Rio De Janeiro’nun Kumsalı…

 

Iguassu şelalerinden sonra akşam yemekli Rafa-İnn şova gitmek için hazırlanmaya başladık. Pınar yorgun olduğundan gelmedi ama ben aman bir şey kaçmasın içgüdüsüyle sürünerek otobüse binmeyi başardım.
Yemekte yanımda Demet, karşımda Bahire Hanım çok keyifli sohbetler yaptık. Hele Demet’le bir zamanlar aynı iş yerinde çalıştığımızı keşfedince sohbet hayli derinleşti ve kafalar inanılmaz uydu. Günün açlığıyla yavaş yavaş açık büfeye doğru yollandık. Ben hemen rehberimizin önerdiği “kupin” etine doğru yöneldim. Aman Allah’ım o ne lezzet, Demet’in oğlu Arda’da etçi olduğundan karşılıklı bir ziyafet yaptık diyebiliriz. İçecek olarak bu yöreye özgü “guarana”yı denedim ve bayıldım, İstanbul’a dönene kadar da elimden hiç bırakmadım. Dondurmayla da güzel bir kapanış yaptıktan sonra gösteriyi tabi ki Kıvanç farkıyla ön masadan izledik.
Bütün Latin Amerika ülkelerinin yerel kıyafetleriyle dansçılar sırayla sahneye çıkıp performanslarını sergilediler ve ben bu şova ve bu renkli kıyafetlere bayıldım. Çıkışta yerli bir çiftin sattığı nefis el emeği bilekliklerden alıp otobüse bindik (sonradan daha çok almadığıma çok pişman oldum).
Ve ertesi gün kısa bir Paraguay turu yapıp (bir sonraki yazının konusu) yağmur altındaki Iguassu’dan (valla kıl payı kurtulduk yoksa macuco safari olacaktı mococo safari) Rio De Janeiro’ya uçtuk. Ve gece otelimize yerleşip bir güzel uyuduk.
Not: Burasıyla ilgili kısa bir anımı anlatıp yazıma devam edeceğim: Vakti zamanında babam annemle evlenmek için yapmadığını bırakmamış, hatta evlenirsek seni Rio De Janeiro’ya gezmeye götüreceğim diye bir vaatte bile bulunmuş. Tabii ki annemle evlenince hiçbir yere götürmemiş ve bu bizim ailede bir efsane olarak kalmış. Ne zaman babamı kızdırmak istesem “hani annemi Rio De Janeiro’ya götürecektin” diye ortaya bir çapan atarım ve arkadan gümbürtü başlar. Lafı uzatmayayım annemin görmediği bu ailemizdeki ‘’efsane’’ şehri görmeyi çok uzun zamandır bekliyordum.
Sabah erkenden çok dakik olan turumuz saatinde başladı ve şehri tanımaya başladık. İlk önce tepelerden oluşan bu şehrin ‘’Sugar Loaf ‘’ tepesine iki teleferik aktarmasıyla ulaştık ve şehrin tepeden görünümünün tadını çıkardık. Stadyumu, katedrali (mimarisi çok etkileyici), kütüphaneyi gezdik ve sıra Corcovado tepesine çıkarak şehrin imzası olan 33 metre boyundaki Hz. İsa heykelini görmeye geldi.
Tepeye çıkınca Hz. İsa heykelinin önünde, arkasında, tek olarak, grup olarak bir dolu fotoğraf çektirdik. Arkasından da şehre başka bir açıdan bakmanın tadını çıkardık. Ve o manzarada yöreye özgü enpanada börek (dana etlisinden yedik, var ya enfesti) ve meyve kokteylimizi içip keyif yaptık.
Turumuz bitince otelimizin de bulunduğu Copacabana plajının önündeki pazar yerinde Pınar’la gezinmeye başladık. Plaj elbisesi, magnet aldık, mayolara baktık, karnaval öncesi haftada olduğumuz için yoldan geçen kostümlü insanları seyrettik ve akşam “samba şov” için hazırlanmak üzere otelimize döndük.
Akşam önce bir et lokantasına gittik ama etler nasıl geliyor anlatamam, arka arkaya, arka arkaya. Biz garsonların hızına yetişemiyoruz. Bir de etleri döner gibi getiriyorlar önünüzde dilim dilim kesiyorlar. Normalde masada bir yeşil bir de kırmızı kart olurmuş ve kırmızı kartı koyduğunda servis bitiyormuş. Ama bizim masada o kartlardan yoktu, biz de elimizle artık yeter yeter diye işaret ettik.
Sonra “samba şov”da en ön masada yerimizi aldık. Sahneye çok şeker bir zenci çıktı ve hepimize sambanın temel hareketlerini öğretti. Şov bitince o kostümlü ve güzel popolu Rio’lu kadınlarla sahneye çıkıp performansımızı sergiledik ve inanılmaz eğlendik.
Ertesi günü yörenin en ünlü mücevher mağazını gezmeye gittik, gözlerimiz bayram etti. Arkasından Sinan abi, Özden, Bahire hanım, Pınar, Kıvanç ve ben yemeğe gittik, inanılmaz eğlendik, güldük ve arkasından plaja geçtik. Rehberimiz artık buralı gibi olduğundan o sıcakta koşuya çıktı (Rio De Janeiro halkı o sıcak iklimde sürekli yarı çıplak gezdiğinden görüntüsüne dikkat etmek zorunda ve gün içinde mütemadiyen koşup, yürüyorlar) Pınar’la ben ise beyaz tenli olduğumuzdan şezlongun altında gölgelenmeye başladık. Özden’in neşeli sohbetiyle güldük eğlendik bol foto çektirdik.
Plajda bu arada durum şu: Önümüzden karides ızgaracı, dondurmacı, kangacı (bizim peştamal), bikinici – evet yanlış okumadınız bikinici – geçip duruyor. Bikinici tam bir görsel şölen, hatta bikiniyi denemek isterseniz havlularla sizi örtüp kabin bile oluşturuyor (inanılmaz teknik çalışıyorlar). Size buranın yerli kokteylini durmadan satmaya çalışıyorlar, bir eğlencedir gidiyor.
Tabi buranın deniziyle şaka olmaz. Dalgalar çok büyük, o yüzden denizin içinde duruyorsun dalgalar seni dövüyor ve denize girmiş oluyorsun. Bir de plaja çanta, pasaport, fazla para falan getirmiyorsunuz yoksa anında gider. Sadece kullanacağınız dondurmalık para o kadar. Bu konuda inanılmaz usta oldukları konusunda rehberimizi bizleri defalarca uyardı. Koşusu bitip güneşlenmeye başlayınca baktım lastik ayakkabılarının üstüne bacaklarını falan koyuyor. “Hım Anette” dedim “dikkatli olmalı”. Biz de (Özden, Pınar ve ben) plajda yürüyüş yaparken tüm eşyalarımızı Bahire Hanıma teslim etmeyi görev bildik. Sinan abi bitmez enerjisi ve esprileriyle bizi kıkır kıkır güldürüp tonlarca fotomuzu ve videomuzu çekti. İnanılmaz eğlendik.
Akşam sıra deniz ürünlerini yemeğe geldi ve “ölmeden önce görmeniz gereken bin yer” listesine girmiş Mario lokantasında rehberimiz bize yer ayırdı. Cümbür cemaat oraya gittik. “Allahım allahım” ne kadar bol ve çeşitli deniz ürünleri yediğimizi anlatamam. Deniz kestanesinden jumbo karidese, çeşit çeşit balıktan ıstakoza inanılmaz bir lezzet deneyimiydi. Ayrıca lokantanın dekorasyonu sizlere şenlik. Çok ama çok acayip, burada yazmıyorum ki gidenlere sürpriz olsun. Sahibi derseniz bu dekorasyona uygun bir şekilde çatlak ama çok sevimli bir çatlak. Neyse güle oynaya, tıka basa yiye içe yemeği bitirip sahil boyu otele doğru yürüyüşe geçtik. Ve otele varınca lobide kısa bir internet sörfünden sonra herkes odalarına dağıldı.
Ertesi gün ben odada balkondan sahil manzarasını izleyip pineklerken, Pınar kafasına koyduğu gibi bisiklet kiralayıp çok güzel bir gezi yaptı. Sonra fotolarını benimle paylaştı, gerçekten enerjisini çok takdir ettim. Arkasından Pınar’la son gün alışverişini biraz abartıp, tropikal meyve sularımızı içtikten sonra otelimize dönüp grupla buluştuk ve Rio De Janeiro’dan ayrılma zamanı geldi.
Ben bu şehri çok sevdim sizlere de tavsiye ederim.
Sağlıcakla,
Anette İnselberg
Brezilya-Arjantin Şubat 2016 Gezisi Bölüm 2

One Response to “Rio De Janeiro’nun Kumsalı…”

  1. ORHAN SUAT Says:

    SVG ANETTE ÇOK TEŞEKKÜRLER BENDE SİZİN GİBİ BİR ARKADAŞIMLA BREZİLYA ARJANTİN GEZİSİNE GİTMEYİ PLANLIYORUM SİZCE NE ZAMAN HANGİ AYLARDA HANGİ TURLA KAÇ PARAYA GİTMEYİ ÖNERİRSİNİZ HİÇ OLMAZSA KAZIK YEMEYİZ DERİM SAYGILARIMLA ORHAN SUAT


Leave a Reply to ORHAN SUAT Cancel reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: