
Bana çok şey veren hayata teşekkür ederim.
Gözümü her açtığımda, beyaz ve siyahı
Gökyüzünde ki ta uzaktaki yıldızları
ve de kalabalığın içinden sevdiğim insanı ayırt etmemi sağlayan,…
İki göz verdiği için teşekkür ederim.Bana çok şey veren hayata teşekkür ederim.
Gece ve gündüz demeden,
Ağustos böceklerinin, kanaryaların şarkılarını
Çekiç ve motor seslerini, köpek havlamalarını, fırtınaları
Ve sevdiğimin titrek narin sesini
Ve bütün duyduğum sesleri kayıt etmem için
Kulak verdiğin için teşekkür ederim
Bana çok şey veren hayata teşekkür ederim.
Haykırıp düşünebildiğim kelimeleri
Anne, arkadaş, kardeş, yanan ışık gibi kelimeleri
Ve sevdiğim insana giden ruhumun rotası gibi kelimeleri
Düşünüp ve açıklayabilmem için bana
Sesi ve alfabedeki kelimeleri verdiği için teşekkür ederim.
Bana çok şey veren hayata teşekkür ederim
Ayaklarımla şehirleri, göletleri, deniz kıyılarını
Çölleri, dağları ve geniş düzlükleri
Ve senin evini, sokağını ve bahçeni gezdiğim için
Yorgun ayaklarımın yürüyüşünü verdiği için teşekkür ederim
Bana çok şey veren hayata teşekkür ederim.
Yıkıntılardan ayağa kalkışı ayırabilmeyi
Şarkımla; sizin şarkınızla aynı olan şarkıyı oluşturan,
İki temel maddeyi; kahkahayla gülmeyi
Ve gözyaşını verdiği için teşekkür ederim
Herkesin şarkısı olan benim kendi şarkımı.
Bana çok şey veren hayata teşekkür ederim…
Hayata teşekkür ederim…
Hayata teşekkür ederim…
Hayata teşekkür ederim…
Alıntı
Balkanlar’dan sadece soğuk hava dalgası değil, damağımızı büyüleyen nefis bir lezzet geldi: Trileçe!
Toplum olarak biz trileçe tatlısıyla yeni tanışmış olsak da, tatlının tarihi 300 yıl öncesine ve Güney Amerika’ya dayanıyor. Araştırmalara göre Meksika ve Güney Amerika’da keşfedilen trileçe, televizyon dizileri aracılığıyla Balkanlar’a yayılıyor ve oradan da ülkemize geliyor
İspanyolca ismi “Tres Leches” yani “Üç Süt” olan trileçe tatlısında inek sütü, keçi sütü ve manda sütü şerbet olarak kullanılıyor.
Türkiye’de bir çığ gibi hayran kitlesi artan trileçe, tiramisu ve cheesecake’in tahtından etti; artık herkes tatlı olarak onu arıyor, onu soruyor.
Trileçe furyası tatlı tatlı eserken, büyük markalar da buna kayıtsız kalmıyor ve menülerine ekliyor ve çeşitli değişiklikler de yapıyor. Çikolatalı, frambuazlı trileçe tatlılarını da bulmak mümkün ama gözlemlerimize göre karamelli trileçe hep beş adım önde gidiyor.
En iyi trileçe nerede yenir, büyük gazetelerin köşe yazılarına kadar taşındı; neredeyse her restoran en iyisini yaptığını söylüyor.
Deneyimlerimizi sizinle paylaşmak istediğimiz için birkaç yerde trileçe yedik ve aklımızda kalanları size açıklayalım; yolunuz düşerse mutlaka trileçe yiyin ama aldığınız kalorileri yakmak için o gün bol su içip yürüyüş yapın.
En iyi trileçe olarak aklımızda kalanlar: Arnavutköy’deki Atlas Balık, her yudumda tazeliği ve nefisliğiyle birinci sırada.
Ortaköy’ün küçük ama yıllanmış pastanesi Jiji, uygun fiyatı ve tazeliğiyle damağımızda iz bıraktı.
Son olarak, Taksim, Ortaköy ve Cunda Adası’nda şubeleri bulunan Cookpoint, hem trileçe hem şahane tatlılar için bir başka güzel adres…
“Ben trileçeyi evde yaparım, istediğim kadar yerim” diyenler için haberimizin başında verdiğimiz sözümüzü tutuyoruz ve size lezzet garantili trileçe tarifi sunuyoruz.
Kek için; 5 yumurta, 1,5 su bardağı şeker, 1,5 su bardağı un, 2 paket şekerli vanilin, 1 silme çay kaşığı kabartma tozu, 1 çimdik tuz, Fırın kabını yağlamak için 1 çay kaşığı tereyağ.
Şerbeti için; 3 su bardağı süt, 2 paket (400 ml) krema, 1 su bardağı süt tozu.
Karamel için; 5 yemek kaşığı şeker (mümkünse esmer şeker), 1 yemek kaşığı tereyağ, 1 paket (200 ml) krema, 1/2 su bardağı süt.
Hazırlanışı: Yumurtaların aklarını ve sarılarını ayırın (akların içine 1 damla bile sarı karışmamalı), Yumurta aklarını bir çimdik tuz ilavesiyle kar gibi olana kadar çırpın,
Şekeri ekleyip 5 dk. daha çırpın, Sarıları ayrı bir kapta çırpın, Sarıları aklara yavaş yavaş ekleyerek çırpmaya devam edin.
Unu, kabartma tozunu ve vanilinleri yavaş yavaş ekleyerek bir spatula ile pürüzsüz kıvam alana kadar karıştırın (köpüğünü söndürmeden), 22*22 cm çapında 8-9 cm derinliğinde bir fırın kabını yağlayın.
Kek karışımını tepsiye dökün, 160 derecede önceden ısıtılmış fırında kürdan temiz çıkana kadar (kek kürdanı batırıp çıkardığınızda kürdana hamur bulaşıyorsa henüz pişmemiştir) pişirin
Kek soğuduktan sonra derin bir kapta şerbeti için süt ve süt tozunu köpürene kadar çırpın. Kremayı ekleyip 2 dk. daha çırpın. Şerbeti (pişirmiyoruz) kekin üzerine gezdirin,Kek şerbeti tamamen çektikten sonra elinizle üzerindeki köpükleri sıyırıp alın,Karamel için tereyağ ve şekeri geniş bir tavaya alıp ocağın en küçük gözüne koyun,Karıştırmadan şeker eriyip kahverengi bir sıvı haline gelene kadar bekleyin,Kremayı ve sütü yavaş yavaş ekleyip karameli hızlıca çırpın (bu aşamada şeker katılaşabilir, piştikçe eriyecektir),Karıştırarak koyu karamel kıvamı alana kadar pişirin,Karameli şerbetini çeken kekin üzerine gezdirin,Buzdolabında 2 saat dinlendirip servis yapın.
alıntı

Aloe Vera, anavatanı Afrika olan zambakgiller familyasından bir bitki çeşididir. Ülkemizde halk arasında “sarı sabır” olarak da bilinen bitkin…in 300-400 farklı çeşidi vardır fakat en çok kullanılan “Aloe Barbadensis Miller” isimli cinsidir. Aloe Barbadensis Miller cinsi bitkiler insanların medikal ve her türlü bakım ihtiyaçlarını karşılamak için Afrika dışında çeşitli bölgelerde de yetiştirilmektedir.
Aloe Vera Tarihi
Aloe Vera ile ilgili yazılara Yunan, Mısır, Roma gibi birçok farklı kültürde rastlanmıştır. Ayrıca daha eski Hint ve Çin kültürlerinde de bitkiyle ilgili yazılı kaynaklara rastlamak mümkündür. İylleştirici özellikleri ve rahatlatıcı nemli yapısıyla aloe vera yüzyıllar boyu birçok medeniyette kullanılmıştır.
Geçmiş çağlardaki aloe kullanımıyla ilgili ilk bilgiyi 1862 yılında bulunan milattan önce 1500 yılında yaşamış Mısırlılar’a ait bir papirüs yaprağından elde etmişlerdir. Mısır kraliçelerinin aloe verayı fiziksel güzelliklerini korumak için kullandıkları bilinmektedir.
“Dört bitki insan sağlığı için vazgeçilmezdir: Buğday, üzüm, zeytin ve aloe. İlki insanı besler, ikincisi ruhunu yükseltir, üçüncüsü ona ahenk verir, dördüncüsü iyileştirir.” Christopher Columbus (1451-1506)
“Eğer uzun süren açlık zamanlarımın arkasındaki gizli güçleri soracak olursanız, evet, sarsılmaz tanrı inancım, basit ve tutumlu hayat tarzım ve yararlarını 19. yüzyılın sonunda Güney Afrika’ya seyahatim sırasında öğrendiğim aloe bitkisidir.”
Mahatma Gandhi (1869-1948)
Aloe Vera: Nature’s Silent Healer isimli kitapta rastladığım bu sözleri sizlerle paylaşmak istedim. Geçmiş yıllarda Aloe vera’dan yararlanan insanların sayısı hiç de azımsanacak gibi değilmiş anlaşılan.
Aloe Vera’nın Fiziksel ve Kimyasal Özellikleri
Aloe bitkisi bir kaktüs çeşidi olmasından dolayı %99 – %99.5 oranında su taşır ve PH değeri ortalama 4.5 civarıdır. Kalan katı kısımda ise birçok farklı vitamin, mineral, enzim, şeker, antrakinon, lignin, saponin, yağ asitleri ve aminoasitler bulunmaktadır.
Vitaminler
Aloe verada vücut için çok önemli olan antioksidan özellik taşıyan A, C ve F vitaminlerini bolca bulabilirsiniz. Bunun yanında B vitamini (thiamine), niacin, B2 (riboflavin), cholin ve folik asit de bulunabilmektedir. Hatta bazı kaynaklar B12 vitamininin de bulunduğunu belirtmektedir.
Mineraller
Sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, manganez, bakır, çinko, krom, demir bunların hepsi aloe vera bitkisinde bulunabilir.Magnezyum laktat aminoasitlerden histamin salınımını engeller. Histamin ise birçok alerjik reaksiyonda salınan ve kaşıntı, acı gibi sonuçları olan bir maddedir.Histamin salınımını engellemesi aloenin antipuritik etkisini açıklar niteliktedir.
Enzimler
Amylase, lipase, catalase, protease, bradkinase, glcose, carboxypeptidase, cellulase, , glcose, dehydrogenase, oxidase ve daha birçok enzim içermektedir.
Şekerler
monosakkarit ve polisakkarit şeklinde çeşitli şekerler aloe verada bulunabilir. Bunlardan en önemlileri glucose ve mannosedan olusan gluko-mannans diye bilinene polisakkaritlerdir. Bu tip sakkaritler sızıntılı bağırsak hastalığının (leaky gut syndrome) önlenmesinde ve iyileştirilmesinde çok büyük öneme sahiptir.
Aminoasitler
Aloe vera, proteinlerin yapıtaşı olan aminoasitler yönünden oldukça zengindir. Vucuda gerekli olan aminoasitlerden 20-22 tanesi Aloe veranın jel kısmında bulunmaktadır. Bunun yanında vücudun üretemediği ve ihtiyacın besinlerden karşılanmak zorunda olduğu 8 aminoasitten 7 tanesi yine aloe veranın jel kısmında bulunmaktadır.
Araştırmalara göre aloe veranın en çok etkili olduğu bölgeler :
1) Epitel Doku Hücreleri : Epitel doku hücreleri vücudun yüzeyini kaplayan veya yüzeyiyle bir şekilde iletişim içinde olan doku hücreleridir. Derimiz epitel sistemin en büyük parçası olmakla birlikte en çok tahriş olan, bozulmalara uğrayan kısmıdır. Aloenin derideki ve diğer iç zarlardaki onarıcı etkisi çok yüksektir.
2) Bağışıklık Sistemi : İmmun sistem üzerinde de çok olumlu etkileri olduğu bilinen aloe veranın bağışıklığı artırıcı etkisi birçok amansız hastalıkta doktor tedavisine yardımcı bir unsurdur. Şüphesiz bağışıklık sistemini çökerterek insanı ölüme bile götürebilecek AIDS, kanser gibi hastalıklarda da bir tedavi yöntemi kadar etkili olmasa da vücudu zinde tutup, bağışıklık sistemini güçlendirdiği için aloe veralı ürünlerin kullanımının tedaviye faydalı olacağı gerçektir.
Aloe Vera Ne Gibi Durumlarda Kullanılmalıdır?
Aloe vera bitkisi sonuçta vücuda zararı olmayan bir bitkidir ve herhangi bir meyve sebze gibi güvenle tüketilebilir. Buna karşılık aloe veranın bir ilaç olmadığı sadece yararlı bir besin maddesi olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Aloe veranın iyileştirici etkisinin kullanım alanları çok geniştir.
1. Bağışıklık sisteminin güçlü olmasını gerektiren her türlü durumda
2. Cilt hastalıklarında, sivilce, ekzama, alerji, çıban, iltihap gibi cildin iyileştirilmesini gerektiren durumlarda
3. Virütik herpes ve uçuklarda antivirütik olarak
4. Saç dökülmesi, saç kepeklenmesi gibi cilt durumlarında
5. Güneş yanıkları ve diğer yanık durumlarında, kesiklerde, sedef gibi hastalıklarda
6. Baş ağrısı, kas ağrısı, migren gibi durumlarda
7. Diş eti problemlerinde
8. Karaciğeri etkileyen hepatit siroz gibi hastalıklarda
9. Bağırsak ve mide sorunlarında, ülserlerde, ağız yaralarında
10. Kalp bozuklukları, yüksek tansiyon
11. Astım, gut, bronşit, soğuk algınlığı gibi rahatsızlıklarda
12. Prostatla ilgili problemlerde
Bu durumlarda ücuda yardım etmesinin sebebi bağışıklık sistemi veya epitel doku üzerindeki olumlu etkileridir. Yukarıdaki hastalıkların tedavileri kesinlikle doktor tarafından yapılmalıdır fakat tedaviyle birlikte besin desteği olarak aloe veralı ürünlerin kullanımı mantıklı olacaktır.
Aloe Verayı Nasıl Kullanmalıyım?
Günümüzde aloe vera bitkisini içerik olarak kullanan birçok firma olmakla beraber aloe’nin tam olarak etkisini yitirmeden paketlenmiş ve dağıtılmış olması çok önemlidir. Yani aloe veralı diye aldığınız bazı ürünlerde beklenen etkiyi göremeyebilirsiniz. Bunun için güvenilir, her türlü sağlık ve güvenilirlik onayı olan bir firmayla çalışmak önemlidir