Kötü giden hayatınızı iyiye çevirebilecek ipuçları…

bahar_ciceklenme-1680x1050[1]

Herkes kendi tercih ettiği şekilde yaşar Ama siz yine de bu hayat derslerine bir göz atın Belki de kötü giden hayatınızı iyiye çevirebilecek bir ipucu vardır

* İyice tanımadan hiçbir insana bağlanma

* Bitmemiş ilişkilerin üzerine ilişki kurma, acı çeken sen olursun

* İyice soruşturup diğer insanların da haklı olabileceğini düşün

* Seni takmayanı sen de takma, konuşmayanla asla konuşma

* Güvenmediğin biriyle asla flört etme

* Yalanını yakaladığın kişinin düzelebileceğini düşünme
* İnsanlara doğru değer ver, haketmeyenleri sil

* Kimseye yalvarma

* Asla dönüp de arkana bakma

* Sır tutmasını bil

* Dostlarının yeri ayrı, sevgilinin yeri ayrı Sevgilin için dostlarını, dostların için sevgini satma

* Hakettiğin sevgiyi alamadın mı? Kendini üzme, sorun sen değilsin

* Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut

* Bir ilişkiyi kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz,
iki damla gözyaşı için asla yumuşama

* Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et

* Seni dinleyip anlamaya niyeti olmayanlarla tartışma

* Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme

* Eğer verdiğin o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme

* Dostun olacak insanları bazı kriterlere göre belirle

* Kendini öven insanlardan kaç

* Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma

* Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma

* Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorlarsa onların öğütlerini gözardı etme

* Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üzerine sıçrar

* Gözyaşlarının değerini bil Onları haketmeyenler için harcama

* Sana bahşedilen zekayı kullanmayarak Allah’a hakaret etme!

* Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma

* Kendini sev

* Alkol alınca kontrolünü yitirenlerle asla tartışma

* Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma

* Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakârlık yapma

* İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil

* Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme

* Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme

* İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma

* Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Helalleşme Üzerine…

IMG_0418

İki yıl kadar önce  yazılarını,  düşüncelerini çok beğendiğim biriyle ‘’helalleşme’’ üzerine sohbete giriştik. Tam fikirlerimiz uyuşmadı, ama bazı noktalarda tutuştuk tabi…  O konuşmanın içeriğini burada aktarmayacak olsam da, gene de helalleşme üzerine bir yazı yazmam gerektiğine karar verdim.

Kişisel gelişim konularıyla iç içe geçmeye başladıktan sonra; insan hayatını, yaptıklarını, kendine yapılanları ve olduğu durumu sorgulamaya başlıyor. Başka bir gözle bakmaya başlıyor. En sonunda da sebep- sonuç ilişkilerine yani karmaya gelip takılıveriyor.

Hele de o anda, hayatın yolunda gitmiyorsa ( burada tamamen ilişkilerden bahsediyorum) hım diyorsun geçmişte, üzdüğüm, kırdığım, acı verdiğim insanlardan af dilemeliyim ki, önüm açılsın…

Ben de böyle bir sorgulamadan sonra; iyi davranmadığımı düşündüğüm, kırdığım, incittiğim iki kişiyi tespit ettim. Ve onlarla kapalı olan kapıları açıp, vicdanımı rahatlatmalıyım dedim. Önce birisini aradım, tabi sesimi duyunca ufak bir şok geçirdi. ‘’Bir kahve içmeye gelir misin, senle konuşmak istediğim şeyler var’’ dedim. Biraz da ısrar ettim, en sonunda kahve içmeye getirebildim.

Başladım konuşmaya, ’’geçmişte toydum, şunları şunları yaparak seni incittiğimi şimdi anlıyorum diyerek bir giriş, arkasından da çok özür dilerimle biten bir kapanış’’ yaptım. Aman Allah’ım benim özür cümlelerimden sonra, karşımdaki insan bir kaplana dönüşüverdi, başladı bana giydirmeye, bakıyor benden cevap yok, giydirmeye devam. Bazen bakıyorum haksızlık yapıyor, ama gene susuyorum, amacım karmayı kapatmak ya, baktım o konuşma böyle kızgınlıkla bitecek kalktım masadan, ardından ikinci, sonrada üçüncü buluşma geldi. Benim amacım iyice içini döksün rahatlasın, normale gelelim…

Neyse bu buluşmaların neticesinde, karşı taraf baktım ki gene bana meylediyor, hem de içi; öfkeyi, sevgiyi, acıyı barındırırken.’’ Eyvah’’ diyorum’’ işler sarpa saracak, bu işi kapatmam lazım ve karşı tarafa artık yeteri kadar konuştuk bir süre konuştuklarımızı düşünelim, belki de barışma vaktimiz daha gelmemiştir’’  diyorum. Ve karşı tarafı gene öfkelendiriyorum. Yani kapıyı açacağım yerde, açıp daha gürültüyle kapanmasına sebep oluyorum …

Bu birinci hezimetten sonra, özür dilemek istediğim ikinci kişiye mail atıyorum. Yüz yüze işleri yürütemediğimi anladım ya; bari yazıyla bu işi temizleyeyim diyorum. Onla da, kavga, dövüş, susma, alttan alma, özür dileme, bir mesaj, bir mesaj daha, tekrar bozulma, kırılma, suskunluk, tekrar kavga döneminden sonra ikinci başarısızlığıma uğruyorum.

Yani hata  yaklaşım tarzımda mı, konuştuğum kelimelerde mi, karşımda bıraktığım kötü izin derinliğinde mi, zamanı gelmemiş olmasından mı bilemiyorum ama , feci iki bozguna uğruyorum.

Bu iki tecrübeden sonra da helalleşmelerimi de hep kendi nezdimde,  fakat zatı-muhtereme hitaben yapmaya başladım… Bağları kestim durdum, meditasyonlar yaptım, nefes çalışmaları yaptım ve sonuç olarak çok da rahatladım ve şifa seminerleri vermeye başlayınca bu tecrübemden yola çıkarak ”dolunayda geçmişin yükleriyle bağ kesme çalışmam” ortaya çıktı… Ve ruhum çok daha rahat huzurlu bir hale geldi…

Her şeyde olduğu gibi bununda doğrusu yanlışı ya da belirli bir yöntemi yok, ancak benim merak ettiğim sizin böyle helalleşme denemeleriniz oldu mu ve başarıya ulaştınız mı?

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

IMG_0418

İki yıl kadar önce  yazılarını,  düşüncelerini çok beğendiğim biriyle ‘’helalleşme’’ üzerine sohbete giriştik. Tam fikirlerimiz uyuşmadı, ama bazı noktalarda tutuştuk tabi…  O konuşmanın içeriğini burada aktarmayacak olsam da, gene de helalleşme üzerine bir yazı yazmam gerektiğine karar verdim.

Kişisel gelişim konularıyla iç içe geçmeye başladıktan sonra; insan hayatını, yaptıklarını, kendine yapılanları ve olduğu durumu sorgulamaya başlıyor. Başka bir gözle bakmaya başlıyor. En sonunda da sebep- sonuç ilişkilerine yani karmaya gelip takılıveriyor.

Hele de o anda, hayatın yolunda gitmiyorsa ( burada tamamen ilişkilerden bahsediyorum) hım diyorsun geçmişte, üzdüğüm, kırdığım, acı verdiğim insanlardan af dilemeliyim ki, önüm açılsın…

Ben de böyle bir sorgulamadan sonra; iyi davranmadığımı düşündüğüm, kırdığım, incittiğim iki kişiyi tespit ettim. Ve onlarla kapalı olan kapıları açıp, vicdanımı rahatlatmalıyım dedim. Önce birisini aradım, tabi sesimi duyunca ufak bir şok geçirdi. ‘’Bir kahve içmeye gelir misin, senle konuşmak istediğim şeyler var’’ dedim. Biraz da ısrar ettim, en sonunda kahve içmeye getirebildim.

Başladım konuşmaya, ’’geçmişte toydum, şunları şunları yaparak seni incittiğimi şimdi anlıyorum diyerek bir giriş, arkasından da çok özür dilerimle biten bir kapanış’’ yaptım. Aman Allah’ım benim özür cümlelerimden sonra, karşımdaki insan bir kaplana dönüşüverdi, başladı bana giydirmeye, bakıyor benden cevap yok, giydirmeye devam. Bazen bakıyorum haksızlık yapıyor, ama gene susuyorum, amacım karmayı kapatmak ya, baktım o konuşma böyle kızgınlıkla bitecek kalktım masadan, ardından ikinci, sonrada üçüncü buluşma geldi. Benim amacım iyice içini döksün rahatlasın, normale gelelim…

Neyse bu buluşmaların neticesinde, karşı taraf baktım ki gene bana meylediyor, hem de içi; öfkeyi, sevgiyi, acıyı barındırırken.’’ Eyvah’’ diyorum’’ işler sarpa saracak, bu işi kapatmam lazım ve karşı tarafa artık yeteri kadar konuştuk bir süre konuştuklarımızı düşünelim, belki de barışma vaktimiz daha gelmemiştir’’  diyorum. Ve karşı tarafı gene öfkelendiriyorum. Yani kapıyı açacağım yerde, açıp daha gürültüyle kapanmasına sebep oluyorum …

Bu birinci hezimetten sonra, özür dilemek istediğim ikinci kişiye mail atıyorum. Yüz yüze işleri yürütemediğimi anladım ya; bari yazıyla bu işi temizleyeyim diyorum. Onla da, kavga, dövüş, susma, alttan alma, özür dileme, bir mesaj, bir mesaj daha, tekrar bozulma, kırılma, suskunluk, tekrar kavga döneminden sonra ikinci başarısızlığıma uğruyorum.

Yani hata  yaklaşım tarzımda mı, konuştuğum kelimelerde mi, karşımda bıraktığım kötü izin derinliğinde mi, zamanı gelmemiş olmasından mı bilemiyorum ama , feci iki bozguna uğruyorum.

Bu iki tecrübeden sonra da helalleşmelerimi de hep kendi nezdimde,  fakat zatı-muhtereme hitaben yapmaya başladım… Bağları kestim durdum, meditasyonlar yaptım, nefes çalışmaları yaptım ve sonuç olarak çok da rahatladım ve şifa seminerleri vermeye başlayınca bu tecrübemden yola çıkarak ”dolunayda geçmişin yükleriyle bağ kesme çalışmam” ortaya çıktı… Ve ruhum çok daha rahat huzurlu bir hale geldi…

Her şeyde olduğu gibi bununda doğrusu yanlışı ya da belirli bir yöntemi yok, ancak benim merak ettiğim sizin böyle helalleşme denemeleriniz oldu mu ve başarıya ulaştınız mı?

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ruhunun İHTİYACI Ne? Mücevherini Seç Öğren…

Ruhun her zaman bir mücevher gibi ışıl ışıl parlıyor… Peki ruhunun ihtiyaçlarını bilyormusun? Mücevherini seç ve öğren…

Zümrüt’ü Seçtiysen: Sen ne kadar bereketli ve neşeli bir insansın. Bin kere maaşallah. Yanında olan insan ne kadar şanslı. Ona hem hayat aşılıyorsun hem bereket. Bana soracak olursan seni sırtında taşımalı… (Ruhunun neşeli ortamlarda olmaya ihtiyacı var)

Elmas’ı Seçtiysen: Ruhen ve fiziksel olarak çok sağlıklı ve zinde bir insansın. Doğa yürüyüşlerine ve hayvanlara bayılırsın. İçin o kadar masum ki bütün hayvanlar çevrene toplanır senden şefkat bekler. Bütün ışıltının içinde masumiyetini koruyan bir çocuksun. (Ruhunun masumiyete ihtiyacı var)

Ametisti Seçt.iysen: Çok huzurlu ve dengeli bir insansın. Olanı olduğu gibi yaşıyorsun ve huzurla yoluna devam ediyorsun. İnsan yaydığın huzurun enerjisinde yıkanmak istiyor. Güç ve zenginlik seni bulacak… (Ruhunun huzura ihtiyacı var)

Yakut’u Seçtiysen: Sen tam aşk için tutku yaratılmışsın. O heyecanı ruhunda duymazsan hayattan tat alamıyorsun. İnsanın içini kıpır kıpır yapan hayata bağlayan birisin. Seninle olanın ömrü uzar… (Ruhunun aşka ihtiyacı var)

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Karşına Çıkan Herkes Seni Sana Gösteren Aynalarındır…

r-Jz87V_[1]

Bizim karşımıza daima birileri veya bir şeyler aracılığı ile kendimizi tanımamız, hatalarımızı görmemiz ve düzeltebilmemiz için ortamlar yaratıyor. Ve biz farkındalığımızı geliştirip de, o yönlerimizi düzelttiğimizde, arınıyoruz, arındırmamız gereken diğer yönlerimize yöneltiliyoruz…

Kişiler ve çevremiz sürekli bir değişim içerisinde. Bunun nedeni kendi egosal yönlerimizi tanıyıp o yönlerimizi dönüştürdükçe, o yönümüzün yansıtmasına ihtiyacı olan kişiler bizden o yansımayı alamayacakları için uzaklaşıyorlar. Biz de başkalarından o dönüşmüş yönümüze ait bir yansımayı bir daha görmüyoruz.

Aynaları nasıl kullanabiliriz?

Diyelim ki birisi ile tartışıyorsunuz ve o kişi sizi adil olmamakla suçluyor. Durun ve içinize bakın. Sonra şu analizi yapın:

Bir kere adil olmayan, sizi adil olmamakla suçlayan kişidir. Onun yargısı tamamen ona aittir. Ancak, sizde ona, onun adil olmayan yönünü gösterecek kadar arınmamış bir yan var demektir.

Peki o yanınız veya yanlarınız neler olabilir? Bu suçlamayı duyduğunuz zaman içinizde oluşan hisse bakın.

Size saldırıldığı hissinde misiniz? Saldırgan bir yanınız var.

Aşağılandığınız hissine mi sahipsiniz? Başkalarını aşağılayan bir yanınız var ve aynı zamanda kendinizi aşağıladığınız bir yanınız var.

Sadece size yönelmiş bir öfke mi hissediyorsunuz? Öfkenizi dindirememiş ve hala zaman zaman öfkenizin esiri olabiliyorsunuz demektir.

Karşınızdakinin sizden korktuğu hissine mi kapıldınız, ya da bu suçlamadan dolayı korktunuz mu? Hala ayıklanamamış korkularınız var demektir…

Ya da gerçekten tam olarak adil olmadığınızı mı hissettiniz, gerçekten adil değilsiniz demektir…

Kendinize ait tesbit ettiklerinizi tek tek dingin bir anınızda düşünün.

Ben neden korkuyorum? Bunun yanıtını içinizden alana kadar ister meditasyon, ister eskilerin söylediği gibi tefekkür halinde içinize yönelin.

Bu arada sistemin size vereceği ipuçlarını kaçırmamaya çalışın. Televizyonda izlediğiniz bir şey, ilan panolarında okuyacağınız bir kelime, gazetede okuyacağınız bir haber, bir arkadaşınızın gelip size anlatacağı bir olay, hikaye vs…

Bunların hepsi size sizin neden korktuğunuzu tanımlamaya çalışacaktır. Çok ilgisiz bir şekilde karanlıktan korkuyor olduğunuz bile çıkabilir ortaya.

Bulduğunuz o yönünüzü kabul edin. Ben bütün bunlarla bir bütünüm diyin. Asla kendinizi suçlamayın, yargılamayın, cezalandırmayın.

Kendinizi yargılamanız, Tanrıyı yargılamak gibidir. Neden diyecek olursanız, bizler Tanrının “Size nefesimden üfledim” dediği varlıklarız.

Aslında özümüz mükemmel. Dualite ortamında deneyimlemek üzere yaşadıklarımız ve sergilediğimiz davranışlarımız var.

Arınmamışlıklarımız nedeni ile sergilediğimiz davranışlarımız da var. Bunlar suçlanması gereken değil, sadece fark edilerek dönüştürülmesi gereken yönlerimiz. Kendimizi yargılayıp, kendi kendimizi içsel olarak öyle çok cezalandırırız ki, dönüşümü gerçekleştiremez, o farkındalığı yaşayamayız.

İşte o zaman esas hatayı yapmış oluyoruz. Çünkü aslında bize tam olarak ait olmayan bir yönü, sanki bizmişiz gibi kabullenmiş oluyoruz o yargımız ile.

Oysa Tanrısal öz varlığımızda bilelim ki o yok. O sadece şu ana ait, dualiteye ait deneyimlediğimiz bir parça.

Yargılamayın, dönüştürün. Sevgiyle kendinizi bağışlayın. Bu belkide yapması en zor şey ama kendinizi bu yönünüzden dolayı sevgi ile kucaklayın ve bağışlayın. Ve artık bunun çözülmesini talep edin . Seçimim artık bu değil diyin. Gereken değişimin gerçekleşmesini talep edin. Bir kaç gün süre ile bu yönünüz üzerinde dinginlik ile dalgalanın, sevgiye geçmeye odaklanın. Bir süre sonra bu konuda son bir deneyim yaşayabilirsiniz. Örneğin aniden karanlıkta kalmak gibi. Artık korkmadığınızı ve karanlıktan korkmanın seçiminiz olmadığını göstermek durumunda kalabilirsiniz. Sınavı ilk seferinde veremeseniz bile, veremediğinizin farkında olmak ve dönüşüm için niyetinizi tekrarlamak süreç tamamlanana kadar sizi yönlendirecektir.

Sonunda sınavı verdiğinizi ve başka hiç bir deneyim ile aynı hissi yaşamadığınızı gözlemleyeceksiniz.

İşte özgürlük anı…

Unutmayın;

“Kendi içinizdeki olumsuz bir durumun farkına varmanız, başarısız olduğunuz anlamına gelmez; tam aksine başarılı olduğunuz anlamına gelir.”

* Eckhart Tolle

Düşüncelerimizin bize zarar vermesini engellemek için aşağıda sıralanmış basit şeyleri yapalım…

her-yonuyle-bahar-temizligi[1]

Modern edebiyatın en sevilen Amerikan yazarlarından biri olan Louis Hay, en iyisi ve en kötüsü de dahil olmak üzere hayatımızdaki bütün olayların tamamen bizim sorumluluğumuzda olduğunu bize hatırlatıyor. Bizim her düşüncemiz geleceğimizde etkili ve belirleyicidir. Evrenin güçleri ise hiç bir zaman yorum yapmaz veya yargılamazlar. Onlar bizi olduğumuz gibi kabul ederler ve bize istediklerimizi ve hakkında en çok düşündüğümüz şeyi gönderirler.

Düşüncelerimizin bize zarar vermesini engellemek için aşağıda sıralanmış basit şeyleri yaparsak, daha sağlıklı daha huzurlu ve negatif enerjilerden uzak olabiliriz.

Bedenimiz bizimle sürekli konuşur. Ah keşke onu duyabilecek zaman bulabilseydik.
Bedenimizdeki her hücre bizim her düşüncemize ve sözümüze tepki gösterir.
İnsan hasta olduğunda, kalbine dönüp kimi affetmediğini bulmaya çalışmalıdır.
Başkasına aşık olmak muhteşem bir şeydir, ancak geçicidir, ama kendimize olan aşkımız sonsuza kadar sürmektedir. Kendinizi sevin.
Güç noktamız, şu an ve burada bizim aklımızda bulunmaktadır.
Verdiğiniz her şey size döner.
Geçmişinizi aşk ile serbest bırakın, ona sizi bu bilince getirdiği için şükran duyun.
Eğer aklınıza olumsuz bir düşünce geldiyse ona sadece ”katıldığın için teşekkürler, şimdi hoşçakal” deyin.
Mükemmel olmadığınızı hissettiğiniz anda kendinizi sevin.
Geçmiş sonsuza kadar hayatımızdan çıkmıştır. Bu konuda yapılacak bir şey yoktur. Ancak geçmiş ile ilgili düşüncelerimizi değiştirebiliriz. Birinin çok önceden bizi nasıl kırdığını hatırlayarak bu günümüzü cezalandırmak aptalcadır.
Her birimizin içinde korkan ve biraz aşk isteyen küçük bir çocuk var.
Aşk bizim bütün sorunlarımızın tek cevabıdır.
Aşk insanın dışında değildir – o sadece insanın içinde yaşar. Ne kadar daha güçlü severseniz, o kadar çok aşkla çevrilmiş olursunuz.
Sürekli geçmişi hatırlamak, bilinçli olarak kendine acı çektirmektir.
Problem dediğimiz bütün şeyler, bize verilen değişme ve gelişme şansından baka bir şey değildir.
Rekabet ve başkalarıyla karşılaştırma – bunlar bizim yaratıcı bir insana dönüşme yolundaki temel engellerimizdir.
Değişime karşı yaklaşımınız ev temizliği gibi olmalıdır. Önce bir odayı veya bir eşyayı temizleyeceksiniz, sonra başka en sonunda her yer pırılpırıl olacak.
Bütün bilmeniz gereken şeyler, gereken yerde ve gereken zamanda size gelecektir.

Çeviren: Suzan Mutlu

Aycan Berkerin facebook sayfasından alınmıştır

Bu 7 Yiyeceği Asla Tekrar Isıtmayın

yiyecekleri-yeniden-ısıtmak[1]

Evinizde, yiyecekleri çöpe atmamak konusunda bir kural geliştirmiş olabilirsiniz. Dünyanın bir yerlerinde her gün tonlarca besin çöpe atılırken bir diğer taraftan da bazı insanlar, açlık çekmekte, yeterli besinden yoksun kalmaktadırlar.

Her zaman yiyeceklerimizi dolapta saklamamız ve bir ya da iki gün sonra ısıtarak çöpe atılmalarını engellememiz tavsiye edilegelmiştir.

Ancak birçok insan, bazı yiyeceklerin, sağlık problemlerine sebep olabilecekleri için asla tekrar ısıtılmamaları gerektiği gerçeğinden bihaberdir. Peki bu yiyecekler hangileridir merak ediyor musunuz?

Aşağıdaki Yiyecekleri Asla Tekrar Isıtmayın

Tavuk

Tavuk, en fazla buzdolabında saklanan yiyeceklerdendir, çünkü çabuk bozulmaz ve ısıtıldığında da tadını korumaktadır. Ama tavuk aslında ya taze pişmiş ya da soğuk olarak tüketilmelidir.

Tavuğu tekrar ısıtmak, protein kompozisyonunun değişmesine dolayısı ile de düzgünce sindirilememesine sebep olmaktadır. Eğer hazırlandıktan hemen sonra tüketilmezse, tekrar ısıtılabilir ancak sadece düşük ısıda.

Mantar

mantar

Bu besini hazırlamak için birçok yöntem mevcuttur ve hazırladıktan sonra da yeniden ısıtmak fikri kulağa doğru gelebilir. Ancak mantar tüketmenin en ideal yolu, henüz besin değerlerini ve sağlığa olan olumlu özelliklerini muhafaza ediyorken taze olarak hazırlayıp tüketmektir.

Eğer bir önceki öğünden az miktarda mantarınız kaldı ise, soğuk olarak tüketmeyi deneyebilirsiniz. Mantarlar ayrıca tekrar ısıtıldıklarında, besin komposizyonları değişeceğinden, karın ağrısı ve şişkinliğe de sebep olabilirler.

Patates

Patates birçok besleyici içermektedir ve buzdolabında birkaç gün muhafaza edilebilir; ancak onu asla tekrar ısıtmamalısınız. Çünkü tekrar ısıtmak tadını bozabilir, içeriğini değiştirebilir, hatta zehirli hale dahi getirebilir.

Kalan patatesi tüketmek için en ideal yöntemler püre yapmak veya soğuk olarak salatada kullanmak olabilir.

Ispanak

ıspanak

Bu yeşil sebze, beslenme diyetiniz için tavsiye edilmektedir. Ancak bu besini tekrar ısıtmaktan kaçınmalısınız çünkü içeriğinde yüksek oranda nitrat bulunmaktadır ve bu madde de yüksek ısıya maruz kaldığında nitrite dönüşmektedir. Nitrit sağlığımız açısından tehlikelidir ve ciddi rahatsızlıklara sebep olabilir. Bu sebeple ıspanağı her zaman taze olarak tüketmelisiniz.

Pancar

Pancar da, yeniden ısıtıldığında nitrite dönüştüğü bilinen nitrat içermektedir. Bu sebeple pancar da; eğer sağlık problemleri ile karşılaşmak istemiyorsanız; yeniden ısıtmaktan kaçınmanız gereken besinlerdendir. Pancardan maksimum fayda sağlamak için salatalarda veya smoothie yapımında kullanmayı deneyebilirsiniz.

Kereviz

kereviz

Eğer çorbanızda kereviz bulunuyorsa, vücudunuza verebileceği zarardan dolayı tekrar ısıtmaktan kaçının. Kerevizde de, tekrar ısıtıldığında nitrite dönüşen nitrat bulunmaktadır.

Bu da kerevizin yeniden ısıtılması durumunda potansiyel kanserojen bir yiyecek olması anlamına gelmektedir. Bu bağlamda, çorbanızı yeniden ısıtırken içeriğindeki kerevizi çıkarmayı deneyebilirsiniz.

Yumurta

Yumurta, aromasının ve kıvamının değişmesi sebebi ile fazlaca ısıtılan bir yiyecek değildir. Ancak her ihtimale karşın bilin diye belirtmek isteriz ki; yumurtanın yeniden ısıtılması, içeriğinin yüksek ısı ile teması durumunda toksik maddelere dönüşebileceği ihtimali sebebiyle, tehlikeli bir eylemdir.

Yiyecekleri Güvenli Şekilde Nasıl Yeniden Isıtabilirsiniz?

yiyecekleri-güvenle-yeniden-ısıtmak

Yukarıda söz ettiğimiz yiyecekleri yeniden ısıtmaktan kaçınmanız gerekse de bu kalan yemekleri ısıtamayacaksınız anlamına gelmiyor.

Yiyecekleri güvenli bir şekilde yeniden ısıtmak için aşağıdaki ipuçlarını aklınızda bulundurabilirsiniz.

  • Yeniden ısıtma işlemi hızlı bir şekilde gerçekleştirilmelidir. Isı 65 dereceye kadar olmalıdır ve yiyeceğin ortasına denk gelmelidir.
  • Sadece yiyeceğiniz miktarda yiyecek ısıtın.
  • Çapraz bulaşmayı engellemek amacıyla pişirilmiş gıdalar ile çiğ olanların temasından kaçınmalısınız.
  • Unutmayın ki tüm içerikler aynı değildir ve her biri aynı şekilde ısıtılamayabilir. Tek çeşitten fazla yiyeceği ısıtıyorken, bir çeşidini sarmayı deneyebilirsiniz. Böylelikle o da eşit olarak ısınmış olacaktır.
  • Eğer yiyecekleri dört gün içinde tüketemeyeceğinizi düşünüyorsanız, en iyi fikir bir kısmını dondurmak olabilir.
  • kaynak: sağlığa bir adım
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni

 

Bu zamanda sevmek de sevilmek de zor :/ İlişkilerin pamuk ipliğine bağlı olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Onca çabamıza rağmen ikili ilişkilerimizin böylesine güçsüz olmasının nedenlerini hiç düşündünüz mü? Aşık olmayı ve sevmeyi unuttuğumuzdan mı; yoksa daha da fenası, bunların ne olduğunu hiç öğrenemediğimizden mi?

1. Kolaycılık içimize işlemiş

Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni 56cdd8cce4b065d494b0cb36 img 56cdda0fe4b0acd974e21ac5

İlişkilerimiz uğruna fedakarlıkta bulunmaya, uzlaşmaya; kısacası karşılık beklemeden sevmeye hazır değiliz. İyi bir ilişkinin devam etmesi için gereken emeği sarfetmeye yanaşmıyoruz. Zora geldik mi pes ediyoruz. En ufak hatada köprüleri yakıyoruz.

2. Heyecan peşinde koşuyoruz

Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni 56cdd8cce4b065d494b0cb36 img 56cdd8fee4b0acd974e21a84

Aradığımızın aşk değil aslında; hayatımıza heyecan ve macera katmak peşindeyiz. Ruhumuzdan anlayan birini değil, birlikte eğlenip partileyebileceğimiz birini hedefliyoruz. Anlık heyecanları kovalıyor; uzun süreli ilişkileri monoton ve sıkıcı buluyoruz.

3. Sevmeye zamanımız yok

Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni 56cdd8cce4b065d494b0cb36 img 56cdd93fe4b00a02454895b5

Hayatın hızına yetişmekte zorlanırken sevmekle kim uğraşacak? İlişkilerin sorunlarını çözmekle ömür tüketmeyi anlamsız buluyoruz. Maddiyata yönelik hayallerimiz, yaşadığımız ilişkilerin de rengini belirliyor. İşimize gelen insanlarla, durumumuz elverdiği süre boyunca birlikte oluyoruz.

4. Anlık ödüllerin peşindeyiz

Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni 56cdd8cce4b065d494b0cb36 img 56cddbade4b0acd974e21aed

Bu devirde beklemeye tahammülümüz yok. Anlık olarak beğeniyor ve beğeniliyoruz. Sosyal medyaya yüklediğimiz fotoğraflarımızın ne kadar beğeni aldığından, seçtiğimiz kariyere ve aşık olduğumuz insanlara kadar beklentimiz aynı. Hiçbir şey uğruna fazla zaman ve emek harcamaya yanaşmıyoruz.

5. Arayış içindeyiz

Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni 56cdd8cce4b065d494b0cb36 img 56cdd8e8e4b03fa4e5ef0f07

Yerimizde duramıyor, hep ileriyi hedefliyoruz. Bağlanmak en büyük fobimiz haline gelmiş durumda. İlişkilerin bize göre olmadığını düşünüyoruz. Yerimizde sayıp rutin bir hayatta boğulmak istemiyoruz. Hayatımızı tek bir insanla birlikte geçirmenin fikri bile kabus gibi geliyor. Herkesten farklı olduğumuz yanılgısı veya arzusu içindeyiz.

6. Açgözlüyüz, hep daha iyisini istiyoruz

Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni 56cdd8cce4b065d494b0cb36 img 56cdd8f2e4b00a02454895ac

Seçeneklerin sonsuz olduğunu düşünüyoruz. Mümkün olduğunca daha fazla sayıda insanla yüzelsel olarak zaman geçirmeyi, az sayıda insanla derin ilişkiler kurmaya yeğliyoruz. Her şeye hakkımız olduğunu sanıyoruz. Sevgili, kariyer, kıasacası hayatımızın her alanında hep daha iyinin peşindeyiz. Bu nedenle kimseyi beğenmiyoruz.

7. Teknolojinin içinde kendimizi kaybediyoruz

Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni 56cdd8cce4b065d494b0cb36 img 56cdd91fe4b03fa4e5ef0f11

Teknoloji bizi birbirimize yaklaştırmış görünüyor, ancak yalnızca sanal olarak. İnsanlarla bire bir iletişime geçmenin sıcaklığını unuttuk. Birlikte fiziken zaman geçirmek zaman kaybı gibi gelmeye başladı. Zaten birbirimizin hayatını sosyal medyadan takip ettiğimiz için sohbet edecek konu kalmıyor.

8. Aşkla seksi ayrı tutuyoruz

Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni 56cdd8cce4b065d494b0cb36 img 56cdd92be4b0acd974e21a8f

Aşkı seksten ayrı tutabileceğimizi düşünüyoruz. Duygusal derinliği olmayan fiziksel ilişkiler yaşıyoruz. Önce sevişip sonra sevmeye çalışıyoruz. Sadakati saçma buluyoruz. Kendimizi iyi hissetmek, egomuzu tatmin etmek için yatağa giriyoruz. Hayatımızda gerçek aşkın hissettirdiği özel duygulara verdiğimiz yer gittikçe azalıyor.

9. Mantığımızı dinliyoruz

Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni 56cdd8cce4b065d494b0cb36 img 56cdd92ee4b0acd974e21a9e

Faydacılık, yaptığımız her şeye ve kurduğumuz her ilişkiye damgasını vuruyor. Kendimizi duygularımıza kaptırarak sevmenin ne demek olduğunu bilmiyoruz. Aramıza mesafe girince kavuşmak için dağları deleceğimize, ilişkimizi bitirmenin yollarını arıyoruz.

10. Korkuyoruz

Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca  Günümüz ilişkilerinin kolayca Günümüz ilişkilerinin kolayca bitmesinin 10 gerçek nedeni 56cdd8cce4b065d494b0cb36 img 56cdd941e4b00a02454895be

Korku içinde yaşayan insanlar haline geldik: aşık olmaktan, bağlanmaktan, kalbimizin kırılmasından deli gibi korkuyoruz. Kendimizi korumak uğruna kimsenin içimizdeki korunmasız çocuğa erişmesine izin vermiyoruz. Savunmasız olmaktan nefret ediyoruz. Bu nedenle etrafımıza duvarlar örüyoruz.

KAYNAK: BİLİYOMUYDUN

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

SEVMEDİĞİNİZ YÖNÜNÜZÜ NASIL DEĞİŞTİRİRSİNİZ?

20120305__369684101[1]

Genel olarak her şeye olumsuz bakan, mutsuz olan biri misiniz?

Bu durumundan memnun olmayan ancak yapısı gereği bunu değiştiremeyenler için çözüm olabilecek önerilerimiz var. Hayatına daha mutlu ve yeni bir şekilde devam etmek isteyenler önerilere göz atın..

1- Değişimlere ve yaşama pozitif bakın. Bu sizin yaşamınızı değiştirmeniz için bir sinyal olabilir. Sürekli olarak değişimlerin olumlu yönlerini vurgulayarak, beyninizi daha pozitif düşünmeye programlamalısınız.

2- Olumsuz şeylerle karşılaştığınızda bu engelin geçici olduğunu ve size daha iyi şeyler katacağınızı düşünün.

3- Olaylara karşı güçlü, becerikli ve dirençli olduğunuzu kendinize sık sık hatırlatın. Direncinizi artırmak için öncesinde yaşadığınız olumsuzlukları gözden geçirin ve gerekirse listeleyin. Engellerden korkmamanız gerektiğini göreceksiniz. Korku, suçluluk, sabırsızlık gibi negatif duygular doğru şekilde odaklanmanızı engeller.

4- Hayatınızda yaşadığınız değişikliklere karşı daha güçlü biri olmak için korkularınızı nasıl yendiğinizi, deneyimlerinizden ne öğrendiğinizi gözden geçirin.

5- Hayatınızda olumlu cümleler kurmaya, mutluluk verecek kelimeleri sık sık tekrarlamaya özen gösterin.

6- Size destek olan, her an yardımcı olabilecek insanlarla iç içe olun. Bu kişilerin size verdikleri olumlu önerileri dinleyin ve uygunsa değerlendirin.

7- Harekete geçmeden önce durumu değerlendirin, konunun olumlu ve olumsuz yönlerini gözden geçirin, planlayın ve ne olursa olsun kendinizle ilgilenin.

* ALINTI

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ey Duam!!! Uç Şimdi Avuçlarımdan…

12565506_543833059106707_7651117879537321038_n[1]

Eğer derdi olan varsa, dermanı için

Hasta olan varsa, şifası için,

Sıkıntısı varsa, ferahlığı için,

Dua’sı olan varsa kabulü için

Tövbesi varsa affı için

Borcu varsa, ödemesi için

Düşkünü varsa, kalkması için

Hayra niyeti varsa, amel etmesi için

Hadi UÇ Duam…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Binlerce hasta böyle iyileşti!

Uzmanlar tarafından ballı tarçının tam anlamıyla mükemmel bir doğal ilaç olduğu kanıtlanmıştır. Tarçın bal karışımının soğuk algınlığından kalp hastalıklarına, kanserden cilt enfeksiyonlarına hatta kilo vermeye kadar bir çok alanda faydası mevcut.
Tarçınlı Balın Hazırlanışı
1 bardak kaynamış su içerisine bir miktar tarçını ilave edin ve demlemeye bırakın. Karışım oda sıcaklığına geldiğinde eklediğiniz tarçının 2 katı kadar balı karışıma ekleyin ve karıştırın. Yaptığınız bu bal tarçın karışımının yarısını akşam yatmadan önce için, kalan yarısını ise sabah kalktığınızda tüketin.
Tarçın ve bal karışımını hazırlamak bu kadar kolay. Şimdi gelelim bitmek bilmeyen faydalarına. Karışımın o kadar etkili ve çok faydası var ki ilaç firmaları bu karışımın yayılmasından hoşlanmayacak. Çünkü bir çok alanda faydası görülüyor. Bir çok ülkede tedavi amaçlı kullanılan doğal bir takviye…

 

 

İşte Ballı Tarçının Mucizevi Etkileri – Bal Tarçın Neye iyi gelir – Faydaları Nelerdir..?
Bağışıklı Sistemi: Karışım bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve bakteriyel hastalıklara karşı direnci artırıcı etkisi var.

İdrar Yolu Enfeksiyonu:
Bu karışımın idrar yollarında oluşan mikropları öldürdüğü bilinmektedir.

Sindirim Güçlüğü:
Bu karışım midede asit oluşumunu engelliyor ve en ağır yemekleri dahi kolayca sindirmenize olanak sağlıyor.
Kolesterol: Bu karışımı tükettikten 2 saat sonra kandaki kolestrol oranının Yüzde 10 azaldığı tespit edilmiştir.

Sivilceler: 3 yemek kaşığı bal ile 1 çay kaşığı tarçını gece yatmadan önce sivilcelerinizin üzerine sürün. Ertesi gün sürdüğünüz bölgeyi ılık su ile durulayın. 2 hafta boyunca her gün uyguladığınız da sivilcelerinizin tamamı yok olacaktır.

İşitme Kaybı: Her gün düzenli olarak bal tarçın karışımı tüketirseniz duyma kaybınız gidebiliyor.
Gaz: Bal ve Tarçın karışımı midede oluşan gazı önler.
Cilt Enfeksiyonları: Mantar, egzama gibi cilt enfeksiyonu olan bölgelere düzenli olarak sürdüğünüzde iyileştirme göstermektedir.
Kötü Nefes: Sabahları bal ve tarçın karışımı bir suyla gargara yapmak gün boyu güzel bir nefese sahip olmanızı sağlayacaktır.
Kanser: Düzenli olarak tüketilen bal ve tarçın karışımı mide ve kemik kanserini yenmede önemli bir rol oynuyor.
Grip: Balın içerisindeki doğal bir bileşimin grip mikrobunu öldürdüğü kanıtlanmıştır.
Yorgunluk: Balın içerisinde bulunan şeker vücudun güç kazanmasını sağlar. Bal ve tarçın karışımı ise vücudun daha zinde ve esnek olmasını sağlamakta.
Soğuk Algınlığı: 3 gün boyunca bir kaşık bal ve çeyrek kaşık tarçın tüketilmesi soğuk algınlığını tedavi etmektedir.
Zayıflama: Bal tarçın kürü olarak bilinen bu karışım bir çok kişi tarafından zayıflamak amaçlı kullanılmaktadır. Bal tarçın kürünü yaparak 21 günde 4 kilo veren okurlarımız var. Sabahları aç karnına ve yatmadan önce olmak üzere, günde 2 kez tüketerek kilo verebilirsiniz.

Büyük Hazine Tarçın

Binlerce yıl boyunca, tarçın farklı ev yapımı tedavilerinde kullanılmıştır. Modern bilim yapılan çeşitli araştırma ve çalışmaların ardından tarçının birçok faydasını doğrulamıştır.Bu baharat Mısır gibi bazı ülkelerde bulunan cinnamomum isimli bir ağacın iç kabuğundan elde edilir. İlk kullanımının izleri de Mısır’a kadar sürülmüştür. O zamanlar tarçın, yalnızca krallar tarafından lüks bir şekilde kullanılabilen çok değerli, nadir ve pahalı bir ürün ve hediyeydi.

 

Ürün süreci ağacın sapını keserek, kabuğunu alarak gerçekleşir. Ardından, çubuk şeklinde çizgiler oluşur. Ayrıca toz tarçın elde etmek üzere öğtülebilir.Neyse ki, günümüzde tarçın kolaylıkla temin edilebilen ve marketlerden satın alınabilen bir baharat haline gelmiştir. Karakteristik aromasını yağlı kısmına borçludur. Yağlı kısmı ise metabolizma ve sağlığa yönelik birçok fayda içeren baharın en önemli özelliklerinden sorumlu cinnamaldehyde adı verilen maddeden gelmektedir.

 

İki türlü tarçın vardır:

 

Ceylon tarçını; aynı zamanda hakiki tarçın olarak da bilinir.

Cassia tarçını; en sık tüketilen türüdür.

Tarçının Faydaları
Kendine has tadı ve mutfaktaki çeşitli kullanımlarıyla tarçının (bilim tarafından kanıtlanmış) faydalarından bazıları şöyle:

 

Antioksidan deposu
Bu maddeler “serbest radikaller” tarafından verilen oksidatif hasarlara karşı vücudunuzu korumaya alır. Çalışmalara göre tarçının içinde yüksek kaliteli polifenoller bulunmaktadır. Çalışmalarda 26 baharatın antioksidanlarıyla tarçınınkini karşılaştırmışlar ve içlerinden en güçlüsü oregano ve sarımsakla beraber tarçın çıkmıştır.

 

İltihap sökücü

 

Tarçın vücudun farklı yerlerindeki şişliği azaltmakla beraber, iltihaplarla savaşır, hasar almış dokuları onarır ve eklem yangısı veya gut hastalarının belirtilerine iyi gelir.

 

Kalp Hastalıklarına Yakalanma Riskini Azaltır
Ailenizde kalp damar hastalığı geçmişi varsa ya da riskli hasta konumundaysanız (obezite, diyabet, yüksek kolesterol, yüksek tansiyon) daha fazla tarçın tüketmeye çalışın. Bu baharatın ölüme kadar gidebilecek  kalp sorunlarına karşı riski azaltma kapasitesi bulunmaktadır. Tip II diyabet hastaları için ise, günde bir gram tarçının kan şekeri üzerinde oldukça iyi etkileri gözlemlenmektedir.

 

Ayrıca tarçın “kötü” kolesterol seviyelerini ve trigliseriti azaltmaya yardımcı olur. Yapılan bazı çalışmalara göre tarçın “iyi” kolesterol miktarını arttırırken hipertansiyonu da azaltmaktadır. Bütün bunlar daha sağlıklı bir kalbe sahip olmanıza katkı sağlar.

 

İnsülin Hassasiyetini İyileştirir

 

Bu da tarçının diyabetli hastalara yönelik insülin hormonuna olan hassasiyeti iyileştirebilme kapasitesinden gelen başka bir faydası. İnsülin hormonu vücuttaki enerji seviyelerinin ve metabolizmanın en başlıca gelen düzenleyicilerinden biri. Ayrıca özellikle kan akışında ve hücrelere doğru olmak üzere kanda şekeri taşır. İnsülin direnci olan hastalar diyabetin ötesinde ciddi sorunlardan şikayetçi olurlarsa tarçın burada da devreye girer.

 

Diyabet Önleme Gücü
Daha önce söylediklerimize ilişkin olarak, tarçın kan şekeri seviyesini düşürür; işte bu sebeple diyabet hastalarının tarçını daha sıklıkla tüketmesini öneriyoruz. Tarçının yemek yendikten sonra kan akışına giren glukoz seviyesini düşürdüğü, sindirim enzimlerine müdahale edebildiği, sindirim yolundaki karbonhidratların bozulmasını azalttığı ve taşıma hücrelerine etkime yaptığı kanıtlanmıştır.

 

Tarçını şekersiz tatlılarla ya da öğle veya akşam yemeğinden sonra kahveyle beraber tüketmenizi öneririz. Diyabetli hastalar üzerine yapılan çalışmalar tarçının şeker seviyesini %30’a kadar düşürebildiğini göstermiştir. Önerilen günlük doz ise 6 grama kadardır.

 

Dejeneratif Hastalıkları Azaltır
Nörodejeneratif problemler beyin hücrelerinin yapısı veya fonksiyonunda progresif bir kayıpla karakterize edilir. Alzheimer ve Parkinson hastalıklarını en sık görülen iki dejeneratif hastalığa örnek olarak verebiliriz. Beyinde biriken proteinler Alzheimer hastalığını tetiklerken, tarçında bulunan iki madde bu birikimi engelleyebilmekte, nöronları korumakta, motor işlevlerini iyileştirmekte ve Parkinsonlu hastalarda nörotaşıyıcı seviyelerini normalleştirmektedir.

 

 

Kansere Karşı Korur

Kanser kötü huylu hücrelerin kontrol edilemeyen bir şekilde büyümesiyle ortaya çıkar. Yıllar boyunca tarçın tüketimi ile kanserli hastaların sayısının azalması ve iyileşmeleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu sebeple çeşitli çalışmalar tarçının kanserin önlenmesinde doğal tedavi olarak görülebileceğini belirtmektedir.

 

Tarçın iyi huylu hücrelerin ölümüne yol açan tümörlerdeki kan damarlarının oluşumunu azaltır. Ayrıca, serbest radikaller ortamdan uzaklaştırıldığı takdirde, örneğin son günlerde en çok karşımıza çıkan kanser türlerinden kolon kanserine yakalanmanız önlenir.

 

Mantar ve Bakteri Enfeksiyonlarıyla Savaşır

 

Tarçının ana aktif maddesi (cinnamaldehyde) solunum yolu enfeksiyonlarını mantara karşı korur, Salmonella gibi bakterilerin çoğalmasını engeller, diş çürüklerini ve ağız kokusunu önler.
Kaynak: sağlık haberleri
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çörek Otunun Faydaları Üzerine Klinik Bulgular

12800116_794842963993841_6349968992182712324_n[1]

Çörek otu modern tıbbın oldukça ilgisini çeken az sayıda bitkiden biridir. Hastalıklara etkisi üzerine yüzlerce deney yapılmıştır ve onlarcası da halen devam etmektedir. Bu kadar araştırma ve deney hep olumlu sonuçlanmış ve her defasında asırlar öncesinden buyrulan ve kıymeti yeni yeni anlaşılan “Ölümden başkasına şifadır” hadisi şerifine ulaşılmıştır. Ancak ilginçtir ki yine bu yüzlerce çalışmaya rağmen çörek otunun etki mekanizması hala tam olarak çözülememiştir.

👉 Çörek Otunun Faydaları Klinik ve Terapötik Özellikleri

Çörek otu tohumları binlerce yıldır baharat ve gıda koruma maddesi olarak kullanılmıştır. Bitkinin tohumları ve yağı geleneksel tıp alanında kullanılabilecek potansiyel ilaç özellikleri göstermektedir. Bu derlemede çörek otunun terapötik (iyileştirici) kullanım alanları ve vücut sistemlerini etkileyen hastalıkların tedavisindeki rolü incelenmiştir.

Çörek otu, oksidan ajanları temizleyen antioksidan sistemi harekete geçirme özelliğine de sahiptir. İnflamatuar (iltihabi) süreçlerin mediatörü (arabulucu) olan prostaglandinleri ve lökotrienleri baskılayarak antienflamatuar (iltihap önleyici) özellik göstermektedir. Bitkinin immunomodülatör (bağışıklık sistemini düzenleyici) özellikleri, T hücrelerini ve doğal katil hücrelerini artırarak immun cevaba (savunma sistemine) katkıda bulunma şeklindedir.

Çeşitli kanser ve mikroorganizmalara karşı anti–kanser ve anti–mikrobiyal özellikler göstermektedir. Toksik ajanlara maruz kalmış kolon dokusunda DNA hasarını azaltmakta, karsinogfenezin yani sağlıklı hücrelerin kanser hücrelerine dönüşmeye başlamasını önlemektedir. Çörek otu diabetes mellitus (DM) da da (Şeker Hastalığı) önemli tedavi edici etkilere sahiptir. Glukoz tarafından indüklenen insülin salgısını artırmanın yanında, intestinal mukozadan glukoz emilimini azaltma yönünde etkisi de bulunmaktadır.

Çörek otu, hepatik dokunun zararlı etkilere karşı korunmasında etkili olmanın yanında hepatik lipit peroksidasyonunu da düzenlemektedir. Çörek otunun etkileri anti–inflammatuar, antioksidan ve antineoplastik (kanseri geriletme, durdurma) etkilerin kombinasyonu şeklinde olduğu düşünülmektedir.

👉 Çörek Otunun İyileştirici Etkisine İlişkin Bazı Bilgiler;

Günümüzde modern tıbbın olanakları ne kadar genişlemiş olursa olsun geleneksel uygulamalar varlığını sürdürmektedir. Bir folklorik tıp uygulama bitkisi olarak çörek otunun insanda gözlemlenen bazı etkileri şöyledir:

* Antikanserojen (Kanseri engelleyen, durduran, gerileten)
* İmmunomodulator (Bağışıklık sistemini düzenleyici)
* Antidiyabetik (Diyabeti tedavi edici)
* Antihipertansif (Yüksek tansiyonu tedavi eden)
* Antiallerjik (Alerjiyi önleyen)
* Antiastmatik (Astıma karşı)
* Antidiaretik (İshal kesici/önleyici)
* Antienflamatuvar (İltihap önleyici)
* Mide hastalıklarında tedavi edici
* AİDS’i önleyici (HIV enfeksiyonunu kontrol altına alır)
* Böbrek hastalıklarını tedavi edici
* Kalp ve damarları koruyucu
* Kolesterol düşürücü
* Antiromatizmal (Romatizma tedavi edici/önleyici)
* Antikoagülan (Kanın pıhtılaşmasını önleyici)
* Antimikrobiyal (Mikrop aktivitelerini engelleyen)
* Antimikotik (Mantar gelişmesini önleyen)
* Antioksidan
* Nöroprotektif (sinir sistemini koruyucu)

👉 Çörek otunun günümüzde tedavi amaçlı olarak faydalanıldığı alanlardan bazılarını da şöyle sıralayabiliriz:

* Çörek otunun hem tane hem de yağ formu antimikrobik amaçla kullanılmaktadır
* Çörek otu yağı, mantar hastalıklarında antifungal olarak etki göstermektedir
* Sitotoksik etkisi nedeniyle zehirlenmelerde sıklıkla antidot olarak kullanılmaktadır
* İdrar yolları ve böbrek hastalıklarında ise diüretik etkisinden yararlanılmaktadır.
* Mide barsak şikayetlerini gidermede etkilidir.
* Çörek otu yağının düz kasları gevşetici özelliği nedeniyle pek çok durumda antispazmodik olarak etki gösterdiği bilinmektedir.
* Antitümoral etkisinden dolayı kanser hastalıklarında,
* Antiastmatik etkisinden dolayı da göğüs hastalıklarında tedavi amaçlı kullanılmaktadır.
* Genç kadınlarda çörek otu tohumları ağızdan alındığında adet kanamasını uyarmaktadır.
* Menstrüel siklusu düzenlemek ve doğum sırasında da uterus kasılmalarını artırmak için de yararlanılmaktadır.
* Emziren genç kadınlar tarafından çörek otu tohumları süt salınımını arttırdığı için kullanılmaktadır.
* Çörek otu tohumu taneleri hipertansif/hipotansif etkileri iyi bilindiğinden tansiyonun düzenlenmesinde, yağ metabolizması üzerine olan etkileri nedeniyle kan lipid seviyesinin düzenlenmesinde etkili olmaktadır.
* Çocuklarda cilt hastalıklarının tedavisinde, küçük çocuklarda ve genç yetişkinlerde antidiyaretik ve antiemetik olarak kullanılmaktadır.
* Çörek otunun genç erişkinlerde antihelmintik olarak kullanıldığı da bilinmektedir.
* Çörek otu taneleri ayrıca farenjit, grip, paralizi, karın ağrısı ve birçok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır.

Çörek otu tohumlarının ya da yağının yukarıda bahsedilen olumlu ve tedavi edici etkisinin yanında, uygunsuz ve özensiz kullanımına bağlı olarak istenmeyen hatta beklenenin aksi etkilerinin görülebileceği dikkate alınmalıdır. Oldukça geniş bir hastalık grubunda ve yaygın olarak kullanılan bir folklorik tıp bitkisi olarak çörek otu, etkisi en iyi bilinen bitkilerden biridir. Ülkemizde çörek otu ve yağının tedavide kullanımına ilişkin çalışmalar yok denecek kadar azdır.

Bitkinin tohumları veya yağının şifa verici olması için hem yöntem hem de miktar olarak uygun alınmasına özen gösterilmelidir. Bununla birlikte hangi yaş grubunun hangi rahatsızlıkta ne kadar kullanılacağı konusunda net bilgiler oluşmamıştır.

Çörek otundan fayda bulabilmek için sadece çörek otunu bir kaç kez kullanmak yetmemektedir. Çörek otunu düzenli olarak uzun süre kullanmak gereklidir. Ki bunu Peygamber Efendimiz (sav) çörek otunun ölümden başka her şeye şifa olduğuna işaret ederken “Çörek otuna devam ediniz…” tavsiyesinde bulunarak çörek otunun bu olumlu etkilerinden faydalanabilmek için çörek otu kadar çörek otuna uzun süre ve düzenli olarak devam etmenin de çörek otu kadar önemli olduğunu bildirmişlerdir.

Son olarak böylesine faydalı ve çok kolay ulaşılabilir bir şifa kaynağının herkes tarafından bilinmemesi de gerçekten üzücü ve ilginçtir. Eğer yakınlarınız ile hasta ziyaretlerinde değilde başka sebeplerle bir araya gelmek istiyorsanız lütfen bu bilgilerden haberdar olmasını sağlayınız.

SEVDİKLERİNİZ İÇİN MUTLAKA PAYLAŞIN..!

Kaynak: Sağlık haberleri

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

VÜCUTTAKİ İLTİHAPLANMAYA DÜŞMAN BESİNLER..!

12670386_794872730657531_1563039160409553780_n[1]

Uzman Diyetisyen Şebnem Kandıralı, besinlerde ki antioksidanın vücuttaki iltihaplanmayı yok etmeye yardımcı olduğunu söyledi. İşte vücuttaki iltihaplanmayı yok eden o besinler;

👉 Pancar

Kıpkırmızı rengi ile güçlü bir antioksidan ve anti inflamatuar besindir. Enerjinizi arttırıp, kan basıncınızı düşürebilir. Hipertansiyon Dergisi 2008 sayısında 500 ml’lik bir pancar suyunun kan basıncını 10.4/8 mm düşürdüğü gösterilmiştir. Pancarlar nitrattan zengindir. Avrupa Uygulamalı Fizyoloji Dergisi Aralık 2012’ de yayınlanan bir çalışmada bir porsiyon pancar suyu atletik performansı \%1-3 arasında arttırdığı saptanmıştır.

👉 Yaban mersini

Hayvanlar üzerinde yapılan çoğu çalışmada inflamasyonu azalttığı gösterilmiştir. İnsanlar üzerinde yapılan çalışmalarda örneğin Amerikan Bilim Degisi Ocak/Şubat 2011 sayısında beyin sağlığı için iyi bir besin olduğu belirtilmiştir. Berrie grubu meyveleri boyutlarından ötürü yıkamak zor olduğundan organik tüketilmesi tavsiye edilmektedir.

👉 Brokoli

Detoksifiye edici antioksidanlar ile doludur. Kaempferol ve izotiyosiyanatlardan zengindir, her ikisi de anti inflamatuar fitonutrientler (bitkisel besin öğeleri) dir. İnflamasyon Araştırma Dergisi Kasım 2010’da yayınlanan çalışmada kaempferolün vücutta alerji oluşumuna neden olan maddelerin etkisini azalttığını göstermiştir. Brokoli belirgin miktarda iyi bilinen bir antiinflamatuar olan omega-3 yağ asidi de içermektedir.

👉 Keten tohumu yağı

Omega-3 ve omega- 6 yağ asidi dengesini içerir. Omega-3 yağ asidi inflamasyonu azaltır. Anti Kanser Araştırması 2001’de yayınlanan bir çalışmada lignanların prostat kanseri hücrelerinin büyümesini yavaşlattığı gösterilmiştir. Lignanlar aynı zamanda meme kanseri tanısı alan binlerce kadın üzerinde yapılan çalışmalarda (Göğüs kanseri araştırma ve tedavisi Temmuz 2010, Nisan 2012 ve Klinik Onkoloji Dergisi Ekim 2011) meme kanserinden hayatta kalmayı da arttırmada önemli bir rol üstlenmektedir.

👉 Yeşil çay

Çok sayıda anti inflamatuar flavonoid içerir. İmmünoloji Dergisi 2002’deki bir çalışmada en bol kateşin bulunan yeşil çayın tedavi edici potansiyeli olan güçlü bir antiinflmatuar bileşik olduğu saptanmıştır. Antioksidan içeriği etkili olan yeşil çay meme kanseri gelişme riskinde \%22 (Karsinojenez temmuz 2006) , prostat kanseri gelişme riskinde \%48 (Amerikan Epidemiyoloji dergisi 2007) ve kolorektal kanser gelişme riskinde \% 57 (Kanser epidemiyolojisi belirteçler ve önleme haziran 2007) azalma kaydetmiştir.

👉 Sarımsak

İnflamasyonu azaltmaya yardımcıdır. Washington State Üniversitesi Mayıs 2012’de yapılan bir çalışmada sarımsağın bağırsak hastalıklarının nedenlerinden olan Campylobacter bakterisi ile mücadele eden iki antibiyotikten 100 kat daha etkili olduğu bulunmuştur.

👉 Zencefil

İnflamasyonu azaltır ve kan şekerini kontrol eder. Zencefil çayı bir diyete ilave edilebilecek büyük bir ektir. Artirit Dergisi 2012’de yayınlanan bir çalışmada zencefil ve ağrı kesiciler karşılaştırılmış ve zencefilin ağrıyı azaltmada çok daha etkili olduğu bulunmuştur.

👉 Zeytin yağı

İltihapla mücadelede yardımcı olur. Zeytinyağ kalp ve kan damarlarını koruyan polifenollerden oldukça zengindir.
Kuersetin içerir, vücudun inflamasyonlarla mücadelesine yardımcı olabilecek güçlü bir antioksidandır. Solunum yollarını uyarır ve balgam söktürücüdür. Soğan kanıtlanmış antioksidan içeren bir besindir, özellikle kolon kanseriyle tedavide yardımcı olduğu (Kimya ve İlaç Araştırmaları

👉 Yosun

Fukoidan isimli kompleks karbonhidratları içerir, inflamasyonu azaltır. Deniz yosunları sütten ağırlık olarak 14 kat daha fazla kalsiyum içerir. Kelp, kombu, wakame, arame yosunun iyi kaynaklarıdır.

SEVDİKLERİNİZ İÇİN MUTLAKA PAYLAŞIN

kaynak: sağlık haberleri

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kim Değişim İSTİYOR…

12734005_10154064448610815_6207479057949011372_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Tip 2 Diyabeti Azaltan Sebze Meyve Suları

ıspanak-suyu[1]

Diyabet vücut kan şekeri seviyesini kendi düzenleyemediği zaman yaşanan bir hastalıktır. Bu hastalık aralarında genetik faktör, obezite, yetersiz beslenme, diğer hastalıklar, ameliyatlar, ilaç ve virüsün bulunduğu birçok sebep tarafından tetiklenebilir.

İnsülin kan şekeri seviyesini düzenlemekle sorumlu pankreas tarafından üretilen bir hormondur. Diyabet vücut yeterince insülin üretemediği veya insüline direnç geliştirdiği zaman meydana gelir.

 

Farklı diyabet türleri nelerdir?

diyabeti-engellemek

İki tür diyabet vardır ve her birinin farklı sebepleri ve risk faktörleri vardır:

  • Tip 1 Diyabet: Bu diyabet tipi yer yaşta gelişebilir, ancak özellikle çocukları, ergenleri ve genç yetişkinleri etkiler. Bu tip diyabette, vücut insülin üretemez ya da insülin üretmekle sorumlu hücreler düzgün çalışmayı bıraktığı için çok az miktarda insülin üretilir. Bu durumda, çözüm her gün insülin dozu enjekte etmektir, bu da her hastanın özel ihtiyaçlarına göre tıbbi bir uzman tarafından önerilmelidir.
  • Tip 2 Diyabet: En sık görülen diyabet tipidir. Genelde 60 yaş üstü yetişkinleri etkilemektedir, ancak bugünlerde genç nüfus da obezite ve yetersiz beslenme sebebiyle bu hastalıktan şikayetçi olmaktadır. Bu durumda, diyabet genelde çok ileri seviyede teşhis edilir; çünkü insanlar bu hastalığa yakalandıklarını çok geç fark ederler.

Diyabetin belirtileri nelerdir?

Tip 2 diyabet genelde çok yavaş gelişir ve birçok örnekte belirtiler hastalık çok ilerleyene kadar kendini göstermez.

Diyabet sebebiyle görülebilen belirtilerden bazıları aşağıdaki gibidir:

  • Sık sık idrara çıkma
  • Sürekli susuz hissetme
  • Yorgunluk
  • Yavaş iyileşme
  • Sürekli enfeksiyon
  • Saç ve diş dökülmesi
  • Aşırı kilo kaybı
  • Bulanık görüntü

Diyabeti doğal yollarla kontrol altına almak mümkün mü?

Diabetes

Diyabet hastaları her şeyin yolunda gittiğinden emin olmak için bir doktor gözetiminde olmalılar; ancak tedaviye kan şekeri düzeyini düşürebilecek ve diyabeti kontrol altında tutacak doğal alternatifler de eklenebilir. Bu yazımızda, insülin üretimini teşvik etmenin mümkün olduğu Tip 2 diyabetten bahsedeceğiz. Siz de bu rahatsızlıktan şikayetçiyseniz, belki de aşağıda vereceğimiz sebze meyve suları tarifi size de yardımcı olacaktır.

Tip 2 diyabeti kontrol altına almak için ıspanak, havuç ve kereviz suyu

ıspanak-maydanoz

Bu sebze suyu Tip 2 diyabet hastalarına yardımcı olan ıspanak, havuç ve kerevizin özelliklerini bir araya getirir.

Faydaları: 

  • Havuç genelde hipertansiyon (yüksek kan basıncı) ile bağdaştırılan sodyum seviyesini dengelemek için gerekli olan potasyum yönünden zengindir. Bu gıda aynı zamanda kanı düzenler ve diyabet hastalarının görme problemlerinin önlenmesine yardımcı olur.
  • Ispanağın içinde bulunan kalsiyum, beta-karoten ve A ile C vitaminlerinin hepsi kandaki şekerin azaltılması dahil olmak üzere sağlığımız üzerinde birçok fayda sağlarlar. Kereviz kalp damar sistemi için son derece yararlı olan magnezyum ve potasyum içerir. Son olarak malik asit içeriği sayesinde kandaki şeker seviyesini düşüren yeşil elmaları da kullanabilirsiniz.

Malzemeler

  • 3 avuç ıspanak
  • 2 kereviz
  • 1 havuç
  • 1 yeşil elma
  • 1 salatalık (tercihe bağlı)

Hazırlanışı

Elma ve havucu yıkayıp soyun. Ardından geri kalan malzemelerle blenderden geçirin. Karışımı daha kolaylaştırmak için biraz su ekleyebilirsiniz.

Brüksel lahanası ve taze fasulye suyu

Tıpkı yukarıdaki sebze meyve suyu gibi, bu içecek de kandaki şeker seviyesini indirmeye ve aynı zamanda tansiyonu düşürmeye yardımcı olacaktır.

Faydaları:

Brüksel lahanası ve taze fasulye kan şekeri seviyesini düşürmenin anahtarı olan B6 vitamini ve çeşitli mineraller yönünden zengindir. Her iki gıda da doğal bir bitkisel insülin kaynağıdır.

Malzemeler

  • 10-12 adet Brüksel lahanası
  • 2 bardak taze fasulye
  • 1 adet soyulmuş limon
  • 1 salatalık (tercihe bağlı)

Hazırlanışı

Tüm malzemeleri iyice yıkayın ve ardından karışımı kolaylaştırmak için biraz su ekleyip blenderden geçirin.

Bu sebze meyve sularından birini Tip 2 diyabeti azaltmak için her gün aç karna içmeniz önerilir.

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »