Archive | 07 Nisan 2016

KIRKINDAN SONRA AŞK

12494762_10204380758959069_4153844475280475395_n[1]

 

Kırkından sonra aşk
Ömrü yollarda geçen
iki insanın bir yere yerleşme arzusudur
Artık pembe panjurlu ev değil,
iki mavinin arasında, yeşil küçük bir bahçe hayalidir
Bir fincan kahve ve kitap kokusudur
Yatakta değil ruhunda sevişme zamanıdır
Sevgili oldugunuz için değil,
yanındayım demek için
el ele tutuşma güdüsüdür
Kırkından sonra aşk
Yorgunluğunu örtecek birinin şefkatli ellleridir
Kırkından sonra aşk
Gençlikten kısa, boşa geçen zamanlardan uzundur

Murat Ginlik

Kung Fu Panda 3- Tekrar Tekrar Seyredilmeli…

351400.jpg-c_300_300_x-f_jpg-q_x-xxyxx[1]

Bu çocuk çizgi filmi falan değil düpedüz bizler için… Her sözü bir mesaj, her karede başka ayrıntı yakalıyor insan…

Üstelik ne güzel film bana değil çocuklara diye de savunmaya geçmiyorsun rahat rahat öğretilenleri alıyorsun.

Filmden aldıklarımdan kısaca:

Hem usta, hem öğrenci olabilmeli insan

Herkes kendi potansiyeline erişmeli ve kendisi olmaya çalışmalı.

Başkası olmaya çalışma

Ki ya da Chi yani yaşam gücü enerjini arttırmak için her gün çalışmalısın.

Aldıkça kaybolursun.

Sevgi çok kıymetlidir.

Birlikten güç doğar.

Kendini her zaman daha ileriye götürmelisin.

Kıskançlıkla bir yere varamazsın.

En büyük benim hırsı seni yok eder…

Eeee filme gidin de birazını siz yazın gari…

Notum: 5

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Kansere Karşı En Etkili Sebzeler

J_patlıcan1[1]

 

Kanser, artık normal şekilde fonksiyonlarını yerine getirmeyen hücrelerin anormal büyümesi ile tanımlanan bir hastalıktır. Bu anomali vücudun doğal proseslerinde bozulmaya yol açar, etkilenen organ veya sistemin performansını etkiler. Kanser dünyada ölümlerin bir numaralı sebebidir ve genetik, hormonal bozukluk, alkol veya tütün kullanımı, yetersiz beslenme, duygusal faktörler ve diğer sebepler gibi birçok faktör nedeniyle ortaya çıktığına inanılmaktadır.

Milyonlarca araştırmacı kariyerlerini kansere çare bulmaya adamışlardır ve her gün yeni bir tedavi yöntemi keşfedilmektedir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, yeterli beslenme kanserin gelişimi, önlenmesi ve tedavisinde çok önemli bir yere sahiptir. Daha da fazlası, bazı besinlerin kanser tedavisinde yardımcı olan doğal özellikler içerdiği belirlenmiştir. Kansere karşı etkili besinler arasında vitamin, mineraller, antioksidanlar ve diğer faydalı elementler içeren çok çeşitli sebzeler yer almaktadır. Bu besinler herhangi bir önleme rutini için harika bir kaynaktır. Kansere karşı sebzeler hakkında daha fazla bilgi aşağıda yer almaktadır.

Havuç

Havucun kansere karşı etkili olan özellikleri güçlü bir antioksidan olmasının yanı sıra hücre yenilenmesinde de etkili olan betakaroten ve karatenoid maddelerini yüksek miktarda içermesinden ileri gelmektedir.

Domates

Çiğ domatesler onlara kırmızı rengini vermesinin yanı sıra prostat kanserinin önlenmesine de yardımcı olan güçlü özellikleri barındıran bir karoten olan likopen içerirler. İlave olarak, domates içerdiği A, C ve E vitaminler ve ayrıca içerdiği yüksek miktarda antioksidanlar ile diğer kanser türlerini önlemede de etkilidir.

Kırmızı dolmalık biber

Kırmızı dolmalık biber, kansere karşı çok güçlü bileşenler olan betakaroten, kapsaisin ve likopen barındırmasının yanı sıra birçok farklı faydası da olduğu bilinen bir sebzedir. İlave olarak, kırmızı dolmalık biber A ve C vitaminlerini içerir ve diğer doğal elementler ile bir araya geldiğinde tesirli bir antioksidan oluşturur.

Kırmızı pancar

İçerdiği flavonoid ve betanin ile kırmızı pancar sebzeler arasında anti-kanser özellikleri ile öne çıkan bir sebzedir. Birçok araştırma göstermektedir ki, kırmızı pancar domates, soğan ve salatalık gibi diğer sebzeler ile bir araya geldiğinde hastalık üzerinde güçlü bir önleme etkisi göstermektedir. Pancar vücut sistemlerini arındırma, kanseri önleme ve kalp damar hastalıklarının önüne geçmeye de yardımcı olmaktadır.

Patlıcan

Menekşe tonundaki diğer sebzeler gibi patlıcan da içerdiği antioksidanlar, A, C ve E vitaminleri, lif ve selenyum ile kansere karşı özelliklerle dolu bir sebzedir.

Sarımsak ve soğan

Bu iki sebze bol miktarda içerdikleri faydaları ile bilinmektedir; bunların arasında antibiyotik özellikler, bağışıklık sistemini kuvvetlendirme ve doğal arındırma yer almaktadır. Her iki sebze de içinde sülfür barındıran ve doğal karaciğer temizleyicisi olarak görev yapan allisin maddesi açısından zengindir ve kansere sebep olan kan ve dokularda biriken toksik maddelerin uzaklaştırılmasında yardımcı olurlar.

Lahanalar

Lahanalar (brokoli ve Brüksel lahanası), karnıbahar, turp ve su teresi besinleri kansere karşı etkili kılan flavonoid, glükozinolat ve bisülfat gibi fitokimyasal (bitki kimyası) içerikleri ile bilinmektedirler. Bu sebzeler bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, sisteminizdeki serbest radikalleri elemine eder ve hücreleri korur.

Sağlıklı alışkanlıklarla kanseri önleyin

Yukarıda bahsettiğimiz sebzeler bilinen kansere karşı etkili besinlerdir. Yapılan araştırmaların gösterdiği üzere, bu sebzelerin özellikleri vücudu korumaya, hücre azalmasını önlemeye ve mevcut kanser hücreleri ile mücadele etmeye, vücut savunmasını aktif hale getirmeye ve genel sağlığınızı korumaya yardımcı olmaktadır.

Fakat, “kansere karşı etkili” olmaları bunların mucize tedavi yöntemleri olduğu anlamına gelmez; basitçe tanımlamak gerekirse, bu sebzeler vücut sağlığınızı korumaya yardımcı olurlar ve bu sebzelerden en iyi şekilde faydalanmak için diğer sağlıklı alışkanlıklar kombine etmeniz gerekmektedir.

1. Besleyici gıdalar tüketin

Her zaman yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller ve sağlıklı nişastaları diyetinizde bulundurun, çünkü bu besinleri içeren diyetlerin kanser gelişmesi riskini azalttığı ispatlanmış bir gerçektir.

2. Egzersiz

Kanseri önlemede uygulayabileceğiniz en sağlıklı alışkanlık egzersiz yapmaktır. İlave olarak kilonuzu korumaya, kalp damar hastalıklarını önlemeye ve diğer kanser riskini arttıran durumları önlemede yardımcı olmaktadır.

3. Kırmızı et tüketiminizi sınırlayın

Yapılan çalışmalar çok fazla kırmızı et tüketen kişilerin pankreas, prostat, böbrek ve meme kanserine yakalanma riskini arttırdıklarını göstermektedir.

kaynak: sağlığa bir adım

Hem gözlük takıyor hemde yüzünüzde kırışıklığınız var diye üzülmeyin… Kırışıklıklarınızı yok etmenin yüzde yüz formülü bulundu…

mutluluk-1[1]

 

Hem gözlük takıyor hemde yüzünüzde kırışıklığınız var diye üzülmeyin… Kırışıklıklarınızı yok etmenin yüzde yüz formülü bulundu…

Aynanın karşısına geçiyorsunuz gözlüğünüzü çıkarıyorsunuz ve tatatatatat…

Tüm kırışıklıklarınız görünmez hale geliyor…

Kendinizi sağ taraftaki gibi görüyorsunuz…

Nasıl…

Formül süper değil mi???

Tak gözlüğü kırışık…

Çıkar gözlüğü pürüzsüz…

Herşey bu kadar basit işte efem…

Sağlıcakla,

Anette

Not: Bu icadın mucidi tamamen annemdir efem :)))

Ben” im diye etrafınıza gösterdikleriniz yüzde kaçınız sizin? Yüzde kaç mutlusunuz? Yüzde kaç gerçeksiniz?

Rüya-İçinde-Rüya[1]

 

Ben” im diye etrafınıza gösterdikleriniz yüzde kaçınız sizin?

Cesaret edip gösteremediğiniz daha yüzde kaçınız var geride?

Yüzde kaç kendinizsiniz siz? Düşündünüz mü hiç? …

Yüzdeyüz kendiniz olmadığınız için;

Yüzde kaç mutlusunuz?

Yüzde kaç aşıksınız?

Yüzde kaç annesiniz, babasınız, dostsunuz, sevgilisiniz,….?

Yüzde kaç gerçeksiniz siz?

Hayal ettiniz mi hiç, yüzdeyüz kendiniz olabilmeyi?

Tüm çıplaklığınızla ortaya çıkıp, ben buyum işte diyebilmeyi? Hiç rahatsız etmiyor mu sizi, üstünü örtüp, unutmaya çalıştığınız, yok saydığınız o duygular?

Kurtulmak için hiç bir istek duymuyor musunuz, yıllardır ruhunuza yerleştirdiğiniz sizi kısıtlayan o sınırlardan, kurallardan, yargılardan?

Yüzdeyüz kendiniz olarak yaşamak için cesaretiniz mi yok? Yeterince iyi olamamak, red edilmek mi korkutuyor sizi?

Yüzdeyüz kendiniz olarak yaşama riskini mi göze alamıyorsunuz?

! Kişisel arzular yerine hep dışarıdan gelecek motivasyonlara ihtiyaç duymak!

Kendini beyninde oluşturduğun negatif düşüncelerin, koşullanmaların parmaklıkları arasına hapsetmek!

Herşeye önyargı, gelenek yada moda düşüncelerin penceresinden bakmak.

Yüzdeyüz kendin olmak yerine, senden beklenenlere göre kendine sürekli yeni imajlar oluşturmak, olmak istenen kişi olmaya çalışmak!

Ezberci bir makina olmayı, kendi hikayesi olan mutlu ve yaratıcı bir insan olmaya tercih etmek.

Hadi itiraf edin artık kendinize asıl gerçeği! Aslında bunun böyle olması gerekmediğini. Bu yolu kolay olan olduğu için kendinizin seçtiğini.

Bunları bilerek kabullendiğinizi. Keşfedilmemiş yolları denemeye cesaretiniz olmadığı için bilinen, kalabalık ana yolları, ikinci el bir yaşamı tercih ettiğinizi.

Kendi ışığınızın size yeteceğine inanamadığınız için sürekli birilerinin peşinden gittiğinizi. Hadi alın artık üzerinize, yaptığınız seçimlerin, verdiğiniz kararların tüm sorumluluğunu.

Kabul edin artık, parmaklarınızın arasından akıp gidenin kendi hayatınız olduğunu.

Gösterin artık kendinize, mutlu olmak için ne kadar cesur olduğunuzu!

BELKİ BUNU BİLMİYORSUNUZ, AMA TANRI’YA VERİLEN SÖZLER, YEMİNLER BİR YAŞAMDAN DİĞERİNE TAŞINIR…

563601_350004091786636_994432028_n[1]

Şimdi size şunu sorayım,

Aranızdan kaçınız yoksulluk yemini ettiniz? Kaçınız yalnızlık yemini ettiniz?

Duygusal ilişkilerinizin neden yürümediğini bilmek ister misiniz?
Çünkü yürüdüğü her seferinde sizler suçluluk duyarsınız. İçinizdeki yemin size Tanrı’ya tapınmak için bekar kalmanız gerektiğini hatırlatır. Ve bu kadim yeminler içinizde kalıntı olarak yapışıp kalır ve siz onlarla -yeni enerjide bile- mücadele edersiniz.

Belki artık onları bırakmanızın zamanı gelmiştir. Sizlere bu bilgiyi, eğer isterseniz, bu eski enerji yeminlerini bırakmayı düşünmeniz için veriyoruz.

Bunun için şöyle diyebilirsiniz:

“SEVGİLİ RUH, ESKİ ENERJİNİN YEMİNLERİNİ BIRAKIYORUM. BEN BOLLUK İÇİNDE OLMAYI, SEVİLMEYİ, BENİ SEVENLERLE BİRLİKTE OLAYI HAK EDİYORUM. YENİ BİR BAŞLANGIÇ YAPMAYI HAK EDİYORUM.

Şu ruhsal gerçeği hatırlayın:

Önce kendinizle ilgilenin. O zaman çevrenizdeki şeyler değişecektir…

Kyron

kaynak: kozmik şifa

Hint Astrolojisine Göre Hangi Gün Ne Renk Giymeli, Ne Yapmalı ?

ruya_ilginc_bilgiler_th[1]

 

 

Pazartesi

Gezegeni: AY

Rengi: Beyaz

Taşı: Ay taşı, İnci

Enerji Kodu: Yorucu aktivitelerden uzak durmak, temizlenmek, niyet etmek, arınmak, dinlenmek, yemek pişirmek, diyete başlamamak.

Salı

Gezegeni: MARS

Rengi: Kırmızı

Taşı: Kırmızı mercan, Akik

Enerji Kodu: Fiziksel güç isteyen işlere yönelmek, spora başlamak, aktif olmak, hareketli işlere başlamak ve bunları düzenlemek, teknik konulara eğilmek, tadilat ve tamirat yapmak, rekabetle ilgili işlerimizi yapabiliriz.

Çarşamba

Gezegeni: MERKÜR

Rengi: Yeşil

Taşı: Zümrüt, Yeşim

Enerji Kodu: İletişimle ilgili her türlü aktivite, ticari bağlantılar, gençlerle ilgili konuları ele almak, görüşme ve toplantılar yapmak, yazı yazmaya başlamak, eğitim almak veya vermek, seminer ve konferansa katılmak veya vermek, telefon, mesaj, yazışma, interaktif iletişimler.

Perşembe

Gezegeni: JÜPİTER

Rengi: Sarı

Taşı: Sarı safir, Sarı sitrin, Sarı topaz

Enerji Kodu: Yoga, meditasyon, astroloji çalışmaları, ruhsal konular, dini toplantılar, eğitim konuları, seyahat ve benzeri planlamalar, çocuklarla ilgili çözülmesi gereken işler.

Cuma

Gezegeni: VENÜS

Rengi: Beyaz, Yeşil (ayrıca pembe, lila vb. pastel renkler iyidir)

Taşı: Pırlanta, Elmas, Turkuaz

Enerji Kodu: Eğlence, arkadaş toplantıları, aşk ve ilişkiler, alışveriş yapmak, takı ve benzeri alımlar yapmak, estetik ve kişisel bakım randevuları, sosyal alanlarda bulunmak, kendimizi şımartmaya zaman ayırmak, dinlenmek.

Cumartesi

Gezegeni: SATÜRN

Rengi: Gece mavisi, Koyu kahve

Taşı: Mavi safir, Lapus lazuli, Ametist

Enerji Kodu: Sabır gerektiren ama kalıcı işler, üretim alanları, büyük işletmelerle ilgili yatırım amaçlı ve uzun vadeli kararlar, sağlam ve uzun vadeli konulara yönelmek, sonuçları uzun vadeye yayılacak işler, nikah ve düğünler.

Pazar

Gezegeni: GÜNEŞ

Rengi: Turuncu

Taşı: Yakut

Enerji Kodu: Enerjisel olarak fevkalade verimli bir gün olması sebebiyle, tatil için pek uygun değildir. Enerji isteyen konuları, şifa çalışmalarını, yönetsel işleri, idari işleri, işe ve kariyere dönük konuları, olumlu enerjisiyle destekler.

Her gün, yeni bir güne coşkuyla ve sevinçle uyanıyoruz. Hayallerimizi deneyimlediğimiz şimdide, renklerin desteğini alarak, anımızı bir sanat eserine çevirelim.

Keyifle, sevgiyle kolaylaştırılsın…

Batı Tıbbı vücudu bir makine olarak görürken Doğu tıbbına göre vücut bir bahçedir.

998128_357689157687032_810073216_n1[1]

 

 

Bugün modern tıp eğitimi gören insanların birçoğu Doğu tıbbına duyarsız. Oysa bugün Amerika’da kabul görmüş olan birçok tedavi yöntemi Doğu tıbbında 10.000 senedir var olan şeyler.

Alternatif *CAM (Tamamlayıcı ve Alternatif tıbbın ingilizcesi Complementary & Alternative Medicine’ın kısa hali) denen Doğu tıbbı, Ba…tı’nın “Bir ölçü tüm bedenlere uyar” mantığının tersine hareket eder.

Doğu tıbbı insanın ruh ve bedeniyle bir bütün olduğunu; her kişinin bir parmak izi gibi diğerinden farklı olduğunu dolayısıyla hastalığından herkeste farklılık gösterdiği inancında.

Doğu tıbbına bakılarak geleneksel olmayan tıp’’, “folk tıbbı’’, “Doğu tıbbı’’ ve “holistik tıp’’ gibi farklı tanımlar da ortaya çıkmıştır.

Eski Çin’de tıp bilimi, “Tao” üstüne kurulmuştur. Tam olarak çevrilmesi âdeta olanaksız olan bu terim “patika” ya da “yaşam yolu” anlamına gelir. Tao’yla uyum içinde yaşayan insan, sağlıklı insandır.

Doğa yasalarına uygun, olması gerektiği gibi değil de olduğu gibi yaşamak, Tao’yla uyum içinde yaşamaktır. Doğa yasalarına aldırmamak, uyumsuzluk, dengesizlik ve hastalıkla son bulur.

Taocu tıbbı yönlendiren bazı genel prensipler var. Doğu medeniyetlerinde bazı düşünce sistemlerini şekillendiren ve Çin kültürüne şamanizmden miras kalan analoji prensibi ile karşılaşılması şaşırtıcı olmamalı.

Zaten, hem Ortaçağ hem de Rönesans Avrupa’sında da bu prensip simyacılar tarafından benimsenmişti.

Analoji prensibi, benzer formların benzer etkiler ürettiğini kabul eder ve bir objenin numunesinin lazer tekniğiyle bize bütün obje hakkında bilgiler vermesiyle örneklendirebileceğimiz holografi prensibiyle yakın ilişki içindedir. Bu prensibin Antik Çağ’dan beri -sırf Çin’de de değil- bilinegelmekte olduğunu Anaksagoras’ın ünlü “bütün bütünün içindedir” sözü ile anlamaktayız. Bu motta, özellikle Batı simyasının belirleyici formüllerinden olmuştur.

Çinli’ler kendilerine has, tabiri caizse simyevi bir düşünsel stil edinmişlerdir: Dış görünüşlerin incelenmesi, o bireyin içsel durumuna ulaşılmasına da izin verir. Hatta, içselliğin algısını bilgeler direk olarak edinebilirler

Çin tıbbının ardındaki felsefe Budizm ve Konfüçyusçu öğretiler ile Taocu dini ve felsefi birleşik görüşlerin bir karışımıdır.

Her ne kadar geleneksel Çin tıbbı pratisyenleri arasında çok çeşitli düşünce okulları olsa da, temelini beş Taocu aksiyom oluşturur:

İnsanlar da dahil olmak üzere evreni yöneten doğa kanunları vardır.

Evrenin doğal düzeni doğal olarak uyumludur ve iyi düzenlenmiştir. İnsanlar evrenin yasalarına göre yaşadıklarında, bu evrenle ve doğal çevreyle de uyumlu yaşarlar.

Evren dinamiktir, evrende değişmeyen tek şey değişimdir. Durgunluk, evren yasasının karşıtıdır ve Batı tıbbının hastalık olarak adlandırdığı şeye neden olur.

Tüm canlılar birbirine bağlıdır.

İnsanlar çevrelerine çok yakından bağlıdır ve çevrelerinin bütün yönleri tarafından etkilenir.

Fiziksel beden, duygusal ve ruhsal bedenle bir bütündür. Bilim geliştikçe, bizim sadece fiziksel bedenden ibaret olmadığımız, ayrıca enerji bedenimizin de olduğu bilgisi ile karşılaşıyoruz. Newton fiziğinden, Kuantum fiziğine geçişle, katı olarak algıladığımız her şeyin, buna bedenimiz de dahil aslında bir çeşit enerji olduğu anlıyoruz.

Canlı ve cansızın enerji anlamında tek bir bütün olması; fizikte, tıpta, ruhsallıkta, başka algılayış kapılarını açıyor. Özellikle Doğu Tıbbı’nın, yüzyıllardır kullandığı enerji meridyenleri bilgileri yeni yeni ispatlanıyor.

Kalp cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz bugün dünyanın en iyileri arasında yer alır; ‘Operasyon sonrası kalp yogası yapacaksın’ diyor… E Doğu tıbbı bunu 7 bin senedir biliyor! Bugün meditasyonun ya da rahatlatıcı nefeslerin beyin dalgaları ve stres hormonu üzerindeki etkileri son derece net durumdadır.

*********************************************************

Felsefi Arka Plan – Kozmik ve Doğal Düzen

Taocu düşüncede Tao ya da ilk evrensel ilke, bütün doğa modellerinin altında yatan karşıt prensipler dualitesi üretmiştir. Bu yin ve yang prensipleri, zıt kutuplar oldukları kadar karşılıklı olarak bağımlıdır. Bunlar geleneksel Çin tıbbındaki temel kavramlardır.

Yin, soğuk, nemli, loş, pasif, yavaş, ağır ve içe ya da aşağıya doğru hareket eden;

yang ise sıcak, kuru, parlak, etkin, hızlı, hafif ve yukarı ya da dışarı yönelen her şeyi temsil eder.

Her iki kuvvet de doğa ve insan sıhhatinde eşit derecede gereklidir, ayrıca hiçbir kuvvet bir diğeri olmadan var olamaz. Bu iki ilkenin dinamik etkileşimi mevsim döngüsü, insan yaşam döngüsü ve diğer doğal olgularında kendisini gösterir.

Geleneksel Çin tıbbının amaçlarından biri kişinin içindeki yin ve yang’ı ahenkli bir denge içinde tutmaktır.

Taocu öğretmenler Tao’nun yin ve yang’ın yanı sıra, aynı zamanda üçüncü bir kuvvet yani başlangıçta var olan enerji ya da q’yi (ki ya da çi olarak telaffuz edilir) ürettiğine inanmıştır.

Yin, yang ve qi arasındaki etkileşim, Beş Element olan su, metal, toprak, ağaç (tahta) ve ateşi meydana getirir. Bu öğelerin hepsi insan vücudunun yapısı ve işleyişine yansır.

İnsan

Geleneksel Çin hekimleri insan vücudunun yapısını diseksiyon (dokuların kesilerek ayrılması) yoluyla öğrenmemiştir çünkü bir bedeni keserek açmanın atalarına saygısızlık olacağına inanırlar. Bunun yerine majör organların konumlarını ve işlevlerini, asırlar süren gözlemleriyle saptama ve daha sonra bu organları yin, yang, qi ve Beş Element ilkeleriyle ilişkilendirme biçiminde bir anlayış geliştirmişlerdir.

Bu şekilde;

ağaç karaciğer (yin) ve safra kesesi (yang);

ateş kalp (yin) ve ince bağırsak (yang);

toprak dalak(yin) ve mide (yang);

metal akciğerler (yin) ve kalın bağırsak (yang);

ve su böbrekler (yin) ve mesane (yang) ile ilişkilendirilir.

Çinliler aynı zamanda vücudun, kan, ruh, yaşam özü (vücudun qi ve kandan ürettiği büyüme ve gelişme ilkesi), sıvılar (salya, omurga sıvısı, ter, vb. gibi kan dışındaki bütün sıvılar) ve qi’den oluşan Beş Esansiyel Madde içerdiğine de inanmışlardır.

Geleneksel Çin tıbbının eşsiz bir özelliği de meridyen sistemidir. Çinli hekimler vücudun meridyenler denilen ve çeşitli organları birbirine bağlayan ve dengeleyen bir enerji yolu ağı ile düzenlendiğine inanır.

Meridyenlerin dört fonksiyonu vardır: iç organları vücudun dışıyla ve kişiyi çevresi ve evren ile bağlar; vücuttaki organlardaki yin ve yang prensipleri ile Beş Madde’yi uyumlu hale getirir, qi’yi vücuda dağıtır; vücudu hava durumu ile ilgili (rüzgar, yaz sıcağı, rutubet, kuruluk, soğuk ve ateş) dış dengesizliklere karşı korur.

*********************************************************

• Batı tıbbına göre sağlık demek ağrılardan, belirtilerden ve fiziksel ya da zihinsel rahatsızlıklardan kurtulmak demektir. Doğu tıbbına göre ise sağlık beden, zihin ve ruh arasında tam bir uyum sağlamaktır.

• Batı tıbbında sağlıksız olmak, bir neden ve belirtiden dolayı bedensel yapıda oluşan bir kusurdur. Doğu tıbbına göre ise bu vücudumuzda dolaşan doğal enerjinin (çi) dengesini kaybetmesidir.

• Batı tıbbına göre belirtiler hastalığın işaretidir ve hemen yok edilmesi gerekir. Doğu tıbbına göre ise belirtiler hastalığı iyileştirmek için vücudun gösterdiği çabadır.

• Batı’ya göre hastalığın nedeni vücuda dışarıdan etki eden hastalıklı bir şeydir. Doğu’ya göre Çi enerjisini uyumsuz hale getiren herhangi bir harekettir.

• Batı tıbbı sağlıklı yaşamayı empoze etmekten çok tedavi etmeye odaklanır. Doğuya göre kişinin görevi hastalığı önlemek için sağlıklı ve uyum içinde bir yaşam sürmektir.

• Batı’da doktorlar araba tamircisi gibi çalışır. Gelen hastaya mekanik, bozulmuş, yolda kalmış bir araç gibi yaklaşır. Doğu’da hekimin görevi hasta olduklarında onları iyileştirmek yerine onlara yol gösterip sağlıklı kalmaları için asistanlık etmektir.

• Batı’da tedavinin amacı belirtileri ilaçla yok etmek ya da ameliyat etmektir. Doğu’da ise her şekilde yaşamsal değişiklileri dengeye sokmaktır.

• Batı tıbbının yegane gücü yapısal travmalara, kusurlara ve hayati tehlikesi olan hasatlıklara karşı ilaç ve ameliyatla müdahale etmektir. Doğu tıbbının en güçlü özelliği ise kronik denen hastalıkları önlemeye ve anlamaya çalışmak, yaşam tarzını düzenlemek, beden ve zihin dengesini sağlayıp korumaktır.

Doğu içe dönük çalışmalar sürdürmektedir, içerdeki enerjiyi ortaya çıkartmak ve onun gücünü kullanmakla ilgileniyor. Somut enerjide olan enerji tıkanıklığına yani hastalıkların, kökünün ve başlangıç noktası olan düşüncelerle tedavi yöntemlerinle ilgileniyorlar.

10.000 yıldan bu yana her bir insanın içsel yolculuk deneyimlerine kulak vererek çözümler ortaya konuluyor. İlaç ve ameliyatın yerine teknik ve metotlar kullanıyorlar.

Doğunun alternatifi düşünce yani başlangıç. Doğu alternatif düşünce yapısını ve düşünceden sonuca giden yollar üzerinde çözümler üretiyor. Batı tıbbı ise sonuçlara bakarak çözümler üretiyorlar.

Aslında ikisi farklı kulvardalar.

Enerjilerin orta merkezi olarak kabul edilen nokta atomlar. Doğunun çalışmalarının tümü atomu altı ,batının ise atom üzeri …

Çağımızda Doğu ve Batı tıbbının, inanç ve felsefelerini birleşik uygulama yolunda çaba gösterenler artık kabul etmiştir ki;

“Bir hastalık varsa, bunu sebebi düşüncelerdir”

YAZININ SAHİBİ: HÜLYA REİSDİR…

Fatoş Pabuccu Tuncayın sayfasından alınmıştır

KALP İLE BEYİN ARASINDA BİR KÖPRÜ BULUNDU

heart-and-brain[1]

 

 

Yüzyıllardır gelmiş geçmiş üstadların,bilgelerin,peygamberlerin en azından 1 kez olsun gönül gözü diye adlandırdığı şey gerçek oluyor.

Kalbimizin sadece vücudumuza kan pompalayan bir organ olmadığı bilim tarafından son yıllarda giderek daha iyi anlaşılıyor.

Kalbin daha önceden bilimin farketmediği, AMA sözde daha ilkel toplumların çoktanfarkettiği, bil…diği bir dolu yönü de bilim tarafından farkedilmeye başlandı.

Mesela kalbimizde NÖRONLAR bulundu. O sebeple de kalp nakli yapılan bazı insanlarda daha önceden olmayan alışkanlıklar, özellikle de daha önceden olmayan yeni yeme alışkanlıkları ortaya çıkabiliyor.

KALP İLE BEYİN ARASINDA BİR KÖPRÜ BULUNDU.Bu köprünün henüz NE yaptığı bilinmiyor.Muhtemelen BİLGİ taşıyor.Çünkü nöron demek bize ait bilgiler demek.Ya bizimkalbe kayıt ettiğimiz,yada doğuştan gelen..

Kalbimizin beynimizden 100 kere daha güçlü elektrik Alan ve 5000 kere daha güçlü manyetik Alan ürettiği saptandı.

O kadar güçlü manyetik bir Alan ki 22.000 mil uzaktaki uydudan bile ölçülebiliyor.

Dünyanın manyetik alanındaki dalgalanmalardan biz insanların etkilendiği biliniyordu, ancak bizim kalbimizin yaydığı manyetik alanın dünya manyetik alanını etkilediği pek bilinmiyordu.

Yeryüzünün manyetik alanları ve bu alandaki dalgalanmalar uydulardan düzenli olarak ölçülüyor.

Örneğin ikiz kulelerin yıkıldığı 11 Eylül günü dünyanın manyetik alanlarında bilim adamlarının anlayamadığı anormal bir sapma olmuş.

Sonradan araştırdıklarında o gün televizyonlardan kulelerin yıkılma görüntüsünü dünyanın çeşitli yerlerinden izleyen insanların duyduğu üzüntüden kaynaklandığı anlaşılmış.

Kalbe dayalı yaşamı geliştirmek için bir Kalp Matematiği Enstitüsü bile kurulmuş.

Belki internetten girip bakmak isterseniz diye İngilizcesini de yazayım: IHM, açık hali ileInstitute of Heart Math.

Başında Howard Martin adında bir bilim adamı var. Sürekli kalp zekası ve kalpten evrene yayılan dalgalarla ilgili çeşitli bilimsel araştırmalar yapıyorlar.

Aslında tavsiyem, belkiye bırakmayın, mutlaka bu web sitesini ziyaret edin.

Bu enstitünün misyonu kalbe dayalı yaşamı geliştirmek, insanların stres düzeylerini azaltıp kalp ve beyin ilişkisinin COHERENCE dedikleri durumda kalabilmelerini sağlamak.

Bir de Global Coherence adını verdikleri bir yeryüzü manyetik alanı ile insan kalbi ve beyin manyetik dalgaları arasındaki ilişkiyi gözlemleyen bir proje ya DA sistem kurmuşlar.Coherence (uyum, ahenk , eş fazlı) durumunda kalp ve beyin dalgaları arasındaki ilişki uyumlu oluyor ve ölçülebiliyor.

0.10 hertz olduğunda coherence yani uyum gerçekleşiyor.

Ve bu dalga boyuna gelebilmek ise ancak bir başkası için şefkat, (çare, takdir, affetme ve şükran duyguları hissettiğinizde oluyor.

Bu durumda olmak ise sizin bağışıklık sisteminizin güçlenmesine, hastalıklarınız varsa iyileşmesine yardımcı oluyor, stres hormanları düzeyi düşüyor.

Aynı zamanda yeryüzü manyetik alanı ile de uyum içerisinde oluyorsunuz.

Hatta coherence durumunda olup olmadığınızı ölçmek için bir alet bile geliştirmişler.

Aletin adı DA EM Wave. Artık bazı bilim adamları bu aleti takıp dolaşıyor.

Eğer uyum durumunda değilseniz alet de kırmızı ışık yanıyor.

Kalp ve beyin arsındaki iletişim uyumlu ise yani takdir, şükran ve sevgi duyguları içerisindeyseniz alet yeşil yanıyor.

Tabii kırmızı görünce hemen toparlanıp, bir dakika ben NE düşünüyorum, hissediyorum DA kırmızı yanıyor diye kendinizi yoklamanız gerekiyor.

Ve hemen zorla DA olsa kendinizi daha olumlu duygular hissetmeye yönlendiriyorsunuz.

Sizdeki yeşil ışıktan hem sağlığınız, hem de dünya manyetik alanı olumlu etkileniyor.

Bir süre sonra kendinizi iyice eğitip muhtemelen artık çoğunlukla yeşil ışıkta kalmayı başarıyorsunuz.

Bir de elinizi bizzat kalbiniz üzerine koymak DA, elin yarattığı baskı yüzünden zihnin dikkatini oraya çekip kalbe inmeyi, kalple bağlantı kurmayı kolaylaştırıyormuş.

Bu sitede stresi azaltmak, kalp boyutunda yaşamayı öğretmek için başka teknikler de var.

Kısacası artık analitik zihinlerimizden uzaklaşıp daha çok kalp boyutunda yaşamayı mutlaka öğrenmemiz gerekiyor.

Bilim de bunu söylüyor.” – Alıntı –

Kaynak: Arzu Seçkin

BEYİN DALGALARINIZI DEĞİŞTİREREK DUYGULARINIZI KONTROL EDEBİLİRSİNİZ!

10533276_693465180762989_2196818340424896433_o1[1]

 

Güne frenkansımızı yükselterek başlamak bugünümüz, yarınımız, geleceğimiz ve hatta “geçmişimiz” için son derece önemli.

Peki nedir bu frekans ? Neden yükseltmemiz gerekir ? Yükseltirsek ne olur? Yükseltmezsek ne olur?

Öncelikle frekans fiziksel bir terim bunu belirteyim.

“Denge noktası etrafındaki salınıma” frekans diyor fizik.

Evrende her ne varsa bir FREKANS halinde ve titreşiyor.

Titreşimler ise bizim yaradılışımızla görebildiğimiz bir düzeyde değil. Ama hissedebileceğimiz bir düzeyde.

Şimdi beynimizin titreşimlerine bir göz atalım :

DELTA :
Uyku anında ortaya çıkıyor saniyede 4 dalgalanma meydana getiriyor. En yavaş titreşen dalgalar olarak biliniyor. 4 herz (uyuyan beyin)

TETA:
Bunlarda uyku evresine girerken 4-7 dalgalanma şeklinde delta dalgasından biraz daha hızlı salınım yapıyor. 5-6 herz (uyurgezer beyin)

ALFA:
Bu dalga saniyede ortalama 10 kez salınım yapan bir dalgadır, insanın rahat olduğu durumlarda ortaya çıkıyor. 10 herz ( Düzgün beyin dalgası)

BETA:
Bu dalgalar ise STRES (gerilim) durumunda kafamızın dağınık olduğu durumlarda ortaya çıkıyor. Saniyede 13-40 dalga arası (13-40 herz diyelim) (düzensiz)

GAMA:
Bu dalgalar saniyede 40 kez titreşen dalgalardır. Üzerinde çalışmalar süren bu dalgaların; bilinç,özü düşünme gibi durumlarda oluştuğu düşünülüyor.(40 herz)

Görüldüğü gibi titreşimimizin bizi en rahatlattığı, huzur verdiği frekans aralığı, saniyede 10 Herz salınım yapan Alfa dalgası.

Alfa beyin dalgasına ulaşabilmemiz için bir çok teknik var.

Benim önemsediğim, kullandığım ve danışanlarıma önerdiğim, tekniklerden bahsetmek istiyorum bu yazıda sizlere.

1. Uykudan uyandığınızda ve uykuya dalmadan hemen önce :
Bu alfa frekansının doğal sürecidir. Uykuya dalmadan hemen önce ve uyandığımız andaki frekansımız alfa frekansıdır. Özellikle gerçekleşmesini istediğimiz herhangi bir hayalimiz var bu anlarda hayalimizi üç boyutlu düşünerek, yoğun duygu (neşe, sevinç, heyecan, mutluluk) hissederek evrene gönderirseniz, hayallerinizi gerçeğe getirmek kolaylaşacaktır.

2. Diyafram Nefesi :
Burundan alınıp, yine burundan verilen nefes şeklidir. Uzanarak yapabiliriz bu nefes alıştırmasını. Sağ elimizi karnımızın üzerine koyalım. Burnumuzdan kocaman derin bir nefes alıp karnımızı kocaman şişirelim. Karnımızı şişirirken 8 veya 10’a kadar sayalım. Karnımızın üzerindeki sağ elimizin, şişen karnımızla birlikte yukarıya doğru kalktığını hissedelim. Sonra tekrar yine burnumuzdan vermek suretiyle 8-10’a kadar sayarak karnımızı yavaş yavaş indirelim. Tabi ki bu alıştırmayı yaparken sadece nefesimize odaklanıp, başka hiçbir şey düşünmeyelim. Yaklaşık 15 dakika bu nefes çalışmasını yaparsanız, rahatlıkla alfa seviyesine inmiş olursunuz.

3. Renk ayrıştırma metodu :
Bir yere uzanın, derin derin nefesler alarak kendinizi rahatladın. Hayalinizde gökkuşağının renklerini düşünün. Şimdi kırmızıyla başlayın. Bu uygulamada hayal gücünüzü ve beş duyunuzu mümkün mertebe fazlaca kullanmanız gerekecek. Kırmızı bir meyve düşünün. Mesela bir sepet dolusu kıpkırmızı kirazlar görün. Hayalinizde bu kirazları elinize alın, dokunun, dokusunu hissedin. Kokularını duymaya çalışın bu kıpkırmızı kirazların. Sonra ağzınızda bir tane olgun kıpkırmızı kiraz atın ve ağzınızda dağılan o muhteşem lezzeti hissedin. Sonra tekrar kırmızı bir obje düşünün mesela bir elma bahçesinde olduğunuzu hayal edin. Dalda kıpkırmızı elmalar var ve siz elmaları topluyorsunuz. Sepette bir sürü kırmızı elma birikti. Sonra elmalardan birini alarak kocaman ısırıyorsunuz elmadan. Elmanın tüm lezzetini ağzınızda hissediyorsunuz.

Şimdi turuncuya geçelim. Kendinizi bir deniz kenarında hissedin… Güneş batmak üzere ve güneşin turuncu aydınlığı tüm denizi sarmış. Her taraf turuncu bir renge boyanmış ve siz o turuncu rengin hakim olduğu anlarda denize girdiğinizi hayal edin. Turuncu renklere tekrar tekrar bakın, denizin sularının tamamen turuncuya boyandığını görün….

Şimdi bir portakal hayal edin elinize portakalı alın, dokusunu hissedin, sonra koklayın, mis gibi kokusunu içinize çekin portakalın. Sonra soymaya başlayın portakalın kabuklarını, soyarken sularının aktığını düşünün ve parçalara ayırın portakalı. Şimdi bir dilim sulu ve kokulu portakalı ağzınıza attığınızı hayal edin,
lezzetle yiyin.

Bu alıştırma gökkuşağının tüm renkleri ile devam edecek. Sıradaki renkler sarı, yeşil, turkuaz, mavi ve mor.

Bu alıştırmalar, titreşiminizi saniyede 10 hz salınıma çekecek ve rahatlayıp, huzur bulacaksınız.

Kolay gelsin smile ifade simgesi Sevgilerimle,

A.Nilgün Aktaş