Şans, Bereket, Huzur, Mutluluk İçin Mucizevi İksirler…

116027[1]

 

Ev İçin Pozitif Enerji İksiri:

Lazım Olanlar: 1 adet sprey şişesi, 1 lt deniz suyu, 7 damla portokal yağı

Tarifi: Püskürtmeolarak kullanacağınız sprey şişesine deniz suyunu koyun ve 7 damla portokal yağı ilave edin.Şişenin ağzı açık olarak ayın yükselişte olduğu bir gece dışarıya bırakın. İksiri evin odalarına, giriş kapısına ve özellikle kapı eşiklerine püskürtün. İksir ancak diğer yeni ay zamanına kadar kullanılabilir. Her yeni ayda tekrarlayın

Mutluluk ve Sakinlik İçin İksir:

Lazım Olanlar: 1 adet mantar kapaklı yağ şişesi, 10 miligram limon yağı, 10 mg biberiye yağı, 15 miligram kırmızı gül yaprağı

Tarifi: Yağları karıştırıp şişeye boşaltın. Üstüne gül yaprakları koyun. Karıştırdıktan sonra  kapağını iyice kapa ve 3 gün süreyle şişeyi bir daha açma. Dördüncü gün karışımı sağ ve sol omuz başlarına sür. Mutluluk ve sakinlik enerjisi verecektir. Karışımı odanızda bir kaç yere de sürebilirsiniz.

Önsezi Ve Rüyalar İçin İksir:

Lazım Olanlar: Bir miktar defne yaprağı, 2 avuç büyüklüğünde pamuk, 11 adet karanfil, 1 adet melekotu kökü, 6 damla misk yağı

Tarifi: Defne yaprağını yakarak odanı tütsüle. Daha sonra pamuğun arasına karnfil ve meyan kökü koyup pamuğu kapatın. Daha sonra 6 damla misk yağı damlat ve pamuğu bir bezle iyice sar. Hazırlanan karışı gece yatarken yastık altına koyarsan önsezin gelişecektir.

Ev İÇin Pozitif Enerji İksiri:

Şans ve Güzellik İksiri:

Lazım Olanlar: Minik bir cam şişe, yedi damla sandal ağacı, yedi damla gül yağı, 3 damla tuzlu su

Tarif: Önce niyetinizi oluşturun. Yağları sabah güneş doğmadan hemen önce şişenizin içine koyup karıştırın. Şişenin ağzını kapatıp ayak basılmayacak bir toprağa gömün. Ertesi gün şişeyi topraktan çıkarı kıyafetlerinizin astarına, çantanıza, ayakkabınıza veya toka gibi aksesuarlarınıza 3-4 damla kadar sürün. Şans ve güzellik enerjilerini çekecektir.

Ev Veya İşyeri İçin Bereket İksiri:

Lazım Olanlar: Beş damla yasemin yağı, beş damla menekşe yağı, 10 damla lavanta yağı, ametist taşı.

Tarifi: Yağları iyice karıştırın ve büyükçe bir ametist taşın üzerine dökün. Taştan damlayan yağları toplayarak evinizin ve işinizin çeşitli yerlerine serpiştirin. Hem negatif enerjiyi uzak tutacak, hem de pozitif enerji getirecektir.

Olumsuz Düşünce Ve Enerjilere Karşı İksir:

Lazım Olanlar: 1 tutam fesleğen kurusu, küçük bir kurşun levha, 2 tutam civan perçemi, 2 tutam sedef otu, 2 tutam biberiye, 1 tutam tuz.

Tarifi: Bitkileri bir kap içinde kaynatın. Levhayı eritip kaynayan bitkilerin olduğu kaba dökün. Su ılımaya başlayınca 7 çakra bölgesine sürün. Arta kalan suyu evin dış kapısından içeri doğru dökün

Kaynak: Mehmet Çobanoğlu

HUZUR

Bir gün halkı tarafından sevilen bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder. Ya­rışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışırlar, birbirin­den güzel resimler yaparlar…

Sonunda eserleri saraya teslim ederler. Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlanır. Ama birinciyi seçmesi için karar ver­mesi gereklidir. Resimlerden birisinde sükûnetli bir göl vardır. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktadır. Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslemektedir. Resim, bakanları mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşündürecek kadar güzeldir.

Diğer resimde de dağlar vardır. Ama engebeli ve çıplak dağ­lar… Üst tarafta öfkeli bir gökyüzünden boşanan yağmurlar ve çakan şimşek, resmi daha da sıkıntılı hâle sokmaktadır. Dağın eteklerindeki bir şelale ise insana gürültüyü, yorgunluğu hatır­latacak kadar hırçın resmedilmiştir. Kısaca resim, pek de öyle huzur verecek türden değildir. Fakat kral resme bakınca şelale­nin ardında kayalıklardaki çatlaktan çıkan mini minnacık bir çalılık görür. Çalılığın üstünde ise anne bir kuşun örttüğü bir kuş yuvası göze çarpmaktadır. Sertçe akan suyun orta yerinde anne kuşun kurduğu yuva, harika bir huzur ve sükun örneği sunmaktadır izleyenlere…

Ödülü kim kazandı dersiniz? Tabi ki ikinci resim… Kralın açıklaması çok da uzun değildir:

“Huzur hiçbir gürültünün sıkıntının ya da zorluğun bulun­madığı yer demek değildir. Huzur, bütün bunların içinde bile yüreğimizin sükûn bulabilmesidir.”

HUZUR

11017694_789793384389729_1252334521764833197_n[2]

Bir gün halkı tarafından sevilen bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder. Ya­rışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışırlar, birbirin­den güzel resimler yaparlar…

Sonunda eserleri saraya teslim ederler. Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlanır. Ama birinciyi seçmesi için karar ver­mesi gereklidir. Resimlerden birisinde sükûnetli bir göl vardır. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktadır. Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslemektedir. Resim, bakanları mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşündürecek kadar güzeldir.

Diğer resimde de dağlar vardır. Ama engebeli ve çıplak dağ­lar… Üst tarafta öfkeli bir gökyüzünden boşanan yağmurlar ve çakan şimşek, resmi daha da sıkıntılı hâle sokmaktadır. Dağın eteklerindeki bir şelale ise insana gürültüyü, yorgunluğu hatır­latacak kadar hırçın resmedilmiştir. Kısaca resim, pek de öyle huzur verecek türden değildir. Fakat kral resme bakınca şelale­nin ardında kayalıklardaki çatlaktan çıkan mini minnacık bir çalılık görür. Çalılığın üstünde ise anne bir kuşun örttüğü bir kuş yuvası göze çarpmaktadır. Sertçe akan suyun orta yerinde anne kuşun kurduğu yuva, harika bir huzur ve sükun örneği sunmaktadır izleyenlere…

Ödülü kim kazandı dersiniz? Tabi ki ikinci resim… Kralın açıklaması çok da uzun değildir:

“Huzur hiçbir gürültünün sıkıntının ya da zorluğun bulun­madığı yer demek değildir. Huzur, bütün bunların içinde bile yüreğimizin sükûn bulabilmesidir

Bir Yastıkta 35 Sene Geçer Mi?

Geçen ay Cnbc-e de ‘’Better With You’’ (Seninle Daha Güzel) isimli dizi başladı. Dizi biraz ağır ilerlemekle beraber ele aldığı konu çok güzel. Altı aydır beraber olan ve kız hamile olduğu için evlenmek üzere olan çiçeği burnunda çiftimiz, on beş yıldır ilişkileri devam eden, aynı evde yaşayan ve evliliğe karşı olan diğer çiftimiz ve otuz beş senedir evli olan ve bu iki kızın anne babası olan çift dizinin başlıca yapısını oluşturuyor.

Diziyle ilgili esas benim sevdiğim ise ilişkilerin ilk altı ayda, 15 yılda ve 35 senede ne hal aldığını esprilerle anlatması. Durumu o kadar iyi yakalamışlar ki her espride çevremden ve kendimden örnekler bulmam mümkün. Şimdi diziyi bir tarafa bırakıp kendimden ve çevremden örnekler vermek istiyorum.

İlişkinin ilk yılı: “Canım iş gezisine mi çıkıcan, gitmesen olmaz mı? Patronla bir daha konuşsan. Ben bu koca evde sensiz ne yaparım. O zaman her gece msn’den konuşuruz değil mi sevgilim?”

İlişkinin on beşinci yılı: “Aaa iş gezisi mi var. Kaç günlük. A çok iyi bende arkadaşlarla çıkıp biraz kafa dağıtırım. Hadi Allaha emanet ol. İyi yolculuklar.”

İlişkinin otuz beşinci yılı: “İş gezisi mi var. Tabi git git. Gitmişken biraz da uzat istersen. Öyle aceleyle çabucak dönme, evde biraz yalnız kalmak istiyorum.”

İlişkinin ilk yılı: “Sana yemek hazırlamak benim için büyük zevk. Yemek yiyişine bayılıyorum. Teşekkür ederim, eline sağlık deyişin beni motive ediyor.”

İlişkinin on beşinci yılı: “Dolapta dünden kalma bir şeyler var. Ben çok yorgunum. Sen kendin hazırlarsın artık.”

İlişkinin otuz beşinci yılı: “Ben rejimime göre bir şeyler hazırlayıp yedim. Zaten senin yemek yerken çıkardığın seslere de dayanamıyorum. Dolapta bir yığın şey var. İstediğini kalk hazırla, senin elin kolun yok mu?”

İlişkinin ilk yılı: “Benle alışverişe çıkmana bayılıyorum. Fikirlerin çok önemli. Senin sevmediğin hiçbir şeyi giymem. Mor elbise kötü diyorsan almam.”

İlişkinin on beşinci yılı: “Market alışverişi diye çıktık benle niye dükkanlara geliyorsun ki. Ben tek başıma uzun uzun bakmak, dolaşmak istiyorum. Evde fikrini söylersin.”

İlişkinin otuz beşinci yılı: “Bu ay mevsimlik alışveriş yaptım, ekstreyi ödersin.”

İlişkinin ilk yılı (işyeri aranır): “Canım seni çok özledim. Bir an önce akşam olsa da eve gitsek. Birbirimize sarılıp yatsak.”

İlişkinin on beşinci yılı: “Hava çok sıcak. Herkes kendi tarafında kalsın. Bana hiç ilişme.”

İlişkinin otuz beşinci yılı: “Yatakları ayırmamız iyi oldu. Senin horlamandan uyuyamıyordum geceleri artık.”

Çiftler bir arada durdukça birbirlerine sabırlarının kalmadığı aşikar. Belki de boşanmalar bu yüzden bu kadar artmıştır. Eski ilişkinin heyecanı geçince insanlar “tak sepeti koluna herkes kendi yoluna” yapıyordur. Böylelikle her yeni ilişkinin getireceği tazeliğe kavuşmak istiyorlardır. Yani sıkıldın mı yallah yenisi… Onsan da mı sıkıldın yallah yenisi hesabı…

Bilmiyorum ama uzun ilişkiler bana her zaman daha güvenilir gelir. Sanırım burada yapılması gereken tercih “heyecan mı – güven mi” duygusuyla beraber gelişiyor. Bu işlerin doğrusu yanlışı yok. Herkese gönlüne göre mutlu, huzurlu, aşk dolu yıllar dilerim.

Sağlıcakla,

Bu mesajı okuyanın yüzünden mutluluk,kalbinden Allah sevgisi, Yuvasından huzur eksik olmasın…

HAYAT BENİ SEVİYOR VE BEN GÜVENDEYİM

 Hayatımdaki herkesi, erkek ya da kadın, bir sevgi çemberine alıyorum.

Bu çembere arkadaşlarımı, sevdiklerimi, iş arkadaşlarımı ve geçmişimdeki herkesi ekliyorum. Herkesle karşılıklı saygı ve sevginin olduğu harika ve uyum dolu ilişkiler kurduğumu ifade ediyorum. Huzur, barış ve sevinç içerisinde yaşıyorum.

Sevgi çemberimi tüm gezegeni içine alacak biçimde genişletiyorum ve bu sevgi misliyle bana geri geliyor. İçimde koşulsuz bir sevgi var ve bunu herkese dile getiriyorum. Duyduğum koşulsuz sevgi, beni de kapsıyor; çünkü sevilmeyi hak ettiğimi biliyorum.

Kendimi seviyor ve takdir ediyorum. Gerçekten de öyle!

Louise L. Hay

“…Seni resmen… “…bırakıyorum.

Photo: Katılır mısınız bilmem; derler ki: “Erkek kadınla hiç değişmeyeceğini umarak evlenir; kadınsa erkeği eninde sonunda değiştirebileceğini umarak...    Sonuç, her ikisi için de hayal kırıklığıdır:    Kadın çabuk değişir; erkek hiç değişmez.    Ve kadın, arzuladığı erkeği oğlunda büyütmeye çalışır.”    İlginç bir tez bu...    Dikkatli okunduğunda bir paradoks kendini ele veriyor:    Tez doğruysa o değişmeyen erkekleri de her kadın kendi eliyle yetiştiriyor demektir.    Neden olmuyor?    Sanırım cevap, ana-oğul ilişkisinin karmaşasında saklı...    Cloeen Sell'in Bir Fincan Huzur” kitabında (Arkadaş, 2010) “Anneler ve oğulları için yazılmış öyküler” var.    Birçok öyküde, bahsettiğim sorunun tezahürleri yazılmış.    Çoğu anne, oğlunu istediği kalıba dökemediğinden dertli...    Barbara Marshak, sık rastlanan bir ergen tavrını işlemiş:    6. sınıfı bitiren oğlu, okula giderken onu yanında istemiyormuş. Servise bindirirken, “Yanımda durma” diye bağırmış bir gün...    Annesi az öteye gidince “Biraz daha uzaklaş anne” diye seslenmiş.    Epey uzaktan izlediğinde de “Anne eve dön” diye kızmış.    Marshak, aynı yaşta kendisinin de annesinin okula gelmesinden duyduğu utancı hatırlıyor.    Öyküsünün adı:    “Şimdi biraz mesafe gerek.”    Bir başka “mesafe” öyküsü Jeannette Valentine'dan...    Oğlunun mezuniyet törenini anlatıyor.    Dekan, velileri selamladıktan sonra öğrencilere dönüp “Mezunlar lütfen ayağa kalkın” diye bağırıyor.    Mezunlar ayaklanıyor.    “Şimdi dönüp velilerinize bakın” diyor Dekan...    Oğullar, yüzünü arka sıralardaki velilere doğru dönüyor.    Dekan diyor ki:    “Beyler, şu an sizi büyütenlerin huzurundasınız. Onlar sizi ilk günden itibaren sevgi ve anlayışla destekledi. Şimdi onlara, önünüzdeki yeni hayata hazır olduğunuzu söylemenizi istiyorum. Lütfen benden sonra tekrarlayın.”    “Ben...” diyor Dekan...    Mezunlar “Ben...” diye tekrarlıyor.    “Şimdi isminizi söyleyin!”    Herkes ismini söylüyor.    “Benim için yaptığın fedakârlıklara müteşekkirim.”    Hep bir ağızdan tekrarlıyor mezunlar...    “Benimle gurur duyacaksın.”    “Ama istediğin gibi biri olabilmem için...”    Velilerin merakla beklediği son cümle can yakıcı:    “...lütfen beni bırak!”    Sonra Dekan velileri ayağa kaldırıyor. Onlara oğullarının yüzüne karşı “Seninle gurur duyuyorum” dedirtiyor. Ve aynı cümleyi tersten okuyor:    “...ve istediğin gibi biri olabilmen için...”    “...seni resmen...    “...bırakıyorum.”    Veliler gözyaşları içinde tekrarlıyor.    Bir oğlun yuvadan kanatlanış töreni adeta...    Erkekte arzuladığı değişimi başaramayan kimi kadınlar, onu oğullarında yaratmak ister.    Ama bu hırs, oğulların “Ben ayrı bir varlığım” direncine toslar.    Ve çoğu zaman, istenenin tam tersi sonuç verir.    Erkek çocuk, annesine direnerek büyür.    Anne ısrar ederse, o direnç, oğlanda karaktere dönüşür.    Ve erkekte değişim ümidini çaresizce gelin devralır.    Bu kısır döngünün kırılabilmesi, oğulların kendi ayakları üzerinde durabilmesi, değişebilmesi için “biraz mesafe” şarttır.    Maharet, “Lütfen beni bırak” diye haykırmadan, onu koltuğunun altından uçurabilmek, kanatlandırabilmektir.    Sağlam karakterler, biraz da bunu başarabilmiş annelerin eseridir.    Tüm annelerin ellerinden öperim...- Can DündarKatılır mısınız bilmem; derler ki: “Erkek kadınla hiç değişmeyeceğini umarak evlenir; kadınsa erkeği eninde sonunda değiştirebileceğini umarak…

  Sonuç, her ikisi için de hayal kırıklığıdır:      Kadın çabuk değişir; erkek hiç değişmez. …    Ve kadın, arzuladığı erkeği oğlunda büyütmeye çalışır.” İlginç bir tez bu…      Dikkatli okunduğunda bir paradoks kendini ele veriyor:      Tez doğruysa o değişmeyen erkekleri de her kadın kendi eliyle yetiştiriyor demektir.      Neden olmuyor?      Sanırım cevap, ana-oğul ilişkisinin karmaşasında saklı…

 Cloeen Sell’in Bir Fincan Huzur” kitabında (Arkadaş, 2010) “Anneler ve oğulları için yazılmış öyküler” var.      Birçok öyküde, bahsettiğim sorunun tezahürleri yazılmış. Çoğu anne, oğlunu istediği kalıba dökemediğinden dertli…

Barbara Marshak, sık rastlanan bir ergen tavrını işlemiş: 6. sınıfı bitiren oğlu, okula giderken onu yanında istemiyormuş. Servise bindirirken, “Yanımda durma” diye bağırmış bir gün…      Annesi az öteye gidince “Biraz daha uzaklaş anne” diye seslenmiş. Epey uzaktan izlediğinde de “Anne eve dön” diye kızmış. Marshak, aynı yaşta kendisinin de annesinin okula gelmesinden duyduğu utancı hatırlıyor.

Öyküsünün adı: “Şimdi biraz mesafe gerek.” Bir başka “mesafe” öyküsü Jeannette Valentine’dan…      Oğlunun mezuniyet törenini anlatıyor.      Dekan, velileri selamladıktan sonra öğrencilere dönüp “Mezunlar lütfen ayağa kalkın” diye bağırıyor.      Mezunlar ayaklanıyor. “Şimdi dönüp velilerinize bakın” diyor Dekan…      Oğullar, yüzünü arka sıralardaki velilere doğru dönüyor.      Dekan diyor ki: “Beyler, şu an sizi büyütenlerin huzurundasınız.

Onlar sizi ilk günden itibaren sevgi ve anlayışla destekledi. Şimdi onlara, önünüzdeki yeni hayata hazır olduğunuzu söylemenizi istiyorum. Lütfen benden sonra tekrarlayın.”      “Ben…” diyor Dekan…      Mezunlar “Ben…” diye tekrarlıyor. “Şimdi isminizi söyleyin!” Herkes ismini söylüyor. “Benim için yaptığın fedakârlıklara müteşekkirim.” Hep bir ağızdan tekrarlıyor mezunlar… “Benimle gurur duyacaksın.”      “Ama istediğin gibi biri olabilmem için…” Velilerin merakla beklediği son cümle can yakıcı: “…lütfen beni bırak!” Sonra Dekan velileri ayağa kaldırıyor.

Onlara oğullarının yüzüne karşı “Seninle gurur duyuyorum” dedirtiyor. Ve aynı cümleyi tersten okuyor: “…ve istediğin gibi biri olabilmen için…”      “…seni resmen… “…bırakıyorum.” Veliler gözyaşları içinde tekrarlıyor.      Bir oğlun yuvadan kanatlanış töreni adeta…      Erkekte arzuladığı değişimi başaramayan kimi kadınlar, onu oğullarında yaratmak ister.      Ama bu hırs, oğulların “Ben ayrı bir varlığım” direncine toslar.

Ve çoğu zaman, istenenin tam tersi sonuç verir.      Erkek çocuk, annesine direnerek büyür.      Anne ısrar ederse, o direnç, oğlanda karaktere dönüşür.      Ve erkekte değişim ümidini çaresizce gelin devralır.      Bu kısır döngünün kırılabilmesi, oğulların kendi ayakları üzerinde durabilmesi, değişebilmesi için “biraz mesafe” şarttır.      Maharet, “Lütfen beni bırak” diye haykırmadan, onu koltuğunun altından uçurabilmek, kanatlandırabilmektir.

Sağlam karakterler, biraz da bunu başarabilmiş annelerin eseridir.      Tüm annelerin ellerinden öperim…

– Can Dündar