Fıstık ezmesi ve mentol ile yapılan koklama testi alzheimer riskini ortaya koyuyor.

fistik-ezmesi1

 

 

Alzheimer olup olmadığınızı anlamak için bir çay kaşığı fıstık ezmesi yeterli. Bilim adamları, koku testi ile alzheimer riskinin tespit edilebileceğini açıkladı. Bu testi mentol, fıstık ve sabun ile yapmak da mümkün.
ABD’nin Florida Üniversitesi McKnight Beyin Enstitüsü Koku ve Tat için Merkezi’ndeki araştırmacılar; hastalığın erken dönemlerinde insanların sol burun deliğinden koku alamayınca alzheimer’a yakalanma risklerinin arttığını açıkladı. SABAH gazetesi Didem Seymen’in haberine göre koku alma merkezinin bozulması alzheimer işareti olabilir..
ÖNCE SOL HEMİSFER ETKİLENİR
Fıstık ezmesinin keskin kokusu nedeniyle bu test için en ideal madde olduğu ifade ediliyor. Yapılan testlerde alzheimer hastalarının burnun sol tarafında yapılan 20 santim testinde kokuyu alamadıkları görüldü. Araştırmacılar bu durumu “Alzheimer hastalığında ilk etkilenen sol hemisferdir. Daha büyük bir dejenerasyon gösterir” diyerek açıkladı.

 

Koklama eksikliği beyin hasarı sonucu
Doç. Dr. Serdar DAĞ (nörolog): Koklamadaki eksiklik beyin hasarından kaynaklanıyor. Demans yani bunama beyin hasarı ile oluşan bir hastalıktır. Alzheimer demansın bir türüdür ve beyin hücrelerinde tam bilinmeyen nedenlerden dolayı ilerleyici veya kalıcı hasar oluşur. Bu hasarlı dokuların içinde koku algılamasına yardımcı hücreler de vardır ve o hücreler de zarar görür.
SEN DE KENDİNİ TEST ET, İLERDE OLUŞABİLECEK ÇAĞIN HASTALIĞI “ALZHEİMER” HASTALIĞINDAN KORUN

Stres Ve Kaygılarınızdan Beş Dakikada Kurtulmak İsteyenler… Mutlaka Okuyun…

nefesssss1

 

 

Stres ve kaygıyı günde sadece birkaç dakikalık egzersizle yenebilirsiniz. Uzmanlara göre, bebekler ve çocuklar karından nefes aldığı için mutlu ve kaygısız. Yetişkinlerin stres ve kaygıdan uzak sakin ve huzurlu olabilmesinin yolu yeniden çocukken olduğu gibi karından nefes almaktan geçiyor.
Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Defne Kaya, doğru nefes alma ve vermenin yalnızca vücudun ihtiyacı olan yeterli oksijeni almanın yanı sıra sakin ve huzurlu olmaya da yardımcı etiğine söyledi.
Doç. Dr. Defne Kaya, “Bebek ve çocuklar daha sıklıkla karından nefes alıp verirler. Onların mutlu, kaygısız, neşeli ve stressiz olmalarının sebebi de budur. Ergenlikle birlikte göğüs solunumu yapmaya başlarız. Bu da karın solunumunun elimizden alınması anlamına gelir” dedi.

6 adımda doğru nefes tekniği
Doç. Dr. Defne Kaya, doğru nefes almak için yapılacakları ise şöyle sıraladı:
Elinizi karnınıza koyun. Burnunuzdan aldığınız nefesle karnınızı şişirin. Korkmayın ne kadar şişerse o kadar iyi olacaktır. Tamamen şiştiğini düşünüyorsanız, karnınızdaki havayı ağzınızla ıslık çalar gibi yavaşça verin.
Başlangıçta dört saniyede aldığınız nefesi sekiz saniyede vermeyi deneyin. Süreyi ikişer kat artırarak devam edebilirsiniz.
Karnınızdan nefes alıp vermeyi öğrendiyseniz bu egzersizleri ayakta, sandalyede otururken, sırtüstü yatarken de yapabilirsiniz. Bunu yaparken nefes alıp vermenizi engelleyecek kıyafetleri tercih etmeyin.
Eğer sırtüstü yatıyorsanız, kollarınızı hafifçe yana doğru alınız. Bacaklarınızı düz de tutabilirsiniz dizlerinizi de bükerek ayaklarınızı yere koyabilirsiniz.
Eğer oturuyorsanız, kollarınızı sandalyenin kenarına koyunuz. Ayaklarınız tam olarak yerde ve sandalye sırtınızı destekleyecek şekilde gevşek pozisyonda egzersizleri yapın.
Ayaktaysanız, ayaklarınızı kalçanızın genişliğinde açın ve her iki bacağınıza eşit ağırlık verin.

Kaynak: İndigo

NEGATİF ENERJİYİ YOK EDEN KARIŞIMIN YAPILIŞI

sunu121

 

 

Evinizin her yerine bir bardak su içinde tuz ve sirke koyun. 24 saat sonra sonucuna şaşıracaksınız!
Evde stresli ve agrasif mi oluyorsunuz? Evde sürekli gerginlik ve tartışma ortamından şikayetçi misiniz? O zaman tam size göre bir yöntemimiz var. Üstelik 24 saatte etkisini gösteriyor.
Negatif enerji nedir?
Negatif enerjiler sizi, ailenizi, evcil hayvanlarınızı, hatta etrafınızdaki bütün nesneleri etkileyen şok dalgaları yayar. Yapılan araştırmalarda bu kötü enerjiden kurtulmanın etkili bir yolu bulundu.
Bu yöntem ile evinize tekrardan huzur gelecek ve yaşam kaliteniz artacak. Uykularınız düzene girecek. Sabahları yorgun kalkmak gibi şikayetleriniz azalacak ve bütün vücudunuz sağlığına kavuşacak
Kötü enerjiyi yok eden karışımın yapılışı
Bir tatlı kaşığı tuzu yarım çay bardağı sirke ile karıştırın ve bir su bardağının içine dökün, üzerini de su ile tamamlayın. Bu karışımı gün içinde evin en çok zaman harcadığınız yerlerine koyun. Yatak odası, oturma odası, mutfak vb odalara koymak en mantıklısı. Bardakta suyun seviyesini aklınızda tutun çünkü belirli aralıklarla bu seviyeyi kontrol edeceksiniz, eğer fazla taşmış ve sıvı seviyesi çok azalmışsa üzerine su ekleyerek seviyeyi tamamlayın.
Hazırladığınız karışımın seviyesi sabit kalana kadar bu bardağı evin farklı yerlerine koymaya devam edin. Bu karışım negatif enerjiyi ve kötü enerjiyi evden uzak tutar ve içine çeker. İlk etkilerini 24 saat sonra göstermeye başlayacak ve birkaç gün sonra bütün etkilerini görmeye başlayacaksınız.
Unutmayın: Cam bardağı koyduğunuz yerler odanın görünmeyen kısımları olmalıdır. Böylece kötü enerjiyi daha verimli şekilde absorbe eder. Haberi paylaşarak daha fazla insana ulaştırmayı unutmayın. Sağlıklı günler dileriz
Kaynak: Karbonat

Herkes yakınlıktan korkuyor. Bu karmaşık bir sorun, çünkü herkes yakınlık istiyor..

osho-on-osho_i-am-not-serious1

 

 

Herkes yakınlıktan korkuyor. Bu karmaşık bir sorun, çünkü herkes yakınlık istiyor.. Herkes yakınlıktan korkuyor; bunun farkında mısın, değil misin, o ayrı bir konu. Yakınlığın anlamı kendini bir yabancının önünde açığa vurmaktır. Ve hepimiz yabancıyız; kimse kimseyi tanımıyor. Kendimize bile yabancıyız çünkü kim olduğumuzu bilmiyoruz. Yakınlık seni bir yabancıyla yanyana getirir. Bütün savunmaları bırakman gerekir ancak o zaman mümkündür yakınlık. Ve korkuyorsun; eğer savunmaları, maskeleri bırakırsan kim bilir o yabancı sana ne yapacak ? Bin türlü şey saklıyoruz; sadece başkalarından değil, kendimizden de. Çünkü her türlü baskı, çekingenlik ve tabuyla hasta düşmüş bir insanlık tarafından yetiştirildik. Korkuyorsun; o yabancıyla aranda biraz savunma, biraz mesafe tutmak sana kendini daha güvenli hissettiriyor. Ya senin zaaflarını, kırılganlığını, incinebilirliğini sana karşı kullanırsa ? O insanla otuz kırk yıl birlikte yaşamış olsan bile farketmiyor, yabancılık hiç kalkmıyor ortadan.
Herkes yakınlıktan korkuyor.
Bu karmaşık bir sorun, çünkü herkes yakınlık istiyor, aksi halde bu evrende yapayalnızsın; arkadaşsız, sevgilisiz, güvenip yaralarını açabileceğin hiç kimse olmadan. Yaralar da açılmazlarsa iyileşmezler. Gizlendikce daha tehlikeli olur, kansere dönüşürler.
Yakınlık bir temel ihtiyaç; herkes onun özlemini çekiyor. Bir taraftan karşındaki insanın sana yakın olmasını, savunmaları bırakmasını, kırılganlığını ve yaralarını göstermesini, maskelerini ve sahte kimliğini bırakıp çıplak kalmasını istiyorsun. Öbür taraftan da yakınlıktan korkuyorsun; yakın olmak istiyorsun ama kendi savunmalarını bırakmıyorsun. Dostlar, sevgililer arasındaki çelişkilerden biri bu : Kimse savunmayı bırakıp çıplak ve içten olmak istemiyor, ama herkes yakınlık istiyor.
Eğer baskıları ve yasaklamaları bırakmazsan – ki bunların hepsi sana dinlerin, kültürün, toplumun, anne-babanın, eğitimin armağanı – kimseyle yakın olamazsın. Ve adımı senin atman gerekiyor.
Eğer hiç baskı ve yasağın yoksa yaran da yok demektir. Eğer basit ve doğal bir hayat yaşandıysa yakınlık korkusu da olmaz. Sadece iki alevin birleşmesinden doğan harika bir neşe duygusu vardır. Bu birleşme insana büyük bir mutluluk ve doyum verir. Ama işte bu yakınlığa ulaşabilmek için önce kendi evini baştan aşağı temizlemen gerekiyor.
Ancak meditasyonla yaşayan bir insan yakınlığın olmasına izin verebilir. Saklayacak bir şeyi yoktur. Başkasının öğrenmesinden korkabileceği her şeyi kendiliğinden bırakmıştır. Sadece sessizlik ve seven bir kalp vardır onda.
Kendini herşeyinle kabul etmelisin. Kendini herşeyinle kabul etmezsen başkasının seni kabul etmesini nasıl beklersin ? Herkes seni suçladı bugüne kadar ve sen de kendini suçlamaktan başka bir şey öğrenmedin. Bunu gizlemeye devam ediyorsun; başkalarına gösterilmesi hoş olmaz bunun. Biliyorsun, içinde çirkin şeyler gizli, kötü şeyler gizli, hayvanlık gizli. Eğer bakışını değiştirmez ve kendini varoluşun içinde bir hayvan olarak kabul etmezsen…
İngilizcedeki karşılığı “animal” olan bu hayvan kelimesi kötü bir şey değil; “anima” kökünden geliyor. Tek anlamı var: Canlı olmak. Canlı olan herhangi bir kimse hayvandır. Ama insana hep şöyle dendi : “ Sen hayvan değilsin; hayvanlar senden çok daha aşağıda. Sen insansın.” Sahte bir üstünlük duygusu aşılandı sana. İşin gerçeği, varoluşta üstünlük ya da aşağılık yoktur. Varoluş için her şey eşittir; ağaçlar, kuşlar, hayvanlar , insanlar. Varoluşta her şey olduğu gibi kabul edilir, aşağılama yoktur.
Eğer kendi cinselliğini koşulsuz kabul edersen, insanın ve dünyadaki her varlığın kırılganlığını da kabul edersin. Hayat her an kopabilecek bir pamuk ipliğidir… Bunu kabul ettiğin anda bütün sahte egoları bırakırsın; Büyük İskender olmayı, Muhammed Ali olmayı; anlarsın ki, herkes kendi sıradanlığında güzel, herkesin zaafları var; bu da insan doğasının bir parçası, çünkü insan çelikten yapılmış değil. Çok kırılgan bir vücudun var. Haytını sadece oniki derecelik bir ısıaralığında sürdürebilirsin. Onun latına ya da üstüne çıktığın anda öldün demektir. Ve vücudun bunun gibi bin bir tane sınırla kuşatılmış durumda. En temel ihtiyaçlarından biri, sana ihtiyaç duyulması. Ama kimse şunu kabul etmek istemiyor: “ İhtiyaç duyulmak, sevilmek, kabul edilmek benim temel ihtiyacım.”
Böyle oyunlarla, ikiyüzlülüklerle yaşıyoruz; bu yüzden yakınlık korkuya yol açıyor. Göründüğün şey değilsin. Görüntün sahte. Bir aziz gibi görünebilirsin ama içinde bütün arzuları ve özlemleriyle bir insan var.
İlk adım kendini herşeyinle kabul etmek. Bütün insanlığı delirten o geleneklere rağmen. Kendini her şeyinle kabul ettiğin anda yakınlık korkusu da kaybolacak. O zaman saygınlığını, büyüklüğünü, egonu, dindarlığını, azizliğini kaybetmen mümkün değil; hepsini kendiliğinden bıraktın çünkü. küçük bir çocuk gibisin, tamamen masum. Kendini açabilirsin, çünkü içinde sapkınlığa dönüşmüş çirkin baskılar yok. Hissettiğin her şeyi gerçek ve içten olarak ifade edebilirsin. Ve eğer sen yakın olmaya hazırsan, karşındakinin yakın olmasına da yol açabilirsin. Senin açıklığın onun açık olmasını kolaylaştırır. Senin içtenliğin, onun içtenliğine, masumluğuna, güvenine, sevgisine, açıklığına izin verir.
Saçma fikirlerle kafeslenmiş durumdasın ve eğer birine yakınlaşırsan onun tüm bu saçmalıkları fark etmesinden korkuyorsun. Ama biz kırılgan varlıklarız; tüm varoluşun en kırılgan varlıkları. İnsan yavrusu tüm hayvan yavruları içinde en kırılgan olanıdır. Diğer hayvan yavruları anne-babasız, ailesiz de hayatta kalabilir. Ama insan yavrusu anında ölür. Ve bu kırılganlık bir suçluluk sebebi değildir; bilincin en yüksek ifadesidir. Gül kırılgandır; taş olmadığı için. Taş yerine gül olduğu için insanın kendini kötü hissetmesine gerek yok.
İki insan yakın olduklarında, artık yabancı olarak kalmazlar. Diğerinin -belki herkesin- de senin gibi zayıflıklarla dolu olduğunu görmek güzel bir deneyimdir. Herhangi bir şeyin ifadesi ne kadar yüksekse, o kadar kırılgandır. kökler çok güçlüdür ama çiçek o kadar güçlü olamaz. Bütün güzelliği de o kadar güçlü olmamasındadır. Sabah yapraklarını güneşe açar, bütün gün rüzgarla, yağmurla, güneşle dans eder, akşam olunca da yapraklarını dökmeye başlar. O artık yoktur.
Güzel ve değerli olan her şey çok anlıktır. ama sen her şeyin kalıcı olmasını istiyorsun. Birini seviyorsun ve söz veriyorsun: “Seni hayatım boyunca seveceğim.” Aslında çok iyi biliyorsun ki, yarından emin olamazsın; sahte bir söz veriyorsun. Bütün söyleyebileceğin şu : “ Şu anda sana aşığım ve sana her şeyimi veriyorum. Bir sonraki an hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Nasıl söz verebilirim? Beni affet.”
Ama sevgililer her türden yerine getirilemez şeye dair birbirine söz verir. Sonra hayal kırıklığı çöker, mesafe büyür; arkasından kavga, çekişme, savaş ve daha mutlu olması beklenen hayat, bitmez tükenmez bir sefalet haline gelir.
Yakınlıktan korktuğunu fark edersen, büyük bir aydınlanma olabilir bu. Eğer içine bakar ve bütün o utançları bırakıp, doğanı -olması gerektiği gibi değil- olduğu gibi kabul edersen, bir devrim olabilir. Ben hiçbir “ gereklilik” öğretmiyorum. Bütün gereklilikler insan zihnini hasta ediyor. insanlar “olmak” halinin güzelliğini, doğanın muhteşem büyüsünü keşfetmeli. Ağaçlar “On emir” hakkında hiçbir şey bilmiyor, kuşlar kutsal kitaplardan haberdar değil. Sadece insan kendine böyle sorunlar yarattı. Kendi doğanı suçlayarak bölünüyorsun, şizofren oluyorsun.
…..

Yakınlık kalbin kapılarının sana açık olmasıdır; içeri girip konuk olabilirsin. Ama bunu ancak, bastırılmış cinselliğin çürütmediği bir kalple yapabilirsin. İçinde sapkınlıklar kaynamayan, doğal bir kalple. Ağaçlar o kadar doğal, çocuklar kadar masum. O zaman yakınlık korkusu olmaz.
Benim yapmaya çalıştığım bu: Bilinçaltındaki, zihindeki yükleri atmana, sıradan olmana yardım etmek. O zaman istediğin kadar yakın dostun, yakın ilişkin olabilir çünkü hiçbir korkun olmaz. Herkesin okuyabileceği açık bir kitap olursun. Saklanacak bir şey olmaz.
…..
Bir sürü farklı yüzün var. İçinden birşey düşünüyorsun, dışından başka şey söylüyorsun. Organik bir bütün değilsin.
…..
Yakınlıkla, sevgiyle, kendini insanlara açarak zenginleşirsin. Ve eğer derin bir sevgiyle, derin dostlukla, derin yakınlıkla, bir sürü insanla birlikte yaşayabilirse, doğru yaşadın demektir. Ve bundan sonra nerde olursan ol, sanatı öğrendin artık, orda da mutlu yaşayacaksın demektir.
Eğer basit, sevecen, açık, samimiysen, etrafında bir cennet oluşur. Eğer kapalıysan, sürekli savunma halindeysen, birini zihnini okuyup rüyalarını, sapkınlıklarını öğreneceğinden korkuyorsa, cehennemde yaşıyorsun demektir. Cehennem senin içinde; cennet de öyle. Onlar bir takım coğrafi bölgeler değil, senin ruhsal alanların.
Kendini temizle. Meditasyon, zihinde biriken saçmalığı temizlemekten başka bir şey değildir. Zihin sessizleştiğinde ve kalp şarkı söylemeye başladığında -hiçbir korku olmadan ve muhteşem bir coşkuyla – yakınlığa da hazır olacaksın. Yakınlık olmadığı zaman, burada, yabancıların arasında yapayalnızsın. Yakınlık olduğunda dostların ve seni sevenlerle çevrilisin. Yakınlık harika bir deneyim. İnsan onu kaçırmamalı.
* OSHO