Adamın biri, Pejo marka bi minibüs alır.


Sonraki gün yolcu taşımaya çıkar. Minibüs tıklım tıklım, tutar kasabanın yolunu ve gittikçe hızlanır.

Yolculardan biri:

-“Kaptan yavaş..bir yere çarpacaz!” der.

Şoför:

-“Sen Pejo’yu biliyon mu?” der.

Yolcu:

-“Hayır!” der.

Şoför:

-“O zaman susacan” der ve devam eder.
Minibüs hızlanmaya devam eder..

Bir yolcu daha seslenir:

-“Oğlum ben hastayım, biraz yavaş!”

Şoför yine sorar:

-“Sen Pejo’yu biliyon mu?”

Amca ne bilsin,

-“Hayır!” der.

-“O zaman susacan der” şoför..

Bu kez bir kadın seslenir:

-“Hamileyim! Lütfen biraz yavaş, çocuğumu düşürcem !!”

Şoför yine sorar:

-“Sen Pejo’yu biliyon mu?”

Kadın:

-“Yok!” der.

Şoför yine aynı cevabı verir..

Arkadan kızgın bir ses tonuyla bir genç seslenir:

-“Yavaş git kardeşim, öldürcen bizi !!!”

Şoför yine sorar:

-“Sen Pejo’yu biliyon mu?”

Genç:

-“Biliyorum lan, ne olacak??” der.

Şoför:

-“O zaman çabuk söyle, bunun freni nerde?”…

Kendi Sınırınızı Kendiniz Çizin…

Bir akşam sevdiğim bir çifti akşam yemeğine evime davet etmiştim. Geldiklerinde hemen o gün öğleden sonra Washington’da Dalai Lama’nın konuşmasını dinlemiş olduklarından söz ettiler.

Dalai Lama’nın görüşlerini kısaca bize de anlattılar; ayrıca hem o görüşlere uygun yaşamak istediklerini hem de maddi dünyanın zevklerinden vazgeçmek istemediklerini, bu durumunda canlarını sıktığını söylediler. Dalai Lama’ nın vermek istediği mesaj, yaşamın önünde saygıyla eğilmek ve onun bize bağışladıklarını geri vermek gerektiğiydi. İnsanlığı maddiyat düşkünlüğüne karşı uyarıyor ve bizim kadar şanslı olmayan insanlar için elimizden gelen yardımı yapmamız gerektiğini belirtiyordu.

Dostlarımızın bir yandan sahip oldukları her şeyi kendileri kadar şanslı olmayanlara vermek ve yaşamlarını “yardım” işine adamak istediklerini; diğer yandan da iyi bir yaşam sürmekten vazgeçmek istemediklerini hissettim. Her ikisi de zamanlarının bir kısmını gönüllü çalışmalara ayıran insanlardı. .

Dalai Lama’ nın bizlerden ne yapmamızı istediğini düşünerek iki hafta geçirdim. Yaşamın günlük konfor ve keyiflerinin tümünden vazgeçmemiz mi gerekiyordu? Maddiyat düşkünlüğü nerede başlardı? Yaşamdan biraz keyif alarak, zevklerinden bir parça tadarak rahat yaşamak maddiyat düşkünlüğü sayılır mıydı? Yaşamımda nelerden vazgeçip nelerden vazgeçemeyeceğimin bir listesini yaptığımda çevrem için daha fazla zaman ayırabileceğimi gördüm. Ancak bu arada günlük yaşamın hazlarını yaşamanın çok mu kötü bir şey olduğu düşüncesi aklımı kurcalamaya devam ediyordu. Ne de olsa bunları elde etmek için çok çalışmıştık; maddiyata aşırı bir düşkünlüğümüz olduğu söylenemezdi ve sahip olduklarımızın değerini de biliyorduk.

Sonra bir akşam sözünü ettiğim arkadaşım beni evlerine davet etti. Yemekten sonra ona, “Ne kadarının çok fazla sayılacağı” sorusunun beni çok düşündürdüğünü ve “Sahip olduklarım izin tümünden mi vazgeçmemiz gerektiği”ni merak ettiğimi söyledim. Bu arada onun da aynı konuda kafa yorduğunu anladım. Uzunca bir süre düşüncelerimizi paylaştıktan sonra bizim için sınırın nerede olduğuna karar verdik. Bence Dalai Lama da bizim için bir sınır çizebilirdi ancak herhalde bizim kendi sınırımızı kendimiz keşfetmemizi istedi. Arkadaşım da, ben de yaşamın küçük zevklerinin tadını çıkarmayı doğrusu severiz. Kendimiz için zaman ayırırız, sinemaya gideriz, manikür yaptırır, haftada bir kaç gün yürüyüş yaparız. Her ikimiz de doğada vakit geçirmeyi sever ve bunu  “kendimize ait bir zaman” olarak görmeyi severiz. Bu bizi zindeleştirir.

Uzun uzun düşünüp konuştuk tan sonra her gün kendimize bir parça zaman ayırmanın ve yaşamın tadını çıkarmanın hiçbir şekilde kötü bir şey olmadığına karar verdik. Aslında herkesin kendine zaman ayırması ve kendini daha iyi, daha zinde hissetmesi sonuçta çevresinin de yararına idi. o gece kendi sınırımızı çizdik. Yalnızca kendimiz için bir parça zaman ayırdığımızda başkalarına çok daha yararlı olacağımızı çünkü başkaları için bir şeyler yapacak enerji ve hevesimiz olacağını keşfettik. Aşırıya kaçmadığımız sürece bir parça mal-mülk sahibi olmanın da bir sakıncası yoktu.

Şimdi yaşamımı birkaç basit kurala göre düzenliyorum:

• Bir eşyayı bir yıl boyunca kullanmamışsam ona gereksinimim yok demektir. İşine yarayacak birine veririm.

• Bir süre okumadığım ya da giymediğim bir şeyin başkalarıyla paylaşılmasının zamanı gelmiş demektir.

• İyi yemekten hoşlanırım, yemek hazırlamaktan keyif alırım ve doyduğum anda yemeyi bırakırım.

• Yalnızca evimi “ısıtacak” eşyayı alırım ve yalnızca içinde rahat edeceğim giysiler giyerim.

• Eğer bir becerim varsa bunu, ondan yararlanacak biriyle paylaşırım.

• Gerek duyduğum şeyi alır, gerek duymadığımı bırakırım.

• Biriktirdiklerimle dünya üzerinde bir fark yaratacağını umduğum küçük şeyler yaparım…

Sizin sınırlarınız nedir???

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar

Bir grup kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski üniversitelerindeki profesörlerini ziyaret için bir araya gelirler. Sohbet, sonunda işin ve hayatın stresinden şikâyetleşmeye döner.

Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesör mutfağa gider ve yanında büyük bir termos içinde kahve ve porselen, plastik, cam, kristal olmak üzere değişik tarzda ve ucuz görünenden, pahalı ve hatta çok özel olanlarına kadar değişik kahve bardakları ile gelir.

Herkes bir bardak secince, profesör şöyle söyler :

‘Fark ettiyseniz, tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı.

Kendiniz için en iyi olanı istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağı aslında.

Emin olun ki, bardağın kendisi kahvenin kalitesine hiç bir şey katmaz. Çoğu zaman, sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar. !

Hepinizin aslında istediği kahveydi, bardak değil, ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız.
Hayat kahveye benzer, is, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar. Onlar hayati tutmak için sadece araçlardır ve seçtiğimiz bardak yasadığımız hayatin kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de.

Bazen sadece bardağa odaklanarak kahvenin tadını çıkarmayı unuturuz.

Kahvenizin tadına varın!
En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bedenin Kölesi Olan Hiçbir İnsan Özgür Değildir…

imagesJFQIU84V

Bedenin Kölesi Olan Hiçbir İnsan Özgür Değildir…

Onu sadece onun kendi BAĞIMLILIĞININ gücü tutsak etmiştir..

ASYA kıtasında;
maymun YAKALAMAK için kullanılan,
bir çeşit TUZAK vardır..

Bir HİNDİSTANCEVİZİ oyulur ve iple bir AĞACA bağlanır..

HİNDİSTANCEVİZİ’ nin altına,
ince bir yarık açılır ve oradan içine TATLI bir yiyecek konur..

Bu yarık sadece MAYMUN’ un elini;
açıkken sokacağı kadar büyüklüktedir,
YUMRUK yaptığında elini dışarı çıkaramaz..

MAYMUN, tatlının kokusunu alır,
yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar,
ve yiyeceği KAVRAR,
ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır..

Sıkıca YUMRUK yapılmış el,
bu YARIKTAN dışarı çıkmaz..

AVCI’ lar geldiğinde,
maymun çılgına döner ama kaçamaz..

Aslında bu maymunu, tutsak eden hiçbir şey yoktur..

Onu sadece onun kendi BAĞIMLILIĞININ gücü tutsak etmiştir..

Yapması gereken tek şey;
elini AÇIP, yiyeceği bırakmaktır..

Ama zihninde AÇGÖZLÜLÜĞÜ o kadar güçlüdür ki,
bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür..

Bizi TUZAĞA düşüren,
ve orada kalmamıza neden olan şey,
arzularımız ve zihnimizde onlara BAĞIMLI oluşumuzdur..

Tüm yapmamız gereken;
elimizi AÇIP,
benliğimizi ve bağımlı olduğumuz şeyleri,
SERBEST BIRAKMAK ve dolayısıyla ÖZGÜR olmaktır..

** Ben artık ÖZGÜR’ üm ve gayet MUTLU’ yum..
Belki sizde olmak istersiniz..! **

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HUZUR

Bir gün halkı tarafından sevilen bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder. Ya­rışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışırlar, birbirin­den güzel resimler yaparlar…

Sonunda eserleri saraya teslim ederler. Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlanır. Ama birinciyi seçmesi için karar ver­mesi gereklidir. Resimlerden birisinde sükûnetli bir göl vardır. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktadır. Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslemektedir. Resim, bakanları mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşündürecek kadar güzeldir.

Diğer resimde de dağlar vardır. Ama engebeli ve çıplak dağ­lar… Üst tarafta öfkeli bir gökyüzünden boşanan yağmurlar ve çakan şimşek, resmi daha da sıkıntılı hâle sokmaktadır. Dağın eteklerindeki bir şelale ise insana gürültüyü, yorgunluğu hatır­latacak kadar hırçın resmedilmiştir. Kısaca resim, pek de öyle huzur verecek türden değildir. Fakat kral resme bakınca şelale­nin ardında kayalıklardaki çatlaktan çıkan mini minnacık bir çalılık görür. Çalılığın üstünde ise anne bir kuşun örttüğü bir kuş yuvası göze çarpmaktadır. Sertçe akan suyun orta yerinde anne kuşun kurduğu yuva, harika bir huzur ve sükun örneği sunmaktadır izleyenlere…

Ödülü kim kazandı dersiniz? Tabi ki ikinci resim… Kralın açıklaması çok da uzun değildir:

“Huzur hiçbir gürültünün sıkıntının ya da zorluğun bulun­madığı yer demek değildir. Huzur, bütün bunların içinde bile yüreğimizin sükûn bulabilmesidir.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

İşte Meliha O Fakir Genç Gitti…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Haaaa… Sen Kocanı Merak Etme Köpeği Et…

9933893_erdil622 (4)[1]

____Çiğ Besin Tüketme Akımı (Raw Foodism) Ne Kadar Sağlıklı olabilir?

“Dünyada ve ülkemizde pek çok takipçisi bulunan çiğ besin tüketme akımı
(Raw Foodism) besinlerin pişirilmeden, işlem görmeden tüketilmesi prensibine dayanıyor.

Besinlerin pişilmesi veya işlem görmesi sonucu besinlerin besin değerlerini yitirdiklerine inanan Raw Foodism takipçilerinde sıkça sağlıklı sorunları ortaya çıkabiliyor. Bunların başında yeteri kadar vitamin, protein almamak, aşırı zayıflık ve gıda zehirlenmeleri görülebiliyor.

“Raw Foodism” veya “rawism” son zamanlarda benimsenmeye başlanan sadece çiğ, işlem görmemiş ve sıklıkla organik yiyeceklerden oluşan bir beslenme şekli ve yaşam tarzıdır. Bu akımda inanılan ve savunulan, yiyeceklerin çiğ tüketilmesinin sağlık için daha faydalı olacağı yönündedir. Çiğ beslenme akımı çoğunlukla vejeteryanlıkla eşit veya içinden gelen bir tarz olarak benimsenir. Bunun sadece çiğ bitki esaslı tüketim olacak şekilde detaylandırmak gerekir. Hayat tarzına bağlı olarakta Raw food akımınını benimsemiş kişiler bazı çeşitlendirmeler ile çiğ sebze, çiğ meyve, çerezler, yumurta, balık (sashimi şeklinde) hatta et, pastorize veya homojenize olmamış süt ürünleri (çiğ süt, çiğ sütten yapılmış peynir gibi) gibi besin maddelerinide tüketmeyi tercih edebilirler.

Raw Food akımı, ısıtılmamış veya herhangi bir şekilde ısıya maruz kalmamış besin maddelerinin tüketimi esasına dayanır. Dolayısı ile gıdanın maruz kalacağı ısının 40-45 derece arası olması şartı vardır. En populer olan Raw food diyeti ise vejeteryan raw food beslenme şeklidir.

Vejeteryan çiğ beslenme sisteminde sadece işlem görmemiş ve 45 derece üstünde ısıya maruz kalmamış çiğ bitki kökenli besinler tüketilebilir. Bu derecenin üstünde işlem görmüş yiyeceklerin beslenme değerlerlerini kaybettiklerine, hatta sağlığa zararlı olduğuna inanılır. Bu tür beslenmede öncelik meyvelere, sebzelere, çerezlere, tohumlara ve kurubaklagillere verilir.

Bu Akım Aşağıdaki İnanışlardan Doğmuştur;

• Çiğ yiyeceklerin içerisinde aktif bulunan enzimler sindirime yardımcı olur. Pişen yiyeceklerde bu enzimler yok olur.
• Çiğ yiyeceklerde bulunan bazı sağlığa yararlı bakteri ve mikroorganizmlar insan vücudunun bağşıklık sistemini ve sindirim sistemini destekler. Bu bakteri ve mikroorganizmalar pişen yiyeceklerde aktifliklerini kaybedelerler.
• Çiğ yiyeceklerin besin değerleri pişen yiyeceklere göre daha yüksektir.
• İşlem görmüş yiyeceklerin içerisindeki kimyasallar (lezzet artırıcılar, renk maddeleri, koruyucular) yüzünden daha fazla sağlık riski taşırlar.
• Bu akım çiğ yiyeceklerin insan vücudu için en uygun besin maddesi olduğunu savunur. Kahve, alkol ve sigaraya tamamen karşıdırlar. Ayrıca ısıtılmış veya kızartılmış yağın, kavrulmuş çerezlerin karsinojen olduğu savunulur.
• Doğada yetişen bitkilerin veya organik gıdaların, organik olmayan ürünlere göre besin değerinin çok düşük olduğu savunulur.
• Pişmiş yiyeceklerin çeşitli kronik hastalıklara sebep olabilecek zararlı toksinler içerdiği savunulur. Pişirilen ve ısıtılan yağların bir miktar margarin benzeri yağa dönüştüğü ve bu sebebten yağların işlenmeden tüketilmesi savunulur.
• Çiğ sebze ve meyvelerin antioksidant yönünden zengin olması ve yaşlanmayı geçiktirici etkileride bu akım tarafından en kabul gören sebeplerdendir.”

kaynak: pembeye ve hayata

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bitkisel Kalsiyumun Yerini Hiç Bir Şey Tutmaz…

Dünyada ve ülkemizde geniş hayran kitlesi oluşturan LOST dizisiyle popülerlik kazanan

 

Dünyada ve ülkemizde geniş hayran kitlesi oluşturan LOST dizisiyle  popülerlik kazanan Elektromanyetik alanın insan sağlığına etkileri ,
gözle görülemeyişi, etkisinin çoğu zaman doğrudan hissedilemeyişi  ve uzun zaman sonra etkisinin birikerek görülmesi nedeniyle
yeterince önemsenmeyen bir konu

Oysa hayatımızı bütünü ile etkileyen biyomanyetik alanın  ay, güneş, diğer yıldız veya gezegenler gibi dünya dışı etkenler
ve içinde bulunduğumuz yakın çevre ile kullandığımız cihazların  hatta besinlerin etkisinin bilinmesi tedbir alma
ve tedavi açısından son derece önemli

Bugün klasik elektromanyetizmanın yerini Kuantum mekaniği almış durumda.

Kuantum elektrodinamiği veya kısaca KED denilen  elektromanyetik alanın kuantum kuramı , ta 1940’larda Richard Feynman ve diğerleri tarafından geliştirildi  ve hatta bütün kuantum alan kuramlarına da model oluşturdu.

Biyoelektromanyetizma ,  bizzat vücuttaki biyoelektromanyetik alanın dengesini sağlayarak  veya çoktan değişmiş olan biyoelektromanyetik alanın dengesini yerine getirerek hastalığa son vermeyi amaçlayan şifacılığın da temelini oluşturuyor.

Enerji şifalarında kullanılan enerji,  beden elektiriği ve manyetizmasından oluşmaktadır.

Bedendeki manyetik ve elektirik enerjisini artıran şey  kan serumundaki yüksek alkali seviyedir. Yüksek alkali seviyede beden yoğun enerji üretmektedir.

Özellikle Chi Gong uygulamalarında tan tien olarak adlandıralan,  göbek deliğinin hemen altında bulunan  ve bilimin ikinci beyin keşfi olarak adlandırdığı, sinir uçlarının sayısının beyin nöronları kadar fazla olan karın bölgesinde manyetize edilmiş enerjinin ellerden aktarılması prensibine dayanmaktadır.

Düzenli olarak yapılan Chi Gong egzersizlerinin,  kişinin yüksek seviyede elektrik, manyetik ve sub sonik dalga  yayma yeteneğini arttırdığı bilimsel olarak da kanıtlanmıştır.

(Ellerin de çevrelerinde biyomanyetik enerji vardır. Şifacıların elleri, şifa seansı sırasında ölçülmüş ve şifacı olmayanlara oranla, alanlarının çok daha güçlü olduğu anlaşılmıştır. 80.000 devrelik iki bobinden oluşan basit bir mayetometre kullanılmış, şifacının ellerinin 0, 002 gauss gücünde olduğu görülmüştür, bu bedenden yayılan diğer alanlardan bin kat daha güçlüdür. (Seto A., Kusaka C., Nakazato S. Et al: “İnsan elinden olağanüstü miktarda elektromanyetik güç tespiti”. Uluslararası akupunktur ve elektroterapi araştırma dergisi, 1992 sayfa 75-94)

İnsan bedenindeki titreşim alanlarının,  canlı ya da cansız nesneler hakkında bilgi sağlamak , sağlık durumları ve hastalıkları teşhis etmek için faydalanıldığı Radyestezi (Işımduyu) nin de esası olan Biyoelektromanyetizma,  enerji karşılaştırma, ölçüm yöntemi ile sarkaç yardımıyla
radyestezik teşhisler yapılarak bulunan rahatsızlıklara  hangi şifalı bitkilerin iyi geldiği de tespit edilebilmesini sağlamaktadır.

Hastalanan organ veya dokularımıza ait akupunktur yuvalarında  veya ona uyumlu kısımlardaki akupunktur yuvalarının hepsinde elektromanyetik anormallik meydana gelir.

Akupunktur hat ağları da manyetik haber taşır.  Dolayısı ile Akupunktur gibi ’suni manyetik alan uygulama terapileri’’ (magnetoterapi) nin de temelini oluşturmaktadır.

Özel frekanslı manyetik alan ve biofoton uygulamaları hücreler arasındaki dengenin oluşmasına yardım eder.

Vücut, kendi biyomanyetik yada holografik alanını göze yansıttığından  Iridoloji bize kisinin genel sağlık durumu hakkında bilgi verir
ve genellikle herboloji ile birlikte kullanılır.

Gıdalarımızın da manyetik özellikleri vardır.

Kirlenmiş olan bu doğal çevrede bozulan manyetik alan örtüsü ile  içerdiği manyetik alan ve enerjisi bozulmuş gıdaların
bünyelerimizde etkisi yüzünden, dolaylı olarak çeşitli rahatsızlıkların baş gösterdiğini görüyoruz. Alınan her enerjisi bozuk gıda, mide ve bağırsak yoluyla bütün vücudumuza, özellikle beynimize zarar veriyor

Zira hayat enerjimizin kaynağı olan biyomanyetik alanımızı bir mıknatıs gibi emen bu etkenler,  başta kronik yorgunluk sendromu olmak üzere
birçok hastalığın da temelini oluşturuyor.

Örneğin Sara hastaları üzerinde yapılan bir deneyde de dışarıdan, deneklerin manyetik alanının değiştirilmesi durumunda,
beyindeki biyoelektrik faaliyetin, dolayısıyla sinapsların kirlenmesi sağlanarak hastalık durumundaki etkileri aynen oluşturulmuştur.

İnsan vücudundaki manyetik alan da  biyoelektrik yüklerinin hareketinden meydana gelir.İnsanı oluşturan maddelerin birbiriyle haberleşmek için kullandıkları manyetik alanın sinyalleri birbiriyle uyum içindedir.  Bu sinyaller dünya manyetik alanı ile de uyum içindedir

Bilindiği gibi Astroloji de  yıldızlardan bize gelen elektromanyetik kuvvetlerin  bizi etkilediği savına dayanır.

Sinirbilimin bir alanı olan biyoelektromanyetizma,  insan beyninin nasıl çalıştığını çözmekte önemli bir rol oynayabilir.

MRI,EFT,Tomografi gibi -artı ve eksileri ile- biyoelektromanyetik temelli birçok cihaz da üretilmiştir.

Yine biyoelektromanyetizma,  bazı EMR silâhlarının ilmî temelini teşkil eder. Soğuk Savaş boyunca zihin kontrol silâhları olarak adlandırılan bu “nörosilâhların” temelini oluşturuyor.

Üstelik Rauscher`in gerçekleştirdiği zihin kontrol deneyleri, biyoelektromanyetizmaya dayanıyor.Dolayısı ile biyoelektromanyetizma milli güvenlik için de oldukça önemlidir.

Bardo Thödol, insan ruhunun ölüm olayından tekrar doğmasına dek içinde…

Ön Kapak

 

Bardo Thödol, insan ruhunun ölüm olayından tekrar doğmasına dek içinde bulunacağı koşulları ve geçireceği bilinç hallerini ayrıntılı bir biçimde açıklayan ve ruha ölüm sonrasında geçirebileceği haller konusunda rehberlik yapan bir Tibet kitabıdır. Batı’da bu kitaba Tibet Ölüler Kitabı denmiştir.

“Tibet Ölüler Kitabı ,Tibet’teki Budist cenaze törenlerinin bir parçasıdır
ve gelenek uyarınca yüksek sesle okunur :
Bedenden ayrılmış bir ruh olarak, ölüm sonrası bir geçiş bölgesinde-bardo- işitme uzaklığında varlığını sürdürdüğüne inanılan ölüye söylenir.

Bedenden ayrılmış bir ruhun reenkarnasyonlar arasında içinden geçtiği bir geçiş bölgesidir bu.

Ama bu anlamı tamamlayıcı bir şey olarak,daha pratik bir etki söz konusudur
-kitabın özellikle klinik açıdan ölü olanlara değil,fakat hala yaşamakta olan ‘ölülere’ pragmatik ve varoluşsal olarak nasıl yöneldiğini gözler önüne serer./Ölüm ve Felsefe / Yazar: Jeff Malpas & Robert C. Solomon”

Yedi Benlik

Gecenin en sessiz saatinde yan dalmışken yedi benliğim birlikte oturup fısıltıyla tartışmaya başladılar:

İlk benlik: bütün bu yıllar boyunca burada bu delinin içinde günlerle onun acısını yenileyip gecelerle kederini tekrar oluşturmak dışında hiçbir şey yapmadan oturdum; artık bu yükü daha fazla taşıyamayacağım ve baş kaldırıyorum.

İkinci benlik: sen benden daha şanslısın kardeşim, çünkü bana bu delinin neşeli benliği olmak düştü. Onun kahkahalarıyla güler, mutlu saatlerinde şarkı söylerim ve üç kanatlı ayaklarla dans eder gibi onun parlak düşünceleriyle dans ederim. Güçsüz varlığım karşısında baş kaldırabilmeyi isterdim.

Üçüncü benlik: ya bana, vahşi tutkuların ve hayali arzuların alevleriyle yanan sevgiyle kurtulan benliğe ne demeli? bu deliye baş kaldırması gereken sevgi hastası benim.

Dördüncü benlik: hepinizin içinde en mutsuzu benim, çünkü bana iğrenç bir kin ve yıkıcı bir nefret dışında hiçbir şey verilmedi. Bu deliye hizmet etmeye baş kaldırması gereken benim, cehennem’in karanlık mağaralarında doğmuş olup fırtınaya benzeyen benlik.

Beşinci benlik: yo, o benim, düşünen benlik, tuhaf benlik, aç ve susuz benlik, bilinmeyen ve henüz yaratılmamış şeylerin arasında dinlenmeksizin gezinen benlik; baş kaldırması gereken sizler değilsiniz, benim.

Altıncı benlik: ve ben, çalışan benlik, zavallı işçi, sabırlı elleri ve arzulu gözleriyle görüntülerden günleri yaratan ve şekilsiz maddelere yeni ve ölümsüz şekiller veren ben bu yorulmaz deliye baş kaldırması gereken sadece benim.

Yedinci benlik: hepiniz bu adama baş kaldırmaktan ne kadar uzaksınız, çünkü her birinizin işlerini yapması için önceden belirlenmiş bir yazgısı var. Ah, oysa ben kendi yazgısı olan sizin gibi miyim? benim hiçbir şeyim yok, ben hiçbir şey yapmayan, siz hayatı tekrar şekillendirirken sessizlikte oturan, hiçbir zaman hiçbir yerde olmayan benliğim. Baş kaldırması gereken siz misiniz, yoksa ben miyim, komşular?

Yedinci benlik bunları söylediğinde diğer altısı ona acıyarak baktılar, artık başka hiçbir şey söylemediler; ve gece daha koyulaşırken birbiri ardından yeni ve mutlu bir boyun eğmeyle uykuya teslim oldular.

Fakat yedinci benlik her şeyin ardındaki hiçliğe bakarak gözlemeyi sürdürdü.

Halil Cibran

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

SİNİR SİSTEMİNİ GÜÇLENDİREN VE FERAHLIK VEREN İKSİR

Malzemeler:
1 demet maydanoz
1/2 demet nane
1/2 demet fesleğen
10 tam sıkılmış limon
2 diş sarımsak

Yapılışı Ve Kullanım Şekli:
Tüm malzemeleri ayıklayıp yıkayın. Bıçak değdirmeden elle kopararak parçalayın.Üzerine limon suyu ekleyip bir gece sabaha kadar buzdolabında bekletin.Her gün yemeklerden önce bir yemek kaşığı için ve üç gün içinde tüketin.
Bu iksirin ayda bir kez yapılması faydalıdır.

Faydaları:
– Maydanoz ödem atar.
– Nane sakinleştirir ve ferahlık verir.
– Fesleğen sinir sistemini kuvvetlendirir, yatıştırır.
– Sarımsak yüksek tansiyonu düşürür, baş dönmesini engeller.

alinti
Suna DUMANKAYA

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hangi sebze, neye iyi geliyor?

Sebze ve meyveler ne kadar çiğ ve taze yenirse faydaları da o kadar çok oluyor.

– Demir yönünden zengin olan ıspanak, diğer yapraklı sebzelere nazaran daha çok protein içeriyor. Biberde bulunan bol beta karoten ve C, P, K vitaminleri mideyi kuvvetlendiriyor. A vitamini ve fosfor kaynağı patlıcan sinirlere iyi geliyor, kalp çarpıntısını gideriyor. Sadece lahana çeşitlerinde bulunan U vitamini, mide ve bağırsakların iç yüzeyini koruyor, oralardaki yaraların iyileşmesini sağlıyor. Fosfat ve potasyum ihtiva eden karnabaharın içeriğinde aynı zamanda kadınları göğüs kanserine karşı koruyan ‘indol-3 karbonal’ bulunuyor. İçeriğinde bolca, güçlü bir kanser savaşçısı olan beta karoten bulunduğundan brokoli, yenilebilecek, suyu içilebilecek en iyi besinlerden biri…

ISPANAK
ABD’de, tüketimde ıspanak salatası başı çekiyor. Demir yönünden zengin, koyu yeşil yapraklı ve güzel tadı olan ıspanak, diğer yapraklı sebzelere nazaran daha çok protein içeriyor. Salatada yenilen çiğ ıspanak, harika bir lif kaynağı. Ispanak suyu, bol C vitamini ile soğuk algınlıklarına karşı dayanıklılık veriyor ve hemoroid rahatsızlığına iyi geliyor.
Ispanak, provitamin A, C vitaminleri, demir ve çeşitli enzimlerce çok zengin olup, bu maddeler, insanda bol kan yapıyor. Ispanak ayrıca, kemiklerin ve dişlerin sağlamlığını temin ediyor. Ispanak suyu, kalp adalelerini de kuvvetlendiriyor. Özel enzimi ile pekliği giderip bağırsak zehirlenmesini önlüyor. Kalp rahatsızlığı olanlara, haftada 1-2 fincan taze sıkılmış ıspanak suyu içmeleri öneriliyor.
Uzmanlar, ıspanağın, karaciğeri, lenf bezlerini, kan dolaşımını uyardığını belirterek, hamilelere, ‘kanlı-canlı bir bebeğe sahip olmaları için’ bol ıspanak yemelerini tavsiye ediyor.

FASULYE
Taze fasulyenin, vücudun çalışmasını, gelişmesini ve tamirini sağladığını vurgulayan uzmanlar, genç-ihtiyar herkese tavsiye ediyor. Uzmanlar, taze fasulyenin, pankreas bezesini, böbrekleri, karaciğeri ve kalbi kuvvetlendirdiğini, albümin ve şekerde de çok fayda verdiğini bildiriyor.

BEZELYE
Kansızlığı gideren ve pekliği geçiren taze bezelyenin, kan kanserine karşı koruyucu etkisi olduğunu ifade eden uzmanlar, gıda değeri ve insana zarar vermeme bakımından fasulyeden daha üstün olduğunu savunuyor.

SİVRİ BİBER
Uzmanlar, biberlerde, bol beta karoten, C, P ve K vitaminleriyle bazı alkoloidler bulunduğunu kaydederek, bunların, mideyi kuvvetlendirdiğini, iştah açtığını ve mide tembelliğini giderdiğini söylüyor. Özellikle acı biberin, erkeklerde cinsel isteği arttırdığını belirten uzmanlar, P vitamini ile damarları yumuşatıp kanamayı önlediğini, K vitamini ile de kanın pıhtılaşma kabiliyetini arttırarak kanamaları durdurduğunu bildiriyor.

PATLICAN
Uzmanlar, patlıcanın, A vitamini, fosfor ve kendine has bazı esanslara sahip olduğunu, bunlarla sinirleri teskin ettiğini ve kalp çarpıntısını giderdiğini vurguluyor. Patlıcanın pankreas, karaciğer ve böbrekleri kuvvetlendirdiğini, bol idrar söktürdüğünü, vücuttaki fazla suyu dışarı boşalttığını ve kilo verdirdiğini kaydeden uzmanlar, şeker hastalarının, patlıcan salatasından çok fayda gördüğünü, kansızlığa iyi geldiğini, kanı arttırdığını ve kalbe sükunet verdiğini ifade ediyor. Uzmanlara göre, patlıcan, en sağlıklı olarak kül veya ocakta pişirilip kabukları soyulmalı ve ince kıyılmalı.

LAHANA
Bol miktarda B, C ve E vitamini ve potasyum içeren lahananın, şeker ve romatizma hastaları için de çok faydalı olduğunu belirten uzmanlar, bol arsenik, kükürt ve vitaminleri ile kanı temizleyip cildi güzelleştirdiğini, bol idrar söktürdüğünü, vücuttaki suyu ve zehirli maddeleri idrarla dışarı attığını bildiriyor. Uzmanlar, lahananın kansızlığı giderdiğini ve kansere karşı etkili olduğunu da kaydediyor.
Uzmanlar, sadece lahana çeşitlerinde bulunan U vitamininin, mide ve bağırsakların iç yüzeyini koruduğunu, oralardaki yaraların iyileşmesini sağladığını da vurgulayarak, bu sebzenin, yaşlanmayı önleyici ve kalp krizine karşı koruyan bir mineral kabul edilen selenyumun kaynağı olduğunu hatırlatıyor. Uzmanlar, selenyumun ayrıca, sağlıklı görünüşlü bir cilt verdiğini ve erkeğin cinsel gücünü arttırdığını da belirtiyor.

KARNABAHAR
Fosfat ve potasyum ihtiva eden ve içeriğinde, kadınları göğüs kanserine karşı koruyan ‘indol-3 karbonal’ bulunan karnabaharın, lahanadaki besin değerinin çoğuna sahip olduğunu bildiren uzmanlar, “Karnabahar çiçek olduğu için, bol bol fosfor ve vitaminleri, cinsiyet hormonu, bol E vitamini ve protein içerir. Bu maddeleri ile cinsel gücü arttırır, buna bağı olarak kalp rahatsızlıklarını da giderir. Sinirleri ve beyni iyi çalıştırır, onların yıpranmasını önler” diyorlar.

BROKOLİ
Uzmanlar, brokolide, havuçtakinden daha fazla beta karoten bulunduğunu söyleyerek, bu sebeple yenilebilecek, suyu içilebilecek en iyi besinlerden olduğunu kaydediyor. Beta karotenin, güçlü bir kanser savaşçısı olduğunu vurgulayan uzmanlar, yemek borusu, mide, bağırsak kanserleri tehlikesini azalttığını ifade ediyor.
Brokolinin ayrıca, B1 ve C vitamini ile dolu olduğunun altını çizen uzmanlar, yüksek miktarda kalsiyum, kükürt, potasyum ve selenyum maddeleri içerdiğini belirtiyor. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokolinin vitamin deposu olduğunu bildiren uzmanlar, suyunun havuç veya elma suyu ile karıştırılarak içilmesinin de faydalı olduğunu kaydediyor.

PIRASA
Pırasanın bol vitaminleri, mineralleri ve çeşitli nitritleri ile çok şifa verici özelliği bulunduğunu vurgulayan uzmanlar, mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları, damar sertliği için faydalı olduğunu belirtiyor. Uzmanlar, pırasa yemeğinin, bağırsaklara yumuşaklık verip pekliği giderdiğini, hemoroidi olanlara da ferahlık sağladığını bildiriyor. Uzmanlar, pırasa çorbasının, böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ve vücutta birikmiş üre asidi ve ürat tuzlarını dışarı attığını ifade ediyor.

ENGİNAR
Karaciğer ve kalbin en iyi dostu olan enginarın kanı temizlediğini ve yorgunluğu giderdiğini vurgulayan uzmanlar, diğer zehirli maddeleri ve yorgunluk maddelerini idrarla dışarı atarak vücuda dinçlik verip dinlendirdiğini söylüyor. Uzmanlar, enginarın, beyin yorgunluğunu çabucak geçirdiğini, kalp adalelerini kuvvetlendirdiğini, onu rahatsız eden üre ve kolesterolü düşürerek kalbin rahat çalışmasını sağladığını, şeker hastaları için de çok faydalı olduğunu, mide ve bağırsakları dezenfekte ederek ishalleri durdurduğunu kaydediyor.

KEREVİZ
Kerevizin yaprak ve saplarının, bol vitaminleri ve çeşitli madeni maddeleriyle çok faydalı olduğunu belirten uzmanlar, mideyi kuvvetlendirdiğini ve iştah açtığını bildiriyor. Uzmanlar, kerevizin, iç salgı bezlerini ve özellikle vücutta çok çeşitli vazifesi olan böbrek üstü bezlerini çalıştırdığını, sinir yorgunluğunu da önlediğini ifade ediyor. Kanı pisliklerinden temizlediğini ve sivilcelerin geçmesine, yüzün pembe bir hal almasına yaradığını vurgulayan uzmanlar, kerevizin diğer faydalarını şöyle sıralıyor: “Karaciğerin şişliğini giderip onu yorgunluk maddelerinden temizliyor. Sarılığı gideriyor, böbrekleri çalıştırıyor, fazla suyu dışarı atıyor. Böbreklerden kumu, taşı döküyor. Şişmanları zayıflatıyor ve cinsel faaliyeti çok arttırıyor.”

SEMİZOTU
Semizotunun, kanama hastalıklarında ve peklikte çok faydalı olduğunu kaydeden uzmanlar, kanı temizlediğini, bol idrar söktürdüğünü, kanı, üre ve benzeri pisliklerinden temizlediğini, sinir krizleri ve beyin yorgunluğunu geçirdiğini, böbrekteki kum ve taşı döktüğünü bildiriyor.
Semizotunun, şeker hastalarının susuzluğunu azalttığını, şişmanlara kilo verdirdiğini belirten uzmanlar, semizotu, yeşil salata olarak yenirse faydasının fazla olduğunu ifade ediyor.

PATATES
Avrupa ve ABD’de mutfağın baş köşesinde yer alan patatesin besleyici maddelerinin çoğunluğunun, kabuğunun hemen altında veya yakınında olduğunu belirten uzmanlar, bu sebeple patatesin, kül veya buharda pişirildikten sonra soyulması gerektiğini vurguluyor.
Patatesin mutlaka salata veya soğanla yenilmesi gerektiğini ifade eden uzmanlar, patates, yağda kızarmış olarak yenmezse kilo aldırmadığını, şişmanlar ve şeker hastaları için iyi bir gıda olduğunu bildiriyor. Şeker hastalarının, ekmek yerine bol patates yiyebileceğini söyleyen uzmanlar, ancak potasyumun zayi olmaması için, patateslerin külde veya çift tabanlı tencerede pişirilmesi gerektiğini kaydediyor.
Uzmanlara göre, patatesin yaklaşık yüzde 20’si karbonhidrat ve kalori değeri oldukça düşük. Bol B vitaminleri, C vitamini, protein, kalsiyum, demir ve fazla miktarda potasyum içeriyor. Orta boy bir patates, günlük C vitamini miktarının 1/3’ünü temin ediyor. Sindirimi kolaylaştırıyor. Bağırsakları, böbrekleri ve kanı temizliyor, kabızlığı önlüyor. Kansere karşı koruyor ve yorgunluğa karşı birebir.

DOMATES
Bol ve çeşitli vitaminleri, mineralleri ve faydalı organik asitleri ile tıbbi değeri çok yüksek bir sebze olan domatesin, vücuda kükürt, fosfor ve organik sodyum verdiğini vurgulayan uzmanlar, bir domatesteki C vitamininin, tavsiye edilen günlük miktarın yüzde 50’sinden fazla olduğunu bildiriyor.
Uzmanlar, domatesin damarları yumuşattığını, kanı durulttuğunu, üre miktarını düşürdüğünü, vücudu gençleştirdiğini belirterek, kalp, karaciğer, böbrek bozuklukları ve şekerliler için çok faydalı olduğunu ifade ediyor.
Domatesin, böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ifade eden uzmanlar, vücutta biriken üre asidi ve ürat tuzlarını eriterek idrarla dışarı attığını, vücutta biriken suyu boşalttığını kaydediyor. Uzmanlar, kansere tutulmamak için domatesin iyi bir sebze olduğunu bildiriyor.
Domatesin C ve E vitaminleri içerdiğini, zengin bir potasyum kaynağı olduğunu ve çok az miktarda tuz bulunduğunu söyleyen uzmanlar, yüksek kan basıncını düşürmeye yardımcı olduğunu ve vücudun su tutmasını engellediğini ifade ediyor. Domatesin hazmı kolaylaştırdığını, özellikle nişastalı yiyeceklerin (hamur işleri, kuru erzak) kolay sindirilmesini sağladığını vurgulayan uzmanlar, kabuk ve çekirdekleriyle bağırsakları harekete geçirdiğini ve pekliği giderdiğini belirtiyor.

SOĞAN
Soğanda bol miktarda A, B ve özellikle C vitamini, bol fosfor, iyot, silis, kükürt gibi vücuda çok faydalı maddeler, antibiyotik vazifesi gören esanslar ve hazım arttırıcı fermentler bulunduğunu kaydeden uzmanlar, kalp ve prostat bozukluğu, pankreas tembelliği (şekerliler), sinir zafiyeti, romatizma, cilt hastalıkları, cinsel iktidarsızlık, mide zayıflığı gibi hastalıklarda çok fayda verdiğini, bol idrar söktürdüğünü ve vücutta birikmiş su ve üreyi dışarı attığını bildiriyor. Soğanın, vücuttaki fazla tuzu da dışarı attığını belirten uzmanlar, pankreası çalıştırarak insülin ifrazatını arttırdığını ve kanda şeker seviyesini düşürdüğünü kaydediyor.
Fazla soğan yenen ülkelerde kanserin nadir görüldüğünü ve o ülke halkının uzun yaşadığını ifade eden uzmanlar, soğanın, karaciğeri ve bağırsakları dezenfekte edip zehirlerini temizlediğini ve gıdaların orada vücudu zehirlemesini önlediğini, bağırsak kurtlarını döktüğünü bildiriyor.
Uzmanlar, ağızda soğan kokusunu gidermek için yemekten sonra biraz ekmek kabuğu veya maydanoz çiğnenmesinin yeterli olduğunu söylüyor. Uzmanlar ayrıca, soğanın patateslerden ayrı, kuru, soğuk bir yere kaldırılması gerektiğini, çünkü soğan ve patatesin birbirini etkilediğini ve soğanın, patateslerden salınan nemle yumuşadığını hatırlatıyor.

SARIMSAK
Uzmanlara göre, bu keskin kokulu yumruda, her türlü harika özellik mevcut. Sarmısağın tansiyon düşürdüğü, kan pıhtılaşmasını azalttığı, kötü LDL kolesterolünü düş, dürdüğü, bazı mide kanserlerini önlediği, bağışıklık sistemini güçlendirdiğinin ispatlandığını söyleyen uzmanlar, sarımsaktaki “allicin” denilen bir maddenin, sadece kendi özgü kokusunu vermekte kalmadığını, ayrıca bakteri gelişimini önlediğini, vücuttaki mantarı ve maya oluşumunu tahrip ettiğini kaydediyor.
Uzmanlar, sarımsakta 2 kuvvetli antibiyotik, çok tesirli esanslar, bol iyot ve kükürt bulunduğunu ve insan sağlığında çok değerli vazife gördüğünü belirterek, “Damar sertliğini giderir, kanı durultur, kalbi kuvvetlendirir, bronşları dezenfekte eder, cilt hastalıklarını giderir ve kansere karşı korur” diyorlar.
Uzmanlar, sarımsaklı yoğurdun, zehirlenmelere karşı insanı koruduğunu ve sarımsağın en ince damarları dahi temizleyerek oralara kan gitmesini sağladığını bildiriyor. Uzmanlar, sarımsağın, bütün salgı bezlerini çalıştırmak ve vücudu zehirlerinden temizlemek suretiyle, genç ve dinç olmayı, uzun yaşamayı sağladığını kaydediyor.

HAVUÇ
Uzmanlar, havucun, süratle kan yapıcı, kuvvetlendirici, ishal kesici, peklik giderici, mide ve bağırsağın yakın dostu, safra akıtıcı, karaciğeri kuvvetlendirici ve yeri doldurulamayan bir sebze olduğunu söylüyor. Kansızlık halinde, sabah-öğle-akşam taze çıkarılmış 1 çay bardağı havuç suyu içilmesi, suyu çıkarılamazsa ince rendelenmesi ve iyice çiğnenerek yenilmesi öneriliyor.
Mide ve bağırsak kanamalarında da havuç suyunun çok faydalı olduğunu ifade eden uzmanlar, havucun, özel şekeri, A vitamini ve bol vitaminleri ile karaciğeri kuvvetlendirdiğini, ona rahatsızlığında kendi kendini tamir imkanı verdiğini, vücuttaki üre asidi, ürat tuzları, benzeri yorgunluk maddelerini, diğer zehirleri idrarla dışarı attığını vurguluyor.
Havucun, bol A vitamini ile cilde temizlik ve pembelik verdiğini ve gözlerin sıhhatli kalmasını sağladığını belirten uzmanlar, kalp rahatsızlığı ve damar sertliği olanlara havucun çok fayda verdiğini, her gün yenen bir havucun da akciğer kanseri tehlikesini yarıya indirdiğini bildiriyor.
Uzmanlar, havuçtaki beta-karotenin de gözleri, yaşlılığın getirdiği görme zayıflığından koruduğunu ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğini vurgulayarak, havuçların çiğ veya pişmiş olarak yenilirken asla soyulmaması gerektiğini, sadece temiz yıkamanın kafi olduğunu kaydediyor.

SALATALIK
Salatalığın kanı temizlediğini, karaciğeri ve böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ifade eden uzmanlar, idrarla birlikte vücuttaki üre asidi ve ürat tuzlarını eritip dışarı attığını bildiriyor. Salatalığın, içeriğindeki bol kükürdü ile kanı temizlediğini, ciltteki ter bezlerini çalıştırdığını belirten uzmanlar, bol vitamin ve madeni madde verdiğini, böylece cildin taze ve pürüzsüz olmasına yardım ettiğini vurguluyor.
Salatalığın kendisi veya suyunun, cildi bir tonik kadar temizlediğini söyleyen uzmanlar, et yemeklerinin verdiği susuzluğu kestiğini kaydediyor. Salatalığın, sıcak bir havada iç ısısının dış ısıdan 20 derece daha düşük olduğu ve bu sebeple serinletici olarak yendiği bildiriliyor.

TURP
Uzmanlar, çeşitli esansları, bol C vitamini, iyot ve kükürdüyle turpun, karaciğeri midçalıştırdığnı, böbreklerdeki kum ve taşı döktüğünü, bronşlara çok iyi tesir ettiğini, dalak şişliğini giderdiğini ve cildi güzelleştirdiğini ifade ediyor. Uzmanlar, turpun bağırsakları dezenfekte edip pekliği giderdiğini, akşam yenilen turp veya içilen bir bardak turp suyunun çok iyi uyku verdiğini söylüyor.

MAYDANOZ
Uzmanlara göre maydanoz, dünyadaki en besleyici yiyeceklerden birisi ve bir demir deposu durumunda. Genellikle taze yenen maydanozda, kalsiyum, potasyum, kükürt ve A vitamini bulunuyor. Bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılıyor. Böbrekleri, karaciğeri ve idrar yollarını temizlemeye yardım ediyor. Kan şekerini normal seviyede tutuyor ve kansere karşı da koruyucu.

MARUL
Bol miktarda çeşitli mineralleri içeren marulun, sinirleri teskin edip iyi uyku verdiğini ve erkeklerde cinsel arzuyu frenlediğini belirten uzmanlar, yemekten önce salata şeklinde yenen marulun, şeker hastalarının kandaki şeker seviyesini düşürdüğünü bildiriyor. Marulun bol idrar söktürdüğünü ve kanı pisliklerden temizlediğini vurgulayan uzmanlar, karaciğer ve dalak şişliğini, sarılığı giderdiğini, kadınlarda adet dönemlerinin, zamanında ve ağrısız olmasını sağladığını bildiriyor. Uzmanlar, marul suyu, yüze sürülürse ergenlik sivilcelerini giderdiğini, oralara tazelik ve pembelik verdiğini kaydediyor.

ROKA
Çeşitli esansları, P ve K vitaminleri, çok faydalı mineralleri içeren rokanın, karaciğerin dostu, mideyi kuvvetlendirici, kansızlığı gideren, cinsel gücü çok arttıran bir yeşillik olduğu ifade ediliyor. Uzmanlar, yeşil salata şeklinde yenen rokanın, tadı ve asitleri ile mideyi çalıştırdığını, hazmı arttırdığını, iştahı açtığını, böbrekleri çalıştırdığını, idrar söktürdüğünü ve karında toplanan suyu boşalttığını bildiriyor.

TERE
Terenin, çiğ salatalara lezzet ve canlılık kattığını, ayrıca değerli bir sebze suyu olduğunu vurgulayan uzmanlar, çeşitli vitaminler ve özellikle C vitamini, bazı faydalı esanslar ve mineralleri ile çok tesirli ve faydalı olduğunu belirtiyor. Uzmanlar, terenin, karaciğer, böbrek ve bronşları çalıştırdığını, gribi geçirdiğini, kanda şekeri düşürdüğünü, kansızlığı giderdiğini, acı tadı ve diğer maddeleriyle mideyi çalıştırıp hazmı arttırdığını, iştahsızlık çekenlere çok fayda verdiğini, bol demiri ile kanı tazelediğini, kansere karşı koruduğunu, bağırsaklardaki çeşitli solucanları döktüğünü kaydediyor.
Uzmanlar, terenin sinirleri dinlendirdiğini ve cinsel isteği arttırdığını belirterek, çiğ olarak, az miktarlarda yenilmesini tavsiye ediyor. Uzmanlar, fazlasının zarar verdiği uyarısında bulunmayı da ihmal etmiyor.

ŞALGAM
Şalgamın taş ve kum döktüğünü, bronşları boşalttığını, bol idrar söktürdüğünü ve pekliği giderdiğini söyleyen uzmanlar, şalgamın yaprakları ince kıyılarak salata şeklinde yenirse yukarıdaki hastalıklara iyi geldiğini bildiriyor. Uzmanlar, şeker hastalarının da şalgam yiyebileceğini vurguluyor ve şalgam ne kadar çiğ yenirse o kadar faydalı olduğunu hatırlatıyor.

alıntı

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , . Leave a Comment »