Tarhana çorbasının bilinmeyen faydaları:

11988523_10156245326135557_1321475166619679813_n[1]

İşte tarhana çorbasının bilinmeyen faydaları:

– Bol miktarda A, B ve özellikle C vitamini, bol fosfor, iyot, silis, kükürt gibi vücuda çok faydalı maddeler vardır.

– Tarhananın vücuttaki fazla tuzu da attığını belirten uzmanlar, pankreası çalıştırarak insülin ifrazatını artırdığını, kanda şeker seviyesini ortaladığını kaydediyorlar.

– Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.

– Nefes borusundaki pislikleri temizler.

– Damar tıkanıklığı ve daralmasını önler.

– Doğal tokluk hissi verdiğinden dolayı zayıflama ilacıdır.

– Birçok yiyecekte olmayan P ve K vitaminlerini içerir, P vitamini kanamaları önler ve yumuşatır, K vitaminide kanın pıhtılaşma kabiliyetini artırır.

– Kansere karşı önemli bir koruma sağlayan antioksidan etkili quarcetin açısından en zengin bitki olan soğan tarhananın içindedir.

– Bağırsak temizlemede birebirdir.

– Astım ve bronşit hastaları için ön tedavidir.

– Çok etkili kolesterol düşürücü, mide asiti düzenleyicidir.

– Soğuk algınlığına karşı etkili vitaminler içerir.

– Cilt sıklığını korur.

– Acidophilus özellikle kadınlarda, cinsel organlardaki iyi ve kötü bakterilerin dengelenmesini sağlar.

– Yağ yakma özelliği olduğundan dolayı karın bölgesindeki zararlı yağları vucuttan atmaya yardımcı olur.

– Betaceroten antioksidan görevi görür. Kansere yol açan ve gözlere zarar verebilecek olan kimyasalları engeller.

– Yüksek kan basıncı düşürmeye yardımcı olur.

– Bol miktarda A, B ve özellikle C vitamini, bol fosfor, iyot, silis, kükürt gibi vücuda çok faydalı maddeler vardır.

– Tarhananın vücuttaki fazla tuzu da attığını belirten uzmanlar, pankreası çalıştırarak insülin ifrazatını artırdığını, kanda şeker seviyesini ortaladığını kaydediyorlar.

– Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.

– Nefes borusundaki pislikleri temizler.

– Damar tıkanıklığı ve daralmasını önler.

– Doğal tokluk hissi verdiğinden dolayı zayıflama ilacıdır.

– Birçok yiyecekte olmayan P ve K vitaminlerini içerir, P vitamini kanamaları önler ve yumuşatır, K vitaminide kanın pıhtılaşma kabiliyetini artırır.

– Kansere karşı önemli bir koruma sağlayan antioksidan etkili quarcetin açısından en zengin bitki olan soğan tarhananın içindedir.

– Bağırsak temizlemede birebirdir.

– Astım ve bronşit hastaları için ön tedavidir.

– Çok etkili kolesterol düşürücü, mide asiti düzenleyicidir.

– Soğuk algınlığına karşı etkili vitaminler içerir.

– Cilt sıklığını korur.

– Acidophilus özellikle kadınlarda, cinsel organlardaki iyi ve kötü bakterilerin dengelenmesini sağlar.

– Yağ yakma özelliği olduğundan dolayı karın bölgesindeki zararlı yağları vucuttan atmaya yardımcı olur.

– Betaceroten antioksidan görevi görür. Kansere yol açan ve gözlere zarar verebilecek olan kimyasalları engeller.

– Yüksek kan basıncı düşürmeye yardımcı olur.

kaynak: sağlıkla kal sayfası

Donmuş Limonun Kanser Başarısı…

11224097_1003373059684832_1140303620184377110_n[1]

Limonun faydalarını her zaman yazıyorum. Ben de de her vesileyle kullanıyorum. Suyuma, sodama, yemeklerime, salatama her fırsatta koyuyorum. Ama şimdi donmuş limonun inanılmaz faydalarını okudum. Bir arkadaşım paylaşmış, hemen ben de sizlere paylaşmak istedim, sevgiler…

– Donmuş Limon İnanılmaz Faydası KANSER BAŞARISI –
Limonu yıkadıktan sonra buz dolabınızın buzluk bölümüne koyunuz. Donduktan sonra mutfak rendesi ile limonun tamamını rendeleyebilirsiniz. Dikkat! kabuğunu soymayınız, öylece rendeleyiniz.
Rendelenmişini yemeklerinizin üzerine serpebilir, sebze salatasına, dondurmaya, çorbaya, makarnaya, makarna sosuna, balık yemeklerine katabilirsiniz. Yemeklerin tamamı, daha önce hiç tatmadığınız mükemmel bir lezzet kazanacaktır.

Rendelenmiş limonunuz, limonun sadece suyunda bulunandan 5 veya 10 kat daha Fazla Vitamin İçerir. Büyük olasılıkla limonu daha önce bu şekilde değerlendirmediğiniz için şimdiye kadar bu Vitaminleri Ziyan Ediyordunuz.

Ama bundan sonra, tüm Limonu Dondurmak gibi basit bir işlem sonrasında, onu rendeleyip yemeklerinizin üzerine serperek Tüm Besleyici özelliklerini kullanıyor olacak, yani daha Sağlıklı Besleniyor olacaksınız.
Ayrıca Rendelenmiş limonun Dinçleştirici ve Vücuttaki Toksinleri Giderici etkisinden yararlanacaksınız.

Bilindiği üzere, iki çeşit limon ağacı vardır. Limon ve misket limonu.
(Burada bahsedilen limondur)
Limon meyvesini farklı şekillerde tüketebilirsiniz. Pulpası yenebilir. Sıkılarak suyu çıkarılabilir. Limonlu içecekler, dondurma vs.. yapılabilir.
Limonun birçok vasfı sayılabilir ama en ilginci URLAR, YUMRULAR, KİSTLER, TÜMÖRLER üzerindeki etkisidir.

Limon (Citrus) Kanser Hücrelerini Öldüren mucizevi bir üründür. Kemoterapiden Çok Daha Tesirlidir. Bu nedenledir ki, Limon Özütünü Laboratuvarda üretmeye çalışan bilim adamları var.

Limon tedavisi Kemo­terapinin Korkunç Etkilerini Göstermez. Bu bitkinin her Tür Kansere iyileştirici Etkisi Kanıtlanmıştır. Bazıları onun her tür Kanserin Tedavisinde Faydalı olduğunu söyler.

Ayrıca geniş Spektrumlu Anti­bakteriyel olarak İltihaplara / Enfeksiyonlara ve Mantara karşı kullanılır. Dahili Parazit ve Bağırsak Kurtlarına karşı etkindir.
Çok yüksek Tansiyona karşı Kan Basıncını Düzene sokar. Anti­depresan dır.
Strese ve Asabi Bozukluklara karşı iyi gelir.

Bu bilginin kaynağı ise çok etkileyicidir: Dünyanın en büyük ilaç üreticisi firmalarından biridir. Bu firmanın beyanına göre 1970’den beri 20’nin üzerinde yapılan Laboratuvar Testlerinde limon ekstrelerinin uygulanmasıyla; içlerinde Kolon / Kalın Bağırsak, Meme, Prostat, Akciğer ve Pankreas da olmak üzere 12 Kanser tipinde Başarılı Sonuçlar Alınmıştır.

Limon Ağacından elde edilen bileşiklerin, bütün Dünyada Kemo­terapide kullanılan Adiamycin Ürününden 10000 Kat Daha iyi olduğu saptanmış, Kanser Hücrelerinin Gelişmesini Yavaşlattığı Gözlemlenmiştir.

Daha da Şaşırtıcı Gözlem Şudur ki: Limon Özü Kötü Huylu Kanser Hücrelerini
Tahrip Ederken Sağlıklı Hücrelere Hiç Zarar Vermemektedir.

Çöp Kamyonu Kanunu

12278748_1150756651608969_3761295313156947948_n[2]

Kadın taksiye binmiş ve havaalanına gitmek istediğini söylemişti. Sağ şeritte yol alırken, siyah bir araba park ettiği yerden aniden yola, önlerine çıktı. Şoför, çarpmamak için sert şekilde frene bastı!

Taksi kaydı, ama diğer arabaya çarpmaktan kıl payı farkla kurtuldu. Siyah arabanın sürücüsü, camdan başını çıkarıp bağırmaya ve küfretmeye başladı. Taksi şoförü ise gayet sakin, ona gülümsedi ve içten bir şekilde el salladı!

Kadın, bütün bu olanları şokunu yaşarken, taksi şoförünün tavrına daha da şaşırmıştı. Sordu… “Neden böyle davrandınız? Adam neredeyse arabanızı mahvedip ikimizi de hastanelik edecekti!”

Taksi Şoförü gülümsemeye devam ederek… “Çöp Kamyonu Kanunu!” dedi.

Kadın: “Çöp Kamyonu Kanunu mu?” diye sordu, anlamamıştı…

Şoför açıkladı…
“Pek çok insan, çöp kamyonu gibidir. Her tarafta içleri çöp dolu olarak dolaşıyorlar; kızgınlığı, öfkeyi ve hayal kırıklığını biriktiriyorlar. Ancak doldukça, çöpleri bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar. Bu bazen ben, bazen de siz olabilirsiniz. Kişisel almayın. Sadece gülümseyin, onlar için iyi şeyler temenni edin ve yolunuza devam edin. Onların çöpünü alıp işyerinize, evinize veya sokaktaki diğer insanlara dağıtmayın…”

Başarılı insanlar, çöp kamyonlarının günlerini mahvetmesine ve ellerine geçirmesine izin vermezler. Hayat sabahları pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa, size iyi davranan insanları sevin, iyi davranmayanlar için iyi temennilerde bulunun…

Hayat “%10” oranında onunla ne yaptığınız, “%90” oranında ise onu nasıl alıp karşıladığınızdır!

Yazarı Bilinmiyor

Charlotte Gabayın sayfasından alınmıştır

Paradigma Metoduyla Alvi Behar Sorunlarınızı Çözüyor…

211654_d8e6bfddad574ddaa9e1ceabc90a9772[1]

Spritüelllik ile ilgilenmeye başladığımda “insan kendi gerçekliğini kendisini yaratır” sözü bende önce merak sonra ciddi bir farkındalık yarattı. Araştırdığım meditasyon teknikleri, enerji terapisi uzmanlık eğitimleri, Thetahealing seminerleri, Melchizedek metodu ve Koçluk Eğitimi de bu konuya bakış açımı derinleştirdi. Başta bu sözü dilediğimiz şeyleri hayatımıza getirebiliriz manasında algılarız hepimiz. 

Peki ya gündelik hayatın  zorlukları veya hiç deneyimlemek istemediğimiz durum ve travmaları da biz mi yaratıyoruz. Bu sorunun cevabını bulmak sandığından daha zor olucaktı. Elbette, başta gerçeklik üstünde bir tür kontrolümüz olması fikri insana çekici gelirken, daha sonra zihin her zamanki gibi çıkmazlara sürüklüyordu bu olasılığı tıpkı diğer farkındalık deneyimlerine yaptığı gibi..

Bir süre sonra yaşamın anlamsız değil ama anlamdan yoksun olduğunu farkettim. Kavramlar gerçekliğimizde kendi özlerinden uzaklaşmış durumdalar çünkü. Kısacası biz kavramlara hangi anlamı yüklersek o şekilde deneyimleriz hayatı. 

Paradigma Terapisi ise benim önce kendi içsel yolculuğumda daha sonra da danışanlarımda kullandığım bilinçaltı tanım, program ve dosyalamayı keşfeden ve doğru haline getiren bir metodlar bütünüdür diyebiliriz

Çalışma Alanlarım: Aşk ve İlişkiler

Hayat Amacı Ve Hedefler

Kariyer Ve İş Hayatı

Kişisel Ve Ruhsal Dönüşüm

Bana http://www.alvibehar.com/ adresinden ulaşabilirsiniz…Telefon

 Y a da 0534 866 79 09  u arayabilirsiniz…

Süt Hakkında Bilmek İste(me)diğiniz Her Şey !?

Contaminated-Milk-Case-of-Chinese-Citizens-Make-Beaver-1024x768[1]

 

Siz hiç süt içen bir inek veya öküz gördünüz mü? Memeden kesilen hiç bir canlı doğal şartlarda süt ihtiyacı duymaz! Doğada hayvanlar yavrularını sütten kesme kurallarını çok net bir şekilde (hırlayıp azarlayarak, hatta gereğinde yavrusunu döverek) belirliyorlar. Ancak her nedense insanoğlu tüm konularda olduğu gibi beslenme konusunda da doğaya ters düşerek kendini sağlıklı tuttuğunu zannediyor. Üstelik içtiğimiz süt insan/ana sütü değil hatta anne inek sütü bile değil. Suni şartlarla süt üretmesi sağlanan canlılardan sömürülen bu sıvı insan metabolizmasıyla bir çok konuda uyumsuz olan inek sütü; diğer yandan insan yavrusunun normal şartlarda 2 yaş sonuna kadar anne sütü alması gerekliliğini de göz ardı ediyoruz..!

İnsanların süt hakkındaki bilgileri ya tamamen yanlıştır yada bilerek yanıltılmışlardır. Sebebi Dünya ekonomisinde inanılmaz yerinin olması, inek sütünün erişkin insanlar için faydasız hatta zararlı olduğu insanlara açıklanırsa ve süt tüketimi durursa çok büyük ekonomik çöküntülerin yaşanacak olmasıdır.

Sütü üreten hayvan bedeni insan bedeniyle uyumsuz bir yapıya sahiptir. Bir buzağı 18 ay sonra tam bir yetişkin haline gelirken, insan buna 18 yılda ulaşır. Bu bile sütün aslında bizim bedenimize göre farklı olduğunu gösterir.

Sütün içinde kazein diye bir madde vardır ve insan midesi bunun asla tamamını sindiremez. Bir bebek midesi bile ancak %40’ını sindirebilir. Ayrıca süt ince barsakta balgam yapar ve gözenekleri tıkar. Buradaki sindirimi de engeller yani.

Ayrıca sütte yüksek oranda kalsiyum olduğu rivayeti de deneylerle ispatlanmış bir yalandır. Yapılan bazı klinik deneylerde 1500 çocuğun üzerinde yapılan bir araştırmada süt içenlerle içmeyen çocukların arasında kalsiyum bakımından önemli bir farkı olmadığı görülmüştür.

“Doğulular ve Afrikalılar geleneksel olarak, müshil amaçlı kullanımı hariç sütten uzak durmuşlardır. Ama batı dünyasında insanlara hayatları boyunca her gün süt içmeleri söylenir.”

Doğaya baktığımızda, yavruların sütten kesildiği zamana kadar yalnızca sütle beslendiğini görürüz, çünkü sindirim sistemi buna uygun şekilde tasarlanmış. Sütün sindirimini sağlayan laktaz enziminin, ergenliğe geçişle birlikte insan sisteminden kendiliğinden yok olması; yetişkin insanların süte besin olarak kaplanlardan ya da şempanzelerden daha fazla ihtiyacı olmadığını gösteriyor.

İddia şu: Yetişkinlerin vücudu sütü sindirmeye uygun değildir. Bu ne demek? Şu demek: Erişkin yaşta süt, sindirim sistemini bozar. Neden? Çünkü çocuklarda olan fermentler ve enzimler (laktoz, kazein, vs.) yetişkinlerde yeterli miktarlarda yoktur. Bu durumda ne olur? Vücutta gaz birikimi ve yumuşak gaitaya (büyük abdest), karın ağrılarına, şeker hastalığına, kalp ve damar hastalıklarına ve hatta yaşlı kadınlarda şimdiye kadar bilindiğinin aksine kemik erimelerine sebep olur. Süt içende vücutta zararlı fermantasyonlar ve oksidasyonlar (zararlı kimyasal reaksiyonlar) oluşur. Bu de ne demektir? Serbest radikaller demek. Peki serbest radikal ne demek? Çabuk yaşlanma demek! Yani süt bir yaşlanma nedeni.

Süt, çiğ olarak tüketildiğinde tam protein besin olmasına rağmen yağ da içerdiği için kendinden başka bir besinle zor karışır. Buna rağmen günümüzde yetişkinler diğer yiyecekleri devamlı soğuk sütle “yıkarlar”. Süt mideye girdiğinde hemen kesilir ve mevcut başka bir yiyecek varsa kesilmiş süt tanecikleri diğer yiyecek taneciklerinin etrafında pıhtılaşır, onları mide özsularından yalıtırak sindirimi geciktirir, çürüme başlangıcına ortam sağlar. Bu yüzden süt tüketimi ile ilgili ilk ve en önemli kural şudur: “Ya tek başına iç, ya da içme.”

-Pastörize ve homojenize süt dehşeti!

