Benim de yazarlarından biri olduğum Martı Dergisinin Mart Ayı Çıktı… Kaçırmayın. Bu ayki yazımın girişini sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

Benim de yazarlarından biri olduğum Martı Dergisinin Mart Ayı Çıktı… Kaçırmayın. Bu ayki yazımın girişini sizlerle paylaşmak istiyorum. Devamı için tabi ki dergiye abone olmanız gerekiyor…
Ben de Artık ’’ Çöpsüz Üzüm’’ İstiyorum…
İstanbul’da lapa lapa kar yağma günlerindeyiz. “Bu günleri değerlendirmek lazım” dedim ve dışarı çıktım. Mahallede demli çay satan bir yer var, caddeye bakan tarafı da komple camekan. Hem çayımı içer hem yağan karı seyrederim diyerek oraya gittim. Tabi tek akıllı ben değilim. Allah’ım cafe’nin içi nasıl tıklım tıklım dolu anlatamam.
İki tane orta yaşlı güzel kadının yanına oturdum. Elimde Orhan Pamuk’un son kitabı, kitap sürükleyici ama onların konuşmaları daha sürükleyici. Mecbur anlatacağım.
Elif başından geçenleri Yeliz’e anlatmaktadır. Bir sene kadar önce İsmail’le tanışmışlar. İsmail daha ilk gece çıkışlarında eski sevgilisi Yeşim’i dilinden düşürmemiş: “Yeşim şöyle Yeşim böyle, araştırıyorum evlendi mi diye, ben ona ters davrandım ama naz yapmak içindi, onun için ölüyorum, bitiyorum”…
Elif tabi şok geçirmiş. O ne hayallerle gelmiş, ne bulmuş. Tamam demiş ben en iyisi İsmail’le arkadaş kalayım elimden gelen desteği vereyim. Böyle zaman zaman buluşup görüşmeye başlamışlar, tam araları olacak gibiyken Yeşim sahneye çıkmış ve İsmail Elif ‘i anında bırakıp gitmiş. Sonra o iş yine yürümemiş tekrar Elif’le dostluklarına devam etmişler. Ama adam artık işi bir adım ileriye taşımak ta ısrarlıymış. Elif tabi hep Yeşim’i dinlediğinden çekimsermiş. Sonra yine bir yakınlaşma dalgasında Elif tam bu iş olacak derken adam aynalarda her yerde Yeşim’i gördüğünü onu nasıl aklından çıkaramadığını anlatmaya başlamış. Bizim Elif ikinci şokuyla gene kalakalmış. Ve arayı açmış…

DEVAMI MARTIDA…

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

OMUZ ÇEŞİTLERİ İNSANLAR HAKKINDA NE SÖYLER?

Omuzlar, yaşam hakkında sürekli kafamızda taşıdığımız duygu ve inançları yansıtan aynalar gibidir.

KARE biçimli omuzlar, kişinin her durumda kendi yeteneklerine ve kendisine güvendiğini anlatır;
YÜKSEK VE DİK omuzlar, kronik bir korku durumuna işaret eder, bu kişiler sanki her an arkalarından biri gelip de ona vuracakmış gibi dururlar;
AŞIRI DÜŞÜK omuzlar o kişinin, yaşamı taşıyamayacak kadar ağır bir yük olarak gördüğünü gösterir;
İLERİ DOĞRU KAMBURLAŞMIŞ omuzlar paralı dövüşçüler gibi her an saldırmaya hazır bir insan görüntüsünü verirler.
HER ZAMAN GERİYE DOĞRU ÇEKİLMİŞ omuzlar, o kişinin saldırmamak için büyük bir çaba gösterdiğini anlatırlar, ne ilginçtir ki, bu tip insanların çeneleri de ileri çıkıktır, adeta karşısındakilere ilk hamleyi yap da görelim ifadesi verirler

KAYNAK: NERMİN DOĞRUOĞLU

‎DUYGULARIN‬ ‪#‎TEMİZLENMESİ

images[6]

Geçmişte kendini ifade etmemiş, dönüşmemiş enerjiler, travmalar karşımızdaki kişilerin bize karşı davranışları olarak ortaya çıkar. Karşımıza çıkan kişilere her tepki verdiğimizde bizde dönüşmemiş bir ‪#‎enerji‬ var demektir. Bu hali çocukluğumuzda öğreniriz. Çevremizdeki insanlarda hep aynı şeyleri yaparlar, tepki gösterir ve suçlarlar. Bu davranış şeklini öğrenmemeyi seçtiğimizde yani olanın kendi sorumluluğumuz olduğunu kabul ettiğimizde tepki gösterme hali tamamen ortadan kalkar. Tepki göstermek ateşe benzin dökmek gibidir. ‪#‎Sorumluluk‬ almak ise ateşe ‪#‎su‬ atmak anlamına gelir. Tepki göstermek enerjiyi boşuna kullanmak demektir.

Sizi üzen olay aslında sizi üzen bir durum değil de size hazırlanan bir ‪#‎sınav‬ niteliğindedir. Bu durum ilk defa olmuş değildir.

Verdiğiniz ‪#‎tepki‬ yeni değildir. Eskinin tekrarı gerçekleşiyordur. Siz farkedene kadar benzer durum tekrarlanır durur. Ve siz her seferinde tepki verirsiniz. Çünkü bu çocukluğunuzda ailenizden ve/veya çevrenizden öğrendiğiniz bir şeydir. Bunlar ‪#‎hücrelerinizde‬ kodlanmış durumdadır.

Tepki (reaction) gösterdikten sonra 2.aşama “Suçlama” dır. İngilizcede ‪#‎suçlama‬ “ blame” demektir. “Be Lame” kelime anlamı ise “ “sakat olma” dır. Suçlayarak dikkatimizi kendimizden uzaklaştır ve başkalarına yönlendirir. Kendimizi özürlü, aciz duruma sokarız. Hayatımızda olanların sorumluluğunu almadıkça bu süreç hep böyle devam edecektir.Suçlama= Blame içimizde olanların ‪#‎yansımasıdır‬. Ve bu durumun tabii ki sonuçları olacaktır. Karşımızdakini suçlayarak kendimizi kurban rolüne sokar ve gücümüzü inkar ederiz.

Bir sonraki aşama ise; Suçlu hissetme, utanma ve pişmanlıktır. Birini suçladığımızda bilinçsizce kendimizi de suçlu hissederiz. Başkalarını suçlayarak kendimize ihanet etmiş oluruz. Çünkü başkalarını suçladığımızda ruhumuzun gücünü ‪#‎göz‬ ardı etmiş oluruz. Yani olanların ‪#‎ruhumuzun‬ kontrolü dışında olduğunu kabul etmiş oluruz. Bu şekilde “ cause=neden” and=ve “ effet=sonuç” kanunu da gözardı etmiş oluruz. Tepkili davranışlar hiç bir şekilde bize hizmet etmezler. Duygusal olarak hücrelerimize işlemiş olarak bu davranışlar nasıl öğrenildi ise öğrenilmemiş hale de gelebilir. Kendinize güvenin ve emin olun. Unutmayın hayatınızda olanlar evrenin bize hazırladığını oyunlardır. Hayatınızda terse giden, sizi sinirlendiren olayları evren bilinçli olarak size sunmaktadır. Kendinizi huzursuz hissettiğinizde” duygusal temizlenme rituelini” yapabilirsiniz.

Öncelikle karşınıza çıkıpta ‪#‎dengenizi‬ bozan kişilerin kesinlikle olan olaylardan haberi yoktur. Onlar sadece “mesaj” getirenlerdir. Onlar geçmişle bütünleşmek için hatıraların yüzeye çıkmasıdır. Bu yüzden mesaj getirenlere saldırmak sonuç vermez. ‪#‎Evrenin‬ limitsiz mesaj getirenleri vardır. Burada yapılacak ilk şey mesaj getireni bir kenara bırakmak ve onu unutmaktır. Onlara verdikleri muhteşem hizmet için sadece teşekkür edebilirsiniz. Tepki göstermek yerine tek başınıza kaldığınızda bunun üzerine çalışmak için kendinize söz verebilirsiniz. Emin olun bu tarz bir davranış çok cesaret ister.

Sonra fiziksel, duygusal ve zihinsel drama içine girmeden“ Mesajı Alın” yani mesajın farkına varın. Ve gelen mesajın ne olduğunu ‪#‎hissedin‬. Ve kendi kendinize “ Ben üzgünüm”, Ben incindim”, “Kendimi çok yalnız hissediyorum” “Kendimi çok kızgın hissediyorum”, Kendimi çok üzülmüş hissediyorum” v.s. İçinizdeki hissin gerçekte bunlardan hangisi olduğunun farkına varın. ‪#‎Duygusal‬ tepkiyi çağrıştıran duyguları hissetmeye çalışın. Örneğin Kızgınsanız ; elleriniz titreyebilir, ‪#‎solar‬ pleksusunuz sıkışabilir, yüzünüz kızarır. Gerçek hissi tamamiyle tespit ettiğinizde 2.aşamada bitmiş olur. 3. aşamada gelen hisleri hiç bastırmadan iyice içine girin. Bastırmayın, yok saymayın sadece ‪#‎keşfedin‬. Bu duygu ile kalın, o ‪#‎an‬‘da kalın. Duyguyu ‪#‎yargılamadan‬, herhangi bir sonuç çıkarmadan sadece hissedin. Sonra aynı geçmiş duyguları ne zaman hissettiğinizi düşünün ve bunların dikkatinize gelmesi için izin verin, ‪#‎güvendesiniz‬, yapabilirsiniz.

Duygusal blokajları bedeninizi fiziksel olarak iyice hissettiğinizde son aşama için hazırsınız demektir. Şimdi gelen duygulara bana doğru gelebilirsiniz, ‪#‎korku‬ ve kısıtlama ile karşılaşmayacağını ve yargılamayacağınızı söyleyin. Duyguya “ şefkat” gösterin. ‪#‎Sevgi‬ ile kucaklayın. Şefkatin İngilizce anlamı” compassion” kelimeyi açarsak “ come pass on” kelimelerini çağrıştırır. Bunun anlamı ise “gel ve devam et”tir. Duygulara aynen böyle söyleyin. Gel, nel olursan gel, ben buradayım. ( Mevlana da böyle söylememiş midir? “Gel Ne olursan Gel” Bu teknik dışarıdaki dünyayı deneyimlediklerimiz aslında içimizdeki duygusal durumdan kaynaklanmaktadır. ‪#‎Barışı‬ hayatımıza almamız, dışarısı ile bağlantımızın olmadığını anlatır. Sevgi ve ‪#‎şefkat‬ kalbinize giden kapının tekrar açılması için kullanacağınız anahtardır.

Michael Brown

Detoksa İhtiyacınız Olduğunu Gösteren İşaretler

 

Detoks, vücudumuza çeşitli yollarla giren ve atık madde olarak dışarı atılmayı bekleyen zararlı toksinlerden kurtulmaktır.
Vücutta toksinlerin tutulmasının iki temel sebebi vardır. Birincisi yiyeceklerde, havada ve suda doğal olmayan çevresel toksinlere aşırı maruz kalmamız yüzünden oluşan, metabolizmanın doğal seviyenin çok üstünde toksin yüklenmesi. Diğeri ise, sağlıksız kişisel alışkanlıklar, aşırı yorgunluk ve hiperaktif modern yaşam stilleri yüzünden zayıflayan sinir sistemi sebebiyle işlemeyen normal atılım sürecidir.´

Herkesin kendi yaşam tarzına ve ihtiyaçlarına göre değişik miktarlarda ve şekillerde detoksa ihtiyacı var. Reid´in kitabında bu konu bütün hatları ile gayet açık seçik ve detaylı olarak yer alıyor. Ancak siz bu kitaptan derlenen bilgiler ışığında ana hatlarıyla yapılması ve yapılmaması gerekenleri öğrenebilirsiniz.

Detoksa İhtiyacınız Olduğunu Gösteren İşaretler

Baş ağrısı, sırt ağrıları, sık sık soğuk algınlığına yakalanmak, yorgunluk, eklem ağrıları, burun kaşıntısı, sinirlilik, deri döküntüleri, öksürük, uyku hali, deri kızarıklıkları, göğüs hırıltısı, gözlerde iritasyon, uykusuzluk, bulantı, boğaz ağrısı, savunma sisteminizde yavaşlama, baş dönmesi, hazımsızlık, boyun tutulması, değişken ruhsal yapı, anoreksiya, sinüslerin tıkanması, anksiyete, ağız kokusu, dolaşım bozukluğu, ateş, depresyon, kabızlık.

İlk önce soluduğumuz hava temiz olmalı. Doğru bir şekilde solunum yapmayı bilmeli, diyaframımızı kullanmayı öğrenmeliyiz.
Kanımızda bulunan oksijen miktarı düşük olmamalı. Aksi takdirde detoks yapamayız çünkü oksijen var olan en etkili antioksidandır. 200 yıl önce atmosferde yüzde 38 oranında oksijen bulunurken bugün sadece yüzde 19 oksijen mevcut. Tüm toksinler vücuttan atılmak için önce oksijenle birleşmeli, bu nedenle oksijen takviyesi almak için ozon ve oksijen tedavileri uygulatmak çok önemli.
Yenilenler ve içilenler toksik olmamalı. İçtiğiniz suyun kalitesi çok önemli. İdeal bir diyet uygulandığında dahi içilen suyun ph derecesi ile vücudunuzun asit dengesini bozabilirsiniz. Su, ideal olarak ph 7.35 ile 7.60 değerleri arasında olmalıdır. İçtiğiniz suyun değerlerini bilmiyor ya da belirtilene güvenmiyorsanız, herhangi bir laboratuvara giderek değerleri çok ucuza öğrenebilirsiniz.
AsiditeDetoks kitabının yazarı Daniel Reid´e göre sağlıklı bir vücutta kan ve diğer vücut sıvılarının birçoğu, deniz suyuna benzer şekilde hafif alkaliktir. Alkalik ve oksijen, sağlıklı olmanın ve güçlü bir bağışıklık sisteminin şartlarıdır; bakteriyel, virütik ve mantar kökenli enfeksiyonlar oksijenle yeterince beslenmiş ve alkalik dokularda gelişemezler. Mikropların neredeyse tamamı bu ortamda etkisiz hale gelir.
Demek ki detoks yaparken amacımız; asit oranımızı ph 7 oranında tutmaya çalışmak ve oksijen oranımızı arttırmak olmalıdır. Bu sonuçları elde etmek için düzenli bir şekilde beslenip, yaşam tarzımızı da değiştirmeliyiz.

Detoks Programları

Detoks, sadece beslenme ile sağlanamıyor. Beslenmemizde yapacağımız değişikliklerle vücudumuza yeni toksinler eklemeyi kısıtlayabiliriz ancak var olan toksinleri vücuttan atmak için egzersizlerle terlememiz gerekir. Ayrıca idrar ve dışkı yoluyla da zehirlerimizi atabilmeliyiz.

Ülkemizde de çok çeşitli spa merkezleri ve otellerde, uzman doktorlar tarafından uygulanan destek tedaviler mevcut. Ancak evde haftada bir, üç ya da yedi gün veya en uzun 15 günlük kürler uygulayabilirsiniz. Uzman kontrolü olmayan ev tedavilerinde daha temkinli davranmanızı öneriyoruz.

Evde Detoks
Detoks´un beslenme ayağında çok çeşitli seçenekler ve programlar söz konusu. Detoks´ta ufak birkaç değişiklikten tutun da sadece elma yenilen, meyve suları tüketilen diyetlere ve hatta sadece su içilen oruçlara kadar uzanan çok geniş bir yelpaze söz konusu. Herhangi bir radikal diyet veya uygulamadan önce mutlaka doktora danışmalısınız. Su Orucu, meyve suyu diyeti veya tek tip gıda ile yapılan aşırı programları uygulamadan önce dikkatle düşünün. Çünkü bu tip diyetlerin yarardan çok zararı olabilir.

ALINTI

Beslenme Dışında Toksin Alımını Azaltmak İçin Neler Yapmalıyız?

PİŞİRME METOTLARI: Tükettiğimiz gıdalar kadar önemli bir diğer unsur ise pişirme metotlarımız. Kızartma yapmamaya, yağı aşırı ısıtmamaya özen göstermeliyiz. Haşlama ya da buharda pişirme usullerini tercih etmeliyiz. Ayrıca pişirme yapılan kapların paslanmaz çelik, cam veya porselen olmasına dikkat etmeliyiz.

SABUNLAR VE DETERJANLAR: Gerek bulaşık yıkarken gerekse banyoda kullandığımız sabunların, bitkisel özlerden olmasına dikkat etmeliyiz. Kimyasal katkıları olan ürünlerden kaçınmalıyız.

DENİZ SUYU MUCİZESİ: Denize yakın bir yerde oturuyorsanız ve suyun temizliğinden eminseniz, her gün birkaç damla deniz suyunu içme suyuna damlatarak içmeniz vücut asit dengeniz için son derece yararlı olacaktır. Denizde yüzmenin de tedavi edici özellikleri var ve günde belirli aralıklarla suya girilmesi çok yararlı.

DENİZ VE DAĞ HAVASI: Bu gibi mekanlarda havanın iyonizasyonu ve kalitesi farklı olduğundan, ´biraz dağ havası almak´ veya ´ deniz havası solumak´ hurafe değil. Sağlık üzerinde oksijen arttırıcı ve denge düzenleyici etkileri var.

DETOKS SAĞLAYAN ÇAYLAR: Başta yeşil çay olmak üzere birçok bitkisel çayın detoks etkisi yüksektir. Papatya, ginseng, ginko biloba, ekinezya, kırmızı pancar, zencefil, meyankökü de toksin arındırıcı özellikleri olan önemli kaynaklardır.

DUŞ VE BANYO: Sıcak suyun ve su ile masajın faydaları büyük. Ayrıca ölü derilerimizden arınarak gözeneklerimizi açtığımız takdirde toksinlerden daha kolay kurtulabiliriz. Cilde kuru fırça ile yapılan masaj kan dolaşımını hızlandırarak, ciltteki oksijen oranını arttırır. Cildimiz ve iç organlarımıza çok yararlıdır. Küveti su ile doldurup, evde detoks yapmak istediğinizde cildi tahriş eden zararlı kimyasallar içeren sabunlar yerine, papatya, biberiye, okaliptüs ve adaçayı gibi doğal yağlar kullanmayı tercih etmelisiniz. Ayrıca banyonuza yarım bardak içme sodası ve/veya deniz tuzu da ilave edebilirsiniz.

KOKULAR: Kokular bizim tahminimizden çok daha önemli. Çağlar boyunca çeşitli hastalıklar insanlığı tehdit ederken, bu virüs ve bakterilerden en az etkilenen veya hiç etkilenmeyen grup insan, çiçekler, çiçek suları ve yağlarıyla uğraşanlar olmuş. Kimyasal kokular bu kategoriye girmezler ve zararları da vardır.

VİTAMİNLER: Detoks sırasında, beslenme programınızı ve diğer tedavilerinizi desteklemek için alınması gereken en ideal antioksidan vitaminler: çinko, kalsiyum, B vitaminleri (özellikle B3), C vitamini, selenyum, A vitamini, E vitamini olarak özetlenir.

Baharat ve Çaylarla Arınma Programı

İyi bir beslenme programına ilaveten:

Uyanınca: Bir bardak ılık suya bir kaşık limon suyu veya bir kaşık elma sirkesi ekleyerek için.
Yemeklerde: Maydanoz ve sarımsak tüketin (tercihen çiğ), ayrıca kırmızı biber ve zencefil (çorbalara katılarak tüketilebilir) de tüketilmesi gerekir.
Yemek Aralarında: Papatya, zencefil, ıhlamur, meyankökü gibi arındırıcı çaylar tüketin.
Akşam: Papatya çayı rahatlatıcı özelliği ile uyku için de idealdir.

İdeal Beslenme

Haftada 1 kez vücudumuzu arındırmamız gerekiyor. Örneğin bir gün boyunca sadece evde sıkılmış doğal meyve suyu, içme suyu ve yanında çiğ meyve ve sebze tüketmemiz öneriliyor.

Bunları sofranızdan kaldırmaya ya da çok ender tüketmeye çalışın. Kırmızı et, şarküteri etler, sakatat, rafine edilmiş gıdalar, konserveler, şeker, tuz, doymuş yağlar, kahve, alkollü içecekler ve nikotin.

Mümkün olduğunca organik gıda tüketmeye çalışın.

Sadece filtre edilmiş, mineralleri uygun ve ph düzeyi 7 veya üzerinde olan içme sularından tüketin.

Yumurta, buğday, süt ve ürünlerini belirli dönemlerde sıra ile yiyin. Hepsini aynı dönemde tüketmemeye özen gösterin.

Mevsim meyve ve sebzelerini tüketmeye özen gösterin.

Sofranızda en sık bulunan ürünler: meyve, sebze, yeşillik, tahıl, baklagiller, düşük yağ oranlı süt/yoğurt/peynir, organik beyaz et ve taze balık olmalı.

Limon asidik olarak düşünülse de, vücudumuz için en ideal asit düzenleyici maddelerdendir ve her gün bir miktar tüketilmesi hararetle tavsiye edilir.

Doğanın antibiyotiği olan sarımsak, insan yapımı antibiyotikler gibi yan etkileri olmayan muhteşem bir antioksidandır. Belirli aralıklarda sarımsak kürü yapılması tavsiye edilir.

Bir bağ maydanozu kaynayan suya atıp, suyun altını kapatın ve bu suyu ılık olarak gün içerisinde tüketin, hem klorofil hem de diğer vitaminler açısından ideal detoks ajanı olacaktır.

ALINTI

Bir hayvanın dergah-ı izzette duası kabul olduğu halde, insan olan niçin gafletten uyanmaz

images[5]

 

Geyik ve yavruları da sulanıp gittiler…

Gönül dostu, güzel yüzlü, iyi huylu birisi sık sık bir arkadaşını ziyarete gider… ve her gidişinde onun evinde misafir olarak gecelerdi. Hane sahibi de her defasında bu aziz misafirine av eti ikram ederdi. Yine misafirliğe kaldığı bir günlerin birinde av etinden başka bir yemek konulunca sebebini merak edip: “Her zaman bana av eti ikram ederdin, bugün başka bir şey ikram etmene sebep nedir?” diye sorar.

Ev sahibi de şöyle anlatır:

“Ben sık sık ava çıkarım. Ava çıktığım günlerin birinde yine su içerisine tuzağımı kurmuş ve bir yere gizlenmiştim. Biraz sonra yanında üç tane yavrusu olduğu halde bir geyik geldi. Su içmek için yaklaştığı zaman tuzağı görünce, içmekten vazgeçip gittiler.

Ertesi gün tekrar geldiler. Fakat tuzağı görüp yine su içmeden gittiler. Üçüncü gün geldiklerinde susuzluktan ayakta duracak hâlleri kalmamıştı. Yine su içmek için yaklaştıkları zaman tuzağı gördüler. Fakat bir türlü cesaret edip yaklaşamıyorlardı. Suyun etrafında dolaşmaya başladılar. Başka bir su da bulamayınca, geyik yüzünü semaya doğru kaldırdı, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Hal diliyle yaratıcısına yalvarmaya başladı. Bir müddet sonra bulutlar peyda oldu, gök gürleyip şimşekler çakmaya başladı. O derece yağmur yağdı ki, dereler ve göller dolup taştı. Geyik ve yavruları da sulanıp gittiler. Ben de  “bir hayvanın dergah-ı izzette duası kabul olduğu halde, insan olan niçin gafletten uyanmaz.” Diyerek o günden sonra avlanmayı bıraktım.

Valla O Zaman Ben de Çıkarım Arkadaşlarımla Dışarıya…

11041792_685125911598299_156618764835923291_n[1]

Meyveleri Renklerine Göre Tüketin

Meyvelerin doğal renklerine göre tüketilmesinin hastalıkların tedavisinde etkili olduğu ortaya çıktı. Buna göre, ateşli kırmızı diye tabir edilen kırmızı meyvelerin birçok kalp ve damar hastalıklarında tedavi edici rol oynadığı ve kanser riskini azalttığı, idrar yollarının sağlıklı çalışmasını sağladığı ve hafızayı geliştirici etkisi bulunuyor. Hem kırmızı hem de turuncu meyve ve sebzelerde bulunan beta karoten maddesi, kardiyovasküler hastalıkları ve kanser riskini azaltıyor, gözleri güçlendiriyor. Yeşil meyve ve sebzeler de kanser ve kalp hastalıkları riskini azaltıyor. Doğum sırasında meydana gelebilecek olan kusurları engellerken, kırmızı kan hücreleriyle kemik ve dişlerin güçlü olmasına da yardımcı oluyor. Birçok meyvede bulunan K vitamini, demir, magnezyum ve kalsiyum, kemiklerin ve dişlerin güçlü ve kanın sağlıklı olmasını sağlıyor. Mavi, mor ve siyah kategorisinde bulunan sebze ve meyveler de kalp ve idrar yollarını geliştirirken aynı zamanda yaşlanmayı geciktiriyor. Yabanmersini ve kızılcıkta bulunan antioksidanlar mesane enfeksiyonlarından, ülser ve diş eti hastalıklarına kadar korunma sağlıyor. Ayrıca bunlarda bulunan ve yoğunlaşmış tanenler olarak bilinen maddeler istenmeyen bakterilerin hücrelere ve organlara yapışmasını engelliyor.

Yoğurt suyu çok faydalı

Yoğurdun suyuna sarı ve yeşilimsi rengi veren Riboflavin isimli vitamin. Yoğurt suyunun dökülmesi ile sağlık açısından faydalı olan bu vitamin boşa gidiyor. B2 vitamini eksikliği, göz ve ağız kenarlarında çatlamalar ve yaralara neden oluyor. Yoğurt suyunda da bulunan B2 vitamini, vücuttaki protein, karbonhidrat ve yağlarla etkileşim içine girerek, onların kullanılmasını kolaylaştırıyor.

Yumurtanın sarısı yaşlılar için faydalı

ABD de yapılan bir araştırma, yumurta sarısındaki lutein ve zeaksantinin gözlerde ortaya çıkan yaşla ilgili dejenerasyon ve katarakta karşı koruyucu etki gösterdiğini ortaya koydu. Yumurtanın faydaları konusunda birçok araştırma yapıldığı, yumurtanın anne karnındaki bebekten, 60 yaşındaki yaşlılara kadar herkes açısından faydalı bir gıda olduğu belirtildi. Göz sağlığındaki rolleri dışında yumurtanın, kalp-damar hastalıkları ve kansere karşı da iyi geldiği vurgulandı.

Böbrek dostu Elma

Meyve ve sebzelerin yararını bilmeyen yok. Reçetelerini Meyve ve Sebzelerin Gizli Güçleri adlı kitapta toplayan Jay Kordich kabızlığa karşı patates, havuç, elma ve maydanoz suyunu önerirken baş ağrısına karşı da elmayla karıştırılan ceviz suyunu öneriyor. Tek başına yendiğinde de son derece yararlı bir meyve olan elma böbreklerin temizlenmesine, sindirim rahatsızlıklarının kontrol edilmesine yardım ediyor.

Brokoli sağlığın anahtarıdır

Uzmanlar, brokolide, havuçtakinden daha fazla beta karoten bulunduğunu söyleyerek, bu sebeple yenilebilecek, suyu içilebilecek en iyi besinlerden olduğunu kaydediyor. Beta karotenin, güçlü bir kanser savaşçısı olduğunu vurgulayan uzmanlar, yemek borusu, mide, bağırsak kanserleri tehlikesini azalttığını ifade ediyor. Brokolinin ayrıca, B1 ve C vitamini ile dolu olduğunun altını çizen uzmanlar, yüksek miktarda kalsiyum, kükürt, potasyum ve selenyum maddeleri içerdiğini belirtiyor. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokolinin vitamin deposu olduğunu bildiren uzmanlar, suyunun havuç veya elma suyu ile karıştırılarak içilmesinin de faydalı olduğunu kaydediyor.

alinti

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Köpek Şart Diyorsun…

11042653_779325525482540_3120573920105383347_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Ruhumun Karanlığı…

Aslında son derece pozitif ve hayata olumlu bakan bir insanım, ama son birkaç ayda öyle çok şey oldu ki hayatımda şaşkına dönmüş durumdayım.

İşin kötü tarafı içine kapanık biri olduğumdan pek kimseyle de bunları konuşamıyorum, en rahat olduğum yer klavye başı. Ben benleyim o an. Bir süredir ara vermiştim yazmaya ama Martı dergisiyle beraber tekrar başladım yazılara sığınmaya. Umarım sizleri sıkmadan bunu başarabilirim. İlk yazım azcık karanlık, ama söz diğerlerinin böyle olmamasına çalışacağım…

Olaylar zinciri annemin düşmesiyle başlar. Düşüş ki ne düşüş, yer gök kan sanki. Ambulans yoktur gelmez. İş benim ilk yardım eğitiminde öğrendiğim tampona ve enerji verişime kalır. Neyse hastaneye bir şekilde ulaşırız: 12’i dikişi MR’ı derken ne annem o düşüşü unutabiliyor ne ben her tarafa fışkırarak akan, sırtından havluyla sildiğim kanları unutabiliyorum. Ve de annemin ‘’hayatımı senin tamponuna’’ borçluyum sözlerini…

Kafasını çarptığı 140 senelik antika piyanoyu satma çabam inanın başka bir macera. Girmediğim antikacı, haber salmadığım arkadaş kalmadı ama bir türlü kimselerle uzlaşamadık.

İş hayatı desen, bir süredir, bir harala gürele sevdiğim insanların birbirlerini yemesini ve tartışmalarını seyrediyorum. Hani izleyici olursunuz ama hiçbir şey yapamazsınız ya, o sözler söylenecek, o kalpler kırılacaktır ya, akacak olan suyun akışını kesemezsiniz ya, benimki de o hesap. Su tartışmayla aktı bu sefer. Ben de izleyici olarak suyun kenarında kalakaldım…

Üstüne üstlük çok sevdiğim bir arkadaşımla da yollarımızı ayırmanın vakti geldiğine karar verdik…

Sonra çok sevgili halacığımın bir süredir uğraştığı hastalığın çok kötü bir evresine girdiği haberi geldi, her akşam dua ettim, her akşam reiki yolladım, ve bir mucize oldu daha iyi haberi geldi.

Hep olumsuzluklar olmuyor tabi, inişlerin yanında çıkışlar da oluyor. Onları anlatmasam olmaz. 10 senelik arabamı çok sevdiğim başka bir modelle değiştirme şansım oldu. Mardin, Midyat, Hasankeyf gezisine katıldım, oraların eşsiz güzelliğini keşfetme fırsatı buldum.

Ve tam her şey toparlanıyor derken, annemin bana verdiği, benim de zaman içinde ufak tefek para biriktirip aldığım birkaç parça mücevherim –  günahı kimin boynunaysa – çalındı.

Arkasından Martı dergisinin teklifi geldi. Belki başka yerden gelse bu kadar sevinmezdim. Neden mi? Çünkü küçüklüğümde Richard Bach’ın “Martı” kitabını okuyup etkilenmiş ve hep kendini sorgulayan, hayatını sorgulayan, kendi yönünü el yordamıyla bulmaya çalışan biri olarak kitapla aynı isimde olan bir dergiden gelen teklif içimi ısıttı. Üstelik derginin teması da aynı benim ruhumdaki özlemleri yansıtıyor, tam tencere kapak oldu diye sevindirik oldum anlayacağınız. Ve bunu hayatta bazı şeyleri doğru yaptığımı gösteren evrensel bir işaret olarak algıladığım için içim tekrar aydınlandı.

Arkasından kanal t’ye cumartesi günü Müge Oruçkaptan’ın sunduğu Rengarenk Dakikalar’a konuk olarak çağrıldım.

Ne diyeyim Martı’yla tekrar uçmaya başlarım inşallah. Siz de kendi yolunuz da uçmaya devam edin emi…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

2015 Ocak

Sağlığımız için doğal tuz Tüketmeliyiz

Hayat için gerekli temel besin maddelerinden biri olan doğal -işlenmemiş- deniz tuzunun hayatın devamlılığını sağlayan çok önemli özellikleri varken, işlenmiş rafine tuzların zararları nedeniyle giderek daha da çok yanlış yerlere konumlandırıldığı gerçeğini görmemezlikten gelemeyiz. Çünkü gerçek doğal tuz olmadan hayatın var olması mümkün değil!

Hepimiz biliyoruz ki su ve tuz hayatın temel yapı taşlarıdır. Dünyanın dörtte üçü denizlerle kaplıdır ve deniz suyu kısaca su ve tuzdan oluşur. İnsan vücudunu oluşturan iki temel elementten biri su, diğeri de tuzdur. Bir insan cesedi yakıldığında geriye kalan küllerin bile vücut tarafından yapılmış saf tuz olduğu yaklaşık 100 yıl önce kanıtlanmıştır (Dr.Willhelm Schüssler).

Doğal tuz kristali insan vücudunu oluşturan tüm elementleri içerir. Doğada bulunan 94 elementten soy gazlar hariç, tüm elementler doğal tuz kristalinde mevcuttur. Bu da doğal tuzun insan vücudunda bulunan tüm doğal mineralleri ve iz minerallerini içerdiği anlamına gelir.

Kanımızın bile tuzlu bir yapısı olduğunu düşünürsek niye tuz “rafine” edilerek insan sağlığı için bu denli tehlikeli bir noktaya taşındı? Doğal tuz hayatın yapı taşıyken, rafine tuz öldürüyor, Niye? Çünkü doğal işlenmemiş deniz tuzu kristali ile rafine beyaz tuzun hiçbir ortak yönü yok!

Kullanılan rafine tuzların çoğu sodyum klorid ve maalesef yaşam için gerekli olan tuzla alakalı bir yapı değil! Oysa doğal deniz tuzu kristali sodyum ve klor gibi sadece iki element değil vücudumuzu oluşturan tüm doğal elementleri içeriyor. Hemen hemen her konuda olduğu gibi sanayileşme doğal tuz kristalini de “temizlemeyi!” ve onu iki elemente indirgemeyi seçti ve beyaz şekere benzeyen beyaz bir zehir yarattı!

Tuzun değişim gücü

Bilimsel açıdan doğal tuz kristalinin oldukça kendine has bir yapısı vardır. Diğer tüm kristal yapıların tersine, tuzun atomik yapısı moleküler değil elektrikseldir ve tuzu değişken yapan faktör de budur. Bir kuvars (quartz) kristali bir kap suya koyup 10 dakika sonra çıkardığımızda o hala aynı kristaldir, yani kristal yapılı olmasına rağmen moleküler yapısı değişmemiştir. Enerjisini, frekans kalıplarını suya aktarmış olsa da kristal bozulmadan aynı kalmıştır.

Doğal -işlenmemiş- tuz kristali suya koyulduğundaysa tuz erir ve “SOLE” oluşur. SOLE ise ne tuz ne de sudur, tuzun veya suyun kendi başlarına ifade ettiklerinden daha yüksek bir enerji boyutudur. Sole ısınıp su buharlaştığında geriye tuz kalır. Doğal, işlenmemiş tuzun bu form değiştirebilme kabiliyeti gıda olarak metabolize edilme ihtiyacı olmadığını gösterir. Tükettiğimiz nişasta şekere, protein amino asitlere ve yağ gliserin ve aside dönüşürken tuz, tuz olarak kalır. Başka bir deyişle vücudumuz, tuz dışında kalan tüm gıdaları içerdikleri besinleri kullanabilmek amacıyla parçalarına ayırmak zorundadır. Çünkü doğal tuz SOLE olarak tüketildiğinde iyonize bir formda hücrelerin kullanımı için hazırdır.

Tuz olmadan düşünemez, hareket edemeyiz!

*Vücudumuzdaki en basit fonksiyonların gerçekleşebilmesi için bile doğal tuza veya içerdiği elementlere iyonize bir formda ihtiyacımız vardır.
*Örneğin: Duyularımızla algıladıklarımızı beyne iletmek sinir sistemimizin görevidir. Beyin kendisine ulaşan bilgiye göre gereken şekilde reaksiyon göstermeleri için kaslarımıza sinir hücreleri aracılığıyla gerekli bilgi ve talimatları iletir. Bu süreç şöyle oluşur:
*Pozitif yüklenen potasyum iyonları hücreyi terk ederken, hücreye giremeyen pozitif yüklü sodyum iyonları hücre zarında bir elektrik potansiyeli oluştururlar.
*Hücrenin dışı pozitif, içi negatif yüklü hale gelir.
*Bir sinir hücresi uyarıldığında zarı aniden zıt kutup haline döner ve sonuç olarak sodyum iyonlarını geçirgen hale gelir.
*Her sinir uyarımında saniyenin binde biri (1/1000) gibi çok kısa bir sürede elektrik potansiyeli dönüşerek 90 millivolt enerji açığa çıkar.
*Ve böylelikle alınan uyarılar düşünce ve harekete dönüşür.
Sonuç olarak tuzdaki sodyum ve potasyum iyonları olmadan bu fonksiyonların gerçekleşebilmesi mümkün değildir. Bunlar olmadan tek bir düşünce veya hareket bile oluşamaz. Bir bardak su içmek gibi basit bir hareket bile gerekli düşünce ve hareketlerin oluşabilmesi için sinirlere uyarı olarak gelen milyonlarca talimatı gerektirir. Başlangıçta düşünce vardır ve düşünce bir elektromanyetik frekanstan-alandan başka bir şey değildir. Tuz bu elektromanyetik frekansın yaratımından ve beynin emirlerinin istenen hareketi yapacak olan kas ve organlara iletilmesinden sorumludur.

Günlük tüketmemiz gerek doğal tuz miktarı nedir?

Vücudumuz günlük olarak 0,1984 gr doğal-işlenmemiş tuza ihtiyaç duyarken birçok insan tuza doyamıyor. Amerika’da kişi başı günlük tuz tüketimi yaş grupları arasında 11,34 gr ile 19,84 gr arasında değişiyor. Buna karşılık böbreklerimizin günlük tuz süzme kapasitesi cinsiyete, yaşa ve kişinin yapısal özelliklerine göre 4,82 gr ile 7,09 gr arasında değişiyor.

Rafine tuz vücudumuzu neden tahrip ediyor?

Vücut rafine tuzu saldırgan bir zehir olarak algıladığı için tüketilen rafine tuzu kendini korumak amacıyla bir an önce atmak istiyor ve bu nedenle de tüketilen aşırı miktarda tuzun süzülmesi ve atılması başta böbreklerimiz olmak üzere tüm boşaltım sistemi üzerinde önemli bir yük ve baskı oluşturuyor. Vücut her zaman aşırı tuzun kendisine vereceği zararı engellemek için tuzu izole etmeye çalışır. Bunu yaparken de hücre suyu moleküllerini kullanarak tuzu kaplar ve sodyum kloridi sodyum ve klorid olarak iyonize ederek nötrleştirir. Ve ne yazık ki bunu yaparken hücre suyu tamamen kaybolan hücreler de ölmektedir. Vücudun 1 gr rafine tuzu (sodyum klorid) atabilmek için kullandığı hücresuyu miktarı bunun tam 23 katıdır. Ne kaybettiğimizi anlamak hiç de zor değil öyle değil mi?

Üstelik rafine tuz kullanımının tek bedeli hücre ölümleri değil, vücudun ihtiyacı olmayan, oldukça asidik ödemler veya doku içinde aşırı su birikimlerine sebep oluyor ki, kadınların en önemli şikâyetlerinden biri olan selülitin temel sebeplerinden biri de bu.

Vücut hafif alkali yapıda sağlıklıdır, asidik ödemlerin vücudumuza bir faydası olmadığı gibi vücudun pH’ını asidik yöne doğru çektikleri için genel sağlığın korunmasını da zorlaştırırlar.

Vücuttan atılamayan rafine tuz ise, tekrar kristalleşerek direkt eklem ve kemiklerde depolanır ki bu artrit, gut gibi değişik türdeki romatizmal hastalıklar ile safra kesesi ve böbrek taşı oluşumlarının önemli sebeplerindendir. Tekrar kristalleştirerek saklama çözümü orta ve uzun vadede hastalıklara sebep olacak olsa da, atımını gerçekleştiremediği aşırı miktarda rafine tuzun kendisine vereceği zararı engellemek için vücudun bulabildiği tek çözümdür.

Peki, bunu neden yapıyoruz? Niye doğal deniz tuzu kristalleri bu kadar faydalıyken, yerine beyaz zehir de denilen “rafine tuz-sodyum klorid” üretiyor ve kullanıyoruz?

Sebep basit: Dünyada kullanılan tuzun yaklaşık %93’ü endüstriyel kullanım amaçlı üretiliyor ve bu tuzun sodyum klorid olarak üretilmesi anlamına geliyor. Çünkü her kimyasal işlem sodyum klorid kullanımını gerektiriyor. Doğal tuz kristalinin içerdiği diğer doğal elementlerin tümü üretimde sıkıntılara sebep olduğu için ayıklanıyor ve atılıyor. Bakalım sodyum klorid nelerin üretimi için gerekli:

*Sodalar
*Çamaşır deterjanları
*Vernik, cilalar
*Plastik
*PVC

Özetle hemen hemen insanın doğa ve doğal olanla arasındaki mesafeyi artıran sentetik her şeyin üretimi için gerekli sodyum klorid. Ayrıca üretilen rafine tuzun yaklaşık %6-7’si de gıda endüstrisinde ekonomik kimyasal koruyucu amaçlı olarak kullanılmakta. Ekmek, yoğurt gibi çok tüketilen hazır gıdalara ve fast food ürünlerine baktığımızda maalesef çok azının sodyum klorid içermediğini görüyoruz. Bu özellikle raf ömrünün uzatmanın peşinde olan hazır gıda üreticileri açısından çok önemli. Ve ne yazık ki tüm bu gelişmeler insan hayatı için hayatı ciddi anlamda tehdit eden adımlar. Yani sadece havayı, suyu tüketmiyoruz… Hayatın temel yapı taşlarından olan doğal deniz tuzu kristallerini de daha çok satış, daha çok kar için zehire dönüştürerek yok ediyoruz.

Kimsenin aklı karışmasın!

Konunun özeti şu: Her konuda olduğu gibi doğru bilgiyle doğru seçim yapmak mümkünken “suçu tuza atma”nın hiçbir manası yok! Hayatı korumayı, yaşamayı ve yaşatmayı seçenler “doğal-işlenmemiş tuz kristali”nin peşine düşsünler… Doğal tuz kristali hayat demek çünkü! Kullandığım tuzun nasıl bir tuz olduğuna nasıl emin olacağım diyorsanız, hangi tuzu kullanıyorsanız kullanın, önce tuzunuzu test edin, sonra karar verin. Çünkü maalesef doğal deniz tuzu diye satılan birçok tuz, maalesef öyle olmayabiliyor, ya da öyle olup dinamitleme ile çıkarıldığı için yapısı bozulmuş olabiliyor.

Doğal tuz testi çok kolay

1 çay bardağını yarısına kadar üzüm sirkesi ile doldurun.
İçine 1 tatlı kaşığı tuz atın. 5-10 dakika seyredin. Bardaktaki sirke yeni açılmış gazlı içecekler gibi aşağıdan yukarı doğru köpürmeye başlıyor ve bir süre sonra bulanıklaşıyorsa, o tuzu hemen ve ebediyen hayatınızdan çıkarın!

Doğal tuz temin etmek isteyenler için tavsiyeler:

Gerçeğini bulmak kaydıyla, sadece iki tuz öneriyoruz ki bunlar:
1.İşlenmemiş Keltik Sea Salt (Celtic Sea Salt)
2.İşlenmemiş Himalaya Tuz Kristali

Ve konuyla ilgili daha da fazla bilgi edinmek isteyenler için de mutlaka okunmasını önerdiğimiz bir kitap var, önemli bir kaynak kitabı olarak kullandığımız: “Water & Salt – The Essence of Life” Dr. med. Barbara Hendel & Peter Ferreira.

Ayrıca; www.bmeal.com
www.iyilikguzellik.com, Nihal Doğan

Ev yapımı yoğurt

Malzemeler:

1 litre günlük süt,
1 yemek kaşığı yoğurt.

Hazırlanışı:

Sütü çelik bir tencereye alın, kaynatın. Kaynatma sırasında 5-10 dakika karıştırırarak sütü havalandırın. Süt kaynadıktan sonra altını kısın ve 15-20 dakika kısık ateşte, kaynamadan sıcaklığını koruyarak pişirmeye devam edin. Kaynattığınız sütü mayalamak istediğiniz kaba aktarın.
Kaytanıp, ılınmaya bıraktığınız sütü mayalama ısısı için sık sık kontrol edin. Süte parmağınızı sokup 7’ye kadar saydığınızda eliniz sütün ısısına dayanıyorsa maya için uygun sıcaklık demektir.
Bir kasede ılık sütle ezdiğiniz oda ısısındaki yoğurdu, kabın bir kenarından (kaymağını bozmadan) süte katın ve karıştırın.
püf noktası: Mayalanan sütün üzerini bir süzgeçle örtün (süzgeç, sütün hava almasını sağlayacak). Süzgeçin üstünü bir kağıt peçete ile örtün. Yoğurt gerçekten daha kıvamlı ve lezzetli oluyor.

Mayaladığınız sütün sıcaklığını koruması için kalın bir örtü ile etrafını ve üzerini iyice sarın.
Beş-altı saat sonra açın ve ağzı açık olarak buzdolabına kaldırın. Buzdolabında en az 5-6 saat mümkünse bir gün dinlendirdikten sonra servis edebilirsiniz. Buzdolabında bekletme süresi ne kadar uzatılırsa kıvamı daha iyi olur.

Dikkat edelim!

Mayalayacağınız kabı, üstünü saracağınız örtünün üzerine yerleştirin, hem mayaladıktan sonra örtünün kenarları ile etrafını ve üstünü kolayca örtersiniz, hem de ısısını daha iyi korumuş olursunuz.

Çömleğiniz yoksa, cam ya da porselen kaplarda mayalayın.
Eğer bir kilodan fazla sütten mayalacaksanız, tek bir kap yerine çeşitli ölçülerde ki kaplarda mayalayın. Kullanımı daha kolay olacaktır.
Yoğurdunuzu akşamüstü hazırlayın, böylece bütün gece buzdolabında dinlenmiş, kıvamını bulmuş olur. Ertesi gün rahatlıkla kullanırsınız.
Yoğurt (günlük) pastörize sütlerle biraz daha yumuşak kıvamda oluyor. Bildiğiniz bir çiftlikten aldığınız günlük sütle hazırladığınızda daha kıvamlı ve lezzetli olacaktır.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Kısmet Mi Şu Hanife Abla…

11046476_971937872825639_6527935943092626428_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

İnsanların birbirini yanlış anlaması için DOKUZ İHTİMAL VAR…

1-Düşündüğünüz,
2-Söylemek istediğiniz,
3-Söylediğinizi sandığınız,
4-Söylediğiniz,
5-Karşınızdakinin duymak istediği,
6-Duyduğu,
7-Anlamak istediği,
8-Anladığını sandığı,
9-Anladığı…
arasında farklar vardır.

Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için
en az 9 ihtimal var.

** NUMEROLOJİ İLE AURA RENGİ SAPTAMA **

images[5]

 

Numerolojide her sayı belli bir renkle ilişkilidir.

1. Kırmızı …

2. Turuncu

3. Sarı

4. Yeşil
5. Mavi
6. Indigo
7. Mor
8. Pembe
9. Bronz
 11. Gümüş
22. Altın Aura
taban rengi kişinin yaşam yolu numarasıyla belirlenir. Bu, Pisagor numerolojisinin en önemli sayısıdır ve kişinin yaşamında ne yapması gerektiğiyle ilgili olduğunu anımsayın. Kişinin taban rengi ve yaşam yoluna bağlı olan renk genellikle -ama her zaman değil- aynıdır. Yaşam yolu, kişinin doğum tarihinin tümünü toplayarak hesaplanır. Diyelim ki 28 Nisan 1980 tarihinde doğmuş birinin rengini belirliyoruz. Bu sayıları toplarız: 4 ay 28 gün 1980 yıl 2012 toplam Bu toplam, yani 2012, her basamağı birbirine eklenerek tek basamaklı bir sayı haline getirilir: 2+0+1+2=5. Bu kişinin yaşam yolu numarası beştir.
Beş, mavi renge bağlıdır. Demek ki bu kişinin aurasının taban rengi çok büyük bir olasılıkla mavidir. Şimdi toplamı tek basamaklı bir sayıya indirmenin iki istisnasını göreceğiz. Bu, indirgeme sürecinde 11 ya da 22 ile karşılaştığınız durumdur. Bu sayılara numerolojide ana sayılar adı verilir ve 2 ya da 4’e indirgenemezler. Bunun nedeni, bu sayılara sahip insanlara bizden çok daha fazla potansiyel bahşedilmiş olmasıdır. Benim size anlattığım hesaplama yoluyla hiçbir ana sayıyı kaçırmazsınız.
29 Şubat 1944 yılında doğmuş iyi bir arkadaşım var. Benim anlattığım yöntemle yaşam yolunu hesapladığımızda 22 çıkıyor. 2 ay 29 gün 1944 yıl 1975 toplam ve 1+9+7+5=22 Eğer sayıları sırayla toplarsak ana sayıyı kaçırırız: 2 (ay)+2+9 (gün)+1+9+4+4 (yıl)=31 ve 3+1=4. Bu nedenle gün, ay ve yılı toplama işlemi yaparak eklemek önemlidir. Sayıları tek tek toplayarak bir basamaklı bir sayıya indirgemeyin. Numerolojide onbir farklı renk seçtiğimizi gördünüz. İşte bu nedenle bu yöntem %100 kusursuz değildir. Yaşam yolu sayısı bir kişinin taban rengini belirlemede %95 doğrudur.
Kırmızı Potansiyel: Liderlik Bu güçlü bir renktir. İnsana güçlü bir ego ve başarılı olmak için güçlü bir arzu verir. Bu renk çocuklukta çok bastırılmıştır, özellikle de çocuk, ailenin arzularını yerine getirmeye zorlanıyorsa. Sonuç olarak aura bazen ezik, sıkıcı görünür. Bu kişi yetişkinliğe erince ve kendi ayaklarının üzerinde durmaya başlayınca aurası genişler ve insanın yapmak zorunda olduklarını yapmaya muktedir olduğunu gösterir. Taban rengi kırmızı olan kişiler başkalarına esin verecek enerji, büyüleyici özellik ve dürtülere sahip oldukları için genellikle sorumluluk isteyen, liderlik konumlarına otururlar. Sevgi dolu ve sıcak kalpli olurlar, ayrıca fiziksel anlamda da cesurdurlar. Kırmızının negatif çizgileri sinirlilik hali ve bencilliktir.
Turuncu Potansiyel: Uyum ve işbirliği Turuncu sıcak, şefkatli bir renktir ve genellikle sezgisel, dokunmayı seven, anlaşması kolay insanların taban rengidir. Bu kişiler başkalarının kendilerini rahat hissetmesini sağlar ve sık sık kendilerini ‘bulanık suları arıtma’ görevinde bulurlar. Düşünceli, ayakları yere basan, yetkin ve pratik insanlardır. Sağlam bir duruşları vardır. Turuncunun olumsuz çizgileriyse tembellik ve ‘hiç de umurumda değil’ tavrıdır.
Sarı Potansiyel: Yaratıcılık, zihinsel parlaklık Taban rengi sarı olan kişiler heyecanlı, değişken ve heveslidirler. Hızlı düşünürler, başkalarını eğlendirmeyi ve eğlenmeyi severler. Sosyaldirler, uzun sohbetleri severler, her türlü konuda konuşurlar. Öğrenmeye meraklıdırlar ama bir konuyu derinlemesine incelemektense pek çok konunun yüzeyinde kalmayı yeğlerler. Negatif çizgileri utangaçlık ve yalan söylemeye eğilimdir.
Yeşil Potansiyel: Şifa Yeşil barışçıl bir renktir ve taban rengi yeşil olan insanlar barışsever ve doğal şifacılardır. Katılımcı, güven veren ve cömerttirler. Sakin ve anlaşılması kolay insanlardır ama gerekli olduğu zaman son derece inatçı olabilirler. Taban rengi yeşil olan kimselerin fikrini değiştirmenin tek yolu, o fikrin onların kendi fikri olduğuna inanmalarını sağlamaktır. Yeşillerin negatif çizgileri katılık ve olaylara bakışlarında esneklik olmamasıdır.
Mavi Potansiyel: Değişkenlik Bu kişiler genellikle pozitif ve hevesli oldukları için mavi, taban rengi için harika bir renktir. Sonuç olarak da bu kimselerin auraları geniş ve parlaktır. Herkes gibi iniş ve çıkışları çoktur ama nasılsa zorlukları daha bir kolay aşarlar. Mavi taban rengine sahip kişilerin yürekleri her zaman genç kalır. Samimi, dürüst insanlar olup, genellikle akıllarındakileri söylerler. Mavinin negatif çizgisi işleri bitirmede güçlük çekmesidir. İşlere başlamak konusunda çok iyidirler, büyük bir hevesle başlarlar ama bitirmek konusunda aynı azmi gösteremezler.
 İndigo Potansiyel: Başkalarına karşı sorumluluk Bu rengi taban rengi olarak belirlemek güç olabilir çünkü kimi zaman neredeyse mora kaçar. Sıcak, şifa veren ve doyurucu bir renktir. Taban rengi indigo olan kişiler genellikle insani yardım konularıyla ilgilenirler. Başkalarına yardım etmekten hoşlanırlar, sevdikleri insanlar çevrelerindeyken çok büyük mutluluk yaşarlar. İndigonun negatif çizgisi “hayır” demeyi becerememeleridir. Bu tür insanlar başkaları tarafından çok rahatça kullanılır.
Mor Potansiyel: Tinsel ve entelektüel gelişme Taban rengi mor olan insanlar yaşamları boyunca tinselliklerini geliştirirler. Ne kadar geliştikleriyse auralarındaki bu rengin kalitesiyle ortaya çıkar. Taban rengi mor olan kişiler doğalarının bu yönünü genellikle reddetmeye çalışırlar. Bu onlara mutluluk getirmez ve sonunda yaşamlarıyla ne yapmaları gerektiğini keşfederler. Öğrenmeye ve bilgelikleri artmaya başlayınca, auraları da genişler ve parlaklaşır. Bu rengin negatif çizgisi başkalarına itici gelen bir üstünlük taslama olabilir.
Gümüş Potansiyel: İdealizm Gümüş, aurada sık rastlanan bir renk olmasına karşın taban rengi olarak pek sık rastlanmaz. Taban rengi gümüş olan insanlar büyük fikirlerle doludurlar ama ne yazık ki bu fikirlerin pek çoğu pratik değildir. Bu insanların genellikle yeterince motivasyonu yoktur, hayalperesttirler, düşlerini gerçeğe dönüştüremezler. Ancak bir kez motive olup da takip etmeye değer bir fikir yakaladıklarında, bu kişilerdeki gelişmeler izlemesi sevinç veren bir başarı haline dönüşür.
 Altın Potansiyel: Sınırsız Bu, taban rengi açısından en güçlü renktir. İnsanlara geniş boyutlu projeleri ve kafalarına koydukları her şeyi gerçekleştirme becerisi verir. Karizmatik, çok çalışkan, sabırlı ve kendilerine amaç belirleyen kimselerdir. Yaşamda en büyük başarılarını geç kazanırlar. Azizlerin ve öbür tinsel kişilerin başlarının çevresindeki halenin genelde altın rengi olması boşuna değildir, bu onların sonsuz potansiyelini gösterir.
 Pembe Potansiyel: Finansal ve maddi başarı Bu narin görünümlü renk inatçı, kararlı insanların auralarının taban rengidir. Bu kişilerin çıtaları yüksektir ve sarsılmaz bir kararlılıkla amaçlarının peşinden giderler. Güç ve sorumluluk gerektiren konumlara gelmeleri rastlantı değildir ama derinlerinde alçakgönüllü, sakin bir yaşamdan hoşlanan kişilerdir. Sevgi dolu, ince ve kibar, nazik insanlardır ve çevrelerinde sevdikleri kişiler olduğu zaman çok mutludurlar.
 Bronz Potansiyel: İnsancıllık Bu, genellikle bir sonbahar tonudur ve neredeyse paslı olan görünümü son derece çekicidir. Taban rengi bronz olanlar sevgi dolu, başkalarına özen gösteren, insancıl ve yardımsever insanlardır. Yumuşak kalpli ve cömerttirler. Sonuç olarak da sık sık başkalarının baskısı altında kaldıklarından ‘hayır’ demeyi öğrenmeleri gerekir.
Beyaz Potansiyel: Aydınlanma ve esin Beyaz saflığın rengidir ve seyrek olarak taban rengi olarak rastlanır. Tüm renkler beyazdan geldiğine göre, beyaz ışığın öteki adıdır. Taban rengi beyaz olan kişiler kendilerini silen, alçakgönüllü, azizler kadar insancıldırlar. Egoları neredeyse yok gibidir ve kendilerinden çok başkalarının iyiliğiyle ilgilidirler. Bu insanlar son derece sezgisel ve yaşlarının ötesinde bilgedirler.
Richard Webster’in “Yeni Başlayanlar İçin Aura Okuma” kitabından alıntıdır