NEGATİF ENERJİYİ YOK EDEN KARIŞIMIN YAPILIŞI

sunu121

 

 

Evinizin her yerine bir bardak su içinde tuz ve sirke koyun. 24 saat sonra sonucuna şaşıracaksınız!
Evde stresli ve agrasif mi oluyorsunuz? Evde sürekli gerginlik ve tartışma ortamından şikayetçi misiniz? O zaman tam size göre bir yöntemimiz var. Üstelik 24 saatte etkisini gösteriyor.
Negatif enerji nedir?
Negatif enerjiler sizi, ailenizi, evcil hayvanlarınızı, hatta etrafınızdaki bütün nesneleri etkileyen şok dalgaları yayar. Yapılan araştırmalarda bu kötü enerjiden kurtulmanın etkili bir yolu bulundu.
Bu yöntem ile evinize tekrardan huzur gelecek ve yaşam kaliteniz artacak. Uykularınız düzene girecek. Sabahları yorgun kalkmak gibi şikayetleriniz azalacak ve bütün vücudunuz sağlığına kavuşacak
Kötü enerjiyi yok eden karışımın yapılışı
Bir tatlı kaşığı tuzu yarım çay bardağı sirke ile karıştırın ve bir su bardağının içine dökün, üzerini de su ile tamamlayın. Bu karışımı gün içinde evin en çok zaman harcadığınız yerlerine koyun. Yatak odası, oturma odası, mutfak vb odalara koymak en mantıklısı. Bardakta suyun seviyesini aklınızda tutun çünkü belirli aralıklarla bu seviyeyi kontrol edeceksiniz, eğer fazla taşmış ve sıvı seviyesi çok azalmışsa üzerine su ekleyerek seviyeyi tamamlayın.
Hazırladığınız karışımın seviyesi sabit kalana kadar bu bardağı evin farklı yerlerine koymaya devam edin. Bu karışım negatif enerjiyi ve kötü enerjiyi evden uzak tutar ve içine çeker. İlk etkilerini 24 saat sonra göstermeye başlayacak ve birkaç gün sonra bütün etkilerini görmeye başlayacaksınız.
Unutmayın: Cam bardağı koyduğunuz yerler odanın görünmeyen kısımları olmalıdır. Böylece kötü enerjiyi daha verimli şekilde absorbe eder. Haberi paylaşarak daha fazla insana ulaştırmayı unutmayın. Sağlıklı günler dileriz
Kaynak: Karbonat

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Herkes yakınlıktan korkuyor. Bu karmaşık bir sorun, çünkü herkes yakınlık istiyor..

osho-on-osho_i-am-not-serious1

 

 

Herkes yakınlıktan korkuyor. Bu karmaşık bir sorun, çünkü herkes yakınlık istiyor.. Herkes yakınlıktan korkuyor; bunun farkında mısın, değil misin, o ayrı bir konu. Yakınlığın anlamı kendini bir yabancının önünde açığa vurmaktır. Ve hepimiz yabancıyız; kimse kimseyi tanımıyor. Kendimize bile yabancıyız çünkü kim olduğumuzu bilmiyoruz. Yakınlık seni bir yabancıyla yanyana getirir. Bütün savunmaları bırakman gerekir ancak o zaman mümkündür yakınlık. Ve korkuyorsun; eğer savunmaları, maskeleri bırakırsan kim bilir o yabancı sana ne yapacak ? Bin türlü şey saklıyoruz; sadece başkalarından değil, kendimizden de. Çünkü her türlü baskı, çekingenlik ve tabuyla hasta düşmüş bir insanlık tarafından yetiştirildik. Korkuyorsun; o yabancıyla aranda biraz savunma, biraz mesafe tutmak sana kendini daha güvenli hissettiriyor. Ya senin zaaflarını, kırılganlığını, incinebilirliğini sana karşı kullanırsa ? O insanla otuz kırk yıl birlikte yaşamış olsan bile farketmiyor, yabancılık hiç kalkmıyor ortadan.
Herkes yakınlıktan korkuyor.
Bu karmaşık bir sorun, çünkü herkes yakınlık istiyor, aksi halde bu evrende yapayalnızsın; arkadaşsız, sevgilisiz, güvenip yaralarını açabileceğin hiç kimse olmadan. Yaralar da açılmazlarsa iyileşmezler. Gizlendikce daha tehlikeli olur, kansere dönüşürler.
Yakınlık bir temel ihtiyaç; herkes onun özlemini çekiyor. Bir taraftan karşındaki insanın sana yakın olmasını, savunmaları bırakmasını, kırılganlığını ve yaralarını göstermesini, maskelerini ve sahte kimliğini bırakıp çıplak kalmasını istiyorsun. Öbür taraftan da yakınlıktan korkuyorsun; yakın olmak istiyorsun ama kendi savunmalarını bırakmıyorsun. Dostlar, sevgililer arasındaki çelişkilerden biri bu : Kimse savunmayı bırakıp çıplak ve içten olmak istemiyor, ama herkes yakınlık istiyor.
Eğer baskıları ve yasaklamaları bırakmazsan – ki bunların hepsi sana dinlerin, kültürün, toplumun, anne-babanın, eğitimin armağanı – kimseyle yakın olamazsın. Ve adımı senin atman gerekiyor.
Eğer hiç baskı ve yasağın yoksa yaran da yok demektir. Eğer basit ve doğal bir hayat yaşandıysa yakınlık korkusu da olmaz. Sadece iki alevin birleşmesinden doğan harika bir neşe duygusu vardır. Bu birleşme insana büyük bir mutluluk ve doyum verir. Ama işte bu yakınlığa ulaşabilmek için önce kendi evini baştan aşağı temizlemen gerekiyor.
Ancak meditasyonla yaşayan bir insan yakınlığın olmasına izin verebilir. Saklayacak bir şeyi yoktur. Başkasının öğrenmesinden korkabileceği her şeyi kendiliğinden bırakmıştır. Sadece sessizlik ve seven bir kalp vardır onda.
Kendini herşeyinle kabul etmelisin. Kendini herşeyinle kabul etmezsen başkasının seni kabul etmesini nasıl beklersin ? Herkes seni suçladı bugüne kadar ve sen de kendini suçlamaktan başka bir şey öğrenmedin. Bunu gizlemeye devam ediyorsun; başkalarına gösterilmesi hoş olmaz bunun. Biliyorsun, içinde çirkin şeyler gizli, kötü şeyler gizli, hayvanlık gizli. Eğer bakışını değiştirmez ve kendini varoluşun içinde bir hayvan olarak kabul etmezsen…
İngilizcedeki karşılığı “animal” olan bu hayvan kelimesi kötü bir şey değil; “anima” kökünden geliyor. Tek anlamı var: Canlı olmak. Canlı olan herhangi bir kimse hayvandır. Ama insana hep şöyle dendi : “ Sen hayvan değilsin; hayvanlar senden çok daha aşağıda. Sen insansın.” Sahte bir üstünlük duygusu aşılandı sana. İşin gerçeği, varoluşta üstünlük ya da aşağılık yoktur. Varoluş için her şey eşittir; ağaçlar, kuşlar, hayvanlar , insanlar. Varoluşta her şey olduğu gibi kabul edilir, aşağılama yoktur.
Eğer kendi cinselliğini koşulsuz kabul edersen, insanın ve dünyadaki her varlığın kırılganlığını da kabul edersin. Hayat her an kopabilecek bir pamuk ipliğidir… Bunu kabul ettiğin anda bütün sahte egoları bırakırsın; Büyük İskender olmayı, Muhammed Ali olmayı; anlarsın ki, herkes kendi sıradanlığında güzel, herkesin zaafları var; bu da insan doğasının bir parçası, çünkü insan çelikten yapılmış değil. Çok kırılgan bir vücudun var. Haytını sadece oniki derecelik bir ısıaralığında sürdürebilirsin. Onun latına ya da üstüne çıktığın anda öldün demektir. Ve vücudun bunun gibi bin bir tane sınırla kuşatılmış durumda. En temel ihtiyaçlarından biri, sana ihtiyaç duyulması. Ama kimse şunu kabul etmek istemiyor: “ İhtiyaç duyulmak, sevilmek, kabul edilmek benim temel ihtiyacım.”
Böyle oyunlarla, ikiyüzlülüklerle yaşıyoruz; bu yüzden yakınlık korkuya yol açıyor. Göründüğün şey değilsin. Görüntün sahte. Bir aziz gibi görünebilirsin ama içinde bütün arzuları ve özlemleriyle bir insan var.
İlk adım kendini herşeyinle kabul etmek. Bütün insanlığı delirten o geleneklere rağmen. Kendini her şeyinle kabul ettiğin anda yakınlık korkusu da kaybolacak. O zaman saygınlığını, büyüklüğünü, egonu, dindarlığını, azizliğini kaybetmen mümkün değil; hepsini kendiliğinden bıraktın çünkü. küçük bir çocuk gibisin, tamamen masum. Kendini açabilirsin, çünkü içinde sapkınlığa dönüşmüş çirkin baskılar yok. Hissettiğin her şeyi gerçek ve içten olarak ifade edebilirsin. Ve eğer sen yakın olmaya hazırsan, karşındakinin yakın olmasına da yol açabilirsin. Senin açıklığın onun açık olmasını kolaylaştırır. Senin içtenliğin, onun içtenliğine, masumluğuna, güvenine, sevgisine, açıklığına izin verir.
Saçma fikirlerle kafeslenmiş durumdasın ve eğer birine yakınlaşırsan onun tüm bu saçmalıkları fark etmesinden korkuyorsun. Ama biz kırılgan varlıklarız; tüm varoluşun en kırılgan varlıkları. İnsan yavrusu tüm hayvan yavruları içinde en kırılgan olanıdır. Diğer hayvan yavruları anne-babasız, ailesiz de hayatta kalabilir. Ama insan yavrusu anında ölür. Ve bu kırılganlık bir suçluluk sebebi değildir; bilincin en yüksek ifadesidir. Gül kırılgandır; taş olmadığı için. Taş yerine gül olduğu için insanın kendini kötü hissetmesine gerek yok.
İki insan yakın olduklarında, artık yabancı olarak kalmazlar. Diğerinin -belki herkesin- de senin gibi zayıflıklarla dolu olduğunu görmek güzel bir deneyimdir. Herhangi bir şeyin ifadesi ne kadar yüksekse, o kadar kırılgandır. kökler çok güçlüdür ama çiçek o kadar güçlü olamaz. Bütün güzelliği de o kadar güçlü olmamasındadır. Sabah yapraklarını güneşe açar, bütün gün rüzgarla, yağmurla, güneşle dans eder, akşam olunca da yapraklarını dökmeye başlar. O artık yoktur.
Güzel ve değerli olan her şey çok anlıktır. ama sen her şeyin kalıcı olmasını istiyorsun. Birini seviyorsun ve söz veriyorsun: “Seni hayatım boyunca seveceğim.” Aslında çok iyi biliyorsun ki, yarından emin olamazsın; sahte bir söz veriyorsun. Bütün söyleyebileceğin şu : “ Şu anda sana aşığım ve sana her şeyimi veriyorum. Bir sonraki an hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Nasıl söz verebilirim? Beni affet.”
Ama sevgililer her türden yerine getirilemez şeye dair birbirine söz verir. Sonra hayal kırıklığı çöker, mesafe büyür; arkasından kavga, çekişme, savaş ve daha mutlu olması beklenen hayat, bitmez tükenmez bir sefalet haline gelir.
Yakınlıktan korktuğunu fark edersen, büyük bir aydınlanma olabilir bu. Eğer içine bakar ve bütün o utançları bırakıp, doğanı -olması gerektiği gibi değil- olduğu gibi kabul edersen, bir devrim olabilir. Ben hiçbir “ gereklilik” öğretmiyorum. Bütün gereklilikler insan zihnini hasta ediyor. insanlar “olmak” halinin güzelliğini, doğanın muhteşem büyüsünü keşfetmeli. Ağaçlar “On emir” hakkında hiçbir şey bilmiyor, kuşlar kutsal kitaplardan haberdar değil. Sadece insan kendine böyle sorunlar yarattı. Kendi doğanı suçlayarak bölünüyorsun, şizofren oluyorsun.
…..

Yakınlık kalbin kapılarının sana açık olmasıdır; içeri girip konuk olabilirsin. Ama bunu ancak, bastırılmış cinselliğin çürütmediği bir kalple yapabilirsin. İçinde sapkınlıklar kaynamayan, doğal bir kalple. Ağaçlar o kadar doğal, çocuklar kadar masum. O zaman yakınlık korkusu olmaz.
Benim yapmaya çalıştığım bu: Bilinçaltındaki, zihindeki yükleri atmana, sıradan olmana yardım etmek. O zaman istediğin kadar yakın dostun, yakın ilişkin olabilir çünkü hiçbir korkun olmaz. Herkesin okuyabileceği açık bir kitap olursun. Saklanacak bir şey olmaz.
…..
Bir sürü farklı yüzün var. İçinden birşey düşünüyorsun, dışından başka şey söylüyorsun. Organik bir bütün değilsin.
…..
Yakınlıkla, sevgiyle, kendini insanlara açarak zenginleşirsin. Ve eğer derin bir sevgiyle, derin dostlukla, derin yakınlıkla, bir sürü insanla birlikte yaşayabilirse, doğru yaşadın demektir. Ve bundan sonra nerde olursan ol, sanatı öğrendin artık, orda da mutlu yaşayacaksın demektir.
Eğer basit, sevecen, açık, samimiysen, etrafında bir cennet oluşur. Eğer kapalıysan, sürekli savunma halindeysen, birini zihnini okuyup rüyalarını, sapkınlıklarını öğreneceğinden korkuyorsa, cehennemde yaşıyorsun demektir. Cehennem senin içinde; cennet de öyle. Onlar bir takım coğrafi bölgeler değil, senin ruhsal alanların.
Kendini temizle. Meditasyon, zihinde biriken saçmalığı temizlemekten başka bir şey değildir. Zihin sessizleştiğinde ve kalp şarkı söylemeye başladığında -hiçbir korku olmadan ve muhteşem bir coşkuyla – yakınlığa da hazır olacaksın. Yakınlık olmadığı zaman, burada, yabancıların arasında yapayalnızsın. Yakınlık olduğunda dostların ve seni sevenlerle çevrilisin. Yakınlık harika bir deneyim. İnsan onu kaçırmamalı.
* OSHO

Bilinçaltınız Neler Söylüyor? Bu İnanılmaz Testi Mutlaka Denemelisiniz…

bilinc-altiniz-neler-soyluyor-inanilmaz-test1

 

Sakin kafayla ve dikkatinizin dağılmayacağı bir yerde senaryoyu okuyup, dört soruya aklınıza ilk gelen yanıtları verin…

1- Yıllardır kimsenin ayak basmadığı eski bir binadasınız ve yerin altına doğru inen bir merdiven keşfettiniz. Bir… iki… üç…

2- Derken karanlığın içinden birinin sesini duydunuz. Bu kişi yavaşça ağlıyor mu? İnliyor mu? Yoksa sizinle konuşuyor mu?

3- Bu kişinin sesini duyunca nasıl tepki veriyorsunuz? Sesin kaynağını bulmaya mı çalışıyorsunuz? İlk düşünceniz arkanıza bile bakmadan yukarıya koşup kaçmak mı? Yoksa korkudan olduğunuz yerde donup kaldınız mı?

4- Aşağıdaki kişi size adınızla sesleniyor ve yukarıdaki kapıdan gelen ışıkta, birisinin aşağıya doğru indiğini görüyorsunuz. Aşağıya gelen kimdir? Tanıdığınız birini seçin.

Terk edilmiş binalar ve yer altı odaları gömülmüş anıları ve eski psikolojik yaraları sembolize ederler… Hemen hepimizin hatırlamak bile istemediği bir anısı ya da unuttuğumuzu sandığımız bir kalp kırıklığımız vardır. Ama hafıza kolaylıkla silinmez…1-2-3 ve 4’ün Yanıtları için devam edin…

1- Merdivenin altına kadarki basamak sayısı yaşadığınız psikolojik yaraların üzerinizde bıraktığı etkinin derecesini gösterir. Az sayıda basamak belirtenler geçmişten çok az etkilenirler. Ama toprağın derinliklerine doğru inen uzun bir basamak belirtenler içlerinde derin yaralar taşırlar.

2- Karanlıkta duyduğunuz sesler geçmişteki acı anılarınızı nasıl yaşadığınız anlatır. Ağlama sesi duyduğunu söyleyenler dertli zamanlarında başkaları tarafından avutulmuş ve aldıkları bu yardımla bu sureyi atlatmış kişilerdir. Bu zaman zarfında size yardım eden iyi insanlar bugünkü sizi yaratan kişilerdir. İnleme duyduğunu söyleyenler zor zamanlarını yalnız geçirmiş kişilerdir. Karanlıkta duyduğunuz inleme kendi gömülmüş acınızdır. Belki de artık kapıyı açıp güneşi içeri alma zamanı gelmiştir. Kendisiyle konuşan bir ses duyduğunu söyleyenler eski acılarını bir madalya gibi taşırlar ve onların yara olduğunu düşünmeyi reddederler. Nietzsche, ”Bizi öldürmeyen şey, güçlü kılar” demiş ve siz bu felsefeyi iliklerinize kadar benimsemişsiniz. Bunun, başkalarına karşı duygularınızı katılaştırmasına izin vermeyin.

3- Karanlıktaki seslere verdiğiniz tepki geçmişinizdeki acılarla nasıl başa çıktığınıza işaret eder. Eğer sesin kaynağını bulmaya gittiyseniz büyük olasılıkla kendi hayatınızda da inisiyatifi ele alan bir davranış şekli benimsediniz. Sorunlarınızla yüz yüze gelmek, eninde sonunda bir çözüm bulmak demektir. Arkasına bakmadan yukarı koşup kaçanların sorunları görmezden geldiklerinde sanki yok olacaklarına inandıkları bir geçmişleri vardır. Bu yaklaşım bazen işe yarayabilir ama dertler sandığınızdan daha uzun süre yok olmamakta direnirse sakın şaşırmayın. Korkularınızla yüzleşmelisiniz. Eğer korkudan donakalıp olduğunuz yere çakıldığınızı söylediyseniz, geçmişinizde çözemediğiniz bazı olaylar sizi huzursuz etmekte ve hayatınızı yasamanızı engellemektedir.

4- Merdivenin başında beliren kişi zor zamanlarda sırtınızı dayayabileceğinizi düşündüğünüz kişidir: Verdiğiniz isim sizi rahatlatacak ve içinizdeki buruklukları iyileştirmenize yardımcı olacaktır.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

BİLİNÇALTINA NE EKERSEN, ONU BİÇERSİN.

images7

Düşüncelerimiz gibi titreşen enerji birimleriyiz. Bilinçaltınız sahip olduğunuz tek yaratıcıdır. Faydalı, faydasız veya iyi, kötü diye ayırmadan, her an ürettiğiniz düşüncelerinizi, hareketlerinizi, konuşmalarınızı sinyalhalinde depolayan bilinçaltınız, gerçek dediğiniz yaşamınızın oluşmasıyla doğrudan etkilidir. Bu sistemin çalışması kullandığınız bilgisayar sistemine benzer. Ne veri verirseniz, o doğrultuda bilgileralırsınız.
Bilinçaltınız olaylara iyi veya kötü gibi anlamlar vermez, ne verirseniz depolayarak, gerekli olayları ve kişileri hayatınıza çeker ve olayların bu doğrultuda gerçekleşmesini sağlar.Yani bugünkü hayatınızdaki her şeyi, bilinçaltınız ile siz yarattınız…
Sürekli param yok diye düşünürseniz, asla paranız olamaz. Hedeflerinize ulaşamayacağınızı düşünürseniz, asla ulaşamazsınız, şansız olduğunuzu düşünürseniz, asla şansınız olmaz, şişman olduğunuzu düşünürseniz asla zayıflayamazsınız. Sistem bu kadar basit çalışır. Ayrıca aaa ben düşüncemi değiştirdim diye, bir gecede mucize de beklemeyin. Şu an ki yaşamınızı oluşturmak kaç yılınızı aldı düşünün… Düşündüklerinizin yaydığı frekans
İle aynı frekansda seyreden olayları, kişileri, karşınıza çıkartır. Seyahat etmeyi düşündüğünüzde karşınıza, sürekli seyahat ile ilgili olayların, haberlerin, kişilerin çıkması buna bir örnek. Bu olaylar kişiler veya haberler zaten vardı. Siz düşünmeye başlayınca, yaydığınız frekans ile aynı olan daha önce farkında olmadığınızı algılamaya başlamış olursunuz.
Işıl ışıl ekinlere….

* kozmik rehber

Not: Bizi engelleyen, kısıtlayan, tüm kök inançlarımızı temizlemek için Access Bar seminerlerine bekliyorum.23 Şubat 2017 perş 10.00-19.30 arası veya 4 Mart Ctesi 10.00-.19.30 arası…Rez. Tel Anette 0536798 68 68

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

YAŞLANMAYI KUŞBURNU İLE ÖNLEYİN….!

15665646_700293590137256_2721207796893102048_n1

 

 

Kuşburnu Her Derde Deva…
Limona göre 60 kat daha fazla C vitamini içeriyor…
• Dokulardaki sertleşmelere ve kemik erimesine karşı tedavide,
• Ateş, genel yorgunluk sırasında ve immün sistemin güçlendirilmesinde,
• Bağırsak hastalıklarında ve ishalin önlenmesinde,
• Safra kesesi taşlarının önlenmesinde,
• Karaciğer iltihabını gidermede,
• Gözleri kuvvetlendirmede ve gece körlüğünü önlemede (göz banyosu şeklinde),
• Grip, sekresyonun azaltılmasında, solunum yolları enfeksiyonunda ve öksürük tedavisinde,
• Genel enfeksiyonlar, kabızlık, safra kesesi, böbrek ve mesane rahatsızlıklarında,
• Romatizmada ve bulaşıcı hastalıkların tedavisinde,
• Vücudun yaşlanmasını geciktirmede,
• Kemik kırılmalarında, raşitizmde, vücudun bağ dokularını güçlendirmede,
• Kavrama yeteneği ve beyin fonksiyonlarını güçlendirmede,
• Stresin azaltılmasında etkili olduğu bilinmektedir

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Apapacho;Duygusal Yakınlık Kurmak İçin Ruhtan Kucaklama…

Ruhtan gelen bir kucaklama tam, bütün ve kendimizi içeriden yeniden toparlamamıza yardımcı olan o dev kucaklamayı veren kişilerle bağlantılı hissettirir.

Apapacho, yıllar boyunca kazandığı çağrışımdan ötürü var olan en güzel kelimelerden biridir. “Apapacho” kelimesi Nahuatl kökenlidir, ancak bu duygusal ve dokunaklı kelime yıllar içinde İspanyolca diline dahil edilmiştir.

Kelimenin aslı yoğurma, masaj yapma veya yavaşça ovma eylemi anlamındadır.

Zamanla da, bugünkü anlamını kazanmıştır: saf duygu ile ruhtan okşamak.

yakinlik

Apapachoyla yaşanan duygusal alışveriş

Apapacho bir kucaklaşmadan daha fazlasıdır. Kompleks duygusal bir bağlantıdır, sarılmaktan daha fazla bir etkileşimdir.

Bahsettiğimiz duygusal açıklık herhangi birisiyle elde edilemez, çünkü ruhu kucaklamak, dinlemek, hissetmek için istek, zaman ve çaba gerekir.

Bu anlamda, iyi bir apapacho kendinizle başlar desek şaşırtıcı olmaz. Duygularımızı dinlemek, birleştirmek ve anlamak için korkularımızın, çatışmalarımızın, güvensizliklerimizin, başarılarımızın ve bilgeliğimizin üzerinde düşünmemiz gerekir.

Yalnızca “giydiğimiz zırhı” gördüğümüz ve hissettiğimiz zaman, ve ancak doğru zaman geldiğinde kendimizin bu bölümünü açığa çıkarabiliriz.

Duygusal zafiyetlerimizin farkında olmak onların yok olmasını sağlamaz, fakat onlarla daha derinden bir bağ oluşturmamızı sağlar. Bu da, hayatımızda her yüzeye çıktıklarında onları tanımlayabiliriz, buna göre davranabiliriz, duygusal bağlarımızı mahvetmemeleri için onları uzak tutabiliriz demektir.

cocuklar

Duygu yoluyla bütünlük

Gerçek çekim kelimelere veya beden temasına ihtiyaç duymaz. Duygularımızın ve hislerimizin kalbimizden gelen dili konuşmalarına ihtiyacımız vardır.

Duyguların dili ile düşünen duygusal varlıklarız, çünkü gerçek bağlantılar yaşamamızın yolu da budur.

Sorunlar saniyeler içinde kaybolur, içeride bir şey yeniden başlar, zaman ve mekanın ötesinde bir şeye bağlanırken umutsuzluk erir. Başka bir deyişle, bir “apapacho” şifa veren bir krem gibi çalışır.

 

kucaklasma

Sevildiğini hissetmek, dünyadaki en iyi hislerden birisi

Sevildiğinizi hissetmek yaşayabileceğiniz en iyi hislerden birisidir. Rahatlatıcı, enerji verici ve iyileştiricidir.

Birisinin gerçekten sizi takdir ettiğini bilmek harika bir şeydir. Aşk, her zaman zor zamanlarda arzuladığımız dengeyi tekrar kazanmamıza yardımcı olur.

Aşkın bir can yeleği gibi davrandığını söyleyebiliriz, nefes alabilmeniz için sizi yüzeyin üstünde tutacak bir şeydir. Hatta bağlarımızın nefes almamızı sağlayan psikolojik oksijen olduklarını söyleyebiliriz.

Bu kavramın güzel bir tanımı, Paul Auster‘in Ay Sarayı adlı romanının bir bölümünde bulunmaktadır. Başkalarının sevgisi bizi düştüğümüz ve kaçamayacağımız kuyunun derinliklerinden kurtardığında ne hissettiğimizi mükemmel bir şekilde tanımlamaktadır.

O zamanlar cahildim. Ama şimdi bildiklerimle, o günleri arkadaşlarımla ilgili bir nostalji dalgası hissetmeden düşünemiyorum. Belli bir anlamda, bu yaşadığım şeyin gerçekliğini değiştiriyor.

Bir uçurumdan atlamıştım ve dibe vurmak üzereyken olağanüstü bir şey oldu: Beni seven insanların var olduğunu öğrendim. Sevildiğini bilmek her şeyi değiştirir.

Atlamayı daha az korkutucu yapmaz, ancak bu korkunun ne anlama geldiğine dair yeni bir bakış açısı getirir. En uçtan atladım ve son anda havada, bir şey beni yakaladı. Ve bu bir şey ise sevgiydi.

Bir insanın yere düşmesini engelleyebilecek tek şey budur. Yerçekimi kurallarına meydan okuyacak kadar güçlü olan tek şey bu.

sarilma

Duygusal olarak bağlı olduğumuz insanların, hayatlarımızı kontrol altına almamıza, hislerimizi, düşüncelerimizi ve duygularımızı daha iyi yönetmemize yardımcı olduklarını söyleyebiliriz.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, yalnızca sezgi yoluyla elde edilebilen bu özel duygusal açıklığa erişmeliyiz ve kendimize karşı tamamen dürüst olmalıyız.

Duygusal ve sosyal gelişimin canlanmasına izin vermek için, ruhumuza sarılmak ve onu beslemek şarttır.

Bu şekilde, korkularımızı atabilir ve kendimize apapachos aracılığıyla yuvamızın sıcaklığını hatırlatabiliriz.

Bu samimi duygusal değişim ise, “apapacho” kadar güzel bir kelimeyi hak eder.

Kaynak: Sağlığa bir adım

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Balın Sahte Olup Olmadığını Anlamanın En Kolay Yöntemi

Maalesef bazı ‘organik’ ballar gerçek olmayabiliyor ve içinde gıda takviyeleri bulunabiliyor. Bunun haricinde sahte ballarda polen ve insan sağlığına yararlı olan maddeler bulunmuyor.

Sahte balı tespit etmek ve sağlığınıza olan zararlarından kaçınmak için hemen gerekenleri öğrenin!

Fotoğraf: Public Domain Pictures

ABD’deki Gıda ve Tarım Bakanlığı’nın yaptığı araştırmalarda ABD’de satılan balların %75’inin doğal olmadığı tespit edildi. Avrupa’da da durum farklı değil.

İnsanlar markette gördükleri balların tamamen doğal olduğunu düşünebiliyorlar. AB’deki yasalar da yine aksi halinde üretici firmanın cezalandırılacağını yazıyor. Ancak yapılan deneyler ile çoğu balın sahte olduğu tespit edildi.

İşte sahte balların özellikleri:

  • Balın içine yüksek fruktozlu mısır şurubu veya yapay tatlandırıcı vardır.
  • Üreticiler arıları şeker şurubu ile besleyerek içerisinde polen olmayan maddeler üretmelerini sağlarlar.
  • Balı o kadar filtrelerler ki en sonunda içinde hiç polen kalmaz.
Fotoğraf: Pixabay

Balın sahte olduğu nasıl tespit edilir?

1- Bir yemek kaşığı alıp suyun içine koyun. Bal erirse gerçek değildir. Bal suyun dibine çökerse gerçektir.

2- Balın üstüne birkaç damla iyodin damlatın. Daha sonra da içinde biraz su olan su bardağına ekleyin. Balın rengi maviye dönerse içinde mısır nişastası vardır.

3- Su bardağının içine birkaç damla sirke koyun. Daha sonra da su bardağına bal ekleyin. Bal köpürürse içinde takviye madde vardır.

Fotoğraf: Vikipedi

4- Kibriti balın içine sokup çıkarın ve daha sonra yakmaya çalışın. Eğer yanarsa bal doğaldır.

5- Balı yemek kaşığıyla alıp havada ters tutun. Eğer balın içinde su varsa yere düşecektir. Yoksa ve düşmezse gerçek baldır.

Fotoğraf: Shutterstock

Bal alırken içindekiler kısmını inceleyin. İçinde yüksek fruktozlu mısır şurubu veya glükoz bulunan balları kesinlikle almayın.

En sağlıklı bal, balı üreten kişilerin çiftliğinden direk olarak alınan baldır.

Sıkça bal tüketen arkadaşlarınızı bilinçlendirmek için yazıyı paylaşın.

Kaynak: newsletter

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

‘Uzayda yenilen ilk yiyecek nedir?

aamabco1

 

 

Kim Milyoner Olmak İster’in 649. bölümünde sorulan ‘Uzayda yenilen ilk yiyecek nedir?’ sorusu sosyal medyanın gündemine oturdu.

© Uzayda yenilen ilk yiyecek nedir? Uzayda yenilen ilk yiyecek nedir?
Soru : 1962 Yılında Astronot John Gleen’in Yediği Hangi Yiyecek Uzayda Astronotlar Tarafından Yenilen İlk Yiyecek Olmuştur?
A : Haşlanmış Patates
B : Elma Püresi
C : Dana Biftek

D : Fıstık Ezmesi
Cevap : B
Yaşayan tarih John GLENN
John Glenn, 1921 yılının 18 Temmuz günü Cambridge Ohio’da dünyaya gelmiştir. Yıllar sonra kaleme aldığı anılarında çocukluğunu “Hiçbir çocuğun, benim çocukluğumdaki kadar güzel bir çocukluk dönemi yaşadığını sanmıyorum” şeklinde tanımlamıştır. JohnGlenn, babasının seyahati çok sevdiğini, ailesi ve öğretmenlerinin küçük yaşlardan itibaren onu bilim ve uçmaya  teşvik ettiğini, aynı zamanda iyi bir vatansever olarak yetiştirildiğini söylemiştir. Kendisi Annie Margaret Castor ile evli olup, 2 çocuk ve 2 torun sahibidir.
1942 yılında Deniz Havacılık Programı’na girmiş ve bu programdan mezun olmuştur. Deniz Kuvvetlerinde ileri düzeyde eğitim programına devam ederek, 1943 yılında Deniz Kuvvetlerine katılmış, F-4U savaşçıları ile Marchall adalarında deniz uçağında bir yıl geçirmiştir. Kore Savaşı’ndan sonra  Glenn Naval Air Test Merkezi’ne katıldı ve daha sonra uzman olarak Donanma Hava Test Merkezi personeli arasında yerini aldı. Burada FJ3, F7U Cutlass ve F8U dahil olmak üzere, deniz uçakları için test pilotu olarak görev yaptı. Aynı dönemde Glenn’in en önemli başarılarından biri; 3 saat ve 23 dakika içinde, Los Angeles’tan New York’a uçarak 1957 yılında hız rekoru kırmasıdır.
“Proje Bullet” içinde ülkenin en iyi test pilotlarından biri olarak yer alan Glenn, bu durum sayesinde gelişmekte olan uzay araştırmaları programına katılımı için öne çıkan bir isim olmaya hak kazandı. Kazandığı deneyimleri ve elde ettiği başarıları, 1958 yılında oluşmakta olan astronot ekibi için Glenn’in uygun aday olmasını sağladı. Daha sonra Ulusal Havacılık Danışma Kurulu’nun uzay programına ve “G kuvvetleri” testlerine katıldı. NASA’nın yörünge dışı görev çağrısına ise hiç tereddüt etmeden gönüllü olarak başvurdu. Glenn, 1959 yılında NASA tarafından seçilen ilk 7 astronottan biridir. En nihayetinde 20 Şubat 1962’de Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk insanlı görev uçuşu Friendship (Dostluk) görevinde Atlas Roketi’nde pilot olarak yer aldı.
John Glenn , Dünya Yörüngesine oturan ilk Amerikalıdır aynı zamanda Friendship Uzay Uçuşu’na toplamda 3 kez katılmıştır. Kendisi, Mercury-6 (20 Şubat 1962) ve STS-95 (29 Ekim 7 Kasım 1998) görevlerinde de bulunmuş ve uzayda toplam 218 saatin üzerinde kalmıştır. Tarihler 16 Ocak 1964’ü gösterdiğinde Manned Spacecraft Center’dan (İnsanlı Uzay Merkezi) istifa etti. 1964 yılında albay rütbesine terfi etti, akabinde 1965 yılında Deniz Piyadeliğinden emekli oldu. Emekliliğinden sonra da 1965–1974 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri Senatosu’nda yer aldı. Glenn, senatodan emekli olacağını 20 Şubat 1997’de açıkladı. Bu tarihten bir yıl sonra, bu kez NASA kendisini uzay mekiği Discovery için mürettebat üyesi olmaya ve uzay programına tekrar katılmaya davet etti. Glenn daveti memnuniyetle kabul etti ve 29 Ekim 1998’de gerçekleştirilen uçuş ile bu kez de “uzaya giden en yaşlı insan” olarak bir kez daha tarihe geçti. Başarılı geçen uçuş sonrasında 1999’da Senato’dan emekli oldu.
John Glenn, hayatı boyunca denizcilik, pilotluk, astronotluk, kurumsal yöneticilik, senatörlük gibi bir çok görevde başarı ile yer aldı. Bununla da yetinmedi eşi ile birlikte Ohio Universitesi’nde John Glenn Enstitüsü’nü kurdu. Hemen belirtelim, bu programın kamu hizmetlerinin kalitesini arttırmak, gençlerin devlet görevlerinde yer almalarını teşvik etmek gibi amaçları vardır. Ayrıca Glenn’ler halen mezun oldukları Muskingum Koleji’nin mütevelli heyetinde yer almaya devam etmektedirler.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KAPALI KALPLER…

 

15171121_1471218469562784_8639383600498590034_n1
Bir zamanlar bir adam tanıdım, bir ilişkiye dolu dizgin başlar fakat karşısındaki kadın ona kalbini açar açmaz, kendi kalbini kapatmadan edemezdi sanki. Bu tür davranıştan, ilişkide “çekim aşamasına bağımlılık” olarak söz edildiğini duymuştum. Bu adamın kadınları incitmek gibi kötü bir niyeti yoktu. Gerçek ve sorumlu bir ilişki içinde olmayı içtenlikle istiyordu. O sadece, eşit bir eş ile somut bir beraberlik kurabilmesini sağlayacak kadar uzun bir süre ilişkiyi sürdürmesini sağlayacak spritüel becerilerden yoksundu. Bir kadında insani kusur ve zayıflıklar görür görmez hemen oradan kaçıyordu. Narsis (özsever) kişilik mükemmeliyeti arar ki bu, sevginin asla büyüyüp çiçek açma fırsatı bulamamasına yol açar. Başlangıçtaki coşku öyle çarpıcı ve öylesine boşuna umut verici olabilir ki bu ilk çekim aşamasını izlemesi gereken gerçek büyüme aşaması, öncekine kıyasla fazla renksiz, donuk ve üstlenilmesi çok zor bir durum gibi görünebilir. Diğer kişi gerçek bir insan gibi görünmeye başladığı andan itibaren, ego kendini geri çeker ve oynayacağı bir başka yer bulmak ister.
Böyle biriyle ilişkinin sonunda, kendimizi kokain almış gibi hissederiz. Çok hızlı ve heyecan verici bir gezi yapmışızdır ve o sırada çok anlamlı bir şeylerin cereyan ettiği duygusuna kapılmışızdır, Sonra birden bir yerlere çarparız ve anlamlı hiçbir şeyin cereyan etmemiş olduğunu fark ederiz. Bütün olanlar yakıştırma imiş. Şimdi bize kalan sadece baş ağrısıdır ve görebiliriz ki bu tür şeyler iyi değildir, sağlıklı değildir ve bunu bir daha yapmak istemeyiz.
Fakat bu tür ilişkilere çekilişimizin bir nedeni vardır. Bir anlam illüzyonuna çekilmişizdir. Bazen, gerçek bir ilişkide verecekleri hiçbir şeyi bulunmayan kimseler sanki Dünyayı sunuyorlarmış gibi çıkıp gelirler. Onlar kendi duyguları ile öylesine ilişiksizdirler ki çok yetenekli oyuncular haline gelmişlerdir, fantezilerimizin önerdiği her türlü rolü bilinçleri dışında oynarlar. Fakat çektiğimiz acının sorumluluğu yine de bize aittir. Çünkü ucuz bir heyecan arıyor olmasaydık, o yalana karşı o kadar savunmasız olmazdık.
Nasıl bu kadar budala olabilmişizdir? Böyle deneyimlerin sonunda kendimize sorduğumuz soru daima budur. Fakat bir kez onları yeterince yaşadıktan sonra, hiç de o kadar budala olmadığımızı kendi kendimize itiraf ederiz. Biz bunun bir uyuşturucu olduğundan pekala kuşkulanmıştık. Sorun şu ki onu istemiştik. Bu insanla oynanan oyunun ne olduğunu daha ilk on beş dakika içinde görmüştük, fakat duyduğumuz büyük keyif bize öyle çekici gelmişti ki onu görmemiş gibi davranmaya razı olmuştuk, belki bir gece, bir hafta ya da ne kadar sürecekse. Sizi ancak bir saatten beri tanıyan bir kimsenin “Olağanüstü güzelsiniz. Ne harika bir kadınsınız. Bu büyük bir buluşma. Sizinle çıkan adam ne kadar şanslı olmalı.” yolundaki sözlerinin, düşünen bir kadına kırmızı ışık yakması gerekirdi. Sorun şu ki, yaralarımız o kadar derin olabilir ki, derinlerde bir yerlerde, onların doğru olmadığından kuşkulandığımızdan, o sözleri işitmek için öyle büyük bir açlık içinde olabiliriz ki; onları işitmek için tüm akılcı yaklaşımları bir kenara bırakmamıza neden olabilir. Açlıkla kıvranırken çaresiz halde oluruz.
Kadınlar bazen bana şöyle derler, “Marianne, ben niçin her zaman duygusal bakımdan kırıcı erkeklerle karşılaşıyorum?” Yanıtım genellikle şu oluyor: “Sorun, senin onunla karşılaşmış olman değil; sorun ona telefon numaranı vermiş olman.” Sorun; bir başka deyişle, belli tipteki insanı kendimize çekişimiz değil, bizim belli tipteki insana çekilişimizdir. Duygusal bakımdan mesafeli olan biri bize, örneğin, anne-babamızdan birini ya da her ikisini hatırlatabilir. “Onun enerjisi mesafeli ve biraz eleştirici. Sanırım evimdeyim.” Şu halde sorun yalnızca bize acı vermesi değil, fakat o acı ile kendimizi rahat (evimizde) hissetmemizdir. Bu öteden beri bilip tanıdığımız halimizdir çünkü.
Bize sunacak hiçbir şeyleri bulunmayan insanlara tehlikeli çekilişimizin öteki yüzü, bize verecek şeyleri bulunan kimseleri iç sıkıcı bulma eğilimimizdir. Bizim bünyemize yabancı olan hiçbir şey içimize giremez ve orada uzun süre kalamaz. Bu, ister bedenimize, ister zihnimize aldığımız bir şeyden söz ediyor olalım, doğrudur. Eğer bir parça alüminyum kağıdı yutacak olsam, bedenim o rahatsız edici nesneyi atıncaya kadar kusacaktır. Eğer benimle bağdaşmayan bir fikri yutmam isteniyorsa, o zaman psikolojik sistemim o rahatsız edici fikri atmak için ayıbı kusma sürecinden geçecektir.
Eğer ben yeterince iyi olmadığım kanısında isem, bunun tersini düşünen bir kimseyi hayatıma almakta zorluk çekeceğim. Bu Grouche Marx sendromudur; beni kulüplerine almak isteyen herhangi bir kimseden hoşlanmayı istememek. Bir kimsenin beni harika bulmasını kabul etmemin tek yolu, benim kendimi harika bulmamdır. Fakat kendini kabul, ego için ölüm demektir.
Bizi istemeyen kimselere çekilişimizin nedeni budur. Biliriz ki onlar ana kapıdan girmeyeceklerdir. Ve sonra, kendimizi ihanete uğramış bulduğumuzda ve onlar çok yoğun fakat hayli kısa bir beraberlikten sonra bizi bırakıp gittiklerinde, sözde şaşırmış gibi yaparız. Onlar egomuzun planına mükemmel surette uyarlar. Ben sevilmeyeceğim. İyi huylu, erişilebilir insanların bize iç sıkıcı görünmelerinin nedeni, onların bizi deşmeleridir. Ego, duygusal tehlikeyi heyecan ile eşit tutar. İyi ve ulaşılabilir insanın yeterince tehlikeli olmadığını iddia eder. İşin mizahi tarafı şudur ki, doğru olan bunun tersidir. Ego için tehlikeli olanlar asıl o ulaşılabilir, el altında olan kişilerdir, çünkü onlar bize gerçek bir yakın ilişki olanağı sunarlar. Onlar belki bizi tanıyacak kadar yeterince uzun bir süre çevremizde dolaşırlar. Onlar şiddet kullanarak değil, sevgi yoluyla bizim savunmamızı ve direncimizi kırabilirler. İşte ego bizim bunu görmemizi istemez. Erişilebilir olan insanlar ego için korkutucudurlar. Onlar egonun kalesini tehdit ederler. Bizim onlara çekiliş duymayışımızın nedeni, aslında bizim ulaşılabilir olmayışımızdır.
MARIANNE WILLIAMSON
Sevgiye Dönüş Kitabından

Kaynak: Charlot Gabayın sayfasından alınmıştır

LİMONLARI KESİN, ARASINA DOĞAL TUZ KOYUN ve YATAK ODANIZDA BAŞ UCUNUZDA BEKLETİN… BU, HAYATINIZI DEĞİŞTİRECEK

limon-kaya-tuzu-odada-635x3201

 

LİMON TUZ İLE ETKİLEŞİME GİRİYOR, ORTAMA SÜPER BİR FERAHLIK SAĞLIYOR…
Limon ruh halinizi yükseltiyor, depresyon ve anksiyete bozukluğunun tedavisinde önerilir.
Odanızdaki Limon’un Hünerleri
Limonun arasını keserek açın, içerisine doğal tuz serpin ve ister cam kavanoz içerisinde ister olduğu gibi odanızın bir köşesinde bekletin. (Varsa kaya tuzu kullanmanız önerilir)

★ En doğal hava spreyi. Odanızın görünümünü güzelleştirir, havasını daha taze hissedeceksiniz.
★ Daha iyi nefes almanıza yardımcı olacaktır. Bronşit ve astımı tedavi eder. Ayrıca, zihni dinlendirir ve iyi hissettirir.
★ Akşamdan kalmışlığı ve yorgunluğu giderir. Sabah dinç uyanmanızı sağlar.
★ Gün boyunca enerjiniz dolar. Deneyin, sonuçları yakında göreceksiniz.
★ Mutfaktaki kötü kokuları gidermek için ve havadaki mikropları öldürmek için de 1 aynı uygulamayı yapabilirsiniz.

Kaynak: Bilgi Doktoru

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Herkes kendi tercih ettiği şekilde yaşar Ama siz yine de bu hayat derslerine bir göz atın…

summer-karly-swing1

 

 

Herkes kendi tercih ettiği şekilde yaşar Ama siz yine de bu hayat derslerine bir göz atın Belki de kötü giden hayatınızı iyiye çevirebilecek bir ipucu vardır
* İyice tanımadan hiçbir insana bağlanma
* Bitmemiş ilişkilerin üzerine ilişki kurma, acı çeken sen olursun
* İyice soruşturup diğer insanların da haklı olabileceğini düşün
* Seni takmayanı sen de takma, konuşmayanla asla konuşma
* Güvenmediğin biriyle asla flört etme
* Yalanını yakaladığın kişinin düzelebileceğini düşünme
* İnsanlara doğru değer ver, haketmeyenleri sil
* Kimseye yalvarma
* Asla dönüp de arkana bakma
* Sır tutmasını bil
* Dostlarının yeri ayrı, sevgilinin yeri ayrı Sevgilin için dostlarını, dostların için sevgini satma
* Hakettiğin sevgiyi alamadın mı? Kendini üzme, sorun sen değilsin
* Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut
* Bir ilişkiyi kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz,
iki damla gözyaşı için asla yumuşama
* Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et
* Seni dinleyip anlamaya niyeti olmayanlarla tartışma
* Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme
* Eğer verdiğin o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme
* Dostun olacak insanları bazı kriterlere göre belirle
* Kendini öven insanlardan kaç
* Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma
* Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma
* Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorlarsa onların öğütlerini gözardı etme
* Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üzerine sıçrar

* Gözyaşlarının değerini bil Onları haketmeyenler için harcama
* Sana bahşedilen zekayı kullanmayarak Allah’a hakaret etme!
* Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma
* Kendini sev
* Alkol alınca kontrolünü yitirenlerle asla tartışma
* Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma
* Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakârlık yapma
* İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil
* Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme
* Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme
* İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma
* Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sonsuz gibi görünen bir yolda yürüyen bir gezgin hakkında eski bir hikaye vardır.

15965917_1799349753648371_5665370402145721783_n1

AFFETMEK Mİ? 😦
Gezginin Hikayesi
Sonsuz gibi görünen bir yolda yürüyen bir gezgin hakkında eski bir hikaye vardır.
Bu gezgin, sırtına her türlü yükü yüklemiş. Sırtında ağır bir kum torbası, göğsünde içi dolu bir su kabı taşıyormuş. Sağ elinde garip şekilli bir taş, sol elinde iri bir kaya parçası varmış. Boynunda kötü bir ipe bağlanmış, eski bir değirmen taşı asılıymış. Ayak bileklerine bağlanmış ağır paslı zincirleri tozlu kumda sürüklemekteymiş. Başının üstündeki yarısı çürümüş bir kabağı yürürken dengelemeye çalışmakta, kötü talihinden ve kendisine eziyet veren elbiselerinden şikayet etmekte ve oflaya puflaya adım adım yürümekteymiş.
Tam öğle sıcağında yolda bir çiftçi ile karşılaşmış. Çiftçi ona;
– Hey yorgun gezgin, elindeki bu taşı ve kayayı niçin taşıyorsun? diye sormuş.
– Onları taşımak budalalık, diye cevap vermiş gezgin. Fakat şimdiye kadar bunları taşımanın budalalık olduğuna dikkat etmemiştim. Sonra taşı ve kayayı yolun kenarına atmış, kendini hafiflemiş hissetmiş.
Biraz daha gittikten sonra gezgin başka bir çiftçi ile karşılaşmış.Çiftçi ona sormuş;
– Ey yorgun gezgin, niçin başının üstünde bu yarısı çürümüş kabağı taşıyorsun ve niçin ayak bileğine bağladığın şu paslanmış ağır zincirleri sürüklüyorsun? Gezgin;
– Bunları bana gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim. Kendime nasıl eziyet ettiğimin farkına değilim, deyip zincirleri çıkartmış ve kabağı yolun kenarındaki bir hendeğe atmış.
Yeniden kendini daha da hafiflemiş hissetmiş. Fakat yürüdükçe yine ıstırap çekmeye başladığını fark etmiş.
Tarladan geçen üçüncü bir çiftçi gezgini gözlemlemekteymiş ve ona seslenmiş;
– Ey iyi adam, sen sırtında çok ağır bir kum torbası taşıyorsun fakat biraz ileride istemediğin kadar kum var ve taşıdığın şu büyük su kabı ile çölü geçmeyi mi düşünüyorsun? Gittiğin yolun kenarında, biraz sonra göreceksin, çok temiz suları olan bir dere var ve bu dere yol boyunca akmaya devam etmektedir.
Bunu işitince gezgin, su kabını açmış ve kabın içindeki tatsız suyu yola dökmüş. Yoldaki bir çukura da kum çuvalındaki kumları boşaltmış.
Orada sessizce durmuş ve batan güneşe bakmış. Güneş ona son ışıklarını gönderiyormuş.
Gezgin kendine bakmış ve boynuna asılmış olan değirmen taşını görmüş; – Demek benim öne doğru eğik durmama sen sebep oluyorsun, demiş. İpi çözmüş ve değirmen taşını nehrin içine mümkün olduğu kadar uzağa atmış.
Yüklerinden kurtulmuş olarak akşamın serinliğinde kalacağı eve doğru yürümeye başlamış.
Peki siz?
Bir kum torbası taşıyor musunuz veya eski bir değirmen taşı ya da paslı ağır zincirler ve yarısı çürümüş su kabağı? Tüm bunları sırtınızda taşımaya devam ediyor musunuz?
Şimdi karar sizin. Ya onları atarsınız ve yolunuza devam edersiniz ya da tam tersi..
Yaşamınızda hiç bağışlamadığınız insan var mı?
Size geçmişten kurtulmanızı öneririm. Onlar sizi bağışlamasa bile siz onları bağışlayın…
Ergin BEŞİKÇİOĞLU

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yüzyılın fotoğrafçısı Ara Güler’e soruyorlar; ‘Sen ne marka makineyle fotoğraf çekersin?’ diye…

16266033_1523833234312112_7086814449248318184_n2

Yüzyılın fotoğrafçısı Ara Güler’e soruyorlar; ‘Sen ne marka makineyle fotoğraf çekersin?’ diye. Şöyle cevaplıyor büyük Usta:
Fotoğraf makineyle mi çekilir? Şimdi en iyi, en gelişmiş daktilo bende olsa en büyük yazar ben mi olurum? Roman daktiloyla mı yazılır?..
Arkadaş, (gözleriyle kalbini göstererek) fotoğraf burayla; burayla çekilir. Ben Singer dikiş makinesiyle bile fotoğraf çekerim! Şunlara bak. Alıyorlar Leica’yı, Canon’u, Nikon’u ellerine, yola düşüyorlar. Bir köylü mü gördüler. Dur! İki şipşak, tamam.. Koyun sürüsü mü gördüler. Dur! İki şipşak, tamam.. Çadır mı gördüler. Dur! İki şipşak, tamam…
Ben bir çobanın fotoğrafını çekeceksem, onunla oturmalıyım, birlikte yemek yemeliyim, gece çadırında kalmalıyım.. Onu tanımalıyım. Fotoğrafını ancak ondan sonra çekebilirim..
Fotoğraflar Ara Güler

Nane yağını ayağınıza püskürtün, 10 dakika içinde bebekler gibi uyuyun!

55e859ef0bc1a110527be877fff0c2eb1

Rahat bir şekilde uykuya dalmak için her yöntemi deniyor ve başaramıyorsanız bir de doğal yöntemlerimizi deneyin! Eğer siz de uyku problemi çekiyorsanız bu yazımızı mutlaka okuyun.

Uykusu sürekli bölünen ve aralıksız bir uyku uyuyamayanlar bu yazımız tam size göre. Uyumak için ayran, süt veya ılık bir banyo yapmayı tercih edebilirsiniz fakat bu yöntemler uzun süre uyumanızı sağlayamaz

Malzemeler; Lavanta Yağı 10 damla kadar

Nane Yağı 10 damla kadar

Papatya yağı 10 damla kadar

Uygulanması; Bu yağları eşit bir şekilde Karıştırıp bir sprey şişesine doldurun.Bu karışımı ayağınıza püskürtün ve yatağınıza uzanın.10 Dakikada rahatlayıp mışıl mışıl uyuyacaksınız. Not: Bu yağlar bedeninizi rahatlatarak sakinleşmenizi sağlayıp uykuya dalmanıza yardımcı olacaktır.

nane_yagini_ayaginiza_surun_10_dakika_icinde_bebekler_gibi_uyuyun_h103765_44ad51

Uykusuzluk sorunu hastalıkların habercisi olabilir!İyi bir uyku için: Düzenli bir uyku programına bağlı kalın.

Hafta sonu ve tatillerde bile, sabahları aynı saatte kalkın.

Gün içinde kısa uykulardan kaçının.

Yatmadan iki saat önce stresli aktivitelerden ve ağır idmanlardan kaçının.

Günün erken saatlerinde düzenli egzersiz yapın.

Yatak odanızın karanlık, sessiz ve serin olmasına dikkat edin.

Gerekirse kulak tıkacı ve göz maskesi kullanın.

Eğer uyuyamıyorsanız yatak odanızdan çıkın, başka bir odaya gidin.

Kitap okuyun ya da sessiz ve rahatlatıcı bir şey yapın.

Kahve, çay veya diyet hapı gibi kafein, tein içeren şeylerden uzak durun.

Kaynak: Sağlık Haberleri

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Size UYGUN Olumlama Cümleleri NASIL OLusturursunuz?

1385077_445600242208404_309626973_n1
Söz büyüdür. Bu nedenle kullandığınız her sözcüğün niyetinizle, varmak istediğiniz noktayla ilgili olmasına özen gösterin. Ağzımızdan çıkan en küçük bir söz bile tüm vücudumuza, tüm evrene yaydığımız bir emirdir. Dolayısıyla odaklandığımız düşünceler ve sıkça ağzımızdan çıkan sözler bir süre sonra bizim gerçekliğimiz olmaya başlar.
Bugüne kadar kim bilir size neler söylendi? Sadece öyle söylendi diye hiç denemeden, farkında bile olmadan kabul ettiğiniz kim bilir neler var? Ancak bunların artık önemi yok. Önemli olan nasıl bir “siz” yaratmak istediğiniz. Hayal ettiğiniz yeni sizi yaratırken, kelimelerin, hedefinize uygun olumlama cümlelerinin gücünü unutmayın. Bu cümleleri boş kaldığınızda, araba kullanırken, uykuya dalmadan önce, sabah kalkar kalkmaz aynaya bakarak sık sık yüksek sesle tekrar edin. Ödev verilmiş bir ilkokul çocuğu gibi sayfalar dolusu yazın. Yazı evrenle yaptığınız bir sözleşmedir.
Sitedeki olumlama cümleleri her gün artacağından, her seferinde karşınıza yepyeni cümleler gelecek. Bu cümlelerden faydalanabilirsiniz. Ancak kendi olumlama cümlelerinizi yazmak isterseniz dikkat etmeniz gereken birkaç nokta var:
1. Olumlama cümleniz olumlu olsun! Yani Hasta olmak istemiyorum yerine Sağlıklıyım gibi tamamen olumlu kelimelerden seçilmiş kalıplar kullanın.
2. İstiyorum ifadesinden kaçının. Mutlu bir hayat istiyorum demek yerine Mutlu bir hayata sahibim deyin. Evren onaylayandır. İstiyorum dedikçe istemekle kalırsınız. Sahibim dediğinizde tüm hücreleriniz o andan itibaren mutlu bir hayata sahip olduğu komutunu alır ve size bunu yaşatmaya başlar.
3. Cümleler hedefinizi net içersin. Zayıflıyorum gibi sonunun nereye gittiği belli olmayan cümleler kullanmayın. Eğer muhakkak zayıflamakla ilgili bir cümle kurmak istiyorsanız, varmak istediğiniz hedef kiloyu da içine koyarak 55 kilodayım, hatta 55 kiloda olduğum için şükürler olsun deyin.
4. Belirsiz ifadelerden kaçının. Kurduğunuz cümle herkes tarafından anlaşılabilecek basitlikte olsun.
5. Cümlelerinizi gelecek zaman yerine şimdiki zaman veya geniş zaman kipinde kurun. Çok mutlu olacağım demek yerine Çok mutluyum deyin. Gelecek zaman kipi yaşamak istediğiniz durumu her zaman daha ileri bir zamana öteler. Böylece hiçbir zaman o durumun içinde olamazsınız.
6. Olumlamalarınız başka insanlar hakkında değil kendiniz hakkında olsun. Bana saygı göstersin demek yerine, saygı görmeyi hak ediyorum deyin.
7. Cümlelerinizi yumuşatabilirsiniz. Kendimi olduğum gibi kabul ediyorum şeklinde ilk başta ikna olmakta zorluk çektiğiniz cümleleri kendimi olduğum gibi kabul etmeye niyet ediyorum/ hazırım/ başlıyorum, kendimi olduğum gibi kabul etmeyi öğreniyorum şeklinde yumuşatın. Zamanla bu cümleleri kabul ediyorum şeklinde değiştirirsiniz.
Japon Dr. Masaru Emoto suyun, söylenen sözlere, hissedilen duygulara, gösterilen görüntülere ve dinletilen müziğe göre nasıl bir değişim gösterdiğini birbirinden muhteşem su kristali fotoğraflarıyla gözler önüne seriyor. Vücudumuzun 4’te 3’ünün su olduğunu düşünürseniz, ağzınızdan çıkan her sözle önce kendinize sonra çevrenize neler yaptığınızı daha iyi anlayabilirsiniz.
Hayatınızı değiştirmek istiyorsanız mutlaka kullandığınız cümleleri de değiştirin ve olumlama cümlelerini bol bol kullanarak ruh halinizi daha olumluya çekin.
Olumsuz cümleleri şimdiki zaman kipinde değil, geçmiş zaman kipinde söyleyin: İlişkilerim kısa sürüyor yerine Bugüne kadar ilişkilerim hep kısa sürdü deyin. Böylece kendinizi bütün yeni ihtimallere açarsınız.
Olumlama cümlelerini kullanırken, aynı zamanda harekete de geçin: Artık her gün “zenginim” diyorum, yakında zengin olurum. Bu yanılgıya düşmeyin. Sadece zihininizi yeniden programlamanız yetmez. Hedeflediğiniz duruma doğru adım da atmalısınız. Bir aksiyon planı oluşturmalı ve harekete geçmelisiniz.

alintidir

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »