Hem Depresyon Hem de Anksiyete Sahibi Olanlara Hiç Kimsenin Söylemediği 20 Şey

depresyon-belirtileri[1]

Bu rahatsızlıkların ikisine de aynı anda sahip olmak, hiç bir zaman kazanamayacağınız anlamına gelmez; herkesi farklı şekilde etkiler. İkisiyle aynı anda baş edenlerin sayısı oldukça fazladır; depresyon teşhisi konulmuş insanların neredeyse yarısı, aynı zamanda anksiyete bozukluğuna da sahiptir ve her biri tamamen kişiseldir. Gelin bu süreçte neler yaşanabiliyor birlikte bakalım.

1. Bir testten iyi bir puan yerine daha azını alma fikri insanı çok korkutuyor; ancak yine çalışacak enerjiye sahip değilsiniz.

2. Hareket etmeye takatiniz olmadığı için yatakta kalmak zorundasınız; fakat işe ya da okula geç kalırsanız ne olacağı fikri yine de aklınızı kemiriyor.

3. Ne kadar az hareket ederseniz o kadar çok yorgun hissediyorsunuz; ama kalbiniz o ilk adımı atma düşüncesiyle yanıp tutuşuyor.

4. Kafa karışıklığı arttıkça daha çok yara alıyorsunuz; ancak sadece bakıp geçiyor ve ‘Yarın hallederim.’ diye düşünüyorsunuz.

5. Düşüncelerinizi karmaşıklıktan kurtarmak için milyonlarca yapılacaklar listesi hazırlıyor; fakat içten içe hiçbir şeyi çözemeyeceğinizi düşünüyorsunuz.

6. Ertelediğiniz planlarınızın arkadaşlıklarınızı bitireceğini sanıyorsunuz; yine de bunun aksini yapamıyorsunuz.

7. Umutsuzca hala yalnız olduğunuzu düşünüyorsunuz; ama her seferinde heyecanlanacağınızdan korkarak randevularınızı iptal ediyorsunuz.

8. Her gününüzü partnerinizin sizden bıkıp sizi terk edeceği korkusuyla yaşıyorsunuz; diğer yandan da daha iyisini hak ettiğini düşünüyorsunuz.

9. Davetleri geri çevirip mesajları görmezden geliyorsunuz; fakat gelen aramalar ya da mesajlar durduğunuzda üzülüyorsunuz.

10. Sürekli yalnız kalmaktan korksanız da kendinizi diğer insanlardan saklama ihtiyacı duyuyor ve soyutluyorsunuz.

11. Evde oturup uyumaktan daha çok hiçbir şey istemiyorsunuz; ancak panik atağınız sizi gece saat 2’de bile uyutmuyor.

12. Şu anki felç olmuş hissiyle gelecekten korkma arasında gidip geliyorsunuz.

13. Bir sonraki aşamada tekrar kaygılanacağınız hissiyle tutuk kalıyor ve güzel günlerinizin keyfini çıkaramıyorsunuz.

14. Ya çok uyuyorsunuz ya da hiç uyumuyorsunuz.

15. Birbiriyle yarışan düşüncelerinize bir ara vermeye ihtiyaç duyuyorsunuz; fakat içinde bulunduğunuz çukurdan yukarı bir türlü tırmanamıyorsunuz.

16. Her şeyi yapma ihtiyacı duyuyor; ama hiçbir şeyi yapmak istemiyorsunuz.

17. Kaçış yolu aramaktan vazgeçmeye çalışıyorsunuz; çünkü bir şeyi beyninizden saklamıyorken diğerini saklamaya çalışıyorsunuz.

18. Kalbinize ağırlık yapan şeyler, kaygılı düşüncelerinizin bir uydurması sadece.

19. Gece 3’de oturup geleceğiniz hakkında endişeleniyorsunuz; fakat onu isteyip istemediğinizden bile emin değilsiniz.

20. Aynı anda her şeyi hissedebiliyor ya da hiçbir şey hissetmiyorsunuz.

Ama atlatabilirsiniz ve atlatacaksınız da! Çünkü yalnız değilsiniz…

kaynak: onedio

Mide Yanmasına Son! En İyi Tedaviler

7587088834_589_831[1]

Rahatsız edici bir sindirim sorunu olan ve zaman içerisinde değişen pH dengesi nedeniyle başka sorunlara yol açabilen mide yanmasını tedavi etmenin pek çok farklı yöntemi vardır. Bu yazımızda size mide yanmasının olası nedenlerinden ve fazla miktarda antiasit kullanmanın zararlarından bahsedeceğiz. Ayrıca sizlerle, yüzyıllardır kullanılan etkili doğal tedaviler paylaşacağız.

Mide yanmasının olası nedenleri

Mide yanması veya gastrik asidin en yaygın nedenleri:

  • Kötü beslenme veya asitli yiyeceklerin aşırı miktarda tüketilmesi.
  • Aspirin, ibuprofen veya doğum kontrol hapı gibi ilaçların sürekli kullanılması.
  • Kötü alışkanlıklar.
  • Stres.
  • Hazımsızlık.

Antiasitler hakkında

Eczanelerden çeşitli antiasitler alabilirsiniz veya pek çok kişi gibi mide yanmasını geçirmek için karbonat kullanabilirsiniz. Ancak bu çözümlerin sorunu sadece bir süreliğine geçirdiğini, kalıcı olarak tedavi etmediğini unutmamalısınız. Tam tersine, eğer çok fazla antiasit kullanırsanız, zaman içerisinde mide asitinizi ciddi miktarda azaltıp başka sorunlara zemin hazırlayabilirsiniz.

Zararlı yiyecekler

Aşağıdaki yiyeceklerden (özellikle de hiperasidite durumunda) uzak durmalısınız:

  • Süt ürünleri
  • Şeker
  • Kızarmış yiyecekler
  • Rafine yiyecekler
  • Endüstriyel hazırlanmış yiyecekler
  • Alkol
  • Kahve
  • Mate
  • Tarçın, karanfil, zencefil veya biber gibi baharatlar
  • Tütün

Faydalı yiyecekler

Mide asidini alkalize etmeye yardımcı olan bazı yiyecekler vardır. Bu yiyecekler sindirime yardımcı olup doğal antiasit görevi görürler:

  • Limon: Narenciyeler asidik olsa da, limon mideye ulaştığında asidi nötrleştirme özelliğine sahiptir. Bu yüzden aşırıya kaçmadan, yemeklerle beraber veya içeceklere ekleyerek limon suyu tüketmeniz önerilir.
  • Patates: Patates harika bir doğal antiasittir. Patatesin suyu mide yanmasına çok iyi gelir.
  • Darı: Darı alkalize olan tek tahıldır, bu yüzden pirinç veya buğday gibi diğer tahıllara kıyasla daha çok tüketmeniz önerilmektedir.
  • Ananas: Ananas içerdiği proteolitik enzimler sayesinde sindirime yardımcı olur; ancak karbonhidratlarla (ekmek, makarna, kek, pirinç ve benzerleri) birlikte tüketilmemelidir. Ananası et, balık veya sebze  yemeklerinden sonra harika bir tatlı olarak tüketebilirsiniz.
  • Lahana: Lahana ülser tedavisinde çok etkilidir ancak pek çok kişi çiğ lahanayı sindirmekte sorun yaşayabilir. Lahanayı bir parça kimyon ile pişirebilir veya sirke ile turşu haline getirerek tüketebilirsiniz.
  • Biber: Biber, patlıcangillerden mide asidini dengeleyen bir sebzedir.
  • Üzüm: Üzüm yiyebileceğiniz en alkali meyvelerden birisidir; ancak mümkün olduğunca organik üzüm tercih etmeye çalışın çünkü diğer üzümler aşırı miktarda ilaçlamaya maruz kalmış olabilirler.
  • Kereviz:  Kereviz harika bir dengeleyici ve alkalize sebzedir. Kerevizi isterseniz çorba ve soslara ekleyebilir isterseniz de çiğ olarak salata ile beraber yiyebilirsiniz.

Bu yiyecekler genel olarak mide yanmasına iyi gelse de, bazı kişilerin bu yiyeceklere karşı hassasiyeti olabilir. Eğer bu yiyeceklerin arasından size rahatsızlık verenler varsa, onları tüketmemelisiniz.

üzüm

Patates, lahana ve havuç tedavisi

Mide sorunları yaşadığınız bir dönemde, mide yanmasını geçirmek için uygulayabileceğiniz yiyecek temelli bir çözüm için üç gün boyunca üç sebze tüketmeniz gerekiyor: patates, lahana ve havuç. Eğer isterseniz ve mevsim uygunsa, size iyi gelen başka sebzeler de ekleyebilirsiniz. Ayrıca haşlanmış, fırında pişirilmiş, meyve suyu haline getirilmiş veya çiğ olarak elma da tüketebilirsiniz.

sebzeler

Zeytinyağı ve patates suyu

Eskiden mide yanmasına çözüm olarak 9 gün boyunca iyicene yıkanıp soyulmuş iricene çiğ bir patatesin çeyreği ve iyi yemek kaşığı sızma zeytinyağı ile hazırlanan bir karışım içilmesi önerilirdi. Bu antienflamatuar ve alkalize edici karışımın etkisini 9 gün içerisinde fark edeceksiniz.

Çiğ patates suyunu kendiniz hazırlayabilir, diyet veya sağlık ürünü satan yerlerden alabilirsiniz.

patates-suyu

Kil suyu

Beyaz kil, bedeninize zarar vermeden kullanabileceğiniz doğal bir antiasittir. Bu amaçla tüketmek üzere aktar veya sağlıklı yaşam ürünü satan yerlerden beyaz kil alabilirsiniz. Bir tatlı kaşığı kili ahşap bir kaşık kullanarak su ile karıştırın. karışımı 10 dakika beklettikten sonra için.

Karbonatlı su

Mide yanmasını geçirmek için karboantlı su içebilir ve karbonatlı su ile banyo yapabilirsiniz. Neredeyse her spa’da bu özelliklere sahip su bulunur ve bu su ile yıkanabilir, içerisinde dinlenebilirsiniz. Ayrıca deniz suyu da alkalize edici özelliklere sahiptir.

Resimler tribp, Breville USA ve Wally Hartshorn’un izniyle kullanılmıştır.

kaynak: sağlığa bir adım

Eğer bir ilişkiniz olduysa ve bu ilişki sona erdiyse mekanı nasıl temizlemek lazım…

201509091547_8913[1]

Birçoğumuz evlerimizde veya işyerimizde negatif enerjiden etkileniyoruz. Bu tür problemlerde işe yarayacak bazı yararlı teknikler:

1) Evlerimizde veya çevremizdeki insanlar, örneğin: sigara içenler, uyuşturucu, hap kullananlar, alkol bağımlıları, yüksek derecede duygusal enerji yoğunluğu olanlar veya kaotik cinsel enerji kullananlar:

a) Etrafımızdaki negatif olan aile üyeleri,

b) Negatif olan iş arkadaşları,

c) Negatif olan işimiz veya uğraşımız – yüksek baskı olan işyerleri,

d) Yüksek derecede duygusal kin, düşmanlık olan yerlerde çalışmak; örneğin itfaiye, polis teşkilatı, tıp departmanı, huzur evi, hapishane, hatta yüksek okul. Para ile ilişkili olan işyerleri veya korkuların, üzüntülerin, acıların, ıstırap çeken bireylerin, aşırı öfkenin olduğu yerler.

Temizleme teknikleri kullansak bile, bu enerjiyi her gün evimize getiriyoruz. Bu tür enerji elbiselerimize, deri eşyalarımıza, takılarımıza, saçımıza yapışabilir.

Toplumumuzda, kutsal mekanlarımızda, mağazalarda, marketlerde, okulda olan bitenleri ve iş kayıpları, iş yerlerinin kapanması, suç, yoksulluk gibi çevreyi etkileyebilen şeyleri bilme gereksinimi var. Bu durumlar sahip olduğumuz şeylere veya kim olduğumuza yerleştirilebilen birçok yansıtmalar yaratabilir. Kıskanç olan bireyler var mı? Kendi işinize mi sahipsiniz ve yönettiğiniz çok insan var mı? Başka insanların yansıtmaları enerjiye sahiptir. Bu enerji evimizi veya içinde yaşadığımız alanı etkileyebilir.

Ayrıca evinize yakın olabilen elektrik hatlarına, trafolara veya diğer yüksek enerji iletkenlerine bakın. Bu tür enerjiyi taşıyabilecek dereler veya mezarlıklar var mı? Uçakların başınızın üzerinden uçtuğu bir hava alanı var mı? Büyük şehirler yoğun nüfustan uzakta olan bölgelerden daha fazla zorlayıcı olur.

Evimizdeki enerji hangi türde olursa olsun bize çekilir. Örneğin, evde çoğu zaman bir sürü cinsel düşünceleri olan bir genç varsa, onun odası başka mekanlara bindirilebilen/örtüşebilen enerji taşıyabilir. Onun okulunun, sınıf arkadaşlarının veya arkadaşlarının enerjisi de kendi mekanının dışında zarar veriyor olabilir. Eski enerji kalıpları evde, apartmanda veya çevrede yaşayan herkesi etkileyebilir.

Hasta olan veya iyi hissetmeyen ve bizimle yaşayan insanlar da evimizin enerjisini etkiler. İklimin, tatillerin, dolunayın, okula geri dönmenin, negatif veya korkutucu televizyon yayınlarının enerjisi – hepsi bizi etkileyebilir.

Evimizde enerjiyi tutabilen eşyalar ve alanlar vardır – mobilyalar (eski ve antik ya da bize başkalarının verdiği mobilyalar), fotoğraflar veya hatta resimler; eski plakları, eski kitapları, kullanılmayan eşyaları koyduğumuz temizlenmesi gereken alanlar; eski yastıklar, yatak takımları, eski minderler. Tüm bu eşyalar ve alanlar temizleyerek ve eşyaların yerini değiştirerek, dağınıklığı toparlayarak kolayca arındırılabilir. Eğer evde bir birey veya hayvan öldüyse, onun yatak takımını ya iyice yıkayın ya da atın. Kuş tüyü yastıklar ve yatak takımları özellikle enerji taşıyabilir – ebediyen.

Anlaşabileceğimiz bir şey: Eğer kendimizi, evimizi, iş yerimizi temizlersek ve etrafımızdaki dinamiklerin farkında olursak, etrafımızdaki enerji değişebilir ve evlerimizde birikmez. Yaşadığımız mekanlarda enerji akışını sürdürmek isteriz. Enerji ne kadar eski ise veya enerji ne kadar ‘yapışık’ ise, etkilenmemiz o kadar kolay olur.

Evlerimizde ve işyerlerimizdeki alanları temizlemenin birçok yolu vardır:

1) Kilimleri, halıları yıkayın ve mobilyaları, kumaşları ve perdeleri iyice temizleyin.

2) Duvarları boyamak enerjiyi temizlemek için etkilidir.

3) Mobilyaları aynı odada başka yerlere taşıyın (bir iki santim bile fark ettirir),

4) Pencere eşiklerine küçük olsa bile aynalar yerleştirilebilir,

5) Dağınık, karışık olan veya son bir yılda temizlenmemiş olan alanları temizlemek,

6) Her ay kristalleri ve taşları temizleyin – işyerinizdeki kristalleri her hafta temizleyin.

7) Bitkiler ve canlı olan şeyleriniz olsun – bunlar alandaki enerjiyi dengelemeye yardım eder.

8) Taktığınız takıları her gün temizleyin, gözlüklerinizi de temizleyin.

9) Size iyi hissettirmeyen takıları takmayın, örneğin, temizlemeden annenizin yüzüğünü takmayın.

10) Müzik sesi ve titreşimi enerjiyi hareket ettirmek için yardımcı olur.

11) Feng Shui teknikleri kullanmak da iyidir.

Eğer bir ilişkiniz olduysa veya mekanınızı paylaştığınız biri olduysa ve bu ilişki sona erdiyse:

1) Yatak odasındaki mobilyaların yerlerini değiştirin.

2) Yatak takımlarını değiştirin veya temizleyin; yastıkları değiştirin veya yerini değiştirin.

3) Duvarlara veya pencere eşiklerine aynalar koyun.

4) En azından duvarın birini boyayın.

Bu basit bilgileri kullanarak, eğer mekanınızı paylaşan kişi hala sizi düşünüyor veya sizinle ilgili fanteziler kuruyorsa, yatak odanız onların yansıtmalarından etkilenmez. Bu küçük değişiklikler eski enerjiyi özgürleştirebilir. Bu nedenle herhangi bir yansıtma taşıyamazlar. Aynı adımlar evdeki diğer odalara da uygulanabilir.

Eğer bir apartmanda yaşıyorsak ve alt katta ve yan dairelerde yaşayan insanlar varsa, 30 cm x 30 cm’lik bir ayna kullanmak faydalı olur. Ayna duvara doğru baksın, belki daireler arasındaki duvardaki şifoniyerin/rafların arkasına veya diğer mobilyaların arkasına konulabilir. Yatağın altına da bir ayna konulabilir, ayna aşağı bakar şekilde. Ayna yoksa, alüminyum veya yansıtıcı yüzeyi olan herhangi bir şey de kullanılabilir. Enerjiyi veya yansıtmaları yansıtan herhangi bir şey, onları kaynağına veya uzağa geri gönderir. Evimizdeki mekanları temizlerken, sadece duvarlara kadar gitmeliyiz. Kendi dairemizin duvarlarının ötesine gitmek, kendi mekanımızın dışına çıkmak başka birilerinin mekanını işgal etmek olur.

Güvenli olan bir yere sahip olmak çok önemlidir – hiçbir şeyin ellenmeyeceği ve hiç kimsenin izniniz olmadan giremeyeceği size ait olan bir yer. Bu yer kendiniz ile koşulsuz olarak olabileceğiniz ve dinlenebileceğiniz bir yerdir.

Hatırlayın, evimizde olup bitenler bizi etkiler. Enerjinin bizi nasıl etkilediğini izlemek çok önemlidir. Stres seviyelerini kontrol etmeyi öğrenin, çünkü bu negatif enerjinin işgal edebileceği yerdir. Gerçekten iyi olmayan – örneğin alkol, uyuşturucu, sigara – şeyleri kullanırken her zaman ölçülü olun. Bunlar araçtır, yardımcı değil. Yaptığınız şeylerden tamamen keyif alın, herhangi bir şeyi aşırı yapmaya gerek yok. Kendinize kızmadan veya yargılamadan kötü alışkanlıkları dengelemenin başka yollarını arayın. Bağımlılık yaratan enerji insanlara ve olaylara uzanır – geçmişimizi temsil eden ve yoğun duyguya neden olan herhangi bir şey.

Duygularınızı aynı seviyede – ne yüksek ne de düşük – tutmak için elinizden geleni yapın.

Bizi yargılayan insanlar, bizi enerjisel olarak kendi fikirlerinde veya korkularında tutmaya çalışır. Yüksek strese neden olan ilişkilerin değiştirilmesi gerekebilir. Eğer biriyle ilgili kötü hissediyorsak, o ilişkiyi değiştirmeyi düşünmeliyiz. İnkar etmek sadece daha fazla probleme neden olur.

Bize zarar vermemesi için dışsal enerjiyi değiştirdikten sonra, duygusal enerjiyle çalışabiliriz.

* Ken Page

kaynak: sağlık olsun

Ganj Yayınevinin Çıkardığı Kitaplar Süper… İncelemek İçin ”www.ganj.com.tr Adresinden Faydalanabilirsiniz…

Ganj Yayınevi İle Akışta Kalmak…

pr_01_114_min kopya

Ganj Yayınları 2003 yılında kurulmuştur. Tamamıyla amatör bir ruhla kurulmuş olan yayınevi, kendileri de bizzat manevi alanda yol alan ve yayınladıkları konuları tecrübe eden kişiler tarafından kurulmuştur.

Ganj yayınları seçtiği kitaplarla insanların kendilerini tanıma, bilme yolunda ilerlerken ihtiyaç duyabileceği rehberliği sunmayı hedeflemektedir.

Bu rehberlik çıkılan yolculuğun başlangıçtan en sonuna kadar tüm süreci kapsamayı hedefliyor: Kimi kitaplar kişisel gelişim aşamasındaki bireye hitap ederken, giderek ruhsallığa doğru evrilen ihtiyaçları kapsamakta ve en nihayetinde aydınlanma ve olgunlaşma seviyesine yaklaşan bireyin önüne çıkabilecek pek çok ihtiyaca cevaplar içeren üstatların kitaplarını da içermektedir.

Ganj Nehri nasıl ki yaşamın tüm renklerini ve seviyelerini barındıran kutsal bir nehir ise, Ganj Yayınları da kaynağından itibaren yaşamın tüm geçtiği evrelerde insanın susuzluğunu gidermeyi, manevi olarak beslemeyi ve nihayetinde okyanusa kavuşuncaya kadar insana sunabileceği tüm desteği sunabilmeyi amaçlamaktadır.

Ganj’ın kendisi gibi hep bilinç nehriyle birlikte değişmeye ve o akışta kalan, o akışa okurun davet eden bir akıntıdır Ganj Yayıncılık.

Bilinç nehriyle birlikte akmak isteyenlerin yayınevi olmuştur ve olacaktır…

Şiddetin Ötesi: Bir üstadın bakış açısından neyin biz insanları şiddete yönelttiğini ve bunun nasıl ötesine geçebileceğimizi görmek, anlamak ve duymak isteyenler için önerilir. Zihnin ürettiğini huzursuzluğun ve içsel bölünmemizin hayata olan yansıması olarak şiddet eğilimini anlamak dönüştürücü bir etki yaratıyor.

Meleklerin Dili: Meleklerle iletişim kurmak gerçekten mümkün mü? Ve bunu herkes yapabilir mi? Kendileri de bu soruları soran üç hanımın meleklerle doğrudan iletişim kurarak bu soruları onlara soruyor ve melekler kendileriyle nasıl iletişim kurulacağını açıklıyor. Meleklerle iletişim nasıl kurulur merak edenler ve meleklere sorulabilecek manevi soruların yanıtlarını arayanlara önerilir.

İçindeki Sen: Aforizmalardan oluşan bu süzülmüş bilgelik hayatınızın herhangi bir anında açıp baktığınızda size gelen ilahi bir mesaja dönüşebiliyor. Kısa ama özlü sözlerle kendinize ve anınıza ışık tutmak için çantanızda taşımak isteyebilirsiniz.

 

Aşkla Gülümse: Hayatını mücadelelerle geçirmiş ve anlattığı, öğrettiği her şeyi deneyimlerinden süzerek sunan bir manevi öğretmenin son derece ilginç yaşam öyküsünü anlattığı samimi kitap. Çıkar çıkmaz listeye doğrudan giren ve orada kalan çok satan kitap, manevi yolunun başında da olsa, en ileri aşamasında da olsa herkesi insani bir noktadan yakalıyor. İçtenliği ve samimiyeti ile fark yaratan eser kalbini kendine ve hayatına rehber edinen ve edinmeye istekli herkesin gülümsemesini hayatla paylaşmaya davet ediyor. Ruhaniyeti hayatın her anında fark etmek ve yaşamak isteyen ve yaşadıklarını ruhani bir seviyede algılamak isteyen herkesin okuması gereken bir kitap.

1443875238_b kopya

 

Kendinle Başla: OSHO okuyan, okumuş, merak eden herkesin almasını tavsiye edeceğimiz bir kitap. Manevi yolda insanın nereden başlayacağını ve hangi adımlarla ilerleyebileceğini açıklayan kitapta egonun doğası ve onun bariyerlerinin nasıl aşılabileceği hakkında ipuçları sunuluyor. OSHO tüm bilgeliği ile işbaşında ve sorulara verdiği yanıtlarla aydınlatmaya devam ediyor akıllarımızı…

Sen Özsün: MOOJİ yaşayan bir ermiş olarak kitapta benliğini sorgula cesaretini gösteren öğrencilerine ve bunu merak eden tüm okurlara rehberlik ediyor. Gerçek diyalogların kaydının kitaplaştırılmasından oluşan eserde MOOJİ bizleri olduğunu sandığımız kişiden, egodan, karakterden ötelere götürüp özümüzle karşılaşmaya hazırlıyor. Özünün ne olduğunu anlamak, bilmek isteyen herkesin okumasında yarar var.

Ganj Yayınevinin Çıkardığı  Kitapları İncelemek İçin http://www.Ganj.com.tr Adresinden Faydalanabilirsiniz…

pr_01_110_min kopya

Evinizi Doğal Kokularla Tazeleyin

portakal[1]

Evinizdeki kötü kokudan kurtulamıyor musunuz? Doğal aromatik bitkiler yemek pişirmenin ardından veya benzeri istenmeyen kokuları kaldırmak için harika bir opsiyon!

Evinizdeki kötü kokulardan kurtulmak istiyorsunuz ama bir türlü başarılı olamıyorsunuz veya sadece çevreye zararlı aerosollardan kurtulmak istiyorsanız, bu makalede öğreneceğiniz doğal kokularla evinizi tazelemeyi deneyebilirsiniz.

Bugünlerde reklamı yapılan spreyler ve parfümler bir çok toksin ve kimyasal içerir, bunlar soluduğunuz havayı kirletir ve sağlığınıza olumsuz etkileri olabilir. Bazen bu etkiler kalıcıdır. Bu yüzden ücreti de uygun olan, evde kolayca kullanabileceğiniz doğal yöntemler denemeye ne dersiniz? İhtiyacınız olan her şeyi mutfağınızda bulacağınıza eminiz. Ve bir kaç malzemeyi bulamıyorsanız yerel aktarlarda ve marketlerde bulmanız mümkün.

Eviniz için Doğal Kokular

Vanilya 

Küçük bir şişe vanilya esansı alın ve bir pamuğa bir kaç damla damlatın. Düşmeyecek bir tabağa koyun ve kokuyu yaymak istediğiniz odalara yerleştirin. Bu koku 4 saat boyunca kalacaktır. Eğer devam etmesini istiyorsanız, bir kaç damla daha ekleyin ve pamuğu yenileyerek aynı şeyi tekrarlayın.

vanilya

Meyve aromalı bitkisel kokular

5 limon, 10 portakal, biberiye yaprakları, nane yapraklı, 250 ml su ve 250 ml alkol. Portakal ve limonları soyun, kabuklarını saklayın. Bir kapta veya rendede kabukları parçalayıp nane ve biberiyeyle karıştırın. Alkol ve suyun olduğu bir sprey şişesine bu karışımı ekleyin. Bir kaç saat bekletin ve odalara spreyle sıkın.

Kuru çiçekler

Bir kaç gül, okaliptüs çiçeği ve yaprakları, defne yaprakları, ceviz ağacı dalları, mersin ağacı dalları ve kekik çalıları ile adaçayı, zencefil, vanilya ve tarçın dallarını toplayın. Bunlardan küçük buketler yapıp odalara bırakın, kumaş keselere koyun ve giysi dolaplarınıza yerleştirin. Etkilerini kaybettikleri zaman, üzerlerine bir kaç damla alkol veya gül suyu damlatın.

cicek

Mutfağınızda taze bitkiler

Kızartmaların, balığın veya koku bırakan yemeklerin ardından aşağıdaki önerileri takip edin. Küçük kaplarda ıspanak, biberiye veya kekik yetiştirin. Bu bitkiler hem taze olarak kullanılabilir hem de kokuları mutfağınızı rahatlatabilir. Eğer tatlı bir koku istiyorsanız lavanta kullanın, ama unutmayın lavanta yemeklerde kullanılmaz. 

Çiçeklenen ayva

Ayvanın çiçeği sonbaharda olgunlaşır ve genelde reçeli veya tatlısı yapılır. Bu meyvenin çiçeğini giysi dolaplarına koyabilirsiniz. Küflenmeden taze kalmalarına özen gösterin çünkü küflenirse böcek çekebilir.

Kullanılmış sabunlar

El veya banyoda kullandığınız sabunların kalan son parçalarıyla ne yapıyorsunuz? Bunları atmak yerine, evinizi tazelemek için kullanabilirsiniz. Bunları küçük parçalara bölün ve kumaş bir kesenin içine koyun. Bu küçük keseleri giysi dolaplarınıza ve çekmecelerinize yerleştirin.

Ayrıca ortalıkta duran ve kullanmadığınız parfümleri de kullanabilirsiniz. Bunları küçük kaplarda sulandırın ve odalara öylece bırakın. Su buharlaştıkça bu kokularla odaları tazeleyeceksiniz.

sabun

Kabartma tozu (Sodyum bikarbonat)

Yarım bardak kabartma tozu ile tercih ettiğiniz bir bitki yağını 8-12 damla olacak şekilde bir kaba koyun. Çeşitli yağlar da kullanabilirsiniz. Üstünü kapatıp bir kaç delik açın, sonra bir mumluğun üstüne yerleştirin veya bir çiçeğin arkasına saklayın. Koku bir kaç gün içinde yayılacak ve koyduğunuz odayı tazeleyecek.

Jel kokular

Pahalı jel kokular almak yerine kendi jellerinizi yaratmak için ellerinizi kullanın. Bir kaba istediğiniz gıda boyasından 3 damla koyun, ve en sevdiğiniz bitki yağından 30 damla ekleyin. Kısık ateşte bir bardak su kaynatın ve içine tatsız jelatin tozu ekleyin. Kaynamaya başladıktan sonra sertleşene kadar bir kap daha su ve bir kap tuz ekleyin. Soğumadan önce ateşten alın ve önce yaptığınız yağ ve gıda boyası karışımını ekleyin. İstediğiniz kalıba koyabilirsiniz. Kokusu bir ay kadar kalacaktır.

aloevera

Arabanız için koku tazeleyici

Arabanız için koku satın almak yerine evinizde yapabilirsiniz. Sevdiğiniz bir şekli seçin, kağıda basın ve daha sonra kartona yapıştırıp yeniden kesin. Bunun her iki tarafına da sevdiğiniz doğal bir yağdan 10 damla damlatın. Kurumasını bekleyin. Üst kısmına bir ip geçirin ve arabanıza istediğiniz zaman asın.

Kendi hazırladığınız kokular

Doğal kokular yapmayı deneyin. Bir kapta biraz su kaynatın. Tam kaynama noktasındayken içine tarçın çubukları, vanilya özü, bütün karanfiller, limon ve portakal kabukları ve kahve çekirdekleri koyun. Dekoratif bir kaba dökün ve odalara taze kokular için yerleştirin. Soğuduktan sonra yeniden ısıtıp karışımı canlandırabilirsiniz.

Portakallı karanfilli koku

Evinizi taze ve canlandırıcı bir kokuyla kaplamak için iki güzel kokulu maddeden yararlanabilirsiniz. Bir portakala karanfillerle delikler açın ve karanfilin sivri ucunun iyice içine girdiğine emin olun. Evinizde bir kaba koyun. Bu koku günlerce ve hatta haftalarca yayılacaktır.

karanfilkaynak: sağlığa bir adım

Keten Tohumu ile Kolonunuzu Temizleyin

keten-tohumu-faydalari[1]

Kanseri önleyici etkisinin yanısıra, keten tohumu; lif açısından zengin bir besindir ki bu da kilo vermeye, kolesterol seviyesinin düşürülmesine ve kabızlığın önlenmesine yardımcı olur.

Keten tohumunun bilinen birçok faydalı özelliği vardır. Evde uygulanabilecek birçok tedavide kullanılabilmesinin yanısıra, iki farklı konuda da oldukça faydalıdır: Kolonunuzu temizler ve vücudun yağ yakmasını sağlar. Nasıl olduğunu öğrenmek ister misiniz? Takip eden makalede, keten tohumu ile kolonunuzu nasıl temizleyebileceğinizi ve nasıl yağ yakabileceğinizi anlatacağız. Okumaya devam edin!

Kolon hakkında size biraz genel bilgi vermekle işe başlayalım: Kolon, vücuttaki parazitleri ortadan kaldırmakla ve sindirilmemiş katı maddelerin vücuttan atılması ile sorumlu olan organımızdır. Ancak, bu işlevler tamamen yerine getirilmediğinde ve bu maddeler vücudumuzda biriktiğinde, zehirli maddeler kana karışarak bazı hastalıkların oluşmasına sebep olabilir. Bu durum da vücuda tamir edilemeyecek zararlar verebilir.

Bu durum; kabızlık, diyabet, artan metabolizma hızı, böbrek veya karaciğer hastalıkları, görme veya işitme ile ilgili problemler, artrit, kanser, saç ve tırnak uzamasının çok yavaşlaması ve mat veya cansız bir cilt gibi birçok rahatsızlığa sebebiyet verebilir.

Kilo Vermek İle Kolonun Temizlenmesi Arasındaki İlişki

Belki de, kilo vermek için kolonunuzu nasıl temizleyebileceğinizi merak ediyorsunuzdur. Öncelikle kolon temizliği yapılmalıdır. Ayrıca unutmamalısınız ki, yediğiniz her şey vücudunuzda kalmak zorunda değildir. Bu maddeler ”atık” olarak nitelendirilir ve daha önce söz ettiğimiz gibi vücutta birikebilirler. Bu olursa, kendimizi şişkin ve sağlıksız hissederiz. Bu durumun en önemli sebeplerinden birisi, günlük besin alım miktarımızın düzensiz olmasıdır. Örneğin; beslenme diyetimizin beyaz un, işlenmiş şeker veya yağ açısından ağır olması.

Bu kötü alışkanlıklar, ayrıca karın ağrısına, huzursuzluğa, kilo alımına, alerjiye, sindirim sisteminin yavaşlamasına ve sinirimin gerçekleşememesine kadar birçok rahatsızlığa sebep olurlar.

2-kolon

Kilo vermek veya kolonlarda birikmiş atıklardan kurtulmak için kolonunuzu temizlemeye karar verdiğiniz andan itibaren, beslenme diyetinizdeki besinleri, yeni birçok sağlıklı besin ile değiştirmeniz gerekecektir. Özellikle; meyve, sebze, tam tahıllar, kuruyemişler ve lif açısından zengin diğer besinleri tüketmeye özen göstermelisiniz.

Keten Tohumu Neden Bu Denli Harika Bir Besin?

Keten tohumu, kanseri önleyici özelliği ile bilinen bir besin. Östrojen hormonu üzerindeki uyarıcı etkisi sayesinde bu hormonun akışını bloke edebilme özelliğine sahiptir (bu özelliği de, içerdiği yüksek oranda omega-3 yağ asidi sayesinde edinmektedir). Keten tohumu ayrıca, kan basıncını ve atardamar fonksiyonlarını düzenleyici içeriğe sahiptir ki bu sebeple de yağ, kalsiyum ve enerji metabolizmasını dengelemek için çok ideal bir seçimdir.

Aynı zamanda keten tohumu, diyet lifi içeren diğer tüm tahıllar arasında en yüksek miktarda diyet lifi içerendir; bu da onu yukarıda bahsettiklerimizin yanında müthiş bir besin yapmaktadır. Bu sebeple; kilo vermek, kolesterolü düşürmek ve kabızlığı engellemek amaçlı yapılan diyetlerde kullanımı tavsiye edilmektedir.

Şu ana kadar saydıklarımız hala yeterli gelmedi ise; keten tohumunun meme, prostat, akciğer ve kolon kanseri risklerini azalttığından da söz edelim. Keten tohumu, ayrıca aşağıda bahsedilen problemler açısından da oldukça faydalıdır:

  • Stres,
  • Diyabet,
  • Sıvı tutulması,
  • Depresyon,
  • Alerji,
  • Beze fonksiyonları,
  • Görme problemleri,
  • Ve daha fazlası…

3-kolon

Kolonunuzu Temizlemek ve Kilo Vermek İçin Keten Tohumunu Nasıl Tüketmelisiniz?

Birçok lavman sıvısı ve kolon temizleyici, bağırsakların 50 santimetre gibi çok küçük bir kısmı üzerinde etkilidir ve amaçlarına ulaşabilmek için, oldukça spesifik içeriklere sahiptirler. Tüm kolonunuzu temizlemek için, keten tohumunu üç hafta boyunca tüketmelisiniz.

Bu yöntem ile bağırsaklarınızı fazla katı maddelerden, mukus ve parazitlerden tamamen temizlerken aynı zamanda da sağlıklı bağırsak florasını da korumuş olacaksınız. Bu tekniğe devam etmek, bir yandan lipid metabolizmanızın düzenlenmesi üzerinde pozitif etkiler yaparken bir yandan da kilo vermenize ve yağları daha hızlı yakmanıza olanak sağlayacaktır.

Keten tohumu kolayca emilir ve toksinleri vücuttan atabilmek için çalışır. Ayrıca kolesterol seviyesinin düşürülmesine, kandaki şeker ve yağ seviyesinin azaltılmasına yardımcıdır. Kolon temizleme amaçlı kullanım, aşağıda belirtilen konularda şikayetçi olan kimselerce uygulanabilir:

  • Gastrointestinal sistem veya üst solunum yolları iltihabı,
  • Mide ülseri, gastrit, bağırsak iltihabı veya oniki parmak bağırsağı ülseri,
  • İdrar yolu enfeksiyonu, pyelonefrit veya sistit gibi rahatsızlıklar,
  • Obezite veya lipid metabolizma düzensizliği.

Üç hafta süresince, normalde tükettiğiniz kahvaltı yerine, aşağıda belirtilen şekilde kahvaltı etmelisiniz.

  • Birinci Hafta: Bir yemek kaşığı keten tohumu ile 100 ml kefiri karıştırarak tüketin.
  • İkinci Hafta: İki yemek kaşığı keten tohumu ile 100 ml kefiri karıştırarak tüketin.
  • Üçüncü Hafta: Üç yemek kaşığı keten tohumu ile 150 ml kefiri karıştırarak tüketin.

Bunun yanısıra, gün boyunca da, mümkün olduğunca sağlıklı beslenmeye özen göstermelisiniz. Mümkünse çiğ olarak bol miktarda sebze ve meyve tüketin. Tam tahılları, kuruyemişleri ve suyu bolca tüketin. Kefir bulmakta zorlanıyorsanız, sade yoğurt, hatta mümkünse ev yoğurdu da kullanabilirsiniz.

Kilo Vermek ve Kolonu Temizlemek İçin Bir Diğer Tarif

Bu tarif, bir ay boyunca her gün kullanılmalıdır. Eğer buna sağlıklı ve dengeli bir diyet, egzersiz ve bol bol su tüketimi (günde iki litre) de eklenirse, bir ay içerisinde yaklaşık beş kilo verebilirsiniz. Bir yemek kaşığı keten tohumunu bir fincan su içerisinde kaynatın. Sıvıyı süzüp kahvaltıdan önce için ve günün geri kalan kısmında tüketeceğiniz miktarda sıvıyı hazırlayın. Aklınızdan çıkarmayın: Bu doğal bir müshildir, bu sebeple tuvalete daha sık çıkmanıza sebep olacaktır.

kaynak: sağlığa bir adım

Bedende Biriken Atıkların Dışarı Atılması…

12196214_430667083796253_8178198208632064818_n[1]

Nefesle % 70

Deriyle % 20

İdrarla % 7

Kalınbağırsakla % 3 olarak gerçekleşir…

TÜM BEDENİ ENERJİLENDİRMEK VE YENİDEN DENGELEMEK İÇİN RENK SOLUMASI

nocanvas_cakra-dengeleme-ypzig[1]

1.Sırtı düz bir sandalyeye rahatça oturun. Nefesinizi içinize çekin, havayı dörde sayana kadar içinizde tutup, dörde sayana kadar dışarı verin. Sonra dörde kadar nefes almayın.
2.Yavaşça nefes alıp verirken bedeninizdeki tüm gerilimin ve stresin uzaklaştığını hissedin.
3.Gevşerken, zihin gözünüzde parlak kırmızı bir gül hayal edin. Bir sonraki derin nefes alışınızda, bir demet gülü yemyeşil bir bahçeden kucağınıza alarak derin bir şekilde kokladığınızı düşleyin. Ayaklarınızın altından Kasıklarınıza-kök çakranıza kadar vücudunuzun alt kısmının kırmızı renkle donandığını hissedin. Nefes alışınız ile kırmızı enerjiyi kök çakranıza çektiğinizi imgelerken, sonraki nefes verişiniz ile bu gül kırmızısı enerjiyi kök çakranızdan bedeninizi çevreleyen tüm aura alanınıza gönderdiğinizi düşleyin.
4. Üç kez kırmızı rengi nefesle içinize çekin ve verin
5.Şimdi elinizde turuncu bir krizantem olduğunu düşleyin. Turuncu rengi ayaklarınızdan yukarı göbeğinizin hemen altında bulunan Dalak/sakral çakranıza kadar soluyun. Nefes verişiniz ile, bu renkli enerjiyi sakral çakranızdan auranıza gönderdiğinizi imgeleyin.
6.Üç kez turuncu rengi nefesle içinize çekin ve verin.
7. Sarı renkli bir fulya düşleyin ve sonra sarı enerjiyi ayaklarınızdan yukarı midenizin üzerinizdeki güneş sinir ağı çakranıza soluyun. Yine, nefes verirken bu sarı enerjiyi aurik alanınıza gönderin.
8. Üç kez sarı rengi nefesle içinize çekin ve verin.
9.Parlak yeşil renkli bir yaprak imgeleyin, ve bu yeşil enerjiyi yatay ve direkt olarak göğsünüzün ortasındaki kalp çakranıza çektiğinizi hayal edin. Nefes verirken, bu yeşil enerjiyi auranıza gönderin, enerji alanınız parlak yeşil ışıkta yıkansın.
10. Üç kez yeşil rengi nefesle içinize çekin ve verin
11.Mavi renkli bir çiçek hayal edin. Bu mavi enerjiyi başınızın üstünden boğaz çakranıza kadar soluduğunuzu, sonra nefes verirken auranıza gönderdiğinizi imgeleyin.
12. Üç kez mavi rengi nefesle içinize çekin ve verin
13. Zihin gözünüzde mavi çiçeğin yerine lacivert renkli iris çiçeği getirin. Lacivert renkli ışığı başınızın üstünden alnınızın ortasındaki alın çakranıza soluduğunuzu imgeleyin. Sonra nefes verirken lacivert ışığı alın merkezinizden auranıza gönderin.
14. . Üç kez lacivert rengi nefesle içinize çekin ve verin
15.Son olarak, menekşe renkli çiçekleri imgeleyin, menekşe enerjiyi başınızın üstündeki taç çakranıza soluyun. Sonra nefes verirken menekşe ışığı taç çakranızdan auranıza gönderdiğinizi imgeleyin.
16. Üç kez menekşe rengi nefesle içinize çekin ve verin
17.Gevşeyin ve tüm bu parlak renklerin etrafınızda döndüğünü, dans ettiğini imgeleyin. Rahatlamış hissettiğiniz zaman, nefes alın ve ellerinizi başınızın üzerine kaldırın, tüm bedeninizi gerin. Nefes verirken, kollarınızı bedeninizin yanlarına indirin. Daha etkili olması için tüm döngüyü üç kere daha tekrarlayın.

ÇAPALAMA TEKNİĞİ İLE KARŞINIZDAKİ KİŞİYİ İKNA EDEBİLRSİNİZ…

beyin-gucu-nasil-kullanilir[1]

Öncelikle İknadan bahsetmek istiyorum. Bu alanda yılların getirdiği tecrübe ve bilgiye sahip olduğumdan dolayı sizlere yardım edebileceğim kanaatindeyim. Forumun spritüel ruhundan biraz uzak, daha çok materyalist fakat oldukça etkili bir teknikten bahsedeceğim.
İkna demek her şey demektir, çünkü hayat iknadan ibarettir. Kendimizi bir şeyler için ikna ederiz, başkalarını bir şeyler için ikna ederiz ve böylece hayatımızı bir yerlere getiririz. Her kararımız bir iknanın sonucudur. “Şunu mu seçsem bunu mu seçsem ?” ikileminde kaldığınız zaman diğerini seçtiğiniz zaman kendinizi ikna etmiş olursunuz ve böylece hayatınız çok farklı bir yöne ilerlemiş olur. Çünkü hayatlarımız kararlarımızdan ibarettir ve kararlarımız da ikna olduğumuz yönde ilerler.
İsterseniz tekniğe geçelim, ha bu arada artık bir çok teknik paylaşacağım forumda fakat sizlerden istediğim tek şey bunu kötü türde bir manipülasyona çevirmemenizdir, çünkü benim amacım hayatınızı daha kolay hale getirmek, başkalarının hayatını daha zor hale getirmenize yaramak değil. Şimdiden teşekkürler
NLP’de “Çapalama” adında bir kavram vardır belki bazı arkadaşlarımız bilirler. Bilmeyen arkadaşlar için anlatayım: Çapalama, beş duyu organımız ile bize anıları geri getiren bağlardır. Mesela o bir parfümün kokusu size annenizi hatırlatabilir ve o olumlu duyguları yeniden yaşatabilir, radyoda çalan bir şarkı size eski sevgilinizi anımsatabilir, eğer küçükken bir köpek tarafından ısırıldıysanız artık köpeklerden korkuyor olabilirsiniz çünkü o ne zaman bir köpek görseniz küçüklük anınız geri gelecek ve o olumsuz korku duygusunu yeniden yaşayacaksınız. İşte çapalama budur, sizi o duygu durumuna geri götüren her bir materyal, durum, söz, ses vb. birer çapadır.
İsterseniz bunu kendiniz için de kullanabilirsiniz, eğer çok özgüvenli bir anınız varsa o anda aklınızda kalabilecek bir çapa yaparsanız, mesela elinizi üç kere şaklatırsanız veya “Yaşasın eletan :D” diye bağırırsanız başka bir zaman üzgün ve özgüvensiz bir anınızda bu çapaları kullandığınız zaman o özgüvenli anınızdaki duygularınıza bir anda geri döneceksiniz, ki bunun için de ilerleyen zamanlarda bir yazı paylaşacağım.
Fakat şimdi işin ikna kısmına odaklanalım, mesela birisini bir konuda ikna etmek istiyorsunuz. Bu bir müşteri,anneniz, babanız, sevgiliniz, arkadaşınız olabilir.
İknaya başlarken kişinin sağ gözüne bakın ve konuşurken bunu sürdürün,bunun nedenini birazdan anlatacağım. Öncelikle olumlu cevap iknası ile başlayalım. Olumlu Cevap iknası, eğer karşınızdaki kişi sizi ne kadar fazla onaylarsa bir sonraki görüşünüzü de onaylama ihtimalinin o kadar arttığı bir yöntemdir. Bu bilinçaltının bir önceki kararı ile uyumlu olma isteğinden kaynaklanır. Fark ederseniz bir inanca,ırka,görüşe çok bağlanmış ve o inancın,ırkın,görüşün dediği her şeyi kabul eder hale gelen insanlar artık o inanç,ırk,görüş yanlış birşey yapsa bile onu onaylar,çünkü bilinçaltı artık o inancı,ırkı,görüşü o kadar çok onaylamıştır ki ondan gelen bütün emirleri kabul eder hale gelmiştir. Bunu pratiğe dökmek gerekirse, karşı taraftan sürekli “evet” veya sizi onaylayan cümleler alın, art arta bir kaç tane olumlu cevap almanız önemli, bilinçaltını asıl isteğimize hazırlamış oluyoruz bu sayede. Mesela sevgilinizi ikna etmek istiyorsunuz ve sevgiliniz bugün bir yere gidecekti ve sizde bunu biliyorsunuz, bilmenize rağmen sorun:
+Şuraya mı gideceksin ?
-Evet
+Şunla mı buluşacaksın ?
-Evet
+Vaay, çok iyi bir insan ya bayılıyorum ona, çok neşeli.
-Aynen
Ve böylece olumlu cevaplarımıza devam ediyoruz, ha bu arada sorgular gibi de sormayın yazık korkmasın karşınızdaki  Benim önerim 6-7 tane olumlu cevap almanızdır. Olumlu cevaplarımızı aldık ve bilinçaltını artık bizden gelen emirlere açık bir hale getirdik,Allah yolumuzu açık etsin
Şimdi çapanın 2.Aşamasındayız yani istediğimiz konuda karşı tarafı ikna etme aşaması. Hatırlarsanız biraz önce size sağ göze bakarak konuşmanızı söylemiştim, bunun nedeni çapayı sol göz ile yapmamızdan kaynaklanıyor, normal konuşmanızda sağ göze baktınız fakat şimdi ikna cümlesini söyleyeceksiniz ve karşı tarafın bilinçaltına bu cümlenin diğerlerinden farklı ve bir emir olduğunu belli etmeniz lazım. Bu yüzden ikna cümlenizi söylerken sol gözüne doğru bakın. Ve BUM! Allah kabul etsin
Karşı taraf önerinizi reddedebilir, kabul etmeyebilir fakat bu onun bilinçli ret edişidir, bilinç altı sizin sözlerinizi bir emir olarak algılamıştır ve karşınızdaki elinde sonunda sizin iknanıza gelecektir ki bu kadar uzun bir süreç olacağını düşünmüyorum çünkü karşı taraf zaten sizin iknanıza olumlu cevap verecektir, vermese bile üzülmeyin, o vermedi fakat bilinçaltına mesaj iletildi, öyle yada böyle kararınızı kabul edecektir.
Bir Örnek ile sonlandıralım. Mesela eşinizi/sevgilinizi bir konuda ikna etmek istiyorsunuz, her olumlu cümle bir (+) :
+Hayatım, bugün toplantıya gideceksin değil mi ?(Gideceğini biliyorsunuz)
-Evet(+) hayatım.
+Ee işten de yeni geldin,yorgunsundur eminim ki.
+Aynen(+) öyle ya, bir de şimdi toplantı var.
-Kolay değil, çok mu yoruyorlar seni işte ?
+Evet(+) hemde baya bi
……
…..
…..
(6-7 tane olumlu cümle aldık)
+(Sol göze bakarak) Hayatım, yarın toplantıdan sonra yemeğe çıkarız değil mi ?
Ve ikna cümlesini de paylaşmış oluyorsunuz. Bu arada ikna cümlesinin sonunda “değil mi ?” koyarsanız iknanın derecesi artar çünkü siz “değil mi ?” diyerek kendi istediğiniz fikri sunduğunuz için de karşı tarafın buna karşı gelmesi daha da azalıyor. Biliyorum biraz karışık geldi birçoğunuza fakat inanın öyle değil, siz denedikçe,tecrübe ettikçe zamanla yerine oturacaktır ve bu güzel tekniğin ekmeğini yiyeceksiniz  Aslında bu tekniğe eklenecek ve daha da kuvvetlendirecek bir çok teknik var fakat şimdi bunları da anlatıp kafanızı karıştırmayı hiç istemem, lokmayı bütün halinde değil de parça parça hazmetmek çok daha doğru
Bundan sonraki yazılarımda özgüveniniz ve diğer bir çok içsel ve dışsal alanlarınızda size yardımcı olmaya çalışacağım çünkü bilgiyi paylaşmak en büyük erdemdir, bilgiyi doğru kullanmak ise bilgeliktir (bu sözü ben salladım ama güzelmiş)
Herkese sevgi dolu günler dilerim…
kaynak: sonsuz şifa
beyin-gucu-nasil-kullanilir[1]

Sen Niye Kovuldun?

12208565_720367518094787_9135963113742437777_n[1]

Devamlı karar vermek ve bir seçeneği isterken diğerinden vazgeçmek zorunda kaldığımızda, kendimizi çaresiz hissederiz.

page-300x225[1]
 
 Devamlı karar vermek  ve bir seçeneği isterken diğerinden vazgeçmek zorunda kaldığımızda, kendimizi çaresiz hissederiz.
 Bu gerginliği, insan olmanın gereği olarak kabul edebilenler şanslıdır çünkü insan çatışmayı görmediği ve hissetmediği için, kendinde hiç çatışma bulunmadığını zanneder. Bilincimizdeki çatışmalara katlanarak onları çözmeye hazır değilsek, çatışma bedensel boyuta iner ve “iltihaplanma” olarak karşımıza çıkar.
 
“Her enfeksiyon, maddeye dönüşmüş bir çatışmadır.”
 
Çatışma- İltihaplanma- Savaş Süreci
 
1-Uyarı: Hastalığın uyarıcıları bedene girer. Bunlar, bakteri virüs ve toksin şeklinde olabilir. Bakteri ve virüslerin bedene girebilmeleri, bedenin onları içeri almaya hazır olmasından kaynaklanır. Tıp buna “zayıf bağışıklık” adını verir.
Kendini uyarmaya çalışan bir çatışmaya bilincini açmayan kişi, bedenini hastalık uyarıcılarına açmak zorunda kalır. Bilincimizin savunma ve direncinden vazgeçersek, bedenimizin bağışıklığını korumaya devam edebiliriz. Ama bilincimizi yeni uyarılara kapatırsak, bu uyarıları beden almaya hazırlanacaktır.
 
2-Dışarı Sızma: Hastalık uyarıcıları bedene yerleşerek bir iltihaplanma merkezi oluştururlar. Doku şişer ve tüm dikkatimiz iltihaba yönelir.
 
3-Savunma: Bedene giren bakteri ve virüsler nedeniyle kanda ve kemik iliğinde, bedenimizi savunan antikorlar üretilir ve savaş tüm hızıyla devam eder.
 
4-Ateşlenme: Savunma güçlerinin saldırısıyla, bedene giren hastalık uyarıcıları tahrip edilir. Açığa çıkan zehirler ateşlenmeye yol açar. Yerel bir iltihaplanmaya beden, genel bir ısı artışıyla cevap vermiş olur. Bu bir derecelik ısı artışıyla, bedendeki kimyasal tepkimeler iki katına çıkar. Bu durum, ateşin bedendeki savunma işlemlerini ne kadar hızlandırdığını göstermektedir. Bu sebepledir ki halk arasında “ateş sağlıklıdır” denir. Ateş düşürücü tedbirler ancak hayati tehlike olduğunda alınmalı ve her ateş yükseldiğinde ateşi suni yollarla düşürmeye çalışılmamalıdır.
Sadece ateş değildir sağlıklı olan, ondan da sağlıklısı çatışmalarımız ile mücadele etmektir.
 
5-Çözüm: Bedenin savunma sistemlerinin başarılı olması durumunda, hem bu bedendeki savunma maddeleri hem de hastalık uyarıcıları parçalanıp dağılırlar. Bu arada beden de değişmiştir. Artık;
a) Hastalığın bilgisi bedene kayıtlanmıştır, gerekirse kullanılacaktır. Buna “özel bağışıklık” denir.
b) Savunma güçleri güçlenmiştir, buna da “özel olmayan bağışıklık” denir.
 
6-Savaşı hastalık kazanırsa, hasta hayatını kaybedecektir
.
7-Kronikleşme: İki taraf da çatışmayı çözmezse uyarıcılar bedende kalır, savaşı kazanamamışlardır ama bedene de yenilmemişlerdir. Bu bir “kronikleşme” durumudur. Temizlenemeyen problem, bedende kendine bir merkez oluşturur ve bu noktada bir enerji tıkanıklığına yol açar. Hasta kendini yorgun ve mutsuz hisseder. Savaş ya da barış yoktur.
 
Kronikleşmenin ruhsal boyuttaki karşılığı ise “sürekli çatışma”dır. Kişi çatışmaya saplanıp kalır ve karar vermeye ne güç ne de cesaret bulamaz. Çatışma, sürekli enerjimizi emer. Karar verildiğinde ise birçok şey öğrenir ve daha bilinçli hale gelir. Tıpkı bedenimiz gibi ruhumuz da her çatışmadan güçlenmiş olarak çıkar. Kazancımız, bedendeki özel bağışıklığa paralel olarak bilgi ve bilinçlenme ile gelecekte aynı problemi tehlikesiz olarak atlatma yetisidir.
 
Ayrıca yaşanan her çatışma, bize onlara daha iyi ve cesur biçimde yaklaşmayı öğretir. Bu da bedendeki, özel olmayan bağışıklığın karşılığıdır. Her çözümde, o ana kadar taşıdığımız görüşler, düşünceler, yaşama biçimleri ve alışkanlıklar ölür. Her “yeni”, “eski”nin ölümünü getirir.
 
İltihaplanma sonunda, hem bedenimizde hem ruhumuzda yara izleri kalır, geriye dönüp baktığımızda yaşantımızdaki dönüm noktalarını anımsarız.
 
Hastalık Bizi Dürüst Hale Getirir !
 
Hastalığın nedeni “ama bende bir çatışma yok ki” gibi yorumda bulunmak ve bilincimizle görememektir. Bunun sorgulanması çoğu kez sarsıcı ve rahatsız edici bir dürüstlük gerektirecektir.
 
Enfeksiyona karşı yürütülen savaş, maddesel bir boyutta çatışmalara karşı yürütülen bir savaştır. Bu savaşta kullanılan silaha verilen isim de ilginçtir; Antibiyotikler. Bu kelime Latince iki ayrı kelimeden oluşur, anti=karşı ve bios=yaşam. Yani “yaşama karşı yönlendirilmiş maddeler” anlamını taşır.
 
Antibiyotiklerin bu kelime anlamı şu iki alanda da geçerlidir: 1) Çatışmanın aslında yaşamın motoru olduğunu hatırlarsak, çatışmaları bastırmanın aynı zamanda yaşamın hareket gücüne bir saldırı olduğu, 2) Tıp çerçevesinde düşünürsek, iltihaplanma çabuk iyileşen ve hızlı bir problem temizliğidir.
 
Toksinler, cerahatle birlikte bedenden dışarı atılır. Ve bu işlem antibiyotikler tarafından sık sık ve uzun süreli olarak engellenirse, toksinler bedende depolanacaktır. Bu durum yoğunlaşırsa, kanserli oluşumlara yol açabilir. Bu yorum, antibiyotik asla kullanılmamalıdır şeklinde anlaşılmamalıdır.
 
Sonuç;
 
Bedende olan biten herşey, bilincimizde ve ruhumuzda yaşanır. Beden bir projeksiyon cihazıdır. Problemin oluşumu da çözümü de bedende değildir. Beden, daha yüksek bir farkındalık elde edebilmek için mükemmel bir yardım aracıdır ama çözümler bilinçtedir
.
Enfeksiyon= Maddeye Dönüşmüş Bir Çatışmadır.
 
İltihabi hastalıklara eğilimli olanlar, genellikle çatışmalardan kaçmaya çalışan kişilerdir. Enfeksiyon sonucu oluşan hastalıklarda kendimize şu soruları sorabiliriz;
 
1-Yaşantımdaki hangi çatışmayı göremiyorum?
2-Hangi çatışmadan kaçınıyorum?
3-Hangi çatışmayı kendime itiraf edemiyorum?
 
İnsan olmak, bilinçte gerçekleşir ve bedene yansıtılır. Aynayı sürekli olarak parlatmak, aynaya yansıyan görüntünün kendisini değiştirmez. Bütün yansıtılan problemlerin neden ve çözümlerini aynada aramaktan vazgeçerek, aynayı kendimizi tanımakta kullanmamız gerekir.
 
* Thorwald Dethlefsen/ Ruediger Dahlke

____________________________________________________________________________

5 Dakikanızı ayırıp okumanızı tavsiye ediyoruz…

12193318_934490639951271_1425995067931146671_n[1]

Öncelikle dizüstü bilgisayarlarıni asla ve asla kucağınızda, dizinizin üstünde kullanmayın.

En çok manyetik alanı saç kurutma makinesi ve ütü yayar (bu aletleri kullanırken acele edin, işinizi çabuk bitirin.

“Yatak odalarında televizyon, bilgisayar ya da cep telefonu bulunması tahmin edemeyeceğiniz kadar zararlıdır. Havayı iyonize eden elektromanyetik alan yüzünden çoğu zaman bir koku ile algıladığımız ancak gözle göremediğimiz elektrik yüklü parçalar havada asılı kalırlar.
Saatlerce havalandırsanız bile tam olarak ortamdan süpürülmezler, her nefes aldığınızda ciğerlerinize bu parçaları çekiyorsunuz demektir.
Elinizin hemen altındaki klavye ve Mouse ise her hareketinizde elektrik sinyalleri gönderir. Mutlaka kablolu mouse kullanınız. . Aynı şekilde uzun süreli klavye ve mouse kullanımı maalesef bilekleri ve eli deforme etmektedir. “RSI (Repetitive Strain Injury)” denen sürekli aynı bedensel hareketlerin tekrarıyla oluşan eklem rahatsızlıkları ve “Carpal Tunnel Sendorumu (tekrar eden hareket sendromu )” ciddi sonuçları olan ve ameliyat gerektirebilen hasarlar verirler.

Lazer baskı yapan yazıcılar, çalışmaları sırasında ozon gazı üretirler.
Uzmanlar kanser ve bağışıklık sistemi hastalıklarının, manyetik alanın zayıflattığı bünyelerde oluştuğunu söylüyorlar.

Mesela çoğumuzun kullandığı Bluetooth kablosuz bağlantısı için HP firmasının resmi kitapçığı “lütfen sağlığınız için bir metreden kısa mesafede Bluetooth kullanmayın” diyor.

Eğer bütçeniz yetiyorsa LCD dediğimiz ince ekranlardan alın. Bunun radyasyon seviyesi daha düşüktür.

Bilgisayar kasanızı bedeninizden uzak tutun. Kabloları mümkün olduğunca uzun tutarak çevrenizdeki boş alanı uzatın, Bilgisayar masanızı metal aksamdan değil, ahşap ve elektrik yükü tutmayacak şekilde oluşturun.
Bilgisayarınızın bağlı olduğu prizi mutlaka topraklı yaptırın.

Günde bir kaç saatten fazla keyif, oyun ve web gibi zorunlu olmayan aktiviteler için bilgisayar karşısında zaman harcamayın.

Son olarak, bilinen tüm elektronik cihazlarda elektromanyetik alanı yakalama becerileri yüzünden özellikle ametist kristalleri kullanmanızı ve bilgisayarınızın yakınına koymanızı önereceğim.

Bu ametist kristalleri belli aralıklarla deniz suyuyla topraklandıklarında elektrik yükleri sıfırlanarak gereken koruma alanını sağlamaya devam ederler.”

Sevgili okurlar, ben şahsen Balıkesir Dursunbey Güğü Köyü’nde çalışırken, köyde ametist madeni olması nedeniyle, bol miktarda ametist kristali edinmiştim.

VE EN ÖNEMLİ KONU: . . . Eğer acil servis doktoru falan değilseniz, cep telefonunuz uyuyacağınız odada asla açık olarak kalmamalı. Gece siz uyurken Yatak Odanızdan en az 10 metre uzakta olmalıdır!!!!

Yapılan araştırmalara göre 20 dakika boyunca cep telefonu ile kesintisiz konuşanların, bir sağlık kuruluşunda beyin kontrolünden geçmesi gerekiyor. Nitekim telefon ile konuşurken sınırı aştığınızda hep başınız ağrır.. Unutmayınki , konuşurken de telefonun patlama gibi bir tehlikesi vardır . . . Mutlaka KULAKLIK KULLANIN ! ! !

Telsiz telefonlarda da benzer tehlikeler mevcut, ev telefonunuz telsizse değiştirin, kablolu alın.

Çamaşır ve bulaşık makineleri çalışırken yanında durmayın ( mesela bulaşık makinesini çalıştırıp yanındaki masada keyif çayı içmeyin veya masa keyfi yapmayın ), çünkü çok manyetik alan yayarlar. Özellikle çamaşır makinesinin, çamaşırları döndürme aşamasında hemen uzaklaşın.

Son olarak; kullanmadığınız aletleri fişten çekin. Yapılan araştırmaya göre, “stand by” da yani bekleme modunda kalan aletler, gene elektrik tuketıyorlar. Ve ABD’de bekleme modunda tüketilen elektiriğe ” vampir elektirik” deniliyor. Bu da gösteriyor ki elektronik aletler fişten çekilmediği, en azından güç düğmesinden kapanmadığı sürece bizim için tehlike yaymaya devam ediyor.

Tüm bu aletlerin neden olduğu masraf ve küresel ısınma yetmiyormuş gibi, bizi de tüketiyorlar yavaş yavaş.

(Dç Doktor Ayşegül yıldız)

kaynak: sağlık olsun

Kayısı Alırken Dikkat! Kimyasal işlem uygulanan kayısıyı değil güneşte kurutulan kayısıyı tercih edin…

12189159_934657746601227_3737442859335840649_n[1]

Yazın en güzel meyvelerinden biri de kayısı. Ülkemizde bol miktarda yetişen bu meyvenin diğer aylar için kurutulmasıyla dört mevsim tüketebilme şansımız var. Sadece et kısmı değil çekirdeği de kullanılan meyvenin faydaları saymakla bitmiyor. Yağı kozmetik alanında cildi nemlendirmek ve çatlakları önlemek için kullanılırken, tazesi daha sağlıklı gözler ve cilt için şart , kurusu ise sindirim sistemini düzenlemede ve kas kramplarını önlemede etkili.
İçerdiği yüksek miktardaki posayla tokluk hissi sağlayan kayısı, sadece kayısı ve erikte bulunan özel bir bileşik sayesinde bağırsakların çalışmasını arttırarak diğer meyvelerden ayrılıyor.
A vitamini beta karoten formuyla içeren kayısı, hastalıklara karşı bağışıklığı güçlendirir, , daha sıkı ve sağlıklı bir cilt sağlar , göz sağlığını korumaya yardımcı olur. Aynı zamanda kuvvetli bir antioksidandır, yaşlanma etkilerini geciktirir ve inflamasyon durumlarına karşı kalp damar sağlığını korur.
Özellikle kurusu potasyum açısından iyi kaynak sayılır. Bu sayede kas kramplarının azalmasını , kalbin daha sağlıklı çalışmasını sağlar ve hipertansiyon üzerine olumlu etkileri vardır. Bu içeriğinden dolayı,aşırı sıcakların etkisiyle çok terleyerek su ve mineral kaybına uğradığımız bu aylarda tercih edilmesi gerekir.
Taze kayısıda daha yoğun olan C vitamini içeriğiyle yine bağışıklı sistemini kuvvetlendirip antioksidan rol oynar ve metabolizmaya canlılık kazandırır, ağız ve dişeti sağlığını korur.
Kayısı alırken nelere dikkat edilmeli?
– Koyu renkli olanlar daha yoğun A vitamini içerir.
– kükürtleme uygulanan kimyasal kayısılardan şiddetle kaçının
Çok hassas bir meyve olduğundan ,yumuşamamış olanlardan seçilip soğuk ortamda muhafaza edilmeli, olabildiğince çabuk tüketilmeli.
– Daha düşük şeker içeriğine sahip meyve tüketilmek isteniyorsa, hasattan sonraki dönemde çok beklememiş olanlardan ya da ham olanlardan satın alınmalı.
– Fazla alımı toksik etki yaratan kükürt ile rengi sabitlenerek kurutulmuş kuru kayısılar yerine gün kurusu denen doğal yöntemlerle kurutulan kuru kayısılar tercih edilmeli
– Yine kuru kayısı alınırken nemine dikkat edilmeli. Nem oranı %20′yi geçen kuru meyvelerin küflenme ve bozulma ihtimalleri çok yüksektir.Kuru Kayısının Faydaları:
Kayısının kurutulmuş hali olduğu için genel anlamda sağlık açısından faydaları aynıdır fakat eksta olarak faydalarını şu şekilde sıtalayabiliriz:
Kuru kayısı ateşin düşürülmesine yardımcı olabilir, bir miktar su ve bal ile karıştıtılarak içilir ve aynı zamanda dışarıdan masaj olarak kafa kısmına uygulanabilir.
Kuru kayısı istenmeyen atıkların dışarı atılması için hafif müshil görevi görerek sindirim sistemi tedavisinde yardımcı.
Kalp atışlarını düzenler. Zengin Miktarda potasyum içerdiği için kas fonksiyonlarını da düzenler.
Gözlere faydalıdır, iyi görmeyi sağlar, göz zarlarını kourur.
Hemoglomin yapma özelliği vardır.
Astım hastalığına karşı etkilidir, rahatlama sağlar.
Kan pıhtılaşmasına engel olabilir.
Kas yapar, fazla yağların kaslardan atılmasına yardımcı olur.

kaynak sağlık olsun

Mandala Eğitimiyle Sağ Beyin Lobunuzu Aktif Olarak Kullanmayı Öğrenebilirsiniz…

12009724_934676253266043_1082199985590760487_n[1]

 

april_showers[1]

Sağ beyin lobunu aktif kullanan kişilerin sezgileri çok güçlüdür. Olayları bütünüyle görürler.

Sol beyin lobunu aktif kullananlar evreni matematiksel ve fiziksel algılarlar.

Mandala eğitimiyle ne zaman sağ lobunuzu ne zaman sol lobunuzu kullandığınızı öğrenebilir ve sağ lobunuzu aktifleştirerek sezgilerinizi güçlendirebilirsiniz.

27 Şubattaki  mandala eğitimimi kaçırmayın… Detaylar için facebook sayfamdan bana ulaşabilirsiniz…

Anette İnselberg

Na.. Nazmiye… Ne Diyim… Süper Olmuşsun…

12191775_10153695251237878_5775474042631411674_n[1]