse, kendinize doğru davranmazsanız ve kendi kendinize iyi davranmazsanız, başka insanlara karşı nazik olmanın bir faydası yoktur.
Olumsuz insanları hayatınızdan bilinçli olarak ayıklayın. Onları tanımak sizin için kolay olacaktır. Bunlar enerjinizi düşürüyorlar ve onlarla takılınca sizi sürekli olarak üzüyorlar. Sürekli olarak sizi eleştirirler yaşamınızı daha iyi geçirmek istiyorsanız onlardan uzak durun.
2) Doğada Zaman Geçirmemek

Kafanın derinliklerine gömüldüğünde, gerçek dünyayı ve onun güzelliğini kaybetmek son derece kolaydır. Doğa’yı bir ekrandan görüyoruz. Doğaya yakın olmak, bir kişinin ruh sağlığı için çok faydalıdır. Hayattan asla kaçınılmamalı ya da bir öncelik olarak gösterilmemelidir. Yoğun programınızdan biraz zaman ayırın ve Doğanın kucağında hiçbir şey yapmadan geçirin.
Bir bahçede oturun, bir ağacın altında kitap okuyun, bulutların üzerinizden geçtiğini izleyin. Bu Sizinle doğal güçler arasında daha yakın bir ilişki kurar. Dünya ile arkadaş olun doğa sizin içinde kapılarını açacaktır.
3) Stresin Hayatımızın Bir Parçası Olmasına İzin Vermek

Bu 21.yüzyılda doğal bir olay, ama bu sağlıklı veya herhangi bir şekilde normal olduğu anlamına gelmez. Stresin yenilmez olduğunu varsaydık, bu yüzden hayatımıza hoş geldin diyoruz. Kaynağı ne olursa olsun vücudunuzu insanlık dışı bir baskıya maruz bırakmak asla gerekli değildir. Kendini sev ve bazı yüklerini serbest bırak.

Esnek bir çalışma programı bulun, kendi kendinizden gerçekçi olmayan beklentileriniz yok, kendinizi bolca hile günleri ve molaları verin, işinizin hayatınızın her yerinde olmadığını anlayın. Lütfen gereksiz baskıya, çoğu kendi kendine empoze olmasına izin vermeyin, iç sesinizle bağlantınızı mahvetmeyin.
4) Sağlığınızı Koruyun ve Kendinize Dikkat Edin

Hem fiziksel hem de zihinsel demek istiyorum. İki bölüm birbirini tamamlıyor. Genelde hasta bir kişiyseniz, o zaman siz de mutsuz olursunuz. Kasten eğlenceli düşüncelerinizi veya duygusal istismarınızı yaşıyorsanız, o zaman vücudunuza yansıyacaktır. Değişimlere sürekli ve bilinçli bir şekilde şahit olun.
İki çalışmanın hiçbiri yalıtılmamıştır. Eğer iyi ruh halindeyseniz, daha hızlı iyileşirsiniz. Sürekli kötü iseniz, o zaman vücudunuzdaki bazı iyi hücreleri mahvedersiniz. Ayrıca, hastaysanız, depresyonunuz daha kolay saldırmak için bir yolunu bulur.
5) Topraklanmış Kalın

er çekiminin çekilmesini hissedin. Köklü ve bu Dünya ile bir olun. Doğa yatağında çıplak ayakla yürümek. Çevrenizdeki yeşil renklere dokunup hissedin. Duyusal algılar ve çeviklikleri, maneviyatın gerçekleşmesi için çok önemlidir.
Eğer Doğa’nın yapay ikameleri ile sürekli olarak uğraşıyorsanız, o zaman kendinizi birincil enerjiden koparırsınız. Bunu yapmayın. Doğa mucizesi ile temasta kalmak için yukarıdaki tüm noktaları birleştirin. Asla hayal kırıklığına uğramazsınız.

Kaynak: baykush

Silkinip Kendine Gelmenin 8 Yolu…

18157958_1262455450534101_8058989290735407814_n[1]

Hepimiz enerjimizin düştüğü, yataktan kalkmak bile istemediğimiz günler yaşarız. Kendimizi moralsiz ve amaçsız hissederiz. Bu duygular geçiciyse sorun değil fakat süreklilik göstermeye başladıysa ”eyvah” demenizin ve silkinip kendinize gelmenin zamanı gelmiştir.

Peki nasıl silkinip kendime geleceğim dediğinizi duyar gibiyim.

1)Önce kendinize bir bardak su doldurun ve oturun. Elinizdeki su bardağından üç yudum için ve suya üç kez ”hayat çok güzel, bugün çok güzel  şükürler olsun” deyin ve suyu için…

2)Ardından elma sirkesini yanınıza alıp doğru duşa girin. Elma sirkesiyle (dokuz- on damla yeter) vücudunuzu arındırın arkasından duşunuzu alın. Su üstünüzden akıp giderken ”tüm sıkıntılarım, endişelerim, pişmanlık ve acılarım üzerimden akıp gidiyor, üzerimden akıp gidiyor, üzerimden akıp gidiyor” deyin…

3)Şimdi giyindiğiniz gibi (yanınıza parkta oturmak için örtü, kağıt-kalem ve küçük şişe su alıyorsunuz) dışarıya çıkıyorsunuz ve yarım saat yürüyüş yapıyorsunuz. Arkasından parka girip bir ağacın dibine oturuyorsunuz. Sırtınızı mutlaka ağaca yaslıyorsunuz, ayakkabılarınızı çıkarıyorsunuz. Gözü kapalı on dakika oturduktan sonra ” içime huzurun, sakinliğin, neşenin, şifanın akmasına izin veriyorum, izin veriyorum, izin veriyorum” diyorsunuz.

4)Şimdi kağıdı kalemi çantanızdan çıkarıp sahip olduğunuz şeylerin listesini yapmaya başlıyorsunuz. Aman sanki neyim var ki demeyin. Aslında o kadar şanslısınız ve o kadar çok şeye sahipsiniz ki. Sadece bunları tekrar hatırlamaya ihtiyacınız var. Sahip olduğunuz şeyleri yazıp yanına da şükürler olsun yazın. ( En az 21 madde yazmanız gerekiyor) Mesela ben liste yapacak olsam:

Ailem için şükürler olsun.

Arkadaşlarım için şükürler olsun.

Seminer (işim olduğu için) verdiğim için şükürler olsun.

Her gün başımı soktuğum, keyif yaptığım, çayımı içip yemeğimi yediğim, film seyredip, müzik dinleyebildiğim bir evim olduğu için şükürler olsun.

Parka yürüyerek sağlıklı bir şekilde gelebildiğim için şükürler olsun…

Gökyüzünü, kuşları, yeşilliği görüp tadını çıkarabildiğim için şükürler olsun…

5)Sıra su şişesini çantadan çıkarmaya geldi. Önce kapağını açıp bir kaç yudum için. Sonra şişeyi iki elinizin arasına alın (şişenin kapağı açık haldeyken) ve suya 11 kez şunları söyleyin ”ben güçlüyüm ve kuvvetliyim, her şeyin üstesinden gelebilir ve çözebilirim” ve sudan 11 yudum alın…

6)Sıra ” Doğa Meditasyonu” yapmaya geldi… Getirdiğiniz örtüyü çimlere yayıp  sırtüstü uzanın. Gözlerinizi kapayın. Burnunuzdan nefes alıp vermeye başlayın. Üç kez ” ben evrenle birim” deyin.

Sonra burnunuzdan nefes alırken doğa anadan yani topraktan enerji çektiğinizi hayal edin. Nefes verirken de içinizdeki can sıkıntısını dışarıya boşaltın. Bunu 11 kez yapın.

Ardından burnunuzdan nefes alırken gökyüzünden enerji çektiğinizi hayal edin. Nefes verirken de içinizdeki can sıkıntısını da dışarıya boşaltın. Bunu da 11 kez yapın…

Şimdi sakince burnunuzdan nefes alıp vermeye devam ederken üç kez ” enerjiyle doldum, enerjiyle doldum, enerjiyle doldum” deyin.

Hazır olduğunuzda gözlerinizi açın ve parkta biraz daha vakit geçirin…

7)Eve dönerken mutlaka sadaka verin…

8)Akşam uyumadan önce yanınıza bir bardak su alın. Sudan önce üç yudum alın, için ve arkasından suya üç kez  ” hayat çok güzel, yarın çok güzel bir gün şükürler olsun” deyin ve suyu için..

Bu sekiz maddeyi yedi gün boyunca mutlaka yapın ve nasıl hayatla dolduğunuzu, yaşamdan zevk almayı başladığınızı fark edin…

Hepinizi kocaman kocaman öpüyorum cancanlar…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

 

 

Dalay Lama’nın Hayat İçin 18 Kuralı

 

Tibet's exiled spiritual leader the Dalai Lama greets the audience as he arrives at a talk titled "Beyond Religion: Ethics, Values and Wellbeing" in Boston

Bu yüzyılında başında, Dalay Lama yaşam için aşağıdaki on sekiz kuralı yayınladı.

 

1.Kural: Büyük bir sevgi büyük başarılar büyük riskler içerdiğinin farkına varın.

2.Kural: Her kaybettiğinde, ders almak gerekir.

3.Kural: Kendine saygı duy, başkalarına saygı duy. Tüm eylemlerin için sorumluluk taşı.

4.Kural: İstediğinizi elde edemeyebilirsiniz bazen şansın döneceğini unutmayın.

5.Kural: Kuralları doğru kullanmak için öğrenin.

6.Kural: Küçük bir anlaşmazlığın büyük bir dostluğa zarar vermesine izin vermeyin.

7.Kural: Eğer bir hata yaptığını fark etmişsen,bunu düzeltmek için acil adımlar atılması gerekir.

8.Kural: Bütün gün boyunca yalnız kendinizle biraz zaman geçirmeye çalışın.

9.Kural: Bazı şeyleri değiştirmek için kollarınızı sıvayın.Ancak değerlerinizin gitmesine izin vermeyin.

10.Kural: Sessizliğin bazen en iyi cevap olduğunu unutmayın.

11.Kural: İyi,onurlu bir hayat yaşamak.Sonra yaşlandıkça ve geçmişe baktığınızda, bunu ikinci kez zevkle hatırlamak mümkün olsun.

12.Kural: Evinizde sevgi dolu bir ortamda yaşamak en önemli temeldir.

13.Kural: Sevdiklerinizle anlaşmazlıklarınız olacak, mevcut durumda sadece anlaşmaya varın.Geçmiştekileri getirmeye çalışmayın.

 

14.Kural: Bildiğinizi paylaşın. Bu ölümsüzlüğü elde etmek için bir yoldur.

15.Kural: Toprağa nazik olun.

16.Kural: Yılda bir kez, daha önce hiç gitmediğiniz bir yere gidin.

17.Kural: En iyi ilişki birbirlerine aşk ile bağlı birbirleri için ihtiyaç duyanların olduğunu unutmayın.

18.Kural: Bunları elde etmek için vazgeçmek zorunda kaldığınız başka şeyler için kendinize hakim olun.

Aslında, hepimiz birer çatlak testiyiz.

anette inselberg çatlak testi

 

Çin’de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna asılı testilerle dereden su taşırmış evine..
Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış…
Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve..
Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yari dolu olarak varırmış.
İki sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldurmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış…
Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş …
Fakat zavallı çatlağı olan kusurlu testi, çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş.
İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama şöyle demiş:
“Kendimden utanıyorum. şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor..” Adam gülümseyerek dönmüş testiye:
-Göremedin mi? yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu.
Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlağını biliyordum.. Senin tarafına çiçek tohumları ektim.
Ve her gün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın..
2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp, masamı süslüyorum.
Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı, evime böyle güzellik ve zerafet veremeyecektim ” diye cevap vermiş.
HEPİMiZ BİRER ÇATLAK TESTİ DEĞİL MİYİZ ?
Her birimizin kendine has kusurları vardır.
Aslında, hepimiz birer çatlak testiyiz.
Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı ilginç yapan, mükâfatlandıran, renklendiren..
Etrafınızdaki her kişiyi, oldukları gibi kabullenin.