Düşüncelerimizin, Korkularımızın ve Yaydığımız Enerjilerin, Hastalıklarla olan bağı:

Düşüncelerimizin, Korkularımızın ve Yaydığımız Enerjilerin, Hastalıklarla olan bağı:

Üç sebeple hastalanıyoruz;

1- İlgi ve alaka görmek için (NEDEN İNSANLAR İLGİ VE SEVGİ İÇİN HASTA OLURLAR ?)

2- Yaşadığımız hayatın kıymetini anlamak için bize ders vermeye gelirler

3- Korkularımızla hayatımıza kendimiz çağırıyoruz ( Bizi hasta edebilecek durumlarla çekim gücünü kullanarak farkına varmadan eşleşiyoruz.)

Sen ilgi ve sevgiyi dışarıdan bekliyorsan ve bunun için kendini hasta ediyorsan; bunu koz olarak kullanıyorsan; isteklerini yaptırmak için hastalanıyorsan; kendi bedenine zarar vermek evrensel hak yasasına göre en büyük haksızlıktır.

EMES VE ALZHEİMER:

Aşırı düşünce, aşırı kontrolcülük, aşırı ben bilirim, ben doğruyum düşüncesi, esnek olmayan bakış açısı, katı kurallar çok ağır iş disiplini, aşırı bastırılmış ve gizli kalmış aileye, akrabalara ve çevreye olan kendini ispatlama çabası neden olur.

Örnek:

Alzheimer olan bir danışanımla görüşürken; hastalığın kaynağının geçmişte olduğunu tespit ettik. Küçük bir çocukken, babası onu su testisi ile su almaya göndermiş. Oyuna dalıp eve geç kalınca da, onu köy meydanında herkesin içinde dövmüş ve “senden adam olmaz” demiş.

Bu danışan 8 yaşında yaşadığı bu olaydan sonra 60 yaşına kadar sürekli çalışmış ve zengin olmuş.

Yanında yüzlerce kişi çalışmış, birçok fakire yardım eli uzatmış. Bilinç altında yer eden babasının sözleri nedeni ile 60 yaşına kadar sürekli çalışmış ve kendini ispat etmeye çalışmış. Bu olay çözülünce, adam çok ağladı. En son olayın yaşandığı zaman ağlamış ve bir daha ağlamayacağım demiş. Bu söz de tüm duygularının içinde birikmesine neden olmuş.

“Erkekler ağlamaz.” sözü ile erkeklerin duygularının içlerinde birikmesine ve sonra da kötü bir şekilde patlamasına neden olunur.

Birçok hastalığın nedeni de geçmişte veya çocuklukta yaşanılan ve bilinçaltına yerleşen olaylardır. Nedeni bulunup, temizlendiği zaman rahatsızlıklar ortadan kalkar.

BOĞAZ BÖLGESİ (FARANJİT,BADEMCİK,TROİD)

Bu bölgede oluşan problemlere; “İnsanlar ne diyecek?” düşüncesi ve korkusu. İnsanları üzmemek için konuşmamak, duyguları ve düşünceleri içine atmak neden olur.

NODÜL:

Bu daha ileri bir safhadır. “İnsanlar neden böyle, neden doğruyu göremiyorlar, neden beni anlamıyorlar?” diye isyan etmektir.

Çocuğu tehdit yolu ile korkutmak “Seni babana söyleyeceğim” veya “Seni annene şikayet edeceğim” gibi söylemler, çocuğun o anda boşaltması gereken enerjiyi içine bastırıp sağlık problemleri yaşamasına neden olur.

Vücudumuz bize konuşur, başımız ağrır. Biz ilaç alırız geçsin diye. Oramız ağrır, buramız ağrır ama biz neden ağrıdığını hiç sormayız.

Bir gün bir beyefendi geldi karşıma ve bana dedi ki; “Pazartesi günü bir böbreğimi aldırmak zorundayım ve ameliyata gireceğim.”

“Kaç yıldır böbrek hastasısın?” diye sordum.

25 yıldır böbrek hastası olduğunu söyledi. “Diğer böbreğimi de her an kaybedebilirim” dedi. Peki dedim bu beyefendiye, “25 sene evvel sen nasıl bir olay yaşadın ki bunu hazmedemedin bir düşün.”

Kapattı gözlerini, düşündü. Bir an şaşırdı, “İnanmıyorum” dedi.

“25 yıl önce Hayatımda hiç affedemeyeceğim ve kabullenemeyeceğim bir olay yaşadım” dedi.

“Böbreklerinle olan sorunun, o olaydan sonramı başladı” dedim. “Bir hatırlamaya çalış?”

“ Evet” dedi “ondan sonra başladı.”

Ağrınıza giden ve sindiremediğiniz bir olay, haksızlık yaşamışsanız bu böbreklere etki edebilir.

TOPLUMSAL TRAVMA

Televizyon programımda bir dinleyicim bana şu soruyu yöneltti;

“Bu ülkede toplumsal bir travma geçiriyor herkes. Bu toplumsal travmadan dolayı herkesin psikolojik ve ruhsal dengeleri alt üst olmuş durumda. Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre stresle kanser arasında bağlantı olduğu ortaya çıktı. Bizim ülkemizde de herkes stresli bir hayat yaşıyor, yaşam koşulları böyle. Dolayısı ile bu toplumsal travma denilen olay herkesi olumsuz yönde etkiliyor. İnsan ilişkilerini olumsuz yönde etkiliyor; insan davranışlarını etkiliyor; komşu ilişkilerini etkiliyor. İnsanlar arasındaki etkileşimi zayıflatıyor. Siz ne diyeceksiniz bu konuda, bunu öğrenmek istiyorum.”

Bir hücreye, bir organa düzenli olarak stres uygularsanız, öyle bir anlık stresin artması değil; her gün sinirliysen; her gün stresliysen her gün kafaya takıyorsan organları bozmaya başlıyorsun moleküler olarak.

Çünkü stresli insanlar ağızdan nefes alır, kısa nefes alır ve vücutlarına eksik oksijen gönderirler. Eksik oksijen alan organımız moleküler olarak, oksijeni alamadığından dolayı farklı bir solunum şekline geçiyor, yani vücuttaki kanser hücresi kötü hücreye dönüşmeye başlıyor ve oksijensiz ortamda bu hücreler kendi kendilerini yemeye başlıyorlar. İyi hücreleri yemeye başlıyorlar.

EL BOMBASININ PİMİNİ ÇEKİP YUTMAYA BENZER

Yani biz stresi düzenli olarak vücudumuza uygularsak, yaşlanıyoruz, hastalanıyoruz ve bir sürü aksilik ve sıkıntıyı hayatımıza çekiyoruz. Bu ülkede stres şu an çok ciddi anlamda var ve insanlarla konuşurken kimle karşılaşsam herkes birbirini suçluyor.

“Onun yüzünden öyle oldu; kocam yüzünden öyle oldu; karım yüzünden öyle oldu; çocuğumun yüzünden öyle oldu; patronumun yüzünden öyle oldu, annem yüzünden öyle oldu, zaten babam yüzünden öyle oldu, kardeşim yüzünden öyle oldu!”

Herkes birbirini suçluyor. Eğer birini suçluyorsanız, bir yerde bir hata arıyorsanız, bu el bombasının pimini çekip yutmaya benzer. Kendi bedeninizin içini stresle doldurursunuz.

Bir organa düzenli olarak stres uygularsanız, o organı veya hücreyi kaybetmeye başlarsınız. Bu her türlü hastalığa sebep olur.

Hastalıkların en büyük sebepleri geçmişi affedememe, endişe, kuruntu, korkular, kaygılar, stres, düzensiz yaşam.

ADET SANCISI:

Fiziksel olarak kendini beğenmeyen, kadın olmaktan mutlu olmayan; “Ben neden erkek olmadım?” diye isyan eden bir bayan adet sancısı yaşar.

Bu şikayetler ileri boyutta olursa; rahim veya cinsel organda sorunlar oluşabiliyor. Vücut rahimi dışlamaya başlıyor.

AKCİĞER, ASTIM, BRONŞİT , NEFES ALMADA ZORLANMA:

Sevgiyi içine alamama, veya sevgiyi hissedememe durumlarında ortaya çıkan rahatsızlıklardır.

ALERJİ:

İçine atılmış, bastırılmış derin duygular. Söylenemeyen sözler alerjiye neden olur. Alerjinin başladığı dönemden kısa bir süre önce içine bir olay atmıştır.

Çocuk doğar doğmaz alerjisi varsa anneye aynalık yapıyor demektir. Anne kendinin farkına varır, sorgular, cevaplarını bulur ve düşünceleriyle alerjik durumu düzeltirse, çocukta otomatik olarak iyileşme görülür.

Anne atalarla bağını kestiği zaman olumsuzluklar kendi çocuğu ile yeni kuşaklara aktarılmamış olur.

AYAKLARDA SIZI:

Yaptığın işten bıktın artık, ya da sevmiyorsun ve zorla gidiyorsun gideceğin yere.

BAĞIRSAK SORUNLARI:

Israrla bırakamama duygusu neden olur. Kabızlık varsa kişinin parasızlık korkusu vardır ve tutumludur. İshalde ise hayatın akışına güvenmeme duygusu vardır.

BEL AĞRISI:

Fıtık gibi ağrı omuzda ise hayatın bütün yükünü vurdun.

“Ben bırakırsam her şey çökecek. Eğer ben taşımazsam bu sistem yıkılacak.”

Esnek değilsin yani katı kuralların var. “Ben buyum ve değişmem” diyorsun.

BEL FITIĞI:

İnatçılık biraz; çok dik kafalı bir şekilde bir iş yapmak. Yani inatla o işten zarar da görse yapmaya devam etmek.

BOYUN AĞRISI:

Özellikle de gerilme ve kasılma gibi ağrılar. Duygusal gerginlikler yaşadığınız zaman bu tür ağrıları yaşarsınız.

BÖBREK HASTALIKLARI:

Hayatta hazmedemediği bir olay yaşamışsa, bunu sindirememişse böbrek hastalıkları oluşur.

Bir olay yaşadın ve bunu kabullenemiyorsun, affedemiyorsun, hazmedemiyorsun. Bu olaydan dolayı böbrek ağrısı yaşarsın, sindiremiyorsun çünkü bu yaşadığını.

“Niçin ben, bu kadar iyilik yapmama rağmen neden ben?” diyorsun.

CİNSEL SOĞUKLUK:

Cinselliğin kötü bir şey, kirli bir şey ya da günah olduğuna inanmak. Baba korkusu ve kulaktan duyma olumsuz tecrübeler ve korkular, yanlış inanç kalıpları neden olur.

ÇARPINTI, PANİK ATAK:

Doğru nefes alıp verdiğinizden emin olun. Genellikle çarpıntısı olan insanlar ağızdan ve kısa nefes alırlar.

Dikkat edin!

Burnunuzdan derin nefesler almaya özen gösterin; burnunuzdan derin nefes alın diyaframınıza kadar, sonra burnunuzdan derin nefes verin. Nefes alırken göğüs kafesinizi oynatmadan sadece göbeğinizi şişirmeye çaba gösterin. Burundan derin nefes alıp verin ve diyaframınızı kullanın.

DİLDEKİ YARA :

Bir şekilde hayatının içinde ikilemde kaldın ve mutlu olmadığın bir hayat yaşıyorsun ve bunu dile getiremiyorsun.

Patlıyor dilinde. Tabii bu evin içinde de olabilir işyerinde de.

DİŞ RAHATSIZLIKLARI:

Bir karar verdiğinde, aldığı kararı devam ettirememe ve aldığı kararı sürdürememe durumunda ortaya çıkar.

Hayatı ile ilgili kararsızlıklar yüzünden diş ağrıları meydana gelir. Kararsızlıklar hayatın her noktasında sıkıntı yaratır

DİZLERMİZDE AĞRI:

Hayata esnek davranmıyorsunuz ve değişmeye direniyorsunuz.

DÜŞÜK TANSİYON:

“Beni kimse sevmez zaten işe yaramayacak” düşüncesiyle tansiyon düşer.

ELLERDE UYUŞMA:

Hayatı hissedemiyorsun, yani algılayamıyorsun hayatı, tadını alamıyorsun.

FELÇ:

Bir kişi felç olduğu zaman; bilinç altında ailesini bir araya getirmek için kendini bu duruma getirmiştir.

Ailesinde ne kadar kavga olursa olsun, bütün aile koşulsuz olarak kavgasını bırakır ve kenetlenir.

GAZ SORUNU:

Düşünceleri içine atma ve hazmedememe durumu gaz sancılarına neden olur.

GÖĞÜSTE KİST:

Aşırı derecede vericilik, aşırı derecede endişe ve kendini feda etmedir. Göğüs bölgesinde sıkıntı yaşatır, koltukaltı lenf bezlerine kadar sıkıntı yaşatır.

O yüzden artık fedakar olma modundan çıkın. Çünkü çocuklarımızın hayat derslerini engelliyoruz. Biz nasıl büyüyüp bu güne geldiysek onlar da bir şekilde büyüyecek.

GÖRME PROBLEMLERİ:

Gözler yakın mesafeyi görmüyorsa; kişi kendini beğenmiyor, kendini görmek istemiyordur.

Uzağı görmüyorsa; geleceği ile ilgili endişeleri vardır ve geleceğini göremiyordur.

Kişinin geçmişi ile ilgili affedemediği,temizlemesi gereken olaylar ve kişiler vardır.

GÖZDE ARPACIK:

Bu insanlar hayata öfkeyle bakarlar. Hayatlarında, affedemedikleri, kabullenemedikleri bireyler olabilir veya kendi cinsiyet/bedenlerini kabullenememiş de olabilirler. Kendi kendileriyle de çatışma yaşıyor olabilirler.

HORLAMA:

Fiziksel problemler dışında, eski düşünce kalıplarını bırakamadığımız için yaşadığımız bir durumdur. Hayatın akışına güvendiğimizde ve yeniliklere kendimizi açtığımızda her şey normale döner.

İLTİHAP VE SİVİLCE:

İçe bastırılmış çok fazla öfke anlamına gelir. İçimize attığımız öfke ve gerginlikler, vücutta iltihaplanmaya veya sivilceye neden olur.

KAS AĞRILARI:

Hayatın içindeki yükleri çok fazla yükleniyorsun demektir.

Baş ağrısı özellikle migreni size açıklayayım; çok fazla etken var.

Enerji yükselmesi olduğu için Kıbrıs”ta; insanların hisleri çok güçlü olduğu için, özellikle üçüncü gözü açık olan insanlar, ya da hisleri güçlü olan insanlar ciddi baş ağrısı yaşar ve bunun da sebebi “Neden kocam şimdi bunu yaptı? diye soru soruyorsun; ya da “Bu çocuğun hali ne olacak?” diye soru soruyorsun. Sana cevabı geliyor ama gelen cevabı reddediyorsun. Beğenmiyorsun gelen cevabı içine bir his doğuyor, “Hayır, olmaz yahu. Adam beni aldatmış olamaz” diyorsun. “Kesin aldatmıştır.” Çünkü sana gelen mesajı reddediyorsun ve kendi yorumuna dönüyorsun. Ama soruyu tekrar soruyorsun ve tekrar kendi yorumuna dönüyorsun. Soruyu tekrar sorduğun zaman otomatikman migren ve baş ağrısı başlar, bilgi gelir almayı reddedersin ve başın şişer. Sorguladıkça akışı değiştiriyorsun.

KALP KRİZİ VE KALP RAHATSIZLIKLARI:

Hayatın içinde çok fazla çabalama, yaşam tarzı, para ya da mevki uğruna hayatın sevincini bırakma.

KISIRLIK:

Geleceği güvende görememe ve kaynaklarını yeterli bulamamaktan dolayı ortaya çıkar. Kendi anne ve babasını yetersiz bulma düşüncesi; vücudu bebek sürecini engellemek ister.

KİLO PROBLEMİ:

Kişi kendini güvende hissetmiyor demektir. Kendini güvende hissetmediği için vücuda almış olduğu her gıda zor günler için depolanır. Bu bir anlamda kıtlık bilincidir. Böyle düşünen kişiler parayı zor kazanırlar veya kazandıkları zaman kısa sürede harcarlar. Kişi kendini güvende hissetmeye başladığı zaman, hücreleri de güvende hissetmeye başlayacaktır.

Aşırı kilo problemi bazı durumlarda,karşı cinse mesafe ve koruma koymak içindir.Aşırı kilo alan biri karşı cinsin kendine yaklaşmasını engellemeye çalışır.Özellikle kadınlarda,erkeğe karşı duyulan öfke veya babaya karşı duyulan öfke kız çocuğun kilo almasına ve erkekleri kendinden uzaklaştırmasına neden olur.

Kişi eğer kollarına kilo alıyorsa; kendini beğenmiyor ve onaylamıyor demektir.

Bacaklarda kilo varsa kendini güvende hissetmiyorsun. Kollarda kilo varsa “İnsanlar beni sevmiyor” diyorsun içinden. Popolar biraz büyüdüyse ve can yeleği bölgesinde genel bir kilo varsa cinselliğe karşı bir tepki var demektir. Yani “Benden uzak dursun erkek.”

Kendini koruma içgüdüsüdür bu. Ya da kendini kesinlikle güvende hissetmiyorsun ve vücut kendini sürekli kilo tutmak zorunda kalır. Bu insanların erzak dolapları da doludur.

KİST:

Geçmişte bir olay yaşadın ve o olayı sürekli düşünüyorsun. Fıtık; bütün hayatı yüklendin. Özellikle duygusal yönden yüklendin ve taşımaya çalışıyorsun. Üstünde çok fazla sorumluluk var.

KOLESTROL:

Hayatın içinde sevgiyi hissedemeyen ve sevgiyi algılamayan insanlarda oluşur.

Sana akan sevgiyi kabullenememe; yani biri gelip sana seni sevdiğini söyler ve sen içinden “Acaba seviyor mu?” diye şüphe edersin.

KULAKLAR (İŞİTME KAYBI)

Kişi duymak istemediği bir şeyler olduğu için işitme kaybı yaşar. Bu problem doğuştan geliyorsa; atalarından biri sözlü tacize uğramıştır ve bunu affedemediği için sınav genlerle aktarılmıştır.

MİDE HASTALIKLARI:

Hayatı ve insanları dert eden, herkesin derdini dinleyen kişilerde mide sıkışması, ülser, gastrit, reflü gibi hastalıklar oluşur.

MİGREN:

Hayatı çok fazla sorgulamaktan kaynaklanır. Üçüncü göz dediğimiz çakramızla bağlantılıdır. Bazı insanlar sürekli sorgularlar. “Neden oldu? Niçin bu şekilde? Kim nerde, ne yapar?” vb. Bu sorular migren ağrılarını ortaya çıkarır.

OMUZ AĞRILARI:

Omuz Ağrıları yaşayanlar hayatı çok ciddiye alanlar, çok fazla sorumluluk taşıyan kişilerdir. Yani sizin anlaşılamadığınızı hissettiniz; değersiz olduğunuzu hissettiniz; sevilmediğinizi hissettiniz bir dönem; ya da genel olarak.

Omuzlarında ağrın varsa eğer; Hayatı çok fazla yüklendin, çok fazla sorumluluk aldın, taşıyabileceğinin üzerinde yük aldın herkesi kurtarmaya çalışıyorsun.

Hayatı bu kadar yüklenmeyin. Lütfen hayatı paylaşın. Başkalarıyla sorumluluklarınızı paylaşın.

ÖKSÜRME:

Ben buradayım, lütfen benimle ilgilenin mesajıdır.

ÖPÜŞEMEME:

Kişinin güven eksikliğinden kaynaklanır. Dişlerinde sorun olduğunu düşünebilir, karşı cinsle temastan hoşlanmayabilir. Ağız kokusundan şikayet edebilir.

SAÇ DÖKÜLMESİ :

En az üç yüzden fazla kel erkekte veya saç kaybı yaşayan bayanlarda ortak olarak şunu fark ettim.

Kim geleceğe güvenmiyorsa “Acabalar” var aklında, her şeyi bilmek ister. Hayatı koltuğunun altında tutmak ister. Dizginlemek ister. O zaman saçları dökülmeye veya vücudunda da kıllanmalar başlıyor.

SEDEF VE VİRTİGO :

Derin bir suçluluk duygusu ya da bir sır. Bir sırrı içinde tutmak, ama bir suçluluk duygusuyla keşke yapmasaydım diyorsun.

SELÜLİT:

Birikmiş öfkeden kaynaklanır.

ŞEKER HASTALIĞI:

Bu hayatta yaşayacağım, zevk alacağım bir şey kalmadı ki,ne yapabilirim düşüncesi nedeniyle oluşur.

ŞİZOFREN:

Şizofrenlerin şizofren olduğuna inanmıyorum. Her şizofren; şizofren değildir. Bazı şizofrenler beyindeki arıza nedeniyle olmayan nesneler ve görüntüler görürler.

Bazı şizofrenler güçlü hisleri ve psişik yetenekleriyle başka boyutlardaki varlıkları ve olayları görürüler. Bu tıpta açıklanamadığı için şizofren teşhisi konur. Şizofrenlerle medyumlar birlikte meditasyon yaparlarsa bu açıklanabilir.

TÜMÖR:

Kişi eski acılar, eski hatıraları, eski dramları sürekli düşünüp yaşattığı için vücut kist yapar.

UÇUKLAR:

İçimize attığımız öfkeyi söylememek ve içimizde kalması durumunda oluşur.

VÜCUDUN SAĞ YANINDA OLUŞAN AĞRILAR:

Kişinin geleceği ile ilgili kaygıları vardır; geleceği ile ilgili adım atamıyor, madden ve manen kendini güvende hissedemiyordur.

YAĞ BEZESİ :

İçinde bir öfke var. İçinden birine kızgınsın, söyleniyorsun. Ama dışarıya güler yüz gösteriyorsun, içine atıyorsun.

YÜKSEK TANSİYON:

Çok fedakar, çok yardımsever olduğunu insanların bunu anlamadığı ve emeklerinin karşılığını göremediği düşüncesiyle oluşur.

Düşünce yapımızı değiştirdiğimiz zaman bedenimize verdiğimiz hasarlarda düzelmeye başlayacaktır. Doktorunuzla tedavinizi devam ettirirken düşünce yapınızı da şifalayarak iyileşme sürecinizi hızlandırabilirsiniz

Bu yazı teşhis ve tedavi yerine geçmez. Tanı için kullanılamaz. Teşhis tedavi ve tanı doktorun işidir. Biz yapmış olduğumuz yolculuklarda hastalık deneyimi yaşayan kişilerin hastalıkları ve düşünce yapıları ile ilgili gözlemlediğimiz bağlantıları paylaşmaya çalıştık. Doktorunuzla tedavi sürecinizde olumlu düşünmek iyileşme sürecinizi hayırlı birşekilde şifalandıracağına inanıyoruz.

Not: BİZ ELİMİZDEN GELDİĞİNCE BİLGİLERİMİZİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUZ, SİZDEN RİCAMIZ SİZDE SEVDİKLERİNİZLE PAYLAŞIN, ETRAFIMIZDA NE KADAR ÇOK KİŞİYİ HEP BİRLİKTE ŞİFALANDIRABİLİRSEK, GELECEK NESİLLERE HEPBİRLİKTE BİRŞEYLER BIRAKABİLİRİZ. YARDIM EDENDEN DE ETMİYENDEN DE ALLAH ŞİMDİDEN RAZI OLSUN

kaynak: nefes21 Bülent Gardiyanoğlu

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: