Dünyamıza kalıcı barış ve huzuru getirebilmenin yolu “ben değil, biz varız” diyebilmenin önemini kavramak ve odağımızı buraya kaydırabilmekten geçiyor.

anette inselberg ben deği biz

Bazı Uzakdoğu öğretilerinde dünyadaki yaşamımız karanlık bir odaya benzetilir. Odada birçok kişi toplanmıştır ve herkes çıkışı aramaktadır. Birbirlerini görmedikleri içinde çarpışmalar yani üzüntüler, saldırılar, hastalıklar olur. Karanlık odada ışığa giden yolu bulmak için bütün insanların el ele tutuşarak ilerlemesinin gerekliliği anlatılır. Birlik ve beraberliğin önemi ile ilgili buna benzer birçok yazı okuduğum halde bunun nasıl olabileceğini hep merak ederdim.
Japonya’da felaketler karşısında, insanların nasıl saygıyla birbirlerine yardım ettiklerini, sakince yemek kuyruğuna girdiklerini ve ellerinde ne varsa, tanıdık tanımadık, birbirleriyle paylaştıklarını televizyonlardan saygıyla ve hayretle izlerdim. Kendimi koçluğa hazırladığım dönemde edindiğim bilgilerle bunun altındaki sebebin eğitimin çok küçük yaşta başlaması olduğunu öğrendim. Japonların ilkokula başlayan çocuklar için müfredata koydukları aşağıdaki hikâyeyi okuyunca tüm bunların ancak çocukluktan başlayan eğitimle mümkün olabileceğini anladım.
Hikâye şöyle:
Allah bir grup kötü adamı cehenneme göndermiş ve onlar orada ıstırap çekerken, içlerinde bulunan ve oraya yanlışlıkla düşmüş bir kişi için ince bir örümcek ağı sarkıtıp, tutunarak çıkmasını ve kendini kurtarmasını istemiş. Bu iyi kişi örümcek ağına tutunmuş, tırmanmaya başlamış ve tam ortalara geldiğinde diğer kötü kişiler de ağı fark etmiş ve onlar da ağa tırmanmaya başlamışlar. İyi adam, ağın çok ince olduğunu ancak onu taşıyabileceğini, onun için gönderildiğini, diğer kişilerin gelmemesini istemiş; aşağıya bağırmaya başlamış. Ancak diğerleri dinlememiş ve cehennemden kurtulmak için can havliyle tırmanmaya devam etmişler. Az sonra da ağ kopmuş ve hepsi beraber aşağıya düşmüşler. İyi adam bunun üzerine diğerlerine sitem etmeye başlamış, “Sizin yüzünüzden bende buraya geri düştüm” demiş. Bu ara yukarıdan Yaratan’ın sesi duyulmuş ve eğer o iyi kişi yalnız kendini düşünüp bencillik yapmasa o ağın kopmayacağını, hepsini taşıyabilecek güçte olduğunu ama iyi kişinin yalnız kendini düşünmesinin ağın kopmasına neden olduğunu haykırmış. Bu hikâyenin verdiği ders tek tek kurtuluşun olmayacağı, hepimizin el ele tutuşarak, beraberce kurtulabileceğimiz, ışığı bulabileceğimizdir. Birlikte, kendi kalbimizden başlayarak, her seferinde bir kalple dünyayı değiştirebiliriz.
Japon deneyimi gösteriyor ki böyle bir bilgeliğin küçük yaşta çocuklara anlatılması, onların gelecekteki davranışlarını son derece olumlu etkiliyor.
Dünyamıza kalıcı barış ve huzuru getirebilmenin yolu “ben değil, biz varız” diyebilmenin önemini kavramak ve odağımızı buraya kaydırabilmekten geçiyor. Bu bilincin etrafımıza bir an evvel yayılması dileğiyle…
Banu Uzkut Onuk

OKUMAYAN ÇOK ŞEY KAYBEDER

anette inselberg yaşam kalitesi

 

Dünyada ve ülkemizde günden güne artan kanser vakaları insan yaşamını tehdit eden en büyük sorunlardan biri. İletişim ve teknoloji çağının yan etkisi radyasyon, sağlıksız gıdalar; GDO’lu ürünler, sigara, stres ve daha birçok neden, sağlıklı yaşam kalitemizi düşürüyor.

Bu duruma bir nebze olsun önlem alabilmek için organik beslenmeye çalışanların sayısında da artış gözlemleniyor. Bir yandan direncimizi zayıflatacak faktörlerden kaçınırken, diğer yandan bilmediğimiz fakat gün içinde maruz kaldığımız hangi nedenler bizi olumsuz etkiliyor? Sağlık sektörüyle alakalı ortaya çıkan yeniliklerin yarar ve zararları hakkında ne derece bilgiliyiz? Hastalıkların nedenleri, bilinmeyenleri ve alınabilecek önlemleri Fitoterapist ve Bioenerji Uzmanı Dr. İsmail Soner Sekman’la konuştuk.

1)Günümüzün en ölümcül hastalıklarının başında gelen kanserin tedavisi yok mu?
Tedavisi var. Bugün ilaç firmaları istese, dünyada tek bir kanserli hasta kalmaz. 1920 yılında Amerikalı doktor Royal Rıfe kanserin nedeninin virüs olduğunu tespit etmiştir. Kendi yaptığı cihazla kanserli dokulara frekans yollayarak bunları tamamen yok etti. İcadını hükümete sundu ama mahkemelerle uğraştı. Laboratuvarı yakıldı ve bu buluşun üstü kapandı.
2)Kanserin tedavisi olduğunu söylüyorsunuz. Bu neden gizleniyor veyahut engelleniyor?
Çünkü işin içinde trilyon dolarlar var. Bugün hastalıkları tedavi ettiklerinde hastaneler, doktorlar işsiz kalacak. İlaç firmaları kapanacak. Maalesef sistem bunu gerektiriyor. Bununla birlikte en azından bir röntgen yazmıyorsa o doktor da hasta için kötü oluyor.

3)Dengeli ve sağlıklı beslenen kişiler de en az sigara kullananlar kadar hastalık riski altında mı?
Bana gelen akciğer kanseri hastaları ve hatta aileleri ömrü boyunca hiç sigara içmemiş insanlar. Yemeklerde tükettiğiniz rafine tuzun içindeki ağır metal büyük tehlike. Kaya ya da deniz tuzu kullanın, yeter ki işlenmemiş olsun.
Mutlaka kulaklıkla konuşun
4)Yediden yetmişe hiçbirimizin elinden düşmeyen cep telefonlarının üzerimizdeki etkisi nedir?
Cep telefonu bir dakikadan sonra beyinde mikrodalga etkisi yapar ve nöronları öldürmeye başlar. Uzun süre konuştuğunuz zaman başınızda ağrı hissedersiniz. Bu, yüksek mikrodalga etkisidir. Mutlaka kablolu kulaklıkla konuşmaya çalışın.

5)Günümüzde neredeyse her vakada çekilen tomografinin insan sağlığı üzerindeki etkileri nelerdir?
Tomografinin sağlığa büyük zararı var. Tomografi çektirenlerin yüzde yetmişi kansere yakalanıyor. Kanserin e büyük nedenlerinden biri. Maalesef sağlık sektöründe insana insan gözüyle değil, makine gözüyle bakılıyor. Sadece bedenden var olan bir canlıymış gibi davranılıyor. Hâlbuki ruhumuz ve zihnimiz var, bunlar gözardı ediliyor. Tomografinin bu kadar sık çekilmesinin nedeni ticaridir. Hastalar onlara göre müşteri.
6)Tomografideki radyasyon miktarı söylenildiği gibi yüksek boyutlarda mı?
Tomografiyle vücudunuza almış olduğunuz radyasyon oranı, nükleer santralde çalışan bir işçinin on yılda almış olduğu radyasyona eşdeğer. Bugün onkoloji servislerine gidin hep kanserli ve otistik çocuklar var. Hepsinin nedeni almış oldukları radyasyon.

