Böbrek Taşlarını Düşüren Bitkisel Kür (Avakado Yaprağı Kürü)

11224466_666445630166909_2168558459960985369_n[1]

 

Böbrek Taşına Karşı Bitkisel Kür
[Prof.Dr. İbrahim SARAÇOĞLU]

“Avokado yaprağı böbrek taşını düşürmekte etkili olan nasıl bir kimyaya sahiptir?” Cevabını bulmak ve vermek en az altı yılımı almıştı.

Yeri gelmişken hemen belirtmekte fayda görüyorum, altı yıl boyunca her gün avokado yaprağını araştırmadım Ben, aynı zamanda çok sayıda farklı bitkiyi araştırırım Aynı bitkiyi sürekli araştırmak hem yorucudur, hem dikkat dağıtıcıdır, hem de kolaylıkla kısır döngüye girmenize neden olur Örneğin, bir hafta boyunca bir bitki üzerinde yoğunlaşırken, ikinci hafta başka bir bitki üzerinde tekrar çalışmaya başlarım Bazen, bir bitki üzerinde sadece birkaç saat çalışır bırakır, tekrar üzerinde çalıştığım diğer bir bitkiye dönerim

Böbrek taşını harekete geçiren kimyasal güç, avokado yaprağında bulunan methyl-chavicol’dur İlk bakışta methyl-chavicol ana etkin madde gibi görünmektedir Halbuki bu güç etkin madde olmaktan ziyade, böbrek taşını harekete geçiren etken bir rol üstlenmektedir Böbrek taşını harekete geçiren kimyasal gücün tetikleyicisidir diyebiliriz

Böbrek Taşlarını Düşüren Bitkisel Kür (Avakado Yaprağı Kürü)

Böbrek taşını düşürmek için:

Kaynamakta olan bir bardak (yaklaşık 150 ml) klorsuz suya bir tatlı kaşığı (2-3 gr) kurutulmuş avokado yaprağı ilave edilir Kısık ateşte sekiz dakika kaynatılır (demlenir)
– Demleme süresi tamamlandıktan sonra sıcakken süzülür
– Ilıyınca akşam yemeğinden iki saat sonra içilir Her beş gün kullanımdan sonra üç gün ara verilir
– Damak tadına uygun hiçbir şey ilave edilmemelidir Bu kürü 20 günden fazla uygulamayınız
– Tekrar uygulamak için en az 20 gün ara verilmelidir

BÖBREK TAŞI AĞRISI ÖNLEME

Böbrek taşı ağrısını nasıl önlerim?

Her 100 kişiden 10’unu etkileyen bu hastalıktan korunmanın yollarını, Hospitalium Hastanesi’nden Dr Mete Ekinci açıkladı:

* Öncelikle sıvı alım alışkanlıklarınızı yeniden düzenleyin 24 saatte çıkarılan idrar miktarının 2 litrenin altında kalmaması gerekiyor

* Endüstriyel içeceklerden kolalı olanları değil, daha çok sitrat içeriğine sahip meşrubatları tercih edin Sıkılmış meyve suları arasında ise tercihiniz greyfurttan değil, portakal veya limon sularından yana olsun.

* Taş hastalığından korunmak için günlük tuz alımı 4 gramı geçmemeli, sodyumun tersine potasyumlu gıdalar daha fazla alınmalıdır Hayvansal protein (kırmızı-beyaz et ve balık) alımı 70 kg ağırlığındaki bir kişide 70 gramı geçmemelidir.

* Oksalat içeren ıspanak, çay, kepek, patates ve çikolata gibi besinleri kısıtlı kullanın.

Taş hastalığında eskiden beri kalsiyum içermeleri nedeniyle klasik olarak yasaklanan süt ve diğer mandıra ürünleri, artık geçmişteki kadar katı bir şekilde kısıtlanmamaktadır Uzmanlar artık hastalara, günlük bir gram kalsiyum alımını önermektedir.

Böbrek Taşlarında Tedavi Nelerdir?

Böbrek taşların çoğu kendiliğinden düşme eğilimindedir
Tüm idrar yolu taşlarının yaklaşık 80’i ilaç tedavisi ile düşer Taşın düşmesini etkileyen en önemli faktör taşın büyüklüğüdür
4 mm’nin altında taşın düşmesi beklenirken 6 mm’nin üzerindeki taşlar‘a müdahale gereklidir Ayrıca taşların şekli ve idrar yolundaki yerleşimide düşmeyi etkileyen önemli faktörlerdir
-Kendiliğinden yada ilaç yardımıyla taşın düşürülmesi
-ESWL ( şok dalgası ile taşları kırmak)
-Minimal invaziv girişimler ( Perkütan Nefrolitotomi, Üreterolitotripsi)
-Klasik açık ameliyat yöntemi
Bu yaklaşımlardan hangisinin uygulanılacağı taşın yerine, büyüklüğüne, idrar yollarına verdiği veya verebileceği zararına ve taşın cinsine bağlıdır Günümüzde minimal invaziv tekniklerin gelişmesi sonucu klasik açık cerrahi, enaz başvurulan ve enaz tercih edilen metod olarak kalmıştır.

TEKRAR TAŞ OLUŞUMUNU ENGELLEMEK

Eğer ağrı ile beraber seyreden bir böbrek taşı tecrübeniz olmuşsa, büyük olasılıkla bir daha taş oluşmasını engellemek için ne yapmanız gerektiği sorusunu soruyorsunuzdur Tüm dünyada kabul edilen en önemli tedbir, mümkün olduğu kadar vücuda su alınmasıdır Kristalize olarak taş oluşumuna neden olacak kimyasal maddelerin konsantrasyonlarını azaltarak bu ihtimali azaltmaktadır.

Bunun dışında taş oluşumundaki mekanizma oldukça karmaşıktır Bu taşınızın kimyasal içeriğine, kan ve idrar biokimyanıza ve diyetinize bağlıdır Doktorunuz bu konuda çeşitli testler isteyebilir ve bunlara göre size tedavi önerebilir

kaynak: karbonat

Murat Sana Birşey Sorucam Ama Dalga Geçmek Yok…

11403201_10153068873613710_3091872443765198373_n[2]

Kalça Eriten Mucize Formül…

timthumb[1]

Kalça Eriten Çay Karışımı

Bahar dönemi her zaman için diyet zamanlarıdır. Siz de kalça kısmınızda bulunan yağlardan kurtulmak istiyorsanız kalça eriten çay tarifini kesinlikle denemelisiniz.

 

Kalça Eriten Çay Malzemeleri:

Eşit miktarlarda;
Sinameki
Papatya
Rezene
Kuşburnu
Funda yaprağı
Papatya

Kalça Eriten Çay Yapılışı:

Yukarıda yazmış olduğumuz malzemeleri bir demlik içerisinde tam olarak kaynamamış olan suyla bir süre demleyin. Her sabah bir su bardağı tüketebilirsiniz. Bu karışımın içerisinde mevcut olan bitkiler kalça bölgesindeki yağların erimesine faydalı olacaktır. Ayrıca selülite karşı da epeyce tesirli bitkilerdir.

Çayın daha etkili olması için kesinlikle egzersiz yapmalısınız. Bilhassa basen ve kalça kısımlarınıza odaklanacak egzersizler yapabilirsiniz.

kaynak: kadın ne der

Pratik Bir Bilgi…

11150729_903900799673280_7802730481798013846_n[1]

Pardon Bakar Mısınız? Ben Bayan Yanı İstemiştim Bu Ne?

bayanyani[1]

Dün Geceyi Unutalım Ercan…

images8ZNPJRIO

Durumlar her zaman değişiyor, o halde ihtiyacın olan sabit bir hayat modeli değil

images (13)[1]
Yakın zamanlarda bir dükkân açmış olan bir adam, dükkânının tepesine “Burada Taze Balık Satılır” yazan büyük bir tabela astı.
Yanına bir arkadaşı geldi ve dedi ki “ Tabelada neden “Burada” yazıyor?” Adam “Burada” kelimesini tabeladan kaldırdı.
Sonra başka bir arkadaşı geldi ve dedi ki “ “Satılır”? Tabii ki satılır. Bağış yapmıyorsun, öyle değil mi?” “Satılır” kelimesi tabeladan kalktı.
Üçüncüsü geldi ve dedi ki “ “Taze Balık”? Taze olmak zorunda. Bayat balığı senden kim alacak? “Taze” kelimesi çıkartıldı.
Dükkân sahibi boynunu eğdi. Tabelada şimdi sadece “Balık” kelimesi vardı ve dördüncü gelerek“ “Balık”? Bunu çıkartmak ne iyi olur! Zaten bir kilometre öteden kokusunu alabilirsin” dedi. Dükkân sahibi tabeladaki son kelimeyi de sildi.

Beşinci bir adam geldi ve dedi ki “Dükkânın tepesine boş bir tabela asmanın ne anlamı var?” Dükkân sahibi tabelayı çıkarttı.
Sahneye altıncı bir adam geldi ve dedi ki “ Bu kadar büyük bir dükkân açtın. “Burada Taze Balık Satılır” yazan bir tabela asamıyor musun?”
İnsanları dinlemeye devam edersen daha çok ve daha çok aklın karışacak; bu şekilde aklın karışmış duruma geldin. Senin karışıklığın bu: bir sürü insanı dinlemek ve hepsi farklı tavsiyelerde bulunuyorlar. Ve ben onların iyi niyetli olmadıklarını söylemiyorum; iyi niyetliler, ancak bilinçli değiller; öyle olsalar sana tavsiyede bulunmazlardı. Sana bir iç görü verirlerdi, tavsiye değil. Sana ne yapman, ne yapmaman gerektiğini söylemezlerdi. Senin daha uyanık hale gelmen için sana yardım ederlerdi ki, sen ne yapılması ve ne yapılmaması gerektiğini kendin görebilesin.
Gerçek arkadaş, sana tavsiyede bulunmayan, ancak daha tetikte olman, daha uyanık olman, hayatın içinde daha bilinçli olman için yardım edendir- hayatının problemlerinin, fırsatlarının, gizemlerinin içinde- sana kendi yolculuğuna çıkman için yardım edendir, deneyimlemen için, araştırman ve araman için, birçok hata yapman için seni cesaretlendirendir.

Çünkü hata yapmaya hazır olmayan, asla hiçbir şey öğrenmeyecektir.

Gerçek arkadaş, zekânı keskinleştirmen için yardım eder. Sabit tavsiyelerde bulunmaz, çünkü sabit tavsiye işe yaramaz. Bugün doğru olan, yarın doğru olmayabilir ve bir durumda doğru olan başka bir durumda yanlış olabilir. Durumlar her zaman değişiyor, o halde ihtiyacın olan sabit bir hayat modeli değil, bakış açısıdır, böylece nerede olursan ol, kendini hangi durumda bulursan bul, kendiliğinden nasıl davranacağını ve kendi varlığına nasıl dayanacağını bilirsin – OSHO

Ay Nooluyo Bee!!!

ikiliiliski[1]

Bebeklere Tarhana İçirin

tarhana-ana-309-620x330[1]

Bebeklere tarhana içirin! Neden mi? Prof. Artan; Tarhananın içindeki vitamin ve minerallerin oldukça önemli olduğunu, bazı aminoasitleri dengeli oranda içerdiğini ve tarhananın B vitamini yönünden çok zengin olduğunu ayrıca içeriğinde  kalsiyum, demir ve çinko ihtiva ettiğini de belirtti.

Bebeklere Tarhana Çorbası Faydalıdır

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reha Artan: “Su veya ayran yerine süt katılarak yapılan tarhananın özellikle bebekler için oldukça besleyici ve faydalı bir ek besin olduğunu belirtti.

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reha Artan, bebeklerde ek besine 4- 6 aylar arasında başlanması gerektiğini söylüyor. Anne sütünü tamamlayan en iyi ek besinin sütle pişirilen tarhana çorbası olduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Artan; anne sütünün sayısız faydaları olduğunu  ve ilk 1-1,5 yıl bebeklerin beslenme öğünlerinde mutlaka anne sütü olması gerektiğini vurguladı. Ancak ilk 6. aydan sonra anne sütünün bebeğin ihtiyacı olan besin değerleri yönünden eksik kaldığını belirtti. Bu sebeple; ilk 4. aydan itibaren ek besinlere ihtiyaç duyulacağını belirterek, 6.aya kadar ek besinlere başlanması gerektiğini belirtti.

Bebekler için En iyi ek besin Tarhana

Artan, annelerin ek beslenme için çeşitli sebzelerle çorbalar hazırladığını belirterek bebeklerde tamamlayıcı en iyi ek besinin tarhana çorbası olduğunu vurguladı. Prof. Artan; Tarhananın içindeki vitamin ve minerallerin oldukça önemli olduğunu, bazı aminoasitleri dengeli oranda içerdiğini ve tarhananın B vitamini yönünden çok zengin olduğunu ayrıca içeriğinde  kalsiyum, demir ve çinko ihtiva ettiğini de belirtti.

Bebekler İçin Sütlü Tarhana

Artan; su yerine sütle yapılan tarhananın besinsel değeri oldukça fazla ideal bir bebek ek besini olduğunu ifade etti. Ancak sütlü tarhana hazırlarken, içerisine tuz katılmaması gerektiğini belirtti. Artan, “Sütle pişirilen tarhananın anneler için yapımı kolay ve çok ekonomik bir çözüm olduğunu belirtti.

Artan;  Mümkünse bebeklere tarhana çorbasını 6. aydan sonra süt ile pişirerek vermemiz gerekiyor” diye konuştu.

Artan, 200 mililitre süte 2 kaşık tarhana ile bebek için gerekli çorbanın hazırlanabileceğini söyledi. Artan, süt olmadığı durumlarda tavuk ya da et suyu ile yapılacak tarhana çorbasının da bebek için çok önemli bir ek besin kaynağı olduğunu kaydetti.

Bebekler İçin Sütlü Tarhana Tarifi

Az miktarda tarhana ve yarım çay bardağı tercihen keçi sütü ( inek sütüde olabilir Uyarı: inek sütünü ilk 1 yıldan önce direk içirmeyin. Ancak mamalara ve diğer ek besinlere koyabilirsiniz. )

Tarhananız sertse öncelikle az bir su içinde bir miktar yumuşaması bekleyebilirsiniz. Daha sonra sütle birlikte karıştırıp normal çorba gibi pişirin. Arzu ederseniz pişirmeden az miktarda irmikte ekleyebilirsiniz. Çorbanız piştikten sonra, içine az miktarda zeytinyağı ( yarım tatlı kaşığı ) ekleyerek, epeyce ılıdıktan sonra bebeklerinize verebilirsiniz. Bu çorbayı sizlerde içebilirsiniz. Tarhana çorbası, anne sütünü arttırmaktadır.

kaynak: organik yaşam penceresi

karbonat adlı sayfadan alınmıştır

Meyvelerin Faydaları-Meyvelerin Vücudumuza Yararları !!!

11227772_490749334406057_3679069275036142004_n[1]

 

Bütün meyveler birbirinden faydalı vitamin ve minarallerden oluşuyor ve hepsi farklı bir rahatsuzlığı iyileştiren bir özelliğe sahip. Meyvelerin sağlığımız için ne kadar gerekli olduğunu bilmeyenimiz yok…
Vücudumuzun meyvelere mutlaka ihtiyacı var..
* Vücudumuzun başlıca düşmanı olan kolesterol hiçbir meyvede yoktur
* Meyveler doğal şeker içerir, ne kadar çok meyve tüketirsek beynimizdeki sinir hücreleri de o kadar gelişir, meyve yemek hafızamızı canlandırır
* Meyveler mükemmel bir lif kaynağıdır
* Meyveler vitamin ve mineral açısından çok zengindir
* Az kalorilidirler ve kilo aldırmazlar. Ancak rejim sırasında kalorisi nispeten yüksek olan incir, muz ve üzümden uzak durun
* Bol miktarda antioksidan içerirler
* Meyveleri aç karnına yemek sindirimi kolaylaştırır

Kiraz
* Güçlü bir ağrı kesicidir, 20 kirazda 12-25 miligram arası antosiyanin maddesi bulunduğu ve bu maddenin ağrı kesici etkisinin Aspirinden on kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir
* Kolesterolü ve kan şekerini düşürür
* Kirazlarda bulunan flavanoidler vücuttaki zehri temizler, antioksidan etki yapar
* Kabızlık gidericidir
* Nikotinin vücuttan atılmasına yardımcı olur
* Böbreklerin taş ve kum yapmasını önler ve varsa zamanla döker
* Safra kesesi taşının dökülmesine de yardımcı olur
* Yüzde oluşan sivilcelerin giderilmesini sağlamaktadır
100 gr. kiraz=70 kalori

Üzüm
* Böbreklerin çalışmasını uyarıp kalp atışını düzenler
* Karaciğeri temizler
* Siyah üzüm, kabukları ve çekirdekleriyle yenirse hücre yenileyicidir
* Sindirimi kolaylaştırır, kansızlığı giderir
* Bebeklerin gelişimi için çok faydalıdır
* Ancak kalorisi yüksek olan üzümün bir günde 15-20 adetten fazla tüketilmemesi gerektiğini de unutmayın
100 gr. üzüm=65 kalori

Şeftali
* Kalp rahatsızlıklarına ve kansere karşı korur
* Sindirim sistemini çalıştırır, hazmı kolaylaştırır
* Böbreklerin ve safra kesesinin düzenli çalışmasını sağlar
* İdrar sökücüdür
1 adet orta şeftali=42 kalori

Kayısı
* Kan yapıcıdır, kansızlığa iyi gelir
* Güzel bir cilt ve saç için olumlu etkileri vardır
* Özellikle akciğer kanserinin önlenmesinde yardım eder
* Kalp hastalıklarının ve kataraktın önlenmesinde yardımcıdır
* Kemik erimesinin önlenmesine faydalıdır
* Sinirleri gevşetip uyku verir
* Kabızlık çeken ve sindirim sisteminde sorun yaşayanlar için faydalıdır
* Sabahları aç karnına yenilen kuru kayısı sindirim açısından faydalı olmanın yanı sıra cilde de canlılık katar
1 adet kayısı=15 kalori

İncir
* Bağırsakları çalıştırır
* Enerji verir
* Cinsel güce yardımcıdır
* Yüksek kan basıncını düşürür
* Kemik yoğunluğunu arttırır
1 adet orta incir=37 kalori

Ananas
* Bakteri ve parazitlerle savaşmaya yarar
* Sindirimi kolaylaştırır
* İltihaplanma riskini azaltmada ve yaraların hızla iyileşmesini sağlamada etkilidir
1 kalın dilim ananas=43 kalori

Elma
* Kanı ve böbrekleri temizler
* Cilde parlaklık ve güzellik verir
* Soğuk algınlığı ve öksürüğe iyi gelir
* Kolesterolü düşürür
* Sindirim rahatsızlıklarının kontrol edilmesine yardım eder
* Baş ağrısına iyi gelir
* Yüksek tansiyonu düşürür
* Kan şekerini kontrol altında tutar
* Romatizma ve gut hastalığına iyi gelir
* Uykusuzluğa iyi gelir
* Bağırsaklardaki parazitlerin dökülmesini sağlar
1 adet küçük elma=63 kalori

Muz
* Kalbe ve kas sistemine yararlıdır
* Yorgunluğa ve ishale birebirdir
* Yüksek tansiyonu önleyici özelliğe sahiptir
* Uykuyu düzene sokar
* Ülseri önler ve ülser yaralarının tedavisine yardımcı olur
* Kolesterolü düşürücüdür ve migren ağrısına faydalıdır
* Böbrek ve eklemlerdeki iltihaplanmalarda tedavi edici özelliğe sahiptir
1 adet muz=105 kalori

Kivi
* Başlı başına bir C vitamini deposudur, bir adet kivide günlük alınması gereken C vitamini ihtiyacından fazlası vardır
* Kivinin bitkisel besinleri DNAyı korur
* Antioksidan özelliği vardır
* Kan şekeri kontrolü için yararlıdır
* Kolon kanserini engellenmesine yardımcı olmaktadır
* Astıma karşı koruma sağlar
* Kan inceltici özelliğiyle kan pıhtılaşması riskini önemli bir şekilde düşürmekte ve kanınızdaki yağ miktarını azaltmaktadır
1 adet kivi=46 kalori

Çilek
* Strese iyi gelir, sakinleştirici etkisi vardır
* Sigara dumanının etkilerini azaltır. Sigara içilen bir odadayken gün boyunca ağza iki çilek atılması önerilir
* Çocuk felci ve ağız-deri yaralarına yol açan virüsleri öldürücü etkisi vardır
* Kansere yakalanma riskini azaltır
* Mide ve bağırsak zayıflıklarını giderir
* Safra kesesi hastalıklarına iyi gelir
* Yüksek ateşi düşürür
* Dişlere ve diş etlerine iyi gelir, diş taşlarının oluşmasını engeller
* Cilde canlılık kazandırır
100 gr. çilek=30 kalori

Greyfurt
* Soğuk algınlığına iyi gelir
* Sindirimi uyarır
* Diş etlerinin kanamasını azaltır
* Kılcal damarlardaki kan dolaşımını hızlandırır
* Mide ve pankreas kanserlerine yakalanma riskini azaltır
* Tansiyonu dengeler
* İdrar sökücü özelliği vardır
*Yağlı yemeklerin ardından içilen greyfurt suyu yediklerinizin ağırlığını giderir
1 adet greyfurt=50 kalori

Vişne
* Şeker oranı kirazınkinden düşük olduğu için daha az kalori içerir
* Diyareyi keser
* Ateş düşürür, susuzluğu giderir
* Koyu renkli vişneler, açık renklilere oranla daha fazla mineral içerir
100 gr. vişne=50 kalori

Portakal
* Soğuk algınlığı ve gripten korunmaya yardım eder
* İçerdiği C vitamini ve folik asit sayesinde öksürüğü azaltır
* Kalp hastalığı ve felçten korur
* Ezik ve çürüklerin daha çabuk iyileşmesini sağlar
* Mide ve pankreas kanserini önleyici etkisi vardır
* Tansiyonun dengelenmesine yardımcı olur
* İçindeki potasyum cildin kuruyup kırışıklıkların oluşması önler
* Bağırsak gazlarını söker,bağırsak parazitlerinin dökülmesini sağlar
* Karaciğerin düzenli çalışmasını sağlar
* Safra salgısını arttırır
1 adet portakal=60 kalori

Armut
* Kalp-damar sağlığı, alçak kan basıncı ve fiziksel performansa iyi gelen vitaminleri barındırır
* Yüksek tansiyonu olanlar ve böbreklerinde sorun yaşayanlar için faydalıdır
* Kansızlığa ve kabızlığa iyi gelir
1 adet küçük armut=82 kalori

Kavun
* Kanı temizler
* Antioksidan özelliği vardır
* Endişe ve uykusuzluğa iyi gelir
* Bağırsak ve cilt kanserine karşı Amerikan Kanser Topluluğu ca tavsiye edilmiştir
100 gr. kavun=26 kalori

Karpuz
* Böbreği temizler
* Astım, damar tıkanıklığı, diyabet, kolon kanseri ve kireçlenme gibi hastalıklara iyi gelir
* Tatlı, sulu karpuz doğada bulunan en önemli antioksidanlarla doludur
* Bağışıklık sistemini güçlendirir
* Karpuz çekirdeklerindeki Cucurbocitrin adlı madde kan basıncını düşürmeye ve düzenlenmeye yardımcı olur
* Kabuğundaki çinko, iktidarsızlığa iyi gelir
100 gr. karpuz=30 kalori !!!

BEYNİMİZİ BAĞIRSAKLAR İDARE EDİYOR…

11390437_10153386194031052_5081645140671042854_n[1]

Bağırsaklarımızda yaşayan bakterilerin (mikrobiyota) başta enfeksiyonlar, astım, alerji, obezite, diyabet olmak üzere pek çok hastalığın ortaya çıkmasında önemli rolü olduğunu gösteren sayısız araştırma var.

Yeni bir araştırmada, mikrobiyotanın beyindeki bağışıklık hücrelerini etkileyerek beyni de koruduğu, Alzheimer, MS (multipl skleroz) gibi hastalıkların gidişatını değiştirebileceği ortaya çıktı.

Araştırma Almanya’ da Freiburg Üniversitesi uzmanları tarafından fareler üzerinde gerçekleştirildi ve Nature Neuroscience isimli dergide yayınlandı.

Araştırmada, beynin makrofajları olarak bilinen “mikrogliaların” fonksiyonlarının bağırsak bakterilerinin yıkım ürünleri tarafından düzenlendiği tespit edildi.

Bakteriler lifli gıdaların parçalanması sırasında mikroglia fonksiyonlarının tam olabilmesi için gerekli olan “kısa zincirli yağ asitlerini” üretiyorlar.

Bağırsaklarında hiç bakteri bulunmayan farelerde mikrogliaların olgunlaşamadığı ve gelişemediği, bu hücrelerin beyindeki iltihabi uyarılara cevap vermedikleri görüldü.

Aynı şekilde bağırsak bakterileri dört haftalık antibiyotik tedavisiyle öldürülen farelerde de immün cevapların bozulduğu belirlendi.

Buna karşılık, fareler sağlıklı olanlarla bir araya getirildiklerinde kısa zamanda bağırsak floralarının tesis edildiği, mikrogliaların da tekrar sağlıklı hâle geldikleri gözlemlendi.

Kısa zincirli yağ asitleri

Araştırmaya göre, bağırsak bakterileri ve mikroglialar arasındaki haberleşme kısa zincirli yağ asitleri ve fermantasyon ürünleri sayesinde gerçekleşiyor.

Bu asitler, bakterilerin lifleri, süt ürünlerini veya diğer gıdaların yıkımları sırasında oluşuyor.

Kan yoluyla beyne ulaşan bu maddeler mikrogliaların etkili bir şekilde çalışmalarına yardım ediyorlar.

Bugüne kadar pek çok beyin hastalığında rolleri olan mikrogliaların olgunlaşma ve aktivasyonlarının nasıl gerçekleştiği pek bilinmiyordu.

Kaynak Ahmet maranki

kaynak: facebook sağlıkla kal sayfası mutlaka inceleyinizi

Makrobiyotik diyet, yin ve yang’ın kadim Doğu anlayışını ya da teorisini içine alan bir hayat felsefesinin parçasıdır.

 nocanvas_makrobiyotik-diyet-xycwp[1]
Diyet, kahverengi pirinç ile diğer tam tahıllar ve sebzelerden oluşur. Besinlerin elektrik ya da mikrodalga ile pişirilmesinden ziyade ateş üzerinde pişirilmesi uygun görülür. Beslenmeye bu holistik yaklaşımının yanı sıra makrobiyotik diyet, bu inanışları genel olarak hayata da uygular.
Felsefesi aşağıdaki davranış biçimlerini önermektedir:
  • Günde iki ya da üç öğün yemek.
  • Sindirime ve besinlerin emilimine yardımcı olmak için her ağız dolusu besini yaklaşık 50 kez çiğnemek.
  • Yatmadan en az üç saat öncesinde yemek yemekten kaçınmak.
  • İhtiyaç duyulduğu oranda, ılık ve soğuk su ile kısa banyo ya da duşlar yapmak.
  • Yalnızca organik besinler tüketmek.
  • Doğal, toksik içermeyen bileşenleri bulunan temizlik, kozmetik ve ev ürünleri kullanmak.
  • Yalnızca pamuklu kumaşlar giymek ve metal takılardan kaçınmak.
  • Doğal alanlarda olabildiğince fazla vakit geçirmek ve günde en az 30 dakika yürüyüş yapmak.
  • Düzenli olarak yoga, dans ya da dövüş sanatlarındakine benzer aerobik ve esneme hareketleri yapmak.
  • Havadaki oksijen oranını artırmak için evin her tarafına yeşil bitkiler yerleştirmek ve temiz hava dolaşımını sağlamak için pencereleri olabildiğince açık tutmak.
  • Besinleri elektrik ve mikrodalga ile hazırlamaktan kaçınmak, gaz ya da odun ocaklar ve dökme demir, paslanmaz çelik ya da kilden yapılmış kaplar kullanmak.
  • Televizyon izlemekten ve bilgisayar kullanmaktan olabildiğince kaçınmak.
Makrobiyotik diyet, besinlere yin ve yang enerjilerini atfeder. Yin ve yang, tıpkı gündüz ve gece gibi birbirini tamamlayan ve uyumlu, zıt enerjilerdir. Yin enerjileri dışa yönelirken, yang enerjileri içe yönelir. Bu kadim Asya felsefesine göre, evrendeki her şeye bir yin ya da yang niteliği atfedilir. Denge, uyum, düzen ve mutluluk, yin ve yang enerjileri dengede olduğunda elde edilir. Et, balık, tavuk, yumurtalar ve sert peynirlerin yang olduğu düşünülürken süt, kaymak, meyve suyu, alkol ve şeker yin olarak düşünülür. Makrobiyotik diyet ise başlıca, kahverengi pirinç ve diğer tam tahıllar, fasulyeler, sebzeler, meyve ve kabuklu yemişler gibi arada yer alan gıdalardan oluşur. Diyet esnektir ve ara sıra balığa da izin verir. Esnekliği cazibesini de artırır. Makrobiyotik diyet kişilerin, kendi kişisel ihtiyaçlarına ve tıbbi durumlarına bağlı olarak kendi besin rejimlerini tasarlamasına olanak sağlar.
Makrobiyotik diyetin ilkelerinden biri kişilerin, öncelikle bulundukları iklim ve bölgeye uygun olarak, organik biçimde yetiştirilmiş besinleri yeme gerekliliğidir. Teoriye göre, insan sağlığı çevrede meydana gelen değişimlere gösterdiği uyum yeteneğine bağlıdır. Kişiler yaşadıkları yerden farklı bir iklime ait besinleri yediklerinde, bu adaptasyonu kaybederler.
Makrobiyotik diyetin savunucuları, toplumun geleneksel ekolojik temelli diyetten uzaklaşması ile beraber kronik hastalıklarda belirgin bir artış olduğunu iddia etmektedir. Bu nedenle de, ideal bir sağlık için, kişilerin yerel çevrelerinde ya da hiç değilse yaşadıkları yere benzer bir iklimde üretilen gıdaları yemeyi esas alan bir yönteme geri dönmeleri gerekmektedir.
Yang (daralan enerji) olarak görülen gıdalar daha uzun süre dayanır ve çok geniş bir coğrafi alanda yetiştirilebilir. Deniz tuzu ve deniz bitkileri yang besinlerinin örnekleri arasındadır. Aynı yarı küredeki herhangi bir yerden geliyor olabilirler. Tam tahıllar ve bakliyat da yangdır ve uzun ömürlü olduklarından aynı kıtadaki herhangi bir toprakta yetişebilirler. Taze meyve ve sebzelerin yin (yayılan enerji) olduğu düşünülür. Nispeten daha kısa raf ömürleri olduğundan, kişinin yakınındaki bir tarlada doğal olarak yetişen türdekilerden seçilmeleri gerekir. Makrobiyotik inançlara göre, diyette ve gıdalarda yin ve yang arasındaki denge kişinin içsel huzur, kendi benliği ve etrafındaki dünya ile uyumlu olmasına yardımcı olur.
Makrobiyotik diyetin bir başka yönü ise, yenen besinlerin türünün mevsim ile birlikte değişiklik göstermesidir. Bahar ve yaz aylarında, daha hafif, serin ve daha az pişirilmeye ihtiyaç duyulan besinler olmalıdır. Bu değişim gereklidir çünkü makrobiyotik felsefeye göre ateş enerjisi, günışığı biçiminde olduğunda çok bereketlidir ve pişirilen besinlerden alınmasına ihtiyaç yoktur. Sonbahar ve kış aylarında, bunun aksi geçerlidir.
Günün hangi vakti olduğu da makrobiyotik diyet açısından önemli bir rol oynar çünkü diyet atmosferik enerji seviyeleri ile ilişkilidir. Sabahları, yukarıdaki enerji daha güçlü olduğundan, kahvaltının, suda pişirilen tam tahıllar gibi daha hafif besinleri içermesi gerekir. Akşamları, aşağı enerji daha güçlü olduğunda ise, öğün daha geniş tutulabilir. Öğle yemeğinin hızlı ve hafif olması gerekir çünkü öğleden sonra enerjisi aktif ve yaygındır.
Makrobiyotikte, bir kişi için etkili olan beslenme standartlarının bir başkasında işe yaramadığına inanılır. Bu standartlar günden güne farklılık gösterir. Böylelikle, bu diyet düşüncede statikten dinamiğe doğru bir bakış açısı değişimi gerektirir. Diyet, kanseri önlediği ya da tedavi ettiği iddiaları nedeniyle pek çok kişiye çekici gelmektedir. Bu iddiaların hiçbir bilimsel dayanağı bulunmamasına karşın, kemoterapi ve radyoterapi gibi geleneksel tedaviler başarısız olduğunda, diyetin onları hastalıktan kurtardığına inanan pek çok insan mevcuttur. Diğerleri ise diyeti diyabet, yüksek tansiyon, arterioskleroz ve diğer kalp hastalığı türlerini iyileştirmeye yardımcı olması için kullanmaktadır. Diyeti destekleyenlerin çoğu bu ve diğer dejeneratif hastalıkların vücudun yin ve yang dengesinin bozulması sonucu ortaya çıktığına ve makrobiyotik diyetin bu dengeyi yeniden sağlamaya yardımcı olduğuna inanmaktadır.
Makrobiyotik Besinler Nelerdir
Standart makrobiyotik diyetteki başlıca besin kahverengi pirinç, arpa, akdarı, yulaf ezmesi, buğday, mısır, çavdar ve karabuğdayı içeren tam taneli tahıllardır. Az miktarda tam tahıllı makarna ve ekmeğe de izin verilmektedir. Tanelerin tüketilen besinin yaklaşık yüzde 50’sini kapsaması gerekmektedir. Taze sebzelerin diyetin yüzde 20 ila 30’unu üstlenmesi gerekir. En fazla önerilen sebzeler arasında yeşil lahana, kıvırcık lahana, brokoli, karnabahar, lahana yaprakları, havuç, yaban havucu, bal kabağı, Çin lahanası, soğan, maydanoz, Japon turpu ve su teresi yer alır. Ara sıra yenmesi gereken sebzeler arasında ise, salatalık, kereviz, marul ve bitkilerin çoğu yer alır. Uzak durulması gereken sebzeler arasında ise domates, biber, patates, patlıcan, ıspanak, pancar ve sakız kabağı yer alır.
Diyetin yaklaşık yüzde 10 kadarı fasulye ve deniz sebzelerinden oluşmalıdır. En uygun fasulye türleri ise azuki, nohut ve mercimektir. Soya peyniri ve tempehe de ayrıca izin verilmektedir. Diğer fasulye türleri haftada birkaç kez yenilebilir. Deniz sebzeleri arasında nori, wakame, kombu, hiziki, arame ve agar-agar yer alır. Diyetin diğer yüzde 10’luk kısmı ise olağan sebzeler ya da deniz sebzeleri ile yapılan çorbalardan oluşur. Diğer izin verilen maddeler arasında arpa maltı, pirinç şurubu ve elma suyu gibi tatlandırıcılar, miso, tamari, soya sosu gibi soslar, pirinç ya da elma sirkesi, susam yağı, tahin ve deniz tuzu, ara sıra ufak miktarlarda tohum ve yemişler (balkabağı, susam, ayçiçeği ve badem) ve haftada bir ya da iki kez beyaz etli balık yer alır.
İzin verilen içecekler arasında ise, sürgün ve saplardan, kahverengi pirinçten ve karahindibadan yapılan çaylar, elma suyu ve buz içermeyen yüksek kaliteli sular yer alır. İzin verilmeyen maddeler ise et, süt ürünleri, meyveler, işlenmiş taneler, koruyucu, yapay tatlandırıcı ve renklendirici ya da kimyasal içeren maddeler, tüm konserve, dondurulmuş, işlenmiş ve ısıtılmış besinler, sıcak baharatlar, kafein, alkol, rafine şeker, bal, pekmez ve çikolatadır.
kaynak: alternatif terapi
kaynak: facebook sağlıkla kal sayfası mutlaka inceleyinizi…

İzmir’de Kadın Olmak… Günün Fotosu… 06/06/2015

10502428_682754441868153_8390077165431412089_n[1]

İzmir’de”kadın olmak” temalı fotoğraf yarışmasında bu kare ödül aldı. Süslenip en güzel kıyafetleriyle bisiklete binen kadınlarımız…