Archive | 15 Mart 2016

ALBERT EINSTEIN’DAN KIZINA MEKTUP: EVRENSEL GÜÇ OLAN SEVGİ HAKKINDA

1460129_1131210766930296_2991467491408652754_n[1]

1980’lerin sonunda ünlü dehanın kızı olan Lieserl, Einstein’ın yazdığı 1400 mektubu Yahudi Üniversitesine bağışladı; tek bir şartı vardı: babasının ölümünün üzerinden 20 yıl geçene kadar içerikleri yayınlanmayacaktı. Bu okuyacağınız mektup Lieserl Einstein için olanlardan bir tanesi…

İzafiyet kuramını açıkladığım zaman çok az kişi beni anladı, şimdi insanlığa ulaşması için yazacaklarım da bu dünyada yanlış anlaşılma ve önyargıyla çarpışmaya mahkum.

Mektupları gerektiği sürece korumanı istiyorum, ta ki toplum şimdi açıklayacaklarımı kabul edecek düzeye gelene kadar.

Bilimin açıklayamadığı son derece kuvvetli bir güç var. Bu güç herkesi kapsıyor ve yönetiyor , evrenin çalışmasını sağlayan her olgunun arkasında bile o var ve henüz bizim tarafımızdan tanımlanamadı.

Bu evrensel güç SEVGİDİR.
Bilim insanları, evren için birleşik bir kuram ararken, görülemeyen en kuvvetli evrensel gücü unuttular.

Sevgi Işıktır, onu alıp verenleri aydınlatan.
Sevgi yer çekimidir, çünkü insanların birbirine çekim hissettmelerini sağlar.

Sevgi kuvvettir, çünkü bizdeki en iyiyi çoğaltır, ve insanlığın kör bencilliklerinde tükenmemesine izin verir.

Sevgi için yaşarız ve ölürüz.
Sevgi Tanrıdır ve Tanrı sevgidir.

Bu güç herşeyi açıklar ve yaşama anlam katar. Bu bizim çok uzun süredir göz ardı ettiğimiz bir çelişkidir, çünkü belki insanın evrende kendi özgür iradesiyle kullanamayacağı tek enerji olduğu için sevgiden korkuyoruz.

Sevgiye görünürlük verebilmek için, en ünlü denklemimde basit bir yer değiştirme yaptım.

Eğer E=mc2 yerine, dünyayı iyileştirecek olan enerjinin ışık hızının karesiyle çarpılacak sevgiyle sağlanabileceğini kabul edersek, şu sonuca varıyoruz: sevgi en kuvvetli güçtür, çünkü sınırı yoktur.
İnsanlığın evrendeki bizim düşmanımız haline gelen diğer güçleri kullanmakta ve kontrol etmekte ki başarısızlığından sonra kendimizi başka çeşit bir enerjiyle beslememiz zorunludur.

Eğer türümüzün hayatta kalmasını istiyorsak, eğer hayatta bir anlam bulmamız gerekiyorsa, eğer dünyayı ve içinde yaşayan her duyarlı varlığı kurtarmak istiyorsak, sevgi tek ve biricik cevaptır.

Belki bir sevgi bombası, gezegenimizi harap eden açgözlülük, nefret ve bencilliği tamamen yok edebilecek kadar güçlü bir cihaz, yapmaya hazır değiliz.

Buna rağmen her bireyin enerjisini açığa çıkartmayı bekleyen küçük ama kuvvetli bir jenaratör var.

Bu evrensel enerjiyi almayı ve vermeyi öğrendiğimiz zaman sevgili Lieserl, sevginin hepsini yendiğini, herşeyin ötesine geçtiğini doğrulayabileceğiz, çünkü sevgi hayatın en özlü kısmıdır.

Bütün hayatım boyunca kalbimin içinde sana dair sessizce atanları ifade edemediğim için çok derin bir pişmanlık duyuyorum. Belki artık özür dilemek için çok geç, ama zaman göreceli olduğu için sana söylemem gerekiyor : seni seviyorum ve nihai cevabı bulduğum için sana teşekkür ederim.

Baban Albert Einstein

Yazının orjinal ingilizce metni için:

https://suedreamwalker.wordpress.com/…/a-letter-from-alber…/

“Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır.

12801394_1708625462754422_1137792459428071454_n[1]

“Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır.
Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının, hele hele senden zayıf olanın canını yakma.
Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir.
Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir…”
Şems-i Tebrizi

Bireysel olarak ışığımızı korumamız gerekiyor.

hqdefault[1]

Uzun ve açıklayıcı bir yazı yazmaktaydım ki vazgeçtim. Anlaşılmıyor artık uzun yazılar. İnsanların sadece konsantrasyonu zayıf değil sabrı da az. Madem öyle net söyleyeyim olsun bitsin: Bildiğimiz medeniyet çöküyor. Dünyanın her yerinde otoriter rejimler oluşmaya başlıyor. Korku insanlığı ele geçirdi. Korku beraberinde şiddeti getiriyor. Şiddet sürekli hale geldiğinde kanıksanıyor. Kanıksanınca artık can yakmıyor. Can yakmayınca insanlar kendilerine zarar verecek durumlar karşısında çare aramıyor. Bir insan hayatı tehdit eden bir durum karşısında kılını kıpırdatamadığı bir atalet içindeyse buna delilik denir. Kötü kanıksandığında delilik başlar. Bu delilik tıpkı ülkemizde olduğu gibi dünyada da gittikçe artıyor. Bizler bu deliliğin etkisiyle yönetici sınıfın bizi tehlikelerden koruyacağı yalanını satın alıyoruz. Oysa yönetici sınıf aynı deliliğin etkisi altında. Kulaklar aklı selimi duyamayacak halde.

Bu durum azalmayacak. Artarak sürecek; ta ki bildiğimiz medeniyet sonlanıncaya kadar. İnsanlığın tümü yok olur mu bilmem ama değişmek zorunda olduğu kesin. Bildiğimiz medeniyet bir hastalıktan, bir tür kanserden başka bir şey değil. Bizim cehaletimiz ise onun besini. Ya biz yok olacağız ve o beslenemeyip ölecek ya da biz anlayış değiştirip ona besin vermeyeceğiz ve ölecek. Her iki şekilde de bu medeniyet ölecek. Sorun hangi şekilde öleceği.

Toplumsal kurtuluş yalnızca bir hayal. Bireysel olarak ışığımızı korumamız gerekiyor. Duyabilenler: varolanı net değerlendirin ama sakın ışığınızı yitirmeyin. Olanı doğru değerlendirmek karamsarlık olmadığı gibi, iyi olanı korumak ve umut da hayalperestlik değildir. Olanı tüm yalınlığı ile görün ve anlayın ama iyi bir kalbi ve umudu koruyun. Eğer iyi kalbi, umudu ve herşeyden önemlisi şefkati ve cömertliği korumazsanız acı çekenlerden, delirenlerden olacaksınız. İnsanlığın başına gelen tüm bu belanın iki sebebi var: açgözlülük ve öfke. Bunlar ise neyin eğri neyin doğru olduğunu ayıramayan bir cehaletten besleniyor.

Kendinizi ve aklınızı cömertlik ve şefkat ile koruyun. Merak etmeyin bu karanlık inanılmaz bir aydınlığa gebe. Kalbinizi ve aklınızı arındırmayı sürdürün.

Televizyonuzdan kurtulun.

Akıllı telefonlarınızdan kurtulun ya da sadece gerçekten gerekli olduğunda kullanın. Bunu başaramıyorsanız kurtulmanız daha iyi.

Haberleri dinlemeyin.

Tüketime kanmayın.

Sadece doğru değerleri satın alın.

Maddeye değil deneyime ve içsel ilerlemeye yatırım yapın.

Okuyun.

Kalbi iyi, olanı doğru değerlendiren, cömert, cesur ve şefkatli insanlarla bir araya gelin. Sık sık bir araya gelin ve konuşun. Bu size harekete geçme gücü kazandıracak. Böyle olmayan insanlara karşı tıpkı küçük bir çocuğa karşı olmanız gerektiği gibi anlayışlı olun ama onları hayatınızda tutmayın. Bırakın hayatınızdan çıksınlar yoksa sizi de aynı bataklığa çekecekler.

-meli, -malı’ları bırakın.

Kendinizi tanımlama çabanızdan kurtulun.
Alkış beklentinizi fark edin ve bundan kurtulun.

Verdiğiniz sosyal rüşvetleri ve bunları ne için verdiğinizi fark edin. Ardından bunu bırakın.

Liderlerin ve öğretmenlerin görüntüsüne kanmayın. Eğer yalan yanlış beklentilerinizi aşarsanız onlardaki sahtekarlığı görebileceğinizi unutmayın.

Olağan olun. Kendiliğinden olun. Tavırlarınızı hesaplamayın. Olmayı yönetmeye kalkmayın.

Cimriliğinizi ve bunun ardındaki korkuyu fark edin. Cömertlik ve cesaret geliştirin.

Eleştirmeyin. Eyleme geçin.

Yakınmayın. Ya kabul edin ya da eyleme geçin.

Suçlamayın. Affedin ve eyleme geçin.

Durmayın. Eyleme geçin.

Not: Biliyorum ki bazıları buna uzun bir yazı diyecek.

Kaynak: Hocam Cem Şen

Başucu Yaptığım Kişisel Gelişim Kitapları…

Bunların alıp okumanın bana olduğu kadar sizlere de faydası olmasını dilerim…

1)) DÖRT ANLAŞMA…

dort-anlasma[1]
Kitabımızın adı “Dört Anlaşma , Toltek Bilgelik Kitabı “ Don Miguel Ruiz.

Kitabın sunuş kısmında Türkçeye çevirisini yapan Nil Gün Toltek Bilgeliği’ni şöyle tarif ediyor :

“Toltek Bilgeliği, yalnızca efsanelerde ve hikayelerde varolan ölü bir gelenek değil, bugün hala bir kısım Meksika Kızılderilileri tarafından uygulanan canlı bir öğretidir.

Toltek bir din değildir. Bir felsefe değildir. Bir ideoloji değildir. Toltekler bir yaşam sanatının uygulayıcısıdır. “

Yazar Don Miguel Ruiz ise bir naguel ( kişinin kendi bireysel özgürlüğüne ulaşmasında rehberlik eden öğretici ) olarak yaşamını Toltek bilgisini öğretmeye ve paylaşmaya adamış.

Peki bizi bireysel özgürlüğümüze kavuşturacak bu Toltek bilgileri Dört Anlaşma nelerdir ?

2) EVRENİN İLAHİ DİLİ

select[1]

Hayatımda yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Yıllardır çabalıyordum. Bir türlü hayalini kurduğum yere bırak gelmeyi, yanına bile yaklaşamamıştım. Kontrol etmeye çalıştığım her şey, kontrolümden çıkmıştı.Herkese saçımı süpürge etmiştim, kimse kıymetimi bilmemişti. Hep de beni bulur, hep de benim başıma gelirdi…

Arızalanmaktan yorulmuştum…

Toplumun benden istediği “iyi insan” karakterini elimden gelenin en iyisiyle uygulamaya çalışmama rağmen , kuma batmış araba gibiydim.Gaza bastıkça gömülüyordum ve kendimi çıkmazda hissediyordum. Ne zaman ki fark ettim korktuğum her şey başıma geliyor, işte o zaman benim için uyanış başlamıştı…

Bütüne Işık Olsun

3) TÜM HASTALIKLARIN ZİHİNSEL SEBEPLERİ

hastalıklarınzihinsel[1]

4) DÜŞÜNCE GÜCÜYLE TEDAVİ

dusunce-gucuyle-tedavi2-350[1]

 

Düşündüğünüz her şeyin, yaşayacağınız her şeyin belirleyicisi olduğunu hiç düşündünüz mü?

Louise Hay “Düşünce Gücüyle Tedavi” adı altında kaleme aldığı kitabında bu düşünceden yola çıkarak yepyeni bir dünyanın kapılarını açıyor. Bu öyle bir dünya ki sevginin ve özgüvenin temelleri üzerine kuruldu. Ve sevgiyle özgüvenin başaramayacağı hiçbir şey yok.

Kitabı okumaya başladığınız anda, gerçekten bir şeylerin değişmesi gerektiğini fark ediyor ve olumlu bir değişim içine girdiğinizi hissediyorsunuz. Bu bir tür düşünce tedavisidir. İyi, olumlu ve gerçek… Bugüne kadar başınıza gelen tüm olumsuzlukların ve hastalıkların, kendi kendinize ürettiğiniz olumsuz düşüncelerden kaynaklandığını söylüyor. Hay. Bundan sonra yaşayacaklarınızın sizi memnun etmesini mi istiyorsunuz?

Bu kitabı okuyarak bir başlangıç yapabilirsiniz. Kendinizi bu dünyaya çile çekmeye ve mutsuz olmaya gelmiş bir zavallı insancık olarak değil; seven, sevilen ve mutlu olmaya layık bir canlı olduğunuz için gönderilmiş bir pozitif enerji olarak düşünün.

Kitap, küçücük bir sivilceden, kansere kadar birçok hastalığın nedenlerinin psikolojik olumsuzluklardan kaynaklandığını satır satır anlatıyor. Hangi hastalık için, hangi olumlu öneriyi düşüncelerinizin besini olarak kullanacağınızı da söylüyor.

5) ŞİMDİNİN GÜCÜ

phpThumb_generated_thumbnail[2]

 

Üstat Eckhart Tolle kısa sürede bir bestseller haline gelen bilgelik dolu bu eserinde bilincimizde ve yaşamımızda mucizevi bir değişiklik yaratabilecek evrensel bir öğreti sunuyor.Tolle,tüm ıstırap,endişe ve korkularımızın dolayısıyla mutsuzluğumuzun gerçek kaynağını çarpıcı bir biçimde gösterip,onu şimdi ve burada nasıl aşabileceğimizi,huzur ve mutluluğa hemen şimdi nasıl kavuşabileceğimizi,bilincimizi hemen şimdi dönüşüme uğratıp nasıl aydınlanabileceğimizi anlatıyor.Eleştirmenler böyle bir kitabın çok nadir olarak geldiği konusunda görüş birliğine varırken,okurlar yaşamlarında olağanüstü değişimlerin meydana geldiğini bildiriyorlar.Şimdi’nin Gücü yaşamımızın her anının bir mucize olduğunu fark etmemizi sağlıyor ve büyük bir yetkinlikle Şimdinin Gücüne nasıl erişebileceğimizi açıklıyor.

6) İYİ HİSSETMEK

0000000202710-1[1]

 

Yİ HİSSETMEK İYİ HİSSETTİRİYOR
İşte size iyi bir haber; kendinizi kaygı, suçluluk, kötümserlik, erteleme, düşük benlik saygısı ve depresyonun diğer “dipsiz kuyu” lardan ilaçsız kurtarabilirsiniz!İYİ HİSSETMEK’te, psikiyatrisst David Burns duygularınızı harekete geçirecek ve hayata daha olumlu bakmanızı sağlayacak, bilimsel olarak test edilmiş teknikler sunuluyor.
Duygudurumunuzdaki dalgalanmaların nedenlerini anlayın

Olumsuz fikirleri kafanızdan silip atın
Suçluluk duygunuzla başa çıkın
Sevgi ve onay bağımlılığınızın üstesinden gelin
Özgüveninizi arttırın
“Hiç bir şey yapmamak” ile baş edin
Depresyonun acı veren girdabından kurtulun
“Okunacak ve tekrar okunacak bir kitap!”
Los Angeles Times

7) ALLAH DE ÖTESİNİ BIRAK…

uğur%20koşar%20Allah%20de%20ötesini%20bırak[1]

Tasavvuf kitapları ile oldukça fazla tanınan Uğur Koşar’ın son kitabı olan Allah De Ötesini Bırak, okurlarına Allah sevdasını farklı bir şekilde aşılıyor.

Benzer diğer kitaplardaki gibi sadece Allah’ı okurlarına anlatmayan, bunun yanında Allah sevgisinin hayatlarını nasıl değiştirebileceğini gösteren, psikolojik olarak bir rahatlama sağlanmasına da olanak veren bu kitap son zamanların en fazla okunan tasavvuf kitaplarının başında geliyor.

8) YUVAYA YOLCULUK

phpThumb_generated_thumbnail[1]

 

Bir Kryon kitabı. Kitapta mutsuz bir adam olan Michael Thomas’ın öyküsü anlatılıyor. Ölümden döndükten sonra melekler ona ne istediğini soruyorlar o da tek istediğinin Yuvaya dönmek olduğunu söylüyor. Yuvaya dönebilmesi için Michael’in meleklerle, şeytanlarla ve bilge kişiliklerle bir dizi sınava tabi tutulması gerekiyor. Kanal bilgisi sevmiyorsanız bile bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.

9)MARTI

marti-jonathan-livingston[1]

Yaşadığımız durum ve şartların bizi hiçbirzaman kısıtlamaması gerektiğini anlatan çok güzel bir öykü. Bu öykü bir martı olan Jonathan’ın öyküsü. Martı olarak sınırlarını zorlayan Jonathan ‘ın bu öyküsü size ilham verecek.

10)Işığı Arayanların Karanlık Yanı

90243[1]

Aydınlanmaya giden yolun sadece Tanrısal olanı aramakla değil karanlık yanımızı kabul etmeyle de gerçekleştiğini anlatan yine çok etkileyici bir kitap. Herkesin içinde karanlık bir yan vardır. Bu karanlık yanımızı kabul etmedikçe ona uygun kişilikleri ve olayları sürekli olarak hayatımıza çekmeye devam ederiz. Bu kitabı okuduktan sonra yargıladığınız insanların özelliklerinin aslında içinizdeki karanlık yanınızı ortaya çıkaran aynalar olduğunu göreceksiniz.

11)DİNGİN SAVAŞÇI

dinginsavasci_3669_50741[1]

 

Dingin Savaşçı, dünya jimnastik şampiyonu Dan Millman’ın yaşam öyküsü. Socrates adını verdiği bilge bir yaşam savaşçısının rehberliği ve Joy (Haz) adındaki gizem ve coşku dolu doğası ismine yansımış bir kadının dayanılmaz çekiciliğinin etkisiyle yazar yaşamı yeniden öğreniyor.Dan, mutlu ve doyumlu bir yaşam sürdürmek için bir savaşçı gibi yaşamayı da öğrenmek zorunda. Bedensel ve ruhsal boyutlarda, sevgiyle korkunun, ışıkla karanlığın dansında, kahkahayla gizemin büyülü dünyasında sınavlar vererek öğrendiği de işte bu. Hümanistik psikoloji ve spiritüel felsefeyi yaşamın içinden deneyimleyerek öğrenen dan Millman içsel serüvenini okurla paylaşıyor.Dingin Savaşçı’da yaşama ilişkin sorularınızın karşılığını bulmakla kalmayacak, bu kitapla belki kendi aydınlanma sürecinizi de başlatacaksınız.Dingin Savayçı, yaşamı derinden sorgulayan serüvenci ruhlar için.

12) DOKUZ KEHANET

phpThumb_generated_thumbnail[1]

 

Romanın ismi, Peru’da _sözde_ Celestine Harabeleri’nde arkeolojik olarak bulunan el yazmalarındaki bilgilere atıfla “Celestine Kehaneti” şeklinde konmuştur. Ülkemizde ise bu isim, romanda bahsedilen “9 Anlayış”, ya da “9 Bilgi”den yola çıkılarak “9 Kehanet” olarak konulmuştur. Gerçekte böyle bir yer yoktur ve böyle kehanetler de bir yerlerde bulunmamıştır. Bazı internet sitelerinin bunları gerçekmiş gibi yazdığını biraz şaşırarak da olsa gördüğüm için bunu belirtmek istedim. Roman, 1993 yılında James Redfield tarafından yazılmış ve çok kısa sürede kendi baskısı olarak yaklaşık 100.000 adetlik bir başarıya ulaştıktan sonra, 1994 yılından itibaren Warner Books tarafından yayın hakları satın alınmıştır. Kitap, New York Times Çok Satanlar Listesi’nde üç yıl devamlı olarak kalmış ve şu ana kadar tüm dünyada 40’ı aşkın ülkede, 23 milyonu aşan bir satış grafiğine ulaşmıştır.

13) KÜÇÜK PRENS

imagesGTHKGAJ1

 

Antoine de Saint-Exupéry tarafından New York’ta bir otel odasında yazılan Küçük Prens yayımlandığı günden bu yana milyonlarca insanın kalbini fethetmeye devam ediyor. Küçük Prens’in yaşadıklarını anlıyor, kırgınlıklarına üzülüyor, söylediklerine hak veriyoruz. Gezegenindeki çiçeğiyle pek anlaşamadığı için biraz uzaklaşmaya karar veren, yolculuğu sırasında Dünya’ya da uğrayan Küçük Prens Sahra Çölü’nde bir pilotla karşılaşır. İşte olan biteni de bu pilot anlatır bize. Kimdir Küçük Prens, neden sürekli sorular sorar, çiçeğiyle neden anlaşamamıştır, gittiği diğer gezegenlerde kimlerle karşılaşmıştır ve neler öğrenmiştir? Bu öyküyü dinlerken Küçük Prens’in yaşadıkları ve öğrendikleri sayesinde hayatımıza tekrar bakıyoruz ve yaşamı anlamlandırmada ‘ne kadar da büyüdüğümüzü” görüyoruz. Küçük Prens’in de dediği gibi “Büyüklere her şeyi açıklamak gerekir zaten.”

 

14) TİBETİN GENÇLİK PINARI

select[2]

Bu kitap, “Gençlik Pınarı”nın kadim sırlarını bulmak için uzak ve gizemli Himalaya dağlarına giden ve onu bulan bir adamın gerçek öyküsüdür! Binlerce yıl boyunca yasak Tibet bölgelerinin derinliklerinde gizlenen kayıp manastır, büyük bir özenle korunan gençlik sırlarına sahiptir. Bu sır, uygulaması son derece kolay ama insanın yaşamını sonsuza dek değiştirme gücüne sahip olan beş kadim ayindir. Bu kitap, bu özel manastırda yaşayan Lamalar’dan öğrenilen olağanüstü sır hakkında yazılmış tek kaynaktır. Kitapta açıklanan beş ayin, herkesin kendini çok daha genç hissetmesini ve görünmesini aynı zamanda da daha büyük bir canlılık

 

15) TANRI İLE SOHBET

0000000070555-1[1]

Bu kitap bir umudun kitabı. Sen, ben, o… birlikte dünyayı (kendi dünyamızı ve gezegenimizi) değiştirebilme gücüne sahip olduğumuzu bilmek ne harikulade, ne heyecan verici bir duygu. Hepimizin içindeki Tanrı, Öz, Sevgi bize yaşamımızın ta başından beri hep aynı mesajı veriyor: BİR’siniz. Egomuz ise bunun tam zıddını bağıra bağıra söylüyor: AYRI’sınız. Egomuzun sesini dinleyerek geldiğimiz durum ortada. Bir de Özümüzün minik, ahenkli sesine kulak vermeyi denesek. O zaman her birimiz bir “Tanrı ile Sohbet” kitabı yazabiliriz.

Not: kitapların sıralanışı tamamen rastgeledir ve benim yıllar içinde okuyup beğendiğim kitaplardan oluşturduğum kişisel bir listedir.

Sevipte yazmadığım bir dünya kitabı da dizinin ikici bölümüne sakladım.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Bazen güvendiğin birinin, düştüğünde seni tekmelediğine, Ve ender birinin kalkmana yardım ettiğine şahit olacaksın.

bahar_ciceklenme-1680x1050[1]

 

 

Bir süre sonra birine el uzatmak ile yardım etmek arasındaki farkı öğreneceksin.

Ve sevmenin, birbirine yardım etmek anlamına gelmediğini ve arkadaşlığın, daima güvende olmak demek olmadığını öğreneceksin.

Öpücüklerin ; ne sözleşme, ne armağan, ne de vaatler anlamına gelmediğini öğreneceksin.

Başarısızlıklarını bir çocuğun üzüntüsü gibi değil, olgun biri gibi, başın dik olarak kabul etmeyi öğreneceksin.

Yarın neler olacağı belirsiz ve projelerini gerçekleştirme garantisi olmadığı için, yollarını bugünden inşa etmesini öğreneceksin.

Ve gelecek, vaatlerini tutma alışkanlığında olmadığı için, Zamanla, eğer fazlaca karşısında kalırsan güneşin, yakacağını öğreneceksin.

En iyilerin bile, bazen seni yaralayabileceğini ve senin onları affedeceğini kabul edeceksin.
Konuşmanın, ruhun acılarını giderebileceğini öğreneceksin.

Güven yaratmak için uzun yıllar gerektiğini,
Ve onu yıkmak için birkaç saniyenin yeterli olduğunu ve senin de, hayatın geri kalan kısmında pişmanlık duyabileceğin şeyler yapabileceğini.

Gerçek dostlukların mesafelere rağmen büyüyerek devam ettiğini, Ve esas olanın sahip olmak değil, hayatındakilerin olduğunu,
Ve iyi dostların, bize seçme izni veren aileler olduğunu öğreneceksin.

Dostların değiştiklerini ve geliştiklerini kabul ettiğimizde, dostları değiştirmeye gerek olmadığını öğreneceksin.

En iyi dostlarınla, birlikte bir şey yap veya yapma, çok güzel anlar geçirdiğini göreceksin.

Onlarla birlikte bir gün geçirmenin çok zevkli olduğunu öğreneceksin.

Bize fazlaca önem veren insanları, çoğu zaman hafife aldığımızın farkına varacaksın.

Ve bu nedenle, her zaman onları çok sevdiğimizi söylemek zorundayız.

Zira belki de bu onları son görüşümüz olabilir.

İçinde bulunduğumuz şartların ve ortamın, seni etkileyeceğini öğreneceksin.

Ama yaptıklarımızı tek sorumlusunun da bizler olduğunu.

Diğerleriyle kendimizi kıyaslamamak gerektiğini öğreneceksin.

Olmayı arzu ettiğin insan haline gelmek için çok zaman gerektiğini ve zamanın çok kısa olduğunu öğreneceksin.

Eğer davranışlarını kontrol etmezsen, onların seni kontrol edeceğini.

Ve esnek olmanın, yumuşak olmak veya kişilik sahibi olmamak anlamına gelmediğini öğreneceksin.

Zira, durum ne kadar hassas veya karmaşık olursa olsun, daima bir hal tarzı bulunacaktır.

Kahramanların, sonuçları göze alarak yapılması gerekenleri yapanlar olduğunu öğreneceksin.

Sabrın, uzun bir uygulama gerektirdiğini öğreneceksin.

Bazen güvendiğin birinin, düştüğünde seni tekmelediğine, Ve ender birinin kalkmana yardım ettiğine şahit olacaksın.

Olgunlaşmak, yaşadığın yıllarda edindiğin deneyimlerin sana öğrettiklerine bağlıdır.

Bir çocuğa asla, hayallerinin aptalca olduğunu söylememek gerektiğini, zira bunun en aşağılayıcı şey olduğunu öğreneceksin.

Ve eğer çocuk sana inanırsa bu trajik bir şey olacaktır, zira ümitlerini yitirecektir.

Kendine öfke ve kızgınlık hissettiğinde buna hakkın olduğunu, ama bunun sana şiddete başvurma hakkını vermediğini öğreneceksin.

Bir insan seni, senin istediğin kadar sevmediğinde bu onun seni daha az sevdiği anlamına gelmez.

Zira,bizi seven insanlar vardır evet, ama, senin bunu anlayıp anlamadığını bilemezler.

Diğerleri tarafından daima affedilmek yeterli değildir, bazen de kendi kendini affetmesini öğreneceksin.

Diğerlerini nasıl yargılıyorsan, onlarında seni yargılayacaklarını ve hatta mahkum edeceklerini öğreneceksin.

Kırık bir kalbe sahip olmanın fazlaca önemli olmadığını, dünyanın dönmeye devam ettiğini öğreneceksin.

Zamanın geri dönmediğini öğreneceksin.
Başkalarının çiçek getirmelerini beklemek yerine, kendi bahçeni işlemek ve ruhunu süslemek zorundasın.

O halde sen, sadece sen, ne kadar tahammül edeceğini, ne kadar güçlü olduğunu ve artık ilerleyemeyeceğini düşündüğünde bile, sandığından daha uzaklara gidebileceğini öğreneceksin.
William