Ben içimdeki o kıza aşığım…

fil severlere küçük bir sabah sürprizi
Bir sabah çok kızgın kalktım yataktan. Bir sürü korkum vardı, bir sürü öfkem vardı, bir sürü kinim vardı, bir sürü hüznüm vardı, bir sürü yanlışım vardı. Kaç tane eskimiş aşk vardı geride, çoğu da aşk değildi zaten.
Kendime kızgındım.
O…ysa içimde bir yerlerde dağları aşacak bir kız vardı, çok neşeliydi, şakacıydı, sevimliydi, çalışkandı, umutluydu, kendine inancı tamdı… Ben onu susturmak için elimden geleni yapmıştım. Ve o da susmuştu… Bu suskunluğun nasıl bir mutsuzluk verdiğini size anlatamam… Öyle mutsuz olduk ki beraber en sonunda beni öfke içinde uyandırdı bir sabah. Başkalarının gönlü olsun diye susturmuştum onu… Herkesin gönlü oldu, benimki neredeyse tuzla buz olacaktı.
O sabah uzunca bir süre aynanın karşısında oturup kendime baktım. Yüzümü şekilden şekle soktum. Yapabileceğim şeyleri yapmaktan ve hatta denemekten nasıl da vazgeçtiğimi gördüm aynada… Bir ara çimdeki o kızın baktığını gördüm… Onun saçları kıvırcıktı, gözleri ışıl ışıldı ve aslında çoğunlukla gülümserdi. Çok kısa bir an için gözgöze geldik… Çok kısa… Sonra bana dil çıkardı.
Aynanın karşısından kalktığımda kızgın değildim artık. Ona hissettirdiğim acıyı tekrar hissettim. Hiç hakkım yoktu! O kızı susturmamaya karar vermiştim çünkü… Derin bir huzur geldi içime…Fakat karar vermekle bitmiyor elbet…
Tabiri caizse kendimi hallaç pamuğu gibi fırlattım günlerce, aylarca ve hatta bir kaç yıl… Bitti mi? Hala bitmedi… Ama o sabah yataktan kızgın kalkan kadından eser kalmadı.
Çok acıtıcı olduğunu söyleyebilirim ama ne kadar acırsa acısın en sonunda hep mutluluğu hissettim. Aslında insan mağdur, kurban ya da ezilmiş olmadığını anlayınca içi acıyor biraz. Yıllarca inandırmışsın kendini… Sende bir sorun olmadığına, etrafındakilerin hatalarına tapınmışsın… Yeter ki mağdur olarak kal diye… Mağdurlar hareket edemez çünkü, hareket etmeyen risk almaz, risk almayan istediği hiçbirşeye yaklaşamaz. Ve tüm bu kaybın faturasını da mağduriyetinden ötürü başkasına kesersin, sonra da yatakta fındık ezmesi kaşıklarsın. Hiçbir şeyin garanti olmadığı bir dünyada kendinden tüm riskleri uzak tutmak için bu sefil çabalama neyin nesi gerçekten?
Bir kez… Sadece bir kez bunu farketmek bile yetiyor insana. Ve ilk adımı attığında başlıyor değişim… Bir gecede değil, bir ayda değil, bir yılda da değil… Sürekli… Ve düşünsenize, eğer her gün artarak devam eden mutluluğa ve huzura kavuşuyor olsaydınız bunun için her saniye çabalamaz mıydınız?
Çabaladım ben… Hala da çabalıyorum…
Aşık oldukları kişi olmadan yaşayamayacaklarını söyler kimileri… Ben içimdeki o kıza aşığım… Hayata aşığım… Tüm enerjimi kendimden alıyorum. Karnımda kelebekler uçar hep… Hep heyecanlıyımdır. Tutku ile bağlıyım hayata. Birinin beni beğenmesi, beğenmemesi, sevmesi ya da sevmemesi, takdir etmesi ya da etmemesi hiç önemli değil…
Benim bir yolum var. Kendim seçtim, kendim yarattım… Yürüyorum.
Kendi yolunuzdan yürüyün… Kendi adımlarınızı görün.
Nietzsche Böyle Buyurdu Zerdüşt’te “Yürümesini öğrendim, öğrendim öğreneli koşar dururum. Uçmasını öğrendim, öğrendim öğreneli gerek kalmadı yerimden kımıldamak için itilmeye. Şimdi hafifim, şimdi uçuyorum, şimdi kendimi kendi altımda görüyorum, şimdi bir tanrı dans ediyor içimde.” der…
İyi der, güzel der…
“İnsanın içinde kaos olmalıdır, dans eden bir yıldızın doğumuna neden olabilmek için” der ayrıca…
Kaosu görün ki yıldızı yakalayın…alıntı
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: