BAHAR DEMEK

Baharın gelişi kadar beni heyecanlandıran başka bir şey yok. Mesela baharda ilk erik ağaçları çiçek verir. Köyde babaannemin diktiği sayısız erik ağacı vardı. Çeşit çeşittiler; kırmızı, mor, sarı, yeşil erik. Zaten manav tezgâhlarına da ilk erik düşer ve biz “hah, tamam, ilkbahar geldi”, deriz. Köyde biz çocukların ilkbahar günleri erik ağaçlarının üzerinde geçerdi. Ya kuşlar? Özellikle kuşluk vakti, yani daha hava aydınlanır aydınlanmaz binlerce kuş hep birlikte uyanış şarkılarına başlar, kulaklarımızı sağır edercesine bir koroyla güne başlarsınız. Nereden mi biliyorum.. Çünkü yaylaya gitmek için kuşluk vakti yola çıkmışlığım çoktur. Sonradan öğrendim, meğer ilk yaylaya gidişimde iki aylık bir çocuktum ve pusetim annemin sırtındaki sepetiymiş. İneklerimiz eşliğinde iki günlük yolu o sepetin içinde geçirmişim. Sonra ben de aynı yolu yürüyerek gittim babaannemle. Yayla yolundaki ilk geceyi Dursun Bey’in Hanı’nda geçirdiğimi anımsıyorum. İnekler alttaki ahırda, biz yukarıda bir keçeye sarılarak uyumuştuk.

Demem o ki, bahar umuttur, uyanıştır. Yeni ve heyecanlı bekleyişlerin başlangıcıdır. Ve ben şimdi İstanbul’da sokağımda, parklarda açan çiçekleri, uyanan ağaçları görüyorum. Güneş de fena değil. Karşı balkondaki kumrular da büyüyüp uçtular. E, biz insanlar da bu doğanın bir parçası değil miyiz? Bizim de uçma vaktimiz gelmedi mi? Haydi uç güzel ülkem, uç..

-oMeraKlis-

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Eşyalara Benden Daha Çok Kıymet Veriyorsun Suat…

11015115_1089777624382404_9054042296727717967_n[1]

POZİTİF DÜŞÜNCE

images[5]

John Ruskin, ünlü bir İngiliz sanat eleştirmenidir.
Bir gün, Ruskin’in zengin bir arkadaşıyla akşam yemeği randevusu vardır.
Arkadaşı suratı asık bir şekilde gelir.
Anlaşıldığına göre, yemeğe gelirken arkadaşının göğüs cebindeki dolmakalem kırılmış ve kısa bir süre önce hediye olarak aldığı değerli bir mendilin üzerine çıkmayan Hint mürekkebi leke yapmıştı.
Arkadaşı mendili çıkarıp Ruskin’e gösterir.
Kumaşın ortasında çok belirgin siyah yuvarlak bir leke vardır.
Adam o kadar üzülmüştür ki, yemeğine çok az dokunabilir ve eve aceleyle dönerken, mendili masanın üstünde unutur.
Ruskin, çıkarken mendili yanına alır.
Birkaç hafta sonra zengin arkadaşının evine bir paket teslim edilir.
Açtığında, kendisini çok şaşırtan ve sevindiren bir şekilde mürekkep lekeli mendilin harika bir sanat eserine döndüğünü görür.
Ruskin, biraz Hint mürekkebi almış ve yuvarlak lekeyi merkez noktası olarak kullanıp, bütün mendili kaplayan nefis bir desen çizmişti.
İnsanlar eğer pozitif düşünürlerse ve yaratıcı davranırlarsa, olumsuzlukları başarıya dönüştürebilirler.
Ruskin, arkadaşının küçük üzüntü duvarına bir kapı açarak mutluluğunu sağlamıştı.
Hem özverili davranışı ile yaşamlarını zenginleştirmiş, hem de arkadaşının sevgisini kazanmıştı.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Bilim > %100 Beyin Gücü

%100 Beyin Gücü

Bir düşünsenize, insanoğlu tüm işlerini tek parmakla yapıyor olsa idi, o zaman 10 parmakla donatılmış olarak doğmazdık. Eğer beyin hücrelerimizin sadece % 10 u mutlu, seviyeli bir yaşantı sürdürmeye yetse idi, kafamız tam 10 katı daha fazla hücre ile dolu olmazdı. Aslında, insanoğlu (homosapien) dünyada beyin kapasitesinin % 100 ünü kullanmayan tek varlıktır. İnsanoğlu aynı zamanda, beraber yaşadığı diğer canlılar ile sürekli uyumsuzluk halindeki tek varlıktır.

Yunuslar da insanlara benzer kapasitede bir beyin ile donatılmışlardır, ancak onlar beyin kapasitelerinin tümünü kullanarak yaşamlarını akıllı, eğlence sever, çevreleri ile uyumlu varlıklar olarak devam ettirmektedirler. İnsanlarında daha fazla beyin kapasitesinin kullanımı ile daha mutlu, daha uyumlu bir yaşam sürebileceğini söylemek yanlış olmaz. Siz hiç, beyninin 100 % ünü kullanan birisinin suç, savaş, açlık, salgın hastalık, önyargı ve çevre katliamı ortamlarında olabileceğini düşünüyor musunuz ?

Başka bir deyişle, bizlerde aynı diğer canlılar gibi mükemmel yaratılmışız ancak, onlar gibi tüm potansiyelimizi kullanamıyoruz. NEDEN ? Belki, bizler diğer canlılar gibi enerji kaynağına nasıl bağlanacağımızı artık bilemiyoruz. Ya da kendi özgür irademizi kullanma konusu umrumuzda değil. Belkide özgür irade, sadece bedeninin tepkilerine cevap veren % 10 kullanımlı insanlar için çok karmaşık bir ifade.

Bu potansiyelin kullanılmamasının nedeni ne olursa olsun, burada da kullanmazsan kaybedersin gerçeği ortaya çıkmakta ve normal bir insan yanlış kullanım veya kullanılmama yüzünden günde 100.000 beyin hücresini kaybetmektedir. Bu potansiyel değerlendirilmedikçe de,kişinin durumu zamanla daha kötüye gitmektedir. Sizce neden Alzheimer, Parkinson gibi hastalıkların oranı dünyanın doğum oranı ile ters bir oranda büyümektedir. Peki…Çözüm ne ?

Gerçektende beynimizin tam kapasitesini kullanabilir, bu sayede yaşam kalitemizi yükseltebilirmiyiz? TABİKİ YAPABİLİRİZ. Hafıza kaybına uğramak yerine, hafıza sihirbazı, en basit problemlerden bunalan kişi yerine yaratıcı bir dahi, mutluluktan uzak, tekdüze yaşam tarzı yerine, diğer canlılar ile tam ve değişken bir uyum içerisinde olmayı öğrenebiliriz.

Aslında yaşam düşündüğümüzden daha zor. Parasızlık, kötü geçen çocukluk, yada çervemizdeki diğer insanlar, dış etken olarak insanın kişiliğini etkiler. Ama tüm olumsuzluklara rağmen, kötü başlangıç yapıp sonrada istikrarlı, mutlu bir yaşam kuran insanlarda vardır. Bu kişiler, kendini yetiştirmenin ve sürekli geliştirmenin faydalarını farketmiş, öğrenmiş insanlardır. Kişi, kendini tanıma sürecini geliştirdikçe, aslında içinde bulunduğu konumu veya durumu ile ilgili gerçeğin, tamamen kendi bilinçli, içgüdüsel veya tepkisel seçimlerinden kaynaklandığı farkeder. Aklın ve vücudun tam ve doğru kullanımı ile kişinin kendini daha iyi hissetmesi, dolayısı ile ruhsal gelişimi, daha bilinçli bir yaşam tarzı seçmesini sağlar.

Bir çok insan tekdüze günlük hayata takılmakta, SADECE TEPKİSEL DAVRANIŞLAR SERGİLEMEKTE, böylelikle çevresindeki bir çok olasılıkları ve seçenekleri görememektedir. 100 % beyninizi harekete geçirmek için aşağıdaki beyin jimnastiği testini 7 gün boyunca deneyin ve bu kısa süre içerisinde ne kadar yol aldığınızı görün.

Testteki her bölüm beyninizin başka bir bölgesini çalıştırmaktadır.

1. Vücudunuzu değişik yeni yöntemler ile sınayın. Normalde hangi elinizi kullanıyorsanız bir günlüğüne saçınızı taramak, dişlerinizi fırçalamak, çayınızı karıştırmak gibi basit işlemlerde elinizi değiştirin. Gözünüzü kapatın, ve eşyaları hissederek odanızın içinde dolaşın. Sesleri dinleyin, çevredeki kokuları duymaya çalışın. Yere düşen eşyaları ayağınız ile almaya çalışın, kapıyı , buzdolabını ayağınız ile kapatın. Okudunuz kitaptan bir sayfayı yan tutarak, bir sayfayıda ters tutarak okumaya çalışın.

2. Normalinde sorgulayıp, kritize edeceğiniz bir kişi hakkında onu onore edecek bir kompliman bulmaya çalışın. Kişi hakkındaki yargınızı sorgulayıp, kendinizi onun yerine koyup durumu tekrar gözden geçirin.

3. Buzdolabınızı açıp, birkaç saniye içindekileri gözden geçirin. Kapatıp içinizden tekrarlayın. Aynı şeyi bir oda içindeki eşyalarda, bir mağaza vitrinindeki kostümlerde, duvarda asılı detaylı bir resimde deneyin. Adetleri, büyüklükleri, renkleri hatırlamaya çalışın.

4. Her gün 5 dakika kendinizi başka bir insan yerine koyun. Sizin şu anda olduğunuz durumda o kişinin neler hissedebileceğini, neler düşünebileceğini hayal edin.

5. Kendinizi moralsiz, keyifsiz veya sürümcemede hissettiğinizde, hayatta en çok istediğiniz şeyin ne olduğunu hatırlayıp, başarılı olmanız için ne yapmanız gerektiğini tekrarlayın. Ne zaman negatif bir düşünceye kapılırsanız, kafanızda yarattığımız bu küçük positif filmi tekrarlayın.

6. Gün içerisinde her saat başı, birkaç saniye için önceki saat içerisinde ne olduğunu düşünün. Günün sonunda, tüm günün bir değerlendirmesini yapın. Hatırlayamadığınız küçük parçalar sizin gün içerisindeki çok fazla bilinçli olmadığınız dakikaları gösterir.

7. Günlük hayatınıza adaptasyon ve esneklik kazandırmak için her gün farklı bir şey yapın. Alış verişinizi değişik dükkandan yapın. Eve geliş yolunuzu değiştirin. Evde ekmek veya kek pişirin. Değişik farklı bir spor yapın. Kendinizi yeni bir komşuya tanıtın.

Her gün aynı şeylerin yapılması beynin hep ayın bölümlerinin kullanılmasına, diğer bölümlerin körelmesine yol açar. Unutmayın çeşitli, farklı uyarımlar, stimulasyonlar beyin kapasitesinin kullanımı için en önemli anahtardır. Aynı zamanda sizi yoran, sizi zorlayan, rahatsız eden alışkanlıklarınızı bırakmanızıda kolaylaştırır.

İstediğiniz rüyayı görmeyi veya uyandığınızda gördüğünüz rüyayı hatırlamak ister misiniz ?

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

BAKAN’DAN İTİRAF GİBİ AÇIKLAMA: EVET SÜTTE KANSER VAR!!!

 

Tarım Bakanı Eker, piyasada satılmakta olan sütlerde karaciğer kanseri, sarılık ve siroza yakalanma riskini artıran antibiyotik kalıntısı ve aflatoksin M1 olduğu iddialarını doğruladı.

BAKAN’DAN İTİRAF GİBİ AÇIKLAMA
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Türkiye’de 7’den 70’e her kesimin günlük olarak tükettiği sütlere ilişkin çarpıcı bir itirafta bulundu. Eker, piyasadaki sütlerde karaciğer kanseri, sarılık ve siroza yakalanma riskini artıran antibiyotik kalıntısı ve aflatoksin M1 olduğu iddialarını doğrulayarak, “Bakanlığımızca yürütülen kontrol ve denetimlerde sütlerde antibiyotik kalıntısına ve aflatoksin M1’e rastlanabilmekte olup bunlarla ilgili gerekli yasal işlem yapılmaktadır” yanıtını verdi.

Eker,Milliyet gazetesinin haberine göre, mevzuata uygunsuz faaliyet gösteren işletmelerin isimlerinin ifşa edileceğini kaydederken, “her eve bir gıda denetçisi” projesini hayata geçireceklerini belirtti.
MHP ve CHP’li milletvekilleri, piyasada satılan sütlerde karaciğer kanserine, sarılık ve siroza yol açan zararlı maddelerin olduğu iddialarını TBMM’ye taşıdı.

GIDA KODEKSİNE AYKIRI
Eker’e, “Piyasada satılan çoğu firmalara ait sütlerde antibiyotik bulgusuna, bazı ürünlerde de aflatoksin M1’e rastlandığı ve bu maddenin karaciğer kanseri, sarılık ve siroza yakalanma ihtimalini artırdığı doğru mudur”sorusu yöneltildi.
Eker ise 12 Aralık 2012’de TBMM’ye gönderdiği resmi yazıda, itiraf niteliğinde ifadeler kullanarak, “Gıda kodeksine aykırılık hususu içermektedir. Bakanlığımızca yürütülen kontrol ve denetimlerde sütlerde antibiyotik kalıntısına ve aflatoksin M1’e rastlanabilmektedir” dedi.

İFŞA EDİLECEK
Eker, sağlıksız üretim yapan işletmelere yaptırımlar arasında isimlerinin kamuoyuna açıklanmasının da bulunduğunu belirtirken, “Mevzuata uygunsuz faaliyet gösteren işletmeler açıklanacak, ayrıca mevzuata uygun faaliyet gösteren firmaların belli kriterler çerçevesinde kamuoyu ile paylaşımı sağlanmaktadır. Böylelikle sadece uygunsuz işletmelerin ifşası değil, iyi olan işletmeleri ödüllendirerek yönlendirme anlayışı ile çalışmalar devam ediyor” dedi.

İŞLETMELERE CEZA VERİLDİ
Öte yandan Eker, bakanlığın kurduğu ALO GIDA 174 hattına 2011 sonu itibarıyla 551.630 şikayet geldiğini, bu aramalardan 86.237’sinin kayda alındığını ve 82.817’sinin sonuçlandırıldığını vurguladı. Eker, “Denetim yapılan başvuruların yüzde 17’si için cezai işlem uygulanmıştır. Uygulanan cezai işlemlerin yüzde 70’i idari para cezası, yüzde 24’ü üretim/faaliyetten men ve yüzde 6’ı ise suç duyurusu şeklinde gerçekleşmiştir” dedi. Eker, verilen idari para cezalarının 1000 TL’den 10 bin TL’ye kadar uzandığını belirtti.

GDO DENETİMİ ARTIRILDI
Eker, Türkiye’de hali hazırda 65 özel ve 41 de kamu olmak üzere toplam 107 gıda kontrol laboratuarı bulunduğunu, denetimlerin yetkilendirilmiş uzman laboratuar personeli tarafından yürütüldüğünü kaydetti. Eker son 2 yılda 693 bin denetim yapıldığını kaydetti.
Eker, GDO ve mikrobiyoloji birimlerinin faaliyete geçirilerek bu kapsamdaki analizlere öncelik verdiklerini kaydederek, “Ülkemizde her türlü gıda ve yemlerde tarama, izolasyon ve miktar olarak GDO analizi yapabilen laboratuvar sayısı son 2 yılda 3’ten 22’ye çıkarılmıştır” dedi.

HER EVE DENETÇİ
Sağlıksız üretimlerin engellenmesi ve denetimlerin artırılması konusunda da Eker, şunları kaydetti: “Denetimin ve denetçinin izlenebileceği interaktif mobil denetim projesi hazırlandı. Tam teçhizatlı gezici denetim araçları ile görsel medya imkânları (kamu spotu) kullanılmaya başlandı. ‘Her eve bir gıda denetçisi’ sloganıyla öğrenci ve ailelerine yönelik ‘genç gıda denetçileri’ gibi projeler hazırlandı.”

Kaynak>>>http://www.milliyet.com.tr/…/gundemdetay/17.01.2012/1489779…

http://www.karamaninsesi.com/…/bakan-eker-sutte-kanser-iddi…

GDO ya Evet Diyen Firmalar>>>https://www.facebook.com/media/set/…

Aradan 2 yıl geçti bu arada Tarım Bakanı Fransız Tarım Şovalyesi Oldu,bu görebildiğimiz…! Konunun Detayları İçin Bağlantıya Tıklayın>>>https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10205175418560567

Yorulduysan Kuma Getireyim…

11050695_852297868166907_4288722350306758947_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Her Şey Zamanında Yaşandığında Güzeldir…

 

 

Çok uzak bir adada yaşayan güzeller güzeli ahtapot ve çok yakışıklı bir akrep birbirlerine aşık olmuşlar. Fakat ikisi de birbirinden korkuyormuş. Ahtapot akrepden onu zehirli iğnesiyle sokar diye, akrep ise ahtapotun uzun kolları onu boğar diye… Fakat daha fazla dayanamayarak ikiside birbirlerine kollarını uzatmışlar. Ahtapot en kötü ihtimalle bir kolumu veririm, nasıl olsa yerine yenisi gelir, diye düşünmüş. Akrep ise onun için kendimi feda edebilirim, demiş. Birbirlerini çok seviyorlarmış. O kadar mutlularmış ki bütün hayvanlar çok kıskanıyormuş onları…

Zamanla akrepten sıkılmaya başlamış ahtapot, aklında açık denizler varmış hep… Oralara gidip başka hayvanlarla tanışmanın hayalini kuruyormuş. Güzelliğini bu şekilde geçirmemek için okyanuslara doğru yüzmeye başlamış.

Terk edilen akrep günlerce sahilde onun dönmesini beklemiş. Ardından çok ağlamış fakat göz pınarları olmadığı için, hep içine akmış göz yaşları. Okyanusların en güzel sularında süzülen ahtapot yeni yerler gördükçe işte gerçek mutluluk diye düşünüyormuş içinden.

Akrebi çoktan unutmuş. Derken birden bir balıkçı ağına dolanmış olarak bulmuş kendisini. Kurtulmaya çalıştıkca daha çok dolanıyormuş. Onu gemiye çekmişler. Balıkçılar ahtapotun kollarını kesip geri denize atmışlar. Kesilen kollarıysa içki masalarında meze olarak kullanılmak üzere bir restorana satılacakmış.

Canı çok yanan ve ne yapacağını bilemeyen ahtapot eski aşkı akrebe dönmeye karar vermiş; fakat kolları olmadığı için yüzemiyormuş artık. Terk edilen akrepse onsuz olmaktansa ölmeyi tercih etmiş ve zehirli iğnesiyle kendisini sokmuş. Diğer hayvanlardan yardım isteyen ahtapot akrebe ulaşmak üzereymiş. Akrebin yanına vardığında ise akrebi ölmek üzereyken yakalamış. Akrep son nefesini verirken, evet işte ben bu güzellik için kendimi feda ettim, demiş içinden. Gerçek aşkının akrep olduğunu anlamış ahtapot. Ama artık ne ahtapotun onu saracak kolları kalmış , ne de akrebin onu tekrar sevebilecek kalbi…

Her şey zamanında yaşandığında güzeldir…

Yüreğinizde yer bulmayı hak etmiş ERKEK veya KADINA

 

Bazı kadınlar vardır…

Yoldan geçerken takılır gözleriniz.
Dizine yatıp ruhunuzu ellerine bırakasınız gelir.
Teninin sıcaklığında erir gidersiniz.
Dingindirler, savaşmazlar dünya ile.
Gözlerinin içinde bir kadının bin bir halini görürsünüz.
Erkek olmanın bin bir halini de size yaşatırlar.
Sıcaktır, şefkatlidir, bağışlayıcıdır, dişidir.
Ne giyerlerse giysinler cinsellikleri değildir üzerlerindeki.
Kadın olarak vardırlar, cinsellikleri sadece erkeklerine özeldir, size kapalıdır, göremezsiniz.
Plajda bikinili bile olsalar ”kapalı” kadınlardır onlar.
Siz ulaşamazsınız kendileri gelmedikçe.
Bazı kadınlar ”kadın”dır.

Bazı kadınlar vardır.

Hoyrattır. Acıtır. Mahveder dokunduğu yeri.
Erkeğinin sahip olduklarına önem verir sadece.
Ondan aldıklarına bakar, erkeğin kendisi hiç önemli değildir.
Bir şey veremeyecek duruma geldiğinde ona sırtını dönmesi kolay olur bu nedenle.
Hayatı paylaşmasını bilmez bazı kadınlar.
Mal paylaşımını hayatı paylaşmak sanırlar çünkü.

Bazı kadınlar vardır yine.

Hayatın yükünü taşır.
Yüzündeki her çizgi ayrı bir hüznü anlatır.
Bilmez başka türlüsünü.
Eştir, anadır, kadındır birileri için.
Kendisi için kocaman bir ”sıfır” olduğunu dert sahibi olunca görür o kadınlar.

Bazı kadınlar vardır.

Yüzüne bakınca gördüğünüz sadece falanca şirkettir.
Okumuş, eğitimli, kariyer sahibi ama erkeksiz kadınlardır.
Bakışlarında görürsünüz bir erkeğe teslim olmayacaklarını.
Hayatlarında bir çocuğun kahkahası olmayacaktır hiçbir zaman.
İçlerindeki kadının ümitsiz isyanını da görürsünüz o bakışlarda.

Bazı erkekler vardır.

Baktığınızda gördüğünüz sadece bir tomar paradır.
Paradan başka bir şeye sahip olamayacak kadar acizdirler o erkekler.
Emek vermeyi bilmezler.
Paraları kadar sahip olmak isterler her şeye.
Paraları yoksa kocaman bir ”hiç”tirler.

Bazı erkekler vardır.

Hastadır ruhu.
Zindan ederler hayatı etraflarına.
Koca olamazlar, baba olamazlar, sevgili olamazlar.
İlk zamanlar sıcacık sevgi dolu bir erkek sanırsınız.
Hiç ummadığınız bir anda karşınıza çıkar canavar.
O pençelerin ruhunuzu nasıl ve neden kan içinde bıraktığını anlayamazsınız bile.
Kurtulmanıza da izin vermez bazen.
Ondan güçlü olmanıza izin vermez.
Yok etmek zorundadır.
Ruhunuzu öldürür o erkekler.

Bazı erkekler vardır.

Kullanır sizi.
Emeğinizi, sevginizi kullanır.
Almasını bilirler sadece.
Sevgi veremezler.
Hayatı paylaşmazlar.
O kadar nazik ve yakışıklıdır ki bile isteye teslim olursunuz.
Verdikleriniz tükenince giderler, anlayamazsınız neden terk edildiğinizi.

Bazı erkekler vardır.

Erkektir, babadır, eştir, sevgilidir.
Belki zengin değillerdir ama göğsüne sokulduğunuzda dünyanın en mutlu kadını olursunuz.
O erkeklerin kendileri hazinedir ve siz ”bilirsiniz” bunu.
Bakışlarında bütün dünyayı görürsünüz.
Ellerini güvenle tutarsınız.
Siz hayatısınızdır, bilirsiniz.
Ruh eşinizdir, hissedersiniz.
Bazı erkekler gerçek bir ”erkek” tir.

Yüreğinizde yer bulmayı hak etmiş ERKEK veya KADINA

alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Doğum Tarihine Göre Hangisisin?

Sevgi Engel Tanımaz…

Bir kere yaşayacağımız ve tekrarı olmayacak olan günlerimizi önyargılarla kirletiyoruz. Önyargılarımızın kusur bulduğu kişileri çemberin dışında bırakarak daraltıyoruz yaşam alanımızı. Nasıl ki kara parçaları, ülkeler arasındaki sınırları belirliyorsa; önyargı da insanlar arasına sınırlar koyuyor. Sınırların silindiği ve küresel düşünmeye başladığımız şu günlerde, ne yazık ki insan ilişkilerinde önyargılarımızı sınır dışı edemiyoruz.

Karşımızdaki insanın ırkına, yaşına, cinsiyetine, engel durumuna veya dini inancına göre şekillendirdiğimiz yargılarımız var. Farkında olarak veya olmayarak bizden farklı olduğunu düşündüğümüz kişilere karşı farklı bir tutum sergiliyoruz. Ve kişilerin toplumdan soyutlanmış hissetmelerine neden olan mimarlar biz oluyoruz. ABD’de başlatılan “The Love Has No Labels” kampanyası önyargılarımız ve hükümlerimiz konusunda farkındalık yaratmayı hedefliyor ve bizi ailemize, arkadaşlarımıza ve hatta kendimize dair yargılarımızı bir kenara bırakmaya davet ediyor.

Videodaki dans eden iskeletlerden bize yansıyanlar yüzümüzde tebessüm oluştururken, bakalım iskeletlerin kimlere ait olduğunu öğrendiğimizde tepkimiz nasıl olacak?

Daha çok hikaye dinlemek istiyorsanız, uğramanız gereken adres lovehasnolabels.com

Sevginin Engel Tanımadığını Gösteren Bu Kamu Spotu Facebook’ta İlk Gününde 14 Milyon Kere İzlendi

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Şamanizm ve Çift Başlı Kartal Motifi

Orta Asya Türklerinde koruyucu ruh olarak kabul edilen kartal motifinin, Şamanlar aracılığı ile Yakut Türklerine geçtiği ve oradan Orta Asya Türklerine kadar geldiği bilinmektedir.

Şamanizmde her insanın kuş şeklinde bir koruyucu ruhu olduğu ve insan öldüğünde bu ruhun da göğe yükseldiği inanışı hakimdir.

Bunun Türk mitolojisindeki örneği, Orta Asya’nın ünlü Şaman destanı Er-Töküş’tür.

Bu efsaneye göre, Gök Tanrı’nın simgesi olan Büyük Kartal, kötü güçlerin elinde tutsak olan destan kahramanı Er-Töküş’ü önce yutup sonra kusarak, daha dayanıklı ve güçlü bir insan olarak dünyaya getirir. Kartal, daha sonra, Er-Töküş’ü sırtına alıp, yeraltında günlerce uçurduktan sonra yeryüzüne çıkarır.

“Nart Erstxo Dolmxhumghorta ile üç Kardeş” isimli Kafkasya Çeçen efsanesinde de buna benzer Kartal imgesi görülmektedir. Efsanede kardeşlerin yeraltından yeryüzüne ulaşmalarında onları, sırtında, günlerce uçuran kartalın yardımları görülmektedir.

Orta Asya inanışlarında ve şamanist eski Türkler de “Kartaldan türeme” inancı oldukça yaygın görülmektedir.

Bu inanış efsanelerde de kendini gösterir ; Yakut Türklerinde rastladığımız bu efsane şamanın kartaldan türediğine dairdir. Yakutların, uzun direklerin tepesine çift başlı kartal yontusu koydukları biliniyor.

Şamanizm’e göre yer ile göğün arasındaki çelik kapıyı kartal tutar.

İnsanlara gökyüzü ve yeryüzü yolculuklarında refaket eden varlıklar, kuş şeklindedir.

Kartal: kuşlar arasında, ululuk ve yükseklik timsalidir.

Bu yüzden; Türkler kılıç kabzalarında, bozkurt, at ve çift başlı kartal figürü kullanmışlardır.

Kartal Şamanların babası olarak kabul edilir.

En eski Türk inançları izlerini devam ettiren Doğu Sibir deki Yakut/Sahalar ile Altaylılar’ ın, Kam (Şaman)lara göre:

Güneş, Ay ve bütün Gökyüzü’nün yaratıcısı olan iyilik ilâhı ÜLGEN’ in yedi oğlundan beşincisi, gökyüzünde yaşayan KARTAL’dır.

Kırgızların Er-Töküş Destanı’nda ise, Alp-Karakuş (Kartal), Dünyanın Ortasındaki Kaf Dağı’nda (Kafkasların 5633 m.lik en yükseği, daimî-buzlu “Mengü-Tav”/Alburuz’ da) bulunan ve başı Göklere ulaşan Uluçınar’ın tepesindeki Yuvası’nda, yaşamaktadır

Sibir ve Altaylardaki Kam/Şamanlar, “Kartal Ana dan doğmuş” sayıldığından, O’nun korumasındadırlar. Bu yüzden Kamlar in dış giysilerinde ve törenlerinde (Mevlevîlik ile Bekta­şîlikteki “Semâ/Semah” gibi) çalarak oynadıkları davulları (Tüngür/Bar)’nın üzerini, büyük kartal tasvirleriyle bezerler.

Sibirya Şamanları dansın ardından transa geçip yere yığılmaları sırasında ruhlarının göklere çıkmasını, ruhlarının kartallarca çekilen bir arabayla veya kayıkla taşınması şeklinde sembolize ederler.

Kartal Türk Mitolojisi’nde ve Orta Asya Şamanizmi’nde yerin göbeğinden transla yükselen bazı Şamanların ulaşabileceği “göğün direği” veya “göbeği” sayılan bir yıldıza tünemiş bir Tanrı Elçisi olarak kabul edilir.

Dogonlar, göğün göbeğinin Sirius Yıldızı olduğuna inanır ve kartala “usta kuş” derler.

Moğollarda Pleiades takım yıldızı, bir güçlü ruh gurubu olarak ululanmıştır. İnanışa göre, gök tanrıları bu takım yıldızında toplanıp, yeryüzüne bir kartal şeklindeki ilk şaman’ı göndermeye karar vermişlerdi.

En çok Şamanizm’de olmak üzere, Eski Mısır, Çin, Hun, Sümer, Hitit, Aztek, Japon, Hint Gelenekleri’nde görülen, Neospritüalizmde Yüksek İdare Mekanizması’nın çeşitli niteliklerini temsil eden ezoterik bir semboldür.

——————————————————————-

Resim :

Türk ve Moğollarda, şaman’ların ve ruhların, tono’dan göğe doğru kartal şeklinde uçtukları inancına dayalı mitos kapsamında, Ülker burcunun (Pleiades, M45, Yedi Kız Kardeş, ya da Yedi Kandilli Süreyya) kartal şeklinde görülmesine ait modern betimleme (kroki)

Yüzünüz Güvenilir Mi? Araştırın…

'BU YÜZE DİKKAT :)'

Nasıl sakladığınız ve pişirdiğiniz çok önemli!

Yağ Hakkında

– Yağ ne kadar ısıya maruz kalırsa o kadar kanserojen hale gelir. Dolayısıyla kanserden korunmak amaçlı önerdiğimiz sebzeleri kızartarak tükettiğinizde kanserojen öğelerin açığa çıkmasını tetiklemiş olursunuz.
– Zeytinyağı yanma noktası en düşük yağ olduğu için ısıya çok az maruz bırakılmadır. Yemeğe piştikten sonra eklenmesi gerekir ve kızartmalarda kesinlikle zeytinyağı kullanılmamalıdır. Beslenmede sadece zeytinyağına değil; ayçiçek, mısırözü, soya ve fındık yağına da yer verilmelidir.
– Yemek et ile pişiyorsa ekstradan yağ eklemeye gerek yoktur. Etin kendi yağı yeterlidir.
– Yağın saklanmasına da dikkat edilmelidir. Işık ve havayla temas etmemesi, metal kaplarda saklanmaması gerekir. Porselen yağın saklamasında en sağlıklı seçenektir.

Sebzelerin Pişirilmesi
– Sebzelerin mümkün olduğu kadar kısa sürede ve az suda pişirilmesi gerekir. Özellikle C vitamini ısıya karşı çok hassas olduğundan, kaybı engellemek için uzun süre ısıya maruz bırakılmamalıdır.
– Sebzeleri kesip doğrarken vitamin kaybını en aza indirmek için metalle mümkün olduğunca az temas ettirilmelidir. Sebzeler, havayla teması en aza indirmek, oksidasyonu engellemek için kesilir kesilmez kaynar suya atılmalıdır.
– Pişirmede döküm tencere, paslanmaz çelik ve tahta kaşık kullanılması önerilir. Tahta kaşığın temizliği çok önemlidir, üzeri artıkların kalacağı şekilde yıpranmış olmamalı, yıkandıktan sonra nemli kalmamalıdır. Fazla nemden kurtulmak için tuz kullanılabilir.
– Pişen yemeğin soğuması için uzun süre dışarıda bırakılması bakteri oluşumuna neden olur. Pişirme kabını, soğuk bir suyun içine oturtup benmari usulü hızla soğutup, buzdolabına kaldırmak iyi bir çözüm olabilir. Asıl yapılması gerekense yemeğin pişirilir pişirilmez tüketilmesidir.
– Yemeğin ısıtılırken 100 derecede kaynatılması gerekir, dolayısıyla mikrodalga fırın en sağlıklı ve en güvenilir pişirme ve ısıtma yöntemlerinden biridir.

Etlerin Pişirilmesi
– Et, tavuk, balık grubunun pişirilmesinde sağlıklı bir pişirme yöntemi olarak bilinse de haşlama, eğer haşlama suyu kullanılmazsa yüzde 70 oranında B vitamini kaybına neden olur. Fırın, ızgara ya da mikrodalga kullanıldığında bu oran ortalama yüzde 20’dir.
– Mangalla pişirmenin kanserojen öğelerin oluşumunu tetikleyen bir yöntem olduğu bilinir. Mangal zararlı değildir. Burada asıl nokta etin suyunun ateşe damlamasını ve tekrar buharlaşıp ete yapışmasını engellemektir. Bunu engellemek için ateşle etin arasında 15 santimlik bir boşluk bırakılmalıdır. Aynı mesafe dönerine ete uzaklığı için de geçerlidir.

Kuru Baklagiller
– Kuru baklagillerin içinde ciddi oranda protein vardır. Ancak vücut tarafından kullanımının artması için tek başına değil; bulgur, pirinç, makarna ve ekmek gibi tahıl grubundan gıdalarla birlikte tüketilmelidir. Kuru baklagillere pişmeyi hızlandırmak için soda ya da karbonat eklenmesi ve pişme suyunun dökülmesi B vitaminlerinin kaybına neden olur.
– Kuru baklagiller, mümkün olduğunca kuru ve serin yerlerde, bez torbalarda saklanmalıdır. Pişirmeden önce ıslatılmalı, 12-24 saat suda bekletilmeli, ıslatma suyu dökülmeli; ancak pişme suyu dökülmemelidir.

Bazı Pratik Bilgiler
– Sütlü tatlılar pişirilirken şeker ocağın altını kapattıktan sonra eklenmelidir. Çünkü protein ve şeker arasındaki reaksiyon, protein kaybına neden olur. Tatlılar hazırlanırken unun kavrulması da protein kaybına neden olur.
– Kesme tahtalarının mümkün olduğu kadar et, balık, sebze ya da ekmek için ayrı ayrı kullanılmasında büyük fayda vardır.
– Su damacanaları doğrudan güneş ışığına bırakılmamalı, içme suyu uzun süre bekletilmemelidir.

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi’ nden Uzman Diyetisyen Binnur Okan,

KORUYUCU BESİNLER


Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü (AICR), 2007`ye sağlıklı bir
başlangıç yapmanız için, vücudu kanser, kalp krizi, Alzheimer ve diyabet gibi
ciddi rahatsızlıklara karşı koruyan besinlerin listesini açıkladı.

BADEM:

Her gün, bir çay fincanın yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem
yemeyi ihmal etmeyin. Omega-3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir
besin olan badem, kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında
düşürüyor. Badem böylece damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım
sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor.

KAHVE:

Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve
Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete
yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de
bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece
kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz.

TARÇIN:

Her yemekten sonra içinde bir miktar tarçın bulunan bir tatlı yemeyi unutmayın.
Tatlı yemek istemiyorsanız, küçük bir çay kaşığı dolusu tarçını doğrudan
suya ekleyerek içebilirsiniz. Tarçın kan şekerini düzenliyor, ayrıca sinir
sistemini rahatlatıyor. Öte yandan köri baharatının içinde bulunan Tumerik
adlı maddenin eklem iltihabını ve romatizmayı önlediğini unutmayın.

PATATES:

Antioksidanlar yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi`ne göre en
yararlı 100 besinler arasında 17. sırada yer alıyor. Akciğer kanseri,
diyabet ve kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız
bir şekilde haşladıktan veya fırında pişirdikten sonra yemeyi tercih edin.

SEBZE ÇORBASI:

Doyurucu ancak kalorisiz bir yiyecek olduğu için özellikle kilo vermek
isteyenlerin bir numaralı tercihi. Ayrıca, özellikle sebze çorbası sodyum
bakımından zengin. Bir kase sebze çorbasında 500 miligram sodyum bulunuyor.
Sodyum, sinir sistemi ve kasların düzenli olarak çalışmasını sağlıyor.
Ayrıca vücuttaki sıvı miktarının dengesini düzenliyor. Ancak günde 1500
miligramdan fazla sodyum tansiyon ve kalp rahatsızlıkları konusunda tam bir
ters etki yaratıyor.

ZEYTİNYAĞI:

Zeytinyağı kanser riskini azaltıyor. Günde 25 ml. zeytinyağı alanların
idrarlarında, hücrelere zarar veren “;8oxodG”; adlı maddenin
seviyesinin azaldığını ortaya çıkardı. Zeytinyağı kanserin yanı sıra
iyi kolesterol (HDL) oranın artmasını sağlayarak kalbi koruyor, 1 çorba kaşığı
zeytin yağında 120 kalori bulunuyor. Bu nedenle günde 6 çorba kaşığını
geçmeyin.

ÇAY:

Siyah veya yeşil olsun, çayın her türü kanser riskinin azaltılmasında
etkili bir rol oynuyor. Çay, kadınlarda rahim kanserine yakalanma riskini yüzde
50 azaltıyor. Göğüs kanseri içinse bu oran yüzde 60`a kadar çıkıyor.
Çay ayrıca Alzheimer ve kalp krizine karşı vücudu koruyor.

Harun Kolçak
19 Ocak 2007

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

MUHTEŞEM İKİLİ (BAL VE TARÇIN)

Bal ve Tarçın karışımının birçok hastalıklara iyi geldiği saptanmıştır.
Eski Yunan tıbbında olduğu kadar Ayurvedik tıpta da Bal,asırlarca hayati ilaç olarak kullanılmıştır.
Bugünün bilim adamları birçok hastalıkların tedavisinde Balı çok etkili bir ilaç olarak kabul etmişlerdir.
Bal hertürlü hastalıkta herhangi bir yan etkiye sebep olmaksızın kullanılabilmektedir.
Bugünün tıp ilmi,balın tatlı olmasına karşın doğru dozlarda alındığında şeker hastaları için tehlikeli olmadığını kabul etmektedir.
Kanada da yayımlanan ünlü Weekly World News dergisinin 17 OCAK 1995 tarihli sayısında batılı araştırmacılar tarafından bal ve tarçınla tedavi edilen hastalıkların listesini yayınlamıştır.

YORGUNLUK
Araştırmayı yapan Dr.MİLTON, bir bardak su içerisinde ½ kaşık bal ve biraz toz tarçının hergün kuşluk vakti ve vücut direncinin düşmeye başladığı takriben saat 15.00 te alındığında bir hafta içerisinde canlılığın arttığını tesbit etmiştir.
SOĞUK ALGINLIĞI
Bir kaşık ılıtılmış Bal,1/4 tatlı kaşığı toz Tarçın günde üç defa yenir.
Bu uygulama birçok kronik öksürük,soğuk algınlığı ve sinüslerin temizlenmesi için de geçerlidir.
YAŞLILIK
Bal ve Tarçınla hazırlanan çay,düzenli alındığında yaşlılık harabiyetini önler.
4 kaşık bal,1 kaşık toz Tarçın , 3 bardak su içerisinde kaynatılarak bir içecek hazırlanır. Günde 3-4 defa ¼ bardak miktarında içilir. Deriyi diri,taze ve yumuşak tutar, yıpranmasını durdurur.
KALP HASTALIKLARI
Bal ve Tarçınla bir karışım yap ve bunu her sabah kahvaltıda reçel veya marmelat yerine ekmek üzerine sür.
Bu uygulama arterlerdeki kolesterolleri eriterek hastaları kalp krizinden korur.
Bu uygulama ile, daha önce kalp krizi geçirmiş kişiler, ikinci krizden kilometrelerce uzakta olacaklardır.
Bu uygulamayı düzenli olarak yapan kişilerde solunum güçlüğü ortadan kalkacak ve kalp atışları kuvvetlenecektir.
KANSER
Japonya ve Avustralya da yapılan bir araştırmada ,mide ve kemik kanserleri üzerinde başarılı olunmuştur.
Bu tür kanserlere yakalanan hastalar günde bir kaşık bal ve bir kaşık Tarçını bir ay süreyle günde üç defa almalıdırlar.
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ
Hergün kullanılan Bal ve Tarçın bağışıklık sistemini kuvvetlendirir ve vücudu bakteri ve virus saldırılarına karşı korur.
araştırmacılara göre Bal,birçok Vitamin ve büyük miktarda demir içermektedir.
Balın düzenli kullanılması, Akyuvarlar içerisindeki, bakteriler ve viruslerle savaşan,korpuskülleri de kuvvetlendirir.
DİŞ AĞRISI
Bir kaşık toz Tarçın ve 5 tatlı kaşığı Bal karışımı ağrıyan dişe tatbik edilir.
Ağrı kesilene kadar günde üç defa uygulanır.
HAZIMSIZLIK & GRİP
Toz Tarçın 2 kaşık bal üzerine serpilip yemekten önce alındığında asit oluşumunu ve hazımsızlığı önler
İspanya da yapılan bir araştırmada bal içerisindeki bir maddenin grip mikroplarını öldürdüğü ve hastaları gripten koruduğu saptanmıştır.
İDRAR KESESİ ENFEKSİYONLARI
İki kaşık toz Tarçın,bir tatlı kaşığı Bal, ılık su içerisinde eritilip içilir.
İdrar kesesindeki mikroorganizmalar üzerinde etkilidir.
KOLESTEROL
İki kaşık Bal, Üç tatlı kaşığı Toz Tarçın,450 gr.demlenmiş çay içerisinde eritilerek içildiğinde kan kolesterol seviyesi 2 saat içerisinde % 10 düşecektir.
Artrit hastalarına tavsiye edilen kür de günde 3 defa kolesterol hastaları i,çin uygulanabilir.
Adı geçen dergideki bilgilere göre günlük gıda ile alınan bal bile kolesterolün düşmesine yardımcı olabilir.
MİDE AĞRILARI
Bal ve Tarçın kürlerinin ,mide ağrıları için olduğu kadar mide ülserleri için de yararlı olduğu saptanmıştır.
GAZ : Hindistan ve Japonyada yapılan araştırmalar Bal ve Tarçının midedeki gazı giderdiğini göstermiştir.
KISIRLIK
Eski Yunan ve Ayurvedikler Balı, yıllardır, erkeklerin spermalarını kuvvetlendirmek için kullanmışlardır.
Eğer kudretsiz bir erkek düzenli olarak uyumadan önce 2 kaşık bal yerse problemleri çözülecektir.
Çin,Japon ve uzakdoğu ülkelerinde ,gebe kalamıyan ve uterusunu kuvvetlendirmek isteyen kadınlar asırlardır toz Tarçın kullanmaktadırlar
Gebe kalamıyan kadınlar bir tutam toz Tarçın ve yarım tatlı kaşığı balı gün boyunca bir sakız üzerine koyup çığnediklerinde tükürükle karışarak yavaş yavaş emilerek etkili olmaktadır.
Amerika Meryland'da evli bir çiftin 14 yıldır çocuğu olmamış ve ümitlerini de kaybetmişlerdir.Bu uygulamalar kendilerine anlatılmış ve yukarıda belirtilen kürün uygulamasına başlandıktan birkaç ay sonra ikiz çocuklarının olacağı tesbit edilmiştir.
SAÇ DÖKÜLMESİ
Saçı dökülenlerle tepesi açılanlar için sıcak zeytinyağı içerisine bir kaşık bal,bir tatlı kaşığı toz Tarçın ilavesiyle elde edilen krem banyodan önce başa sürülür ve yaklaşık 15 dakika beklendikten sonra yıkanır.
5 dakikalık bir uygulama dahi etkili olabilir.

SİVİLCELER VE DERİ
3 kısım bal, 1 kısım Tarçın ile bir krem yapılır. Bu krem uykudan önce sivilceler üzerine sürülür.Sabahleyin ılık su ile yıkanır.
Eğer 2 hafta süreyle her gün uygulanırsa sivilceleri kökünden çıkarır.
Egzama,mantar ve diğer deri enfeksiyonlarında eşit miktardaki Bal ve Tarçın karışımı uygulanır

ZAYIFLAMA
Bir bardak su içerisine eşit miktarda Bal ve Tarçın konup kaynatılır.Hergün kahvaltıdan yarım saat önce aç karnına ve yatmadan önce içilir.
Düzenli uygulanırsa kilo verilir.
Ayrıca bu karışım düzenli olarak içildiğinde ,yüksek kalorili diyet alınsa bile, vücutta yağın birikmesine engel olur.

alıntı

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »