‘Şimdinin Gücü’ Kitabının Yazarı Eckhart Tolle’den 20 Muhteşem Alıntı

Eckhart Tolle, 1948 doğumlu yeni nesil ruhani öğretmen ve yazarlardandır. Hiçbir dinle doğrudan bağlantılı olmadığını belirten Tolle; en  çok Zen Budizmi, Tasavvuf ve Taoizm gibi ekollerden etkilendiğini yazar. Gençlik yıllarını yoğun depresyon ve anksiyete (kaygı) içinde geçirmiş ve 29 yaşında büyük bir ruhani aydınlanma yaşamıştır. Bundan sonra ise öğretisini anlatacağı ve dünya çapında milyonlarca satacak olan “Şimdinin Gücü” kitabını kaleme alır. Bu öğretinin ne olduğuna dair ufak bir fikir sahibi olmanızı sağlayacak alıntıları sizlerle paylaşıyoruz:

1. “Geçmiş, şimdiki zaman üzerinde en ufak bir güç sahibi değildir.”

2. “Mutsuzluğun birincil sebebi içinde bulunulan durum değil, sizin bu durum hakkındaki düşüncelerinizdir.”

3. “Kendinizi tanımlama çabalarını bırakın ve başkalarının hakkınızda ne düşündüğünü önemsemeyin. Çünkü sizi tanımladıklarında, yalnızca kendilerini sınırlarlar. Bu da onların problemi.”

4. “Sevmek, başkasında kendinizi farketmektir.”

5. “Şimdiki zamanın sahip olduğunuz tek şey olduğunu fark edin. Şimdiyi hayatınızın odağı haline getirin.”

6. “Yaşam, zihinlerimizin zannettiği kadar ciddi bir şey değildir.”

. “Şu ânı, içerdiği her şey sizin seçiminizmiş gibi kabul edin.”

8. “Başkasında gördüğünüz ve karşı çıktığınız her şey, kendinizde de vardır.”

9. “Zaman değerli değildir çünkü bir illüzyondur. Zamana, yani geçmişe ve geleceğe ne kadar çok odaklanırsanız, şu ânı o kadar kaçırırsınız. Yani asıl değerli olan şeyi.”

10. “Sürekli hayat şartlarınızı iyileştirmeye çalışarak huzuru bulamazsınız. Onu, yalnızca gerçekte kim olduğunuzun farkına vararak bulabilirsiniz.”

11. “Gerçek aşk seçici değildir. Tıpkı güneş ışığının seçici olmaması gibi. Güneş tek bir insanı seçip daha fazla aydınlatmaz.”

12. “Bir şeyle savaşırsanız, onu daima daha güçlü kılarsınız.”

13. “Yaşamın sırrı, ölmeden önce ölmektir. Ve böylece ölüm diye bir şey olmadığının farkına varmak.”

14. “Kaygı ve üzütüntü bize gerekli şeyler gibi gözükür fakat bir yarar sağladıkları hiçbir zaman görülmemiştir.”

15. “Aydınlanmanın neye inandığınızla bir alakası yoktur. O yalnızca bir bilinç yapısıdır.”

16. “Mutluluk ve iç huzuru arasında bir fark vardır. Mutluluk, olumlu olarak nitelendirdiğimiz durumların gerçekleşmesine bağlıdır. İç huzuru ise değildir.”

17. “Zevk her zaman dışardaki şeylerden elde edilir. Neşe ise içten yükselir.”

18. “Tüm gerçek sanatçılar, bunu bilseler de bilmeseler de, ürünlerini düşüncenin olmadığı bir süreçle yaratırlar”

19. “İyi bir insan olmaya çalışarak iyi olunmaz. Halihazırda içinizde bulunan iyiliğin gerçekleşmesine izin vererek buna ulaşabilirsiniz.”

20. “Yaşamaya başlayacağı ânı bekleyerek hayatını geçiren insan, hiç de ender rastlanır bir şey değildir.”

Kaynak LİSTELİSTE

zihni şimdiki anda kalmaya alıştırmanın en kuvvetli yolu nefes alıştırmadırı. Şiddetle tavsiye ederim. Anette

Aaaa Esra Bak, Deniz Kabuğundan Deniz Sesi Geliyor…

12246764_784487255028159_8689921445723782723_n[1]

Avustralya’da yapılan bir çalışmada,hayatının sonuna yaklaşanların pişmanlık duydukları en önemli konular araştırılmış.

7896-oxos-pismanlik-9223-950px[1]

 

Avustralya’da yapılan bir çalışmada,
hayatının sonuna yaklaşanların pişmanlık duydukları en önemli konular araştırılmış.
Sonuçlar şaşırtıcı değil ama bu pişmanlıkların üzerinde durmakta fayda var!

İşte çok geç fark edilen “büyük” pişmanlıkların ilk beşi…

1- Çok geç kalmadan, kendi hikâyenizi yeniden yazın

HAYATIN sonlarında duyduğumuz, derin pişmanlıklarımızın başında “kendi hayatını yaşamak yerine bize başkalarının dayattığı hayatları yaşamak” geliyor.
Yıllar önce Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir inceleme üzerine ünlü doktor
Herbert Benson şu önerilerde bulunmuştu:

“Orta yaşlarda yaşamınızı değerlendirin. Başladığınız noktayla geldiğiniz noktayı; varmak istediğiniz çizgiyle bulunduğunuz çizgiyi gözden geçirin. Eğer çok farklı yerlere savrulduğunuzu görürseniz, geç kalmadan hikâyenizi yeniden yazın. Eğer bunu yapmazsanız, hikâyenizde başrol yerine, başkalarının yazdığı hikâyelerin figüranı olmaya devam edersiniz. ‘Kendi olmak’ ve ‘kendi hikâyesini, kendi çizgisini yaşamak’ kolay değil. Bunun için biraz ‘yanmak ve pişmek’ gerekiyor. Yüzyıllar önce Mevlana bakın ne demiş: “Hamdım, piştim, yandım!”. Hamken pişip, olgunlaşmak istediğiniz, yanacağınız fırını siz seçecek, sizi olgunlaştıracak ateşte iyice pişip yanacak ve işte o zaman siz ‘gerçek siz’ olacaksınız.

2- Çalışmak için yaşamak mı yaşamak için çalışmak mı

Araştırmaya katılanların duydukları ikinci pişmanlık da şu olmuş: “Keşke bu kadar çalışmasaydım!”. Çok çalışmak, çalışmayı abartmak, çalışmayı bir hayat düsturu yapıp bu uğurda çocuklarımızı, ailelerimizi, dostlarımızı ihmal etmek ben dahil hepimizin yaptığı temel hatalardan biridir.
Birkaç gün önce Star Tv’de sabah programına hazırlanırken, kuliste değerli sanatçı Bergüzar Korel ile karşılaştım. Bebeğinin nasıl olduğunu sordum. Verdiği cevap beni çok sevindirdi: “Hocam, sadece bebekliğini çocuğumla birlikte yaşayabilmek için bu yıl hiç çalışmamaya karar verdim. Sadece bebeğimle ilgileniyor, onun hayatını paylaşmaya çalışıyorum”. Çalışmak, çalışmayı adeta bir ibadete çevirip hayatın bir parçası yapmak iyi de, bu nedenle kendimiz ve ailemize yeteri kadar zaman ayırmamak iyi bir şey değil! Sanırım biri bana, “Hocam siz de ‘bir pişmanlık listesi’ yapar mısınız?” dese, ikinci maddeyi ben de mutlaka yazardım!

3- Hayatın keyfini çıkarın duygularınızı bastırmayın

Hayatının sonuna yaklaşanların duyduğu ciddi pişmanlıklardan biri de, ‘duygularını yeteri kadar dile getirememek’ olmuş.
Araştırma ülkemizde yapılsaydı, ben bu maddenin liste dışı kalacağını düşünüyorum. Manevi yanları güçlü, inanç dünyası zengin, hayata ilişkin beklentileri iyi tanımlanmış toplumlarda ‘duyguları bastırma yanlışı’ pek yapılmaz. Ama yine de üzerinde durulması gereken bir madde. Önemli çünkü, ‘duyguları bastırmak’ hayatın yeteri kadar keyfini çıkaramamaya neden olabiliyor.

4- Her dost, hayata atılmış derin ve güçlü bir çıpa

Araştırmaya katılanların yaşadıkları pişmanlıklardan biri de, ‘biten, sona eren dostluklar ve kaybedilen dostlar!’. Dostlukları kurmak zor, bitirmek kolay. Dostlarınızın sayısının artması ise, sosyal bağlarınızın güçlenip, çoğalması anlamına geliyor. Dost çoksa, mutluluk çok.
Çok sayıda ve farklı kesimlerden dostları olanlar, farklı duyguları daha çok ve sık yaşamak, farklı tatları, hazları daha çok elde etmek imkânına sahip oluyor.
Dost sayısı arttıkça hayata ilişkin korkularınız, yalnızlığa, terk edilmeye ilişkin tereddüt ve endişelerimiz azalmaya başlıyor. Kısacası, ‘her dost, hayata atılmış derin ve güçlü bir çıpa’ fonksiyonu görüyor. Dostları, sevdikleri arkadaşları kaybetmek bir yana çoğaltmak çok önemli.

5- Mutluluğa giden yolu kendiniz bulacaksınız

Hasta ve yaşlı insanların bir başka pişmanlıkları da ‘Mutlulukları için yeteri kadar çaba göstermemeleri’ olmuş.
Bu pişmanlığı yorumlamak kolay değil. Kolay değil, çünkü, mutluluğun şu ana kadar ortak, kabul gören bir tarifi yok. Herkesin farklı bir mutluluk anlayışı var. Prof Dr. Toksöz Karasu’ya göre mutluluğu, pekçoğumuz, ‘hiç olmadık yerlerde’ arıyor. Mal, mülk, para ve iktidar elde ederek içlerindeki çatışmayı çözmeye çalışıyor. Ama sonunda elde ettikleri şey tatminsizlik ve eksiklik hissinden başka bir şey olmuyor. Dahası, aradıkları ama kolayca dile getiremedikleri ‘şey’ ise, ellerinden sürekli kaçıp gidiyor. Bu yolun bitişi aslında başlangıcı.
Mutluluk arayışı çok karışık bir konu. Mutluluğa ulaşmak sadece istemek ve kendinize izin vermekle değil kendiniz olmakla, kendi fırınınızda pişip yanmakla ilgili bir şey. İsterseniz bu konuda da Dr. Karasu’yu dinleyelim: “Mutluluğa ve huzura giden yolun bir sonu ya da bitiş çizgisi yoktur. Yalnızca başlama noktası vardır. Şu anda bulunduğunuz nokta ise başlamak için en iyi yerdir”.

MUTLULUK FORMÜLÜ

PROF. DR. Toksöz Karasu, mutluluk ve huzura giden formülü,
‘başkalarını sevmek, çalışmayı sevmek, ait olmayı sevmek,
kutsala inanmak, birliğe inanmak, dönüşüme inanmak’ olarak özetliyor.

Dr. Karasu’nun tavsiyeleri şu cümlelerde gizli:
“Mutluluğun kolay ve kestirme bir yolu yoktur.
Yalnızca ona doğru giden yavaş ve çetin bir yol vardır.
Bu yolun bir sonu ya da varış çizgisi de yoktur, yalnızca bir başlama noktası vardır.
Keyfi, huzuru ararken başlayabileceğiniz tek bir nokta yoktur.
Şu anda bulunduğunuz nokta başlamak için en ideal yerdir”.

* Alıntı

kaynak: sonsuz şifa

BİR KARTALIN YENİDEN DOĞUŞU…

kartal1[1]

 

Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır.
70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır.
Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşlarındayken çok ciddi ve zor bir kararı vermek zorundadır.

Kartalın yaşı 40′a dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir.

Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır.
Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır.
Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır.
Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır.

Dolayısıyla kartalın burada iki seçimden birisini yapması gerekir.
Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir.

Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir.

Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde yuvasında kalır.

Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar.

En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer.
Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler.

Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar.

5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.

Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız.

Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak zorundayız.

Ancak geçmişin gereksiz safhasından kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlardan tam olarak yararlanabiliriz.

“Geride kalanları unutmak ve önümüzde bizi bekleyenlere ulaşmak için hedefinize doğru ilerleyin”

-ALINTI

kaynak: sonsuz şifa

DUYGULARINIZIN EFENDİSİ OLMAK İÇİN NELER YAPABİLİRSİNİZ? (OSHO)

712_0296[1]

Acının içine baktığında orada temel bir takım şeyler göreceksin. Acı sana saygınlık kazandırıyor, insanlar sana karşı daha dostça, daha iyi hissediyor. Acı içindeysen daha çok dostun olur. Çok tuhaf bir dünya bu; temelinde ters giden bir şeyler var. Böyle olmamalı; mutlu insanın daha çok dostu olmalı. Ama mutlu olduğunda insanlar seni kıskanmaya başlıyor; artık dostça davranmıyorlar. Aldatılmış hissediyorlar; sende onların sahip olmadığı bir şey var. Nasıl mutlu olursun? Yüzyıllar boyunca alttan alta öğrenmiş olduğumuz bir işleyiş var: mutluluğu bastırıp, acıyı dışa vurmak. Bu bizim için doğal bir hale gelmiş.

Bu işleyişten tümüyle kurtulman lazım. Nasıl mutlu olunacağını, mutlu insanlara saygı duymayı, onlara daha çok dikkat etmeyi öğrenmen gerekiyor, unutma. Bu insanlığa büyük bir hizmet olacaktır. Acı çeken insanlara fazla anlayış gösterme. Biri acı içindeyse yardımcı ol ama, ona karşı anlayışlı olma. Onun acının kayda değer bir şey olduğunu düşünmesine yol açma. Ona yardım ediş nedenin içinde bulunduğu duruma saygı duyuyor oluşundan değil, sadece acı çekiyor olmasından kaynaklandığının kesin olarak altını çiz. Sen onu yalnızca bu acının içinden çekip çıkarmaya çalışıyorsun çünkü acı çirkin bir şey. Bırak o kişi acının çirkinliğini hissetsin, acı içinde olmanın erdemli birşey, “insanlığa büyük bir hizmet katmak” olmadığını anlasın.

Mutlu ol, mutluluğa saygı duy ve insanların hayatın amacının mutluluk- satchitanand olduğunu anlamasına yardımcı ol. Doğu gizemcilerine göre Tanrı üç niteliğe sahiptir. O sat’tır: hakikat, varlıktır o. O chit’tir: bilinç, farkındalık. Ve son noktada, en yüksek zirvede de anand’dır: mest olma hali. Mest oluş neredeyse, Tanrı oradadır. Ne zaman mest olmuş bir insan görsen ona saygı duy, kutsaldır o. Ve nerede bir topluluğun mutlu, şen olduğunu hissedersen bil ki orası kutsal bir mekandır.

REÇETELER

ZİHNİN ADETLERİNİ KURNAZLIKLA YEN

Üzgün mü hissediyorsun? Dans et ya da gidip, duşun altında dur ve bedeninin ısısıyla birlikte üzüntünün de bedeninden nasıl yok olup gittiğini gör. Duşun üzerine yağdırdığı suyun bedenindeki ter ve tozu nasıl alıp götürüyorsa, üzüntünü de aynı şekilde alıp götürdüğünü hisset. Bak bakalım ne oluyor.

Zihni öyle bir duruma sokmayı dene ki, eski işleyiş biçimini sürdüremesin.

Her şey olur. Aslında yüzyıllardır geliştirilmiş olan tüm teknikler zihnin eski kalıplarını kırma çabalarından başka bir şey değildir.

Örneğin öfkeli hissediyorsan, sadece bir kaç derin nefes al. Derin nefes al ve derin nefes ver, sadece iki dakika bunu yaptıktan sonra öfkenin ne durumda olduğuna bak. Zihnin kafasını karıştırmış oluyorsun; o bu iki şeyi birbiriyle bağdaştıramıyor. “Ne zamandan beri” diye sormaya başlıyor zihin, “öfkeli birisi derin nefes alıyor? Neler oluyor burada?”

Yani ne istersen yap ama asla aynı şeyi tekrarlama; püf noktası bu. Yoksa her üzgün oluşunda düş almaya başlarsan, zihin onu da alışkanlık edinecektir. Üç, dört kereden sonra zihin öğrenir: “Her şey yolunda. Üzgünsün, o yüzden duş alıyorsun”. O zaman bu üzüntünün, o paketin bir parçası haline gelir. Hayır, asla aynı şeyi tekrar etme. Her seferinde zihni şaşırtmaya devam et. Yaratıcı ol, yeni şeyler icat et.

Ortağın bir şey söylüyor ve öfkeleniyorsun. Hep ona vurmak veya bir şeyler fırlatmak istemiştin. Bu sefer bir değişiklik yap: git sarıl ona! Onu güzelce bir öpüp, şaşırt onu da. Böylece hem zihnin şaşırmış olacak hem de ortağın. Bir anda bazı şeyler artık eskisi gibi olmayacak. O zaman zihninin bir mekanizma olduğunu, yeni şeyler karşısında nasıl yenik düştüğünü, yeni şeylerle nasıl baş edemediğini göreceksin.

Pencereyi aç ve bırak taze bir meltem içeri girsin.

ÖFKE KALIBINI DEĞİŞTİR

Bir şeyleri binbir kere dışarı atsan da, temeldeki kalıp değişmezse, onları yeniden biriktirirsin. Enerjiyi dışarıya salmakta hiçbir sakınca yok- bu iyi bir şey- ama bunun kalıcı hiçbir tarafı da yok.

Doğu’nun yöntemleri Batı’nınkilerden tamamen farklı. Onlar katartik değil; tam tersine onlar seni kendi kalıbınla karşı karşıya getiriyor. Enerjinin bastırılmış olmasıyla ilgilenmiyorlar. Onlar kalıbın kendisiyle, o enerjiyi yaratan, bastıran, seni sinirli, üzgün, bunalımlı ve nevrotik yapan içsel mekanizmalarla ilgileniyor. Bu kalıbın kırılması gerekiyor. Enerjiyi salmak çok kolay ama kalıbı kırmak güç; zor bir iş bu.

Şimdi bu kalıbı değiştirmek için bir şey yapmayı dene.

Her gün, on beş dakika boyunca, ne zaman sana uyuyorsa, bir zaman belirle ve odanın kapısını kapatıp sinirlen- ama bu siniri dışarıya atma. Onu zorlamaya devam et, sinirden neredeyse çıldır ama onu dışarı salma. Hiçbir dışavurum yok…yastığa vurmak bile. Onu yapabileceğin her şekilde bastır- beni takip edebiliyor musun? Katarsisin tam karşıtı bu.

Midende, bir şeyler patlamak üzereymiş gibi bir gerginlik hissediyorsan, mideni içeri çek; onu olabildiğince gergin hale getir. Omuzlarının gerildiğini hissediyorsan, onları daha da ger. Bırak tüm bedenin mümkün olabildiğince gerilsin, neredeyse çıkış noktası olmayan bir volkan gibi kaynasın. Hatırlanması gereken nokta bu- salmak, dışa vurmak yok. Bağırma, yoksa miden gevşeyecektir. Hiçbir şeye vurma, yoksa omuzların gevşeyip, rahatlayacaktır.

On beş dakika boyunca ısın dur, sanki yüz dereceye çıkıyormuş gibi kız. On beş dakika boyunca bu gerginliği bir doruk noktasına doğru taşı. Saatini kur ve çalmaya başladığında, elinden gelenin en fazlasını yapmaya çalış.

Saat sustuğunda, sessizce otur, gözlerini kapa ve sadece olup bitenleri izle. Bedeni gevşet.

Bunu iki hafta boyunca tekrarla. Sistemi bu şekilde kızdırmak, kalıplarının erimesini sağlayacaktır.

HAYIR”IN DERİNLERİNE İN

Her akşam, altmış dakikalığına şu yöntemi dene. İlk kırk dakika boyunca olumsuzlaş, olabildiğince olumsuz ol. Kapıları kapat, odanın etrafına yastıklar koy, telefonu fişten çek ve bir saat boyunca rahatsız edilmemek istediğini herkese söyle. Kapıya, bir saat boyunca tamamen kendi başına bırakılman gerektiğini söyleyen bir yazı as. Odayı olabildiğince loşlaştır. Kasvetli bir müzik çal ve kendini ölü gibi hisset.

Oturduğun yerde kendini olabildiğince olumsuz hisset. “Hayır”ı bir mantra gibi tekrarla. Geçmişte kendini son derece donuk ve ölü gibi hissettiğin, kendini öldürmek istediğin, yaşamın tadının tuzunun kalmadığı sahneleri canlandır ve abart onları. Etrafında tümüyle bu durumu yarat. Zihnin araya girecektir. Sana, “Ne yapıyorsun? Öyle güzel bir gece ki bu, hem de dolunay var” diyecektir. Ona kulak asma. Ona daha sonra geri dönebileceğini fakat şu anda kendini tamamen olumsuzluğa adadığını söyle. Dini bir gereği yerine getiriyormuşçasına olumsuz ol. Ağla, zırla, bağır, küfret- içinden ne geliyorsa yap. Ama bir şeyi unutma: mutlu olmamalısın. Mutluluğa hiçbir şekilde geçit verme. Kendini yakaladığın anda hemen kendine bir tokat at! Kendini olumsuzluğa geri döndür. Yastıkları dövmeye, onlarla kavga etmeye, üzerlerinde tepinmeye başla. İğrenç ol! Bu kırk dakika boyunca olumsuz kalabilmek çok zor gelecektir.

Zihnin temel kanunlarından biridir bu- bilinçli olarak her ne yaparsan, aslında onu yapamazsın çünkü bir şeyi bilinçli olarak yaptığında bir mesafe hissetmeye başlarsın. Onu yapıyor olsan da hala bir tanıksındır; yaptığın şeyin içinde kaybolup gitmezsin. Bir mesafe doğmuştur ve o mesafe müthiş güzel bir şeydir. Ama o mesafeyi yaratmanı söylemiyorum. O bir yan üründür- onun hakkında endişelenmene gerek yok.

Bu tüm olumsuzluğu kökünden söküp atacak, sana “evet”e dair yepyeni bir bakış kazandıracaktır. Seni tamamen temizleyecektir. Hiç kimse “hayır”ın derinlerine dalmadan, “evet”in zirvesine ulaşamaz. Önce hayır diyen biri olman gerekir ki, evet bundan doğsun.

KAPLANI SERBEST BIRAK

Yaşam öyle engin bir olgu ki onu kontrol etmek imkansız. Onu gerçekten kontrol altında tutmak istiyorsan, kesip, biçerek asgariye indirmen lazım; onu ancak o zaman idare edebilirsin. Yoksa yaşam vahşidir. Bulutlar ve yağmur kadar, rüzgar, ağaçlar ve gökyüzü kadar vahşidir.

Geceleri bir meditasyona başla. Hiçbir şekilde insan değilmişsin gibi hisset sadece. İstediğin hayvanı seçebilirsin. Kedileri seviyorsan, kedi uygundur. Köpekleri seviyorsan köpek de olur….veya kaplan ol- dişi, erkek fark etmez- ne istersen olur. O hayvana dönüş. Odada dört ayak üstünde dolaşarak, o hayvana dönüş.

On beş dakika boyunca bu fantezinin çıkarabildiğin kadar keyfini çıkar. Bir köpek gibi havla ve köpekten beklenebilecek şeyleri yap; gerçekten yap bunları! Bunun tadını çıkar ve hiçbir şeyi kontrol etme. Bir köpek hiçbir şeyi kontrol edemez- köpek olmak demek mutlak özgürlük demektir- yani o anda içinden ne geliyorsa onu yap. İnsana ait kontrol özelliğini o anın içine taşıma. Gerçekten dik başlı bir köpek ol! On beş dakika boyunca odanın etrafında dolaşıp havla, zıpla. Bunu yedi gün boyunca yap- faydasını göreceksin.

Fazla görgülü, fazla medenileşmiş biri olmak sana köstek olabilir. Biraz daha hayvani bir enerjiye ihtiyacın var. Aşırı medeniyet, insanı felç eden bir şeydir. Küçük dozlarda faydalıyken, fazlası çok tehlikelidir. Kişi daima hayvan olabilme kapasitesini barındırmalıdır. Biraz vahşileşmeyi öğrenebilirsen, tüm sorunların yok olacaktır. Bu yüzden bu akşamdan başla- ve bunun keyfini çıkar!

KRİZE MÜDAHALE ETMEK

Dışarıdan baskı gibi müdahaleler olduğu zamanlarda- ki bu hayatta çok sık olacaktır- meditasyona doğrudan girmek zorlaşır. Bu yüzden meditasyondan önce, on beş dakikalık bir süre boyunca bu baskıyı silmek için bir şey yapman gerekiyor; ancak öylelikle meditasyona girebilirsin, yoksa giremezsin.

On beş dakika boyunca sessizce oturup dünyanın bir rüyadan ibaret olduğunu düşün- zaten öyledir de! Tüm dünyanın bir rüya olduğunu ve hiçbir şeyin önemi olmadığını düşün. Birincisi bu.

İkinci olarak da er ya da geç, sen de dahil her şeyin yok olacağını hatırla. Sen hep burada değildin ve sonsuza kadar burada olmayacaksın. Demek ki, hiçbir şey kalıcı değil.

Üçüncü olarak, yalnızca bir tanık olduğunu hatırla. Bu gelip geçen bir rüya, bir film.

Bu üç şeyi hatırla; bu dünyanın tümüyle bir rüya olduğunu, her şeyin, senin bile gelip geçici olduğunu unutma. Ölüm yaklaşıyor ve varolan tek gerçek tanıktır, yani sen sadece bir tanıksın. Bedeni gevşetip, on beş dakika boyunca tanık olduktan sonra, meditasyona başla. Meditasyona kolaylıkla girebilecek, hiçbir sorunla karşılaşmayacaksın.

Ama meditasyonun kolaylaştığını hissettiğin anda dur; yoksa bu bir alışkanlığa dönecektir. Bu yöntemin ancak meditasyona girmenin zor olduğu belli durumlarda kullanılması gerekiyor. Her gün yaparsan iyi gelecek ama etkisini kaybetmeye ve işe yaramamaya başlayacaktır. Bu yüzden bunu bir ilaç olarak kullan. İşler ters gittiğinde, zorlaştığında, yolu açması ve rahatlamanı sağlaması için kullan bunu.

SEFALETİN TAİ CHİ’Sİ

Kendini sefil bir şekilde hissetmeye başladığında, bu ruh haline yavaş bir şekilde, hızlı değil, ağır hareketlerle, Tai Chi hareketleriyle gir.

Üzgün hissediyorsan, gözlerini kapa ve bırak film ağır çekimde aksın. Onun içine yavaş, yavaş, etrafını tümüyle görebilen bir görüş açısıyla, bakarak, olup bitenleri izleyerek gir. O kadar yavaş gir ki, her sahneyi, her teli, tek tek görebilesin. Öfkeleniyorsan, öfkeye çok yavaş bir şekilde adım at.

Sadece bir kaç gün boyunca, yavaş hareket et ve başka şeylerde de yavaşla. Örneğin yürüyorsan, şimdiye kadar yürüdüğünden daha yavaş yürü. Yemek yerken daha yavaş ye ve lokmalarını daha fazla çiğne. Normalde yirmi dakikada yaptığını otuz dakikada yap, her şeyi yüzde 50 oranında yavaşlat. Gözlerini hızla açıyorsan, daha yavaş aç. Duşunu normalde aldığın sürenin iki katı sürede al; her şeyi yavaşlat.

Her şeyi yavaşlattığında, otomatik olarak tüm mekanizman da yavaşlar. Mekanizma birdir- yürürken, konuşurken, öfkelenirken kullandığın hep aynı mekanizmadır. Değişik mekanizmalar söz konusu değildir; hepsi tek bir organik mekanizmadır. Bu yüzden, her şeyi yavaşlattığında, şaşırtıcı bir şekilde, üzüntün, sefaletin, öfken, şiddetin- hepsi yavaşlayacaktır.

Bu muazzam bir deneyim yaratır: düşüncelerin yavaşlar, arzuların yavaşlar, eski alışkanlıkların yavaşlar.

Örneğin, sigara içiyorsan, elin çok yavaşça hareket eder….cebine girer…sigarayı çıkarır… onu ağzına koyar…kibrit kutusunu çıkarır. Tüm bunları öyle ağırdan alırsın ki, tek bir sigarayı içmen neredeyse yarım saat sürer! Şaşıracaksın; her şeyi nasıl yaptığını görebilmeye başlayacaksın.

AY GÜNCESİ

Ay kişiyi bazen büyük ölçüde etkileyebilir, bu yüzden bunu takip et ve bundan faydalan. En az iki ay boyunca her günü kaydet ve bunu aya göre yap. Yeni aydan başlayıp o günün genelinde nasıl hissettiğini kaydet; sonra ertesi günü, üçüncü günü, sonra dördüncüyü ve dolunaya kadar her günü kaydet. Dolunay küçülürken de kaydetmeye devam et. Belli bir ritmin var olduğunu, ruh hallerinin aya göre gittiğini görebileceksin.

Kendi grafiğini keşfettikten sonra ondan birçok şekilde yararlanabilirsin. Yarın ne olacağını önceden bilip, ona göre hazırlıklı olabilirsin. Üzgün olacaksan, üzüntünün tadını çıkar. O zaman onunla savaşmaya gerek kalmıyor. Savaşmak yerine ondan faydalan çünkü üzüntüden de faydalanılabilir.

KÖPEK GİBİ NEFES AL

Göbeğinde düğümler hissettiğin zamanlarda, köpek gibi yürüyüp nefes almaya başla. Dilinin dışarı sarkmasına izin ver. Tüm kanal açılacaktır. Bu şekilde nefes almak çok etkili olabilir. Bu şekilde yarım saat nefes aldığında, öfken çok güzel bir şekilde akacaktır. Tüm bedenin buna dahil olacaktır.

Arada sırada odanda bunu yapmayı dene. Bir aynanın karşısına geçip havlayıp, hırlayabilirsin! Üç hafta içinde bir şeylerin çok, çok derinlere gitmekte olduğunu hissedeceksin. Öfke bir kez rahatlayıp, yok olduğunda, kendini özgür hissedeceksin.

OLUMSUZU KABULLEN

Kişinin, kendi varlığının olumsuz taraflarını da kabul etmeyi öğrenmesi gerekiyor; kişi ancak o zaman bütün olabilir.

Hepimiz yalnızca olumlu tarafı yaşamak istiyoruz. Mutlu olduğunda bunu kabul ediyorsun; mutsuz olduğunda ise reddediyorsun. Ama bu ikisi de sensin. Her şey akıyorken müthiş hissediyorsun; her şey durup, durgunlaştığında cehennemdeymiş gibi hissediyorsun. Ama bu ikisinin de kabullenilmesi gerekiyor. Hayat böyle bir şey: hayat içinde hem cenneti hem cehennemi birlikte barındırıyor. Cennet-cehennem ayrımı sahte bir ayrımdır. Ne yukarıda bir cennet, ne de aşağıda bir cehennem vardır; ikisi de buradadır. Bir an cennette, diğer an cehennemdesindir.

Kişi kendi olumsuz tarafını da kavramalı ve o konuda rahatlayabilmelidir. O zaman bir gün şaşırarak göreceksin ki, bu olumsuz taraf hayata tat, tuz katıyor. Bu gereksiz bir şey değil; hayata lezzet veriyor. Yoksa hayat son derece donuk ve tekdüze olurdu. Düşün ki kendini hep sadece daha mutlu, daha mutlu, daha mutlu hissediyorsun… Ne yapardın o zaman? O mutsuzluk anları hayata yeniden tat, tuz, arayış, macera katıyor. Yeniden iştah kazanıyorsun.

Varlığına bütünüyle sahip çıkmalısın. İyisiyle, kötüsüyle her yönünü kabullenmelisin kendinin. Herhangi bir şeyden kurtulmak söz konusu değil. Kimse asla hiçbir şeyden kurtulmuyor, kişi sadece yavaş, yavaş her şeyi kabullenmeyi öğreniyor. İşte o zaman karanlıkla ışık arasında bir ahenk oluşmaya başlıyor ve bu çok güzel bir şey. Yaşam zıtlık sayesinde bir ahenge dönüşüyor.

Bu yüzden, bu anları da yaşamaya çalış. Sorun yaratma. “Ne yapsam da şu huzursuzluktan kurtulsam?” diye düşünme. Huzursuzsan, huzursuz ol! Mutsuzsan mutsuz ol, büyütme bunu- sadece mutsuz ol; zaten başka ne yapabilirsin ki?

Bu tıpkı iklimlere benzer: yazın hava ısınır, bu konuda elinden ne gelebilir? Hava sıcakken, ısın ve terle, soğuduğunda ise titre ve keyfine bak! Yavaş, yavaş zıt kutupların arasındaki ilişkiyi görmeye başlayacaksın. Ve bu kutuplaşmayı anladığın gün müthiş bir anlayışa ermiş, büyük bir şey keşfetmiş olacaksın.

DOKUZUNCU BULUT ÜZERİNDE

Mutluluk son derece belli belirsiz bir şeydir; bulut gibi tanımsız ve sürekli değişkendir. Ne geçici ne de kalıcıdır. Ebedidir. Ama ölü değil, capcanlıdır. O yaşamın kendisidir, yani ne durağan, ne de hareketlidir. Sürekli değişir durur. İşte mutluluğun paradoksu budur: ebedi ama değişken, her an yeni ama daima kadim oluşu. Bir bakıma o hep vardı; bir bakıma her an mutluluktan sarhoş ve heyecan dolu hissedeceksin. Her an onun tarafından şaşırtılacaksın. Mutluluk bu yüzden böylesine bulutumsudur ve ne anlık, ne de kalıcı olarak sınırlandırılamaz.

Etrafında bu mutluluk bulutunu hissetmeye başla. Sessizce otururken bir bulutun etrafını sardığını hisset. Kendini o bulutun, içinde rahat bıraktığında, onun bir kaç gün sonra bir gerçekliğe dönüştüğünü göreceksin. Çünkü o orada; yalnızca sen henüz onu hissedemedin. O orada. Herkes bu mutluluk bulutunun içinde yaşıyor- kişinin sadece bunu görmesi gerekiyor, hepsi bu. Biz onunla doğduk. Bizim auramız, bizim asıl doğamız o. Bu yüzden arada sırada sadece sessizce, oturup gevşe ve etrafını saran, sürekli değişse de hep seninle kalan bir mutluluk bulutunun içinde kendini kaybettiğini hisset.

Kendini kaybetmeye başladıkça git gide daha mutlu hissedecek, mest olacaksın. Senin tamamen kaybolduğun ve geriye yalnızca bulutun kaldığı ender anlar gelecek. İşte bunlar satori veya samadhi anlarıdır. Onlar hakikate atılan ilk bakışlardır; uzak bakışlar da olsalar…

Tohum bir kez orada olduğunda, ağaç arkasından gelecektir.

BUNU HAYAL ET!

Güçlü bir hayal gücüne sahipsen ve bu kapasiteni bilinçli bir şekilde kullanabiliyorsan, bunun müthiş faydası olabilir. Bilinçli olarak kullanamadığında ise bu bir engele dönüşür. Kişi kapasiteye sahipse onu kullanmalıdır; yoksa yolunu tıkayan bir kayaya dönüşür bu. Kişi onun üzerinden atlayıp, onu bir atlama taşına dönüştürmelidir.

Şu üç şeyi yap:

Birincisi: kendini olabildiğince mutlu olarak hayal et. Bir kaç hafta içinde nedensiz yere çok mutlu olmaya başladığını göreceksin. Bu uykudaki kapasitenin kanıtı olacak. Demek ki sabah ilk iş olarak kendini müthiş derecede mutlu olarak hayal etmelisin. Yataktan çok mutlu bir ruh halinde çık- ışık saçar, için içine sığmaz bir halde, sanki o gün kusursuz, inanılmaz derecede değerli bir şey olacakmış gibi bir beklenti içinde ol. Son derece olumlu ve umutlu bir ruh halinde, o gün sıradan bir gün olmayacakmış, sıradışı, olağanüstü bir şeyler seni bekliyormuş, çok yakınındaymış hissiyle çık yataktan. Gün boyunca bu hissi tekrar, tekrar hatırlamaya çalış. Yedi gün içinde göreceksin ki tüm davranış biçimin, tüm alışkanlıkların, tüm titreşimin bambaşka bir hale gelmiş.

İkincisi: gece yatarken kendini Tanrı’nın ellerine bıraktığını hayal et sadece…varoluş sana arka çıkıyormuş, sanki onun kucağında uykuya dalıyormuşsun gibi hisset. Sadece bunu hayal et ve uykuya dal. Bu hayali sürdürerek uykunun gelmesini bekle ki hayal gücü uykunun içine işlesin ve bu ikisi iç içe geçsin. İkincisi de bu.

Üçüncüsü: olumsuz hiçbir şey hayal etme çünkü hayal gücü kapasitesine sahip olan kişiler, olumsuz şeyler hayal ettiklerinde bunlar gerçek olmaya başlar. Hastalanacağını düşünürsen, hastalanırsın. Birinin gelip sana kabaca davranacağını düşünürsen öyle davranır. Bu durumu senin kendi hayal gücün yaratacaktır.

Önce sabah ve akşam canlandırmalarına başla ve gün boyunca olumsuz hiçbir şey hayal etmemeyi unutma. Öyle bir düşünce geldiğinde onu hemen olumlu bir şeye çevir. Ona hayır de. Ondan hemen vazgeç ve fırlatıp at onu.

GÖBEĞİNDEN GÜLÜMSE

Yapacak bir şeyin olmadan, öylece oturduğun anlarda sadece çeneni gevşetip, ağzını hafifçe aç. Ağızdan nefes almaya başla ama derin değil. Bırak bedenin nefes alsın, yani nefes yüzeysel olacak ve git gide daha da yüzeyselleşecektir. Nefesinin çok yüzeysel bir hale geldiğini, ağzının açık, çenenin gevşemiş olduğunu hissettiğinde tüm bedenin son derece gevşemiş olacak.

İşte o an bir gülümsemenin belirmeye başladığını ama bunun yüzünde değil, içsel varlığının her yanında meydana geldiğini hisset. Bunu yapabileceksin. Dudaklarda oluşan bir gülümseme değil; sadece içinde yayılan varoluşsal bir gülümsemedir bu.

Bunu bu akşam denersen ne olduğunu kavrarsın…çünkü bu anlatılabilecek bir şey değil. Dudaklarınla, yüzünle gülmene gerek yok; sanki göbeğinden gülüyorsun, sanki göbeğin gülümsüyor. Bu bir gülümseme, kahkaha değil; çok yumuşak, hassas ve narin bir şey. Sanki göbeğinde küçük bir gül açıyormuş, kokusu tüm bedenine yayılıyormuş gibi bir şey.

Bu gülümsemenin ne olduğunu bir kez kavradığında, yirmi dört saat boyunca mutlu kalabileceksin. O mutluluğu özlemeye başladığını hissettiğinde sadece gözlerini kapa ve o gülümsemeyi yeniden yakala; o hep orada duruyor olacak. Gün boyunca istediğin kadar çok kere onu yakalayabilirsin. O her zaman orada.

ÇİN SEDDİNİ YIK

Birçok insan tüm hayatları boyunca her şeyde belli bir yere kadar gidiyor. Kızmışsan bir yere kadar kızarsın. Üzgünsen bir yere kadar üzülürsün. Mutluysan bir yere kadar mutlu olursun. Asla ötesine geçmediğin nazik bir çizgi vardır; her şey oraya kadar gelir ve durur. Bu neredeyse otomatikleşmiştir; o çizgiye ulaştığın anda vazgeçersin.

Herkese öğretilmiştir bu: belli ölçüde kızmaya iznin olduğu çünkü ondan sonrasının tehlikeli olabileceği. Belli ölçüde mutlu olmana izin verilir çünkü mutluluk çıldırtıcı olabilir. Belli bir noktaya kadar üzülmene izin vardır çünkü ondan sonrası intihara yol açabilir. Bu şekilde eğitildin ve kendinle diğer herkes arasında bir Çin Seddi duruyor. Asla onun ötesine geçmiyorsun. Sahip olduğun tek alan, tek özgürlük orası bu yüzden mutlu veya neşeli olduğunda Çin Seddi araya giriyor. Demek ki onun farkında olman gerek.

Şu deneyi yapmaya başlarsan müthiş derecede faydası olacaktır bunun; buna abartma yöntemi denir. Bu en eski Tibet meditasyon yöntemlerinin biridir. Üzgün hissediyorsan gözlerini kapa ve üzüntüyü abart. Ona mümkün olduğunca kendini kaptır, sınırın ötesine geç. İnlemek, ağlayıp, zırlamak istiyorsan yap bunu. Yerde yuvarlanmak istiyorsan yuvarlan ama olağan sınırlarının ötesine geçip, daha önce hiç gitmediğin yere kadar git.

Bunu abart çünkü içinde yaşamış olduğun o daimi sınır öylesine adet haline gelmiş ki, onun ötesine geçemedikçe, farkına da varamayacaksın. O senin zihinsel alışkanlıklarının bir parçası, bu yüzden öfkelenebilirsin ama o sınırın ötesine geçmediğin taktirde bunun farkında olamayacaksın. Sonra aniden bunun farkına varacaksın çünkü daha önce hiç gerçekleşmemiş olan bir şey gerçekleşiyor olacak.

Üzüntü, öfke, kıskançlık- o anda her ne hissediyorsan onunla- ve özellikle de mutlulukla dene bunu. Mutlu olduğun zaman sınır tanıma. Git, sınırların dışına taş: danset, şarkı söyle veya koştur. Cimrilik etme.

Sınırı çiğnemeyi ve aşmayı bir kez öğrendiğinde, kendini tamamen farklı bir dünyada bulacaksın. İşte o zaman tüm hayatın boyunca neyi kaçırmakta olduğunu göreceksin.

O Çin Seddi’yle birçok kez karşı karşıya kalacaksın ama git gide onun nasıl dışına çıkabileceğini öğrenmeye başlayacaksın çünkü gerçekten orada değil o, sadece bir inanıştan ibaret…

ÖZEL BİR DÜNYA YARAT

Bu yöntemi her gece tekrarla. Bu üç adımdan oluşur.

İlk yedi gün boyunca, ilk adım: yatakta uzan veya otur ve ışıkları kapatıp, karanlıkta ol. Geçmişte yaşamış olduğun herhangi güzel bir anı hatırla. Herhangi güzel bir an….en iyisini seç sadece. Çok sıradan bir şey olabilir çünkü bazen sıradan yerlerde, sıradışı şeyler gerçekleşir.

Sadece hareketsizce oturuyor, hiçbir şey yapmıyorsun ve yağmur damlaları damın üzerine düşüyor. O anın kokusu, sesi….seni sarıp sarmalıyor ve o anda bir şey tırak diye yerine oturuyor ve kendini kutsal bir anın içinde buluyorsun. Ya da bir gün sokakta yürürken aniden ağaçların arkasından gelen güneş ışığı üzerine vuruyor ve tırak!- bir şey açılıyor. Bir anlığına başka bir dünyaya taşınıyorsun.

Anını seçtikten sonra onu bir hafta boyunca kullan. Öylece gözlerini kapa ve onu yeniden yaşa. Ayrıntılara gir. Yağmur damlaları damın üzerine düşüyor…o pıt, pıt sesi…koku…o anın kendine has dokusu… Bir kuş şakıyor, bir köpek havlıyor… yere bir tabak düşüyor- seslerin hepsi. Tüm açılardan, çok boyutlu olarak, tüm duyuları kullanarak ayrıntılara gir. Her akşam daha da derin ayrıntılara daldığını hissedip, o anı gerçekten yaşarken bile kaçırmış olabileceğin ama zihninin kaydettiği bazı şeyleri bile hatırlayabilirsin. Sen anı kaçırsan bile zihin kaydetmeye devam eder.

Deneyimlemiş olduğunu fark etmediğin incecik farkları hissetmeye başlayacaksın. Bilincin o ana odaklandığında, o an yeniden orada olacaktır. Yeni şeyler hissetmeye başlayacaksın.

Aniden onların hep orada durduğunu, ancak o anda senin onları kaçırmış olduğunu fark edeceksin. Ama zihin her şeyi kayda geçiyor. Çok ama çok güvenilir bir uşak o, muazzam bir kapasiteye sahip.

Yedinci güne geldiğinde, bu anı öylesine berrak bir şekilde görmeye başlayacaksın ki, şimdiye kadar hiçbir gerçek anı böylesine berrak olarak görmemiş olduğunu hissedeceksin.

Yedi günden sonra aynı şeye devam et ama bir şey daha ekleyerek: sekizinci gün etrafındaki havayı hisset. Havanın seni her yönden- bir metreye kadar- çepeçevre sarışını hisset. O ana dair bir auranın seni sarmaladığını hisset. On dördüncü güne doğru, o bir metrelik mesafenin dışında bambaşka bir boyutun varolduğunun bilincinde olsan da, neredeyse tümüyle farklı bir dünyanın içinde kalabilmeye başlayacaksın.

Sonra üçüncü haftada yeni bir şeyin daha eklenmesi gerekiyor. Anı yaşa, etrafın onunla sarılı olsun ve şimdi hayali bir anti-hava yarat.

Örneğin kendini çok iyi hissediyorsun; etrafın bir metrelik mesafede o iyilik, o tanrısallıkla çevrili. Şimdi şöyle bir durumu farz et: biri sana hakaret ediyor ama hakaret ancak sınıra kadar gelebiliyor. Orada bir çit var ve hakaret sana işleyemiyor. Bir ok gibi gidip, orada yere düşüyor. Veya üzücü bir anı hatırla: kırgınsın ama o kırgınlık etrafını saran cam duvara kadar gelip, yere düşüyor. Asla sana ulaşamıyor. Eğer ilk iki hafta iyi gitmişse, üçüncü hafta her şeyin ancak o bir metrelik sınıra kadar gelebildiğini ama hiçbir şeyin sana nüfuz edemediğini görebilmeye başlayacaksın.

Sonra dördüncü hafta itibariyle o aurayı korumaya devam et. Pazara giderken veya insanlarla konuşurken onu sürekli aklında tut.

Müthiş bir heyecan duyacaksın. Dünyanın içinde varlığını sürdürürken, kendine ait, özel bir dünya sürekli seninle olacak.

Bu seni şimdi’de yaşayabilecek hale getirecek çünkü aslında her an binlerce şeyin bombardımanına uğramaktasın. Onlar senin dikkatini çekiyor ve etrafında koruyucu bir aura yoksa savunmasız kalıyorsun. Bir köpek havlıyor ve aklın bir anda o tarafa çekiliyor. Köpek hafızana giriyor. Hafızanda geçmişten kalma birçok köpek mevcut. Arkadaşının bir köpeği var; şimdi köpekten arkadaşına geçmiş oldun, oradan da onun bir zamanlar aşık olduğun kız kardeşine geçeceksin. İşte tüm saçmalık böyle başlıyor. Köpek şimdi havlıyorken seni geçmişte bambaşka yerlere götürmüş oldu. Seni geleceğe de götürebilir, bunu kimse bilemez. Her şey seni her yere götürebilir; bu çok karmaşıktır.

Bu yüzden kişinin kendisini saran, koruyucu bir auraya ihtiyacı vardır. Köpek havlamaya devam eder ama sen kendi içinde oturaklı, sakin, sessiz ve merkezde kalırsın.

Bu aurayı birkaç günlüğüne veya birkaç aylığına yanında taşı. Artık ona ihtiyacın kalmadığını gördüğünde bırakabilirsin onu. Şimdi ve burada olmayı bir kez öğrendiğinde, bir kez onun keyfine, muazzam mutluluğuna vardığında, aurayı bırakabilirsin.

MUTLU AYAKLAR

Kahkaha attığında, kahkaha tüm bedeninden geçmeli, anlaşılması gereken nokta bu. Yalnızca dudaklarınla, yalnızca boğazınla da kahkaha atabilirsin ama bu fazla derin olmayacaktır.

Odanın ortasında, yere otur ve sanki kahkaha ayak tabanlarından geliyormuş gibi hisset. Önce gözlerini kapa, sonra da kahkaha dalgalarının ayaklarından yayılışını hisset. Bunlar son derece belli belirsiz olacaktır. Sonra göbeğe ulaşıp, daha görünür hale geleceklerdir; göbek sallanmaya ve titremeye başlayacaktır. Onu oradan kalbine taşı, o zaman kalbin dopdolu hissedecek. Oradan da boğazına ve dudaklarına doğru çıkart. Dudakların ve boğazınla kahkaha atabilirsin; kahkahaya benzer sesler çıkarabilirsin ama bu ne gerçek bir kahkaha olacak ne de fazla bir işe yarayacaktır. Bu yine ancak mekanik bir hareket olarak kalacaktır.

Gülmeye başladığında küçük bir çocuk olduğunu hayal et. Kendini gözünde küçük bir çocuk olarak canlandır. Küçük çocuklar kahkahayla gülerken yerde yuvarlanmaya başlarlar. İçinden geliyorsa sen de yerde yuvarlanmaya başla. Tüm amaç buna tüm benliğinle dahil olmak. Çıkan ses, bu dahil oluş kadar anlamlı değildir. Bu bir kez başladığında ne olduğunu anlayacaksın.

İlk iki, üç gün boyunca sana bunun olup olmadığını anlayamayabilirsin ama olacaktır. Onu köklerinden al, getir- tıpkı açan bir çiçeğin, ağacın köklerinden yola çıkışı gibi. Git gide yukarı çıkar. Daha önce hiçbir aşamada göremezsin; yalnızca yukarı ulaşıp çiçeklendiğinde görebilirsin onu. Ama o köklerden, yerin çok derinlerinden geliyordur. En derinlerden beri yoldadır.

Kahkaha da aynen bu şekilde önce ayaklardan başlayıp, yukarı doğru yol almalıdır. Bırak tüm bedenin onunla sarsılsın. O titreşimi hisset ve onunla işbirliği içinde ol. En başta biraz abartman gerekse de bunun faydası olacaktır. Elinin titrediğini hissediyorsan, daha çok titremesine yardım et ki enerji daha çok dalgalanmaya, akmaya başlasın. Sonra yerde yuvarlanıp, gülmeye başla.

Bunu akşam uykuya yatmadan önce yap. On dakika yeterlidir, sonra uyu. Sabah yeniden, bunu ilk iş olarak yatakta tekrar edebilirsin. Gece gülüşü yeni bir uyku akımı yaratacaktır. Rüyaların daha neşeli, daha gümbür, gümbür olacak ve sabah gülüşüne de yardımları dokunacak; ona fon oluşturacaklardır. Sabah gülüşü ise tüm günün akışını belirleyecektir. Sabah ilk iş olarak ne yaparsan, bu her ne olursa olsun gününün akışını belirler.

Eğer ilk önce öfkelendiysen bu zincirleme gidecektir. Bir öfke diğerine, o da bir başka öfkeye neden olacaktır. Kendini son derece kırılmaya açık hissettiğin için en küçük şeyler seni incitir, hakaret gibi gelir. Her şey peş peşe gider. Güne başlamanın en iyi yolu gülmektir ama bırak bu bütün bir şeye dönüşsün. Gün boyunca, ne zaman fırsat bulsan, kaçırma- kahkahayla gül!

EVET MANTRASI

Ben sana hayata, aşka, insanlara evet demeyi öğretiyorum. Evet, dikenler de var ama oturup onları saymaya da gerek yok. Onları görmemezlikten gel; gül üzerine meditasyon yap. Eğer meditasyonun gülün derinlerine inerse, gül de senin içinde derinlere inecek ve dikenleri daha da küçülecektir. Bir an gelecek ve gül seni tamamen ele geçirmiş, o anda dünyada artık hiçbir diken kalmamış olacak.

Enerjini “evet”e yatırmaya, “evet”i bir mantraya çevirmeye başla. Her gece uyumadan önce “evet…evet…” diye tekrar edip, onunla aynı frekansa gir. Onunla birlikte sallanıp, tepeden tırnağa tüm benliğini ele geçirmesine izin ver. Bırak içine işlesin. “Evet…evet…evet” diye tekrar et. Her gece on dakika boyunca, bırak bu senin duan olsun ve sonra uyu.

Sabah erkenden, yine, en az üç dakika boyunca yatağında oturup bunu yap. İlk işin “evet” i tekrar edip o hissin içine girmek olsun.

Gün boyunca, ne zaman olumsuz hissetmeye başlarsan, yolda, herhangi bir yerde dur. Yüksek sesle “Evet…evet” diyebiliyorsan iyi, yoksa en azından sessizce, “Evet…evet” diyebilirsin. Üç hafta boyunca “evet”i yap.

ÜZÜLME, ÖFKELEN!

Öfke ve üzüntü aynı şeydir. Üzüntü öfkenin pasif hali, öfke ise üzüntünün harekete geçmiş halidir. Üzgün bir kişinin öfkelenmesi zordur. Üzgün birini kızdırabilirsen, üzüntüsü anında yok olacaktır. Öfkeli birinin ise üzülmesi çok zordur. Onu üzgün hale getirebildiğin anda, öfkesi kaybolacaktır.

Tüm duygularımızda temel kutuplaşma hüküm sürer- erkek ve kadın, yin ve yang, eril ve dişi. Öfke eril, üzüntü ise dişidir. Yani üzüntüyle aynı frekanstaysan öfkeye geçmen zordur ama senden yapmanı istediğim şey bu. Bunu dışa vur, hareketlerinle ortaya koy. Saçma gibi görünse de, kendi gözünde aptal durumuna düşmek pahasına da olsa yine de ortaya koy!

Öfke ve üzüntü arasında gidip, gelebilirsen, ikisi de aynı şekilde kolaylaşacaktır. Bunların üstüne çıkacak ve o zaman her şeyi dışarıdan izleyebileceksin. Ancak perdenin arkasına geçip, bu oyunları oradan izleyebildiğinde, bu ikisinin de ötesine geçebilirsin. Ama önce bu ikisi arasında kolaylıkla hareket edebiliyor olman gerek; yoksa üzgün kalmaya devam edersin ve kişi ağır olduğunda, bir şeyleri aşması zordur.

Unutma; iki enerji, iki zıt enerji tıpatıp aynıdır, yüzde elli yüzde ellidir ve bu yüzden onların dışına çıkmak çok kolaydır çünkü onlar sürekli birbiriyle savaşıp, birbirlerini silerler ve sen ikisinin de eline düşmemiş olursun.

Üzüntün ve öfken yüzde elli yüzde ellidir, eşit enerjilerdir ve bu yüzden birbirlerini silerler. Bir anda özgür kalmış olur ve dışarı adım atabilirsin. Ama eğer üzüntü yüzde yetmiş, öfke yüzde otuz ise, bu işleri epey güçleştirir. Yüzde yetmiş üzüntüye karşı, yüzde otuz öfke demek, geride hala yüzde kırk oranında üzüntü kalacak demektir ve bu durumda senin onun dışına çıkman imkansız olacaktır. O yüzde kırklık kısım etrafta takılıp kalacaktır.

Demek ki içsel enerjilerin temel kaidelerinden biri budur; daima zıt kutupların eşit düzeye gelmesini sağlamakla onların dışına çıkabilirsin. Bu, iki insan kendi aralarında kavga ederken senin oradan kaçabilmene benzer. Onlar birbirleriyle öylesine meşguldür ki sen endişeye hiç gerek kalmadan oradan kaçabilirsin.

Zihnini bu işe karıştırma. Bunu bir alıştırmaya dönüştür. Bunu gündelik bir alıştırmaya dönüştürebilirsin; onun gelmesini beklemeyi unut. Her gün öfkelenmelisin- bu daha kolaydır. Zıpla, koş, bağır öfkeyi ortaya çıkar. Onu nedensiz yere ortaya çıkarabilmeye başladığında çok mutlu olacaksın çünkü artık özgürlüğün olacak. Aksi durumda öfke bile durumların egemenliğindedir; onun efendisi sen değilsin. Onu ortaya bile çıkaramazken, nasıl kurtulacaksın ondan?

Başta bu biraz garip ve inanılmaz görünecek çünkü şimdiye kadar hep öfkeni ortaya çıkaran şeyin başka birinin sana ettiği hakaretler olduğu teorisine inandın. Ama bu doğru değil. Öfke hep orada duruyordu; başkaları onun açığa çıkmasına bahane oluyordu sadece.

Kendine bir bahane bulabilirsin: seni öfkelendirebilecek ve geçmişte öfkelendirmiş de olan bir durum hayal et. Duvarla konuş, bir şeyler söyle. Kısa sürede duvar seninle konuşuyor olacak! Tamamen çıldır. Öfke ve üzüntüyü eşit düzeye, tam orantılı hale getirmen gerekiyor. Onlar birbirlerini silecek, sen de böylelikle bu durumun dışına çıkabileceksin.

George Gurdjieff buna- içsel enerjileri karşı karşıya getirip birbirlerini silmekle meşgul bırakıp kaçma fırsatını yakalamaya, sinsi adamın yolu derdi.

ARALARA DİKKAT ET

Esas olan aralarda, iki sözcüğün, iki düşüncenin veya iki duygunun arasında yatan boşluktur. Her nerede boşluk varsa- uykuyla uyanıklık, uyanıklıkla uyku arasında… Beden ve ruh arasında bir boşlukta- o arada… Aşk nefrete döneken- aşk olmaktan çıktığı ama henüz nefrete dönüşmemiş olduğu o boşlukta. Geçmiş geleceğe dönerken- artık yokken, ama gelecek de henüz gelmemişken aradaki o küçücük an- işte Şimdiki zaman, bu andır, odur. O kadar küçüktür ki zamanın bir parçası olduğu bile söylenemez. Bölünemez derecede küçüktür; parçalara ayrılamaz. O boşluk bölünmezdir ve her an bin bir şekilde gelir.

Ruh hallerin birinden diğerine değişip durur ve sen onların arasından geçersin. Yirmi dört saat içinde bu aralarla o kadar çok karşılaşıyoruz ki, onları kaçırıp duruyor oluşumuz mucize gibi. Ama asla o boşluğa bakmıyoruz; bu numarayı, boşluklara bakmamayı öğrenmişiz. O öyle küçük ki, gelip gittiğinde onun orada olmuş olduğunun farkına bile varmıyoruz. Bir şeyler ancak artık olmadığında, geçmişin bir parçasına dönüştüğünde onların farkına varıyoruz. Veya yolda olduklarında, geleceğin bir parçası olduklarında onları fark ediyoruz ama gerçekten orada oldukları zaman bir şekilde onları görmemeyi beceriyoruz.

Öfkeli olduğunda bunu görmezsin; sonradan pişman olursun. O çok yakınlaştığında onu hissedersin ve yeniden geliyor oluşu seni rahatsız eder. Ama o orada olduğu anda aniden kör, sağır, farkındalıktan yoksun ve bilinçsiz bir hale gelirsin. Aradaki boşluk o kadar küçüktür ki, mutlak derecede uyanık olmadığın sürece onu kaçırıp duracaksın. O kadar küçüktür ki o, ancak mutlak farkındalıkla yakalanabilir. Ancak tamamen orada olabildiğinde onu görebilirsin. Bir düşünce yok olup, diğerinin oluşmaya başladığı sırada, ikisinin arasında düşüncenin olmadığı bir boşluk mevcuttur. İşte esas olan budur.

Sana anahtarı olduğu gibi veriyorum. Şimdi işe koyulup ona sahip çıkmak sana düşüyor.

Uykuya dalarken, henüz uykuda olmadığın ama artık uyanık da olmadığın o boşluğu görmeye çalış. Bir an gelir. Çok nazik bir an- ama fazla sürmez bu. O küçük bir esinti, bir melteme benzer: gelmesiyle gitmesi bir olur. Ama onu yakalamayı becebilirsen çok şaşıracaksın: hayatın en büyük hazinelerinden birine rastlamış olacaksın.

Bu boşlukların içinden geçerken, farkında olmasan bile onlardan yararlanmış oluyorsun. Onun kokusunun bir parçası, ona ait bir şeyler, sen farkına varmamış olsan bile varlığında asılı kalıyor. Ama şu andan itibaren tetikte ol. Yavaş, yavaş bu hüneri edineceksin.

ÜÇ KERE KAYDA GEÇMEK

Budizmde “üç kere dikkate almak” denilen belli bir yöntem vardır. Bir sorun çıktığında- örneğin kişi aniden cinsel bir dürtü, veya açgözlülük veya öfke duyduğunda- kişinin bu duygunun orada olduğunu üç kere kayda geçmesi gerekiyor. Eğer öfke hissi geldiyse, mürit içinden üç kere, “Öfke…öfke…öfke” demeli ki, onu tamamen fark etmiş, bilincinden kaçmasını engellemiş olsun. Hepsi bu- sonra her ne yapmaktaysa ona geri dönüyor. Öfkeyle ilgili bir şey yapmıyor, sadece onu üç kere kayda geçiyor.

Bu müthiş güzelliktedir. Bir şeyin farkına vardığın ve onu kayda geçtiğin anda o kaybolur. Artık seni ele geçiremez çünkü bu ancak sen bilinçsiz olduğunda mümkündür. Bu üç kere kaydediş seni kendi içinde öylesine farkında yapar ki, öfkeden ayrılmış olursun. Onu nesnelleştirebilirsin çünkü o oradadır ve sen buradasındır. Buda müritlerine bunu her alanda uygulamalarını söylemişti.

Genelde tüm kültür ve uygarlıklar bize sorunları bastırmayı öğrettiği için git gide onların farkına varmamaya- hatta onları unutup, var olmadıklarını sanmaya başlıyorsun.

Aslında doğru olan bunun tam tersidir. Onların mutlak derecede bilincine vardığında, bu bilince varmanın ve onlara odaklanmanın ta kendisi, sorunların eriyip gitmesini sağlayacaktır.

DOĞRULAMA KURALI

“Doğrulama kuralı” denen müthiş bir kural vardır. İçinden bir şeyi derinlemesine, bütün ve mutlak olarak doğruladığında, o gerçek olmaya başlar. İnsanlar bu yüzden sefalet içindedir- sefaleti doğrularlar! İnsanlar bu yüzden mutludur-ama sadece bir kaç kişi, çünkü sadece bir kaç kişi hayatlarını nasıl şekillendirdiklerinin farkındadır. Bir kez coşkuyu doğruladıklarında, coşkulu insanlar olurlar.

Bunu amaç edin: olumsuz olanı doğrulamayı bırakıp, olumlu olanı doğrulamaya başla.

Bir kaç hafta içinde, elinde nasıl sihirli bir anahtar tutuyor olduğuna şaşıracaksın.

Örneğin kolay üzülen biriysen, gece yatmadan önce yirmi kere kendi kendine sessiz ve derin bir şekilde- ama kendini duyabilecek kadar yüksek sesle- sevinçli olacağını, bunun gerçekleşeceğini, yolda olduğunu doğrula. Artık son üzüntünü yaşadın…üzüntüye elveda! Bunu yirmi kere tekar edip uykuya dal.

Sabah uyandığının farkına vardığın anda, daha gözlerini açmadan bunu yirmi kere tekrarla.

Gör bak, günün nasıl değişiyor. Şaşıracaksın çünkü farklı bir nitelik seni sarmalıyor olacak. Yedi gün içinde bir şeyi doğrulamış ve onun sonucunu görmüş olacaksın. Sonra yavaş, yavaş olumsuz olan her şeyden kurtul. Her hafta bir olumsuz şey seçip ondan kurtul. Bir tane de olumlu nitelik seçip onu iyice özümse.

Bu tamamen bir seçim meselesidir. Cehennemi yaratan da kendi düşüncelerindir, cenneti yaratan da. “İnsan ne düşünüyorsa odur”. Buna tanık olduğun zaman- düşüncenin hem cehennemi hem de cenneti yaratabildiğine- sıfır-düşünce noktasına doğru o nihai sıçrayışın gerçekleşmesi mümkün olur. Kişi o zaman artık hem cehennemin hem de cennetin ötesine geçebilir. Ve unutma cenneti aşmak, cehennemi aşmaktan daha kolaydır. Bu yüzden önce olumsuzdan başlayıp, sonra olumluya geç. Bu bir paradoks gibi görünse de güzel bir şeyi bırakmak, çirkin bir şeyi bırakmaktan daha kolaydır. Çirkin şeyler insana yapışıp, kalır.

Cehennemi cennete dönüştür- Batı dinleri asla bunun ötesine geçmese de Doğu buna çabaladı- sonra cenneti de bırak çünkü olumlu bir düşünce bile hala bir düşüncedir.

Sıfır-düşünceyi, düşüncesizliği doğrulamaya başlarsan, sonunda nihai olan gerçekleşecektir.

OSHO

kaynak: Sonsuz Şifa

Şamanlardan size hayat ile ilgili 30 öğüt…

saman1[1]

 

1. Yolda yürürken bulduğun bir kuş tüyünü eve getir, bir vazoya koyabilir, asabilir yada rafta bulundurabilirsin. Bu cennetten sana gelmiş güçlü bir tılsımdır. Bu tarz ruhlardan size verilen işaretleri farketmelisiniz.
2. Nehirlerden taş topla. Büyük güç ve enerjileri vardır.
3. Tüm gücünle diğer insanlara yardım etmeye çalış. Eğer mutluluk veremiyorsan en azından zarar verme.
4. Zorluklar birer formalitedir. Ciddi zorluklar, daha ciddi olsalar bile hala formaliteden ibarettir. Gökyüzü oradadır, bazen bulutlarla kapanmış olsa bile bazen biraz çaba göstererek, mesela bir uçağa binerek aynı mavi gökyüzüne ulaşmak mümkündür. Herkese barış!
5. Bir hayale ulaşmak için bazen tüm gereken bir adım atmaktır. Zorluklardan korkmayın, her zaman vardırlar ve olacaktırlar. Hepinize amaçlarınız doğrultusunda temiz yollar!
6. Ahlaki olarak önceliğiniz başka birine zarar vermemek olmalıdır. Bu prensip oldukça güçlü olmalıdır. Sadece şöyle düşünün: “Hiçbir zaman hiç kimseye zarar vermeyeceğim.”
7. Canlılar için bir mutluluk kaynağı olabilirseniz siz kendiniz en mutlu olursunuz. Ve başkalarına acı çektirirseniz siz kendiniz de acı çekersiniz. Düşünün!
8. Günde en az bir saat sessizliğe zaman ayırın. Buna en az iletişime olduğu kadar ihtiyacınız var.
9. Sevebilme yeteneği Dünya üzerindeki en önemli yetenektir. Herkesi sevmeyi öğrenin, düşmanlarınızı bile.
10. Akarsulara çöp atmayın. Asla! Suyun ruhu çok sinirlenebilir. Ruhu yatıştırmak için ekmek, süt yada para atabilirsiniz.
11. Genelde geçmişimizi “altın çağ” yada “altın günler” olarak adlandırırız. Bu bir hatadır. Hayatımızda yaşanan her an tam olarak altın çağdır.
12. Mükemmel bir din ya da inanç yoktur. Kötü bir din de yoktur. Tanrı bir tanedir. İstediğinize dua edebilirsiniz ancak şu emirleri unutmayın: dürüst yaşa, atalarına saygı göster, ve sev.
13. Eğer Dünya’yı değiştirmeyi amaçlıyorsan önce kendini değiştir. Aşkın ve keyfin enerjilerini öğren. Bunlar bir insanın kilit anlarıdır. Gülümsemek, kahkaha ve keyif almanın çok büyük güçleri vardır. Bunu bir defa öğrendikten sonra kendinize sevginin kapısını açacaksınız.
14. Oldukça güzel bir deyiş vardır: Veren eli kısıtlı görme. Eğer mümkünse zayıf ve ihtiyacı olanlara para ver. Miktarı önemli değil ancak vermiş olmak önemlidir.
15. Hayat çok kısadır. Bunu gözyaşları, kavgalar, küfür ve alkol ile çarçur etme. İyi şeyler yapabilir, çocuk yetiştirir, dinlenir ve daha fazla mutluluk verici şeyler yapabilirsiniz.
16. Eğer sevdikleriniz size suçlu olmadığınız bir şey için kızdılarsa onlara sıkıca sarılın, ve onlar yatışıncaya kadar onları bırakmayın.
17. Ruhunuzda bir sıkıntı bir tükenmişlik hissediyorsanız şarkı söyleyin. Kalbiniz hangi şarkıyı söylemek istiyorsa. Bazen o da konuşabilmek ister.
18. Her zaman hatırla: Doğru din, doğru inanç ya da en becerikli şu veya bu inancın din adamı yoktur. Tanrı birdir. Tanrı dağın tepesindedir. Farklı din ve inançlar bu tepeye ulaşmanın farklı yollarını sunarlar. Kime istersen dua et, ancak bil ki senin asıl amacın günahsız olmak değil, tanrı’ya ulaşmaktır.
19. Eğer bir şey yapmaya karar verdiysen kendinden şüphe etme. Korku seni kendinden ve doğru yoldan saptırmaya çalışacak. Çünkü bu kötülüğün ana silahıdır. Eğer ilk defada başaramadıysan ümidini kaybetme. Her küçük zafer seni daha büyüğüne yaklaştırır.
20. Hayatta çok önemli bir şeyi hatırla. Herkes hakettiğini bulur. Problemlerin ruhuna ve düşüncelerine girmesine izin verme böylelikle problemler vücuduna da ulaşamaz.
21. Hayat sana yüzünü ya da başka bir tarafını çevirmiş olabilir. Ancak sadece çok az kimse aslında hayatı çevirenin gerçekte kendisi olduğunu anlıyabilir. Diğerleri hakkındaki tüm kötü düşünceleriniz size geri dönecektir. Kıskançlık da en sonunda size geri gelecektir. Buna neden ihtiyacınız var? Sakin ve ölçülü yaşayın. Kıskanç olmak iyi bir şey değildir ve hiç gerek de yoktur. Bu adamın büyük bir arabası varsa bu onun yüzünü daha güzel yapmayacaktır. Altın aslında kirli bir metaldir. Kıskanç olmaya ihtiyaç yoktur. Daha fazla gülümseyin ve yabancılar da size gülümseyecektir, hem de sevdikleriniz ve tüm hayatınızla beraber!
22. Size saygı gösterilmesini istiyorsanız başkalarına saygı gösterin. İyilik için iyilik, kötülük içinse bu kötülüğü yoksaymak yapılacak en doğru şeydir. Sizi kötü yapmaya çalışan biri onu yoksaydığınız için kendini gerçekte daha kötü hissedecektir.
23. İçmeyin. Hiç içmeyin! Alkol vücudu, beyni ve ruhu öldürür. Ben yıllardır içmiyorum. Eğer şamansanız veya ruhsal bir insansanız içerek bir süre sonra tüm güçlerinizi bitireceksiniz ve ruhlar sizi cezalandıracaktır. Alkol gerçekten de öldürür, aptalca şeyler yapmayın. Rahatlamak için hamama gidin, eğlence için şarkı söyleyin, iletişim ve ortak bir dil bulabilmek için çay için, ve bir kadını daha iyi tanımak için ona şeker verin!
24. Asla pişmanlık duyma! Ne olursa olsun bu ruhların isteğiyle olur ve bu her zaman en iyisidir.
25. Hayvanlara benzeyen taşları özel bir tören olmadan yerden almayın. Aksi takdirde çok ciddi bir nazara maruz kalırsınız. Eğer böyle bir taş bulduysanız ve yanınıza almak istiyorsanız bulunduğunuz yerin ruh efendisine başvurun ve ona bir teklifte bulunun, ardından bu taşı yerde beyaz bir bezle kaplayın ve böyle alın.
26. Güzel bir müziği dinleyerek kendinizi gün içerisinde aldığınız negatif enerjiden arındırırsınız. Müzik meditasyon gibidir. Sizi kendinize ve hayata geri getirebilir.
27. Kalbinizde her hangi bir baskı olmadan rahat nefes alabilmek için, ağlamayı öğrenin.
28. Eğer durum sizin çözemeyeceğiniz bir hal aldıysa ve hiçbir çıkış yoksa elinizi yukarı kaldırın. Ve elinizi sertçe aşağı indirirken “zıkkımın köküne git” deyin. Çok güzel bir deyiş vardır: Sizi yeyip yutmuş olsalar bile en azından 2 çıkış yolunuz vardır.
29. Kadınlar alışveriş yaparken ailelerinin önlerindeki günlerdeki mutluluğunu satın alırlar. Her bir taze, güzel, olgun ve güzel kokan meyve bu ailede mutlu ve sakin bir hayattır. Erkek, kendi tarafından kadına para sağlamalıdır. Böylece kadın en iyi kalitedeki ürünleri seçebilir. Yiyeceğe harcanan paradan kısan bir aile fakirleşir ve mutsuzlaşır. Bu kısıntı aslında sevdiklerinin mutluluğundan kısılır.
30. Kendinizi yanlış ya da birşey hakkında üzülüyorken bulursanız, vücudunuzu düzgün ve akıcı hareketlerle bir dans formunda hareket ettirin. Kötü enerjinizi yoluna sokup zihninizi çektiğiniz acıdan arındıracaksınız.

alıntıkaynak: onedio

Şu an kendini kötü hisseden herkes için bir dua:

dag_manzarasi[1]

Kalbin ısınsın, kan bedenine sevgi ile dağılsın. Her şey yumuşayıp sakinleşsin, esnesin ve yerini bulsun. Sıcak, mutlu, sakin ve iyi olman için çalışsın evren… Duaların kabul olsun. Yolun açılsın. Bedenin ve ruhunla iyileş, güçlen, iyi ol…

Dualar, sadece biz istersek işe yarar ve zamanlarını kendileri bulur çünkü dua denen şey aslında bir dilek, bir beyan. Sadece dileğine doğru yürürsen, adım atma cesaretine ve verdiğin enerjine karşılık o da sana doğru gelmeye başlar. Bazen ona yürümek, öyle hissetmektir. Ruhunla istemektir. Bazen de, dilediğin şeyi beklemek, susmak ya da vazgeçmek zorundasın. İyilik istiyorsan, en kötü koşulda iyi ya da en azından kendinde kal yeterli…   Kalp yolunu bulur… Zaman gösterir. Ne kadar karanlık da olsa, ışığı bulabilirsin. Ama önce ne aradığına karar vermelisin. Işık, iyileşme, sevgi… Çürüme, yok oluş, nefret? Herkes, her yerde iyi olsun. Sevgiler…

Kaynak: Evrim Gürel

Bilinçaltının şaşırtan gücü..

İnsan beyni hiç bir bilgisayarla karşılaştırılmayacak kadar karmaşık ve üstün bir sisteme sahiptir. Beynin içine derinlemesine girildikçe, bizim kavrayabilme sınırlarımızı zorlayan detaylarla karşılaşırız, orada henüz kavramayı tam olarak beceremediğimiz bambaşka bir dünya vardır. İşte 1990’lı yılların başında bir bilim dergisi olan Research Qarterly’de yayınlanan beyin üzerine çok ilginç bir araştırma ve sonuçları…

Bu araştırmada basketbol oynayan öğrenciler üç gruba ayrılıyorlar. 

İlk grup basketbol topunu fileye sokabilmek için 20 gün boyunca fiziksel antreman yapıyor. Ter döküyor.

İkinci grup hiçbir şey yapmıyor,yan gelip yatıyor.

Üçüncü grupsa 20 gün boyunca her gün zihinsel antreman yapıyor. Yani zihinlerinde hayali olarak topu tutuyorlar, paslaşıyorlar, çok güzel atışlar yapıyorlar, terlediklerini hissediyorlar, inanılmaz güzellikte bir maç çıkararak seyircinin alkış seslerini duyuyorlar, maç bitiminde gelen tebrikleri kabul ediyorlar.

20 GÜN SONRA NELER OLDU?

20 günün sonunda her gün antreman yapan ilk grubun performansında % 24‘lük bir artış oluyor.

Yan gelip yatan ikinci grupta, beklenilebileceği gibi, hiçbir değişiklik yok.

Zihinsel antreman yapan üçüncü grubun performansında da % 23’lük bir artış oluyor.

Dikkat edin! Topu ellerine bile değdirmeden hemen hemen ilk gurup kadar başarı sağlıyorlar. Yani bilinçaltı beş duyunun etkili bir şekilde kullanıldığı ve canlı hayallerin kullanıldığı bir senaryonun sürekli tekrarlanmasıyla, aslında henüz gerçekleşmemiş şeyleri gerçekmiş gibi kabul etmeye başlıyor ve beyne bu sinyali gönderiyor.

Ne müthiş bir güç öyle değil mi?

Maalesef korkularımız da bu yolla oluşuyor. İnsanoğlunun doğuştan sahip olduğu iki temel korku var: Düşme ve ses korkusu. Kalan bütün korkularımızı süreç içerisinde öğreniyoruz… Nasıl mı? Hepimizin korktuğumuz şeylerle alakalı senaryolarımız var. Bunlar olumsuz görüntüler, sesler ve hisler içeriyorlar.

Düşüncelerimiz kendilerini gerçekleştirme kehanetine sahiptirler. Çevremizdekilerin iyi yönlerini görürsek hep iyi insanlar, kötü yönlerini görürsek hep kötü insanlar çıkar karşımıza… Odaklandığınız şeyler yaşamınızın kalitesini belirler

kaynak: hurriyet

Bağırsakları Tedavi Etmek için Şifalı Bitkiler

 

yeşil-çay-tedavileri[1]

Halsizlik, iltihaplanma, kabızlık, huzursuz bağırsak… Bağırsaklarınız sizin sindirim sisteminizin önemli bir parçasıdır. Bağırsaklar besinleri emmenin yanı sıra toksik maddeleri de elimine etmeden sorumludur. Bu nedenle sağlığınız açısından onlara iyi bakmanız, onları temiz ve toksinlerden arınmış bir şekilde muhafaza etmeniz önemlidir. Bazı inanılmaz şifalı bitkilerle bunu nasıl gerçekleştirebileceğinizi açıklayacağız.

Bağırsaklarınızın Tedavi Edilmesi Gerektiğini Nasıl Anlarsınız?

  • Bunu tespit etmek kolaydır. İlgili sorunlar çoğumuzun başına sıkça gelir: gaz, kabızlık, ishal ve hatta bağırsaklarınızla ilgili bir sorun olduğunda dilinizin renginin beyazlaşması gibi klasik bir durum.
  • Stres düzeylerinize dikkat etmeniz gerekir. Bildiğiniz gibi, yaşam tarzınız aynı zamanda bağırsaklarınızın da sağlığını etkiler. Burada sinirler birikir ve sonunda pek çok türde hastalığa neden olur.
  • Ayrıca eklemekte yarar vardır ki bağırsaklarınıza düzenli olarak detoks uygulamanız önerilir. Vücudunuzdaki toksin seviyesini azaltmak için onları temiz bir şekilde muhafaza etmeniz gerekir. Örneğin, ince bağırsağın kanınıza besinleri taşıması gerektiğini unutmayın. Eğer bolca toksin birikimi söz konusuysa, o zaman bu toksinlerin kana aktarılması gerekir. Bu bir nevi tehlikeli olabilir. Bu fenomenin en belirgin belirtileri kuru veya kırışık cilde sahip olmadır. Belirli cilt sorunlarının yanı sıra böbrek veya karaciğerde ağrı ve yorgunluk da söz konusu olabilir. Bunları lütfen aklınızdan çıkarmayın.

Mide-Bağırsak Yangısını (Gastroenterit) Tedavi Etmek için Bitkiler

yeşil-çay-9

Bu herkesin en az bir kez başına gelmiştir. Bu durum bağırsak mukusu bir enfeksiyon veya toksin birikimi nedeniyle iltihaplandığında görülür. Vücudunuz aniden sindirim sistemini etkileyen patojen mikroorganizmalar tarafından saldırıya uğrar. Kusma, ateş, ishal gibi durumları deneyimlersiniz…

Nelere İhtiyacınız Olacak?

İhtiyacınız olacak şifalı bitkiler yumuşatıcılar, büzücüler ve iltihaplanma önleyicileridir. Özellikle ilk birkaç günde katı gıdalar tüketmemenizi öneririz, çünkü bu çaylar önemli bir tedavi gerçekleştirecektir.

1. Hatmi Bitkisi

Hatmi bitkisi mükemmel bir yumuşatıcı ve iltihaplanma önleyicidir. Bunları doğal ürünler satan dükkanlarda bulabilirsiniz. Bir çay hazırlamak için tek ihtiyacınız olacak bu şifalı bitkinden bir fincan su başına bir çorba kaşığıdır. Günde iki fincan içebilirsiniz.

2. Nane ve Yeşil Anason

Nane ve yeşil anason karışımı, mide ağrısını hafifletmek, vücudunuzun yeterli sıvıya sahip olmasını sağlamak ve yavaş yavaş bağırsak iltihaplanmasını tedavi etmek için kullanılır. Bu bitkiden sadece bir çorba kaşığı kadar bir miktara ihtiyacınız olacak. Bunu bir fincan suyla kaynatın. Birkaç dakika beklemesine izin verin ve ardından yavaş yavaş için. Bundan günde üç fincan içebilirsiniz.

3. Siyah Çay ve Limon

Bu, mide-bağırsak yangısını azar azar tedavi etmenin en klasik tedavilerden biridir. Bu çay vücudunuza sıvı sağlar, ishalle savaşır, ağrıyı hafifletir, şişkinlik hissini giderir, iltihaplanmayı azaltır… İlk olarak siyah çayı hazırlayın. Ardından bunun içine birkaç damla limon damlatın; yeter ki bunun sizde kusmaya neden olmayacağından emin olun.

Koliti Tedavi Etmek için Bitkiler

kolit

Kolit, kalın bağırsaktaki bir iltihaplanmadır. Bu söz konusu olduğunda karın ağrısı ve ishal deneyimlersiniz. En şiddetli durumlarda kanama veya irin de görülebilir. Bu aynı zamanda patojenik mikroorganizmaların bir saldırısının sonucu da olabilir ve hatta kullandığınız bir ilacın bir yan etkisi de olabilir.

Nelere İhtiyacınız Olacak?

Bağırsak floranız için dengeleyici ve koruyucu bir etki sağlayan şifalı bitkilere ihtiyacınız olacak. İshal önleyici, büzücü ve iltihaplanma önleyici özelliklere sahip olanlar bağırsakları ve bunun sonucunda koliti tedavi etmek için oldukça uygundur.

1. Okaliptüs Çayı

Okaliptüs, koliti tedavi etmek için mükemmel bir bitkidir. Bu bağırsaklardaki toksinleri emme yeteneğine sahiptir ve bu nedenle bu çaydan günde iki veya üç fincan içmenizi öneririz. Okaliptüsü bitkisel ürünler satan mağazalardan temin edebilirsiniz. Bu çayı hazırlamak için sadece dört beş yaprağa ihtiyacınız olacak. Bunu içtikten sonra kendinizi harika hissedeceksiniz.

2. Kekik Çayı

Kekiği oldukça kolay temin edebileceğinizden eminiz. Bu çay hem lezzetlidir, hem de oldukça etkilidir. Kekiğin bağırsak çürümesine karşı savaşma yeteneği vardır; bunun sonucunda iltihaplanma ile mücadele etme ve toksinlere ve bakterilere karşı savaşmada oldukça etkilidir. Günde iki fincan içmenizi öneriyoruz. Birini kahvaltıda, diğerini ise akşam yemeğinden önce için. Bundan bir çay kaşığı kaynatın, 5 dakika bekletin ve ardından azar azar için.

Koliği Tedavi Etmek için Bitkiler

infüzyonlar

Bağırsak koliğinin nedeni sindirim sisteminde bir tıkanmadır. Bu bağırsak kaslarında bir kasılmaya neden olur ve bazen iltihaplanmalara ve çok iyi bilinen huzursuz bağırsak sendromuna neden olur. Bu oldukça can sıkıcı ve ağrılı bir hastalıktır.

Nelere İhtiyacınız Olacak?

Sindirim sistemi kaslarını gevşetmek ve dışkı için engel oluşturan durumları gidermek için spazm önleyici bir etkiye sahip bitkilere ihtiyacınız olacaktır. Peki, en iyi çaylar hangileridir? Çok özel ve etkili bir çay var, not almanızı öneririz.

1. Keten Tohumu, Melisa ve Papatya

Bunun tadı hafif ve zariftir. Bu çay koliği tedavi eder, sindirimi iyileştirir ve etkili bir spazm çözücü görevi görür. Ayrıca iyi bir yatıştırıcı ve gevşetici olarak da faydalıdır. Keten tohumunun yanı sıra melisa ve papatya da kolay bir şekilde temin edilir. Bunu hazırlamak için bu bitkileri iki fincan suda kaynatın. Sonra beş dakika beklemesine izin verin ve her beş saatte bir, bir fincan için. Bu sizi rahatlatacak ve tedavi edecek. Bu çok hoş ve sağlıklıdır, onun için mutlaka denemenizi öneririz.

kaynak: sağlığa bir adım

 

Babanızla Ve Tüm Atalarınızla İlişkinizi Nasıl Düzeltebilirsiniz…

baba-kiz2[1]

 

Yapmanız gereken basit, babanızı, onun karşısında durduğunuzu ve gözlerine baktığınızı imgeleyin. Aynı anda babanızın arkasında tüm atalarınızın tüm deneyimleri ve onların sonuçları ile orada hazır olduklarını düşünün/var sayın. Babanızın gözlerine bakın ve sizi ne kadar sevdiğini görmeye gayret edin. Arkasında duran insan kalabalığına ve onların tüm ayrılık bilincine, kendi yaşamının tüm zorluklarına, annenizle olan tüm sorunlarına, kendi ebeveynlerinden alamadıklarına rağmen size yaşam verdiğini aklınızda bulundurun. Öylece bir süre kalın.
Sonra onun önünde eğildiğinizi, başınızı yere değdirip ellerinizi -avuç içleriniz yukarı bakacak şekilde- onun önüne doğru yere koyduğunuzu hayal edin. Bir süre öylece bekleyin ve sonra
“Babacığım sen büyüksün ben küçüğüm, bu güne dek sana saygısızlık ettim, çok üzgünüm, lütfen beni bağışla, seni seviyorum ve teşekkür ediyorum”
deyin.
Onun sevgisinin rahatlıkla size doğru akabildiğini, içinizin eksik kalan yanının tamamlandığını hissedene dek öylece kalın.
Bunu bir seferde yapamayabilirsiniz. Yılmayın, denemeye devam edin..
Zeynep Sevil Guven

Hayatınızı Değiştirmeniz İçin Bilmeniz Gereken 30 Gerçek

3002146550013838346208909[1]

 

Hayatınızı değiştirmek için hiçbir zaman geç kalmış değilsiniz. Mevcut koşullarınız, geçmişte yaşadıklarınız, yaşınız, cinsiyetiniz veya sosyo-ekonomik durumunuz ne olursa olsun, yaşamak istediğiniz hayatı kendiniz yaratabilirsiniz.

Vietnam Savaşı’nda bulunmuş bir doktor ve aynı zamanda “Too Soon Old, Too Late Smart” kitabının yazarı olan Gordon Livingston, yaptığı psikiyatrik çalışmalarda keyifli ve rahat bir hayat sürmenin, çekilen acıların süresiyle ilgili olmadığını tespit etti. Kendisi de 13 ay arayla iki oğlunu da kaybeden Livingston, böyle bir trajediden sonra bile hayata karşı umudunu korumak için söz verdi. Karşısına çıkan engellere rağmen sahip olduğu güç ve yetenek, birçok insana ilham vermeye devam ediyor.

Dr. Livingston kitabında, kim olduğumuzdan veya başımıza gelenlerden kaçamadığımızda, kim olmak istediğimizi ve ne yönde ilerlemek istediğimizi hatırlatan 30 gerçekten bahsediyor. İşte Livingston’ın kitabında yer verdiği 30 maddelik gerçekler:

  1. Harita gerçeğe uymuyorsa, haritada bir yanlışlık vardır

Zihinsel haritalar çocukluktan gelir. Anne-babaların ve çevredeki diğer yetişkinlerin neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğretmesiyle oluşur. Ancak artık yetişkin bireyler olarak, uzun süredir takip ettiğiniz bu haritaya rağmen kaybolduğunuzu fark edebilirsiniz. Bu durumda gerçekten doğru bildiğiniz ve gitmek istediğiniz yöne uygun yeni haritalar geliştirin.

  1. Sizi siz yapan eylemlerinizdir

Düşündüğünüz değil yaptığınız veya söylediğiniz şeyler sizi anlatır. Eylemlerin sesi, sözcüklerden daha kuvvetlidir. Eğer hayatınızın belli bir bölümü sizi mutsuz ediyorsa, kelimelerle boğulmak yerine sizi neyin daha mutlu edeceğini düşünün ve o yönde harekete geçin.

  1. İlk başta mantıkla açıklanamayan bir fikri, sonradan mantıkla ortadan kaldırmak zordur

Doğamız gereği hepimiz duygusal yaratıklarız. Bu yüzden genellikle mantığımıza değil hislerimize dayanarak yaşarız ve hareket ederiz. Hisler ne kadar muhteşem olursa olsun, belli bir düşünceye bağlanıp kaldığınızda değişim kaçınılmaz hale gelir. Eğer hisleriniz yüzünden negatif bir davranış içindeyseniz, bu yıkıcı davranışa son verip duygusal açıdan sizi tatmin edecek başka bir şey bulun.

  1. Birçok kısıtlamanın temeli, çocukluk travmalarına dayanır

Bazıları için çocukluk, muhteşem geçen yıllar olarak hatırlanırken, ciddi bir fiziksel, cinsel veya duygusal istismara uğrayanlar için durum çok daha farklı olabilir. Böyle durumlarda travmanın profesyonel bir kişi tarafından tanımlanması ve ilerlemenin bu kişilerle sağlanması gerekir. Geçmişte ne olduğu fark etmez, önemli olan değişim. Hayatta ileri gitmek için içinde bulunduğunuz anı yaşamayı öğrenin.

  1. Sizin kadar önem vermeyen biriyle ilişkinizi sürdürmeyin

İlişkiler genelde iki tarafın beklentileri birbirine uymadığı için biter. Oysa bir ilişkinin devam etmesi için iki tarafın da eşit oranda sevgisini göstermesi gerekir. Üstelik kendilerini buna mecbur hissettikleri için değil, böyle istedikleri için.

  1. Duygular davranışların peşinden gider

Ne kadar çabalarsanız çabalayın nasıl düşündüğünüzü veya nasıl hissettiğinizi kontrol edemezsiniz ancak davranışlarınızı kontrol edebilirsiniz. Sizi mutlu eden, keyifli ve güvende hissettiren eylemleri uygulayıp kendinizi iyi hissedebilirsiniz. Önümüzdeki birkaç gün, belli başlı davranışları sergiledikten sonra nasıl hissettiğinize dikkat edin. Eğer o hissiyatı sevdiyseniz devam edin, sevmediyseniz değiştirin.

  1. Cesur olun, yardımınıza koşacak birileri olur

Birkaç adım öne çıkıp dünya için, kendiniz için güzel bir şey yapmak istediğinizi söylediğinizde, evren de size yardımcı olacaktır.

  1. Mükemmel, iyinin düşmanıdır

Kendi hayatınızı kontrol etmek ne kadar önemli olsa da bu durum ters tepebilir. Mükemmel olmak için harcadığınız enerji, hemen yanı başınızdaki güzellikleri görüp tadını çıkarmanıza engel olabilir.

  1. Hayatta iki önemli soru var: Neden ve neden değil? Önemli olan hangisini soracağınızı bilmek

Değişimin ilk adımı, bir şeyleri neden yaptığınızı sormaktır. Sizi motive eden şeyin ne olduğunu anladığınızda, o tarafa yönelirsiniz. Aynı şekilde “neden değil” sorusunu sorduğunuzda ise hayatınızdaki riskleri göz önüne alıp, verimli değişimler sağlamak mümkün olur.

10. En güçlü taraflarınız, aynı zamanda en büyük zayıflıklarınızdır

En güçlü tarafı yardımsever, hassas ve duygusal olan birinin en büyük zayıflıkları da yine aynıdır. Bu güçlü taraflar, sağlıklı ilişkiler kurulmasına yardımcı olduğu kadar zor durumlara karşı mücadelede daha az başarılı olunmasına da neden olur. Bu herkes için zaman zaman kafa karıştırıcı bir durum olsa da güçlü yönlerle zayıflıklar arasındaki ince çizgiyi bilerek kendinizi farklı durumlara karşı hazırlayabilirsiniz.

11. En güvenli hapishaneler, sizin kendiniz için yarattıklarınızdır

Değişim korkunuz size nelere mal oluyor, hiç düşündünüz mü? Kendinizi sıkışmış hissetmenize neden olan şey, ilerleyemeyeceğinize inanmanız. Bu korku, bu sıkışmışlık hissi, sizi özgür olmaktan ve istediğiniz hayatı yaşamaktan alıkoyar. Şunu unutmayın; bir şeyi yapmadan önce hayal edebilmelisiniz. Kim olduğunuzu ve ne istediğinizi hayal ettikten sonra harekete geçmek, sizi özgür kılar.

12. Yaşlanmayla birlikte gelen sorunlar ciddi olabilir ama çoğu zaman şaşırtıcı değildir

Ölümü düşünmek birçok kişiyi ürkütür. Yaşlanmak da insana kendisini neyin beklediğini hatırlatması açısından aynı şekilde ürkütücü olabilir. Ancak yaşlılık insana büyük bir bilgelik de getirir. Etrafınızdaki yaşlılara saygı göstermeyi unutmayın çünkü bir gün siz de yaşlanacaksınız.

13. Mutluluk en büyük risktir

Ne kadar can sıkıcı da olsa bazen bildikleriniz, bilmediklerinizden daha iyi olabilir. Mutsuzluklarınız, uzunca bir süredir sizin bir parçanız olduğu için kendinizi güvende hissetmenizi sağlayabilir. Mutluluğu aramak, depresyondan kurtulmak için bir şeyler yapmak büyük bir risk olabilir çünkü mutlu olmanın ne demek olduğunu bilmiyor olabilirsiniz. Bunun çaresi ise umut ve inançta gizlidir.

14. Doğru aşk, Adem’in elmasıdır

Gerçek aşk, engellerin ardından gelen ödüller ve insan olmanın getirdiği sorumlulukları bilmektir.

15. Sadece kötü şeyler çabuk olur

İnsan hayatını değiştirebilecek şeyleri düşündüğünde, aklına ilk önce olumsuz olanlar gelir; kazalar, işten kovulma, sevdiğimiz birinin aniden hastalanması… Oysa inanın hayatını güzel şeyler de değiştirebilir, bunun için gereken tek şey biraz sabırlı olmak. Zayıflamak, bir ilişkinin ciddiye gitmesi, kariyer yapmak bunların hepsi uzun süren çabalar gerektirir.

16. Başıboş dolaşan herkes kaybolmaz

İnsan çocukken, kendisine söyleneni yapıyor, iş yerine verilen görevleri yerine getiriyor, kültürler nasıl davranması gerektiğini belirliyor. Ancak bazen kendi iç dünyanızın söylediği şeyleri yapmak için bu sınırların dışına çıkmalısınız. Bu, başıboş gezerken kaybolduğunuz anlamına gelmez, hatta aksine ne istediğinizi bildiğiniz ve sizi varmak istediğiniz noktaya götürecek yolu aradığınız anlamına gelir.

17. Karşılıksız aşk acı vericidir ama romantik değildir

Aşk, paylaşmak demektir. Birine kalbinizi verdiğinizde, bu onun ilgisini çekmiyorsa, yolun sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığından başka bir şey bulamazsınız. Oysa sizinle aşkı paylaşacak birini bulduğunuzda, aşkın gerçek gücünü keşfedeceksiniz.

18. Aynı şeyi yapıp farklı sonuçlar beklemekten daha amaçsız bir şey yoktur

Hayatınızda bazı şeyler yolunda gitmediğinde, başka şeyler deneyin. Sürekli aynı şeyleri yapıp değişimi reddettiğiniz sürece, karşınıza aynı engeller çıkacaktır. Gelişim için, değişime açık olmalısınız.

19. Gerçeklerden boşu boşuna kaçmayın

Utanma, suçluluk veya çekingenlik yüzünden bazı gerçekleri kendinizden saklayabilirsiniz. Ancak şunu unutmayın, bilmediğiniz veya öğrenmediğiniz şeyi değiştiremezsiniz.

20. Yalan söylemeyin

Gerçekliği olmayan kelimeler ağzınızdan birden çıkabilir ancak gerçekte böyle olmadığınız siz de bilirsiniz. En zararlı yalan ise insanın kendine söylediği yalanlar, gerçekleştiremeyeceğini bildiği halde verdiği sözlerdir. İçinde bulunduğunuz durumu açıkça söyleyin, bunu sadece yaşam kalitenizi artırmak için değil kendinize saygılı ve güven içinde yaşamak için yapın.

21. Başkalarının mükemmel olduğu efsanesine inanmayın

Hem kendinizi hem de hayatınızdaki insanları oldukları gibi sevmek için bir sürü nedeniniz var. Biraz olgunluk, sabır ve güven duygusuyla birlikte çevrenize baktığınızda, elinizdekilerin diğerlerinden daha iyi olduğunu fark edebilirsiniz.

22. Aşk hiçbir zaman kaybolmaz, ölmez

Kimse yakınlarını kaybetmek istemez ancak maalesef herkes böyle zamanlar yaşar. Böyle zamanlar geldiğinde, kaybettiğiniz o kişiye duyduğunuz sevginin hala sizinle olduğunu ve bu sevgiyi başkalarına aktarabileceğinizi unutmayın. Böylelikle içinizdeki sevgi her zaman yaşar.

23. Kimse kendisine ne yapılması gerektiğinin söylenmesini sevmez

Sevdiklerinize ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine, onlara başarılı olabileceklerine dair umut vermeyi deneyin.

24. Hasta olmanın belki de tek güzel yanı, sizi sorumluluktan kurtarmaktır

İronik olabilir ancak insanın kendini kötü hissettiği günler, belki de en sağlıklı günleri olabilir. Bir şeylerin olması için çaba harcayıp tüm imkanları zorlarken, birçok insan kendini unutur. Ancak hasta olduğunuzda her şeyi ağırdan alıp, öncelikle kendinize önem verirsiniz.

25. Yanlış yapmaktan korkmayın

Yeterince para kazanamamaktan, kariyerinizde istediğiniz gibi ilerleyememekten, sevdiğiniz kişinin sizden ayrılmasından korkmak yerine içinde bulunduğunu anı yaşamaya ve şükretmeye çalışın. Bunu başardığınızda daha umutlu olduğunuzu göreceksiniz.

26. Mükemmel ebeveyn olmaya çalışmayın

Aileler çocuklarının davranışlarını, her zaman istedikleri gibi şekillendiremeyebiliyor. Mükemmel olmak yerine çocuklarınızın yaşadığı hayat içinde olabildiğince mutlu olmasını sağlamaya çalışan ebeveynler olmayı deneyin.

27. Gerçek mutluluğu mazide aramayın

Çoğu zaman geçmişe büyük bir özlem duyabilirsiniz. Oysa aslında geçmişte o anları yaşarken de şimdiki gibi hissediyordunuz. Belki de birçoğumuzda olduğu gibi geçmişi, gerçekte olduğu gibi göremiyor olabilirsiniz. Bu hem tehlikeli hem de sizi bulunduğunuz anı yaşamaktan alıkoyan bir yaklaşım.

28. Gülmek, en etkili terapidir

Hayatta bazı şeyler yolunda gitmeyebilir, baş etmeniz gereken sorunlar olabilir. Böyle durumlarda bir seçim yapmalısınız; umutsuzluğa kapılıp sahip olduğunuz deneyimin kıymetini bilmeyebilir veya gülümseyip mükemmel olmadığınızı ama her şeyin yoluna girebileceğini seçebilirsiniz. Her şey ne kadar kötü giderse gitsin, gülümsemenin veya bir kahkahanın insana kendini daha iyi hissettireceğini bilmek ne büyük bir rahatlama!

29. Zihin sağlığınız için seçme özgürlüğünüze sahip çıkın

İçinde bulunduğunuz durum ne kadar kötü görünürse görünsün her zaman bir seçim vardır. Başkasından yardım istemek, dua etmek, sabah erken kalkıp giyinmek ve her şeyi geride bırakmak birer tercihtir. Seçme özgürlüğü insana güç verir. Bu gücü, engelleri aşmak için kullanabilirsiniz.

30. Affetmek bir şeyleri boş vermektir ancak ikisi aynı şey değildir

Dürüst olmak gerekirse affetmenin amacı, sizi üzen insanları sorumluluktan kurtarmak değil, yaşadığınız üzüntünün sizde yarattığı acıya bir son vermektir. Hiçbir şeyi boş vermeyin, affedin ve öfkenizi, acınızı akıtın. Bu zor olabilir ama imkansız değil.

KAYNAK: AYŞE TOLGA İYİ YAŞAM SAYFASI

Feng Fu Noktasına Konulan Buzun İnanılmaz Faydaları…

1431682704023[1]

Buz küpüyle gelen sağlık

Ensenize düzenli olarak buz küpü koymanın daha genç görünmenizi ve daha enerjik, neşeli olmanızı sağladığı, hastalıkları da iyileştirdiği söyleniyor. Buzu koymanız gereken nokta ise, ensenizdeki tendonların arasında, baş ve boynun birleştiği ense kökünde yer alıyor. Bu noktaya, Çin akupunkturunda Feng Fu deniyor.

Yöntem

Yüz üstü yatın (ya da oturun) ve yukarıda tarif ettiğimiz Feng Fu bölgenize bir adet buz koyup, 20 dakika tutun. Buzu bir bez ya da eşarp yardımıyla sabitleyebilirsiniz.

Bu uygulamayı, 2-3 günlük aralar vererek, sabahları aç karnına ya da akşamları yatmadan önce olacak şekilde, düzenli olarak tekrarlayın. Bu yöntemle soğuk algınlığına yakalanmanız imkansız.

İlk başta biraz soğuk gelse de, 30-40 saniye sonra o bölgenin ısındığını hissedeceksiniz. Kan akışına endorfin salgılandığı için, ilk birkaç gün mutlu ve zinde olacaksınız.

Sonuçları

Peki ensenizdeki Feng Fu noktasına düzenli olarak buz küpü koymanın sonuçları nedir?

  • Daha iyi uyumanızı sağlar
  • Ruh haliniz yükselir ve genel olarak kendinizi daha canlı hissedersiniz
  • Sindirim yolunuz kusursuz çalışır
  • Soğuk algınlığına elveda diyebilirsiniz
  • Baş ağrısı, diş ağrısı ve eklemlerdeki acıyı iyileştirir

Feng Fu noktasına uygulanan buz küpleri, özellikle şu hastalık ya da sorunların iyileştirilmesinde etkilidir:

  • Solunumla ilgili rahatsızlıklar
  • Kalp damar hastalıkları
  • Omurgada bozulmalarla görülen sinir hastalıkları
  • Akut ve mide-bağırsak enfeksiyonları ile cinsel yollarla bulaşan enfeksiyonlar
  • Tiroid bezindeki düzensizlikler
  • Eklem iltihabı, hipertansiyon ve düşük tansiyon
  • Bronşitastımı
  • Obezite, kötü beslenme ve mide bağırsak yolundaki sorunlar
  • Selülit (özellikle erken safhalarındayken önler)
  • Adet düzensizliği ve endokrin yetmezliği
  • Psiko-duygusal rahatsızlıklar, stres, kronik yorgunluk, depresyon, uykusuzluk

Doğrusunu söylemek gerekirse, Feng Fu yöntemi, tedavi edici değildir. Fakat psikolojik dengeyi kurar, vücudun yenilenmesini sağlar ve hayatınıza etkili bir itici güç katar. Ama önemli bir uyarı yapmakta fayda var: Eğer hamileyseniz, kalp pili kullanıyorsanız, epilepsiniz varsa ya da şizofreni ile mücadele ediyorsanız, bu yöntemi denemeyin.

Çin tıbbında, beden bir enerji sistemi olarak ele alınır. Bu yüzden de akupunktur ve masaj yoluyla, enerji akışınızı ve organlarınızın işlevsel aktivitelerini etkileyebilirsiniz.

kaynak: Ayşe Tolga iyi yaşam

Lahana Turşusunun Faydaları Ve Tarifi…

lahana-tursusu[1]

 

Sadece lezzetli değil, ayrıca çok besleyici bir besin olan lahana turşusunu tüketmenizin, damak tadından başka etkileri de var.

Probiyotik bakteri, C vitamini, K vitamini, B6 vitamini, folik asit, kalsiyum, potasyum, demir, fosfor, sodyum ve magnezyum gibi minerallerden bol miktarda içermektedir. İşte lahana turşusunun faydaları.

– Lahana turşusu sindirimi geliştirir. Sağlıklı bir bağırsak florasının büyümesini teşvik eder. Kabızlık gidericidir. İrritabl bağırsak sendromu azaltır ve birçok potansiyel hastalıklara karşı sindirim sistemi korur.

– Lahana turşusu C vitamini ve diğer yararlı vitamin ile mineraller ve fermantasyon işlemi sırasında oluşturulan önemli fitokimyasallar ile doludur. Bu cilt bozuklukları, bacaları ve soğuk algınlığı, kilo alımı ve kusurlu kan gibi pek çok sağlık sorunları ile baş etmenizde destek olur.

– Ona keskin, güçlü tadını ve kokusunu veren, güçlü antioksidanlar olarak adlandırılan glukosinolat içerir. Lahana turşusu fermantasyon işlemi sırasında, bu antioksidan phytochemicalas büyük antikanser etkileri bileşikleri içerir.

– C vitamini birçok fiziksel fonksiyonlarda önemli rol oynayan bir antioksidandır. Diğer antioksidanları (örneğin, E vitamini gibi) aktive eder ve bu vücut dokusu hücrelerinin büyümesi ve onarımı için önemli olan kolajen oluşumu için gereklidir. C vitamini sağlıklı diş etleri, kas, kan damarları, kemik ve dişlerin korunmasına yardımcı olur ve iyi bir beyin işleyişini teşvik etmektedir.

– Kandaki kolesterol seviyesini düşürme kapasitesine sahip flavonoidler, fitokimyasalları içerir ve böylece çok kalp hastalığı riskini azaltır.

Lahana Turşusu tarifi Malzeme Listesi


  • 1 orta boy beyaz lahana
  • 1 bardak üzüm sirkesi
  • 1 bardak limon suyu
  • 1 bütün sarımsak(diş diş ayrılacak)
  • 3 adet küçük acı sivri biber
  • 1 adet doğranmış havuç
  • Alabildiği kadar su
  • Su miktarına göre tuz (1 bardak suya 1 kaşık tuz)

  • Lahananın orta kısmızı oyup yapraklarını doğrayıp istediğimiz büyüklükte doğruyoruz. Akşamdan tuzla ovup kapalı bir yerde bekletiyoruz.
  • Lahanaları yıkayıp istenilen büyüklükteki kavanozlara dolduruyoruz. sıkıca bastırıyoruz. sarımsakları havuçları ve biberleri de içine atıyoruz
  • Ben 5 litrelik kullandım. Üzerine sirke,limon suyu ve tuzlu suyu üzerini geçecek kadar döküyoruz.
  • Ağzını sıkıca kapatıp 15-20 gün kapağını açmadan bekletiyoruz.
  • 15 gün sonra kontrol amaçlı kapağını açıp tadına bakabiliriz.
  • Lahana turşusu nefis tadıyla hazır Afiyet olsun

Melek Kolyelerin Altını, Gümüşü, Yeni Doğanlar İçin Olanı Siz Ve Sevdiklerinizi Bekliyor…

 

Teşvikiye’de cici mi cici bir sanat galerisi. İçinde Işıl Hanım ve melekleri… İyi niyetini, sıcacık enerjisini, samimiyetini hemen hissediyorsunuz. Sonra başlıyor melek tasarımlı kolyelerini anlatmaya. Hepsi elinin emeği, gözünün nuru. Hiç birini birbirinden ayıramıyor. Her meleğin verdiği mesaj farklı, açtığı kapı farklı, sizi koruduğu alan farklı. Konuşmamızın ortasında içeri gidiyor, bu size gerekli olan melek deyip geri geliyor.Bakıyorum benim ihtiyacım olan melek neymiş:temmuz ist 2015 076Baş Melek Mikail (Güven) Mesajı aynen şöyle: En ufak bir korku parçası bile seni Bir’den ayırıyor. Tüm korkularını serbest bırak… Bana havale et ve özgür olduğunu bil…

Vallahi doğru, billahi doğru. Her zaman güvenle ilgili sıkıntım olmuştur. Şimdi ne yapacağımı biliyorum. Baş Melek Mikail’i yardıma çağıracağım. Kitap ayracımı da her gördüğümde içime rahatlık yayılacak…

Siz de kendi meleğinizi, kolyenizi, mesajınızı alın, hatta en güzeli sevdiklerinize de hediye edin. Daha sevgi dolu, daha güvenli, daha mutlu, daha bereketli bir dünyaya adım atalım. Sizin de bunda payınız olsun… (Siparişleriniz için 0536 508 19 73’ten kendisiyle irtibata geçebilirsiniz.)

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

FullSizeRender    IMG_5458

melek 1  IMG_7649

 

Not: Bir kaç cümleyle Işıl Hanım bu işe nasıl başladığını anlatıyor. Buyrun okuyun…Hiç meleklerin mucizelerine tanık oldunuz mu? Ben oldum. En çok ihtiyacım olduğunda önden bir mesaj yollayarak her zaman yanımda olduklarını hissettirdiler, kimi zaman bir tüy, çoğu zaman çift rakamlarla tüm tüylerimin dikilmesiyle ve içimi kaplayan sıcaklıkla enerjilerini hissettim. Güvendeydim. Korunuyordum. Seviliyordum. Böylelikle onlarla başlayan bir serüvene çıktım. Meleklerin mesajları ve mucizelerini deneyimliyorum. Haydi! Sizler de bu deneyimi benimle paylaşın.

Sevgilerimle,

Işıl İpekçi

Not: Yaşasın yeni doğanlar için de melek kolyeleri de geldi. Aşağıdaki  son fotodan görebilirsiniz… Sol baştaki 925 ayar gümüş, ortadaki yeni doğanlar için 14 K altın iğnesi dahil, sağ baştaki 18 K altın melek kolye ve aksesuarları için 0536 508 19 73ten Işıl İpekçi’ye ulaşabilirsiniz…

IMG_7978