Herkes öldürebilir sevdiğini…

12809762_10209118147658706_2580674002468603340_n[1]

 

Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!

Kimi gençken öldürür sevdiğini
Kimileri yaşlı iken öldürür;
Şehvetli ellerle öldürür kimi
Kimi altından ellerle öldürür;
Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.

Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
Kimi satar kimi de satın alır;
Kimi gözyaşı döker öldürürken,
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür;
ÇünKü Herkes öldürebilir sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez.

Allahım Kim Bu Kadın?

12800315_226404721043065_2075717694394325772_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ödemin ilacı hurma suyu…!

12805673_560255464141070_563110117670711767_n[2]

‘Hurma suyunu iç ödemden kurtul’

Kadınları daha çok seven, el ve ayak bileklerinde sıkça görülen ödemler ciddi hastalıkları habercisi olabiliyor. Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, “Ödem,vücutta sıvı birikmesidir ve yaygın karşılaşılan bir sorundur. Ödemi hücre içi sıvının hücre dışına çıkması ile doku aralarında ve cilt altında birikmesi olarak da tanımlayabiliriz. Böbrek ve karaciğer hastalıkları, kalp-damar sorunları, hormonal hastalıklar ödeme yol açabiliyor” şeklinde konuşuyor.
kilo artışı olab ilir…

Regl dönemi, menopoz, fazla kilo, az su tüketimi, fazla karbonhidrat tüketimi, bol tuzlu diyetlerin de ödeme neden olduğunu belirten Enç, hurmanın ödem gidermede etkili olduğunu bildiriyor. Ayrıca tansiyon dengesizliğin de ödeme neden olduğunu aktaran Enç, “Tüketilen su ve tuz miktarı şişme ve ödem oluşmasında çok önemlidir. Ödemin en erken belirtileri göz kapaklarında, el, ayak ve ayak bileklerinde şişme meydana gelmesidir. Ödem ile birlikte kilo artışı da tipik bir bulgudur. Ödemin tedavisi özellikle nedene yönelik olmalıdır. Eğer hastalığa bağlı bir ödem söz konusu değilse, ilaç kullanmadan bazı tedbirlerle ödemlerinizden kurtulabilirsiniz” diyor. Enç şu önerlerde bulunuyor: şekerden
uzak durun

Hazır yiyecekler, et suyu tabletleri, turşular, konserveler tuz yönünden zengin besinlerdir. Bu sebeple bu besinlerin tüketimde dikkatli olunmalıdır.
Yemeklerinizi pişirirken az tuz ile edin ve tuzdan çok baharat kullanın.
Şeker tüketiminize dikkat edin. Çünkü şekerin sindirilmesinde çok miktarda su gerekir ve vücut suyu tutar. Tüketilen şeker miktarının azalmasıyla ödem sorunu da azalacaktır.
Herhangi bir sağlık sorununuz yoksa gün içinde ödem atımını hızlandıran biberiye, ısırgan otu, kiraz sapı ve funda yaprağı gibi bitki çayları için.
Yeşil yapraklı sebzeler vücuttun fazla su yu atmaya yardımcı olur.

ÖDEM ATTIRAN TARİF
– Gece yatmadan önce 1 bardak suya , 1 adet kuru hurma koyup bekletin. Sabah hem suyu hem hurmayı tüketin. Bağırsak hareketlerinin hızlanmasına ve ödemin atılmasını sağlar.
– 1 demet maydanoz, 2 salatalık ve 1 orta boy havuç suyunu karıştırıp için. Dilerseniz 1 çay kaşığı rendelenmiş taze zencefil de ekleyebilirsiniz. Günde 2 kere öğün aralarında tüketmek ödem atmanın sihirli formülünden biridir

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Mor kuvars AMETİST

amet1[1]

Leonardo Da Vinci’nin  şeytani, günahkar düşünceleri dağıttığı ve zekayı canlandırdığını yazdığı
Mor kuvars AMETİST ,eski zamanlarda alçak gönüllülüğü, samimiyeti dindarlığı, ruhsal bilgeliği ve bekareti sembolize etmiş. Ateş enerjisi ile de ilişkili (Yang) olan ametist ,özellikle Tibet’te kutsal sayılmış.
Roma ‘da daha çok sarhoşluğa karşı korunmak, ayık bir zihin için kullanılan ametistin aynı zamanda bir rüya taşı olarak kullanılması da söz konusu olmuş Meditasyon ve lusid rüya için yardımcı olması amacı ile psişik merkezleri açma amacı taşıyan Ametistin
sarhoşluğu giderdiği inancının ardında da
aslında bu manevi sarhoşluktan kurtarıcı etkisinin olduğunu da açık wink ifade simgesi

Ayrıca Kova Çağını da sembolize etmekte …

Korkuların veya baş ağrısının üstesinden gelmek için de
çok amaçlı kullanılan Ametistin
şifalı olabildiği diğer sorunlar arasında ;

Uykusuzluk, artrit, diyabet, ağrı kesici, dolaşım sistemi sorunları, endokrin sistemi sorunları, kronik yorgunluk, fibromiyalji, bağışıklık sistemi eksiklikleri ile bağımlılık durumundaki yoksunluk belirtilerini iyileşmek için , astım, fobiler, gebelik ve çocuk düşürme, menopoz, PMS sayılıyor.

Sezgi ve yaratıcığı uyardığı için
özellikle sanatsal çalışmalar için tavsiye edilen Ametist,

öncelikle Üçüncü göz ve Taç çakralar ile

ama aynı zamanda Kalp çakra ile

ve yeni çakra sisteminde
başın 3 inç yukarısında olduğu belirtilen

“Eterik Çakra” ( Ruh Çakra)
ile de ilişkilendirilir.

(Bu çakra
geçmiş bilgisi, karmik hafıza, zaman & zamansızlık
ve uzay/ zaman sürekliliği ile ilişkilendiriliyor

kaynak: Hülya REİS

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Nedense Bir Darbe Almadan Kendimize Dönmüyoruz…

10314020_10153962128227801_2274772039530339316_n[2]

HZ.ŞEMS 40 KURAL

2ilyj5v[1]

-1.Kural
Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla…Yok eğer Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

2.KuralHak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil!

3-Kur-an dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki bâtıni manadır. Üçüncü, bâtıninin bâtınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

4-Kâinattaki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin. Çünkü O; camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an, her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, onu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.

5-Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. “Aman sakın kendini” diye tembihler. Hâlbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: “Bırak kendini, ko gitsin.” Akıl kolay kolay yıkılmaz; aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler, yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!+6-Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk konusunda dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.

7-Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, hakikati keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

8-Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

9-Sabretmek; öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları; sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

10-Ne yöne gidersen git; doğu, batı, kuzey ya da güney… Çıktığın her yolculuğu, içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

11-Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir “sen” zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

12-Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

13-Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı, hoca, şeyh, şıh var. Hakiki mürşit; seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

14-Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak; hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

15-Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire, eksiklerimizi gidermek için tasarlanmıştır. Rab; noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır. Çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

16-Kusursuzdur ya Allah, onu sevmek kolaydır. Zor olan, hatasıyla sevabıyla fâni insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan; ötekini, Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne layıkıyla sevebilirsin.

17-Esas kirlilik dışta değil, içte; kisvede değil, kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik, kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

18-Tüm kainat, olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil ve unutma ki nefsini bilen Rabb’ini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır

19-Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

20-Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek, beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

21-Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk’ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

22-Hakiki Allah aşığı, bir meyhaneye girdi mi, orası ona namazgah olur. Ama bekri, aynı namazgaha girdimi, orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan; suret ile yaftalar değil.

23-Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıklardan uzak dur. Sûfi ne ifrattadır ne tefritte. Sûfi daima orta yerde…

24-Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi; attığı her adımda Allah’ın yeryüzünde ki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

25-Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu anda burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

26-Kainat yekvücud, tek varlıktır. Herşey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının, hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti herkesin yüzünü güldürebilir.

27-Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır; şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin herşey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.

28-Geçmiş; zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sûfi daima şu anın hakikatini yaşar.

29-Kader; hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, “Ne yapalım, kaderimiz böyle” deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader; yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin ne de hayat karşısında çaresizsin.

30-Hakiki sûfi öyle biridir ki; başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez. Sûfi kusur görmez, kusur örter.

31-Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp… Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise -ne yazık ki- daha da sertleşerek çıkar.

32-Aranızda ki perdeleri tek tek kaldır ki Allah’a saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma. İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

33-Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen “hiç” ol! Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan; dışındaki biçim değil, içinde ki boşluk ise; insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.

34-Hakk’a teslimiyet, ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.

35-Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin, içindeki münkirle tanışmalı; Allah’a inanmayan kişi ise içinde ki inananla… İnsan-ı kâmil mertebesine varana kadar, gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

36-Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, sana zarar vermek istiyorsa, Allah da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O’nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan!

37-Allah kılı kırk yaracak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.

38-”Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?” diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık! Her an, her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

39-Noktalar sürekli değişse de, bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için, bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini, bir dürüst insan alır. Hembütün hiçbir zaman bozulmaz. Her şey yerli yerinde kalır; merkezinde… Hem de bir günden bir güne, hiçbir şey aynı olmaz. Ölen her sûfi için bir sûfi daha doğar.

40-Aşksız geçen bir ömür, beyhude yaşanmıştır. “Acaba ilahî aşk peşinde mi koşmalıyım; yoksa dünyevi, semavi ya da cismani?” diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk’ın hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde ya da dışındasındır; hasretinde.

Şems-i Tebrizi

Her Yıl 8000 KM Yüzerek Onu Kurtaran Balıkçıyı Ziyaret Eden Penguen Dindim

Bugün size öyle tatlı, öyle kalp ısıtan bir hikaye anlatacağız ki, bizim bile hala hislerimiz pelte gibi.

Hepimizin bildiği gibi vahşi hayvanları evcil hayvan olarak beslememiz yasal olarak mümkün değil, fakat eğer Dindim adlı şirin penguenin Brezilyalı bir koruyucu meleği olmasaydı, bugün Dindim yaşamıyor olabilirdi. Demek ki bazen yasaları çiğnememiz gerekiyor 🙂

71 yaşındaki emekli balıkçı ve penguenin hikayesi Joao Pereira, Dindim’i 2011 yılında, kıyıya vurmuş, petrol yağıyla kaplanmış ve hareket edemez halde bulunca başlamış. 11 ay boyunca balıkçıdan tedavi gören Dindim, sonunda iyileşti, bütün gücünü topladı ve sürüsüne katıldı. Ama sonra her yıl balıkçı dostunu ziyaret etmeye kararlı, bunun için göç yolundan 8.000 kilometre sapmayı bile göze almış!

1. Pereira’ya göre herkes ona penguenin bir daha dönmeyeceğini söylemiş, ama Dindim son 5 yıldır balıkçıyı düzenli olarak ziyaret ediyor.

penguen-1[1]

2. Balıkçı Dindim’in onun çocuğundan bir farkı olmadığını söylüyor, onu sardalyalarla besleyip, duş bile aldırıyormuş!

penguen-2[1]

3. Balıkçının bu sevgisi karşılıksız da değil! Dindim onu ne zaman görse kuyruğunu bir köpek gibi sallayıp neşeli homurtular çıkarıyormuş.

penguen-3[1]

4. Hatta bu sevgi öyle aşkın ki, Dindim başka insanların onu kucaklamasına izin dahi vermiyor.

penguen-4[1]
Balıkçının dediğine göre penguen onu kucağına almaya çalışan diğer insanları anında gagalayıveriyormuş 🙂

5. Biyolojist Profesör Krajewski daha önce böyle bir şey görmediğini söylüyor ve Pereira ile Dindim’in gerçek bir aile olduğunu ekliyor.

penguen-5[1]

6. Gerçek sevginin ve minnetin gücü bu olsa gerek…

Screen-Shot-2016-03-09-at-20.40.58-1024x595[1]

kaynak:patiliyo.com

pati leydi

 

ADIM ADIM KENDİNİZİ SEVMEYİ ÖĞRENİN..

hug-yourself[1]

Bugüne kadar hep başkaları için yaşadınız, hep başkalarını sevdiniz. Şimdi kendinizi sevme, kendinize kucak açma zamanı. Peki kendimiz…i nasıl seveceğiz? Öyle “ben kendimi seviyorum” demek yetmiyor, kendinize emek vermeniz ve bu yolda kararlı olmanız lazım. Ben size güveniyorum ve bu yolculuktan çok keyif alacağınızdan eminim. Unutmayın hepimiz Yaradan’ın özenerek yarattığı, eşsiz parçalarıyız, Sen’den başka bir tane daha yok bu dünyada.
ADIM ADIM KENDİNİZİ SEVMEYİ ÖĞRENİN
1. Adım: İlk adım kendimizi eleştirmeyi bırakıyoruz, bugün her ne yaparsanız yapın olduğu gibi kabul edin ve kendinizi takdir edin, her ne yaptıysanız o an elinizden gelenin en iyisini yaptınız. Kafanızın içinde kendinizi acımasızca eleştiren o sesi durdurun bugün. En büyük eleştirmeniniz kendinizsiniz. Sıklıkla başka insanların bizi eleştirdiğinden yakınırız, oysa bütün gün yaptığımız iç konuşmalarla kendimizi beğenmeyen, eleştiren, yargılayan biziz. Dikkat edin, içinizi dinleyin gün boyunca kaç kere kendi hatalarınızı yakalıyorsunuz, kendinizi yargılıyorsunuz. Ve sonra enerji bedenlerinizden etrafınıza beni eleştir, ben eleştirilmeye layığım sinyalleri yayıyorsunuz ve etrafınız sizi eleştiriyor. Unutmayın dışarısı sizin içinizin yansıması, siz hangi yayını yaparsanız onlar size öyle davranıyor. Siz kendinizi eleştirmeyi bıraktığınızda dışarıda da sizi eleştiren kimse kalmayacak.
Hepimizin hataları, yanlışları, eksiklikleri olacak. Hepimiz insanız, mükemmel değiliz. Bugün ve her zaman kendinize hata yapma, yanlış yapma, başarısız olma hakkı tanıyın. Nasıl ki başarılı olma hakkımız varsa başarısız olma hakkımız da var, bugün bu hakkı kullanın. Mükemmel olma zorunluluğunuz yok, mükemmelmiş gibi davranmamayı öğrenin, kasmayın kendinizi. Mükemmel olma zorunluluğu omuzlarınıza çok büyük yük yükler ve aslında hayatınızda neyi iyileştirmeniz gerektiğini görmenizi engeller. Bunun yerine sizi diğerlerinden farklı kılan, eşsiz, iyi yönlerinize odaklanın. Farklılıklarınızı keşfedin, ne de iyisiniz, bunlar için kendinizi takdir edin. Kimseden takdir, onay, övgü beklemeyin; bu takdiri kendinize verecek olan sizsiniz. En son ne zaman kendinize teşekkür ettiniz? Hepimizin bu dünyada oynayacağı eşsiz bir rol var ve kendimize karşı eleştirel yaklaştığımızda o rolü engelleriz.
Şimdi kendinize güzel bir çay, kahve molası verin ve kendinizdeki güzelliklere, iyi yönlere odaklanın. Bir kağıt kalem alın elinize ve iyi olduğunuz, iyi yaptığınız her şeyi listeleyin. Listeye baktığınızda siz de şaşıracaksınız ne kadar çok şeyi iyi yaptığınızı görmekten. Sizi bu güzelliklerle eşsiz yarattığı için Yüce Yaradan’a, dünyaya gelmenize vesile olduğu için anne babanıza şükredin, teşekkür edin. Ve en çok da kendinize teşekkür edin, kendinizi eleştirmeyi bıraktığınız ve kendinizi sevme yolunda kocaman bir adım attığınız için. Siz sevilmeye değersiniz…

2. Adım: Kendimizi korkutmaktan vazgeçiyoruz. Büyük bir korku toplumunun içinde yaşıyoruz. Birçoğumuz korkutularak yetiştirildik. Kararlarımızı korkuyla alır, seçimlerimizi korkuyla yapar olduk, bu artık otomatik bir hal aldı. Başımıza gelen her olayda senaryo üretmekte, küçük bir sorunu alıp ondan büyük canavarlar yaratmakta üstümüze yok. Hepimiz tetikteyiz, hayattan daima en kötüsünü bekleyerek, stres dolu, endişeli, gergin bir yaşamda sürüklenip gidiyoruz. Şimdi de gece yatağa girdiğinizde neler düşündüğünüzü izlemenizi istiyorum. Kaçınız uykuya dalmadan önce bir sorunun en kötü olasılığını zihninizde canlandırıyorsunuz? Daha o olayı yaşamadan en kötü senaryoları yaratıveriyoruz. İş ortamında patronunuz o gün keyifsiz, suratı asıksa hemen kendi üzerinize alınır, kesin benimle ilgili bir sorun var der en kötüsünü düşünürsünüz. Hareketlerini, konuşmalarını takip eder, işten kovulacağınıza kadar kafanızda kurarsınız. Ya da ilişkinizde biri sizi aramadığında, hemen istenmediğinizi, sevilmediğinizi düşünür ve bir daha asla başka bir ilişkiye girmemeye karar verirsiniz. Kendinizi dışlanmış ve terk edilmiş hissedersiniz. Bu korkular sizi farkında olmadan olumsuzluğa sürükler ve hayattan sadece olumsuz olanı beklersiniz.
Şimdi yine zihninizi izleyin bakalım hangi korku dolu senaryoları, olumsuz inançları tekrar edip duruyorsunuz gün boyu ve bunları not defterinize kaydedin. Kendinizi olumsuz bir düşünceyi veya durumu zihinde tekrar ettiğinizi yakaladığınızda, o düşünce yerine tekrar edeceğiniz başka bir imge bulun ya da yaratın kendinize. Güzel bir çiçek, hoşunuza giden bir şarkı sözü, güzel bir manzara ya da en sevdiğiniz kişiyi gözünüzde canlandırın. Kendinizi korkutmaya başladığınız her seferinde o imgeyi kullanabilirsiniz. Korku geldiğinde ona ” Sen gerçek değilsin, sen sadece bir yanılsama bir illüzyonsun, senin yerine sevgiyi seçiyorum, bu güzel çiçekleri, güzel manzarayı, kuşları ya da en sevdiğim kişiyi (imgeniz her neyse) düşünmeyi seçiyorum” diyerek imgenizi düşünün ve korkuyu gönderin. Bunu yapmaya devam ettiğinizde zamanla bu olumsuz alışkanlığınız gidecektir. Unutmayın korku sadece zihnimizin yarattığı bir illüzyon, bu olasılığı biz yaratıyor ve tekrar tekrar zihnimizde döndürerek hayatımızı zindana çeviriyoruz.
Ve bundan sonra bir karar vermeden önce, bir söz söylemeden, bir harekette bulunmadan önce lütfen derin bir kaç nefes alın ve içinize sorun: “Şimdi ben bu kararı korkuyla mı veriyorum yoksa sevgiyle mi?” Bu çok önemli bir noktadır. Eğer korkuyla bir karar aldıysanız, o korkuyu tespit edin. Hangi korkuyla bu kararı aldınız? Diğer türlü davransaydınız ne olacağından korkuyordunuz? Bu korkunun kökeni mutlaka daha önce yaşadığınız bir olaya hatta çoğunlukla çocuklukta yaşadığınız bir ana gider, öyle korkmuş utanmışsınızdır ki bir daha o durumu yaratacak adımları atamazsınız. Bu korkularınızla mutlaka yüzleşin ve her birinin gerçek olmadığını, sadece illüzyondan ibaret olduklarını söyleyerek salıverin korkularınızı. Ve bir daha karar alırken ya da konuşurken artık adımlarınızın sevgiden yana olmasına özen gösterin. En önemlisi de kendinizi karşınızdakinin yerine koyarak konuşun, davranın, size o şekilde davranılsaydı hoşunuza gider miydi? adımlarınız, sözleriniz, davranışlarınız hep sevgi olsun, en çok da kendinizi sevin….

3. Adım: Kendimize karşı nazik ve sabırlı oluyoruz. “Sabır çok güçlü bir araçtır. Çoğumuz hemen tatmin olma tutkumuz yüzünden acı çekeriz. İstediğimiz şeyi hemen elde etmek ister, beklemeye tahammül edemeyiz. Kuyruklarda ya da trafikte sıkışıp kaldığımızda hemen öfkeleniriz. Hepimiz cevaplarımızı ve elde etmek istediğimiz şeyleri hemen olsun isteriz. Kendi sabırsızlığımız yüzünden, sık sık etrafımızdaki insanların hayatlarını zindan ederiz. Sabırsızlık öğrenmeye direnmektir. Dersi öğrenmeden veya gerekli adımları atmadan cevaplara geçmek isteriz.” demiş Louise Hay.
Kendinizi sevmek için de sabırlı olmanız gerekiyor, önce kendimize sabırlı olmayız. Siz hiç diyete başlayıp ertesi gün kilo veren gördünüz mü? Her şey oluşması ve olgunlaşması için bir süreye ihtiyaç uyar ve emek vermelisiniz elde etmek için. Bir anne bebeğini kucağına almak için dokuz ay bekler, bir çiçeğin açması için günlerce haftalarca beklersiniz. Önce tarlayı zararlı otlardan ayıklar, çapalar uygun hale getirir sonra tohumları eker, sular ve bir müddet beklersiniz ki tohumlar yeşersin, filizlensin. Tarlayı temizlemeden, tohumları ekip, sulamadan, emek vermeden ve sabredip beklemeden yeşerip mahsul vermesini beklemek ne kadar gerçekdışı ise bilinçaltını temizlemeden, geçmiş duygusal yüklerimizden arınmadan, sabah akşam papağan gibi olumlama yaparak hayatınızın değişmesini beklemek de o kadar gerçek dışıdır.
Kendimizi hemen tek bir günde sevecek değiliz ve yaşamımızın da birden bire değişmesini bekleyemeyiz. Ancak değişim zaman ister, emek ister, inanç ister. Her geçen gün kendimizi biraz daha severek, kendimizi biraz daha takdir ederek kendimize biraz daha fazla sevgi ve değer verebiliriz. İki-üç ay içinde kendinizi sevmek konusunda ne kadar ilerlediğimizi göreceksiniz.
En büyük yargıcımız yine kendimiziz. Lütfen hata yaptığımızda kendimizi cezalandırmayalım, bu hataları öğrenme yolunda birer basamak olarak görelim ve tekrar etmeyelim. Yeni bir şey öğrenirken “nasıl olsa işe yaramayacak, çok basit” gibi yargılar yerine kendimize karşı sabırlı olalım, öğreniyoruz, gelişiyoruz, yükseliyoruz ve her ne yapıyorsak kendimize bir adım daha yaklaşmak için yapıyoruz. Bu hafta sonu kendinizle baş başa kaldığınız, kendinizi sevdiğiniz, şımarttığınız küçük mutluluk fırsatları yaratın, sevgiyle…

4. Adım: Kendimi olduğum gibi kabul ediyorum, kendime ve zihnime nazik davranıyorum.
Kendini sevmenin en önemli adımı kendini olduğun gibi kabul edebilmektir. Kendine tüm hatalarınla, yanlışlarınla, eksikliklerinle kabul verebilmektir. Kendini başkalarıyla, başkalarının sahip olduklarıyla karşılaştırmak kendinize yapacağınız en büyük kötülüktür. Lütfen kendinizi, hayatınızı başkalarıyla karşılaştırmayın, odağınızı kendinize çevirin. Başkalarının sahip olduklarına takıp kalmak ve içten içe benim niye yok diye hayıflanmak “ben bunlara layık değilim” düşüncesini içinize yerleştirir ve sizi isyana sürükler. Bu da kaçınılmaz olarak size layık olmadığınız deneyimler yaşatır. İşte bu da negatifin tam istediği şeydir, oyuna gelmeyin.
Günlük hayatımız büyük bir koşturmaca içinde geçiyor, stresli, gergin hayatlar yaşıyoruz. Bu gerginlik bedenimize, hormonlarımıza yansıyor ve beynimiz “tehlike var” sinyalleri yayıyor. Bu ise negatife daha çok odaklanmamıza, her an tetikte en kötüsünü düşünerek yaşamamıza, olumsuzu düşünmemize neden oluyor. Bu kısır döngüyü kırmak için bedenimizi ve zihnimizi gevşetmemiz gerekli. Bu nedenle günde en az 10 dakika zihninizi gevşetecek bir şeylerle uğraşın. Zihni gevşetmenin en etkili yolu doğru nefes almaktır. Oturduğunuz yerde gözlerinizi kapatın ve burundan sakin ve yavaş nefesler alın, sonra yine burundan yavaşça geri verin. Nefes verirken içinizden “kendimi seviyorum, kendimi olduğum gibi kabul ediyorum, güvendeyim” gibi size iyi hissettirecek sözler kullanabilirsiniz. Bu 10 dakikalık nefes çalışmasının bir süre sonra sizi nasıl iyi hissettireceğine inanamayacaksınız.
Zihni gevşetmek için meditasyon yapmak, dua/ibadet etmek, yoga yapmak, toprakla uğraşmak da harika yöntemler. Size hangisi uyuyorsa onu uygulayın ancak mutlaka ve mutlaka kendinize günlük sakinleşme, gevşeme molaları verin.

5. Adım: Kendimizi övüyoruz. Kendini eleştirmek içsel ruhunuzu yıkar, kendinizi övmek ise içsel ruhunuzu yüceltir ve güçlendirir.

İçinizdeki gücü ve ilahi parçanızı kabul edin ve yüceltin. Hepimiz sonsuz, sınırsız zekanın parçalarıyız. Kendinizi hırpaladığınızda ve aşağıladığınızda, sizi yaratan gücü aşağılarsınız. Kendinizi övmeye küçük şeylerle başlayın. Kendinizeharika olduğunuzu söyleyin. Bir kez söyler ve bırakırsanız hiçbir işe yaramaz. Her gün inanarak sadece 1 dakikalığına bile olsa kendinize gülümseyin, seni seviyorum deyin, kendinizi övün, tebrik edin ve kendinize teşekkür edin. Bunun giderek daha da kolaylaştığını göreceksiniz. Bir düşünceyi beyne kabul ettirmek için aralıksız 21 gün tekrar etmeniz gereklidir. Bu düşünceyi davranışınız haline getirmek için ise 40 gün tekrar etmelisiniz, bunu unutmayın! Bir dahaki sefere, farklı veya yeni öğrendiğiniz bir şey yaptığınızda ve yeterince becerikli davranamadığınızda lütfen kendinizi yalnız bırakmayın. En azından deneme cesareti gösterdiğiniz, adım attığınız için kendinizi tebrik edin. İlk seferinde yanlışlarınızı bulur ve kendinizi acımasızca hırpalarsanız ikincisini asla denemezsiniz. Kendinize ikinci şansı mutlaka verin. Hatalarınızı bulmak yerine yaptığınız şeyi geliştirmek için neler yapabilirsiniz ona odaklanın.
En iyiyi ve en güzeli hak ettiğinize kendinizi inandırın. İyiyi kabul etmeye hazır ve istekli olun. İstediğimizi elde edememenin nedeni onu hak ettiğimize inanmamamızdır. Gözlerinizi kapatıp derin birkaç nefes alın ve sorun içinize “gerçekten bu istediğim şeyi hak ettiğime inanıyor muyum?” İnanmıyorsam neden? İçiniz bilir, cevapları dışarıda aramayın. Hak etmediğiniz bilincini ortadan kaldırmadan isteklerinizi hayata geçiremezsiniz çünkü içsel olarak “hayır istemiyorum” diye yayın yapmaktasınız. Hayatınızı gözden geçirin, çocukken neler size hak görüldü, nelerde eleştirildiniz, yetersiz bulundunuz. Ve şimdiki halinize bakın gerçekten öylemi, hala bunlara inanıyor musunuz? Bütün cevaplar içinizdeki o eleştirilen, yetersiz bulunan, dışlanan, sevilmeyen çocukta yatıyor. O bir gölge gibi her yerde sizinle. Şimdi O’nu sarıp, sarmalama, sevme, kabul etme, takdir etme, övme zamanı. İçinizdeki çocuğa sarılın ve onun ne kadar muhteşem, harika, güçlü, değerli olduğunu, onu ne kadar sevdiğinizi söyleyin. Bu güzel birlikteliğinizi kutlayın, kutsayın. Sevmeniz gereken tek kişi kendinizsiniz…

Yaşam Koçu Nurseli Melike

Beynini Beslemek İstiyorsan Bunları Yapmalısın…

sag-sol-lob[1]

1- İnsan beyninin ayaktayken yüzde on (%10) daha fazla çalıştığı düşünülmektedir. Önemli kararlar alırken kapalı alandaysanız volta atmayı deneyebilirsiniz. Yürürken kolları yana sallamak beyin performansını artırıyor.
2- Yabancı dil öğrenme beyni güçlendiriyor. Her gün birkaç yabancı kelime öğrenip bunları kullanın.
3- Zihinsel jimnastik yapın bunun için sudoku çözün ya da satranç gibi akıl oyunları oynayın.
4- Zihinsel rutinlerinizi kırın; bazen telefonun sol elinizle kullanın ( solaklar hariç). Evinize farklı yoldan gidin. Çantanızı diğer elinizde taşıyın.
5- Her gün güzel bir resme, fotoğrafa ya da manzaraya bakmaya çalışın.
6- Her gün sevdiğiniz bir müziği gözü kapalı bir süre dinleyin.
7- İnsan aklından günde 60.000 ile 80.000 arasında düşünce geçmektedir. Bu düşünceler ne hakkında ise hayatınız da ona göre şekillenir. Kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda onu çoğaltırsınız.
8- İyi bir uyku kaliteli beyin için şarttır.
9- Farklı düşünme tarzları beyni geliştirir. Sizden farklı düşünen insanlarla konuşun.
10- Sürekli televizyon seyrederek beyninizi uyuşturmayın. Beyni zorlamayan aktiviteler, beyni geliştirmez.
11- Beyni yoran en önemli şey monotonluktur. Hayatınızı ne kadar renklendirirseniz, beyninizi o kadar geliştirirsiniz.

Bu Pancar Bir Harika… Kanserle Savaş Onda, Karaciğeri Temizleme Onda, Kan Basıncını Azaltma Onda…

pancar[1]

Pancar vücudun toksinlerden kurtulmasına yardımcı olur, kolon ve karaciğer sağlığını desteklerken ağır metallerin atılımını sağlar.

Pancar, hem yemeklere verdiği güzel tat hem de sağlığa faydaları ile dünyada ünlü olan bir sebzedir. Bu kök sebze A ve C vitaminleri, demir, karotenoidler, lifler gibi mineraller açısından zengindir.

Olağanüstü besleyici öğeleri sayesinde, pancar hayat kalitesini arttırmak ve vücut sağlığını geliştirmek için birebirdir. Araştırmalar düzenli olarak pancar tüketen insanların erken yaşlanma yaşamadıklarını, kan dolaşımlarının geliştiğini, kardiyovasküler problemlerden ve hatta belli kanserlerden korunduklarını ortaya koyuor.

Pancar düşük tansiyona nasıl iyi gelir?

Science Daily dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, içeriğindeki nitrat sayesinde pancar yüksek tansiyonu azaltmak için etkilidir. Nitrik oksit kan damarlarını rahatlatır ve böylece kan dolaşımına iyi gelerek yüksek tansiyonu azaltır.

Günde bir bardak pancar suyu içmek kan basıncını önemli ölçüde azaltır. Ancak uzmanlar pancar suyu içmenin uzun vadede kan dolaşımını nasıl etkilediği üzerine daha fazla araştırma yapılması gerektiğini belirtiyor.

Kan basıncını azaltmak için pancar suyu

Bu tarif kan basıncını azaltmak, kan dolaşımını arttırmak, varisli damarlarla savaşmak ve kalp problemlerinden korunmak için önerilir.

Malzemeler
•3 pancar
•1 parça zencefil kökü
•2 elma
•1 diş sarımsak
•2 kereviz sapı

Hazırlanışı

Malzemeleri soyun ve iyice yıkayın, küçük küçük dilimleyin. Her şeyi bir miksere koyun ve karıştırmadan önce biraz su ekleyin. Bu karışımı her gün öğünlerden sonra için.

Pancar kanserle nasıl savaşır?

pancar suyuPancar içerdiği flavanoidler sayesinde doğal anti-kanser ögeleri arasında kabul edilir. Bu betanin içeren güçlü antioksidanlar insanlardaki kanser ve tümör hücrelerinin gelişimini önler ve azaltır. Bu buluşa dayanarak, araştırmacılar pancarı kansere iyi gelen diğer gıdalarla beraber tüketmeyi öneriyor (sarımsak, soğan, domates ve dahası).

Antikanser pancar suyu

Bu güçlü içecek vitaminler, antioksidanlar ve lif açısından çok zengindir. Bunların hepsi vücudu kanserden korumaya yardımcı olur.

Malzemeler
•1 bardak su
•1 orta boy pancar
•1 orta boy havuç
•1 orta boy elma
•4 buz kübü

Hazırlanışı

Tüm malzemeleri soyun ve doğrayın. Miksere ekleyin. İstediğiniz kıvama gelene kadar karıştırın ve süzmeden için.
Pancar karaciğeri temizlemeye nasıl yardımcı olur?

karacigerPancar karaciğeri temizleyen bir çok özellik taşır. Karaciğer toksinlerle ve zamanla biriken atık maddelerle dolduğunda pancar muhteşem bir yardımcıdır. Bu sebze öd üretimini azaltır ve karaciğerin performansını arttırır. Pancar vücuttan ağır metallerin atılımına yardımcı olur ve hatta karaciğer kanseri oluşumunu önler.

Karaciğeri temizlemek için pancar suyu

Bu basit pancar suyu karaciğerini temizlemek ve genel işlevini arttırmak isteyen kişiler için önerilir. Bu içecekteki malzemeler vücuttan toksinleri atmaya yardımcı olur ve ayrıca kolon sağlığını geliştirir.

Malzemeler
•1 doğranmış büyük bir pancar
•1 büyük limon

Hazırlanışı

Limonun suyunu sıkın ve doğranmış pancar ile mikserden geçirin. Yarım bardak su ekleyin ki daha iyi karışsın. Her şeyi iyice karıştırın, soğutun. Tercihen boş mideye için.

Karaciğer detoksu için pancar

Karaciğer alkol tüketimi, zayıf beslenme, kirlilik, tütün ürünleri kullanımı ve dahası yüzünden kötü etkilenir. Bu içecek pancarın yararlarını marul, lahana ve elma ile birleştirerek detoks gücünü arttırıyor.

Malzemeler
•1 doğranmış pancar
•1 baş marul
•3 kıvırcık lahana yaprağı
•1 elma

Hazırlanışı

Tüm malzemeleri mikserde karıştırın. Kıvama gelince soğuk kalacağı bir yere koyun. 7 gün boyunca için.

Kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Elmanın Faydaları/ Muzun Faydaları

12799254_560519430781340_38068730527903913_n[1]

Elma: Bunamayı önler, kolestrolü düşürür, akciğer ve kolon ve prostat kanseri riskini azaltır

Muz: Gece görüşünü güçlendirir, hipertansiyonu ve ülseri önler, kemikleri güçlendirir, ishalken kaybedilen elektrotları dengeler, böbrek kanser riskini azaltır

 

 

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çekim Yasası…

12821628_1062805440446055_8820250594087235443_n[1]

Başkasının iyi şansına sevindiğinizde onların iyi şansı size yapışır…

Başka bir insandaki bir şeyi beğendiğinizde ya da takdir ettiğinizde o özellikleri kendinize yapıştırırsınız.

Ama biri hakkında olumsuz düşünür ya da konuşursanız o olumsuzlukları da kendinize yapıştırırsınız ve hepsini hayatınıza alırsınız…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

İnsanlara Nasıl Sınır Koyarsınız?

78cf641d3bdc4a648c8af5beed7a6cdc_1299367324-430x215[1]

 

Kim ne derse desin belirgin sınırları olan insanlar hayatlarını çok daha sağlıklı şekilde sürdürürler. Sınır çizmenin kötü bir yanı yoktur ilişkilerinize zarar vermez aksine onları daha güçlü ve belirgin kılar ki bu işinize çok yarar. Peki, sınır çizmek ya da var olan sınırlarınızı belirginleştirmek için ne yapabilirsiniz? İşte cevaplar:
1.“Hayır” demeye başlayın

Hem de hiç vakit kaybetmeden. Gerektiğinde reddedebilme alışkanlığı hayati önem taşır ve ne kadar erken edinirseniz o kadar iyi olur.
2.İçgüdülerinize güvenin

Zihniniz ve bedeniniz uyum içinde çalışır, birbirlerine sinyal gönderirler eğer sizi rahatsız eden içinizi kemiren bir durum yaşıyorsanız onu geri çevirin.
3.İnsanların ne düşündüğünü dert etmeyin

Çünkü dert etseniz de etmeseniz de onlar sürekli bir şeyler düşünecekler. Çevrenizdekilerin hakkınızda ne düşündüğüyle ilgilenmeniz normal ama fazla kapılırsanız sınırlarınızı kaybeder ve onların istediği insan olmaya çabalarsınız.
4.Reddettiğiniz şeyler için özür dilemeyin

Size sunulan her fikri, öneriyi, daveti kabul etmek zorunda değilsiniz. Sizin de yapmak istemediğiniz şeyler olabilir ve bu son derece sağlıklıdır. Reddettiğiniz şeyler için özür dilemeyin, bu davranış karşınızdakine aslında reddetmek istemediğiniz mesajını verebilir.
5.“Hayır” dediğinizde kesin ve emin olun

Silik ve ürkek bir şekilde ‘Hayır’ dediğinizde çevrenize pek de net bir mesaj vermezsiniz. Çevrenize bağıra çağıra, aksi bir şekilde sürekli karşı çıkmanızı söylemiyoruz ama kendinizden emin ve net bir şekilde konuşursanız bu sizin iyiliğinize olur.
6.‘Evet’ sözünüzün açık olmasını sağlayın

Karşınızdaki neye ne kadar onay verdiğinizi bilsin. Öncelikleriniz, kabul ettikleriniz ve etmedikleriniz konusunda açık sözlü davranın ki ilişkileriniz hem belirgin sınırlara sahip olsun

kaynak: hipokampüs

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Siz Daha Çok Hangisinin Özelliğini Taşıyorsunuz?

12821620_1572683406380407_5859438932691744138_n[1]

ERİL VE DİŞİ ÖZELLİKLER

ERİL; olma net olmaktır. Kadınsı olan duyguların içinde bir o yana bir bu yana savrulmaz. Bir hedefi vardır. O hedefi belirler, emin adımlarla, cesaretle hedefine gider ve gerçekleştirir. ne istediğini iyi bilir ve arzu ettiği şeyi gerçekleştirir.
DİŞİ; ise duygularının gelgitleri arasında dans eder. Bütün duygular pil gibi zıt kutupludur. Kadın her iki uç arasında dönemsel olarak gider gelir. Bu yüzden kafası net değildir. Bir gün bir şey hayal ediliyorsan diğer ay başka bir hedefe doğru yönlenebilir.

ERİL; Erkek görsel olarak uyarılır. Seyretmeyi sever. Baktığı gördüğü güzellikleri dillendirir över. Onun tadını çıkartır. Çıplak bedenden tahrik olur.
DİŞİ; Kadın ruh tehşircisidir. Görülmeyi, fark edilmeyi, beğenilmeyi, seyretmeyi sever. Bu onun ruhunu yatakta da uyarır. Kadını tahrik eden erkeğin çıplak bedenini görmek yada yakışıklılığı değildir. O yakışıklı erkek tarafından beğenilmek güzel bulunmaktır.

ERİL; Erkek net olduğu için davranışları tutarlıdır. Sözünde durabilir. Zamana sadıktır. Sözleriyle davranışları birbirini tutar.
DİŞİ; Kadın ise tutarsızdır. Fakat kadının özelliği karşısındaki erkekte tutarlılığı aramak ve bulduğunda ona kendini teslim ederek güvenebilmektir.

ERİL; Erkek savaşçıdır. O olana kabul vermekten ziyade, durumu mantığıyla tartmak güvenli yada uygun bulmadığı alanları değiştirmek üzere mücadele verir.
DİŞİ; Kadın olana kabul verir. Bardağın dolu kısmına bakar ve boş kısmı yargılamaz. Burada kabul etmek kendi arzu ve ihtiyaçlarını yok saymak demek değildir. Tam tersine bunu yumuşacık, sevgi dolu ve alt yazılarla söyler. Sevmediği yanları değil sevdiklerini taktir eder. Sevmediklerini eleştirmeden ‘Bunu şu şekilde yapsak daha iyi olabilir.’ olarak ifade eder.

ERİL; Erkek kontrol eder, Duruma hakimdir. Kendine ait alanını korur ve kollar. Bir şeyler hedeflerine uygun yoldan çıkmışsa, kontrolü eline alır ve her şeyi rayına koyar. Kadını da kontrol etmek ister ve onu dış dünyaya karşı korumak ister.
DİŞİ; kadın ise güvenir sırt yaslar. Tam bir teslimiyet içindedir. Hayat güzeldir ve her şey nasıl olsa yolunda gidecektir. Kalbi ile erkeğe göre daha sıkı bir bağ içindedir bundan dolayı kalbine güvenir onunla hareket eder. Sırtını dış dünyadaki savaşan ve hedefine koşan erkeğe yaslar.

ERİL; Erkek bedensel aktivite gerektiren işeri yapar.
DİŞİ; Kadın ise kendine hazır gelen malzemeleri alır mutfağına girer. Pişirir, doyurur, sunar ve bundan da çok büyük zevk alır.

ERİL; Erkek verir, Kadınına servis vermeyi ister. Onun için uğraşmayı, emek harcamayı sever. Yataktada verme, nüfus etme, girme, boşaltma eylemi yapar.
DİŞİ; Kadın alır. Nüfuz edilmeyi, doldurmayı, peşinde koşulmayı, av olmayı sever. Yatakta da penisi ve erkeğini içine alır. Kabul verir.

ERİL; Erkek kadın için bir şeyler yapmayı, onun problemlerini çözmek ister. Problem çözmek onun yeteneklerinden biridir. Özelliklede bedensel kuvvet gerektiren işleri yapmayı sever. Memnun etmeyi ve kadınında memnuniyetle birlikte mutluluk ve coşku uyandırmayı ister. Yani eril yapar ve dişi taktir eder. Duygu belirtir.
DİŞİ; Karın duygusunu belli eder, bunu güzel ve yumuşak tonlarda ifade ederek alır. Aldığını taktir eder, vereni ise onurlandırır. ÖRN: bir kadının soğukta üşürken ‘cekedini bana ver, üşüdüm’ demesi uygun olmaz fakat ‘Hayatım, ben üşüyorum’ dediğinde erkek ceketini çıkarır kadına verir.

ERİL; Erkek özgür olmaktan zevk duyar. Özgür olmalı ve dünyayı fethetmelidir. Ruhunun hediyesini bulmalı, araştırmalı, keşfetmeli eğer aşık olmuşsa, keşfetmelerini kendi kadınınına sunmalıdır.
DİŞİ; Kadın Yerleşik hayatı sever. Sevilmek onun en önemli haz alanıdır. İlgi almalı, prenses muamelesi görmeli doyurulmalıdır.

ERİL; Erkek birşeye zihinsel olarak odaklanma yeteneğine sahiptir. Düşünme ve muhakeme yeteneği gelişmiştir. Her şeye önce mantığı ile yaklaşır. Duygularını kolayca kontrol edebilir.
DİŞİ; Kadın duygusal bedenini daha rahat kullanır. Zihni bulanıktır. Duygularını gösterir. Flört ederken bile duyguları ön plandadır. Eril bu duyguyu alır ve onu memnun etmek için eyleme geçer.

ERİL; Erkek her seferinde tek bir şeye odaklanır.
DİŞİ; Aynı anda pek çok şeyi kafasında çevirebilir.,

ERİL; Erkek dış özellikler, bedensel güzellik, para, güç ile daha çok ilgilenir ve tahrik olur. Bunun sebebi penisinin ve zihininin kalbinden daha önde olmasıdır.
DİŞİ; Kadın manevi güzelliklere önem verir. Gücü dışarda arar ve bunu erkekte bulmak ister.

ERİL; Erkek bireyseldir. Sorununu paylaşmaz. Tek başına çözmek ister. Zaten bulmaca çözmeyi, iz sürmeyi, av peşinde koşmayı, heyecana ve adrenaline meraklıdır. Eğer sorununu kendisi çözmezse, bu onun için bir güçsüzlük göstergesidir.
DİŞİ; Kadın sorunlarını anlatmayı, konuşmayı, kendini ifade etmeyi sever. Bir güce sarılmayı, bir omuzda ağlamayı yada güven ve şefkat hissini yakalamayı ister

kaynak: Dişilik okulu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

DÜZENSİZLİĞİN HER TÜRÜ HAYATINIZA KAOSU ÇEKER… FENG SHUİ

12742078_975229929237525_1368950761347316147_n[1]

 

 

Evimiz .ruhumuzun .‪aynasıdır‬ .‪Ruh‬ sağlığı ve yaşanılan mekan arasındaki sıkı ilişki, ruh sağlığı alanında çalışanlar tarafından iyi bilinir Obsesif kişilerin evleri çamaşır suyu kokar ya da eşyalar simetrik şekilde dururlar, doğal olan ve akan hiçbirşey yoktur Depresyondaki insanların ruh hali de evlerine yansır, hiç bir şeyin yeri değişmez, bakımsız ve kasvetlidir

“Evin, bedenindir” der Osho “Evine nasıl baktığından, kendine nasıl davrandığını görmen mümkündür” Düzensizliğin her türü, hayatımıza kaosu çeker

Feng Shui: Feng “Rüzgar”; Shui “Su” demektir ve Çinlilerin sağlıklı yaşam için yerleşim sanatıdır Yeni bir ev alırken, bozuk enerjili bir evi düzenlerken, yeni bir eşya alırken, sağlıklı ve huzurlu yaşam için kullanılır

Bu sanatta önemli olanlar:

Temizlik, düzen, .‪sadelik‬, 5 temel elementin ve renklerin bizim enerjimizle ve birbirleriyle uyumu, son olarak da eşyaların bize enerji olarak uyumdur

Feng Shui’ de 5 Element:

Evimizde 5 element uyum içinde olmaldır .‪Toprak‬, metal‬, ‪su‬, ağaç‬, ateş‬ Eğer bu elementlerden biri fazlaysa ya da azsa o evde sorun vardır Elementler için her odanızı kontrol edebilir ve sonrasında gerekli düzenlemeleri yapabilirsiniz

Toprak elementi:

Seramik eşyalar, kare ve dikdörtgen formlar, sarının tonları, manzara resimleri Sadakat, sorumluluk, sabır ve dengeyi temsil eder

Metal Elementi:

Paslanmaz çelik, bakır, gümüş, aliminyum, mermer granit eşyalar, doğal kristaller, beyaz ve metalik gri, daire ve oval şekiller Maddi başarıyı ve düşünce netliğini ifade eder

Su Elementi:

Su ile ilgili her türlü dekor (resim dahil), akvaryumlar, cam, ayna vb eşyalar, asimetrik şekiller, siyah, koyu mavi, gri Bilgelik ve duyguları ifade eder

Ağaç Elementi:

Ahşap olan herşey (masa, sandalye), yeşilin her tonu, bitkiler ve bitki resimleri (perde, örtü de dahil) Aile bağlarını, yeni fikirleri ve yeni başlangıçları temsil eder

Ateş elementi:

Lambalar, mum, şömine, tütsü, yün, kürk, tüylü halılar, üçgen, piramit, koni, kırmızının her tonu Ün, şöhret, başarıyı temsil eder

Günümüz insanının bir hatası, evinde “metal” elementini fazla kullanmasıdır Metal; soğukluk, kavga, ağız bozukluğu ve duygusuzluk getirir Bilgisayar, televizyon, cep telefonu, elektromanyetik alan saçan herşey metal elementidir

Ateş, metali eritir Bu nedenle ateş enerjisi içeren kırmızı renk, mum, tütsü, üçgen ya da koni şekiller, insan ve hayvan resmi içeren sanat eserleri, kürk, yumuşak halı vb eşyalar, metal enerjisini yumuşatır İşiniz bittiğinde, elektromanyetik alan yaratan metalleri mutlaka kapatın ya da üzerlerine bir örtü örtün (annelerimiz boşuna TV örtüsü koymazlardı)

Ya da eğer bir evde kıskançlık, öfke, tutku ve tutarsızlık varsa bu “ateş” elementinin fazla kullanıldığı anlamına gelir Ateşi ise, su yumuşatır Bu şekilde enerjileri dengelemek mümkündür

Feng Shui Materyalleri:

Bambu ya da metal çanlar, kristaller (kesinlikle temiz olmalılar), akvaryum ya da su içeren cam materyaller (su ve balık, para demektir, ama temiz tutulmazlarsa para gider) Bagua aynası (Sekizgen ayna), bambu flütler, mumlar, tütsüler, doğru renk ve açıda aydınlatma gereçleri

Bunun dışında sizin ruhunuza huzur verecek tablolar (asla Dali ya da Van Gogh değil, kesinlikle canlı bitkiler (Feng Shuide ölü enerji olduğu için kurutulmuş bitki kullanılmaz), temiz tutulan biblolar

Ama bunlar belirli şekillerde yerleştirilmelidir Ve her eşyayı elinize alarak şöyle sormalısınız:

BU ASLINDA NEYİ SEMBOLİZE EDİYOR?

HAYATIMA ENERJİ OLARAK KATKISI YA DA GÖTÜRÜSÜ NEDİR?

Feng Shui Önerileri:

1 Gereksiz tüm eşyaları atın Asla kırık, çatlak, bozuk eşya bulundurmayın Ya tamir edin ya da atın gitsin

2 Sizde olumsuz anısı olan ya da size hüzün, kızgınlık vb negatif duygular veren tüm eşyalarınızı atın (giysiler dahil)

3 Ocak ve mutfak .‪#‎bereket‬ sembolüdür Burası düzensiz ve pisse, asla iki yakanız bir araya gelmez Ocağın tüm gözlerini kullanın

4 Kristal, çan, gümüş, cam eşya ve aynalar, pencereler negatif enerji tutarlar Bu nedenle temiz olmalı ya da sık sık yıkanmalıdırlar

5 Mutfakta, bereket sembolü yiyecek resimleri, bakliyattan cam şişeler kullanın Buzdolabı üzerine asla kendi fotonuzu koymayın Hele ki mutfak pisse hiç Bu sizin duygularınızın donmasıyla eş anlamlıdır

6 Klozet kapağınızı, banyo kapılarınızı kapalı tutun Su elemeti para demektir ve paranın akıp gitmesini istemeyiz Banyo ve tuvaletiniz pisse, evde akan enerji “ölüdür” Ruhsal rahatlık ve huzur beklemeyin Akan ve bozuk musluklar da paranın akması ya da gelişinin tıkanması demektir

7 Evinizin eşyaları keskin değil, yumuşak olsunlar Keskin dikdörtgen bir yemek masası yerine, yuvarlak ya da oval seçin Yatağınız ise hiç metal içermesin

Bazı Hatalar:

Aşksızlıktan şikayet ediyorsunuz Ama evinizde hala eski eşinizin fotoları baş köşede duruyorsa, ya da eşyaları hala bir yerlerde saklıysa, bu yeni bir aşka izin yok anlamındadır

Ya da kapınızın girişine koskoca aslan kafası koyduysanız, aslında gayet tehditkar bir hava yaratıyorsunuz ve evinize misafir gelmemesinin sebebi bu olabilir mi? Buna karşın bir köpek biblosu, sizi hırsızlardan koruyacaktır

Çin’de, sevilmeyen komşularla Feng Shui savaşları yapıldığı söylenir Onlar savaş materyalleri olan kılıç, silah vb keskin madeleri ya da metalleri, karşı evin göreceği şekilde koyarlar Bunlara “zehirli ok” derler Zehirli ok hissettiğiniz insanlarla aranıza “ağaç elementi” koyun Bu okları işyerinizde de hissedebilirsiniz, bir canlı salon bitkisi (iyi bakılmak şartıyla) idealdir

Son Söz: Mekanınızı temizlediğinizde, gereksiz olanları attığınızda ve eşyaları sade ve basit şekilde yerleştirdiğinizde, aşk, iş ve maddi yaşamınız yoluna girecek ve hem ruhsal hem fiziksel olarak kesinlikle daha uyumlu olacaksınız Bunun için pahalı eşyalara gerek yok

T Roosvelt’in dediği gibi:

“ELİNDE OLANLARLA, BULUNDUĞUN YERDE, ELİNDEN GELENİ YAP”

* Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »