Helalleşme Üzerine…

IMG_0418

İki yıl kadar önce  yazılarını,  düşüncelerini çok beğendiğim biriyle ‘’helalleşme’’ üzerine sohbete giriştik. Tam fikirlerimiz uyuşmadı, ama bazı noktalarda tutuştuk tabi…  O konuşmanın içeriğini burada aktarmayacak olsam da, gene de helalleşme üzerine bir yazı yazmam gerektiğine karar verdim.

Kişisel gelişim konularıyla iç içe geçmeye başladıktan sonra; insan hayatını, yaptıklarını, kendine yapılanları ve olduğu durumu sorgulamaya başlıyor. Başka bir gözle bakmaya başlıyor. En sonunda da sebep- sonuç ilişkilerine yani karmaya gelip takılıveriyor.

Hele de o anda, hayatın yolunda gitmiyorsa ( burada tamamen ilişkilerden bahsediyorum) hım diyorsun geçmişte, üzdüğüm, kırdığım, acı verdiğim insanlardan af dilemeliyim ki, önüm açılsın…

Ben de böyle bir sorgulamadan sonra; iyi davranmadığımı düşündüğüm, kırdığım, incittiğim iki kişiyi tespit ettim. Ve onlarla kapalı olan kapıları açıp, vicdanımı rahatlatmalıyım dedim. Önce birisini aradım, tabi sesimi duyunca ufak bir şok geçirdi. ‘’Bir kahve içmeye gelir misin, senle konuşmak istediğim şeyler var’’ dedim. Biraz da ısrar ettim, en sonunda kahve içmeye getirebildim.

Başladım konuşmaya, ’’geçmişte toydum, şunları şunları yaparak seni incittiğimi şimdi anlıyorum diyerek bir giriş, arkasından da çok özür dilerimle biten bir kapanış’’ yaptım. Aman Allah’ım benim özür cümlelerimden sonra, karşımdaki insan bir kaplana dönüşüverdi, başladı bana giydirmeye, bakıyor benden cevap yok, giydirmeye devam. Bazen bakıyorum haksızlık yapıyor, ama gene susuyorum, amacım karmayı kapatmak ya, baktım o konuşma böyle kızgınlıkla bitecek kalktım masadan, ardından ikinci, sonrada üçüncü buluşma geldi. Benim amacım iyice içini döksün rahatlasın, normale gelelim…

Neyse bu buluşmaların neticesinde, karşı taraf baktım ki gene bana meylediyor, hem de içi; öfkeyi, sevgiyi, acıyı barındırırken.’’ Eyvah’’ diyorum’’ işler sarpa saracak, bu işi kapatmam lazım ve karşı tarafa artık yeteri kadar konuştuk bir süre konuştuklarımızı düşünelim, belki de barışma vaktimiz daha gelmemiştir’’  diyorum. Ve karşı tarafı gene öfkelendiriyorum. Yani kapıyı açacağım yerde, açıp daha gürültüyle kapanmasına sebep oluyorum …

Bu birinci hezimetten sonra, özür dilemek istediğim ikinci kişiye mail atıyorum. Yüz yüze işleri yürütemediğimi anladım ya; bari yazıyla bu işi temizleyeyim diyorum. Onla da, kavga, dövüş, susma, alttan alma, özür dileme, bir mesaj, bir mesaj daha, tekrar bozulma, kırılma, suskunluk, tekrar kavga döneminden sonra ikinci başarısızlığıma uğruyorum.

Yani hata  yaklaşım tarzımda mı, konuştuğum kelimelerde mi, karşımda bıraktığım kötü izin derinliğinde mi, zamanı gelmemiş olmasından mı bilemiyorum ama , feci iki bozguna uğruyorum.

Bu iki tecrübeden sonra da helalleşmelerimi de hep kendi nezdimde,  fakat zatı-muhtereme hitaben yapmaya başladım… Bağları kestim durdum, meditasyonlar yaptım, nefes çalışmaları yaptım ve sonuç olarak çok da rahatladım ve şifa seminerleri vermeye başlayınca bu tecrübemden yola çıkarak ”dolunayda geçmişin yükleriyle bağ kesme çalışmam” ortaya çıktı… Ve ruhum çok daha rahat huzurlu bir hale geldi…

Her şeyde olduğu gibi bununda doğrusu yanlışı ya da belirli bir yöntemi yok, ancak benim merak ettiğim sizin böyle helalleşme denemeleriniz oldu mu ve başarıya ulaştınız mı?

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

IMG_0418

İki yıl kadar önce  yazılarını,  düşüncelerini çok beğendiğim biriyle ‘’helalleşme’’ üzerine sohbete giriştik. Tam fikirlerimiz uyuşmadı, ama bazı noktalarda tutuştuk tabi…  O konuşmanın içeriğini burada aktarmayacak olsam da, gene de helalleşme üzerine bir yazı yazmam gerektiğine karar verdim.

Kişisel gelişim konularıyla iç içe geçmeye başladıktan sonra; insan hayatını, yaptıklarını, kendine yapılanları ve olduğu durumu sorgulamaya başlıyor. Başka bir gözle bakmaya başlıyor. En sonunda da sebep- sonuç ilişkilerine yani karmaya gelip takılıveriyor.

Hele de o anda, hayatın yolunda gitmiyorsa ( burada tamamen ilişkilerden bahsediyorum) hım diyorsun geçmişte, üzdüğüm, kırdığım, acı verdiğim insanlardan af dilemeliyim ki, önüm açılsın…

Ben de böyle bir sorgulamadan sonra; iyi davranmadığımı düşündüğüm, kırdığım, incittiğim iki kişiyi tespit ettim. Ve onlarla kapalı olan kapıları açıp, vicdanımı rahatlatmalıyım dedim. Önce birisini aradım, tabi sesimi duyunca ufak bir şok geçirdi. ‘’Bir kahve içmeye gelir misin, senle konuşmak istediğim şeyler var’’ dedim. Biraz da ısrar ettim, en sonunda kahve içmeye getirebildim.

Başladım konuşmaya, ’’geçmişte toydum, şunları şunları yaparak seni incittiğimi şimdi anlıyorum diyerek bir giriş, arkasından da çok özür dilerimle biten bir kapanış’’ yaptım. Aman Allah’ım benim özür cümlelerimden sonra, karşımdaki insan bir kaplana dönüşüverdi, başladı bana giydirmeye, bakıyor benden cevap yok, giydirmeye devam. Bazen bakıyorum haksızlık yapıyor, ama gene susuyorum, amacım karmayı kapatmak ya, baktım o konuşma böyle kızgınlıkla bitecek kalktım masadan, ardından ikinci, sonrada üçüncü buluşma geldi. Benim amacım iyice içini döksün rahatlasın, normale gelelim…

Neyse bu buluşmaların neticesinde, karşı taraf baktım ki gene bana meylediyor, hem de içi; öfkeyi, sevgiyi, acıyı barındırırken.’’ Eyvah’’ diyorum’’ işler sarpa saracak, bu işi kapatmam lazım ve karşı tarafa artık yeteri kadar konuştuk bir süre konuştuklarımızı düşünelim, belki de barışma vaktimiz daha gelmemiştir’’  diyorum. Ve karşı tarafı gene öfkelendiriyorum. Yani kapıyı açacağım yerde, açıp daha gürültüyle kapanmasına sebep oluyorum …

Bu birinci hezimetten sonra, özür dilemek istediğim ikinci kişiye mail atıyorum. Yüz yüze işleri yürütemediğimi anladım ya; bari yazıyla bu işi temizleyeyim diyorum. Onla da, kavga, dövüş, susma, alttan alma, özür dileme, bir mesaj, bir mesaj daha, tekrar bozulma, kırılma, suskunluk, tekrar kavga döneminden sonra ikinci başarısızlığıma uğruyorum.

Yani hata  yaklaşım tarzımda mı, konuştuğum kelimelerde mi, karşımda bıraktığım kötü izin derinliğinde mi, zamanı gelmemiş olmasından mı bilemiyorum ama , feci iki bozguna uğruyorum.

Bu iki tecrübeden sonra da helalleşmelerimi de hep kendi nezdimde,  fakat zatı-muhtereme hitaben yapmaya başladım… Bağları kestim durdum, meditasyonlar yaptım, nefes çalışmaları yaptım ve sonuç olarak çok da rahatladım ve şifa seminerleri vermeye başlayınca bu tecrübemden yola çıkarak ”dolunayda geçmişin yükleriyle bağ kesme çalışmam” ortaya çıktı… Ve ruhum çok daha rahat huzurlu bir hale geldi…

Her şeyde olduğu gibi bununda doğrusu yanlışı ya da belirli bir yöntemi yok, ancak benim merak ettiğim sizin böyle helalleşme denemeleriniz oldu mu ve başarıya ulaştınız mı?

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Ruhunun İHTİYACI Ne? Mücevherini Seç Öğren…

Ruhun her zaman bir mücevher gibi ışıl ışıl parlıyor… Peki ruhunun ihtiyaçlarını bilyormusun? Mücevherini seç ve öğren…

Zümrüt’ü Seçtiysen: Sen ne kadar bereketli ve neşeli bir insansın. Bin kere maaşallah. Yanında olan insan ne kadar şanslı. Ona hem hayat aşılıyorsun hem bereket. Bana soracak olursan seni sırtında taşımalı… (Ruhunun neşeli ortamlarda olmaya ihtiyacı var)

Elmas’ı Seçtiysen: Ruhen ve fiziksel olarak çok sağlıklı ve zinde bir insansın. Doğa yürüyüşlerine ve hayvanlara bayılırsın. İçin o kadar masum ki bütün hayvanlar çevrene toplanır senden şefkat bekler. Bütün ışıltının içinde masumiyetini koruyan bir çocuksun. (Ruhunun masumiyete ihtiyacı var)

Ametisti Seçt.iysen: Çok huzurlu ve dengeli bir insansın. Olanı olduğu gibi yaşıyorsun ve huzurla yoluna devam ediyorsun. İnsan yaydığın huzurun enerjisinde yıkanmak istiyor. Güç ve zenginlik seni bulacak… (Ruhunun huzura ihtiyacı var)

Yakut’u Seçtiysen: Sen tam aşk için tutku yaratılmışsın. O heyecanı ruhunda duymazsan hayattan tat alamıyorsun. İnsanın içini kıpır kıpır yapan hayata bağlayan birisin. Seninle olanın ömrü uzar… (Ruhunun aşka ihtiyacı var)

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Karşına Çıkan Herkes Seni Sana Gösteren Aynalarındır…

r-Jz87V_[1]

Bizim karşımıza daima birileri veya bir şeyler aracılığı ile kendimizi tanımamız, hatalarımızı görmemiz ve düzeltebilmemiz için ortamlar yaratıyor. Ve biz farkındalığımızı geliştirip de, o yönlerimizi düzelttiğimizde, arınıyoruz, arındırmamız gereken diğer yönlerimize yöneltiliyoruz…

Kişiler ve çevremiz sürekli bir değişim içerisinde. Bunun nedeni kendi egosal yönlerimizi tanıyıp o yönlerimizi dönüştürdükçe, o yönümüzün yansıtmasına ihtiyacı olan kişiler bizden o yansımayı alamayacakları için uzaklaşıyorlar. Biz de başkalarından o dönüşmüş yönümüze ait bir yansımayı bir daha görmüyoruz.

Aynaları nasıl kullanabiliriz?

Diyelim ki birisi ile tartışıyorsunuz ve o kişi sizi adil olmamakla suçluyor. Durun ve içinize bakın. Sonra şu analizi yapın:

Bir kere adil olmayan, sizi adil olmamakla suçlayan kişidir. Onun yargısı tamamen ona aittir. Ancak, sizde ona, onun adil olmayan yönünü gösterecek kadar arınmamış bir yan var demektir.

Peki o yanınız veya yanlarınız neler olabilir? Bu suçlamayı duyduğunuz zaman içinizde oluşan hisse bakın.

Size saldırıldığı hissinde misiniz? Saldırgan bir yanınız var.

Aşağılandığınız hissine mi sahipsiniz? Başkalarını aşağılayan bir yanınız var ve aynı zamanda kendinizi aşağıladığınız bir yanınız var.

Sadece size yönelmiş bir öfke mi hissediyorsunuz? Öfkenizi dindirememiş ve hala zaman zaman öfkenizin esiri olabiliyorsunuz demektir.

Karşınızdakinin sizden korktuğu hissine mi kapıldınız, ya da bu suçlamadan dolayı korktunuz mu? Hala ayıklanamamış korkularınız var demektir…

Ya da gerçekten tam olarak adil olmadığınızı mı hissettiniz, gerçekten adil değilsiniz demektir…

Kendinize ait tesbit ettiklerinizi tek tek dingin bir anınızda düşünün.

Ben neden korkuyorum? Bunun yanıtını içinizden alana kadar ister meditasyon, ister eskilerin söylediği gibi tefekkür halinde içinize yönelin.

Bu arada sistemin size vereceği ipuçlarını kaçırmamaya çalışın. Televizyonda izlediğiniz bir şey, ilan panolarında okuyacağınız bir kelime, gazetede okuyacağınız bir haber, bir arkadaşınızın gelip size anlatacağı bir olay, hikaye vs…

Bunların hepsi size sizin neden korktuğunuzu tanımlamaya çalışacaktır. Çok ilgisiz bir şekilde karanlıktan korkuyor olduğunuz bile çıkabilir ortaya.

Bulduğunuz o yönünüzü kabul edin. Ben bütün bunlarla bir bütünüm diyin. Asla kendinizi suçlamayın, yargılamayın, cezalandırmayın.

Kendinizi yargılamanız, Tanrıyı yargılamak gibidir. Neden diyecek olursanız, bizler Tanrının “Size nefesimden üfledim” dediği varlıklarız.

Aslında özümüz mükemmel. Dualite ortamında deneyimlemek üzere yaşadıklarımız ve sergilediğimiz davranışlarımız var.

Arınmamışlıklarımız nedeni ile sergilediğimiz davranışlarımız da var. Bunlar suçlanması gereken değil, sadece fark edilerek dönüştürülmesi gereken yönlerimiz. Kendimizi yargılayıp, kendi kendimizi içsel olarak öyle çok cezalandırırız ki, dönüşümü gerçekleştiremez, o farkındalığı yaşayamayız.

İşte o zaman esas hatayı yapmış oluyoruz. Çünkü aslında bize tam olarak ait olmayan bir yönü, sanki bizmişiz gibi kabullenmiş oluyoruz o yargımız ile.

Oysa Tanrısal öz varlığımızda bilelim ki o yok. O sadece şu ana ait, dualiteye ait deneyimlediğimiz bir parça.

Yargılamayın, dönüştürün. Sevgiyle kendinizi bağışlayın. Bu belkide yapması en zor şey ama kendinizi bu yönünüzden dolayı sevgi ile kucaklayın ve bağışlayın. Ve artık bunun çözülmesini talep edin . Seçimim artık bu değil diyin. Gereken değişimin gerçekleşmesini talep edin. Bir kaç gün süre ile bu yönünüz üzerinde dinginlik ile dalgalanın, sevgiye geçmeye odaklanın. Bir süre sonra bu konuda son bir deneyim yaşayabilirsiniz. Örneğin aniden karanlıkta kalmak gibi. Artık korkmadığınızı ve karanlıktan korkmanın seçiminiz olmadığını göstermek durumunda kalabilirsiniz. Sınavı ilk seferinde veremeseniz bile, veremediğinizin farkında olmak ve dönüşüm için niyetinizi tekrarlamak süreç tamamlanana kadar sizi yönlendirecektir.

Sonunda sınavı verdiğinizi ve başka hiç bir deneyim ile aynı hissi yaşamadığınızı gözlemleyeceksiniz.

İşte özgürlük anı…

Unutmayın;

“Kendi içinizdeki olumsuz bir durumun farkına varmanız, başarısız olduğunuz anlamına gelmez; tam aksine başarılı olduğunuz anlamına gelir.”

* Eckhart Tolle

Düşüncelerimizin bize zarar vermesini engellemek için aşağıda sıralanmış basit şeyleri yapalım…

her-yonuyle-bahar-temizligi[1]

Modern edebiyatın en sevilen Amerikan yazarlarından biri olan Louis Hay, en iyisi ve en kötüsü de dahil olmak üzere hayatımızdaki bütün olayların tamamen bizim sorumluluğumuzda olduğunu bize hatırlatıyor. Bizim her düşüncemiz geleceğimizde etkili ve belirleyicidir. Evrenin güçleri ise hiç bir zaman yorum yapmaz veya yargılamazlar. Onlar bizi olduğumuz gibi kabul ederler ve bize istediklerimizi ve hakkında en çok düşündüğümüz şeyi gönderirler.

Düşüncelerimizin bize zarar vermesini engellemek için aşağıda sıralanmış basit şeyleri yaparsak, daha sağlıklı daha huzurlu ve negatif enerjilerden uzak olabiliriz.

Bedenimiz bizimle sürekli konuşur. Ah keşke onu duyabilecek zaman bulabilseydik.
Bedenimizdeki her hücre bizim her düşüncemize ve sözümüze tepki gösterir.
İnsan hasta olduğunda, kalbine dönüp kimi affetmediğini bulmaya çalışmalıdır.
Başkasına aşık olmak muhteşem bir şeydir, ancak geçicidir, ama kendimize olan aşkımız sonsuza kadar sürmektedir. Kendinizi sevin.
Güç noktamız, şu an ve burada bizim aklımızda bulunmaktadır.
Verdiğiniz her şey size döner.
Geçmişinizi aşk ile serbest bırakın, ona sizi bu bilince getirdiği için şükran duyun.
Eğer aklınıza olumsuz bir düşünce geldiyse ona sadece ”katıldığın için teşekkürler, şimdi hoşçakal” deyin.
Mükemmel olmadığınızı hissettiğiniz anda kendinizi sevin.
Geçmiş sonsuza kadar hayatımızdan çıkmıştır. Bu konuda yapılacak bir şey yoktur. Ancak geçmiş ile ilgili düşüncelerimizi değiştirebiliriz. Birinin çok önceden bizi nasıl kırdığını hatırlayarak bu günümüzü cezalandırmak aptalcadır.
Her birimizin içinde korkan ve biraz aşk isteyen küçük bir çocuk var.
Aşk bizim bütün sorunlarımızın tek cevabıdır.
Aşk insanın dışında değildir – o sadece insanın içinde yaşar. Ne kadar daha güçlü severseniz, o kadar çok aşkla çevrilmiş olursunuz.
Sürekli geçmişi hatırlamak, bilinçli olarak kendine acı çektirmektir.
Problem dediğimiz bütün şeyler, bize verilen değişme ve gelişme şansından baka bir şey değildir.
Rekabet ve başkalarıyla karşılaştırma – bunlar bizim yaratıcı bir insana dönüşme yolundaki temel engellerimizdir.
Değişime karşı yaklaşımınız ev temizliği gibi olmalıdır. Önce bir odayı veya bir eşyayı temizleyeceksiniz, sonra başka en sonunda her yer pırılpırıl olacak.
Bütün bilmeniz gereken şeyler, gereken yerde ve gereken zamanda size gelecektir.

Çeviren: Suzan Mutlu

Aycan Berkerin facebook sayfasından alınmıştır

Bu 7 Yiyeceği Asla Tekrar Isıtmayın

yiyecekleri-yeniden-ısıtmak[1]

Evinizde, yiyecekleri çöpe atmamak konusunda bir kural geliştirmiş olabilirsiniz. Dünyanın bir yerlerinde her gün tonlarca besin çöpe atılırken bir diğer taraftan da bazı insanlar, açlık çekmekte, yeterli besinden yoksun kalmaktadırlar.

Her zaman yiyeceklerimizi dolapta saklamamız ve bir ya da iki gün sonra ısıtarak çöpe atılmalarını engellememiz tavsiye edilegelmiştir.

Ancak birçok insan, bazı yiyeceklerin, sağlık problemlerine sebep olabilecekleri için asla tekrar ısıtılmamaları gerektiği gerçeğinden bihaberdir. Peki bu yiyecekler hangileridir merak ediyor musunuz?

Aşağıdaki Yiyecekleri Asla Tekrar Isıtmayın

Tavuk

Tavuk, en fazla buzdolabında saklanan yiyeceklerdendir, çünkü çabuk bozulmaz ve ısıtıldığında da tadını korumaktadır. Ama tavuk aslında ya taze pişmiş ya da soğuk olarak tüketilmelidir.

Tavuğu tekrar ısıtmak, protein kompozisyonunun değişmesine dolayısı ile de düzgünce sindirilememesine sebep olmaktadır. Eğer hazırlandıktan hemen sonra tüketilmezse, tekrar ısıtılabilir ancak sadece düşük ısıda.

Mantar

mantar

Bu besini hazırlamak için birçok yöntem mevcuttur ve hazırladıktan sonra da yeniden ısıtmak fikri kulağa doğru gelebilir. Ancak mantar tüketmenin en ideal yolu, henüz besin değerlerini ve sağlığa olan olumlu özelliklerini muhafaza ediyorken taze olarak hazırlayıp tüketmektir.

Eğer bir önceki öğünden az miktarda mantarınız kaldı ise, soğuk olarak tüketmeyi deneyebilirsiniz. Mantarlar ayrıca tekrar ısıtıldıklarında, besin komposizyonları değişeceğinden, karın ağrısı ve şişkinliğe de sebep olabilirler.

Patates

Patates birçok besleyici içermektedir ve buzdolabında birkaç gün muhafaza edilebilir; ancak onu asla tekrar ısıtmamalısınız. Çünkü tekrar ısıtmak tadını bozabilir, içeriğini değiştirebilir, hatta zehirli hale dahi getirebilir.

Kalan patatesi tüketmek için en ideal yöntemler püre yapmak veya soğuk olarak salatada kullanmak olabilir.

Ispanak

ıspanak

Bu yeşil sebze, beslenme diyetiniz için tavsiye edilmektedir. Ancak bu besini tekrar ısıtmaktan kaçınmalısınız çünkü içeriğinde yüksek oranda nitrat bulunmaktadır ve bu madde de yüksek ısıya maruz kaldığında nitrite dönüşmektedir. Nitrit sağlığımız açısından tehlikelidir ve ciddi rahatsızlıklara sebep olabilir. Bu sebeple ıspanağı her zaman taze olarak tüketmelisiniz.

Pancar

Pancar da, yeniden ısıtıldığında nitrite dönüştüğü bilinen nitrat içermektedir. Bu sebeple pancar da; eğer sağlık problemleri ile karşılaşmak istemiyorsanız; yeniden ısıtmaktan kaçınmanız gereken besinlerdendir. Pancardan maksimum fayda sağlamak için salatalarda veya smoothie yapımında kullanmayı deneyebilirsiniz.

Kereviz

kereviz

Eğer çorbanızda kereviz bulunuyorsa, vücudunuza verebileceği zarardan dolayı tekrar ısıtmaktan kaçının. Kerevizde de, tekrar ısıtıldığında nitrite dönüşen nitrat bulunmaktadır.

Bu da kerevizin yeniden ısıtılması durumunda potansiyel kanserojen bir yiyecek olması anlamına gelmektedir. Bu bağlamda, çorbanızı yeniden ısıtırken içeriğindeki kerevizi çıkarmayı deneyebilirsiniz.

Yumurta

Yumurta, aromasının ve kıvamının değişmesi sebebi ile fazlaca ısıtılan bir yiyecek değildir. Ancak her ihtimale karşın bilin diye belirtmek isteriz ki; yumurtanın yeniden ısıtılması, içeriğinin yüksek ısı ile teması durumunda toksik maddelere dönüşebileceği ihtimali sebebiyle, tehlikeli bir eylemdir.

Yiyecekleri Güvenli Şekilde Nasıl Yeniden Isıtabilirsiniz?

yiyecekleri-güvenle-yeniden-ısıtmak

Yukarıda söz ettiğimiz yiyecekleri yeniden ısıtmaktan kaçınmanız gerekse de bu kalan yemekleri ısıtamayacaksınız anlamına gelmiyor.

Yiyecekleri güvenli bir şekilde yeniden ısıtmak için aşağıdaki ipuçlarını aklınızda bulundurabilirsiniz.

  • Yeniden ısıtma işlemi hızlı bir şekilde gerçekleştirilmelidir. Isı 65 dereceye kadar olmalıdır ve yiyeceğin ortasına denk gelmelidir.
  • Sadece yiyeceğiniz miktarda yiyecek ısıtın.
  • Çapraz bulaşmayı engellemek amacıyla pişirilmiş gıdalar ile çiğ olanların temasından kaçınmalısınız.
  • Unutmayın ki tüm içerikler aynı değildir ve her biri aynı şekilde ısıtılamayabilir. Tek çeşitten fazla yiyeceği ısıtıyorken, bir çeşidini sarmayı deneyebilirsiniz. Böylelikle o da eşit olarak ısınmış olacaktır.
  • Eğer yiyecekleri dört gün içinde tüketemeyeceğinizi düşünüyorsanız, en iyi fikir bir kısmını dondurmak olabilir.
  • kaynak: sağlığa bir adım

Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni

 

Bu zamanda sevmek de sevilmek de zor :/ İlişkilerin pamuk ipliğine bağlı olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Onca çabamıza rağmen ikili ilişkilerimizin böylesine güçsüz olmasının nedenlerini hiç düşündünüz mü? Aşık olmayı ve sevmeyi unuttuğumuzdan mı; yoksa daha da fenası, bunların ne olduğunu hiç öğrenemediğimizden mi?

1. Kolaycılık içimize işlemiş

Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni 56cdd8cce4b065d494b0cb36 img 56cdda0fe4b0acd974e21ac5

İlişkilerimiz uğruna fedakarlıkta bulunmaya, uzlaşmaya; kısacası karşılık beklemeden sevmeye hazır değiliz. İyi bir ilişkinin devam etmesi için gereken emeği sarfetmeye yanaşmıyoruz. Zora geldik mi pes ediyoruz. En ufak hatada köprüleri yakıyoruz.

2. Heyecan peşinde koşuyoruz

Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni 56cdd8cce4b065d494b0cb36 img 56cdd8fee4b0acd974e21a84

Aradığımızın aşk değil aslında; hayatımıza heyecan ve macera katmak peşindeyiz. Ruhumuzdan anlayan birini değil, birlikte eğlenip partileyebileceğimiz birini hedefliyoruz. Anlık heyecanları kovalıyor; uzun süreli ilişkileri monoton ve sıkıcı buluyoruz.

3. Sevmeye zamanımız yok

Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni 56cdd8cce4b065d494b0cb36 img 56cdd93fe4b00a02454895b5

Hayatın hızına yetişmekte zorlanırken sevmekle kim uğraşacak? İlişkilerin sorunlarını çözmekle ömür tüketmeyi anlamsız buluyoruz. Maddiyata yönelik hayallerimiz, yaşadığımız ilişkilerin de rengini belirliyor. İşimize gelen insanlarla, durumumuz elverdiği süre boyunca birlikte oluyoruz.

4. Anlık ödüllerin peşindeyiz

Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni 56cdd8cce4b065d494b0cb36 img 56cddbade4b0acd974e21aed

Bu devirde beklemeye tahammülümüz yok. Anlık olarak beğeniyor ve beğeniliyoruz. Sosyal medyaya yüklediğimiz fotoğraflarımızın ne kadar beğeni aldığından, seçtiğimiz kariyere ve aşık olduğumuz insanlara kadar beklentimiz aynı. Hiçbir şey uğruna fazla zaman ve emek harcamaya yanaşmıyoruz.

5. Arayış içindeyiz

Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni 56cdd8cce4b065d494b0cb36 img 56cdd8e8e4b03fa4e5ef0f07

Yerimizde duramıyor, hep ileriyi hedefliyoruz. Bağlanmak en büyük fobimiz haline gelmiş durumda. İlişkilerin bize göre olmadığını düşünüyoruz. Yerimizde sayıp rutin bir hayatta boğulmak istemiyoruz. Hayatımızı tek bir insanla birlikte geçirmenin fikri bile kabus gibi geliyor. Herkesten farklı olduğumuz yanılgısı veya arzusu içindeyiz.

6. Açgözlüyüz, hep daha iyisini istiyoruz

Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni 56cdd8cce4b065d494b0cb36 img 56cdd8f2e4b00a02454895ac

Seçeneklerin sonsuz olduğunu düşünüyoruz. Mümkün olduğunca daha fazla sayıda insanla yüzelsel olarak zaman geçirmeyi, az sayıda insanla derin ilişkiler kurmaya yeğliyoruz. Her şeye hakkımız olduğunu sanıyoruz. Sevgili, kariyer, kıasacası hayatımızın her alanında hep daha iyinin peşindeyiz. Bu nedenle kimseyi beğenmiyoruz.

7. Teknolojinin içinde kendimizi kaybediyoruz

Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni 56cdd8cce4b065d494b0cb36 img 56cdd91fe4b03fa4e5ef0f11

Teknoloji bizi birbirimize yaklaştırmış görünüyor, ancak yalnızca sanal olarak. İnsanlarla bire bir iletişime geçmenin sıcaklığını unuttuk. Birlikte fiziken zaman geçirmek zaman kaybı gibi gelmeye başladı. Zaten birbirimizin hayatını sosyal medyadan takip ettiğimiz için sohbet edecek konu kalmıyor.

8. Aşkla seksi ayrı tutuyoruz

Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni 56cdd8cce4b065d494b0cb36 img 56cdd92be4b0acd974e21a8f

Aşkı seksten ayrı tutabileceğimizi düşünüyoruz. Duygusal derinliği olmayan fiziksel ilişkiler yaşıyoruz. Önce sevişip sonra sevmeye çalışıyoruz. Sadakati saçma buluyoruz. Kendimizi iyi hissetmek, egomuzu tatmin etmek için yatağa giriyoruz. Hayatımızda gerçek aşkın hissettirdiği özel duygulara verdiğimiz yer gittikçe azalıyor.

9. Mantığımızı dinliyoruz

Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni 56cdd8cce4b065d494b0cb36 img 56cdd92ee4b0acd974e21a9e

Faydacılık, yaptığımız her şeye ve kurduğumuz her ilişkiye damgasını vuruyor. Kendimizi duygularımıza kaptırarak sevmenin ne demek olduğunu bilmiyoruz. Aramıza mesafe girince kavuşmak için dağları deleceğimize, ilişkimizi bitirmenin yollarını arıyoruz.

10. Korkuyoruz

Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca  Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni 56cdd8cce4b065d494b0cb36 img 56cdd941e4b00a02454895be

Korku içinde yaşayan insanlar haline geldik: aşık olmaktan, bağlanmaktan, kalbimizin kırılmasından deli gibi korkuyoruz. Kendimizi korumak uğruna kimsenin içimizdeki korunmasız çocuğa erişmesine izin vermiyoruz. Savunmasız olmaktan nefret ediyoruz. Bu nedenle etrafımıza duvarlar örüyoruz.

KAYNAK: BİLİYOMUYDUN