Sonuçta “yaşamak” dediğimiz şey yerini bir tür performans sanatına bırakmak üzere………..”

images6[1]

 

Zenginmiş gibi…
Mutluymuş gibi…
Âşıkmış (pek seviyormuş) gibi…
Entelektüelmiş gibi…
Hatta mesela son zamanlarda pek gözde olduğundan belki;
azıcık dervişmiş gibi…
Uzmanmış gibi…
Serüvenciymiş gibi…
En beteri de dürüstmüş, sözünün eriymiş, çok güvenilirmiş gibi yapanlarla kaynıyor ortalık!…

Sonuçta “yaşamak” dediğimiz şey yerini bir tür performans sanatına bırakmak üzere………..”
Haşmet Babaoğlu

SAĞLIKLI BESİNLER – SAĞLIKLI PİŞİRME YÖNTEMLERİ

1383879_10155670402915557_274125251558847001_n[1]

SAĞLIKLI BESİNLER – SAĞLIKLI PİŞİRME YÖNTEMLERİ

Sağlıklı besinler sağlıklı yöntemlerle pişirilmedikleri takdirde besin değerlerinde kayıplar oluşabilmektedir.
Örnek olarak:

• Mangalda ızgara yapılan etler, aleve çok yakın pişirilirse kanserojen öğeler oluşabilir, etlerden damlayan su ile B vitaminleri kayba uğrar. Bu nedenle metal çatal yerine tahta maşa kullanılması ve etlerin ateşe çok yakın olmamak koşulu ile sürekli olarak çevrilmeden ızgara yapılması öngörülmektedir.

• Kuru fasulye, nohut, mercimek gibi baklagiller iyi pişirildiğinde sindirimi kolaylaşır ve böylelikle protein değeri artar. Öte yandan haşlama sularının dökülmesi veya çabuk pişmesi için soda / maden suyu eklenmesi besin değerini azaltır.

• Yumurta, çiğ olarak tüketilmemelidir. Çiğ yumurtanın sindirimi güçtür ve biotin adındaki bir vitaminin emilimi engellenir. Ayrıca besin zehirlenmesine de yol açabilir.

.Yumurta en fazla 8 – 10 dakika haşlanmalıdır. Uzun süre pişen veya haşlandıktan sonra bekleyen yumurta sarısının etrafı yeşil renk alırsa hem sindirimi güçleştirir hem de besin değeri azalır.

• Sütler de kesinlikle çiğ olarak tüketilmemelidir. UHT teknolojisiyle sunulan uzun ömürlü süt veya pastörize süt alınması daha sağlıklı olacaktır. Bu kapalı sütleri ısıtma veya kaynatma zorunluluğu yoktur, soğuk olarak da içilebilir.

• Süt uzun süre kaynatılırsa vitaminleri azalır. Pastörize ve sterilize edilmemiş süt kabardıktan sonra 4 – 5 dakika karıştırılarak kaynatılmalıdır. Ardından hemen soğutulup cam kavanoz içerisinde buzdolabına konularak 1 – 2 gün içerisinde kullanılmalıdır.

• Makarna ve erişte gibi besinlerin haşlama suları dökülmemeli, çekeceği kadar su ile suyu çektirilerek pişirilmelidir. Haşlama suyu dökülür ve ardından soğuk suyun altında tutulursa B1vitamininde %80’lere varan kayıplar oluşabilir.

• Şehriye, pirinç ve unun kavrulması protein kaybına neden olmaktadır.
• Taze sebzeler önce ayıklanmalı, yıkanmalı, sonra doğranmalı ve yeteri kadar su ile pişirilmelidir. Yeşil yapraklı sebzeler, hiç su koymadan pişirilebilirler. Sebze yemeğine çok su eklenirse vitamin kaybı artar.

• Sebzeleri pişirirken soda / maden suyu eklemek, yeşil ve sarı sebzelerden yapılan salatalara limon veya sirke ekleyerek bekletmek A ve C vitamini değerini azaltır.

• Patates gibi kabuğu içinde haşlanabilen sebzeler iyice yıkadıktan sonra kabuğuyla birlikte haşlanmalıdır. Piştikten sonra kabuğu kolaylıkla soyulabilir ve besin değeri de korunmuş olur.

• Yağlar yakıldıktan sonra yemeğe eklenirse (Örnek: İskender kebap, mantı, yayla çorba) kanserojen öğeler içerirler.

• Besinleri mümkün olduğunca tekrar ısıtmaktan kaçınmak gerekir.
Diğer yandan en iyi saklama kabı, besinle alışverişi olmayan nötr kaplardır. Kaptan besine, besinden kaba geçiş olması besin kalitesini olumsuz etkiler. Besin saklamada madeni, plastik, toprak ve cam gibi araçlar kullanılmaktadır. Ayrıca yemek pişirme kullanılan (çelik, emaye, düdüklü tencere vs) bir kap, kalan yemeğin saklanması adına da kullanılabilir. Bir dönem bayanlar tarafından, patlama riski taşıdığı için düdüklü tencereler tercih edilmezken şimdilerde yeni geliştirilen tekniklerle kapak kısmı tencerenin de içerisine girdiğinden daha güvenli olarak kullanım kolaylığı ve zamandan tasarruf sağlamaktadır.

kaynak: Fatoş pabuççu tuncay

YAZ AYLARINDA SOĞUK ÇORBA İÇİN!

18926[1]

Sıcak havalarda soğuk çorba önerisinde bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Gülay Hamzaoğlu Öztürk, sağlıklı beslenme tüyolarını açıkladı.

Yaz aylarında aşırı sıcaklar nedeniyle çorba tüketimini azaldığını belirten uzmanlar, soğuk çorba tüketilmesini tavsiye etti. Ayrıca, yaz meyvelerinin aşırı tüketilmesinin kiloya sebep olduğu belirtildi.

Yaz meyveleri tüketimine dikkat

Beslenme ve Diyet Uzmanı Gülay Hamzaoğlu Öztürk, yaz meyvelerinin kalorilerine dikkat etmek gerektiğini söyledi. Bağırsak hareketinizi artıracak lifli beslenmeye yer vermek gerektiğini ifade eden Öztürk, tavsiyelerde bulundu.

Besin gruplarından en kıymetlilerinden biri olan sebze ve meyvelerde mutlaka çeşit yapın. İsterseniz tek olarak, isterseniz meyve ve sebze salataları olarak tüketebilirisiniz. Örneğin; ananas, kivi, elma ve armut gibi meyveleri küp küp doğrayarak içine bir miktar ılık süt ve 1-2 yemek kaşığı kadar kepek ilave edilmiş bir karışımı kabızlık durumunda programınızda yer verebilirsiniz.

Aşırı meyve tüketimi kilo vermeye engel oluyor

Hatta tam aksine kilo almanıza neden olabiliyor. Örneğin yaz meyvesi olan karpuz kilo almanıza yol açabiliyor. Bu nedenle meyvenin büyüklüğüne ve porsiyonlara dikkat edin. Gün içinde aktif bir yapıya sahipseniz ve metabolizmanızı iyi çalıştırıyorsanız kilo almamak için yaz meyvelerini günde ortalama 3-4 porsiyon tüketin.

Sıcak havalarda soğuk çorba için

Diyet Uzmanı Öztürk, sıcak havalarda çorba gibi sıvı gıda alımının azaldığına işaret etti: Mümkün olduğunca çorba tüketimini azaltmayın. Sıvı tüketimi metabolizmanızı hareketli tutmanıza yardımcı oluyor. Beslenmenizde soğuk çorbalara yer verilebilirsiniz. Kilo kontrolünde ve sağlığı korumada bir diğer çevresel etmen de düzenli bir egzersizin, diyetinizde olması. Dünya Sağlık Örgütü haftada en az 3 kez, en az 45-60 dakikalık aralıksız spor yapılmasını öneriyor.

YOĞURTLU SOĞUK ÇORBA TARİFİ (TIKLAYIN)

Sağlıklı beslenmek için bunları yapın

Öztürk, sağlıklı beslenmek için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

  • Mutlaka kahvaltı etme alışkanlığı kazanın,
  • Metabolizmanızı hızlandırmak için az ve sık beslenin (6-7 öğün),
  • Öğün atlamayın,
  • Bol su tüketin,
  • Susamadan da su için,
  • Posa alınımını artırın,
  • Lifli gıdalar tüketin,
  • Alkol tüketimini kısıtlayın,
  • Fast food tüketimine dikkat edin,
  • Önerilenden fazla protein almayın,
  • Az ve uygun yağ tüketin,
  • Şeker ve şekerli besinleri fazla tüketmeyin,
  • Tuz tüketimini dengeleyin,
  • Yavaş yiyin ve çok çiğneyin,
  • Yemek pişirme tekniklerine dikkat edin,
  • Etiket okuma alışkanlığı kazanın,
  • İçeriği bilinmeyen hazır gıdaları tüketmeyin,
  • Seyahat, tatil ve günlerini dengeleyin.

Cihan

kaynak: hürriyet aile

GIDA MÜHENDİSLERİNİN AĞZINDAN İTİRAFLAR

11033763_10206248901675311_9055618574779239674_n[1]

Okuyacaklarınız pek de iştah açıcı şeyler değil. Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış yemek fabrikası, catering şirketi, restoran gibi yerlerde çalışan gıda mühendislerinin tanık oldukları uygulamalardan bahsedeceğiz.

Gıda Mühendisleri Odası aracılığıyla gönderdikleri maillerle, forumlarda yazdıklarıyla çığlıklarını duyurmaya çalışıyorlar ama işin ucunda işlerini kaybetmek de var. Üstelik mimlenip bir daha asla iş bulamamacasına… Çünkü sistem böyle kurulmuş. Tek istedikleri denetimlerin arttırılması ve rüşvetin önüne geçilmesi ve gıda mühendislerinin, vatandaşlarının sağlığına önem veren ülkelerde olduğu gibi, hak ettikleri konum ve koşullarda mesleklerini yapabilmeleri.

Mesela; ismini vermek istemeyen bir Gıda Mühendisi diyor ki:

“Et ürünleri üreten bir firmada tanık olduğum vahim olay: İade edilen ambalajı bozuk, küflenmiş sucuklar tekrar işlemden geçirilip kılıflandıktan sonra yeni parti ürünlerle piyasaya sürülüyor. Üstelik bu ürünler birçok yerde satılıyor.”

Bir başkası; “Reçel üretimi yapan bir firmada kazana bir su bardağı toz kimyasal karıştırılıyordu. Bir gün bu kimyasalı tedarikçiden ben teslim aldım. Hemen faturaya baktım ve eve gidince araştırdım. Bir çeşit antibiyotik. Patronla tartıştık. Zaten iki hafta sonra işten ayrıldım.” diyor.

Yine bir diğeri; “Tahin ve tahin helvası üretilen işyerinde tarım müdürlüğü tarafından alınan numunelerde ürünün kül miktarı yüksek çıktı. Bunu düşürmenin tek yolu, susamı sertleştirmek için kullanılan sönmüş kirecin Ca (OH)2 uzaklaştırılması. Kabul ettiremedim.” diyor.

Başka biri; “İhale usulü hazır yemek hizmeti veren firmalarda o gün çıkan her yemekten numune alınıyor. Bunu bilen bazı firmalar numune kaplarına kokusuz çamaşırsuyu damlatarak tüm mikropları öldürüyor. Çünkü mikrobiyolojik analiz yapılırken kimyasal analiz yapılmıyor. Birkaç kez neticenin ne çıkacağını merak ederek çamaşır suyu damlattırmadım. Her seferinde salmonella bakterisi çıktı.” diyor.

Bir diğeri; “Çocuk işçilerin çalıştırıldığı bir dondurma fabrikasında şekil veren makineden çıkan hatalı dondurmaları bir varilde biriktirip sonra yeniden üretime katıyorlardı. Bu sebeple çocuk zehirlenmeleri meydana geldi. Tarım’a şikâyetler gitti fakat bir şekilde durumun üstü kapatıldı.” diyor

Bir başkası; “Kuruyemiş firmasında, soğuk hava deposu yeterli olmadığından kuruyemişte kurtlanmaların önüne geçemedik. Depo, kurtlanmış ceviz içi ve kelebek kozalarıyla dolu bademle doldu. Kurtlu cevizler, ceviz tozu; kelebek kozalarıyla dolu badem, kayısı çekirdeğiyle yarı yarıya karıştırılarak badem toz haline getirildi ve piyasaya sürüldü.” diyor

Dikkat çeken bir diğeri; “Bir et işletmesine iş başvurusunda bulundum. Bana, “İyi yalan söyleyebilir misin?” diye soruldu. “Hayır” cevabını verdim. Bu, işi kaybettiren cevap oldu. Denetlemede “herhangi bir usulsüzlük yok” demem gerekiyormuş. Şu anda çaresizlikten diplomamı kiraya verdim.” diyor.

Bitmiyor, bitmiyor; “Yemek fabrikasında sulu tavuk yemeklerinden kalan tavuk etleri akşamları yıkanıp ertesi günkü yemeklerde kullanılıyordu. Karşı çıkınca patronla aramızdaki anlaşmazlık büyüdü. Artık dışarda sulu yemek yemiyorum. Bir catering firmasında işe başladım. Catering firmaları gıdanın çabuk tüketildiği bir sektör. Ne kadar sıkıntılı hammadde varsa catering’lere verilir. Çalıştığım firmada artık bozulmaya ramak kalmış tavuk butları, yarı fiyatına alınıp, soslayıp baharatlanarak, müşteriye fırında tavuk olarak veriliyor. Karşı çıktığınızda, patron üzerinize yürüyebiliyor.” diyor.

Dahası, dahası; “Süt ürünleri üreten firmada yapay koruyucuyla yoğurtların ömrü bir ay kadar uzatılıyordu. Bir ay sonra iade gelen yoğurtların küflü kısmının sıyrılarak kalan kısım lokantalara ucuza satılıyordu. Denetime gelenlerin içinde gıda mühendisi yoktu. Çuval çuval katkı maddesini süt tozu zannediyorlardı.” diyor.

Sonrası, sonrası; “Staj yaptığım yer birçok büyük firmaya meyve suyu konsantresi yapıp gönderen bir firma. Kara havuç suyuna vişne aroması katarak vişne suyu olarak etiketliyorlar. Piyasadaki çoğu vişne suyunun içeriği kara havuç suyu + aroma + boya…” diyor.

kaynak: sağlıkla kal

derya öncel

ATALARIMIZ SEÇTİ BİZLER YAŞIYORUZ, BİZLER SEÇECEĞİZ TORUNLARIMIZ YAŞAYACAK…

11401346_662613413869030_3281628311580503564_n[1]
Hayattaki Yanlış Seçimleriniz DNA Yoluyla Gelecek Nesillere Aktarılabilir
Yeni araştırmalar ilk defa, zayıf yaşam tarzımızın çevresel stres etkenlerinin ve travma izlerinin DNA boyunca gelecek nesillere aktarılabildiğini, potansiyel olarak çocuklarımızı zihinsel rahatsızlıklara ve obeziteye karşı daha eğilimli hale getirdiğini gösterdi.
Bilim adamları, kıtlık gibi önemli travmatik olayların izlerinin bir sonraki jenerasyonlara aktarılabildiğini zaten biliyordu; fakat ilk kez mekanizmayı onu gerçekleştiren şeyle beraber gözlemleyebildiler ve daha öncesinde kabul edilenin aksine yavrularımız için genetik olarak temiz bir sayfa açılmıyor.
DNA’mız devamlı olarak epigenom olarak bildiğimiz şey boyunca çevremiz tarafından değişime uğrar. Temelde epigenetik değişiklikler, DNA’mızdaki hangi genlerin yaşamımız boyunca kullanılıp hangilerinin kullanılmayacağına etki eden değişikliklerdir. Bu durum, sağlığımız üzerinde oldukça derin bir etkiye sahip oldukları anlamına gelir. Fakat bunun öncesinde, bilim insanları tüm bu epigenetik değişimlerin (diyet ve stres seviyelerimiz gibi şeylere etki eden) sperm ve yumurta hücreleri boyunca aktarılamadığını ve her bir jenerasyonun hayata temiz bir sayfa ile başladığını düşünüyordu.
“Tüm jenerasyonlardaki bilginin, yeni döllenmiş yumurtanın gelişimini düzenlemek için daha fazla bilgi eklenmeden önce sıfırlanması gerekmektedir. Bu, bir bilgisayar diskini yeni veriler eklemeden önce temizlemeye benzer,” Azim Surani, Cambridge Üniversitesi, araştırmaya öncülük eden kişi.
Ekibin insanlardaki bu epigenetik silme sürecini tanımlaması ilk defa mümkün oldu ve bu çevresel değişikliklerin tamamında temiz bir sayfanın açılamayacağı gösterildi. Aslında araştırma, DNA’nın yaklaşık %5’inin yeniden programlamaya karşı direnç gösterdiğini ve hatalarımızın bir sonraki jenerasyona aktarıldığını ortaya çıkardı.
Araştırmacılara göre, bu silinmeye karşı dirençli genler özellikle beyin hücrelerinde aktif durumdalar ve şizofreni, obezite ve metabolik bozukluklar gibi koşullar ile de bağlantılılar.
“Çalışmamız bize, bir sonraki jenerasyona aktarılmasa da potansiyel olarak gelecekteki jenerasyonlara aktarılabilecek epigenetik bilginin potansiyel genom bölgelerinin iyi bir kaynağını verdi.” Walfred Tang, Çalışmanın başyazarı. “Şunu biliyoruz ki bu bölgelerin bazıları farelerdekiyle aynı, bu durum bize onların işlevini incelemek için büyük bir fırsat sağlayabilir.”
Cell dergisinde yayımlanan araştırma, bize iyi genlerin sağlıklı çocukları sağlamak için yeterli olmadığını gösterdi. (DNA’mızı sağlıklı bir şekilde korumamız gerektiğini de…)
Hala tam olarak neyi aktarıp neyi aktaramayacağımız hakkında öğrenmemiz gereken çok şey var ve ekip şu sıralar bu çevresel değişikliklerin birden fazla jenerasyona miras bırakılıp bırakılamayacağı üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.

kaynak: sağlıkla kal

Fatoş pabuççu tuncay

BİZE TAM TERSİNİ SÖYLEMİŞLERDİ frown ifade simgesi DEĞİL Mİ?KEMİK ERİMESİNİN EN BÜYÜK SEBEBİ SÜT

11401440_10155670503800557_2383815799593929886_n[1]

BİZE TAM TERSİNİ SÖYLEMİŞLERDİ frown ifade simgesi DEĞİL Mİ?

 

News Medical’in haberine göre bunun nedeni, vücutta sınırlı sayıda depolanan kemik yapan hücreleri diğer bütün yiyeceklerden daha fazla tüketiyor olması. Yani süt, kısa vadede kemikleri güçlendirse de, uzun vadede kemik yapıcı hücreleri tüketerek kemik erimesi riskini arttırıyor. Bu, bir paradoksu açıklığa kavuşturuyor: siyahi insanların sütteki laktozu sindirmede daha çok zorlandığı biliniyor, bu sebeple daha az süt içiyor ve beyaz ırktan insanlardan çok daha az kemik erimesi hastalığına yakalanıyorlar. Bu yeni araştırma, paradoksu çözüyor çünkü daha az süt tüketerek kemik erimesine yakalanma olasılığı azaltılıyor. Artan bulgular, sütteki kalsiyumun kemik erimesine karşı koruma sağlamadığını gösteriyor. Örneğin, 12 yıl süren ve 78,000 kadın üzerinde yapılan bir Harvard araştırması, günde üç defa süt içen kadınların neredeyse hiç içmeyenlere kıyasla daha fazla kemik kırdığını gösterdi. Benzer şekilde, Sidney, Avustralya’da 1994 yılında yapılan bir araştırma, fazla süt ürünü tüketiminin çatlak riskiyle bağlantılı olduğunu gösterdi: süt ürünü tüketimi en yüksek olanların, en az olanlara göre iki kat daha fazla kalça çatlağı ve kırığı riski var.
Yazar Russell Eaton’ın dediğine göre: “Süt kemik yoğunluğunu arttırıyor, ama bunun korkunç bir bedeli oluyor. Son araştırma gösteriyor ki kemikleri korumaktan çok uzak olmakla kalmayıp, süt aslında kemik yapan hücreleri tüketerek kemik erimesi riskini arttırıyor. Ayrıca, kemik erimesi olan insanların kalp hastalığı ve kanser oranı çok daha yüksek, bulgular ise sütü ortak sebep gösteriyor.”
Beslenme şeklimizdeki zararlı yağların prostat kanserine sebep olduğu düşünülüyordu, ancak bu doğru olmayabilir. Sütteki kalsiyum ve fosfor nanobakterileri besleyerek kanser ve kireçlenmeye neden oluyor.
Görünüşe göre vücuttaki nanobakterilerin sebep olduğu zararlı kireçlenme; eklem iltihabı, böbrek taşı, kalp hastalığı ve inme gibi pek çok hastalığın kökünde var. Bu mikroskobik organizmalar kan dolaşımından kalsiyum ve fosfor ile beslenip, daha sonra kalsiyum fosfat salgılayarak kireçlenmeye neden oluyor. “Sütün Kaçınılmazı” (“The Milk Imperative”) kitabında yazar, sütün nanobakterileri nasıl besleyip pek çok ciddi hastalığa sebep olduğunu gösteriyor.
Kitap hakkında yorumda bulunan Dr. Amy Lanou : “Günümüz hayvansal sütünün, bütün kılıfıyla, hemen hemen hiç bir telafi edici özelliği yok ve sadece hastalık ve kötü bir sağlığa sebep veriyor. Sadece hayvansal sütten bitkisel süte geçiş yaparak sağlığımıza dramatik ve uzun vadeli bir gelişimde bulunuyoruz.

kaynak: sağlıkla kal

Akciğerleri temizleyen 6 mucize besin

1383415_521273557972834_4765100519171624654_n[1]

Zencefil:

Çok kuvetli bir antioksidan olan zencefil, akciğerleri temizlemektedir. Çeşitli toksinleri, mukusu ve istenmeyen parçacıkları akciğerlerden atmaya yardımcıdır. Bu nedenle zencefil çayı veya zencefili direk olarak yiyebilirsiniz.

Sarımsak:

Sarımsak kuvetli bir antioksidan olmasının yanı sıra, içinde bol miktarda bulunana alisin kimyasalı ile akciğerleri temizler.

Okaliptüs:

Okaliptüs doğal bir antibiyotik olmasının yanı sıra içinde yağlar barındırır. Bu uçucu yağlar, akciğer enfeksiyonlarına iyi gelir, kan basıncını arttırarak kanın çoğalmasını sağlar. Öksürük şuruplarında, boğaz pastillerinde bu kimyasal yağ kullanılır. Taze okaliptüs çayı bronşit ve sinüzite iyi gelir. Buharını solumak öksürük ve bronşite iyi gelir.

Ekinezya:

Soğuk algınlığı ve öksürük tedavisinde kullanılır. Bitkinin kökleri çeşitli akciğer enfeksiyonlarında yardımcıdır.

Keçiboynuzu:

Özellikle sigara içenler için keçiboynuzu çok faydalıdır. 5 adet keçiboynuzu 1 litre suda kaynatılır ve aç karna içilirse sigaranın verdiği zararı düzeltmeye yardımcı olur.

Ebegümeci:

Kaynar suda 1 miktar ebegümeci kaynatılır ve 5-6 saat sonra aç karına 1 bardak içilir. Bu uygulama ile, akciğerlerde ki sigara etkileri yavaşlatılır. Ebegümeci, ayrıca balgam attırır, akciğer kanserini engeller.

kaynak: şifalı bitkiler

Erkek bluetooth gibidir; yanındayken bağlanır, uzaklaştıkça yeni aygıt arar…

1456080_438286572960485_2129668123_n[1]

Bu kitabı gözyaşları içinde okuyorum. Gerçekten yaşamaya dair.

 

kumsal_manzarasi_3[1]

Bu kitabı gözyaşları içinde okuyorum. Gerçekten yaşamaya dair. Sözler bir doktorun bilge yüreği aracılığıyla yaşanmışlıkların dile gelişi. Herhangi bir öğreti veya manevi bir akıma atıf olmadan, sıradan görünen hayatlarımızda herşey ve herkesten öğrenebileceğimizin canlı bir kanıtı. Kelimeler az geliyor..

 “Bir kaç dakika onu düşünceleriyle yalnız bıraktıktan sonra, ‘Ne düşünüyorsun, Peter?’ diye …sordum.
‘Hep bana bir gün gelip enfeksiyonun geri geldiğini, artık tedavi edilemeyeceğini ve bu enfeksiyonun beni öldüreceğini söylemenizden korkmuştum.’ dedi.
‘Peter, üzgünüm ama sana söylediğim şey buydu.’ dedim yumuşak bir ses tonuyla.
‘Ben de bundan bahsediyorum işte!’ diyerek beni rahatlatmaya çalıştı.
‘Artık üzerinde hiçbir kontrolüm olmayan bir şey için bir an bile endişe etmeme gerek yok.’
 Bir zamanlar bu adamın bana herhangi bir şey öğretebileceğine inanmamıştım. ‘Peter’ dedim.
 ‘Gerçekten inanılmazsın. Daha ilk ziyaretinde çok özel bir insan olduğunu anlamıştım.’
‘Karşında öfkeli bir zenci bekliyordun da ondan!’ diye şakalaştı benimle. ‘Sanırım haklısın. Senin başına gelen ve gelmeye devam edenler bir başkasının başına gelse, herhalde öfkeden deliye dönerdi. Ama ben seni hiçbir zaman öfkeli görmedim.’ ‘Bir keresinde çok öfkelenmiştim. Vurulduktan hemen sonra, hastanede yatarken, yatağımdaki ayaklanmalara alkış tutup, hırsızları destekliyordum. İçim öylesine nefret dolmuştu ki gazetelerde benim hakkımda yazan her şeyin doğruluğunu kanıtlayan bir insan olmak istiyordum.’
 ‘Peki bu kadar değişmeni sağlayan ne oldu?’ diye sordum. Peter, bunun cevabı çok basitmiş gibi baktı ve ‘Onları affettim.’ dedi.
 ‘Hepsini affettim. Polis memurunu, davaları, savcıyı, gazetecileri, hepsini. Bir gün yeğenimi, mahalledeki çetelere katılıp benim başıma gelenlerin intikamını almalarına  yardımcı olacağını söylerken duydum. Böyle nefret dolu sözleri küçük bir çocuktan duyduğuma inanamıyordum, ama bu çocuk bir de yeğenim olunca, bu kişisel bir mesele haline geldi. Bu sevgi dolu çocuğa nefret aşılanmıştı ve bunun sorumlusu bendim.
O güne kadar ne kadar nefret dolu olduğumu ve bu nefreti başkalarına da nasıl bulaştırabileceğimi anlamamıştım. Bir anda, sanki birisi karanlık bir odada ışık yakmış gibi, annemin bize öğretmeye çalıştığı şeylerin ne demek olduğunu anladım. Vahşi hayvanlardan, benim serbest bıraktığım vahşi hayvanlardan koruyormuşcasına  yeğenime sıkı sıkı sarıldım. Sadece sevgimi hissetmesini istedim, ama bende de verecek pek fazla sevgi yoktu.
Benliğimi saran arzunun aslında affetme arzusu olduğunu anladığımda, daha önce hiç duymadığım bir huzur duydum. Sanki artık ben de affedilmiştim.’
 Daha önce gözlerinde gördüğüm korku kaybolmuş, yerini bir damla göz yaşı almıştı. Ama bu gözyaşı üzüntüden akmıyordu. Bu gözyaşı, bazen birinin çok özel bir hediye aldığını gördüğünüzde gözünüzden süzülen gözyaşı ile aynı gözyaşıydı. Sözlerini bitirmeden elimi tuttu.. ‘O günden bu yana öfke hissetmedim. Ve hiç bir şeyden pişman değilim.’ …”
alıntı

Duymuyrum Ki!… Duymuyorum Ki!…

b-189789-karikatür[1]

Seni Öptüm Yakışıklı Bi Prense Döndürdüm, Niye Mutlu Diilsin?

mutluluk[1]