ÇOĞALTINIZ-AZALTINIZ-BIRAKINIZ;

11057845_1430467697247584_3745554589566593221_n1[1]

 

ÇOĞALTINIZ;

Sevgiyi
İyi hissettiren müzikler dinlemeyi
İçtiğiniz su miktarını,
Çocuklarla geçirdiğiniz vakti,
Teşekkür etmeyi,
Selam vermeyi,
Özür dilemeyi,
Mazur görmeyi,
Sabırlı olmayı
Gülümsemeyi
Kahkaha atmayı
Komik filmler izlemeyi
Çevrenizi yeşillendirmeyi
Hayvanlara dokunmayı
Şükretmeyi
Hayal kurmayı
Doğayla daha çok iç içe olmayı
Kitap okumayı
Paylaşmayı

AZALTINIZ;
Yediğiniz yemeği,
Yemeğin tuzunu,
Çayın şekerini,
Kullandığınız eşyaları,
Boş yere geçen vaktinizi,
Gözyaşlarını,
Kıyafetlerinizi,
Kuruntularınızı,
Bilgisayar başında harcadığınız vakti,
Telefonla uğraştığınız süreyi,
Televizyon izlemeyi
BIRAKINIZ;
Sigarayı,
Asitli içecekleri
Şikayet etmeyi
Huzurunuzu kaçıran insanları
Korkularınızı
Endişelerinizi
Geçmiş pişmanlıklarınızı
İnsanları yargılamayı….

VE…
VAZGEÇMEYİNİZ….
Daima ANI yaşamaktan UMUT etmekten ve SEVmekten..

Gördüğün İlk Üç Kelime 2016’da Senin Olsun…

Kelime Falı[1]

Gerçek dost, Senin şarkını duyan, İhtiyacın olduğunda sana tekrarlayandır…

imagesGGBY91G4

 

Bir Afrika kabilesinde, hamile kalan kadınlar, arkadaşlarını toplayıp
doğaya gider ve doğacak çocuğun şarkısını duyana dek meditasyon yapıp dua ederler…

Bu kabileye göre, her ruhun kendine has ses vibrasyonları vardır. Kadınlar bu seslere kulak verdiklerinde, hep birlikte yüksek sesle seslendirirler. Sonra da kabileye dönüp şarkıyı herkese öğretirler…

Çocuk doğduğunda, tüm kabile toplanarak ona şarkısını söyler. Çocuğun sonraki önemli dönemlerinde de aynı şarkı okunur. Ölüm döşeğinde de aynı şarkı söylenir…

Aslında hepimizin içinde bir şarkı olduğunu biliriz ve sevdiklerimizin zor zamanlarımızda bunu farketmelerini ve bize söylemeye yardımcı olmalarını arzu ederiz.

Bu şarkı, Afrika kabilesinde farklı bir zamanda da söylenir…
Bir insan kabul edilmez bir cürüm işlediğinde, kabile toplanır ve ona şarkısını söyler. Çünkü bu kabileye göre, antisosyal davranışlar ceza ile düzeltilemez! Sevgiyle ve kimliğin hatırlanmasıyla çözülebilir. Kendi şarkını duyduğun zaman, bir başkasına zarar verecek davranışlarda bulunma isteğine ihtiyaç kalmaz…

Gerçek dost,
Senin şarkını duyan,
İhtiyacın olduğunda sana tekrarlayandır…

ALAN COHEN
“Living from the Heart”tan alıntı

Kaynak: Charlotte Gabay’ın sayfasından alınmıştır

Hayvanları İnsanlardan Daha Çok Seven Kişilerin Çok İyi Bildiği 20 Gerçek

almankurtkpeiresmi2[1]

Eğer hayvanları insanlardan daha çok seven biri değilseniz, hayvanları insanlardan daha çok sevmeyi anlayamazsınız. Bunu anlayabilmek için hem insanlarla hem de hayvanlarla vakit geçirmelisiniz… Ardından göreceksiniz ki siz de hayvanları daha çok seviyorsunuz.

1. Her şeyden önce, hayvan bir insan değildir, insanın sahip olduğu kötü, rahatsız edici, iğrenç, fena, vs. özelliklerin hiçbirine sahip değildir.

2. Hayvanlar masumdur, saftır ve iyi niyetlidir.

3. Asla sizin arkanızdan konuşmaz, iş çevirmez, planlar yapmaz.

4. Kesinlikle yapmacık değildir bir hayvan, ne hissediyorsa onu gösterir, sizi kandırmaya çalışmaz.

5. Takip ettiğiniz sosyal medya hesaplarına bir bakın, çoğunun hayvanlara ait, hayvan resimleri, videoları, vs. paylaşan hesaplar olduğunu görürsünüz

6. İzlediğiniz filmde başrol oyuncusunun ölmesi üzücüdür, ama bir hayvanın ölmesi yıkıcıdır!!

7. Gittiğiniz partilerde, toplantılarda, buluşmalarda kıyıda köşede kalmış köpeği, kediyi, kuşu, vs. bulup, onu seven daima siz olursunuz.

8. Hayvanın size olan ve dahi sizin hayvana karşı sevginiz koşulsuzdur, çıkarlardan, beklentilerden muaftır.

9. İnsanların arasında olmaktansa, bir grup köpek yavrusunun arasında olmayı her zaman tercih edersiniz.

10. Hayvanlar gereksiz yere sorun çıkarmazlar, tartışma yaratmazlar, daima size kendilerini sevdirecek bir yol bulurlar.

11. “Boğuluyorum”, “nefes alamıyorum”, “biraz ara vermeliyiz”, “sen çok iyisin ama…” diyerek ayrılıp giden bir kedi, köpek, kuş, balık, tavşan, vs. bulamazsınız.

12. İçinde insanların bulunduğu bir fotoğrafa bakmaktansa, hayvanların bulunduğu bir resme bakmak her zaman daha rahatlatıcıdır.

13. Yorucu geçen, zor bir günün ardından gerçek bir arkadaşa sarılmanın verdiği rahatlamayı hiçbir şey veremez!

14. Bir hayvan asla sizi aldatmaz, aldatıyorsa da sorun %100 sizdedir… Öyle değil mi?

15. Çektirdiğiniz öz çekimlere baktığınızda en güzellerinin hep hayvanlarla birlikte olanlar olduğunu fark edersiniz.

16. Bir insanın kardeşi, sevgilisi, arkadaşı, dostu, kızı, babası, annesi, dayısı, vs. olabilirsiniz ama bir hayvanın her şeyi sizsinizdir.

17. Hayvanlarla arası iyi olan, onları seven, evcil hayvanı olan bir insanın sizinle arasının kötü olması mümkün değil.

18. Çoğu zaman arkadaşlarınızla dışarı çıkmaktansa evde hayvanınızla kalıp, beraber dizi izlemeyi, oynamayı, sarılıp uyumayı, vs. tercih ediyorsunuz.

19. Hayvanlar konuşamasa da onlarla harika bir iletişim kurabiliyorsunuz, çoğu insanla aynı dili konuşmanıza rağmen anlaşamıyorsunuz.

20. Hiç kimseye söyleyemeyeceğiniz sırlarınızı anlatabileceğiniz biri var!

Bonus – Hiç kimseye güvenemediğinizde, kendinizi yapayalnız hissettiğinizde tek bakışıyla sizi keyiflendirecek, varlığını hissettirecek biri hep var.

kaynak: onedio

Tavuk Etinde Arsenik Bulundu…

12227792_10153748657579169_5733213816918874793_n[1]

Marketlerde satılan tavuk eti analizleri sır gibi saklansa da, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nin bir açıklama yaptığını söyleyen Bahçeşehir Üniversitesi’nden Dr. Ümit Aktaş, “Test edilen tavukların % 50’sinin karaciğerinde inorganik arsenik bulunmaktadır ve bu madde kanserojen kimyasallar arasında en zehirli olanıdır” dedi.

Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada tavuk etiyle ilgili tartışmalar bitip tükenmek bilmiyor, bazı otoritelere göre tavuk eti zararlı ve kesinlikle uzak durulmalı, bazılarına göre ise zararsız ve gönül rahatlığı ile yenebilir. Tüketicinin kafası ise uzun zamandır karışık. Vatandaş, önemli beyaz et kaynaklarından biri olan tavuk etini tüketip tüketmeme konusundaki soru işaretlerinden bir türlü kurtulamıyor. Konuyla ilgili son açıklama ise Bahçeşehir Üniversitesi Fitoterapi Eğitim Koordinatörü Dr. Ümit Aktaş’tan geldi. Aktaş, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nin nisan ayında yaptığı açıklamaya dikkat çekti.

“FDA TAVUKLARDA ARSENİK BULUNDUĞUNU DUYURDU”

Marketlerde satılan tavuk eti analizlerinin genellikle bir sır gibi saklandığını söyleyen Dr. Aktaş, “Ancak Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi sonunda bir açıklama yaptı. FDA’nın bulgularına göre, test edilen tavukların % 50’sinin karaciğerinde inorganik arsenik bulunmaktadır ve bu madde kanserojen kimyasallar arasındaki en zehirli olanıdır” dedi.

Arsenik içeren ürünleri çok miktarda tüketenlerde kanser gelişimine neden olan hücre değişikliklerinin görüldüğünü vurgulayan Dr. Aktaş, arseniğe maruz kalmanın yaratacağı sonuçları, “Cilt kanserlerine ve son raporlara göre akciğer, böbrek, mesane ve karaciğer gibi iç organlarda da görülebilen kanser çeşitlerine yol açabilmektedir. Arseniğin tıpkı civa ve kurşun gibi, ceninde ve çocuklarda son derece zehirli etkileri bulunmaktadır” şeklinde özetledi.

“AMAÇ DAHA FAZLA PARA KAZANMAK”

Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş’a göre, buradaki en büyük problem, arseniğin tavuk yemlerine kasten karıştırılmış olması. Peki arsenik tavuk yemlerine neden karıştırılıyor? Dr. Aktaş’ın yanıtı: “Tabii ki daha fazla para kazanmak için. IATP’nin (Institute for Agriculture and Trade Policy) 2006 raporunda, daha az gıdayla daha hızlı büyüyebilmesi ve etinin daha sağlıklı görünen bir rengi olması için tavuk ve hindilerin % 70’inden fazlasının arsenikli ilaç karıştırılmış yemlerle beslendiği belirlenmiştir. Arsenik içeren ve yemlere karıştırılan bu ilaç (3-Nitro), antiparaziter etkiye sahip ve arsenik içeriyor. Tavuk etinin daha dolgun, güzel ve pembe bir renkte görünmesi için tavukların yemine katılıyor. Yapılan analizlerde, bu ilacın karıştırıldığı yemlerle beslenen tavukların karaciğerinde yüksek seviyelerde inorganik arsenik tespit edildi. İnorganik arsenik, arseniğin en zehirli formudur.”

Aktaş’ın verdiği bilgiye göre, tüm bu gelişmeler üzerine üretici firma, söz konusu ilacın üretimini gönüllü olarak durduracağını açıkladı.

“ARSENİK HER HALÜKARDA ZEHİRDİR VE ZARARLIDIR”

“Bu ürünün Amerika’daki tüm satış noktalarından toplatılması gerçeğine ragmen, FDA tavukların hala güvenli miktarda arsenik içerdiğini ve bunu yemenin güvenli olduğunu iddia etmektedir. Yani her zamanki ilkeli (!) FDA tutumu…” şeklinde konuşan Dr. Aktaş, Türkiye’deki durum hakkında ise şunları söyledi: “Arsenik, her halükarda zararlı ve zehirdir. Türkiye’deki ilgili mevzuatlara ve Türk Gıda Kodeksi’ne göre, sadece bulaşkanlık kabul edilip tahammül edilebilir limit konuluyor. Yani kullanımına izin vermek diye bir durum yok.”

TÜRKİYE’DE TAVUK ETİ GÜVENİLİR Mİ?

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necmettin Ceylan, FDA açıklamasını ve Türkiye’deki durumu şu sözlerle değerlendirdi:

“FDA’nın 2015 yılında askıya aldığı ve şu anda kullanmadığı ilaç, tavuk karaciğerinde arseniğe rastlanmasına neden olmuştur. Amerika’da bir dönem, bu ilaç kullanıldı, ancak arseniğin tavuk etinde bulunması üzerine kullanımdan kaldırıldı.

AB ülkelerinde ve bizim ülkemizde bu bileşiklerin kullanılması yasaktır. Yani büyümeyi destekleyici ürünlerin kullanımı yasak olduğu için ülkemizdeki piliç ve tavuk etlerinde böyle bir riskin olmadığını kabul etmek gerekir.”

“GDO’LU YEMİN 1 GRAMINA BİLE İZİN VERİLMEMELİ”

Geçtiğimiz günlerde Türkiye Biyogüvenlik Kurulu’nun, GDO içeren 6 çeşit mısır ve 2 çeşit soyanın tavuk yemlerinde kullanılmasına onay verdiğini hatırlatmamız üzerine, “GDO’lu yem kesinlikle kabul edilemez” ifadesini kullanan Dr. Aktaş’ın bu konudaki yorumu ise şöyle:

“GDO’lu yemin 1 gramına bile izin verilmemelidir. Üstelik, bu yemlerin hayvanların etine ve sütüne geçmediğine dair bir açıklama da yaptılar, böyle bir şey mümkün olabilir mi? Zaten bu yemler hayvan daha hızlı büyüsün diye veriliyor, hayvanın etine geçmiyor da, hayvanın et ağırlığı nasıl artıyor? Aldığı nefes sayesinde mi büyüyor bu hayvan? GDO’lu yem, hayvanın etine, sütüne, yumurtasına tabii ki geçiyor ve onları yiyen insanlar da GDO’lu ürünleri vücutlarına dolaylı yoldan almış oluyor. Bu, son derece büyük bir tehlike.

“PATRON FAZLA KAZANSIN DİYE TOPLUM SAĞLIĞI TEHDİT EDİLİYOR”

AB’de GDO’lu yeme izin verildiği savına gelince: Eğer söz konusu olan Bulgaristan veya Hırvatistan ise, evet, GDO’lu yeme izin var ama Almanya, Fransa gibi büyük ülkeler, asla GDO’lu yeme izin vermedikleri gibi, ithal ettikleri üründe kullanılmış olmasına da izin vermiyor, gümrükten içeri almıyorlar. Bizim ülkemizde de asla GDO’lu yeme izin verilmemelidir. Nihayetinde, GDO’lu yemler bir tek amaç için kullanılıyor: Para! Patronun daha fazla kazanması için tüm bir toplumun sağlığı ve geleceği tehdit altında tutuluyor. Başka bir amaç ya da fayda yoktur bu uygulamada.”

“AB ÜLKELERİNDE 58 ADET GDO’LU ÜRÜN YASAL OLARAK İZİNLİDİR”

Prof. Dr. Necmettin Ceylan ise Avrupa Birliği’nde GDO’lu yeme izin verilmediği görüşünün gerçeği yansıtmadığını söyleyerek, “AB’de 58 adet GDO’lu ürün yasal olarak izinlidir ve ülkemizde hayvan yemi olarak ithal edilen GDO’lu yemlerin çok daha fazlası (40 milyon tonun üzerinde) AB ülkelerinde hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Bu yemleri tüketen hayvanların etine, sütüne ve yumurtasına herhangi bir şekilde gen aktarımı olduğuna dair bilimsel bir çalışma yoktur” dedi.

ÖFKELİ OLDUĞUNUZ İNSANLARA KARŞI ”PALYAÇO TEKNİĞİNİ” KULLANIN.

125236[1]

Bazı insanlarla yaşadığımız istenmeyen olaylar sonucunda o kişilere karşı bir kızgınlık duyarız Daha sonra o kişilerle tekrar bir araya gelmek veya birlikte bir şeyler yapmak zorundaysak, aklımıza onunla aramızda geçen istenmeyen olaylar gelir ve onunla iletişim kurmakta güçlük çekeriz
Beynimizde o kişiyle ilgili görüntülerden ve onun söylediklerinden oluşan görsel ve işitsel negatif bir program derhal devreye girer ve kendimizi kötü hissederizBunun önüne geçmek, kendimizi rahatlatmak ve o kişiyle daha doğal bir iletişim kurmak için beynimizdeki mevcut programı değiştirmemiz gerekmektedir

Tekniğin Uygulanması

Gözlerinizi kapatın ve kızgın olduğunuz kişinin yüzünü zihninizde canlandırın
Bu kişinin kocaman kulakları olduğunu ve bir palyaço gibi burnunda kırmızı renkte bir lastik takılı olduğunu hayal edin

Burnundaki bu lastiği çekin ve bırakınKocaman kulaklarını da çekerek biraz daha uzatın

Bu tekniği uyguladıktan sonra artık o kişiyle aynı ortamda bulunmak sizi rahatsız etmeyecektirHatta onu gördüğünüzde yüzünüzde hafif bir gülümseme belirirse sakın şaşırmayın
İleride onunla barışmak isterseniz , bunu gerçekleştirmeniz daha kolay olacaktır

* Alıntıdır

kaynak sonsuz şifa

Bardağı Yere Bırakın…

Man in white shirt hodling a glass of water

Man in white shirt hodling a glass of water

 

Şifa için illaki bir şeyler yiyip içmek gerekmiyor, ara sıra da  bardağı yere bırakıverin derim nacizane..
Aklınızda Bulunsun…
Profesör, elinde, içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı.
“Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?” diye sordu.
Öğrenciler, ’50gr!’ …. ’100gr!’ …. ’125gr’ cevabını verdiler.
“Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem” dedi profesör ve devam etti:“
Ama, benim sorum şu:
Bu bardağı böyle birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?”
– Hiçbir şey
– Tamam, peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?
– Kolunuz ağrımaya başlardı.
– Haklısın; peki ya 1 gün boyunca tutsam ne olur?
– Kolunuz iyice ağrır, adaleniz spazm yapar, belki de
çözüm bulmak için hastaneye gitmek zorunda kalırsınız.
Sorularına cevap alan profesör, can alıcı noktaya temas etti:
– Peki tüm bu sorunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişme ortaya çıktı mı?
Öğrenciler bir ağızdan cevapladılar:
“Hayır.”
– Peki o takdirde, zaman içinde kolun ağrımasına ve kas spazmına yol açan olay neydi?
Profesör ikinci bir soru daha sordu:
– Acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?
– Bardağı bırakırsanız, rahatlarsınız.
Profesör beklediği cevabı almıştı.
Öğrencilerini kutladı ve bütün bu soruları sormasına sebep olan açıklamayı yaptı:
“Hayatın problemleri de böyle bir şeydir. Onları kafanda birkaç dakika tutarsan, bir sorun yaratmaz.Uzun bir süre düşünürsen, başın ağrımaya başlar. Ama hiç aklından çıkarmazsan,artık başka bir şey düşünemez hale gelirsin; bu seni bitirir. Elbette hayatınızdaki sorunları düşüneceksiniz; halletmeye çalışacaksınız.Ama en önemlisi, onları, her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmaktır.Bu şekilde strese girmez ve sabah taze bir beyinle uyanırsınız. Taze bir güne,yeni sorunlarla mücadele azmini kazanarak başlamış olursunuz. Bu yüzden arkadaşlarınıza vereceğiniz en önemli tavsiye,
‘Bardağı yere bırak’ olmalıdır.”

Lavanta yağının faydaları nelerdir?

12239671_940011866065815_7544841737835186436_n[1]

LAVANTA

Lavanta yağı, bitkisel ve aromatik yağlar dediğimizde ilk aklımıza gelenlerden birisidir. Sakinleştirici, ferahlatıcı hoş kokusu ile kurutulmuş lavantadan hazırlanan ufak kesecikler yastığımızın altında, dolaplarımızın içinde yerini alır. Huzurlu uyku uyumamıza, kendimizi ve yaşadığımız ortamı daha ferah bir hale getirebilmemize yardımcı olur.

Peki Lavantadan elde edilen yağın faydaları nelerdir?

Lavanta (lavanta yağı) tüm esansiyel yağların arasında en çok yerde kullanılan yağdır. En iyi bilinen özelliği vücut üzerindeki rahatlatıcı etkisidir. Aynı zamanda, cildi iyileştirici etkisiyle tedavi edici özelliğe sahiptir. Lavanta yağı kesikleri temizlemek, çürükleri ve cilt tahrişlerini iyileştirmek için kullanılabilir. Güzel ve hoş kokusu, fiziksel ve duygusal yönden sakinleştirici, rahatlatıcı ve dengeleyicidir. Çantanızda bir şişe lavanta yağı taşımak ilk yardım çantanızın önemli gerecinin ve en güzel parfümünüzün yanınızda olması demek.

Aşağıda lavantayı hayatınızın bir parçası haline getirmenizi sağlayacak 13 nedeni şöyle sıralayabiliriz:

Yatıştırıcı:

Avuçlarınızı 2-3 damla lavanta yağı ile ovuşturun, ellerinizden derin bir nefes çekin. Lavanta kokusunun beyindeki amigdal bölgesine yapacağı bu yolculuk (duygusal depo) zihninizi sakinleştirecektir. Vücudunuzu hızlı bir şekilde rahatlatmak istiyorsanız ayaklarınızı, bileklerinizi lavanta yağı ile ovabilirsiniz. Lavanta yağı kalabalık yerlerde de (uçaklar, metro, tren vs.) rahatlamanıza yardımcı olacaktır.

Uyku yardımcısı:

Yastığınızın üzerine damlatabileceğiniz bir kaç damla lavanta yağı, inhalasyon ile ( soluma yolu) daha rahat ve huzurlu bir uykuda size yardımcı olacaktır.

Arı sokması / Böcek ısırması

Arı sokmasından kaynaklanabilecek şişliklerin azaltılmasında yada böcek ısırması sonucu kaşıntının durdurulmasında lavanta yağı oldukça etkilidir. Isırıldığınız bölgeye bir kaç samla lavanta yağı dökebilirsiniz.

Küçük yanıklar

Eğer küçük bir yanığınız varsa ve bu yüzden acı çekiyorsanız, yanığın üstüne 2-3 damla lavanta yağı dökebilirsiniz.

Kesikler

Kesiğin üstüne dökülen bir kaç damla lavanta yağı, kanamayı durdurur, bakterileri öldürür ve yarayı temizler.

Egzama/Dermatit

Bir kaç damla lavanta yağı ile karıştırabileceğiniz fındık yağı yada bitkisel yağı (hindistan yağı, susam yağı vs.) karıştırarak egzama veya dermatitli bölgenize uygulayın.

Yol Tutması/ Mide Bulantısı

Yol tutmasından kaynaklanan ya da normal bir zamanda kaynaklanan mide bulantılarınızı azaltmak için kulaklarınızın arkasına, gebek deliğinizin etrafına ya da dilinizin altına bir kaç damla lavanta yağı damlatabilirsiniz.

Burun kanaması

Burun kanamasını durdurmak için, bir mendilin üzerine bir kaç damla lavanta yağı damlatın ve küçük bir buz parçası ile birlikte mendili burnun etrafına sarın. Üst dudağınızın üstüne buruna doğru mendili ittiriin. Kişinin kanaması duruncaya kadar mendili burunda tutun.

Kuru veya çatlak ciltler

Kurumuş veya çatlamış ciltlerin üzerine lavanta yağı sürün.

Çatlamış ya da güneş yanığı dudaklar

Çatlamış ya da güneş yanığı dudaklara lavanta yağı damlatın.

Saman nezlesi

Avuç içinize lavanta yağını damlatın ve ellerinizden derin nefelser alın. Lavanta yağı saman nezlesi belirtilerini hafifletmeye yardımcı olur.

Kepek

Kepeği ortadan kaldırmak için kafa derisine birkaç damla lavanta yağı sürün.

Uçuk

Uçuk üzerine bir damla lavanta yağı damlatın.

Lezzet güçlendirici!

Tadını lezzetleştirmek istediğiniz herhangi bir tarifin içine birkaç damla lavanta ekleyin. Favoriler: Su ya da çayın içine, kek, barlar, kurabiye, tatlı tarifleri, ham çikolata

Aşağıda Gösterilen Dişler Ağrıdığında Baktırmanız Gereken Organlar…

12243404_770722679722733_6723771396243118868_n[1]

Ağız ve diş sağlığında ihmal ettiğiniz bakım aşağıda gösterilen organlarınızdan en az birini yada birkaçını etkiler. Bu yüzden ağız ve diş sağlığınızı asla ihmal etmeyiniz.

Her duygu belli seviyedeki enerji frekansına ve güce SAHİPTİR…

12243428_660165870753031_7855140281586619667_n[1]

Ünlü bilinç araştırmacısı, Dr. David Hawkins, uygulamalı kinesiyoloji yardımıyla insan duygularını Ölçtü ve her duygunun belli seviyedeki enerji frekansına ve gücüne sahip olduğunu ortaya koydu.

Bu tablo Dünyaca kabul edildi. Şimdi onu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öne sunulan teorisi ise:

Her bireyin belli bilinç düzeyi vardır. O düzeydeki değer yargıları, inançlar, düşünceler, kurallar, sınırlar toplumun her bireyinde rezonans yaratır. Toplumdaki rezonans eden duygular hangileri daha çoğunluksa – bireyler ona göre tepki, düşüncelerini, duygularını, davranışlarını sergiler. Kısacası, insanın duyguları belli enerji dalgaları oluşturur, hangi duygular daha baskın hissediliyorsa, onlar rezonans ediyor ve daha fazla yayılıyor etrafa. Her duygu belli düşünce ve hayata bakışı ile bağlıdır.
Örneğin:

Utanç duygusu – duygu derecesi + 20. Duygu ölçümü çok düşür, enerjisi çok düşük. Ölümün bir adım öncesi diyebiliriz. Bu düzeyde kişi intihar tasarısı içindedir. Ya da bir seri katil adayıdır. Kişinin tüm nefretinin kendisine yöneldiğini hayal edin. İşte bu yüzden insanın devamli utanç duygu içinde yaşaması – en ölümcül olanıdır. Yok edici utanç, öfke, nefret, içe kapanık, hiç hissetme, paranoyak, psihoz, tehlikeli kişilik, sahte gurur.