Bir Ayrılığın Ardından… Her Şey Boşunaymış…

Bir erkeği çok seversiniz. Ama öyle böyle değil öyle çok seversiniz ki onsuz yaşayamayacağınızı düşünürsünüz. Düşünmekle kalmaz bunu ona da defalarca söylerseniz. Aşkınız öyle büyüktür ki onun yanında bile onu özlersiniz. Geceleyin yanında yatarken onun kokusunu içinize çekip durursunuz. Bazı geceler uyumaz onu seyredersiniz. Onun her istediğini yapmaksa sizin için bir hayat amacıdır.

Kendinizi bırakıp onun için yaşamaya başlarsınız, onun istediği yerlere gidip, onun istediği gibi giyinirsiniz, istediği bir şeyi hemen alırsınız. Oldu ki istediği şeyi bulamadınız, bulmak için bütün şehri talan edersiniz. Hatta dünyayı bile talan etmeye hazırsınızdır. O mutlu olsun diye uğraşır durursunuz. Arkadaşlarınızın, ailenizin, işinizin önemi hiç kalmamıştır. Varsa yoksa “O,O,O” dersiniz ve bütün bunların sonunda ne olur bilir misiniz? O çeker gider.

Yıkılır kalırsınız, nefes alıp vermeniz bile zordur artık, hatta yolda yürümek bile çok zordur. Günlük yaşama devam etmek, hatta işinize konsantre olmak imkansızdır. İşin bir başka kabus tarafı da annenizin arkadaşlarınızın karşısına çıkıp ‘’bitti’’ demektir. Her şey bitti…

Hani şu “kalbim ağrıyor” derlerdi de siz anlamazdınız ya. Kalbin gerçekten ağrıdığını fark edersiniz. Hatta öyle ağrır ki, ağrıdan başka bir şey hissetmez olursunuz. Yolda ağlaya ağlaya, bağıra çağıra yürümeye başlarsınız, an gelir üzüntüden belki de kusarsınız. Tüm bu acı ve üzüntü kasırgaları bitip de tekrar kendinizi bulmaya başladığınız zaman ağzınızdan şu sözler dökülür ‘”her şey boşunaymış”.  Bütün yaptıklarım, uğraşılarım, kendimden vazgeçişlerim, deli gibi sevmelerim boşunaymış…

İşte sorunumuz da tam burada başlar: Hayatımıza devam etmek için sayfayı çevirebilecek miyiz? Yoksa her şey boşunaymış sayfasında takılıp kalacak mıyız? Eğer sayfada takılıp kalırsak ne fena. Güneş her gün doğup batar ama bizim için değil evrendeki tüm diğer insanlar içindir bu. Bizim içinse güneş batmıştır ve bir daha ne zaman doğacağı belli değildir artık.  Böyle bir durumda “her şey boşunaymış” cümlesinin yanına, eğer uzun zaman sonra hala güneşi doğduramadıysak, “hayatımız boşuna geçti” cümlesini de eklemek zorunda kalabiliriz.

Keşki bu ve benzeri acı tecrübelerden geçmesek. İnsan olmanın gereklerinden midir, öğrenmenin, olgunlaşmanın yollarından biri midir bilmem ama böyle duygu fırtınaları hayatımızın bir döneminde karşımıza çıkar. Bize düşen ise bu sevgiyi de, sonrasında kaybın yarattığı acıyı da yaşadıktan sonra tekrar hayata dönmesini bilmektir. Tekrar ayağa kalkmaktır. Güneşin her gün yeniden ve yenilikler için doğduğunu kavrayabilmektir. Hayatın çok güzel olduğunu yeniden keşfedebilmek ve yaşadığımız için ne kadar şanslı olduğumuzun farkına varabilmektir. Önemli olanın düşmemek değil, her düşüşten sonra yeniden kalkmak olduğunu anlamaktır. Yeniden kalkma gücünü içimizde bulabilmektir. Hayatın aslında bize sonsuz seçenek sunduğunun ayırdına varabilmek, bu seçenekleri görebilmek için kendimizi takılmışlıklardan kurtarmamız gerektiğini anlayabilmektir.

Ve de en önemlisi yeni deneyimlere eskisinin karanlığında başlamamaktır. Eskiyi oldusuyla, bittisiyle, acısıyla, tatlısıyla bir kenara koyup yeniyi gerçekten yeni olarak karşılayabilmektir. Daha fazla söze ne hacet demeden “unutmayın hiçbir şey boşuna değildir, biz bu dünyaya öğrenmeye geldik ve ne olduysa en iyisi oldu deyip eskiyi sevgiyle uğurlamasını ve yeniyi de şefkatle karşılamasını bilmeliyiz”.

Sağlıcakla,

ESKİ ERKEK ARKADAŞLA PİŞTİ DURUMLARI…

Eski erkek arkadaşları aslında birkaç kategoride toplamak mümkün; hiç konuşulmayanlar, görünce meraba deyip ayak üstü konuşulanlar, arkadaş kalabildiklerimiz…

Eski erkek arkadaşların medeni durumları da tabi birkaç kategoride toplanabilir; evlenmiş olanlar, boşanmış olanlar, çocuklu boşanmış olanlar, kız arkadaşı olanlar, bekar takılanlar…

Şimdi illaki erkek arkadaşla pişti olunacaksa tercihen bekar ve arkadaş kalabildiğimizle pişti olmayı tercih ederiz değil mi?

Fakat heyhat kader ağlarını öyle örmemektedir. Şu koca İstanbul’da  bu sıcakta tam kendi halindeyken en cicilerini giymemişken saçın başın dağınıkken hop karşına ya hiç konuşmadığın çıkar, ya yanında eşiyle kurum kurum gezineni…

Ya kardeşim siz ben en güzellerimi giymişken, en iyi halimdeyken, koluma erkek arkadaşımı taktığım zamanlarda niye karşıma çıkmıyorsunuz. Burdan evrene kocaman teessüflerimi gönderiyorum ama…

Hayır insan ruhu bu, konuşulmasa da, evli de olsa insan istiyor ki hala beğensin, hatta ya ben ne kaçırmışım tühhh ttühhh tühhh diye elini dizine vursun dövünsün. Boşanmışsa arasın özürler dilesin geri dönmek istesin. Ya insan ruhu bu işte. İstiyor ki herkes hep onu beğensin, istesin, ayrılan pişman olsun, dönmek istesin. Sende o meşhur Türk filmlerindeki gibi Hayır Nooolamaz de. Ben artık başkasına aşığım de. Treni kaçırdın de…

Neyse konuyu dağıtmayalım eski erkek arkadaşla her karşılaşma genelde yanında yeni bir sorgulama getirdiği için aslında zor bir süreç. Baktı, bakmadı, meraba dedim, demedin, çok mu yakın davrandım, çok mu uzak davrandım, hala devam etsek ne olurdu, beni özlemiş midir, birlikte olduğu biri yoksa tekrar arar mı, acaba tekrar denenir mi, gene su kaynatır mıyız ? Durdurun beni düşüncelerim sel oldu aktı yine…

Bir keresinde bir arkadaşım yanında yeni erkek arkadaşı yolda el ele yürüyorlar, karşıdan eski erkek arkadaşı gelmez mi? Bizimkisi bir suçluluk psikolojisine kapılıp yeni erkek arkadaşının elini bırakmaz mı? Sonra bütün gün yeni erkek arkadaştan niye elimi bıraktın da hala bir şey mi hissediyorsun da, istiyorsan ayrılalım da dadırada da, bir sürü laf işitmiş canı burnundan gelmişti.

Tabi aslında bir de işin o tarafı var. Yanında ‘’yeni’’ diye tanıştırdığın kişinin olaya bakış açısı, hadi bana anlat bakalım diye tüm detayları istemesi, her yarayı tekrar kanatır mı acaba? O yüzden eski ilişkiler hakkında soru sormayı hiç sevmem zaten. Geçmiş adı üstünde geçmiş bitmiştir. Hala üstünde bu kadar çok konuşuluyorsa demek ki söylenecek her şey söylenmemiş, ilişki bitmiş ama kafada kapanışı yapılamamıştır.

Neyse siz siz olun bakkala bile giderken en güzel entarilerinizi giyip gidin, bu adamlar en beklenmedik yerde karşınıza çıkmaya bayılırlar. Yani benden söylemesi. Sonra ay saçım iyi diğildi, ay beni iyi görmedi diye gelip bana ağlamayın yani. Öptüm herkesi…

Sağlıcakla,

Zıt Kutuplar Birbirini Çeker Mi İter Mi?

Geçen gün eski bir arkadaşım beni aradı ve arar aramaz da kendi dertlerinin bombardımanına tuttu. Yok efendim (isim tabi ki gerçek değil arkadaşlar) Levent onla yürüyüşe, sinemaya gelmiyormuş. Hafta sonları dışarı çıkmıyormuş. Tek bildiği evde oturup maç seyretmek ve mangal yakmakmış, halbuki o konsere gitmek istiyormuş. Bu adamla nasıl ömür geçecekmiş. O deniz tatilini seviyormuş, Levent ise yaylaya çıkmak istiyormuş. O şık butik otellerden hoşlanıyormuş, Levent kamp tatili seviyormuş. Üstelik o vejeteryan olmaya karar vermiş evde sürekli et yiyen bu adamla ne yapacakmış. Yok efendim, bitmiş bu ilişki bitmiş.

Ben tabi arkadaşımın bu tip yakınmalarının bin birincisini dinlemekte olduğum için artık durumu kanıksamış olarak “zıt kutuplar birbirini çeker” deyivermez miyim? Bu sefer arkadaşım Levent’e olan öfkesini bana yönlendirmez mi?

“Ne zıt kutupu Anette” diye can havliyle haykırdı arkadaşım “bizim hiçbir ortak yanımız yok”. Arkasından da “bu ilişki bitmiş bu ilişki bitmiş bitmiş” diye ağlamaya başladı. Ben yine benzer krizleri bu ilişkide binlerce defa görmüş olmanın verdiği soğukkanlıkla arkadaşımı yemeğe davet edip iyice sakinleştiriyorum. Onu sakinleştirmesine sakinleştiriyorum da arkasından ben düşünmeye başlıyorum.

Gerçekten de zıt kutuplar birbirini çekiyor mu acaba? Çevremdeki ilişkileri şöyle bir gözden geçiriyorum ve gerçekten de aynı şeyi yapmaktan hoşlanan kimseleri bulamıyorum. Yani bırakın aynı şeyi yapmaktan hoşlanmayı, huy olarak da birbirine benzer insanları bulamıyorum. Biri titizse biri pasaklı, biri konuşkansa öteki dut yemiş bülbül, biri sakinse diğeri öfkeli, biri tutumlu öteki bonkör…

Yani içimden “pes” dedim. İstesem bu kadar ayrı gayrı insanı bir araya getiremem, bir araya getirsem bir arada tutamam. Gerçekten niye böyle acaba? İnsanın kendisinde görmek istediği huyu bir diğerinde gördüğünde belki bende de tamamlanır diye peşinden gitme ihtiyacı mı, alttan alta kendisinde gördüğü eksikliği böylece giderme ihtiyacı mı bilinmez.

Bu durum bana Budizm temel felsefelerinden biri olan ‘’orta yolu’’ hatırlattı aslında. Yani ne fazla titiz ne fazla pasaklı olmalı, ne fazla bonkör ne de fazla tutumlu olmalı. İki taraf da aslında birbirlerini törpülemek ve birbirlerini dengeye getirmek için bir araya geliyorlar sanki. Değişmek çok zahmetli ve zor bir süreç olduğu için de iki tarafın törpülenmesi ya da dengeye gelmesi sıkıntılı oluyor. İlişkilerde böyle yalpalayıp duruyor bana göre.

Geçenlerde İstanbul’da “Canım Ciğerim” diye salaş bir lokantaya gittim. Salaş ama ciğeri nefis, herkese tavsiye ederim. Neyse konumuza dönelim. Orda bir arkadaşıma rastladım ve konu nasıl oldu bilmiyorum ama dönüp dolaşıp zıt kutuplar birbirini çeker mi ye geldi? Arkadaşım ne dese beğenirsiniz “ya hiç sorma benim eşimle her hobimiz aynı sıkıntıdan patlıyoruz. İkimiz de evde oturup, televizyon seyretmekten hoşlanıyoruz, ne bir yere gittiğimiz var, ne bir şey seyrettiğimiz hiç kendimizi geliştiremiyoruz. Ne olacak bu durumun sonu bilmem.”

Ben elimde olmadan gülmeye başladım. “Ya” dedim “herkes anlaşamıyoruz, beni çekiyor hafta sonları pikniğe, gezmeye, kahvaltıya, sinemaya götürüyor” diye şikayet edenlerii gördüm de, “ikimiz de evde oturmaktan bıktık, hep aynı şeyleri istiyoruz” diye bunalanı hiç görmemiştim deyip bu gülmemin üstüne yarım porsiyon daha ciğer şiş söylüyorum.

Yok yok bana göre de zıt kutuplar birbirine çekiyor, herkes kendini dengeleyecek bir eş arıyor aslında. Sonra da farkında olmadan orta yola gelmek için savaş dövüş bir ömür geçiyor. Aslında işin özünü görüp “aman be tek istediğim azcık değişmekmiş” desek belki de bu orta yolu bulma sürecini daha kolay atlatacağız. Ne dersiniz?

Sağlıcakla,

Bir Yastıkta 35 Sene Geçer Mi?

Geçen ay Cnbc-e de ‘’Better With You’’ (Seninle Daha Güzel) isimli dizi başladı. Dizi biraz ağır ilerlemekle beraber ele aldığı konu çok güzel. Altı aydır beraber olan ve kız hamile olduğu için evlenmek üzere olan çiçeği burnunda çiftimiz, on beş yıldır ilişkileri devam eden, aynı evde yaşayan ve evliliğe karşı olan diğer çiftimiz ve otuz beş senedir evli olan ve bu iki kızın anne babası olan çift dizinin başlıca yapısını oluşturuyor.

Diziyle ilgili esas benim sevdiğim ise ilişkilerin ilk altı ayda, 15 yılda ve 35 senede ne hal aldığını esprilerle anlatması. Durumu o kadar iyi yakalamışlar ki her espride çevremden ve kendimden örnekler bulmam mümkün. Şimdi diziyi bir tarafa bırakıp kendimden ve çevremden örnekler vermek istiyorum.

İlişkinin ilk yılı: “Canım iş gezisine mi çıkıcan, gitmesen olmaz mı? Patronla bir daha konuşsan. Ben bu koca evde sensiz ne yaparım. O zaman her gece msn’den konuşuruz değil mi sevgilim?”

İlişkinin on beşinci yılı: “Aaa iş gezisi mi var. Kaç günlük. A çok iyi bende arkadaşlarla çıkıp biraz kafa dağıtırım. Hadi Allaha emanet ol. İyi yolculuklar.”

İlişkinin otuz beşinci yılı: “İş gezisi mi var. Tabi git git. Gitmişken biraz da uzat istersen. Öyle aceleyle çabucak dönme, evde biraz yalnız kalmak istiyorum.”

İlişkinin ilk yılı: “Sana yemek hazırlamak benim için büyük zevk. Yemek yiyişine bayılıyorum. Teşekkür ederim, eline sağlık deyişin beni motive ediyor.”

İlişkinin on beşinci yılı: “Dolapta dünden kalma bir şeyler var. Ben çok yorgunum. Sen kendin hazırlarsın artık.”

İlişkinin otuz beşinci yılı: “Ben rejimime göre bir şeyler hazırlayıp yedim. Zaten senin yemek yerken çıkardığın seslere de dayanamıyorum. Dolapta bir yığın şey var. İstediğini kalk hazırla, senin elin kolun yok mu?”

İlişkinin ilk yılı: “Benle alışverişe çıkmana bayılıyorum. Fikirlerin çok önemli. Senin sevmediğin hiçbir şeyi giymem. Mor elbise kötü diyorsan almam.”

İlişkinin on beşinci yılı: “Market alışverişi diye çıktık benle niye dükkanlara geliyorsun ki. Ben tek başıma uzun uzun bakmak, dolaşmak istiyorum. Evde fikrini söylersin.”

İlişkinin otuz beşinci yılı: “Bu ay mevsimlik alışveriş yaptım, ekstreyi ödersin.”

İlişkinin ilk yılı (işyeri aranır): “Canım seni çok özledim. Bir an önce akşam olsa da eve gitsek. Birbirimize sarılıp yatsak.”

İlişkinin on beşinci yılı: “Hava çok sıcak. Herkes kendi tarafında kalsın. Bana hiç ilişme.”

İlişkinin otuz beşinci yılı: “Yatakları ayırmamız iyi oldu. Senin horlamandan uyuyamıyordum geceleri artık.”

Çiftler bir arada durdukça birbirlerine sabırlarının kalmadığı aşikar. Belki de boşanmalar bu yüzden bu kadar artmıştır. Eski ilişkinin heyecanı geçince insanlar “tak sepeti koluna herkes kendi yoluna” yapıyordur. Böylelikle her yeni ilişkinin getireceği tazeliğe kavuşmak istiyorlardır. Yani sıkıldın mı yallah yenisi… Onsan da mı sıkıldın yallah yenisi hesabı…

Bilmiyorum ama uzun ilişkiler bana her zaman daha güvenilir gelir. Sanırım burada yapılması gereken tercih “heyecan mı – güven mi” duygusuyla beraber gelişiyor. Bu işlerin doğrusu yanlışı yok. Herkese gönlüne göre mutlu, huzurlu, aşk dolu yıllar dilerim.

Sağlıcakla,

Better With You…Cenbc-e de Çarşamba akşamları 20.00-21.00 arası çift gösterim…Kaçırmayın…

Bir aile içindeki üç farklı çiftin ilişkileri üzerine kurulan Better with You, Friends’in yaratıcılarının en son projesi.

Bir Buluşmada İşinize Yarayacak İpuçları…

images[2]

 

Karşınızdaki kişinin beden dilini doğru okuyabildiğiniz sürece, size gizli ne tür mesajlar verdiğini anlayacaksınız ve siz de kartlarınızı ona göre oynayacaksınız.
İşte sizin ve onun, bilerek ya da bilmeyerek yaptığı hareketler ve ne anlama geldikleri…

*** Kollarını sürekli oynatmak: İyiye işaret değil. Parmaklarını da masaya vuruyorsa hiç umut yok.

*** Dokunma: Dokunma, karşımızdaki özellikle de bir yabancıysa, oldukça erotik bir hareket olarak görülür. Kendi kendinizi mınıcıklamanızdan bahsetmiyorum, kolunuza ya da boynunuza dokunmanız, onun size dokunmasından hoşlanacağınızı gösterir.
*** Ağzınızı kapatmanız: Kendinize güvenmediğinizi gösterir.
*** Göz teması: Eğer birisi gözlerinizin içine üç saniyeden fazla bakıyorsa size güven ve dürüstlük mesajı gönderiyordur. Gözlerinize bakmayı seviyor ve tepkinizi ölçmek istiyor olabilir. Eğer birisinden hoşlanıyorsanız, göz temasını en önemli anahtar olarak görün.
*** Ayaklar: Eğer birisinden hoşlanıyorsanız, ayaklarınızı ona doğru çevirirsiniz. Aynı durum, dizler için de geçerlidir.
*** Kafa ya da kulaklar ile oynamak: Bu kişi içinde bulunduğu durumdan utanıyordur.
*** Patlak gözler: Bir kişi, sizinle konuşurken gözlerini aniden ve çok fazla açıyorsa, dikkatli olun. Bu durum, asabi ve dengesiz bir karakterin ibreti olabilir.
*** Yutkunma: Gırtlağın aşağı ve yukarı hareket etmesi stres ve utanç işaretidir.

*** Elleri boynun arkasına almak: Sadece kontrolü hep elinde tutmaya alışmış birinin yapacağı kibirli bir harekettir.
*** Eller belde: Bunu her kim yapıyorsa sizle alıp veremediği birşey var demektir. Dirseklerin açılması vücudun hacmini büyüterek savaşa davet eden, savunmacı ve güç gösteren bir anlamı vardır. Bunu size bir erkek randevunuzda yapıyorsa dikkat edin çünkü sizi küçük görüyor anlamına gelir.
*** Kolları bağlamak: Ne kadar mesafeli! Aynı zamanda gerginlik sıkıntıya işaret edebilir.
*** Kafayı eğme: Arkadaşlık, ilgi ve düşünme işaretidir. Aynı zamanda gözler de eğilirse, cilve yapılıyor da olabilir.
*** Kişiye doğru eğilme: Açık bir şekilde “konuşmaya devam et, tatlım” demektir.
*** Esneme hareketleri: Söylediğiniz ile aynı fikirde olmadığı anlamına gelir.
*** Ayak parmakların üzerinde yükselme: Baskın davranma ya da tehdit etme anlamı taşır. taşıyın.
*** Dil çıkarmak: Birinin size dilini çıkarması arkadaşça ve flört dahilinde bir jesttir ancak eğer bir söz ettikten sonra dilinin ucunu gösteriyorsa bu, az önce söylediğinin yalan olduğu anlamına gelir.
*** İki yana sallanmak: Üst vücutla yapılan hareketler kendine güvenin ifadesidir. Ama fazlası ilgiye duyulan ihtiyacı da gösterebilir. Erkekler bu hareketin kendilerini önemli göstereceğini düşünürken kadınlarsa tüm kontrolün ellerinde olduğunu gösterdiğini düşünürler.

*** Boğaz temizleme: Kuşku ya da aksi fikirde olunduğunun işaretidir. Eğer birisi boğazını temizliyorsa, konuşulanın tatsız olduğuna ya da doğru olmadığına dair konuşacak demektir.
*** Göz kırpma: Bu, arkadaş canlısı ve sonu açık bir harekettir. Bu insan, sevilmek istiyor.

*** Kafanın geriye atılması: Züppe bir hareket. Kişilere burun ucuyla bakma anlamı taşır

alıntı

Venüs, 15 Mayıs’tan itibaren “İkizler” burcunda gerilemeye başlamış bulunmakta ve bu gerileme dönemi 27 Haziran’a kadar devam edecektir. Venüs, “Terazi” burcunun yöneticisi olup, iliksilerdeki dengeyi temsil etmektedir.

Venüs,  15 Mayıs’tan itibaren “İkizler” burcunda gerilemeye başlamış bulunmakta ve bu gerileme dönemi 27 Haziran’a kadar devam edecektir. Venüs, “Terazi” burcunun yöneticisi olup, iliksilerdeki dengeyi temsil etmektedir.

Aynı zamanda Venüs, “Boğa” burcunun da gezegeni olup diğer yargılarımızı temsil etmektedir. Bu süreç içerisinde ilişkilerimizi gözden geçirir, hayatımızda nelerin bizler için önemli olup, nelerin artık bizler için çok fazla önem kazanmadığını; gerek özel ilişkilerimiz olsun, gerekse iş ilişkilerimiz olsun kendi değer yargılarımızı ön plana çıkartırız.   Venüs’ün 15 Mayıs- 27 Haziran tarihleri arasındaki geri hareketinden dolayı, ilişkilerimizde çelişkiler yaşayabileceğimizi, diplomasi, uzlaşma gerektiren konularda,  problemler yaşayabileceğimizi göz önünde bulundurmalıyız.    Gerileme “İkizler” burcunda gerçekleşeceği için, anlaşmalar, uyum, düzen, işbirliği ve ortak çalışmalarda, tartışmalar, anlaşmazlıklar yaşayabileceğimiz için, kelimelerimizi seçerken dikkat etmeli ve kendimizi içinden çıkılmaz zor durumlara sokmamalıyız.   İlişkilerinizde bir türlü halledemediğiniz konular, hayatınızdan çıkarmak ihtiyacı hissettiğiniz, ister özel ilişkiniz olsun, isterse iş, arkadaşlık ilişkileriniz olsun, Venüs’ün ileri hareket edeceği 27 Haziran ayına kadar aldığınız kararları sakin uygulamayın.   “Venüs” gerilerken yarıda kalmış ilişkiler, eski aşklar tekrar gündeme gelebilir.    15 Mayıs’tan önce bir ilişkiye başlamışsanız eğer, bu süreç içerisinde birbirinizi tanımanız için kendinize zaman vermeli ve acele karar almamalısınız.   Venüs’ün 27 Haziran’dan sonraki düz hareketi size zorluk yaşadığınız, halledemediğiniz konularda, ne yapmanız gerektiğiniz konusunda daha fazla farkındalık sağlayıp bu ilişkide daha fazla yer alıp, almamanız konusunda sizi aydınlatacaktır.   Gerileme süresince, parasal konularda dikkat etmeli ve büyük harcamalar yapmamalıyız. Çok pahalı olan, çok fazla beğenerek aldığınız bir eşya, Venüs düz harekete geçtikten sonra, artık, çok fazla beğeninizi kazanmayıp hatta aldığınız için pişmanlık duyabilirsiniz.   Venüs’ün düz hareketi geçeceği 27 Haziran’dan sonra, alım satım işlerine, güzellik konularına, estetik operasyonlara, dekor konularına atılımlar yapabiliriz.    Gerileme döneminde, evlilik ya da ciddi bir birliktelik için kararlar alınmamasında fayda vardır. Venüs gezegeni her 18 ayda gerilediği için bir sonraki gerileme 21 Aralık 2013- 31 Ocak 2014 tarihleri arasında Oğlak burcunda gerçekleşecektir.

Astrolog Duygu TAĞMAC