Bugün süt, içindeki doğal enzimleri yok eden ve nâzik proteinleri değiştiren pastörizasyonun her yerde uygulanması yüzünden, daha da sindirilemez hâle gelmiştir.

Çiğ süt, sütün sindirimini sağlayan laktaz ve lipaz aktif enzimlerine sahiptir. Canlılığını yitirmiş laktazı ve diğer aktif enzimleri içeren pastörize süt, yetişkin mideler tarafından gerektiği gibi sindirilemez.

Şişeyle beslenen bebeklerin yaşadığı karın ağrısı, pişik, solunum rahatsızlıkları, gaz ve diğer rahatsızlıkların da gösterdiği gibi çocuklar bile bu konuda sıkıntı çeker. Enzimlerin eksikliğinin ve hayâtî proteinlerin değişmesinin, sütteki kalsiyumu ve mineral elementleri erittiği de kuşku götürmez.

1930’larda Dr. Francis M. Pottenger, pastörize ve çiğ sütle beslenmenin 900 kedi üzerindeki etkilerine ilişkin 10 yıllık bir çalışma yürüttü. Bir grup yalnızca çiğ süt alırken, diğer grup aynı kaynaktan alınan pastörize sütle beslendi.

Çiğ süt içen grup kuvvet bularak büyüdü, hayatı boyunca sağlıklı, aktif ve canlı kaldı ama pastörize sütle beslenen grup kısa süre sonra durgun, sersem ve normalde insanlarla ilişkilendirilen kalp krizi, böbrek yetmezliği, tiroit bozukluğu, solunum rahatsızlıkları, diş kaybı, kemik zayıflığı, karaciğer iltihabı gibi kronik yozlaştırıcı rahatsızlıklara karşı savunmasız hâle geldi.

Ama Dr. Pottenger’in en çok dikkatini çeken ikinci ve üçüncü nesillere olanlardı.

Pastörize sütle beslenen grubun yavrularının hepsi pastörize sütten kalsiyum emiliminin olmadığını gösteren zayıf ve küçük dişler, kalsiyum eksikliğinin açık ifadesi olan güçsüz kemiklerle doğdular. Çiğ sütle beslenen grubun yavruları ebeveynleri gibi sağlıklı kaldı.

Pastörize sütle beslenen grubun üçüncü kuşak yavrularının birçoğu ölü doğarken, kurtulanlar ise kısırdılar ve üreyemiyorlardı. Çiğ sütle beslenen grup soyunu sürdürürken, pastörize sütle beslenen grupta dördüncü nesil olmadığı için deney bitmek durumunda kaldı.

Eğer bunlar pastörize sütün zararlı etkilerinin yeterli kanıtı değilse, ticârî süt endüstrisinin kabul etmekten tiksindiği, kendi annelerinden alınan pastörize sütle beslenen buzağıların genellikle 6 hafta* içinde öldüğü gerçeğini dikkate alın.

Çiğ sütün lehinde, pastörize sütün aleyinde bulunan bu gibi bilimsel kanıtlara ve yirminci yüzyılın başlarına kadar insan türünün çiğ sütle beslendiği gerçeğine rağmen bugün Amerika’da birkaç eyalet hariç çiğ süt satmak yasal değildir.

Doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış süt, insan ömrünü uzatmada hiçbir fayda göstermezken; sütü pastörize etmek raf ömrünü uzattığından süt endüstrisi için daha kârlıdır. Dahası, pastörizasyon hepsini olmasa da bazı tehlikeli mikropları öldürerek sıhhî olmayan mandıralardaki hasta ineklerden alınan sütü göreceli olarak “zararsız” hâle getirir ve bu da süt endüstrisinin mâliyetlerini azaltır.

Dr. Pottenger’in pastörize sütle beslenmiş kedilerinin kısırlaşması ve gücünü yitirmesi için yalnızca üç kuşak geçmesi yeterli olmuştur. Amerikalıların ve Avrupalıların neredeyse aynı sayıdaki kuşağı pastörize sütle beslenmiştir. Bugün, kısırlık Amerikan çiftleri için başta gelen sorunlardan biriyken; kalsiyum eksikliği de öyle yayılmıştır ki,
Amerikalı çocukların yüzde doksanı kronik diş çürümesi sorunuyla karşı karşıyadır.

İşin daha kötüsü, şimdilerde kaymağının ayrılmasını önlemek için süt “homojenize” ediliyor. Bu, yağ moleküllerinin sütün geri kalanından ayrılmayacağı noktaya kadar mayalanmasını ve öğütülmesini gerektiriyor. Ama aynı zamanda bu durum, süt yağının küçük parçacıklarının ince bağırsağın duvarından kolayca geçmesine izin vererek, doğal niteliğini kaybetmiş yağ ve kolestrolün vücut tarafından emilme miktarını büyük oranda arttırıyor.

Aslında homojenize sütten, saf kremadan aldığınızdan daha fazla süt yağı alırsınız!

-Besin’mi zehir’mi?!

Kemik erimesi rahatsızlığı olan kadınların pastörize süt ürünleri ile ilgili gerçekleri dikkate almaları gerekir. Doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış bu süt, bu durumu önlemek için yeterince kalsiyum sağlamaz.

Büyük miktarlarda pastörize süt ürünleri tüketen Amerikalı kadınlar, dünyanın en yüksek sayıdaki kemik erimesi vakalarından muzdariptirler.

Örneğin, çiğ lahana; herhangi bir miktar pastörize süt, yoğurt, çiftlik peyniri veya doğal niteliği bozulmuş diğer süt ürünlerinden daha fazla kalsiyum sağlar.

Kuzey Dakota’nın Grand Folks şehrindeki İnsan Araştırma Merkezi’nde yapılan yeni çalışmalar gösteriyor ki, boron elementi kalsiyumun besinlerden emilmesinde ve kemik yapımında kullanılmasında temel bir role sahiptir.

Daha da dikkate değer bir nokta şudur: Yeterli miktarda boron verildiğinde kadınların kanındaki östrojen seviyesi, Batı’da kemik erimesine karşı genel bir geçici önlem olan östrojen yenileme terapisine duyulan ihtiyacı ortadan kaldırarak, iki katından daha fazla arttı. Boronu nereden bulabiliriz?

Özellikle elma, armut, üzüm, fındık, lahana ve diğer lifli sebzeler gibi kasiyumu da bulduğumuz taze meyve ve sebzelerden. Doğa zaten ihtiyacımız olan hayâtî besin kaynaklarının tümünü birbirini tamamlayan şekilde bolca sağlamıştır ama insan onları öldürene kadar pişirmekte ve işlemekte ısrar eder ve sonra diyetinin neden “işe yaramadığını” düşünür durur.

Yetişkinler harika bir besin olan çiğ sütü temin edemedikleri sürece, günlük diyetlerinde yer alan sütü yeniden gözden geçirmelidirler.

Çocukları “güçlü ve sağlıklı” büyüsünler diye pastörize sütle tıka basa doldurmak düpedüz deliliktir, çünkü en basitinden, onlar içindeki besinleri ayrıştıramazlar.

Aslında, doğal niteliğini yitirmiş süt ürünleri, bağırsakları tabaka tabaka balçık gibi çamurla tıkayarak organik besinlerin emilimine engel olduğundan; erkekler, kadınlar ve çocuklar diyetlerindeki tüm pastörize süt ürünlerini çıkarmalıdırlar.
İnek sütü buzağılar içindir ve bebekler de sütten kesilene kadar anne sütüyle beslenmelidir. Doğa her iki tip sütü ve sindirim sistemini buna göre tasarlamıştır.

-Pastörize süt içen buzağılar ölüyor

Anne ineğin pastörize sütü ile beslenen buzağıların genellikle 6 hafta içinde öldüğü bilimsel olarak belgelenmiştir ki, bu da pastörize inek sütünün buzağı için olduğu gibi, insan için de sağlığa yararlı ve hayat veren bir besin olmadığını gösterir. Buna rağmen, yetişkin insanlar doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış bu salgıyı hem bebeklerine içirirler hem de kendileri tüketirler. İnek sütü, insan sütünün 4 katı protein ve sadece yarısı kadar karbonhidrat içerir. Pastörizasyon, inek sütünün içinde bulunan yoğun proteinin sindirilmesini sağlayan doğal enzimi yok eder. Böylece; bu fazla süt proteini, bağırsakları çamurla tıkayarak, insanın sindirim yolunda çürür.

Bu çamurun bir kısmı kana sızar. Süt ürünlerinin günlük tüketimleriyle bu kokuşmuş çamur biriktikçe, vücut çamurun bir kısmını deriden (sivilce, leke ile) ve ciğerlerden (nezle ile) dışarı atarken kalanı içeride iltihaplanır, enfeksiyonlara sebep olan mukoz oluşturur, alerjik tepkilere yol açar, eklemleri kalsiyum tortularıyla sertleştirir.

-Süt’ün metabolizma üzerindeki olumsuz etkilerinden bazıları

Kronik astım, alerji, kulak enfeksiyonları ve sivilcenin birçok çeşidi süt ürünlerini diyetten çıkarmakla kolayca iyileştirilebilir.

İnek sütü ürünleri özellikle kadınlar için zararlıdır. Süt kadınların vücudundan dışarı akmalıdır, içeri değil. Pastörize inek sütünün kadınları güçten düşüren etkileri, süt üretimini arttırmak için ineklere enjekte edilen sentetik hormonlarla daha da şiddetlenir. Bu kimyasallar titizlikle dengelenmiş dişi endokrin sistemine çok zarar verir.

Besin ve İyileşme (Food and Healing) adlı kitabında besin terapisti Anne Marie Colbin süt ürünlerinin kadınlar için yarattığı felaketi şöyle açıklar: “Süt, peynir, yoğurt ve dondurma gibi süt ürünlerinin tüketimiyle; yumurtalık tümörünü ve kistlerini, vajinal akıntıları ve enfeksiyonları da kapsayan dişi üreme sistemindeki çeşitli hastalıklar kuvvetle bağlantılıdır.

Bu bağlantının, süt ürünlerinin tüketimine son verdiklerinde problemlerin azaldığını veya yok olduğunu bildiren tanıdığım sayısız kadın tarafından defalarca doğrulandığını görüyorum. Lifli tümörlerin geçtiğini veya dağıldığını, rahim kanserinin durduğunu, adet düzensizliklerinin düzeldiğini duyuyorum. Kısırlık bile bu yaklaşımla birkaç örnekte ortadan kalkmış görünüyor.” Birçok kadın ve erkek, doktorları iyi bir kalsiyum kaynağı olduğunu söylediği için süt ürünleri tüketiyor. Bu bâtıl bir tavsiyedir.

Doğrudur, 100 gramında 33 gram kalsiyum bulunan insan sütü ile karşılaştırıldığında, inek sütü her 100 gramında 118 mg kalsiyum içerir. Ama ayrıca, inek sütü 100 gramında insan sütünde 18 mg bulunan fosfordan 97 mg içerir. Fosfor, sindirim yolunda kalsiyum ile birleşir ve aslında kalsiyumun emilimini önler.

New York Devlet Üniversitesi tıp merkezinin pediatri bölüm başkanı Dr. Frank Oski şöyle diyor: “Yalnızca Kalsiyum-Fosfor oranı 2-1 olan besinler temel kalsiyum kaynağı olarak kullanılmalıdır. İnsan sütünün oranı 2.35’e 1, inek sütününki yalnızca 1.27’ye 1. İnek sütü ayrıca 100 gramında 16 mg sodyum içeren insan sütü ile karşılaştırıldığında 50 mg sodyum içerir, yani süt ürünleri muhtemelen modern batı dünyası diyetinin en yaygın aşırı sodyum kaynaklarından biridir.”

Bununla beraber, inek sütü daha iyi sindirilen ve sağlığa yararlı olan diğer besinler kadar iyi bir kalsiyum deposu değildir.
100 gramında 118 mg kalsiyum bulunan inek sütünü bazı besinlerin 100 gramı ile karşılaştırın:
Badem (254 mg),
brokoli (130 mg),
kıvırcık lahana (187 mg),
susam tohumu (1,160 mg),
bir tür su yosunu olan kelp (1,093 mg)
ve sardalya balığı (400mg).

-Kemik erimesi (osteoporoz) ve süt:

Süt tüketimi kemik erimesi için bir tedavi olarak doktorlar tarafından tavsiye ediliyor ama gerçeğin tümüyle farklı olduğu söyleniyor. En son görüşlere göre ağızdan kireç (kalsiyum) alımı ile kemik erimesi önlenemez. Kirecin vücuda girişi değil vücut tarafından alınımı önemli. Bunu da mümkün kılan ve hızlandıran Calcitonin ve Provitamin D denen hormonlar. Kilolarla kireç yesek belki zehirleniriz, böbreklerimizde taşlar oluşur, kalbimiz düzensiz atar ama kemiklerimizde fazla bir düzelme olmaz. Günlük gıdalarımızla sebze ve meyvelerden aldığımız kalsiyum yeterlidir. (Brokoli mesela) Esas olan kirecin vücuda girmesini sağlayan hormonlardır. Düzenli beslenmenin yanı sıra kemiklerdeki kan dolaşımını arttırıcı spor ve masajlar daha faydalıdır.

Harvard Üniversitesinde 75.000 kadın hastada 12 sene süre ile yapılan bir araştırmada (Feskanich D, Willet C, Stampfer MJ, Golditz GA. ” Milk, dietary calcium and bone fractures in women; a 12 year prospective study “. American Journal of Public Health) kemik kırıklarında ve kemik erimesinde bir azalma görülmemiş. Hatta fazla kalsiyum alanlarda daha fazla kemik kırıkları meydana geldiği gözlenmiş. Tıpta ki en son görüş şu: Sodyumlu gıdaları (sofra tuzu, gazozlu içecekler ve bazı maden suları, sucuk-sosis gibi konserve et ve diğer konserve gıdalar) ve et mamullerini azaltırsanız, bol sebze, yoğurt, peynir ve meyve yer iseniz, günlük kalsiyum ihtiyacınızı salata ve taze yeşil sebzelerden, meyve ve sebze sularından elde ederseniz kemikleriniz erimeyecek ve kırılmayacaktır.

Kemik erimesine gelirsek, bunun daha çok beslenmedeki kalsiyum eksikliğinden değil, özelikle şeker gibi kemiklerden ve dişlerden kalsiyumu süzen beslenme etkenlerinden kaynaklandığını görürüz. Şeker, et, rafine nişasta ve alkolün tümü, kanda sürekli bir asit ortamı yaratır ve asidik kanın kemiklerden kalsiyumu çözdüğü bilinir.

Osteoporozu düzeltmek için en iyi yol, yukarıda belirtilen süt ürünü haricindeki kalsiyumca zengin besinleri tüketirken aynı zamanda kemiklerden kalsiyum çalan asit arttırıcıları diyetten çıkarmaktır. 3 mg boron minerali takviyesinin de kemiklerin kalsiyumu emmesine ve tutmasına yardım ettiği görülür.

-Kalp-damar hastalıkları ve süt:

Süt kalp krizlerini ve damar sertliği riskini arttırdığı da iddia ediliyor. Neden? Çünkü süt ve süt mamulleri (tereyağı, peynir ve yoğurt) yüksek miktarda kolesterol ve yağ içerirler. Bu da damarların kireçlenmesine ve kalp hastalıklarına yol açar. Süt, çok fazla miktarlarda içilirse kanser riskini de arttırdığı söyleniyor. İçerdiği ettiği çok kuvvetli proteinler nedeni ile meme, bağırsak ve prostat kanseriyle ilişkili bulunuyor. Meme ve prostat kanseri hastalarının kanında yüksek dozda bir büyüme hormonu olan (IGF-1) çok fazla olarak mevcuttur. Bu hormon aynı zamanda sütte de çok fazla miktarlarda mevcuttur. (Daha çok süt versin diye ineğe verilen rBGH hormonu yüzünden. Avrupa’da yasak, Türkiye’deki durumu bilmiyorum) Bazı doktorlar bu büyüme hormonun kansere zemin hazırlayabileceğini öne sürüyor. Çok süt içenlerin de kanında bu hormona fazlaca rastlanmakta.

-MS, kireçlenme,aizheimer

Multiple Skleroz (MS) nedenlerinden biri olarak alınan yüksek proteinler, dolayısıyla inek sütü düşünülmekte. Sütte bulunan aşırı D vitamini kirecin hücre dışı yerleşmesini hızlandırıp vücutta kireçlenmelere sebep olduğu da biliniyor. D vitamini ayrıca vücutta alüminyum birikmesine dolayısıyla Alzheimer hastalığına neden olmakta.

Peynir ve yoğurtta fermantasyon vücut dışında olduğu için fazla bir zarar söz konusu değil çünkü laktatiar artık parçalanmıştır ama yine de yüksek protein ve yağların fazla tüketimini sağlığa pek o kadar yararlı değil. Tavsiye edilen yağ miktarı % 30’u geçmeyen peynir ve % 3,5’i geçmeyen yoğurtları fazla olmamak kaydı ile tüketmek. Ayrıca piyasaya yeni çıkmaya başlayan laktozsuz sütler de bir yere kadar çare olabilir. ”

-Süt alerji nedenidir

Sürekli gazdan, yorgunluktan veya baş ağrısından mı şikayetçisiniz? Veya depresif misiniz? Belki de nedeni süt alerjisidir. İnsanlar farkında değil ama süt alerjisi en fazla görülen alerji tiplerinden. Belirtileri hafif bir mide-barsak şikayeti ya da gaz birikimi olabileceği gibi, astıma kadar varan solunum sistemi şikayetleri de olabilir. Egzama ve ciltte kızarıklıklar, uzun süren burun akıntıları ve sinüzit iltihapları, ağız ve burun içinde kapanmayan yaralar, migren ve migrene benzer baş ağrıları, eklem ağrıları ve hatta DEPRESYONLAR süte ve süt mamullerine karşı reaksiyonlar olarak sayılıyor. Süt içenlerin yorgunluk hissetmeleri laktatların bağışıklık sisteminin düzenini bozmalarından kaynaklanır. Peynir ve yoğurtta laktat fermente olduğundan (parçalandığından) süt gibi zararlı değildirler.

“Geleneksel Çin tıbbı açısından bakarsak, süt bir çeşit “cinsel öz”dür. İnsan türünün başka bir türün cinsel özünü içmesi özellikle kadınlar için sadece hastalığa yol açar, çünkü içerdiği hormonlar insanın endokrin sisteminin hassas dengesini bozar.”

Eğer süt ürünleri içmekte ısrarlıysanız, en iyi tercihiniz insan sütünün besinsel karışımına ve dengesine yaklaşan “keçi sütü” olmalıdır. İnek sütünden yapılmış yegane tehlikesiz ürünler sindirilebilen bir yağ olan taze tereyağı, laktobakteri tarafından sizin için önceden sindirilmiş taze mayalanmış yoğurttur. Ama bunlar bile mâkul ölçülerde ve mümkünse çiğ, pastörize olmayan sütten yapılmış olmalıdır.

Kaynak:
www.hps-online.com / Food & dieting/The science of food combining
-Milk and dairy www.hps-online.com/Food & dieting /Food profiles
-Robert Cohen “MILK: The Deadly Poison. Argus Publishing
http://gulernameste.blogcu.com/pastorize-sutun-zara…/1148526
http://www.turkforum.net/1108717423-sutun-zararlari-sut-sag…

Yazının sahibi: Buket Topakoğludur…

Derlenmiştir (katkıları için Şamil’e teşekkürlerimle)

Kürk Mantolu Madonna’dan 17 Derin Söz

1.“Seni seviyorum… Deli gibi değil gayet aklı başında olarak seviyorum.”

2.“Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı. Çünkü o, benim için bütün insanlığın timsaliydi.”

3.“Bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?”

4.“Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz.”

5.“Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde, ‘Bu öyle olmayabilirdi!’ düşüncesi.”

6.“Seninle şöyle bir oturup konuşamadık.”

7.“Bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş.”

8.“Bir şey noksandı, fakat bu neydi? Evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu fark ederek duraklayan, fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü bulamayarak hafızasını ve ceplerini araştıran, nihayet, ümidini kesince, aklı geride, ileri gitmek istemeyen adımlarla yoluna devam eden bir insan gibi üzüntülüydüm.”

9.“İlk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde, ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatıyla öteye geçiveriyoruz.”

10.“Bitmiyor, sadece bazen belki güneşli bir günde veya kalabalık bir gecede geçtiğini sanıyorsun ama geçmiyor esasında. Alışıyorsun zamanla. Asla bitmiyor…”

11.“Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?”

12.Aşk öyle bir histir ki, nereden geldiğini bilemediğimiz gibi, günün birinde nereye kaçıp gittiğini de bilemeyiz.”

13.“İnsan tahammül edemeyeceğini zannettiği şeylere pek çabuk alışıyor ve katlanıyor.”

14.“Ne kadar çok insanı seversek, asıl sevdiğimiz bir tek kişiyi de o kadar çok ve kuvvetli severiz. Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir.”

15.“Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğumuzu zannetmektir ki, ne kendimiz bu kadar büyük, ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur.”

16.“Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim.”

17.“Bilhassa tahammül edemediğim bir şey, kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu… Neden? Niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız? Niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız? Niçin sizin yalvarışlarınızda bile bir tahakküm, bizim reddedişlerimizde bile bir aciz bulunacak? Çocukluğumdan beri buna daima isyan ettim, bunu asla kabul edemedim.”

– Maria Puder

kaynak: liste liste

Doğru parmağı 20 saniye boyunca sıkmak bakın hangi sorunlarınızı çözüyor…

Başınıza ağrı mı saplandı, kaslarınızda gerilme mi var, sinirleriniz mi bozuldu, sindirim sıkıntısı mı çekiyorsunuz, yorgun mu hissediyorsunuz? Doğru parmağı 20 saniye boyunca sıkmak bakın hangi sorunlarınızı çözüyor…

5639f77a18c7736a783e88ed1[1]

Hemen doğru parmağınızı 20 saniye boyunca sıkın!

Peki hangi parmağınızı sıkıcağınızı bilmiyor musunuz?Refleksoloji vücuttaki belirli bölgele baskı uygulayarak anlık gelişen rahatsızlıkları önleme yöntemidir diyebiliriz. Tıbbi durumlarda etkili bir tedavi olmamakla birlikte, iş stresi, anlık mutsuzluklar, olağan yorgunluklara karşı sizi rahatlatabilecek bazı pratik çözümler sunar.

Barbara Kunz ve Kevin Kunz adlı refleksolojistler geçtiğimiz günlerde kendi sitelerinde yayınladıkları bir makale ile gündelik sıkıntılara sadece elinizi ve parmaklarınızı kullanarak getirebileceğiniz çözümler yayınladılar.

Makalede geçen yöntemler kısa sürede sosyal medyada yayıldı ve büyük ilgi gördü. Hangi parmağını tuttuğunu söyleyen iletiler ve karşılığında “Hayırdır neye üzüldün?” gibi cevaplar gelmesiyle birlikte bu dalga Türkiye’ye yayılmadan önce sizi bir bilgilendirelim istedik.

Araştırmacılara göre her bir parmak ve elin farklı bölgeleri, farklı sıkıntılarımıza çare olacak şekilde tutulup, sıkılıp, ovulduğunda, farklı sıkıntılarımıza çözüm olabiliyor. Nedir peki onlar? İşte size alternatif tedavinin en pratik hali;

1. BUNALMAK VE BAŞ AĞRILARI

Yoğun tempo sebebiyle bunalan ve başı ağrıyan pek çok vatandaşımız olduğunu biliyoruz. Kafanıza bez bağlamak, “Kardeş şu şakaklarımı biraz ovsana”, “Mehmet şuradan iki tütsü yak” demek istemiyorsanız baş parmağınızı 3 ila 5 dakika sıkabilirsiniz.

Sıkayım derken kan dolaşımınızı etkileyecek kadar sert değil ama baskıyı hissedebileceğiniz kadar sıksanız yeter. Baş parmağınız vücudunuzdaki bütün denge merkezleriyle bağlantılı olarak çalışır.

2. HÜSRAN DUYGUSU VE KAS AĞRILARI

Vücudunuzdaki kas sistemleriyle ve böbreklerinizle bağlantılı çalışan işaret parmağınızı belirli aralıklarla sıkarak kas ağrılarınızdan kurtulabilirsiniz. İlginç bir başka nokta da Minnesota Üniversitesi’nin çalışmalarına göre işaret parmağı masajı yapılan kişilerin böbrek rahatsızlığı çekenlerin iyileşme sürecini hızlandırdığı görülmüş.

Beyninizdeki korku merkezine açılan kapı olarak görülen işaret parmağınız aynı zamanda kötü olaylardan sonra sizi hüsran duygusundan kurtaracaktır. Misal takımınız gol mü yedi? Şampiyonluğu mu kaybetti? Üzülmeyin, işaret parmağınızı sıkın biraz.

3. YORGUNLUK VE SİNİR

Orta parmağınızı öncelikle sinirlerinizi yatıştırmak ve ve yorgunluğunuzu bastırmak için sıkabilirsiniz. Aynı zamanda karaciğer sorunlarında tedaviye destek amaçlı kullanılan orta parmak masajı, öfkelendiğiniz anlarda sizi sakinleştirebilir.

Trafikte sıkışıp kaldınız mı? Orta parmağınızı sağa sola gösterip hakaret amaçlı kullanacağınıza, avcunuza alıp biraz sıkın belki sizi yatıştırabilir.

4. OLUMSUZLUK VE SİNDİRİM SORUNLARI

Eğer kendiniz hakkında olumsuz düşünceleriniz varsa hemen yüzük parmağınızı sıkarak meditasyon konumuna geçin. Sizi daha mutlu yapacak ve sindirim sisteminizi düzenleyecektir.

Düzenli nefes almaya çalışarak bu alternatif tedaviyi hızlandırabilirsiniz. Ağır bir yemekten sonra denemeye değer ama tuvalete yakın bir yerlerde olmaya gayret gösterin…

5. STRES

Hepimiz bir şekilde stres denen illeti yaşıyoruz. Bu gibi durumlarda kimimizin saçı dökülüyor, kimimiz sivilce çıkartıyor, kimimizin ise bağırsakları bozuluyor. Hiç bunlara gerek yok.

Mesainin bitimine 1 saat kala önünüze yığınla iş mi koyuldu? Bir kenara geçim serçe parmağınızı sıkın, ovalayın her şey daha kolay olabilir…

Bonus: Mide bulantısı ve gerginlik

Genelde yığılıp kalan insanların başına bez koyulur avuçlarının içi ovulur, illa bu sahneyi görmüşsünüzdür. Bu aslında çok başarılı bir alternatif tedavi yöntemi. Mideniz bulanıyorsa, özellikle toplu taşıma araçlarında bu rahatsızlık görülebiliyor, hemen avcunuza baskı uygulayın ve ovun. Gerginliğe de birebir olduğu söyleniyor.

Bonus 2: Kan akışı ve enerjisizlik

Soğukta ne yaparsınız? Avuçlarınızı birbirine sürtüp ısı yaratmaya çalışırsınız değil mi? Aslında bu eylem aynı zamanda vücudunuzdaki kan akışını da hızlandırıyor ve bir pil görevi görererek vücudumuza enerji veriyor. Pek çok dövüş sanatında sporcular avuçlarını birbirine vurarak ya da sürterek bu enerjiyi almaya çalışırlar. Yorgun düştüğünüz de ve ısınmak istediğinizde bu yöntemi deneyebilirsiniz. Önümüz kış, karda kıyamette yollarda kalınca elleriniz cebinizde durmasın…

kaynak:hürriyet

On Kapıdan Birini Seçin Kişiliğini Keşfedin…

numaralandirilmis-kapilar1[1]

Daha önce “On Kapı Kişilik Testi”ni duydunuz mu? Bu test on kapı arasından birini seçerek kişilik çeşidinizi keşfetmenize yardımcı oluyor. İşe, yukarıdaki alternatiflerden bir kapı seçerek başlayın ve takip eden makalede kişiliğiniz hakkında daha fazla bilgi edinin.

Niçin Kapılar?

Bu testin ardındaki sembolizm gerçekten şaşırtıcı. Belki henüz farkında değilsiniz ancak, hayatlarımızdaki her adımda bir kapıdan geçmek zorundayız. Bugüne kadar kaç kapıdan geçtiğinizi, kaçını çaldığınızı ve geleceğinize giden yolda kaç kapı açtığınızı hiç düşündünüz mü?

Kapılar heryerdeler; evimizde iken kapılar bizler için güvenlik sembolleridirler, bir ziyarete gittiğimizdeyse kapılar bizi karşılamak için yine oradadırlar. İşlevleri her zaman aynı olsa da (içeriye girmenize izin vermek, veya vermemek), kapılar değişik ölçü, şekil, materyal, model ve tasarımdadırlar.

Bir ev inşa edilirken, dış kapı, evi tamamlayıcı son bir dokunuş olarak düşünülür. Ahşap olsun, cam veya alüminyum olsun kapılar; önümüzde açılırlar ve bizleri farklı bir dünyanın içerisine alırlar.

İstenilen şeye ulaşma imkanı verilmemek anlamına gelen “kapılar yüzüne kapanmak” deyimini mutlaka duymuşsunuzdur. Veya herhangi bir konuda ilişkiyi kesmeden anlaşma ortamını sürdürmeye çalışmak anlamına gelen “kapıları açık tutmak” deyimini…

Kişiliğinizi ortaya çıkaracak olan şey, bir kapıdan daha iyi ne olabilir ki? Yukarıdaki resimde numaralandırılmış kapılardan birini seçin. Seçiminizi, sevdiğiniz renge veya sayıya göre yapmayın, sadece bütünüyle gözünüze ilk takılan kapıyı seçin. Sonra aşağıdaki analizleri okuyun ve seçtiğiniz kapıya ait kişilik özellikleri ile kendinizi kıyaslayın.

On Kapı, On Farklı Kişilik

Bir Numaralı Kapı

Bu kapı, turkuaz renkte, çift kanatlı, hem içeriyi, hem de dışarıyı görebilmenize olanak tanıyan bir kapı. Eğer bu kapıyı seçtiyseniz, her şeyin açıkta, görünülebilir olmasından hoşlanan, tam bir eğlence insanısınız demektir. Siz, duygularını gizlemeyen, ve hayat ile ilgili problemleri basit bir yaklaşımla ele alan bir kişiliksiniz. Hayatın sunduğu küçük hazları minnettarlıkla karşılayan, seyahat etmekten ve yeni kültürler tanımaktan hoşlanan bir yapınız var. Her zaman diğerleri için en iyisini istersiniz ve konuklarınız için rahat bir atmosfer oluşturmaktan sizi hiçbir şey alıkoyamaz.

İki Numaralı Kapı

Koyu görünümüyle siyah bir kapı. Kolu kenarında yer alan ve gözetleme deliği bulunmayan bir kapı. Eğer bu kapıyı seçtiyseniz, bunun sebebi; sizin sade, lükse düşkün olmayan, her zaman veren ve yaptıkları ile gurur duyan ancak daha ileri gitmekle ilgili sorun yaşayan bir yapıda olmanızdır. Unutmamalısınız ki; hayatta, bir kere bile olsa, biraz renkli olmaktan ve hayatın size sunacağı aksiyonlar ile -pozitif olmasa dahi- deneyimlerden zarar gelmez.

Üç Numaralı Kapı

Eğer bu çarpıcı, turuncu renkte, stil sahibi tokmağı ve mandalı olan kapıyı seçtiyseniz, gittiği her yerde ilgiyi üzerinde toplayan, orijinal ve ilginç bir kişiliğiniz var demektir. Tanıştığınız herkes üzerinde unutulamaz bir etki bırakan, ve birçok şeyi yapmakta oldukça başarılı olan bir insansınız. Sanattan hoşlanırsınız ve hemen hemen hiçbir şeyden bir şeyler üretebilirsiniz. Bu kişilikteki insanlar, dünya ile her zaman bağı bulunmayan fanteziler içinde yaşamaya eğilimlidirler ve bir baloncuğun içinde yaşıyor olduklarını çoğu zaman farkedemezler.

Dört Numaralı Kapı

Koyu yeşil renkte, antika dizaynlı, üzerinde birçok kilidi bulunan bir kapı. Bu kapıyı seçen insanlar; müzik, edebiyat, resim veya heykel gibi sanat dallarına yatkın kişiliklerdir. Bazen açık ve arkadaş canlısı biri olabilirken, bazense kapalı ve kendine has bir yaşam tarzı güdebilirler. Bu kapıyı seçenlerdenseniz, kendi düşüncelerinizi ve problemlerinizi kendinize saklama eğilimindesinizdir. Diğerlerinin sizi bir kaya gibi sağlam görmesini istersiniz çünkü.

Beş Numaralı Kapı

Dikkat çekici, mor renkli, üstünde küçük bir penceresi bulunan bir kapı. Bu kapıyı mı seçtiniz? Eğer öyleyse, kendinizi bir yere, bir gruba dahil hissetmeyi önemsiyorsunuz demektir. Ortaya birçok şey koyuyor, yaratıcı olabilmenize olanak tanıyacak şeyler yapıyorsunuz, ancak çoğu zaman bunlarla öylesine meşgulsünüz ki, çevrenizde olup bitenlerin farkında olamayabiliyorsunuz. Bazen biraz rahat olmakta, rutinden sıyrılmakta fayda var. Aktivitelerle doldurulmamış bir gün, boşa geçirilmiş bir gün demek değildir.

Altı Numaralı Kapı

Kırmızı renkte, altın detaylı; gözetleme deliği, tokmağı ve posta yuvası bulunan bir kapı. Eğer bu kapıyı seçtiyseniz, kendinizden oldukça eminsiniz. Detaylar konusunda şaşırtıcı derecede yetenekli bir bakış açısına sahipsiniz. Nasıl göründüğünüzü ve diğerlerinin sizi nasıl gördüklerini önemsiyorsunuz, ancak işin özünde tam bir facia gibi hissediyorsunuz. Dikkatli olun çünkü kendinize zarar verebilecek bir eğiliminiz olabilir. Diğerleri size nasıl bakarlarsa baksınlar, hakkınızda ne düşünürlerse düşünsünler; kendiniz için yaşamanız gerektiğini hatırlayın, başkaları için değil.

Yedi Numaralı Kapı

Beyaz, sade, ahşaptan yapılmış, detaysız ve biraz da yıpranmış bir kapı. Bu kapıyı seçen insanlar, sade, minimalist ve her zaman yapacak önemli işleri olan kişiliklerdir. Kendilerini diğerlerine adamışlardır. Oldukça duygusaldırlar ve etraflarını duygulara hitap eden objelerle doldurmuşlardır. Aile ve arkadaşları, olmazsa olmazlarıdır. Hallerinden memnun ve sağlam kişiliktedirler. Onlara tavsiye; hayatlarındaki formaliteleri biraz değiştirme fırsatından faydalanmaları.

Sekiz Numaralı Kapı

Kapı kolu ve tokmağı ihtiyatla renklendirilmiş, modern, mavi bir kapı. Eğer bu kapıyı seçtiyseniz, eğlenceli ve şakacı, yüreği sonsuza dek genç kalacak birisiniz demektir. Kendinize karşı güven problemleri yaşıyor ve hayatınızın belirli alanlarına dair kaygılar besliyorsunuz. Biraz dağınık, gururlu ve kendisini daha fazla sevmesi gereken bir yapıdasınız. Yanıtı, kendinizi özgürce ifade etmekte bulabilirsiniz.

Dokuz Numaralı Kapı

Açık yeşil renkte, oldukça ağırbaşlı bir kapı. Biraz yıpranmış; en göze çarpan özelliği, ekipmanlarının, kendi ölçülerine göre biraz büyük olması olan bir kapı. Bu kapıyı seçenlerin kişiliklerinin ardında yatan; her zaman nesnelerin nasıl işlediklerine dikkat eden ve muazzam bir problem çözme yeteneğine sahip kişiliklerde olmalarıdır. Bunlar, oldukça pratik insanlardır. Temel olana bağlı, karmaşadan uzak, sade yaşamlar sürerler. Kolayca memnun olurlar ve başkalarına yardım etmekten, onlar için bir şeyler yapmaktan memnuniyet duyarlar. Bu tarz insanların, hayatlarında, kendi hayret ve merak sezgilerine daha fazla yer açmaları gerekir.

On Numaralı Kapı

Ahşaptan yapılmış, doğal dokunuşlarla tamamlanmış geniş bir kapı. Üst kısmında dört küçük penceresi bulunmakta. Eğer bu kapıyı seçtiyseniz, bütünlük ve istikrara önem veriyor olmalısınız. Ayrıca, en küçük detaylardaki kaliteden dahi keyif alıyorsunuz. Her zaman ne istediğini bilen ve hayatı güvenli yaşamaktan hoşlanan birisiniz. Sevmediğiniz bir işte çalışıyorsanız, yaratıcılığınızı arka plana itebilirsiniz. Şunu hatırlamakta fayda var; hayatınızdaki problemler sizin ve kimse onları çözmekle yükümlü değil.

kaynak: sağlığa bir adım

Akıl Sağlığınızı Nasıl Koruyorsunuz…

12301670_793741644081779_3114826705524194877_n[1]

Astımla Mücadele Eden 10 Gıda

bronşit1[1]

Astım kişinin solunum sistemini etkileyen kronik bir hastalıktır. Bu hastalık başta nefes almada ciddi zorluğa neden olan belirli tetikleyiciler nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Astımın halen bir tedavisi olmamasına rağmen, bazı ilaçlar sayesinde onu kontrol edebilir ve onunla mücadele edebilirsiniz. Ayrıca bazı gıdaları tüketerek astımı azaltmak da mümkün. Bu nedenle size aşağıda astımla mücadele eden 10 gıda önereceğiz.

1. Avokado

Avokado, özellikle astımı ceviz alerjisiyle ilişkili olanlar olmak üzere astımlı kişiler için mükemmel bir seçenektir. Avokado ayrıca hücreleri serbest radikallerden koruyan glutatyon adlı elementi içermektedir. Avokado ayrıca vücudu toksinlerden temizleme açısından da büyük yeteneğe sahiptir.

2. Brokoli

brokoli

Bazı araştırmalara göre sıkça brokoli yemek astımlı kişilerin bu bozukluğun etkilerinin üstesinden gelmesini sağlar. Aynı şekilde, sıkça brokoli yemenin solunum yolunda iltihaplanmayı önlediği ve ayrıca serbest radikallerin elimine edilmesine yardımcı olduğu da kanıtlanmıştır.

3. Elma

Astımlı kişiler için faydalı etkilere sahip bir diğer doğal ürün de elmadır. Uzmanlara göre bunun nedeni elmanın yüksek miktarda kanama önleyici madde içermesidir. Bunlar, diğer özelliklerinin yanı sıra, doğal bir antihistamin ve solunum yolu için iltihaplanma önleyicidir.

4. Muz

muz

Muz daha iyi nefes almaya yardımcı olur ve bu özelliği sayesinde de astımlı kişilere şiddetle önerilir. Muz, genelde B6 vitamini olarak bilinen piridoksal içerir. Bunun işlevlerinden biri solunum kaslarını rahatlatmasıdır.

5. Zencefil

Astımlılara ayrıca zencefil tüketmeleri de önerilir. Uzmanlara göre zencefil, astımı tedavi etmeye yardımcı olan iltihaplanma önleyici maddeler içerir. Hatta uzmanlar zencefile farklı tadını kazandıranın da bu maddeler olduğunu belirtmektedir.

6. Ispanak

ıspanak

Hepimizin bildiği gibi, ıspanak çok sağlıklı bir gıdadır. Bir araştırmaya göre, sağladığı faydalar arasında astımı önlemek de vardır. Bu sizi şaşırtmamalı, çünkü ıspanak vücudunuzun düzgün bir şekilde işlemesine yardımcı olan yüksek miktarda besin ve vitamin içermektedir.

7. Biberiye

İltihaplanma önleyici özellikleri ve içerdiği antioksidanlar sayesinde biberiye astımlı kişiler için şiddetle önerilir. Bu bitki sayesinde solunumunuzun sağlığını koruyabilirsiniz. Bu solunum yollarınızı açık tutmaya yardımcı olacaktır.

8. Ay Çekirdeği

Ay çekirdeği astımı önlemeye yardımcı çeşitli besinlere ve özelliklere sahiptir. Bunların arasında E vitamini, potasyum ve magnezyum yer alır. Ancak ayçekirdeği bazı alerjilere neden olabilolabileceği için dikkatlice tüketilmelidir.

9. Nane

nane-3

Nane, solunum yolunuzu rahatlatan farklı özelliklere sahiptir. Bu da özellikle astımlı kişiler için büyük bir yardım sağlar. Hatta bu ürün solunum hastalıklarını tedavi etmede kullanılan pek çok ilaçta bir bileşen olarak yer almaktadır.

10. C Vitamini

Astımlı kişiler için bir diğer çok önemli önerimiz bol C vitamini içeren gıdalar tüketmeleridir. Bildiğiniz gibi, bu vitamin solunum yolunuz için büyük faydaya sahiptir ve aynı zamanda mikrop öldürme etkilerine de sahiptir.

Kaynak: Sağlığa bir adım

Kolonu Temizleyip Yenilemek için Tarifler

Kolonlarınızı temizlemek ve sağlıklı tutmak istiyorsanız beslenmenize bolca lif eklemelisiniz, böylece sindiriminiz gelişir ve atıklardan kurtulmanıza yardımcı olur.

Kolonu Temizleyip Yenilemek için Tarifler

 

Kolon kalın bağırsak olarak da bilinir, ve vücudun ihtiyacı olmayan maddelerin atılmasını sağlar. Sağlıklı bir kolon, sağlıklı bir vücut demektir. Çünkü toksinlerin vücutta birikmemesi organların düzgün işlemesi için çok önemlidir.

Farklı yaşam biçimleri ve zayıf beslenme kolonu tıkayabilir ve karın ağrısı, kabızlık, şişme, gaz, kilo vermekte zorluk ve hatta kolon kanserine yol açabilir. Şanslıyız ki kolonu temizlemek ve yenilemek için kullanabileceğimiz tarifler var. Kolonlarınızı nasıl temizleyeceğinizi bilmek ister misiniz?

Kolonları temizlemek ve sağlığını korumak için öneriler

Sizlere herhangi bir tarifi anlatmadan önce kolonu sağlıklı ve temiz tutmak için bir kaç öneride bulunacağız.

Bolca lif tüketin

Uzmanlar günde 40 gram lif tüketmenin kolonu temiz ve sağlıklı tuttuğunu söylüyor. Sebzeler, tohumlar, baklagiller, fındık fıstıklar, ve tahıllar lif açısından zengin gıdalardan sadece birkaçı. 

Yiyeceklerinizi özenle seçin

 

Kolonlarınızı temizlemek için işlenmiş yiyecekler, şeker, beyaz un, alkol ve kafeini bırakmanız gerek. Bunlar kolonları tıkar. Bunlar yerine ıspanak, turp, brüksel lahanası, pazı, kabak, mersin, böğürtlen, incir, hurma, armut ve dahasını tüketin.

Daha fazla su için

Kolonlarınızı temizlemek istiyorsanız bol bol su için. Su toksin ve atıkların atılımını ve kolonun doğal olarak işlemesini sağlar. Günde 6-8 bardak su içmek en iyisidir. 

Egzersiz

Kolonları arındırmak için egzersiz önemli yer tutar, vücudun diğer bölgeleri için de. Düzenli olarak deneyebileceğiniz egzersizler yoga, yüzme, bisiklete binmek ve benzerleridir.

Kolonları temizlemek ve yenilemek için 3 tarif

Aloe vera ve limon suyu

aloevera

Bu kolonları temizlemek için çok iyi bir tarif. Vücuttan toksin atılımını sağlar, kilo vermeye yardımcı olur ve hatta kanseri önler.

Malzemeler

  • 2 aloe vera yaprağı
  • 5 limon
  • 5 çay kaşığı bal
  • 1 litre su

Hazırlanışı

Aloe veranın jelini, limon suyu, su ve balla karıştırın. Bir kaç dakika karıştırın ve cam bir şişeye koyun. Buzdolabında bırakın ve boş mideye için.

Kolonları temizlemek için salata

Bu harika salata hem kolonları temizler, hem de kilo vermeye yardımcı olur. Düzenli olarak yiyin.

Malzemeler

  • 1 1/2 kap kırmızı lahana
  • 1 yarım doğranmış soğan
  • 4 diş doğranmış sarımsal
  • 1 rendelenmiş kereviz
  • 3 orta boy havuç
  • 2 soyulmamış elma -jülyen
  • 1/2 kap kabak -jülyen
  • 1/2 kap pişmiş yaz kabağı
  • 1/2 kap turp
  • Keten tohumu, 1 kaşık fesleğen, 1 kaşık kekik, 1 kaşık doğranmış taze zencefil, 1/4 kaşık biberiye, 1/2 kaşık dağ kekiği, 2 kaşık nane
  • Limon suyu
  • Zeytinyağı
  • Sirke
  • 2 yemek kaşığı sıcak sos (arzuya göre)

Hazırlanışı

Salatayı yapmak için her şeyi karıştırın. Baharatları ve yağ, limon, sirke ve sosu ekleyin.

Çilek, ananas ve maydanozlu smoothie

maydanoz

Bu lezzetli smoothie kolonun işlevini engelleyen enfeksiyonu alır, toksinleri temizler. Çilek, ananas ve maydanozdaki öğeler idrar söktürücü ve antioksidandır. 

Malzemeler

  • 6 çilek
  • 1 dilim taze ananas
  • 1 kaşık taze maydanoz

Hazırlanışı

Her şeyi biraz su ile mikserde karıştırın. Smoothie’yi bir kaç dakika karıştırın ve boş mideye için.

kaynak: sağlığa bir adım

BAZI AĞRILARI TETİKLEYEN 10 OLUMSUZ DUYGU…

1419848796794[1]
Psycology Today dergisinde yayınlanan bilimsel bir çalışmaya göre, vücudumuzdaki ağrıların fiziksel sebeplerinin yanı sıra duygusal sebepleri de olabilir. Buraya kadar normal, çünkü hepimiz stresin bir takım ağrı ve acıları tetiklediğini biliyoruz. Ancak bu çalışmada hangi duyguların hangi bölgeleri etkilediğini de ortaya koymuş. Özellikle fiziksel sebebi saptanamayan kronik ağrıların sebebinin çözülemeyen travmalar olabileceği iddia edilmiş.
 
1. Baş Ağrısı – Stres ve Rahatlayamamak
 
Hepimizin tahmin edebileceği gibi baş ağrısının en önemli sebeplerinden biri gün içerisinde yaşanan stres, bu stresten kaynaklı kasılmalar ve rahatlayamama, düzensiz nefes almak ve beyne giden oksijenin azalması.
 
2. Boyun Ağrısı – Affedememek ve Kin
 
Bu çalışmaya göre kronik boyun ağrısının arkasında insanları affedememek ve kin beslemek yatıyor olabilir. Koy verin gitsin, tatlı canınızdan değerli mi?
 
Herkesi affettim ama ağrım geçmiyor diyorsanız biraz egzersiz işe yarar belki.
 
3. Omuz Ağrısı – Duygusal Yükler ve Suçluluk
 
Omuz ağrısı duygusal bir yükü taşımayı ifade edebiliyormuş. Bu yük bir başkasının size yüklediği yük de olabilir, bir suçluluk duygusu da.
 
4. Sırt Ağrısı – Duygusal Destek ve Sevgi Eksikliği
 
Sırt ağrısı çevrenizden beklediğiniz destek ve sevgi eksikliğinden kaynaklanıyor olabilirmiş. Savaşmayalım, sevelim, sevişelim ama biz yine de oturma ve duruş bozukluklarımızı da gözden geçirelim. (buyrun)
 
5. Bel Ağrısı – Maddi Kaygılar
 
Bel ağrısının sebebi maddi kaygılar ve gelecekle ilgili dünyevi endişeler (ev, iş, para, geçim derdi) olabiliyormuş. Belini doğrultamamak terimi tesadüf olabilir mi?
 
6. El Ağrısı – İletişim Eksikliği ve Kendini İfade Edememek
 
Psikologlar ellerimizin diğer insanlarla olan iletişim araçlarımız olduğunu ifade ediyor, bu sebeple vücut dilimizde en çok ellerimizi kullanıyoruz. Ellerimizde duyduğumuz ağrının kaynağı da iletişim eksikliği, anlatmak isteyip anlatamadıklarımız, kendimizi ifade edemeyişimiz olabilir.
 
Mouse kullanım alışkanlıklarımızı da gözden geçirmekte fayda var. (Karpal Tünel Sendromu)
 
7. Kalça Ağrısı ve Dirsek Ağrısı – Değişime Direnmek
 
Kalçaların ve dirseklerin değişime en çok direnen bölgeler olduğu söyleniyor. Hayatımızda büyük değişiklikler yaşadığımızda, koşa koşa seve seve değiştiğimizi düşündüğümüz zamanlarda bile kalçalarımız ve dirseklerimiz bu değişime direniyor ve düzeni korumak istiyor olabilir, böyle durumlarda ise sinyal veriyorlarmış.
 
8. Diz Ağrısı – Yüksek Ego
 
 
Diz Ağrılarının sebebinin yüksek ego, kibir ve kendini beğenmişlik olduğu düşünülmüş. Biraz tevazu lütfen.
 
Ayrıca yokuş aşağı koşmamaya da özen gösterelim, 65 yaşında emekli olup da gezmek istediğimizde o dizlere çok ihtiyacımız olacak. (Dikkat: Menisküs)
 
9. Bacak Ağrısı – Kıskançlık ve Kendine Güvensizlik
 
Bacak ağrılarının kişinin kendine güvensizliği, yetersizlik duygusu ve kıskançlıkla tetiklendiği düşünülüyor.
 
10. Ayak Ağrıları – Kötümserlik ve Umutsuzluk
 
Vücudun bütün yükünün ayaklarımızda birikmesi gibi, kötümserliğimizin olumsuz etkileri de ayakları etkiliyor, umutsuz başın cezasını ayaklar çekiyor.
* Alıntı