7)Gün içinde maruz kaldığımız zararlı ışınlardan ve negatif birikimden kurtulmanın bir yolu var mı?
Evinizde küvete ya da büyükçe biri leğene sıcak su, bir su bardağı kadar elma sirkesi, iki yemek kaşığı karbonatı koyun. Eritip içinde 10-15 dakika oturun. Suyu döktükten sonra leğeni dezenfekte edin. Tomografiye girmişseniz bunu haftada iki kere mutlaka uygulayın. Faydası olacaktır.

 
8)Hepimizin adını bildiği ama hakkında pek fazla bilgi sahibi olmadığı bionerji nedir?

Bioenerji farklı kültürlerde farklı şekilde tanımlanır. Bugünkü modern tıp, bizim sadece bedenimizle ilgileniyor. Vücudumuzun etrafında göremediğimiz enerjetik bir alan var. Tüm canlılar Allah-u Teala’yla bağlantılı haldedir. Onun bize gönderdiği foton enerjisiyle besleniyoruz. Bedensel, ruhsal ve zihinsel alanda yaşadığımız olumsuz düşünceler, çevre şartları ve şehir hayatı, blokajlar meydana getiriyor.
9)Eğitimini alan herkes bioenerjist olabilir mi?
Bioenerji eğitimle sonradan kazanılacak bir yetenek değildir.
10)Baharatçılarda satılan her bitki ya da bitki yağı güvenilir mi sizce?
Bitkilerle bağışıklık sistemini güçlendirebilirsiniz ama bitkileri kendiniz toplamaya çalışın. Bu işin tarımı yapılmaya başlandı. Topluyorlar, gölgede doğal yöntemlerle kurutmak yerine mikrodalga fırınlarda kurutuyorlar. O zaman bitkinin içindeki esansiyel yağları uçuyor moleküler yapısı değiştiriyor. Kullandığınız zaman da size şifadan çok bela olur.

Not: Reiki şifa ve sevgi enerjisi sonradan öğrenebilir bir yöntemdir. Bunun için bir reiki masterdan eğitim almanız yeterlidir

5-6 Temmuz Sirius (Başarı, Bolluk, Dileklerin Kabulu) Yıldızı Zamanı… Namı-ı Diğer El Fettah Takma Zamanı…

Yeni Reklam

Merhabalar,

Aslı ve Murat’ın dükkanına ilk gittiğimde El Fettah ( Her türlü zorluk ve güçlüğü çözen, maddi-manevi bütün kapıları açan. Her şeyi hikmetle açan) kolyesini gördüm ve aşık oldum. Enerjisi, zarifliği kendine çekti ve alıp hemen takmaya başladım. Arkasından çok şükür her şey tıkır tıkır çözülmeye başladı… Bir kaç arkadaşıma hediye de ettim. Onlar da fayda gördü…

Baktım ki gökyüzü sirius yıldızının yani başarının, bolluğun, dileklerin kabulunun etkisinde işte El Fettah kolyemi takmanın ve bu etkileri arttırmanın tam zamanı diye düşündüm…

Ben sevgiyle ve inanarak ve şükrederek takıyorum eğer sizlerin de gönlüne düşerse takmanızı tavsiye ederim…

Hepinizi kocaman kocaman öpüyorum cancanlar,

Anette İnselberg

Not: Murat ve Aslı çiftinden almak isteyenler için iletişim adresini paylaşıyorum…

http://www.agdsign.com
http://www.instagram.com/agdsign.tr
http://www.facebook.com/agdsign2009
wattsapp sipariş hattımız: 05412422324

Kolyeler sırasıyla:
Zincirli kolyeler 80₺
İpli kolyeler 60₺
KDV Kargo dahil.
Kolyeler pirinç üzerine altın kaplama olup, ömürboyu garanti veriyoruz.

 

 

Dilek Dileme Atölyesi…